Translate

2.DÜNYA SAVAŞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2.DÜNYA SAVAŞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2014 Cuma

AHISKA TÜRKLERİ




Ahıska Türklerinin yurtlarına dönüşü 
Ermeni diasporasını rahatsız etti.


Ahıska Türkleri Türkiye'nin de girişimleriyle vatanlarına dönmeye başladı. Ancak Ermeni diasporası bundan rahatsız. Yıllarca zulme uğramış Ahıskalılar yapılan haksızlıklara karşı seslerini duyurmaya çalışıyor.

1944 yılında Diktatör Stalin emir vermiş Gürcistan topraklarında yaşayan Ahıska Türkleri iki saat içinde trenlere bindirilerek sürgüne gönderilmişti. Kimileri zorlu yolculuk şartlarına dayanamamış binlercesi yollarda can vermişti.

Yıllarca ana vatanlarından uzak gurbet hayatı yaşadılar, eziyetlere ve işkencelere maruz kaldılar.

Dönüşle ilgili bilgi veren Ahıskaların Haklarını Koruma Merkezi Başkanı Paşa Alihan, "Bizim amacımız sadece gerçekleri dünyaya yansıtmak. 69 sene önce Ahıska'dan sürülen bir Türk toplumuyuz. 69 sendir de on tane devlete dağılmış bir şekilde yaşamaktayız" dedi.

Türkiye'nin de girişimleriyle Gürcistan parlamentosu 2007 yılında aldığı kararla Ahıska Türklerinin ülkeye dönüşünü kabul etti.


DİASPORANIN YALANINA GÜRCÜLER BİLE ŞAŞIYOR

Gürcistan'ın Ahıskalılara vatandaşlık hakkının verilmeye başladığını söylemesi, yalan yanlış söylemleriyle bilinen Ermeni diasporasını rahatsız etti.

Paşa Alihan, bu konuda, "Onlar Ahıska Türkleri'nin dönüşünün bölgede büyük bir tahrik yaratacağını bütün dünyaya yaydılar. Burada dört madde öne sürdüler. Ahıska Türkleri Ahıska'ya geri dönse Türkiye ile birleşme talep edecekler. Gürcü uzmanlar bile hayret içinde kaldılar" diye konuştu.

Şimdiye kadar yurtlarına dönmek isteyen 700 kişiye tüm hakları verildi. Ahıska Türkleri hak arayışlarını her platformda dile getirmeye devam ediyorlar.

basın ,2013



ve diğer Ermenistan haberleri:

....


AHISKA TÜRKLERİ –I–

Kafkasya Türkleri denilince akla ilk gelen coğrafi sınırlar bellidir ve bu topraklarda yaşayan halklar, Türk boyları az çok bilinir.

Bu boylardan özellikle 'Ahıska' adı çok sık bahsedilmez. Oysa önemli Türk soyu ve budunlarındandırlar. 

Asil S.TUNCER




















Ahıska Türkleri, 1991'den bu yana, kısmen iyi şartlarda yaşıyorlar. Fakat onların hedefi ata yurtları olan 
Ahıska'ya dönmek veya Türkiye'ye tamamen yerleşmek. 
1918'de, oturdukları toprakları kaybettiğimiz için onlara sahip çıkamamıştık. 1944'te Rusya ile ilişkilerimizin bozulmaması 
için iltica taleplerini reddettik. 
Onları, Fergana cehenneminden de kurtaramadık.



________





KIRIM TÜRKLERİ


Kırım'ın Kısa Tarihçesi


MÖ VII.yy - Kimmer ve İskitler hakimiyeti (İskit-Kimmer Türkleri)
MÖ V. yy - Azak denizi çevresinde Kimmerios Bosporos Krallığı
MS III. - IV.yy - Önce Gotlar sonra Hunlar Kırım'ı ele geçirdi.
MS VIII.yy - Hazarların hakimiyeti
MS XI.yy - Kuman hakimiyeti


