Translate

Dionysos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dionysos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2014 Perşembe

NOEL BABA / SANTA CLAUS / NARDUGAN / CHRiSTMAS ....







Hollanda'daki Sinterklaas ve yardımcısı “Zwarte Piet” her yıl 5 Aralık’ta İspanya’dan gelir, etrafta gezinir, çocuklarla konuşur , dertlerini, dileklerini dinler ve hediyelere boğar. Zamana ayak uydurmuş ve değişime uğramıştır. Hiç sorgulanmaz, halbuki bu geleneğin arkasında farklı bir hikaye yatar.


Aziz Nicholas ve Myra:

Aziz Nicholas, İmparator Konstantin döneminde ( 324-337) Myra'da piskopos olarak görev yapmıştır. Çocukları koruma, sevindirme, denizcileri kurtarma, kayıp eşyaları bulma, fakirleri doyurma, parasız olanları evlendirme, gelecekten bilgi verme gibi pek çok mucizesi anlatılagelir. Mucizeleriyle ünlenen St. Nikolaos, Likya kenti Patara'da doğmuş ve 343 yılında 6 Aralık'ta Demre'de vefat etmiş ve oraya gömülmüştür. 

MS.808’de Arap istilacılar mezarı yok etmek ister, ancak başka bir rahibin mezarını dağıtırlar.  1087'ye gelindiğinde ise Haçlı seferleri başlamıştır ve bir grup İtalyan tüccar, mezarını açarak, ağır kokulu mür içinde korunan kemikleri yağmalayıp Bari kentine götürürler. 1997 yılında Türkiye resmi bir başvuru yapıp, Aziz Nicholas'ın kemiklerinin iadesini ister. Lakin İrlandalı tarihçi Philip Lynch kemiklerin Bari'den İrlanda'ya taşındığını söyler , buna istinaden de Avrupalı tarihçiler nerede olduğunu tartışmaya başlar. Ama bu teorinin hiçbir gerçekliği yoktur. Amaçları azize sahiplenmek olarak gözükse de, iade etmek istememelerinden de kaynaklanıyor olabilir. Yani hala Türkiye dışındadır.


Türkler ve Nardugan:

Tanrı Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturur , geceyi, gündüzü ve güneşi yönetir. Bir çok uygarlıkta görüldüğü gibi gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece, gündüzle savaşır ve gün geceye galip çıkar. Güneşin tekrar dorukta olmasına da “Yeni Doğum” denir, yani Türk kültüründeki  Nardugan  "Doğan Güneş" Bayramı'dır. Ülgen aynı zamanda ateşi de getirmiştir, aynı Prometheus gibi, ateşin ışık olması gibi...Kendisine bir de Beyaz bir Kısrak kurban edilir...

 "Bu kavram ve sembollerin tamamı eski Türk Kültüründen alınmadır. Eski Türk Kültüründe “Ülgen” diye uhrevi varlık kavramı vardır. Ülgen, Tanrısal bir varlıktır. İyiliğin sembolüdür. Onun karşısında ki şeytani varlık ise “Erlik” tir...Eski Türk efsanelerine göre,  kaftan giymiş ihtiyar Ulgen, evin çatısına kadar yükselen muazzam çam ağacının bittiği bölgede bulunmaktadır. O, tüm mevsimlerde bembeyaz uzun sakalı ve kaftanı ile dolaşır ve 25 Aralık’ta eski Türkler, Ülgen’e dualar eder.

Türkler Gök Tanrı inancını kabul ettikten sonra dahi, 25 Aralık’ı yılın en büyük bayramı-Tanrı’nın doğuş günü olarak kutlamışlardır. Avrupa’ya giden Hunlar da 25 Aralık tarihini bayram olarak kutluyordu. Türklerin bu milli bayramı, daha sonra Batı Kültürüne geçti ve Hıristiyanlaştı. Netice itibari ile 25 Aralık’ta Türkler, Ülgen’i beklerlerdi. "

Noel Baba Geleneği - Prof.Dr.Erhan Arıklı - detaylı:


Bir de Dionysos / Bacchus vardır, Anadolu'ludur, Doğuludur kendisi, Yunan tanrı panteonuna sonradan girmiştir, bu yüzden Zeus'tan ikinci kez doğurulmuştur, kabullenilsin diye. Anatanrıça Kybele'nin himayesi altındadır. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü sabana koşan” tanrı olarak da anılır. 25 Aralık'ta bir bakireden doğmuş, Titanlar tarafından öldürülmüş, 25 Mart'ta tekrar dirilmiştir. 25 Aralık ışığın geceye zaferi ise 25 Mart'ta Baharın uyanışı, Nevruz'dur.  Mart'ın 21.günü Bahar ekinoksu'dur ve 25 Aralık Türklerde nasıl kutsal bir günse, 21 Mart'ta yılın ilk günüdür....Hepsi de tanıdık değil mi. Bakire'den doğma, ölme ve tekrar dirilme...sembollerinden asma, leopar, keçi, aslan, yılan ve boğa...

