Translate

29 Ekim 2012 Pazartesi

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN







Türküm Ne Mutlu Bana 




Ne mutlu bana ki Türk yaratıldım
Gönlümün en yüksek gururudur bu
Ne esir edildim, ne de satıldım;
Türk benliği Türklük şuurudur bu.
Bu gurur, bu şuur dünyalar değer
Değişmem cihana verseler eğer
      
İshak Refet






Cumhuriyet yönetimi ve anlamı


Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. 1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 251)


Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir. (Gazinin N.A.V., Muhit Mec, Sene: 3, No: 32, 1931, s. 7-8)


Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıkî uygulamasını sağlayan hükümet şekli, cumhuriyettir. 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazılan, s. 410-411)


Cumhuriyet, düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve haklı olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her görüş bizce saygıya değerdir. Yalnız, karşı çıkanlarımızın insaflı olması gerekir.  1923 (Atatürk’ün S.D. III, s.71)


Cumhuriyet, imkân demektir. Cumhuriyet, yalnızca adıyla bile birey özgürlüğünü aşılayan sihirli bir aşıdır. Görülecektir ki, cumhuriyet imkânları olan her memleket, özgürlük davasında er geç başarılı olacaktır. Cumhuriyet, kendisine bağlı olanları en ileri aşamalara götüren imkânları verir. Bağımsızlık ve özgürlüğüne sahip olan milletler, ilerleme yolunda imkânlara sahip demektirler. O halde cumhuriyet, her alanda ilerlemenin de en belirgin teminatıdır. Cumhuriyeti bu anlamıyla ve bu kapsamıyla anlamak gerekir.  (Atatürk’ten BM., s. 45)









Cumhuriyet ile sultanlığın farkı



Cumhuriyet, ahlaksal erdeme dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi, erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.  1925 (Atatürk’ün S.D.U, s.231)



Türk milleti ve cumhuriyet yönetimi



Türk milletinin karakterine ve âdetlerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir. 1924 (Atatürk’ün S.D. 111, s. 74)


Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin gerçek eğilimlerine uyarak devlet şeklini, cumhuriyet şeklinde kesin olarak sağlamlaştırdı. Cumhuriyet yönetimi memlekette en ıssız köşeye kadar coşkunluk ve heyecanla kabul edildi. Millet,cumhuriyetin Türk vatanını yüzyılların birikmiş kötü yönetiminden kurtaracak ve memleketin lâyık olduğu itibar ve saygıyı koruyacak ve yükseltecek biricik yönetim şekli olduğuna inancını en belirgin şekilde gösterdi. Millet, cumhuriyetin bugün ve gelecekte bütün saldırılardan kesinlikle ve sonsuza kadar korunmasını istemektedir. Milletin isteği, cumhuriyetin denenmiş ve olumlu bütün kurallara bir an evvel ve tamamen dayandırılması şeklinde ifade olunabilir. Yüce Meclis’in çok önemle meşgul olduğu Anayasa’da, milletin isteğini davranış yolu kabul etmek hepimizin görevidir.  1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.314-315)


Büyük, önemli bir devrim oldu. Bu devrim, milletin kurtuluşu adına, hak adına yapıldı. Milletimiz, demokratik bir hükümet kurmak sayesinde düşman ordularını yok etti, vatanı istilâdan kurtardı. Kahraman ordumuzun cesaret meydanlarında kazandığı zaferi, siyaset alanında da verimli yaptı. Türkiye’nin yeni yönetimi yaptığı işlerle, başarı ile niteliğini tanıttıktan sonra dünyaca bilinen unvanıyla varlığını açıklığa kavuşturdu ve kuvvetlendirdi. Türk tarihinde bir cumhuriyet dönemi açtı. 1924 (Atatürk’ün SD.II, s.165-166)


Cumhuriyet, Türk milletinin refah ve yükselmesi yolunda yüzyılların görmediği başarılara erişti. Milletin eğilimlerini ve gereksinimlerini bularak ve öğrenerek onun refah ve gelişme gereklerini gerçekleştirmekte cumhuriyetin az zamanda elde ettiği sonuçlar, cumhuriyet yönetiminin milletimize hazırladığı geleceğin daha ne kadar parlak olduğunu tahmin ettirmeye yeterlidir. Asla şüphe yoktur ki, cumhuriyetin gelecek evlâtları, bizden daha çok refaha erişmiş ve  mutlu olacaklardır.  7927 (Atatürk’ün T.T.B. IV, s.435)


