Translate

TUNCELİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TUNCELİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2014 Çarşamba

KOÇ HEYKLELLERİ / MEZARTAŞLARI


Koç - Koyun Heykelli Mezar Taşları 

Koç koyun-heykelleri ile balbalların kadim Türklere ait bir gelenek olduğunu Altaylar'daki koç-koyun ve balbal heykelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan Borisenko ve Khudhakov, tarafından "Sibirya Sempozyumu'"nda "Sibirya'da Eski Eserler" adlı bildiride şöyle ifade edilmiştir.:

"İnsan ve hayvanların (koç,koyun,aslan,at) taştan yontulmuş heykelleri eski Türklerin ana eserlerindendir.
Bunun gibi anıtlar ilk defa 1722'de D.G.Messerschmidt ve F.I.Strahlenberg tarafından Minusinsk bölgesinde bulunmuştur. Ayrıca Strahlenberg bunların Minusinsk Tatarların kültü olduğunu ifade eder.

Çin kaynakları da koç, koyun, at ve insan heykellerini MÖ.1000 ila MS.1000 yılları arasında tarihlendirerek bu eserlerin eski Türklere ait olduğunu belirtirler."


Dr. Mustafa Aksoy.
PDF   /   PDF








SUMER MÖ.2200-2000


Koç Başı - SUMER MÖ.3500-3100 Metropolitan Müzesi



KUDÜS 


KUDÜS
IN THE EARLY TIMES PALESTINE WAS NOT SEMITIC BUT TURANIAN

What disturbed me, as it had done others, was the necessity of accounting for the supposed influence of various populations, particularly of the Semitic population in Palestine.

In various papers these names in Palestine were proved to be identical with those in Asia Minor, Greece, Italy and Spain. 

The clear evidence of Genesis is that the early population of Palestine was not Semitic but TURANİAN, and as we have lately found, allied to the populations of Khita class in the regions already cited...






















FRİG DÖNEMİ - ALACAHÖYÜK MÜZESİ


GORDİON / FRİG DÖNEMİ (İSKİTLERİN BİR KOLUDUR)


BAYBURT KOÇ HEYKEL 

Bayburt , inşaat kazısından çalınan Koç Başlı Mezar Taşı, kaybolduğundan ölçüleri alınamamıştır. Eser 15-16. yüzyıllara aittir. Bu tür eserler Akkoyunlu ve Karakoyunlu döneminde mezar taşı olarak yapılmışlardır. Taştan yapılan eserin bacakları bitişik olup ön bacaklarının üzerinde kabartma şeklinde asılı kandil motifi bulunmaktadır. Baş kısmı kırıktır. 


KOÇ BAŞLI PARA MÖ. 6.YY - Auriol Hazinesinden


KOÇ BAŞLI PARA MÖ.470-460 Auriol Hazinesinden


IĞDIR


Myeongneung / KORE


MUŞ


HAKASYA TÜRKLERİ - Okunevskaya kültürü MÖ.2BİN Minusinsk bozkırları


HAKASYA TÜRKLERİ - Okunevskaya kültürü MÖ.2BİN Minusinsk bozkırları


İSKİT VEYA MEDLER DÖNEMİ MÖ.7.6.YY-Reza Abbasi Museum Tehran, Iran




VAN


VAN


HİTİT , MÖ.2BİN

 TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR ÜZERİNDE YENİ ARAŞTIRMALAR 
Dr. MUSTAFA SELÇUK AR 






ÇİN TÜRK KURGANLARI/PİRAMİDLERİ VE KOÇ AT VE BALBAL/TAŞBABA





ÇİN - Museum of Beijing 






Anadolu’da Koç Heykelli Mezar Taşlarının Tarihi

Koç heykelli mezar taşları, Anadolu’da ilk defa 7. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. 7. yüzyılda Ermeni tarihçi Moisey Kagankatvasî** tarafından yazılan “Ağvan Tarihi” adlı kaynakta Doğu Anadolu ve Azerbaycan arazisinde yurt tutmuş topluluklar şu şekilde anlatılmaktadır:

“Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup, taştan koç, at vb. heykeller yontmakta usta idiler. En büyük ilahlarına Han Tanrı derler”

Görüldüğü üzere yukarıda sayılan bütün hususiyetler, Türklere âit olan özelliklerdir. Söz konusu kaynakta sözü edilen Türk boyu, tarafımızdan yapılan araştırmada Sabir Türkleri olarak tahmin edilmiştir. Bu topluluğu Hazar Türklerinden görenler de vardır.

Bu mezar taşlarının 7. yüzyılda yani daha İslâmiyet’in bölgede yayılmadığı dönemlerden itibaren üretilmeye başladığı düşünülürse bunların bir kısmının üzerinde Hıristiyanlığı sembolize edilen işaretlerin bulunması son derece doğal karşılanmalıdır.

Sabir Türklerinden sonra bölgede yerleşen ve koç heykelli mezar taşı yontan bir diğer Türk boyu Arap tarihçilerinin Kıpçak dediği Kuman Türkleri olmuştur. Kıpçaklar Anadolu’ya 3 göçle yerleşmişlerdir. Birincisinde 10. yüzyılda Bizans devleti tarafından Arap akınlarına karşı sınır boylarına yerleştirildiler. İkincisi 1118-1195 yılları arasında oldu. Ortodoks mezhebini benimseyen Kuman Türkleri, önce Gürcistan’da yoğunlaştılar, ardından Kür ve Çoruh boylarına ve Çıldır gölü çevresine yerleştiler. Buradan da daha güneye Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Karadeniz’in güneydoğu kıyılarına indikleri anlaşılmaktadır. Çünkü bölgede hâlâ koç heykelli mezar taşlarına “Kıpçak mezarı” ya da “Kuman mezarı” denilmektedir. Üçüncü Kıpçak göçü ise 1239-1240 yılları arasında Trabzon’a oldu. Trabzon krallarının en sekçin birliklerini savaşçı Kıpçak Türkleri teşkil ediyordu.

Kıpçaklardan sonra Oğuz Türkleri, Anadolu’ya adeta akın etmeye başladılar. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hâkimiyet kuran Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinin etkisi büyük oldu. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlu Devleti’nin mührü açık şekilde görülmektedir. Bölgedeki birçok tarihî eser Akkoyunlu döneminden kalmadır. Bölgede bulunan koç heykelli mezar taşlarının Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinden kaldığına dair genel bir kanı da bulunmaktadır.

Yapılan araştırmalarda Anadolu’muzun birçok yerinde koç heykelli mezar taşlarına rastlanmıştır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonucunda Tunceli, Erzincan, Erzurum, Sivas, Bingöl, Diyarbakır, Malatya, Muş, Erciş (Van), Bitlis, Ağrı, Kars, Iğdır, Reşadiye (Tokat), Akşehir (Konya), Afyonkarahisar, Artvin, Rize, Yüksekova (Hakkâri) ve Bayburt illerinde koç heykelli mezar taşları tespit edilmiştir. Ancak koç heykelli mezar taşları, genel olarak Iğdır-Erzincan ile Van-Rize arasında yoğunlaşmakta, en çok bulunduğu yer ise Tunceli olarak karşımıza çıkmaktadır.

.
Toplumların geçiş dönemleri doğum, evlilik ve ölüm olmak üzere 3 başlık altında incelenmektedir. Bütün toplumların kültürel yaşamında geçiş dönemleri, renkli törenlere sahne olmakta, her toplulukta değişik maddî kültür unsurları üretilmektedir.

Zazaca konuşan Alevîlerde de, bu geçiş dönemleri ile ilgili birçok tören ve maddî kültür unsurları bulunmaktadır. Bu yazıda başta Tunceli olmak üzere Erzincan, Erzurum, Muş ve Bingöl illerinde yaşayan ve Zazaca konuşan Alevî topluluklarında görülen koç, koyun, dağ keçisi ve at heykelli mezar taşları incelenmiştir.