İmparator Konstantin zamanında İznik'te toplanan birinci Ekümenik Konsül, halkı  Hıristıyanlığa yakınlaştırmak için, güçlü bir kültü bulunan ve 22 - 25 Aralık'ta güneşin doğumu için yapılan Dionysos  kutlamalarını, İsa'nın doğumu olarak 24 Aralık'ta kutlama kararını alır, buna da "Noel Bayramı" derler. Batı kilisesi ise  25 Aralık'ta kutlar, ki Hz.İsa'nın doğumu, sünneti, vaftizi bazı kiliselerde hala 6 Ocak'tır!...

Diğer yandan Nisan ayında kutladıkları Paskalya Bayramı'da Nevruz'dur...Hz.İsa'nın yeniden diriliş  haftasıdır. Direkler süslenir, ateşler yakılır.  Ve diğer Müslüman ülkelerde olmamasına rağmen sadece Türkiye'de kutlanan "Kutlu Doğum Haftası" ise bazı kötü niyetli çevrelerce Paskalya Haftasıyla aynı haftaya denk getirilmiştir, ki bunu özellikle bir "kişiye" bağlayamak isteyenlerde vardır. Müslümanlar için şirktir bu, dini temeli olmayan bid'at'tır.. (detaylar için bkz.Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş)


Biz yine Noel Baba'ya dönelim,

Haçlı seferleri ile batıdan gelen hıristiyanlar Anadolu’da karşılaştıkları bir çok gelenek ve görenekleri ülkelerine götürmüşlerdir, ki Avrupa aslında bu gelenek ve göreneklere de yabancı değildir. İskit, Hun, Kıpçak gibi Türk boyları ile gelenek ve görenekler zaten Avrupa'dadır. İskandinav'yada tanrı ve ata sayılan Odin, Şaman inancındaki at kurban etmek, at ile uçmak, göğe yükselmek gibi  8 bacaklı uçan beyaz atı Sleipnir ile, çocuklara hediyeler ve şekerlemeler dağıtır. Güneş gibi parıldayan bir gözü vardır, Ülgen gibi o da bilgedir, zaferi getirendir, yeryüzüne ve gökyüzüne hakimdir, Ülgenin elindeki yıldırımlar gönderen yayı gibi, Odin'de bir yıldırımlar tanrısıdır.  Elindeki mızrak ise bilgelik uğruna hayat ağacından kopardığı bir daldır. Büyücülüğü ve Şamanizmi de simgeler. Odin ve halkı  As Türklerindendir.

Germenler ise 21 Aralık'ta kötülüğü kovalar , ışığı selamlar. Bu ritüel İskit ve Hunlardan onlara geçmiştir. "Işık" Sol İnvuctus'tur , Helios'tur, Apollo'dur, Aplu'dur, Ra'dır,  Ülgen'dir, Odin'dir....ama aynı zamanda Hz.İsa'da bir Işıktır....Yenilmez Güneş'tir O.  Noel ise Latince Natalis'ten gelir ve doğum, doğan, doğurulan ile ilgilidir, belki de kökeninde Nardugan vardır. Natalis Fransızca Noel olmuş ve dünyaya yayılmıştır. 

St. Nicholas'ın her yıl çocuklara hediye dağıttığını öğrenen ve Alsace’tan gelen Sebastian Brant isimli bir Fransız , 1494 te Noel gecesinde eşeğinin küfelerine doldurduğu yiyecek ve hediyeleri çocuklara dağıtmayı adet edinmiştir ve evinin penceresine astığı çam dallarını da elmalarla süslemeyi ihmal etmemiştir. Aslında yanlış meyveyi seçmiştir, onlar özünde Nar'dır. Nar hem meyve olarak bereketi, hem de kelime anlamıyla güneşi simgeler. Elma olsaydı  Havva ile Adem'i temsil ederdi, ki bazı kaynaklarda Elma yasak meyvedir, cennetten kovuluş sebebidir, kötülüğü simgeler. Eğer o elma ise çam ağacına asılamazdı, çünkü Hz.İsa, yeniden doğuş ve iyilikler ile bir tezat ortaya çıkar.