Cumhuriyetin milletin kalbinde kök saldığını görmek biricik emelimdir.  1930 (Fethi Okyar, S.C.F.N.K., s.70)


Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik bakımından, büsbütün yeni bir yaşamın müjdecisi olmuştur. 1936 (Atatürk’ün S.D. I, s. 372)


On yaşını bitiren cumhuriyetimiz, daha kurulurken kendine çizdiği hareket çizgisini adım adım izlemiş ve kısa süre içinde yakın geçmişin biriktirdiği karanlıkları dağıtmayı başarmıştır.  1933 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 560)



Bu yıl cumhuriyetin onuncu yılını kutlamakla mutlu olduk. Milletimizin gösterdiği taşkın sevinçler, gönüllerimizi övünçle doldurdu. Cumhuriyetin verimlilikleri, ülkenin her bucağında canlandırıldı. Millet, geçen on yıllık cumhuriyet eserlerini topluca gözden geçirdi ve gerçekten sevinmeye ve övünmeye hakkı olduğunu gördü. Geçen on yıl gelecek dönemler için, bir başlangıçtan başka bir şey değildir. Bununla beraber, eski dönemlerin tarihi karşısında cumhuriyetin bu on yılı, eşi görülmeyen bir diriliş ve göz kamaştırıcı bir ileri atılış anıtıdır. 1933 (Atatürk’ün S.D.I, s.359)


Bugünkü hükümetimiz, devlet örgütümüz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet örgütü ve hükümettir ki, onun ismi cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları, kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. 1925 (Atatürk’ün S.D. 11, s.230)


29 Ekim 1923′de Cumhuriyet’in ilâm ve Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine Meclis’te yaptığı konuşmadan: Son yıllarda milletimizin fiilen gösterdiği yetenek ve kavrayış, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar dalgın ve ne kadar incelemeden uzak, görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel kanıtladı. Milletimiz, sahip olduğu özelliklerini ve değerini, hükümetinin yeni ismiyle, uygarlık dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeyi başaracaktır. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere lâyık olduğunu eserleriyle kanıtlayacaktır.nDaima saygıdeğer arkadaşlarımın ellerine çok samimî ve sıkı bir şekilde yapışarak, onların kişiliklerinden kendimi bir an bile ayrı görmeyerek çalışacağım. Milletin sevgisini daima dayanak noktası sayarak hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve galip olacaktır. 29 Ekim 1923 (Nutuk 11, s. 814-815)


Bir akşam sofrada, Kılıç Ali tarafından kaydedilen bir sözü:

- Cumhuriyetçilik ve toplumsal devrim, lâiklik ve yenilikseverlik Türk’ün öz malı ve özelliği haline geldiğini görmek, benim için büyük bir mutluluk olacaktır. Onun meydana gelişi çok yaklaşmıştır. O günden sonra uygarlık ve devrim yolunun kararlı yolcuları arasında, elbette görüş ve düşünüş farkları, önlem ayrılıkları doğal olarak ortaya çıkar. Bu ayrılıklarında millet için, memleket için, devlet için daima hayır ve rahmet doğacak. (Kılıç Ali, Atatürk ve Cumhuriyet, Milliyet gazetesi, 2.11.1970)

Bu millet, bu memleket, yeni rejimi üzerinde dünyanın en beğenilen bir varlığı olacaktır. Ben bunu kendi gözlerimle görmeden ölmeyeceğim. 1929 (İkdam gazetesi, 11.8.1929)

Memnuniyetle görmekteyiz ki cumhuriyet rejimi, yurdumuzda huzur ve rahatın en iyi yerleşmesini sağlamış bulunuyor. Vatandaşlar ve bu yurtta oturanlar, cumhuriyet yasalarının eşit şartları altında kendileri için hazırlanan özgürlük, refah ve mutluluk imkânlarından en üst derecede yararlanmaktadırlar.  1937 (Atatürk’ün S.D.I, s.377)