Ali Rıza ÖZDEMİR
Zazaca Konuşan Alevîlerde Koç Heykelli Mezar Taşları makalesinden LİNK





** ek bilgi Elesger Siyabov Bey'den geldi. "Moisey Kagankatvatsi ermeni deyildi,Azerbaycanin guzey kisminin böyük bir erazisini ehate eden bir cografiyada uzun yillar var olmus ve kökenin esasen hristiyan türklerin olusturdugu Alban ve ya Agvan devletinin tarihini yazmis orta cag tarihcisi idi,sadece onun yazdigi Alban tarihi eseri orijinali kayb olmus bizim günümüze o eserin ermeni diline tercüme olunmus varianti gelib catmisdir."







Ve bölücüler Koç taşlarına bizim diyor! 
Eğer sizinse Türksünüz, 
Ama bölücülük yapmak istiyorsanız, bilinki o kültür size ait değil !
SB.






BİR KİTAP
 " DAŞBABA" - Prof.Dr.FİRUDİN AĞASIOĞLU




TAŞ AT Kyūshū /JAPONYA


TAŞ AT Tainan şehri / TAYVAN


ALTAY OVALARINDA BİR TAŞBABA, AND KADEHİ İLE





TÜRK KÜLTÜRÜ



13 Ekim 2012 Cumartesi

KÜRTÇÜLÜK VE TARİHSEL GELİŞİMİ 2





RIZA ZELYUT - DERSİM İSYANLARI ve 
SEYİT RIZA GERÇEĞİ


Dünyanın hızla yeni bir savaşa sürüklendiği ,Hatay’da çatışmaların başladığı 1937’de; Tunceli (Dersim) bölgesinde başlatılan ama kökü 1920’deki Koçkırı ayaklanmasına kadar uzanan isyanın sebebi neydi?  O projenin arkasında hangi Kürtçü/Kürdistancı örgütler vardı? Seyit Rıza kimdi; isyanların Alevilikle ilgisi bulunuyor muydu? Tunceli’nin kültürel kimliği neydi? Dersim ayaklanmalarını; bu ayaklanmayı çıkartanların ve yürütenlerin belgelerini temel alarak ve Tunceli bölgesini de inceleyerek yazdık.





“Dersimliler, beni dinleyin; başınızda bir felaketin dolaştığını görüyorum.” 1916- Hacı Bektaş postnişini, Çelebi Cemalettin Efendi


"Tunceli’de Alevilik eğitimi de veren okullar açalım.” , 1926 - Mustafa Kemal ATATÜRK





“İngiltere Hükümeti’ne, Türk hükümeti; Dersim bölgesine girmeye kalkışmıştır. (…) Kürtler, bu olay karşısında silaha sarıldılar. Ben ve yurttaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.” 
1937- Dersim Generali Seyit Rıza

“Ben Türk ordusuna tek kurşun atmadım” , Seyit Rıza (Yakalandıktan sonra) 

“İntikam!.. Kürdistan denilen yıkık anayurdun kurtarılması için. İntikam!... Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının (Türk’ün) pis vücutlarından Kürt vatanını temizlemek için.” Dersimli Baytar Nuri  (Seyit Rıza’nın akıl hocası) 

“Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Bugün Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden, kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.”  29 Temmuz 1937 tarihli Komüntern'in yayın organı Rundschau.





Rıza Zelyut, “Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği” adlı eserinde bölgedeki aşiret reisleri ve ağalarının o dönemde yaptıkları PROPAGANDALARDAN bazılarını şöyle ifade eder:


“- Dersim’deki kadınlar gündüz kocalarının, gece askerin olacak,
- Elazığ halkevinde yaptıkları gibi, kadınlarla erkekleri birlikte toplayacaklar; sonra da mumları söndürecekler,

- Evlerin bir giriş bir de çıkış kapısı olacak, iki kapıda da polis bekleyecek; sizlerin bütün kazandıklarınız elinizden alınacak.