Eski Türk  inancında,  yerin göbeği sayılan ve yeryüzünün tam ortasında bir "akçam ağacı" denilen “hayat ağacı” vardır.  Dualar, yakarışlar tanrıya gitsin diye, ağacın altına küçük hediyeler, isteklerini dile getiren ikonlar konulur, dallarına çaput bağlanarak dilek dilenirdi. Dışarıda, açık havada gerçekleşen bu gelenek, içeriye taşınmış ve Çam ağacı kurma / süsleme geleneğine dönüşmüştür . Doğaya meydan okuyan, ölmeyen, yaprak dökmeyen Çam, ölümsüzlüğü simgeliyordu, göğe yakınlığı sebebiyle ucunda tanrı oturuyordu.  Ağaç süsleme geleneği Sümer/Kengerlilerde de vardı. Yani Hıristiyanlıktaki Noel Ağacıyla hiçbir ilgisi yoktu.


Ayrıca Türklerde ağaç kovuğundan türeme efsaneleri de mevcuttu. Mesela; "Uygur Türeyiş Destanı’ndaki ağaçtan türeme motifinde de ağacın kovuğu ana rahmine benzetilmiştir. Ağaçtan türeme ve ağacın ata formu olarak tanınması Türklerde çok eski bir inançtır. Kayın Ana Layin Ata, Türk sözlü anlatı geleneğindeki ana motiflerden birisidir." -Y.Kalafat ... ."Uygur destanlarının Çin rivayetine göre, gökten ağaca inen mucizevî ışık ile ağaç hamile kalır ve Uygurların atasını oluşturur."- Köprülü...Yani Ağaç kutsaldı....

Türk kültüründe bir de Ayaz Ata vardır, Soğuk Han'dır, Kış Babası'dır, kışın ortaya çıkar kimsesizlere ve açlara yardım eli uzatır. Torunu Kar Kızı, Kar Güzeli de hediyeler dağıtır. Tıpkı bugünkü Noel Baba gibi...


Avrupadayız yine:

Noel/Christmas, 15.yy. Avrupa'da yayılmaya başladığı yıllarda, Saint Nicholaas-Sinterklaas'a dönüşerek Hollandalılar arasında farklı bir geleneğe dönüştü. Hollanda'da çocuklar ayakkabılarını 5 Aralık’ta hazır eder, gerçek St.Nicholas’ın ölüm yıldönümü olan 6 Aralık’ta  hediyelerine kavuşurdu. Ayrıca bir zamanlar zenginlerden toplanan yardımlar da fakirlere ve yetimhanelere dağıtılırdı.

Sinterklaas'ın kıyafeti , bazı yönlerden üst düzey katolik piskoposların kıyafetine çok benzer. 33 düğmeli kırmızı bir pelerin giyer ve elinde ucu spiral şeklinde altından bir asası vardır. Düğmeler İsa’nın 33 yaşında çarmıha gerilmesini temsil eder - diğer yandan kırmızı Pelerin Toga'yı andırır ve elindeki asa da dahil hep Etrüsklerden geçmedir, asa, bilgelik ve sonsuzluk demektir.

Etrüskler hakkında: link   /  link




St.Nicholas/Sinterklaas Hollanda'ya İspanya'dan yardımcısı Zwarte Piet ile gemiyle gelir.

Hollanda ile İspanya arasında süre gelen "Tachtigjarige Oorlog" (1568-1648) Seksenyıl Savaşı'nda Katolik kilisenin bakısı çok yoğun bir şekilde hissedilir. 

Bu süreçte Vatikan , Latin Haçlı seferlerinde, haçlılar tarafından yağmalanmış Myra/Demre St.Nicholas'ın eşyalarına sahiptir ve tabii ki geleneği de öğrenmiştir. Bu aziz saydıkları kişiyi fakirler üzerinde kullanarak , protestan olan halkı katoliklerin yanına çekme girişimlerine başlarlar. Sinterklaas kutlaması Protestanlar arasında itirazlara sebep olur ve kaldırılmasını isterler. Hatta 1600'lü yıllarda bazı yerlerde ayakkabı koymak, Sinterklaas'ı hatırlatan eşyalarının satılması gibi şeyler yasaklanır. Martin Luther bile karşı çıkmıştır. Ama bir çok yerde, kamu alanlarında olmasa bile gelenek gizlice evlerde yerine getirilir. 1895' e gelindiğinde okullarda yasaklanması görüşülürken , 20.yüzyılın başında artık işler çığırından çıkmıştır ve herkes kutlamalara katılır.