Cumhuriyet bayrağı altında toplanmak

Bu kadar matemler ve felâketler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki, vatanı yeniden yapmak ve orada mutlu ve özgür yaşayabilmek için kesinlikle egemenliğine sahip kalmak ve cumhuriyet bayrağı altında bütün evlâtlarını toplu ve dikkatli bulundurmak gerekir. 
1924 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 180)







Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır


1926 İzmir suikast girişiminden sonra milletin binlerce telgrafla bu iğrenç girişimi lanetlemesi ve üzüntülerini bildirmesi nedeniyle Anadolu Ajansı’na verdiği demeçten:


Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından oluşan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve bilincinde kurulmuş olan cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan 
doğmuş ilkelerimizin, bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf beyinli bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları davranışla karşılaşmaktan başka talihleri olamaz. Benim değersiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır; fakat, Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır. Ve Türk milleti güvenlik ve mutluluğunun kefili olan ilkelerle, uygarlık yolunda, duraksamadan yürümeye devam edecektir.  1926 (Atatürk’ün S.D. m, s. 80)



Efendiler! Size şunu söyleyeyim ki, devrimci Türkiye Cumhuriyeti’ni benim kişiliğimde var zannedenler çok aldanıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, her anlamı ile, büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Değerli evlâtlarının elinde daima yükselecek, sonsuza dek yaşayacaktır. 
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965)



Türk milletinin geleceği, bugünkü evlâtlarının görüş isabeti, yorulmak alışkanlığında olmayan çalışma gayretiyle büyük ve parlak olacaktır.         1927 (Atatürk’ün T.T.B. iv, s. 532)


Millî kararlılık ve bilincin değerli eseri olan aziz cumhuriyetin, bugünkü ve yarınki kuşağın demir ellerinde her an yükseleceğine ve yaşayacağına güvenim tamdır. 1927 (Atatürk’ün S.D. V, s. 160)





Atatürk’e ait el yazısı metin :


Benim için bir tek hedef vardır: Cumhuriyet hedefi! Bu hedefe erişmek için, belirli yolda yürüyen arkadaşların başarılı olması için, başvurulan doğru yolda, namuskârane yolda çok çalışmak ve etkin olmak gerekir. Arkadaşlar, benden kayırma beklenmemelidir. Hepiniz, benim gözümde değerli, yüksek kardeşlersiniz. Ama, hepinize gösterdiğim hedef kutsal bir hedeftir. Oraya yöneliksiniz. Hanginiz daha güzel yollarla, başarılarla oraya erişirseniz onu takdir edeceğim, alkışlayacağım. Benden kayırma ve tarafgirlik beklemeyiniz arkadaşlar! Adam olanlar, insan olanlar, fikirleri olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler! Benim, size kardeşçe söyleyeceğim şey budur. 
(Afetinan, Atatürk’ün B.N.M., s. 38)



Cumhuriyetin savunulması


Cumhuriyetimiz, öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet emeksiz de kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. Gerektiğinde kurumlarımızı savunmak için gerekeni yapmaya hazırız.  (
1923 (Atatürk’ün S.D. III, S. 71)

Devrimimiz, Türkiye’nin yüzyıllar için mutluluğunu üstüne almıştır. Bize düşen, onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır. (1924 (Atatürk’ün S.D.H,s.187)

Cumhuriyet yolunda kararlılık ve başarı ile yürüyeceğiz. (1930 (Fethi Okyar, S.C.F.N.K., s.73)

Cumhuriyet kurumunun bir zorba eline geçeceğini mezarımda bile duysam, millete karşı haykırmak isterim.(
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.N.K., s.70)


Gelecek kuşakların takdiri

Gelecek kuşakların, Türkiye’de cumhuriyetin ilânı günü, ona en acımasızca hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla sanmayınız! Tam tersine, Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek düşünüş biçimlerini çözümleme ve belirlemede hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir. Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak şekilde korunmasını zorunlu kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet yönetimi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir. (
1927 (Nutuk II, s. 831)





DOĞRULUK SONSUZLUĞUN GÜNEŞİDİR..
NASIL OLSA DOĞAR..