ALTINORDU DEVLETİ (Altınorda) - (1227-1502)-link


MS XIII. yy - Moğol , Tatar-Türk hakimiyeti
MS XV.yy ilk yarısı - Kırım Hanlığı'nın kuruluşu
1475 - Osmanlı nüfuzuna giriş
1783 - Rus İşgali
1854 - 1856 Kırım Savaşı
1917 - 1918 Kırım Tatar Halk Cumhuriyeti
1921 - Kırım Özerk Sovyet Cumhuriyeti
1941 - Alman işgali
1944 - Rusların yeniden Kırım'ı ele geçirmesi ve 18 Mayıs 1944' te Kırım Tatarlarının sürgünü
1954 - Kırım Ukrayna'ya bağlandı.
1967 - Kırım Tatarlarına itibarları iade edildi ancak Vatan'a dönüş izni verilmedi.
1988 - Vatan'a dönüş izni ve özellikle Özbekistan'dan Kırım'a göçlerin başlaması
1991 - Kırım Tatar Milli Meclisi'nin açılması

2014 - Rusya'nın Kırım'ı işgal ve ilhakı


___



28 Ağustos 1941: Volga boyunda yaşayan Alman asıllı Sovyet vatandaşlarının topluca sürgün edilmesi.

Ekim 1941: İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordularının Kırım’a girişi. Bütün Kırım’ın işgali Temmuz 1942′de tamamlanmıştır.

Kasım 1941: Kırım’da Müslüman Komiteleri’nin kurulması.

27 Kasım 1941: Edige Kırımal ile Müstecip Ülküsal’ın Kırım Türkleri adına faaliyetlerde bulunmak üzere Almanya’ya gitmeleri.

11 Ocak 1942: Müslüman Komiteleri tarafından Azat Kırım gazetesinin yayınlanması.

28 Ekim 1943: Kalmık Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.

2 Kasım 1943: Karaçay Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.

23 Şubat 1944: Çeçen İnguşların topyekun sürgün edilmesi.

10 Nisan 1944: Kırım’ın yeniden Sovyet hakimiyetine geçişi.

20 Nisan 1944: Kırım’da Alman işgali sırasında meydana gelen olayları tetkik etmek üzere Olağanüstü Devlet Komisyonu’nun kurulması.

11 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin topyekun sürgün edilmesini onaylayan Stalin imzalı Devlet Güvenlik Komitesi kararnamesinin yayınlanması.

18 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin vatanlarından topyekun sürgün edilmesi.

29 Mayıs 1944: Sürgün Kırım Türklerinin Özbekistan’a geliş tarihi.

20 Temmuz 1944: Kırım’dan sürgün edilmesi unutulan Arabat Köyü’ndeki bütün Kırım Türklerinin eski bir geminin içine doldurulup, denizin en derin yerine gelindiğinde ambar kapaklarının açılıp geminin batırılarak Kırım Türklerinin katliama uğratılması.

30 Temmuz 1944: Kırım ÖSSC’nin lağvedilerek Rusya Federasyonu SSC’ne bağlı bir bölge statüsüne getirilmesi.

12 Ağustos 1944: Devlet Güvenlik Komitesi tarafından, Kırım’dan sürgün edilenlerin yerine Rusya ve Ukrayna’dan kolhoz işçilerinin getirilerek yerleştirilmesinin kabul edilmesi.

14 Kasım 1944: Ahıska Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.

14 Aralık 1944: Kırım’daki Türkçe yer adlarının Rusça isimlerle değiştirilmesi.

26 Kasım 1948: Sürgün edilen Kırım Türklerinin vatanlarından ebedî olarak çıkarıldıkları ve onların bir daha vatanlarına geri dönme hakkı olmadığını belirten kararnamenin çıkması.

4 Mart 1953: Sovyet Devlet Başkanı Stalin’in ölümü.

21 Haziran 1953: Stalin’in sağ kolu, İçişleri eski Halk Komiseri Leonid Beriya’nın tevkif edilmesi.

23 Aralık 1953: Beriya’nın idam edilerek öldürülmesi.

19 Şubat 1954: Ukrayna’nın Rusya ile birleşmesinin 300. yıldönümü münasebetiyle Devlet Başkanı Hruşçev tarafından Kırım’ın Ukrayna’ya hediye (!) edilmesi.