Hollanda da köle ticareti, 1621'de Hollanda Batı Hindistan Şirketi'nin (WIC) kurulmasıyla başlar. WIC gemileri, başlangıçta hükümet izniyle savaşan korsan gemisi statüsüyle gönderilir ve İspanyol-Portekiz donanmasıyla savaşmak amacıyla sefere çıkar.

Hollandalılar, köle tüccarı ve sömürge gücü olarak Atlantik bölgesinde önemli siyasi oyuncu konumuna gelirler. 1730 yılına kadar WIC, köle ticaretinde Hollanda tekelini elinde tutar. Daha sonra, 1720 yılında kurulan Middelburg Ticari Şirketi, WIC'ye rakip olarak Rotterdam ve Amsterdam'da açtığı çeşitli köle pazarları ile köle pazarlayan en büyük Hollanda şirketi olur. Yaklaşık 1770 yılında, Hollanda köle ticareti yıllık ortalama altı bin köle nakliyle en yüksek noktasına ulaşır. Daha sonraki yıllarda bu sayı hızlı düşüşe geçer.

18.yüzyılın sonunda, köle ticaretine karşı muhalefet oluşmaya başladı. İngilizlerin baskısıyla 1814 yılında köle ticareti yasaklandı. Fakat Hollanda, Avrupa'da bu yasağı en son uygulamaya koyan ülkelerden biri olarak, ancak 1 Temmuz 1863 yılında kölelerin özgürlüğünü tanıdı.

1850'li yıllarda köleliğin bitirileceği söylentileri tabiki yayılmıştı. Eğitmen olan Jan Schenkman birkaç sene önce yazılmış olan …"beyaz saçlı, yaşlı bir adamın, ölüm döşeğinde kölesinin oğlunu azat ettiğini" anlatan bir hikayeden esinlenerek "Sint Nicolaas en zijn Knecht" (Aziz Nikolas ve onun Uşağı / hizmetlisi)  isimli çocuk kitabını yazdı.

Bu kitaptan sonra yazılmış yeni kitaplar ;  "Het feest van Sint Nicolaas" (Aziz Nikolas'ın bayramı)  ile "Pieter" (genelde erkek kölelere verilen ad: Pieter) , 1895 yılında da “Zwarte” Piet  ( Siyah Piet - Pieter'ın kısaltılmışı) Hollandalı çocuklarla tanıştırıldı. Sinterklaas’ın yardımcısı olan Piet, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra kalıcı bir yere sahip olmuştur. 

Hollandalılar, 80 Yıl Savaşları ile İspanyollardan ve Katoliklerden hoşnut değillerdir. Sinterklaas ile Zwarte Piet beraberce, kutlamalar için İspanya’dan gemiyle gelir. Hem Katolik kilisesinden hem de İspanyollardan intikamlarını almışlardır.

Zwarte Piet köleliği temsil eder ve bunu İspanyollara yamayarak, "Köle ticareti yapan biz değiliz, onlar" diyerek, her ne kadar dünyada köle ticaretinde ilkler arasında yer alsalarda, kendi geçmişlerini yeni nesile aktarmazlar ve  İspanyolları küçük düşürürler ve başlarında da Katolik kıyafetler içinde bir beyaz vardır, o da "efendiyi" temsil eder. Bugün içinse ırkçılık olarak algılandığından kaldırılması düşünülüyor, hatta bazı yerlerde Piet figürü tamamen ortadan kaldırılmıştır. 


Sinterklaas’ın Amerika’ya gidişi:

1620'lerde Avrupa'dan ABD’ye yerleşmek için gelen "koloniler" aylarca süren yolculuktan dolayı yorgun, hasta ve aç bir şekilde karaya çıkarlar. Kızılderililer onları karşılar, yiyecek verir, hindi avlamasını, mısır ekmesini öğretir.  Lakin, 1637 de Massachusset Koloni Valisi John Winthrop Kızılderililer ile savaşıp güvenli bir şekilde dönen adamları için Şükran Günü kutlaması yapar, ki silahlarını bırakmış, hıristiyanlığı seçmiş 600-700 erkek, kadın ve çocuk Yerliyi öldürülmüşlerdir. 

Bayramın kökeni ilk başlarda Kızılderili ve ilk kolonicilerin ortak düzenledikleri bir hasat yemeği olarak görülse de, günümüzde Kızılderili unsurlardan ayrışarak, yalnız aile ve tanrıya adanan bir hal almıştır. Bunun yanında "Şükran Günü" Kızılderililer için bir YAS Günü'dür.