- Ekmek, odun, hatta keçilere toplayacağınız meşe yaprakları bile izin kağıdına (vesika) bağlanacak, bunların vergisini vereceksiniz ” . 





İngiliz Devlet Arşivlerinden Gizli Belgelerle Kanıtlıyoruz: Dersim'de Zehirli Gaz Kullanılmadı :


Türkiye'ye yöneltilen suçlama; özetle şöyledir: 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1937 yılında, "Seyit Rıza" nın başını çektiği Dersim isyanını kanla bastırmış; yöre halkını kundaktaki bebeklerine, hamile ka dınlarına, yaşlılarına varıncaya dek meydan lara toplayıp üzerlerine ağır makinalı tüfeklerle kurşun yağdırarak ve de zehirli gaz kullanarak soykırıma uğratmış; bir bölümünü de maden ocakları vs. çalış tırmak amacıyla sağ bırakıp çalışma alanlarına sürmüş, buralardan ayrılmalarını yasaklamıştır. Bu işgal, ilhak ve soykırım; 1937-1938 yıllarında Cumhurbaşkanı Atatürk'ün, Başbakan İnö nünün, Başbakan Ce lalBayar'ın, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın, General Abdullah Alpdoğan'ın buyruklarıyla, şun yağdırarak Türk Ordusu tarafından gerçekleş tirilmiştir............İhsan Sabri Çağlayangil


(Cumhurbaşkanı Yardımcısı), Muhsin Batur (Genelkurmay Başkanı) gibi Türkiye Cumhuriyeti devlet adamları, uygulanan soykırımın tanıkları olup, yıllar sonra yayınlanan anılarında "Dersim'de zehirli gaz kullanılarak 7'den 70'e soykırım yapıldığı"nı ikrar ve itiraf etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, soykırım suçundan dolayı uluslararası yargı organlarınca yargılanmalı; o tarihteki devlet yöneticileri soykırım suçlusu olarak damgalanmalı, adı "Tunceli'ye dönüştürülen beldenin "Dersim" olan önceki adı geri verilmeli; geçmişte yapılan bu soykırım için özür dilenmeli, topraklar kendilerine geri verilip tazminat ödenmeli; "Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı" (özerklik, bağımsızlık, vs.) tanınmalı, "Dersim"in 1937-1938 öncesi özgür, bağımsız, demokratik yönetim yapısına yeniden kavuşmalıdır...


Bu suçlamaların gerçeğe aykırılığını, Bütün Dünya dergisinin, Ocak 2010, Ocak 2012 ve Şubat 2012 sayılarında yayımlanan "Dersim Dersi" başlıklı yazılarımla kanıtlayarak göstermiştim.


İngiliz Devlet Arşivlerinin gizli belgelerinden, gizliliği kaldırılarak internet üzerinden araştırmaya ve telif hakkı ödenerek yayınlanmaya açılan belgelerde yaptığım araştırmada; "Dersim'de Zihirli Gaz Kullanıldı" suçlamasının gerçeğe aykırı ve iftiradan ibaret olduğunu kanıtlayan belgelere ulaştım; bunların telif ücretini ödeyerek satın aldım; ve işte şimdi yayımlıyorum:


BELGE 1: (adresten bakınız)
24 Mayıs 1938 - Türkiye, İngiltere' den zehirli gaz savaşı konusunda uzman istiyor.