“Sevgili gençler!... Yalanlara, çarpıtmalara, yutturmalara karşı uyanık durun. Sizi kandırmalarına izin vermeyin. Gerçeğe saygı duyun ve gerçeği dürüst, namuslu kaynaklardan yararlanarak öğrenmeye çalışın. Doğru, gerçek tarihinizi, yanlışları ve doğrularıyla öğrenin. Ağzı kalabalık, kalemi karışık olanlara karşı dikkatli olun. Kanıtsız, belgesiz, tanıksız iddiaları, yani dedikoduları ciddiye almayın. Vicdanınız ve sağduyunuz pusulanız olsun. Tarihimizdeki doğrulardan yararlanın, yanlışlardan uzak durun.” (Turgut Özakman, Cumhuriyet, Ankara, 2009, s.12,13)






“Dünyanın yarısını her zaman ve dünyanın hepsini bir zaman aldatmak mümkündür; 
fakat bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK







"CUMHURİYET’İN ONUNCU YIL  - PDF KUTLAMALARI" Yasemin DOĞANER
Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Öğretim Görevlisi





BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

SB.



24 Ekim 2012 Çarşamba

KURBAN - KÖKENLERİ VE RİTÜELLERİ

ANTİK YUNAN'DA KURBAN


İnsanlık tarihi kadar eski olan ve kimi toplumlarda katliam boyutlarına ulaşan Kurban olgusu, toplumlarda son derece kuvvetli ve katı bir yaptırım gücüne sahiptir. Çeşitli kaynaklar, dilimizde yer alan kurban sözcüğünün aslının İbranice "korban" olduğunu, Aramice aracılığıyla Arapçaya geçtiğini belirtmektedir. Kök itibarıyla (krb) yakınlaşma, akrabalık kurma anlamı bulunmaktadır.

Kurban sözcüğünün ,İslamiyetin Türkler arasında yayılmaya başladığı 9.-10.yy'larda Türk boyları arasında kullanılmaya başlandığı görülür. İslamiyet öncesi Türk boylarında hangi sözcükle karşılandığı konusunda görüş birliği henüz bulunamamıştır. Radloff "taylga" , Esin "yağışlık,tapıg" , İnan "toluu, tayılga, hayılga, tayı, kudayı, kereh" kelimeleri ile karşımıza çıkarlar. İnan ,Altay şamanizmine bağlı olarak : "kurban ayininin umumi adı üstüğü, yani semadaki (gökte yaşayan ruh için) dir. Kurbana da parılgı namı verilir" der.


Etnolojik yaklaşımla : " Kurban , dinsel ya da kutsal amaçlarla sembolik bir sununun yok edilmesini içeren, verme eylemidir. Kurban yiyecek yada içecek türünden olan kurban objesini sunmak, teklif etmekten ibaret de olabilir. Tanrının lütfunu kazanmak için O'na sunulan bir hediyedir. Kefaret teorisi kurbanı, işlenmiş bir suç ya da günahın kefaretini ödeme, onun gönlünü almak amacıyla kurbancının ölümünü sembolize edecek hayvanları kurban etmeye dayandırır. Kutsallaşma teorisi, kurban kurbancıların kurban hilesi ile bir tür kutsallığa ulaşması anlamında kabul eder. Yiyeceği, içeceği paylaşma, birlikte yeme teorisi kurbanı, Tanrının sembolik olarak birlikte, paylaşılarak yenmesi biçiminde yorumlar." (Dictionary of Anthropology)


Etnolog Sedat Veyis Örnek'te : " İbadetin önemli bir bölümünü teşkil eden kurban, doğaüstü alana giren kudretlerle barışıklığı sağlamak, onların verdiklerine teşekkür etmek ve onlardan bir şeyler istemek için sunulur." der.


Araştırmalar sonucunda bizde uyandırdığı kanı, pek çok ortak yönlerin bulunmasına karşın kurban, pratiğinin uygulandığı hemen her toplumda genelde amaçlar ve biçimler benzerlikler göstermekle birlikte ayrıntıda kimi farklılıklar taşımaktadır. Bu farklılıklar aynı toplum içinde bile, toplumsal/ kültürel evrim sürecinin birbirini izleyen basamaklarında açık bir biçimde izlenebilmektedir. Gerçi evrim süreci gündeme geldiğinde toplumun aynı toplum olduğu elbette söylenemez. Ancak, belirli toplumda aşırı tutucu oldukları bilinen gelenek ve göreneklerin, özellikle de son derece dayanıklı, sürekli olan kült ve ritüellerin çok zor değiştiği göz önünde bulundurulmalıdır.