Hindi, Amerika'daki Şükran Günü'nün (Thanksgiving Day) geleneksel yemeğidir ve “hindi “ geleneği Avrupa ‘daki “domuz ” geleneğini bastırarak yerini alır. 1863 yılında Başkan Lincoln Şükran gününü ulusal bayram olmasını önerir, ancak bu öneri yıllar sonra, 1941 yılında ulusal bayram olarak ilan edilir ve Kasım ayının son perşembesinde kutlanır. 


17.yüzyılda Hollandalıların Amerika'ya göçmesiyle Sinterklaas geleneği de onlarla birlikte buraya yerleşmiştir. Amerikalılar 1776 da İngilizlere karşı "bağımsızlıklarını" kazandıktan sonra, Avrupa kültürünü bir kenara bırakıp kendi kültürlerini yaratmak istediler ve bir çok şeyi “Amerikanlaştırdılar”. Bunlardan biri de Sinterklaas  yani  Santa Claus geleneği idi. 

Noel kutlaması ile Sinterklaas birleştirilerek “Santa Klaus” yani “Noel Baba” yaratıldı ve İspanya’dan değil Kuzey Kutbundan geliyordu.!   Amerikalıların buradaki amacı "Kuzey Kutbunda hak iddia etme" savaşıdır.

Zwarte Piet’ler Amerikan İç Savaşını hatırlattığı için Elf’lere, cücelere dönüştürülmüştür. Kasım ayının son haftasında Şükran Günü kutlaması sebebiyle 5 Aralık çok yakın bir tarih olduğundan, ayrıca kendi kültürlerini yaratma arzusundan dolayı Noel Baba 24 Aralık gecesine taşınmıştır. Hem Noel ile İsa’yı anarlar, hem de Santa Klaus ile çocukları “Dini Bayram” a alıştırırlar. 

19.yüzyıla gelindiğinde Amerika ve Kanada’da Santa Klaus hakkında hikayeler , şiirler, yazılar çoğalır ve ulusal olarak kutlanmaya başlanır.

İsveç asıllı Amerikalı sanatçı Haddon Sundblom, 1930'larda Coca Cola firması için, 1822'lerde yazılmış bir kitaptan esinlenerek, bir ikon hazırlar ve bugünün Santa Claus görüntüsünü yaratır, popüler olur. Burada bir pazarlama taktiği de vardır. Santa Claus sevilen bir figürdür, böylece Coca Cola'da pazarını büyütür. Bazı yerlerde söylenildiği gibi de onu bulanlar cocacolacılar falan değildir. Yani, Amerika'ya ilk kez Hollandalı göçmenler getirmiştir , 1930 yılından sonra ise Noel Baba'yı Cocacola firması kullanmaya başlamıştır. 

Adı bile Hollandaca Sinterklaas'tan Santa Claus'a dönüşmüştür. Sint/Sinter Aziz demektir, ki Klaas'ta Nicholas'tan devşirmedir. Noel Baba'nın Hollandaca ismi ise Kerstman'dır ve Christus' tan gelir . Sinterklaas 5 Aralık'ta kutlanırken, Kerstman 24-25 Aralık'ta kutlanır.  Amerikalıların Noel Babası  Avrupa'ya geri gelmiş ve Kerstman olmuştur. 


Noel’in ekonomik yönünün, 1950’lerden bu yana gittikçe önem kazanması, anlamını kaybedip ticari bir anlam kazanması kilise tarafından endişeyle karşılanmaktadır.  Noel bugün nüfusunun yüzde 60'ından fazlası tanrıya inanmayan İngiltere, Fransa gibi ülkelerde bile coşkuyla kutlanmaktadır. Hatta Müslüman ülkelere bile sıçramıştır. Hristiyan çevreler ise Noel'in bir alışveriş ve hediye bayramı haline gelmesinden, çocukların Noel Baba'ya, İsa'dan daha fazla önem vermesinden kaygı duymaktadırlar. 

Çocuklarımızın bilinç altında bıraktığı etki ise çok daha büyüktür !



Mutlu ve Sağlıklı Yıllar Dilerim
SB.








ek: 
Myra / Demre Aziz Nicholas gezginlerden anı:

“ Aziz Nicolaus hazretleri kilisede hemen öne çıkan bir figürdür. Aziz’in Anadolu’da Myra’daki türbesinden aldığım topraktan küçük bir miktarın şimdi yanımda bulunmaması ne yazık! Papaz için çok uygun bir armağan olabilirdi ”

(Charles Robert Cockerell, 1812, İtalya’da Mezzojuso adlı Arnavut köyünde). 