28 Nisan 1956: Kırım Türkleri üzerinden sürgün kısıtlamaları kaldırıldı. Ancak onlara vatanlarına dönüşlerine ile sürgün sırasında müsadere edilen mal varlıklarının iadesine izin verilmedi.

1 Mayıs 1957: Sürgünden sonra Kırım Türkçesi ile yayınlanan ilk gazete olan Lenin Bayrağı’nın çıkarılması.

11 Ekim 1961: Vatana dönüş için mücadele eden Kırım Türk Milli Hareketi mensuplarına yönelik ilk yargılamaların yapılması. Bu yargılamalar neticesinde Enfer Seferov ve Şevket Abdurrahmanov mahkum olmuşlardır.

Şubat 1962: Kırım Türk Gençlik Birliği kurma teşebbüsleri.

12 Mayıs 1962: Mustafa Kırımoğlu’nun ilk mahkumiyeti.

Ağustos 1965: Kırım Türklerinin vatanları Kırım’ı turist (!) olarak ziyaret etmelerine izin verilmesi.

5 Eylül 1967: Kırım Türklerinin diğer Sovyet vatandaşları ile eşit haklara sahip olduğunu, ülkenin diledikleri yerinde yaşama hakları bulunduğunu belirten Af Kararnamesi’nin yayınlanması. Yalnız kararnamenin «diledikleri yerde yerleşme hakkına sahipler» hükmü pratikte uygulanmamış ve onların Kırım’da yaşmalarına yine izin verilmemiştir.

21 Nisan 1968: Kırım Türklerinin ilk büyük protesto gösteri: Çirçik Mitingi.

20 Mayıs 1969: Kurucuları arasında Mustafa Kırımoğlu’nun da bulunduğu Sovyetler Birliği’nde İnsan Haklarını Savunma Teşebbüs Grubu’nun teşkili.

12 Ocak 1970: Mustafa Kırımoğlu ve Kırım Türklerinin dostu, insan hakları savunucusu şair İlya Gabay’ın yargılanarak mahkum olmaları.

5 Şubat 1976: TRT tarafından Mustafa Kırımoğlu’nun mahkumiyeti sırasında 303 gün süren açlık grevinde öldüğü yönünde haber yayınlanması.

23 Haziran 1978: Kırım Türklerinin «Ebedî Meşalesi» olan Musa Mahmut’un vatanına dönüp yerleşmesi üzerine Kırım’daki Sovyet yönetiminin kendisini ve ailesini Kırım’dan zorla çıkarmak istemesi üzerine kendini yakması ve bunun sonucu olarak 28 Haziran’da hayatını kaybetmesi.

15 Ağustos 1978: Kırım’daki Sovyet polisine dilediğini Kırım’dan çıkarma yetkisi veren Yeni Pasaport Kanunu’nun kabulü.

14 Kasım 1986: Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti’nin, sürgüne ve çeşitli baskılara maruz kalan bütün toplulukların haklarını kısıtlayan bütün hükümlerin ortadan kaldırılarak, bu halklara haklarının ve itibarlarının iade edildiğini ve bütün bunların devlet garantisi altına alındığını açıklayan deklarasyonunun yayınlanması.

23 Temmuz 1987: Moskova Gösterileri üzerine Sovyet Devleti tarafından Kırım Türklerinin meselelerinin çözülmesi için bir komisyonun kurulması.

21-29 Temmuz 1987: Kırım Türklerinin Mustafa Kırımoğlu önderliğinde Moskova’da yaptığı gösteriler.

23 Nisan — 2 Mayıs 1989: Taşkent’in Yangiyul ilçesinde yapılan Kırım Türk Milli Hareketi Teşkilatı toplantısı sonunda Mustafa Kırımoğlu’nun başkanlığa seçilmesi.

10-12 Haziran 1989: Kırım Türk Milli Hareketi Teşkilatı’nın Mustafa Kırımoğlu başkanlığında Kırım’daki ilk toplantısını yapması.

29 Ocak 1990: Kırım Türklerinin sorunlarının çözülmesi amacıyla yeni bir Devlet Komisyonu’nun kurulması.

12 Şubat 1991: Kırım ÖSSC’nin Ukrayna’ya bağlı olarak yeniden kurulması.