BELGE 2: (adresten bakınız)
9-11 Ocak 1939 - İngiltere, Türkiye' nin 24 Mayıs 1938'de istediği Zehirli Gaz Savaşı uzmanını, en erken 1939 Nisan ayından sonra Türkiye'ye gönderebileceğini bildiriyor


Dünyada ve Türkiye'de ilk kez şimdi yayımladığımız bu belgeler, 1937-1938 yıllarında Türkiye'de, zehirli gaz ve de zehirli gazın silah olarak nasıl kullanılacağı konusunda uzman kimsenin bulunmadığını; Türkiye'nin ilk kez 1938 yılı ortalarında İngiltere'ye başvurararak zehirli gaz savaşı konusunda İngiliz uzman isteminde bulunduğunu; İngiltere'nin Türkiye'yi 1939 yılı ortalarına dek oyaladıktan sonra, bu istemi 1939 yılı ortalarında kabul ettiğini göstermektedir.


Sonuç: 

"Dersim'de zehirli gaz kullanılarak soykırım yapıldığı" ileri sürülen 1937-938 yıllarında, Türkiye'nin elinde zehirli gaz olmadığı gibi, zehirli gazın silah olarak nasıl kullanılacağını bilen uzman da yoktur. "Dersim Harekâtı"nda zehirli gaz kullanıldığı suçlaması; uydurmadır.


Bu belgelerden sonra bir daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Atatürk'ü, İsmet İnönü'yü, Celal Bayar'ı, Fevzi Çakmak'ı, Abdullah Alpdoğan'ı, "Dersim"de zehirli gaz kullanmakla suçlayacak olanlar; iftira suçunu işlemiş olacaklardır.


Atatürk, kendisini suçlayanlara Abraham Lincoln'e atfedilen şu sözle yanıt vermiştir:


"Herkesi bir defa, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz. Ama herkesi her zaman aldatamazsınız." 

(You can fool all the people some of the time and some of the people all the time but you cannot fool all the people all the time.)

Bir de atasözümüz vardır: "Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar." 



Cengiz Özakıncı/Bütün Dünya 2012/6 belgeler-PDF








Dersim’i Hıristiyanlaştırmak üzere çalışmalar yürüten ve bu doğrultuda 1911 yılında "Dersim Kürtlerinin Dini" başlıklı bir rapor yayınlayan Henry H. Riggs, Amerika’lı misyoner bir ailenin çocuğu olarak 1875 yılında Sivas’ta doğdu. Dedesi, Türkiye’ye gelen ilk misyonerlerdendir.


Henry H. Riggs’in, aşağıda tam metnini okuyacağınız “Dersim Kürtlerinin Dini” başlıklı raporunda, bir takım ırkçı, etnik ayırımcı yargılar bulunduğu görülüyor. Yazar, Ermenilerle Kürtlerin ırkdaş olduklarını savunuyor.


Rapor, Dersimlilerin 1908 Devrimi’nden sonra İttihad ve Terakki yönetimine bağlılık gösterdiklerini ortaya koyması bakımından ilginç olduğu gibi, Dersim’deki yaşama ilişkin doğrudan gözlemler içermesi bakımından da önemlidir. Riggs’in kimi yanlış saptamalarını irdelemeyi yazının sonuna bıraktım.


işte raporun tam metni: (adreste : )


Henry H. Riggs’in Ocak 1911’de yayınlanan Dersim raporunu yukarıda aktardım. Burada özetin özeti olarak şunları söyleyebilirim: 


Riggs, kendilerini "Zaza" olarak tanımlayan Dersim’lileri Ermenilerin ırkdaşı "Kürt" ler olarak gösteriyor ve Türklere karşı ırksal ve dinsel nefret aşılıyor. 1908 Devrimi konusunda "bütün ırklara yeni bir gün doğuyor" sözleriyle, Osmanlının ırksal, dinsel, etnik ayrışmayla parçalanmasını istediğini açığa vuruyor. "Hıristiyan atalar" nitelemesiyle, soy ve din harmanı yaparak, bin yıl önce dedesi ninesi Hıristiyan olanın yeniden Hıristiyanlığa döndürülmesi gerektiğine inandığını gösteriyor. Dersim’de koyun, koç biçimli mezar taşlarını, İsa’nın lakabının "Kuzu" (İng. The Lamb)olmasıyla bağlantı kurarak, halkın geçmişte Hıristiyan olduğuna kanıt gösteriyor. 