“ Aziz Nikolaos’un Myra’daki mezarı, sayısız hac yolculuğunun merkezi oldu, ve Osmanlılar da ona dualarında yer vermeyi ihmal etmediler. Bazı Latinler, gizlice Likya kıyısına gelerek Myra’da ve manastırda Müslümanların baskısından kimse kalmadığını anladıktan sonra,  St.Nikola’nın gömülü olduğu Syon Manastırı’na gelmişler ve orada mezarın bekçiliğini yapan inzivaya çekilmiş üç kişi bulmuşlar ve ‘Eski Roma’nın Papa’sı tarafından gönderildiklerini, orada gömülü olan şahsa yaraşır bir şekilde emniyet altına alınması amacıyla oradan taşınması için görevlendirildiklerini’ söyleyip, bunları kandırarak ve para vererek mermer lahdi kırıp açmışlardı. Lahdin içinde yine mermerden bir kavanoz bulmuşlar ve bunun yarısına kadar temiz, yağa benzer bir madde varmış. Kısacası iskeleti çok temiz bir sandığa koyarak 20 Nisan 1087 tarihinde oradan götürdüler”

(M.Charles Texier, 1833 – 1834). 
gezginler Prof.Nevzat Çevik'ten alıntılanmıştır.














26 Mart 2014 Çarşamba

Ariadne (Ariane) ile Dionysos




Etrüsk - MÖ. 4.yy


Minos'la Pasiphane'nin kızı olan Ariadne, Girit'e Minotauros'la çarpışmaya gelen Theseus'u görür görmez ona tutulmuş. 

Minotaurus'un bulunduğu bin bir dehlizli Labyrinthos mağarasında kaybolmaması için eline bir yumak iplik vermiş. Theusus da karışık ve karanlık dehlizlerden ilerledikçe yumağı açıp ipliği yere bırakıyormuş. Canavarı öldürdükten sonra çıkış yolunu ona bu iplik göstermiş. Sonra da Ariadne'yi kaçırıp Naksos adasına varmışlar.

Ama Theusus kızı o adada bırakıp gitmiş, bir gece kız uyurken gizlice kaçmış. Ariadne uyanıp bakmış ki adada yapayalnız, ama üzülmeye vakti olmadan tanrı Dionysos gelmiş, kızın güzelliğine vurulmuş ve onu alıp Olympos'a götürmüş.

Düğün hediyesi olarak Ariadne'ye Hephaistos'un yaptığı altın bir taç vermiş, sonra da taç gökte bir yıldız olmuş.

Theusus'un hikayesinde ise , dönüşte Ariadne'yi kaçırdığını ama tanrı Dionysos'un emriyle Naksos adasına bıraktığı anlatılır.



Corona Borealis- Ariadne'nin tacı






___



8 Nisan 2013 Pazartesi

ANADOLULU DİONYSOS





Dionysos : 

İşte ben, Zeus'un oğlu Dionysos, Kadmos'un kızı Semele'nin yıldırım dolu şimşekler içinde doğurduğu tanrı, Thebai toprağına ayak basıyorum. Tanrılığımdan soyunup insan suretine girdim... 

Ben Lydia'nın altın ovalarından geliyorum. İran'ın güneşten kavrulan kırlarını, Bakkha'ların uzun surlarını; Media'nın buzlarla örtülü topraklarını, saadet diyarı Arabistan'ı, tuzlu denizin kıyılarında uzanan bütün Asya ülkesini, Barbarlarla Hellen'lerin karışık yaşadığı, güzel hisarlarla süslü şehirleri dolaştım. 

Oralarda korolarımı topladım; dinimi, ayinlerimi öğrettim; şimdi kendimi Hellen'lere tanıtmak istiyorum. Hellen toprağında Bakkha'ların keskin çığlıklarıyla çınlattığım, kadınlarının çıplak vücutlarını ceylan postlarıyla sarıp ellerine thyrsos'u, sarmaşıklı asayı verdiğim ilk şehir Thebai oldu....

Bakkhalar korosu:

Asya topraklarından geldim, yüce Tmolos'u aştım, tanrımız Bromios uğrunda durmadan, yorulmadan koşuyorum ,
Euhoi diye bağırarak Bakkhos'un şerefine.