26 -30 Haziran 1991 : II.Kırım Tatar Milli Kurultayı Vatan Kırım’da Akmescit’te toplandı. Kurultay’da Kırım Tatarlarını temsile yetkili en üst organ olarak 33 kişilik Kırım Tatar Milli Meclisi seçildi ve başkanlığa Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu getirildi.

24 Temmuz 1991: SSCB Bakanlar Kurulu’nun «Kırım Türklerinin Kırım’a düzenli bir şekilde dönmeleri ve orada kendileri için gerekli şartların oluşturulmasının devlet garantisi altına alınması» hakkında kararname kabul etmesi.

13 Kasım 1991: Ukrayna Vatandaşlık Kanunu’nun Kabulü.

1 Aralık 1991: Ukrayna Bağımsızlık Deklarasyonu’nun oylanarak kabul edilmesi.

27 Mart 1994 : Kırım’da yapılan seçimler sonrasında Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın belirlediği, 14 Kırım Tatar Milletvekili sürgünden sonra ilk defa Kırım Parlamentosuna girdi.



Kemal ÖZCAN
link


____


Kırım konusunda da Batı Avrupa ve Amerika’yı çok kolaycı bir yolla izliyoruz. Oysa Kırım Tatar Türklerinin hakları konusunda tek başına hareket etmemiz gerekirdi.

Pazar günü yapılan referanduma Kırım’daki Ukraynalılar, Kırım’ın Tatar Türkleri ve diğer azınlık halkların önemli bir kısmı hatta Rusların bile bir kısmı katılmadı. Katılanlar Rusya için rey kullandı.
Putin, Kırım’ın Rusya’nın tarihi zemini olduğunu, savunmasının önemli bir parçasını teşkil ettiğini söyledi. “Rusya’ya çok benzeyen bir bölgedir, Rusya’dan ayrı değildir” dedi. 

Gerçi mesela, Rusya’nın neresinde serviler olduğunu bilmek mümkün değil ama Karadeniz donanması için daha uygun bir yer olmadığı da açık.

Putin Kırım’da bundan sonra üç dil kullanılacağını ve tutunacağını söylüyor, bu bir yenilik gerçi. Ukraynalıların kendi dillerinden yakın bir gelecekte vazgeçeceğini düşünebiliriz. Öbürleri ne olacak?

Kırım Ukrayna’ya bağlı bir muhtar cumhuriyetken ne Türkçe ne de Tatarca lehçesi eğitim dili oldu. Kırım’da iki tane Türk lehçesi vardır: Sahilde konuşulan Anadolu Türkçesine çok yakındır, öbürü ise Kıpçak grubundan bir lehçedir. Ruslar bu lehçeye dil dedikleri zaman “Bizi bölüyorlar” denirdi. Bugün Amerikan doğubilim çevrelerinde aynı şey yapıldığında kimse itiraz etmiyor, bizim Türkologlar bile benimsiyor.

Çözülmesi zor sorunlar

Halen Kırım’daki Tatar Türklerinin sahilde yaşaması ve eski yerleşmelerine sahip olmaları mümkün değil. 1944’te onlardan boşaltılan metruk köylerine dönmeleri de mümkün değil. Dillerini okuyacakları okul yok, müzeleri yok, mevcut millet meclisleri de aslında anayasada belirtilen bir organ değil.

Asıl önemlisi Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’daki Kırımlıların (sayıları 300 binin üzerinde) dönmeleri mümkün değil, hep engellenir. Bu sorunların nasıl çözüleceği bilinmez, Ukrayna idaresinde bu konular tartışılır çare aranmazdı, şimdi ne olacağını belirlemeli.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Kırım’da yapılacak referandum ve doğacak yeni statü zaten Rusya’nın vetosuyla gündemden kalkmıştı. Çin de çekimser kaldı, diğer dev Hindistan da Batılılarla birlikte hareket etmiyor.