Günümüz antropoloji kaynakları bu ilginin bilimsel onurunu Edward Burnet-Tylor'a vermektedir. Primitive Culture adlı eserinde : "Kurban, doğaüstünün lütfunu güvence altına almak ve onun düşmanlığını en aza indirmek için, doğaüstüne sunulan bir hediyedir " Kurban, başlangıçta insanların kendilerini sevdirmek için doğaüstüne sundukları hediyedir. Giderek tanrılar yücelip insanlardan uzaklaşmışlar ama insanlar onlara hediye verme gereksinimi duymayı sürdürmüşlerdir. Böylece kutsallaştırılmış kurban sunma geleneklerine geçirilmiştir. Bundan sonraki basamakla, insanın tanrıya ait olduğu düşüncesi gelişmiş ve uzun bir zaman dilimi içinde basit hediyenin yerini, insanın kendisini kurban olarak sunmasına geçilmiştir."


W.Robertson Smith ise Samilerin dinleri üzerine araştırma yapmıştır. Toteizmden kaynakladığını ,toplu yeme ile Tanrılaşmış hayvan/insan akrabalar düşüncesinden geldiğini söyler. Kutsal totem hayvanlarının eti ve kanıyla yıllık totem kutsamalarında toplulukça yenmesi olayını göz önünde bulundurarak kurbana kefaret, gönül alma ayrımlarını getirmiştir. Bu kavramlar onun kurbanı, Tanrıya sunulan bir hediye olarak bakmadığını ortaya koyar. Smith'ın kurban ritüeli alanına yaptığı önemli katkılardan biri, kutsal şeylerin belirsiz karakterlerinin nasıl dönüşüme uğradığını açıklamasıdır. Tamamının yakıldığı kurban motifi üzerindeki araştırmalarında, şeylerdeki kutsallığın aşırı derecede artmasının onları dokunulmaz (TABU) kıldığını görmüş ve aşırı kutsal şeylerin toplum adına bir anlamda yasağa (TABUYA) dönüştüğünü ileri sürmüştür. Bununla ilgili olarak etnoloji literatüründei çeşitli ilkel toplumlarda, özellikle Melanezya toplumları (Trobriand Yerlileri) arasında yaygın olarak görülen pek çok manaya sahip olan kabile şeflerinin tamamen tabulaştıkları, dokundukları her şeyi tabulaştırdıkları, böylece bu şeyleri halklarına yasak hale getirdiklerine, bu nedenle hiçbir şeye el süremedikleri , hatta yemeklerini çeşitli araçlardan yapılmış gereçlerle başkaları aracılığıyla yiyebildiklerine ilişkin zengin örnekler vardır. Yine tuttuğunun altın olmasını isteyen Midas efsanesi de simgesel yönüyle bu durumu örneklemektedir.!


Smith kurbanın kökenini totemik kültte bulmaktadır. Samilere dayalı olarakta: Başlangıçta totemin kurban olarak sunulması vardır. Totemizmden çıkışla, insanla totemin akrabalığından giderek totem kurbanın yerini insan almıştır. Ancak, toplumsal yaşamda bireyin yaşamını güvence altına alan geleneklerin ağır basması nedeniyle insan kurbanı terk edilmiş, insanın yerini çiftlik hayvanlarının kurban olarak sunulması gündeme gelmiştir. Çiftlik hayvanlarına atfedilen kutsallık, insanoğlunun beslenmesi adına zamanla bozulmuş, böylece hediye kurbanı doğmuştur. İnsanın kurban olarak sunulması döneminde, insan eti yemenin doğru bir uygulama olmadığı düşüncesine ulaşıldığında, onun tamamının yakılması uygulaması doğmuştur. İnsan kurbanından vazgeçildiği dönemde, yani insanın yerini alan hayvanların kurban olarak sunulması döneminden bu kurbanların tamamının yakılarak sunulması uygulaması sürdürülmüştür.