Kim o, yolda gezen? Kim o, kim o, yolda gezen?
Çekilsin herkes damının altına, temizleyip kapansın bütün ağızlar;
Şimdi ben, Euhoi sesleriyle Dionysos'u kutluyorum.
Ne mutlu bahtı açık olana, ne mutlu tanrıların sırlarına erene!
Hayatını temizleyip günahlardan ruhunu Bakkhos'a verene!
Yıkayıp bütün kirlerini dağlarda Tanrının delisi olana!
Ne mutlu, yoluyla kutlayana Kybele anamızın cümbüşlerini;
Ne mutlu, Tyrsos'u sallayarak başına sarmaşıklı çelengi takarak 
Dionysos'un ardından gidene!

Haydi, Bakkha'lar, durmayın,
indirin Bromios'u Phrygia dağlarından;
getirin Dionysos'u, tanrı babanın tanrı oğlunu,
Hellen ülkesinin mutlu şehirlerine.

O tanrılar ki bu, anası, eski bir zamanda,
doğum sancıları içinde, çarpıldı Zeus'un yıldırımlarına;
can verdi düşürüp karnındakini.
O zaman Kronos'un oğlu Zeus
aldı düşen çocuğu, görmesin diye karısı Hera,
sokup kendi baldırına altın kancalarla kancaladı.
Sonra, Moira'lar vakti doldurunca
Zeus doğurdu boğa boynuzlu tanrıyı;
başına bir çelenk taktı yılanlardan.
Onun için Mainad'lar yılanları toplar, saçlarına örerler.

Ey Thebai, Semele'yi besleyen toprak,
takın artık sarmaşık çelenklerini
Açılsın çiçekleri, açılsın
güzel meyveli yeşil saparnanın!
Bürün yapraklarına meşelerin, çamların!
Giyin benek benek ceylan postunu,
süslen ak koyunların yününden örgülerle,
yansın elinde narteks'lerin sönmez ateşi!
Yakındır yeryüzünün korolarla coşup taşması.

Bromios geliyor, olaylarıyla, dağdan dağa,
Dionysos delisi kadınların
gergeflerini, mekiklerini bırakıp
kaçtıkları dağlara.
Ey karanlık diyarı Kureta'ların,
Girit'te Zeus'un doğduğu kutsal mağaralar,
orada icat ettiler, benim için,
üç sorguçlu miğfer giyen Korybant'lar
çembere gerilen deriyi,
Orada karıştı coşkun davul sesleri
Phrygia kavallarının tatlı nefeslerine.
Korybant'lar davulu Rhea anamıza verdiler
Bakkha'ların çığlıkları arasında gümbürdesin diye.
Onu coşkun Satryr'ler Ana Tanrıçadan aldılar,
sesini korolara karıştırdılar,
Dionysos'a hoş gelen Trieterit bayramlarında
Koşmak ne güzel, dağlarda
Bakkhos alaylarının ardından!
Sarılıp gezmek benekli ceylan postuna,
serilip yatmak toprağa!
Yakalayıp boğazlamak yaban tekelerini.
Kanlarını içmek, çiğ çiğ yemek etlerini!
Euhoi! diye bağırınca Bromios.
atılmak Lydia'nın, Phrygia'nın dağlarına!
O zaman yeryüzünde derelerde süt akar,
derelerde şarap akar, bal akar;

Yükselir sanki yerden,
Lübnan buhurunun dumanları.
Bakkhos, elinde kızıl alev saçan narteks,
Sihirli gür saçları rüzgârda,
koşturur peşinden dağlara düşmüş koroları.
Ve haykırır ruhları coşturan sesiyle:
''Hey Bakkha'lar, koşun,
koşun Bakkha'lar !
Irmağından altın akan Tmolos'u
şenlendiren kadınlar!
Kutlaym Dionysos'u
derin gümbürtülü davullarınızla;
Euhoi sesleriyle çağırın Euhios tanrıyı!
Phrygia'dan kopup gelen güzel çığlıklar
karışsın, sizi dağdan dağa koşturan
kavalların tatlı seslerine".
O zaman Bakkha, sevinç içinde,
sıçrar, çayıra giden bir tay gibi
anasının ardından; atılır bir ok gibi ileri....

....