Bir Polonya diyet meclisi konumundaki Güvenlik Konseyi hiçbir konuda daimi üyelerden birinin aleyhinde karar çıkaramaz. Başka gerçekler de var. Batı Avrupa Rusya’nın gazına veya enerji kaynaklarına herkesten daha çok muhtaç, nihayet en büyük gerçek Rusya gibi kocaman bir memleketin donanması için Finlandiya Körfezi’nin de, Uzakdoğu’daki limanların da Karadeniz’den çok daha elverişsiz olması. Kırım’daki az sayıdaki Rus belki diğer unsurlarla kaynaşmaya hazırdır. Ama büyük çoğunluğu 1944’ten sonra yerleşenlerle doğrusu kendilerini herkesten daha fazla yalnız ve kuşatılmış hissediyorlardı.

İyi bir teklif paketimiz yok

Dış politikamızda Ortadoğu olaylarının bazılarına tek başımıza itiraz ettik. Suriye’deki Türkmenler konusunda yapmamız gereken bağımsız bir ısrarcı çıkıştan eser yok. Kırım konusunda da Batı Avrupa ve Amerika’yı çok kolaycı bir yolla izliyoruz. Oysa Süleyman Demirel’in Ukrayna ziyareti sırasında kültürel azınlık olarak koruma statüsüne alınan Kırım Tatar Türklerinin varlık ve medeni haklarının ihdası için tek başına hareket etmemiz, yani Rusya’yla da ağırlıklı bir devlet olarak bu konuları anlaşmak üzere görüşmemiz gerekirdi.

Bu konuda devamlı ve çerçevesi iyi çizilmiş bir teklif paketi görünmüyor.

300 bin kişinin okul, eğitim ve kültür hayatı, kıyıdaki eski yerleşmelerine ve 1944’te boşaltılan köylerine dönebilmeleri ve Orta Asya’daki hemşehrilerinin yurtlarına dönüşünün sağlanması ancak böyle mümkün olacaktır. Rusya, Batı Avrupa’yı hesaba almıyor, Amerika’yı da bu sefer ciddiye almadı. Bu kesin tavrından sonra biraz diplomasi değişikliği yapmalı.

Kırım’la ilgili kitaplar

“Osmanlı Şark Tarihi”nin yazarı ve ünlü İran edebiyatı çevirmeni Joseph Hammer von Purgstall, Kırım Hanlığı üzerinde 19’uncu yüzyıl için önemli bir çıkış olan ve bugün bile kullanılan bir kitap meydana getirmiştir. Bu Osmanlı hâkimiyeti dönemindeki Kırım Hanlığı’nın tarihini ele alan 1856 tarihli bir eserdir. Doktor Seyfi Say çevirisi (“Kırım Hanlığı Tarihi”, İnsan Yayınları) geçtiğimiz yıl yayımlandı.

Okunması gereken eserler

Bu biyografide görülüyor ki Kırım hanları ve uleması İstanbul saray kültürüyle çok iyi kaynaşmış ve Osmanlı’nın hâkimiyeti altında devletlerini götüren bir hanedandır. Zaten 54’üncü ve son han olan Şahin Giray’ın biyografisini uzunca kaleme alan Hammer’ın tasvirinden anlaşılıyor ki Kırım’ın Osmanlı’dan bağımsızlığı halkça istenen bir siyaset değildi.

Ayrıca Alan Palmer’in Kırım tarihi üzerine bir kitabı geçtiğimiz günlerde Türkçeye çevrildi: “Kırım Savaşı ve Modern Avrupa’nın Doğuşu” (Alfa Yayıncılık). 

Hakan Kırımlı’nın “Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler, 1905-1916” adlı kitabı da TTK tarafından yayımlanmıştır. 

Yine Timaş Yayınları’ndan çıkan “Osmanlı Askeri Tarihi, 1792-1918” kitabı Kırım Harbi’nin askeri yönüne katkıda bulunan önemli bir eserdir.


İlber Ortaylı
basın,23.03.2014


KIRIM SÜRGÜNÜ



___




8 Ekim 2013 Salı

Rothschild Para İmparatorluğu - George Armstrong






Finans piyasasında ismi çok iyi bilinen ancak hakkında bilgi kısıtlı olan Rothschild ailesi hakkında çevirecek kitapları araştırırken, bu kitapların genelde Yahudi taraftarı ve karşıtı kişiler tarafından yazıldıklarını gördüm. Elinizdeki bu kitabı da ilk okuduğumda taraflı bir yaklaşım buldum ancak kitabın 1940 yılında, henüz ABD 2. Dünya Savaşı’na girmeden yazılmış olduğu halde, o tarihten şimdiye kadar olan olayları netlikle tahmin etmesi, bir yerde kitabın sağlaması görevini yerine getirdi.