Oysa, Orta Asya’da, İsa’nın doğumundan önce yapılmış koyun, koç biçiminde mezar taşları vardır; bunun eski Türk gömü geleneğinde yeri olduğunu, Akkoyunlular ve Karakoyunlular ile Dersim bölgesine getirildiğini bilmiyor.


İsa’nın doğum yeri olan Nasıra’nın, M.Ö. 600’lerden başlayarak bir İskit Türk yerleşim bölgesi olduğunu; İsa’nın ve annesi Meryem’in Sami olmayıp, İskitlerden olduğunu; İsa’nın "Son Yemek"te; "bu şarabı içiniz o benim kanımdır, şu lokmayı yiyiniz o benim etimdir" sözlerinin, tamı tamına İskit kan kardeşliği andından ibaret olduğunu; bozulmadan önceki ilk Hıristiyanlığın, İskit Türk damgalı gelenek ve görenekler içerdiğini bilmiyor. Bildiği tek şey, Ermeni ve Kürtleri, Türklere düşman etmek ve Osmanlı topraklarını parçalamak. Misyoner Henry H. Riggs’in 1911 Dersim Raporu, bu bakımdan önemli ve anlamlı…


CENGİZ ÖZAKINCI – DERSİM RAPORU 3 /pdf
BÜTÜN DÜNYA, 2012/2





CENGİZ ÖZAKINCI - DERSİM DERSİ I ve II :


Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey, 3 Ekim 1921 günü Büyük Millet Meclisi gizli oturumunda yaptığı konuşmada, Koçgiri Ayaklanması'nı kışkırtanların Dersim aşiretlerine giydirmeye çalıştıkları etnik kimliği reddederek, bu aşiretlerin çoğunun yüzyıllar önce Horasan'dan gelmiş, süreç içerisinde çeşitli nedenlerle komşu aşiretlerin etkisinde kalarak Kürtçe konuşmaya başlayan Alevi-Kızılbaş Türkmenler olduğunu söylemişti. 


Dersim aşiretlerinden Hasan Hayri Bey'in 1921 yılında Meclis' te yaptığı bu açıklama, Atatürk karşıtlarının sıkça dile getirdikleri: "Kemalistler, 1924'ten sonra, Kürtleri asimile etmek için 'Kürtlerin bir Türk boyu olduğu’ yalanını uydurdular" savını geçersiz kılıyordu; çünkü ayrılıkçıların "Te-Ce' nin resmi tarih tezi" diyerek yalan saydıkları bu tarihsel olgu; 1924'te değil, 1921'de; Atatürk tarafından değil, bir Dersim aşiret reisince dile getirilmişti. 



DERSİM DERSİ I : PDF  
Bütün Dünya, 2010/1



...1938 Harekatında çok sayıda yurttaşımızı yitirdiğimiz doğrudur. Fakat bunların çoğu, düzenli birliklerce değil, aralarında kan davaları bulunduğu için askerle birleşip isyancı aşiretlerle kurşun sıkan Dersim aşiretlerince öldürülmüşlerdir. Sözü edilen toplu intiharlar, kadınların, çocukların öldürülmesi; düzenli birliklerin değil, ilkel “kan hukuku”na uygun davranan aşiretlerin eylemleridir. Kan Hukuku, suçlu sayılan aşiretlerin, diğer aşiretlerce kadın çocuk ayırmaksızın toptan katledilmelerini buyurduğu gibi; kuşatılan bir aşirette erkekler önce kendi kadınlarını ve çocuklarını öldürüp sonra düşmanla savaşa tutuşmakta; yenileceğini anlayan aşiret üyeleri,topluca intihara yönelmektedir...

DERSİM DERSİ II : PDF 
Bütün Dünya,2010/9