İlkçağda Yunan denilen varlıkla Akdeniz çevresindeki uygarlık topluluğuna bir yenilik gelmiş olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu olaya geçen yüzyılda bir ad da takıldı, Yunan mucizesi dendi. Mucize gibi gerçeküstü bir terim kullanılması, bu olayın nedenlerinin de, kökenlerinin de o zamanlar pek aydınlanamamış olmasından, kısacası bilgi yoksulluğundan gelmekteydi. Yunandan kalma yapıtların, özellikle yazıt anıtlarının çokluğu, bunların Batı uygarlığının bir başlangıcı diye karşımıza çıkması ve gerek doğa, gerekse insan üstüne düşüncesinin o günden bugüne kesintisiz olarak süregelmesi bu olayın bir başlangıç sayılmasına yol açmış, bilimi bir çeşit yetinmeye götürmüş, bir çeşit coşku ile asıl yolu olan inceleme, daha öncesini arama ve anlama çabasından saptırmıştır. 

Ne var ki o gün bugün çok ileri gidilmiş ve elde edilen bulgularla olayın hiç de mucize olmadığı, akılla algılanabilecek tutarlı tarihsel bir süreç olduğu anlaşılmaya başlanmıştır. Bilimin de bugün asıl coşkusunu yaratan neden, mucizeyi aydınlatmak yolunda sayısız ipuçlarının hemen hepsinin Anadolu topraklarında bulunması, aydınlığın bir kez daha "Anadolu" denilen güneşin doğduğu ülkeden gelmiş olduğunu gösterir.

Friedrich Nietzsche'nin "Tragedyanın Doğuşu" adlı eserinde yaptığı Yunan varlığı üstüne yorum bugün de geçerlidir sanıyoruz. Yalnız tragedyada değil, ilkçağın Yunan denilen yaratıcılığında birbirinden ayrı iki öğeyi ayırmak doğru olsa gerek: Bu yaratıcılık iki tanrının simgelediği iki karşıt varlığın birleşmesinden doğmuştur. Bu iki tanrı da Apollon'la Dionysos'tur. 

Apollon aydın, durgun, ölçülü gücü simgeler, ışıktır, doğayı görme, varlığı akılla algılama ve akıl yetisine dayanan yöntemlerle biçimlendirme gücü ve yeteneğidir, Apollon plastik sanattır, ama aynı zamanda da öngörmedir, anlama ve kavramadır, ışığın doğayı bir projektör gibi aydınlatıp karanlık kalan sırlarını çözümlemesidir.

Ama bu güç, insanı bir seyirci ve bir taklitçi olmaktan da ileri götüremez, yaratıcılık insanın doğaya bir başka türlü coşkuyla karışmasını şart koşar, karanlık güçlerin gizemine ermesini. İşte bu gücü de Dionysos, şarap tanrı simgeler. 

Dionysos doğanın kendisi değil, bir ana tanrıça değil de, insana doğayla birleşmeyi sağlayan bir araçtır sanki. İnsan için düşünülmüş, yaratılmış bir tanrıdır. Nitekim insan
dişisinden doğmadır, insana karışır ve insan çilesini çeker, taki taşkın gücünün ne denli bir nimet olduğunu anlatabilsin insana. 

Dionysos'un doğudan geldiğini, Anadolu'dan çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile getirir. 

Nietzsche'nin Yunan varlığına özgü en şaşırtıcı yapıtı saydığı tragedyayı bağışlayana kadar akla karayı seçmiştir bu tanrı. Ama Apollon, durgun akıl gücü, bütün dalları ve bunları esinleyen perileriyle Apollon öz Hellen varlığı sayılırdı, Nietzsche'nin de bundan şüphesi yoktur herhalde.

Delphoi tanrısı Apollon bunca bilicilik merkezleri, tapınakları ve efsaneleriyle özbeöz Yunan, yani Yunanistan kökenliydi. Bu yanlışlığı bilim , Homeros'tan başlamak üzere metinleri iyice okumamış olduğu için işlemiştir. Arkeolojinin katkıları da eklenirse, gerçeğin gün ışığına yakında çıkacağı umulur.

Dionysos'a Yunanca "Eleutheros", hür, özgür, özgürlük veren sıfatı takılmış, Roma dininde de Latince adı, tam da bu anlama gelen Liber olmuştur.


(Apollo da Yunanca bir kelime değildir.)

Azra Erat - Mitoloji sözlüğü

...

Lahitte: 
Dionysos panterlerin çektiği arabada, 
Aslanla beraber Herkül
Filler, zürafa, Satyrler ve Nympler
Üst kısımda ise Dionysos'un doğumu var .


***



DÜNYADA AKLA DEĞER VEREN YOK MADEM,
AKLI AZ OLANIN PARASI ÇOK MADEM,
GETİR ŞU ŞARABI, ALIN AKLIMIZI ;
BELKİ BÖYLE BEĞENİR BİZİ EL ALEM ! 
Hayyam


***