Kökenleri tahminen Hazar Türklerine kadar uzanan Rothschild ailesi Almanya’da 1743 yılında doğan Mayer Amschel ile başlamıştır. 

Kesin ve sert gizlilik yasaları olan aile o tarihten itibaren servetini ve içinde bulunduğu operasyonları sır olarak saklamıştır. Ailenin büyük serveti kara para işiyle başlamış ve savaşan devletlerin finansmanıyla devam etmiştir. Rothschild ailesi  Waterloo Savaşı’nı, Bolşevik Devrimi’ni, Amerikan İç Savaşı’nı, 1. Ve 2. Dünya Savaşı’nı finanse eden olarak bilinmektedirler.

Yahudi İhtiyar Meclisi ve Siyonist hareketi her zaman desteklemiş olup, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Siyonizm’in kurucusu ve Rothschild ailesinin yakın dostu Teodor Herzl, 2. Abdülhamit’ten Filistin’de kurulacak bir Yahudi devleti için toprak istemiştir. 1. Dünya Savaşı sonrası tüm Avrupa hükümetlerinde aile bireyleri bakan hatta başbakan olarak görev yapmışlardır. Versay Anlaşması’nda Rothschildların katkısı büyük olmuş ve bu anlaşma sonrası Almanya bunalıma sürüklenmiştir.

18001ü yıllardan itibaren aile başta Bank of England olmak üzere Fransız Merkez Bankası ve Amerikan Federal Rezerv Bankalarını ele geçirmiştir ve halen sahibidir. Aile ayrıca Vatikan Papalık Servetinin de yönetimine sahiptir. Hitler ile 2. Dünya Savaşı’nda büyük darbe alan Rothschildlar Amerika’yı savaşa sokarak dünya üzerindeki güçlerini tekrar sağlama almışlardır.

Amerikan Başkanı Andrew Jakson’ın amansız bir mücadele verdiği Rothschild ailesi Başkan’a “Bu aileyi Amerika’dan kovarsam, öldüğümde mezar taşıma ‘bankayı bitirdi’ diye yazın!” dedirtmiş ve gerçekten de belli bir süre Rothschildları Amerika’dan uzaklaştıran Başkan, öldüğünde mezar taşma vasiyeti üzerine istediği sözler yazılmıştır.

Ailenin 1840 yılındaki serveti 1940 yılında Ford, Rockefeller ve Carnegie’nin servetlerinin toplamının 10 katıdır. Yine 1940 yılında ailenin serveti ABD Gayri Safi Milli Hâsılasının iki katıdır.

Henüz Pearl Harbor baskını olmadan yazılmış bu kitap, Amerika’da sivil diktanın nasıl kurulduğunu, yandaş medya ile nasıl desteklendiğini, kamuoyu yoklamalarıyla halkın nasıl yönlendirildiğini ve Japonya’nın saldıracağının nasıl bilindiğini açıklamaktadır. Ailenin bu oyunlarını gören ve o zaman Amerika’nın en zengin kişisi olan Henry Ford, üç ciltlik eseri ‘Uluslararası Yahudi’yi yayınladıktan sonra suikasta uğramış ve ağır yaralı kurtulmuştur. Savaşların finansmanı ve borsa spekülasyonları dışında Rothschild ailesi akrabalık bağları sayesinde Çin’deki afyon ticaretini ele almış ve bu ülkenin afyon kullanımını yasaklaması üzerine İngiltere’yi Çin’i işgale zorlamıştır.

Aile dünyada Yahudi hâkimiyeti için özgürlük, serbest piyasa ekonomisi, Avrupa Birliği, gümrük duvarlarının kaldırılması, Birleşmiş Milletler gibi kavramları 1800’lü yıllardan beri kullanmıştır.

Bu kitabı okuduktan sonra George Soros ve kaynağı bilinmeyen servetini, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki “Turuncu Devrimleri,” İkiz Kuleler - Afganistan Savaşı bağlantısını, Taliban sonrası Afganistan’da artan afyon üretimini, yandaş medya
kuramlarını, yabancı fonlarca desteklenen köşe yazarlarını, İslam ülkelerinde özgürlük hareketlerini ve Büyük Orta Doğu Projesi’ni insan ister istemez tekrar sorgulamakta ve bunların yüzyıllar önceden oynanmaya başlanan bir oyunun devamı olduğunu görmektedir.

Dr. Mert AKCANBAŞ






ilgili filmler

Şangai / Şangay
John Cusack
_______________________




22 Mayıs 2012 Salı

ANADOLU'YA SIĞINAN YUNANLILAR









II. DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA ANADOLU
SAHİLLERİNE SIĞINAN YUNANLI SİVİL MÜLTECİLER


II. Dünya Savaşı pek çok ülkeyi, değişen derecelerde, etkilemiştir. Şüphesiz en çok etkilenenler de savaşın tarafı olan ülkeler olmuştur. Bu ülkelerden biri olan Yunanistan, savaşın ve işgalin beraberinde getirdiği sefalet ve ölümle yüzleşmek zorunda kalmış, bu nedenle de çok sayıda Yunanlı asker ve sivil, Türk topraklarına iltica etmiştir. 


II. Dünya Savaşı yıllarında Anadolu sahillerine sığınan Yunanlı sivil mültecileri konu edinen bu çalışmayla, Yunanlı sivil mültecilerin neden, ne zaman, nerelere ve ne kadar iltica ettiği  sorularının aranan cevapları tespit edilmeye çalışılmıştır.  Yunanistan’ın Alman ve İtalyanlar tarafından işgalinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle 1941-1945 yılları arasında 30.000’nin üzerinde Yunanlı sivil mültecinin Batı Anadolu, kısmen de Akdeniz sahillerine sığındığı görülmüştür. 


Ayrıca Türk Hükûmeti’nin mültecilere karşı tutumu ile sığınmacıların akıbetleri de tespit edilmeye çalışılarak, Türk-Yunan ilişkilerinin pek bilinmeyen ya da üzerinde fazlaca durulmadığı anlaşılan insani boyutuna da katkı sağlanması hedeflenmiştir.


Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür. Yakın dönem Türk-Yunan ilişkileri değerlendirilirken Türk Hükûmeti’nin yirmi yıl önce ülkesine işgalci bir güç olarak gelen bir halka, işgalle yüzleşmek durumunda kaldığında, tüm yaşananlara rağmen yardım elini uzatması; sözde Ermeni iddialarından esinlenerek Türk karşıtlığı üzerinden politik yaklaşımlar geliştiren bazı Yunan siyasetçi ve akademisyenlerinin aynı zamanda iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesinden yana olanların ya da öyle oldukları zannı bırakanların, mutlaka göz önünde bulundurulmaları gereken bir gerçek olarak durmaktadır.


Serdar SARISIR- TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 





*****



ASYA MİNÖR...YENİDEN


İkinci Dünya Savaşı akıllarda gaz odaları, katliamlar, Türkiye’de de yokluk ve ekmek karneleri ile yer etti. Ancak bu savaşın Türkiye ve Yunanistan’ı ilgilendiren ortak bir yönü de oldu. Yunanistan Almanya tarafından işgal edildiğinde, başlıca üç nedenle Yunanlılar ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar. Siviller açlık nedeni ile, askerler Mısır’daki sürgün hükümetinin hizmetinde görev yapmak için, direnişçiler ise mücadelelerini ana karada sürdürebilmek için adalardan kaçtılar. 60 binden fazla Yunanlı o dönemde Anadolu’ya kaçtı. 


“Asya Minor... Yeniden” belgeseli, Kostas Demerci’nin anılarından ve oğlu Nikos Demerci’nin ağzından o günleri anlatıyor. 


"Aramızda bir durum değerlendirme toplantısı yaptık ve çoğunluk Anadolu’ya gitmeye karar verdi. Çünkü artık bizler için Samos’ta hayat gittikçe zorlaşıyordu, Samos dağları direnişçilerle dolmuştu. Buralarda barınmak zordu ve bizim de o koşullarda yaşamak için yaşımız oldukça ileriydi. "  Kostas Demerci -1941 


"Sandalı, gerillaları ve silahlı Yunanlıları görünce çok etkilendim. Bindik kayığa. Çok güzel, sakin bir geceydi. Gece boyunca kürek çekerek Küçük Asya’ya geçtik..."  Nikos Demerci-2007 



Yönetmenliğini Tahsin İşbilen’in yaptığı bu film ,geçmişte bu iki halk arasında yaşanmış olan dayanışma örneklerinden birini, geleceğe ilişkin umutları yeşertmesi için ,hatırlatmayı deneyen bir barış filmidir . (maalesef belgeseli bulmak çok zor !)




*****


Bir de işin başka bir boyutu var...

ABD Dizisinde Türklere Ağır İtham!


ABD'de HBO kanalındaki Spielberg ve Tom Hanks ortak yapımı 'The Pacific' isimli dizide, 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunun Pasifik cephesinde görevli Amerikan askerlerinin hikayesi konu ediliyor. 14 Mart' 2010 da Amerika'da yayınlanmaya başlayan 200 milyon dolarlık rekor bütçeye sahip dizinin 3. bölümünde ise 1922 yılında İzmir'in 3 yıl süren Yunan işgalinden kurtuluşu sırasında Türklerle ilgili asılsız suçlamalar yer alıyor.


Dizide Japon askerlerine karşı Pasifik'in Guadal Canal bölgesinde savaşan Amerikan deniz piyadeleri, 1943 yılında çatışmaların ardından gemilerle Avustralya'nın Melbourne kentine getiriliyor. Dizinin ana karakterlerinden olan Bob isimli Amerikalı asker burada tanıştığı Yunan asıllı bir kızın ailesinin evine gidiyor. Ailesiyle yemekte sohbet eden Amerikalı asker, kızın ailesine Yunanistan'dan Avustralya'ya neden geldiklerini soruyor. Kızın annesi İzmir'den geldiklerini söyleyince Amerikalı asker Bob, İzmir'in Türkler tarafından alındığını söylüyor.


Bu diyalogun ardından Yunanlı anne Kurtuluş Savaşı'nda İzmir'in Türk ordusu tarafından kurtarılması hakkında çirkin ithamlarda bulunuyor. Dizide İzmir'in Türkler tarafından yakıp yıkıldığı iddia edilen sahnede Yunanlı anne, "Türkler 1922'de girip yakıp yıktılar. Her şey gitti. Hayatta kaldıysan annem ve benim gibi kaçardın. Ama biz rıhtıma kadar gidebildik. Sonra bir gemiye yüzdük. Kaptan bizi gemisine aldı ve Pire'ye kadar götürdü. Hayatlarımızı kurtardı. Ama evimiz gitmişti. Ne yapacaktık? Buraya geldik" şeklinde konuşuyor.


Dizide Türk askerinin Yunan işgalinde bulunan İzmir'i kurtarmasının çarpık bir dille anlatılması dizinin yayınlandığı internet sitelerinde de Türk izleyicilerin tepkilerine yol açmıştı.






***




BİR YANDA GERÇEKLER....
Kİ KİMSEYE ANLATILMIYOR, SÖYLENMİYOR, YENİ NESİL BİLMİYOR.

ÖBÜR YANDA İTHAMLARLA YALANLAR...
HER KİTAP ,DİZİ VE FİLME KONU OLUYOR VE NESİLLER BU TARİHSEL YALANLARLA BÜYÜYOR.

ARTIK SAVAŞLAR BÖYLE PSİKOLOJİK BASKILARLA KAZANILIYOR. 

TC.DEVLETİNİ YÖNETEN DÖNEM HÜKÜMETLERİN VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIN DA BU TİP İTHAMLARDA BULUNANLARA GEREKLİ CEVABI VERMESİ HALKIMIZIN EN TABİİ ARZUSUDUR.!

100 YIL SONRA DA BAŞINI DİK TUTMAK VE HAKLILIĞINI GÖSTERMEK İSTİYORSAN, DAİMA GERÇEKLER İÇİN MÜCADELE ET. 

BAZEN GERÇEKLER ACITSA BİLE..!

SAYGILARIMLA,

SB.


***