İnsanın kurban olarak sunulduğu dönemden önce yada sonra ortaya çıktığı konusu kesin olmamakla birlikte çeşitli toplumlarda çeşitli doğaüstü güç veya güçlere parmak, el, kol, kulak, penis gibi organların vücuttan koparılarak sunulduğu uygulamalar vardır. Ana Tanrıça Kybele'ye rahiplerin ve sıradan insanların penislerini sunmaları, Azteklerde diri diri insanların yüreklerinin sökülerek Kuş Tüylü Tanrı'ya sunulması, çeşitli Amerika, Afrika, Avustralya yerlileri ile Asya etnik grupları arasında görünen doğaüstüne kulak, parmak gibi organların kesilerek sunulmasına ilişkin etnolojide son derece zengin örnekleri vardır. Günümüzde Musevilik ve Müslümanlığın gereği olarak uygulanan sünnet ritüelinin, kökleri çok eskiye dayanan bu pratiğin bir devamı olduğu konusu kesinlik kazanmıştır.




( *sünnet hakkında daha önce bir yazı yayınlamıştım,arzu eden
  Pavlos,Anatanrıça ve Sünnet başlığına baksın. SB.)



AZTEKLER KURBAN


Fransız Sosyoloji Okulu üyesi olan Henri Hubert ve Marcel Mauss Sacrifice its Nature and Functions adlı çalışmalarında Smit'in ulaştığı sonuçların çoğunu onaylarken, kurbanın temelde basit bir formdan türemediğini, sadece totemizm kökenli olmadığını savunurlar. Özellikle Hint ve Yahudi kurban ritüelleri üzerinde durmuşlardır. Her kurbanın özel durumlara ve özel amaçlara yönelik olduğu sonucuna varmışlardır. Amaçların çeşitliliği, karmaşık sistemlerin farklılaşmasını doğurur ve bu sistemlerin bulunmadığı bir din de yoktur. Tek kural dışı örneği ise, Tanrının kendisi kurban edilir, aracı yoktur. Kurbanın toplumsal dayanışmayı yenilediği, birlikteliği pekiştirdiği, paylaşmayı ve özveriyi körüklediği vb. biçimlerde toplumsal işlevini yerine getirdiği görüşünü ileri sürerler.

Kurban Kültürünün İlk Belgeleri


İnsanoğlu atalarının tinsel kültüre değin eylemlerde bulunuşunun somut belgeleri günümüze ulaşmıştır. Bu belgeler, kült oluşturmaya yeterli olacak kanılar uyandıran cesedin gömülmesi, gömme işleminin gelişigüzel değil, belirli biçimlerde, eşyalarla, otlarla, hayvanlarla, ocak yanı gömerek sıcak bir yere gömülmesi, cesedin yakılması, eşyalarıyla, hayvanlarıyla ve yakınları ile hizmetkarlarıyla gömülme gibi uygulamalar ölü kültünde öte dünya ve doğaüstüne inandıkları ortaya çıkarır. Bu büyüsel eylemler ile de ritüeller oluşur. Ölüm bir son değildir ve bir çok şey sembolize edilerek , doğaüstünü denetlemeye yönelik büyü, bir tür hediye verme biçimi olan kurban da bu uygulamaların en belirginleri olarak karşımıza çıkmaktadır.


Neolitik toplumlarda kemik,taş,balçık hammedelerinden yapılan heykelcikler, kurbanları temsil ettiği gibi hediye olarakta algılanabilinir. Tanrıları hoş tutma, kızdırmama , bolluk ,bereket isteme, tekrar dirilmeye yardımcı olmak, öte dünyadaki hayatını kolaylaştırma ve doğaüstünü denetlemeye yönelik büyü ve ritüeller ortaya çıkmıştır.


Çayönü yerleşiminde bulunan iskelet buluntuları, buradaki insanların kafatası kültüne sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu külte dayalı olarak bir kült mekanı ya da tapınağının varlığı aydınlatılmıştır. Çayönü iskelet buluntularını inceleyerek değerlendiren ve yorumlayan Özbek ,hangi amaca yönelik olduğu bilinmeyen Çayönü kafatası kültünün eylemsel yönünün insan kurban ritüeli olduğu kanısını belirtmektedir.


Hititlerin, Sümerlerin, Greklerin, Romalıların ve İbranilerin günümüze ulaşan yazılı belgelerinde ,öte dünya tasarımı, büyü, ruh ve kurbana ilişkin oldukça bol bilgi vardır.





SÜMERLERDE KURBAN


Sümerlerde Kurban:

"Aslında Sümer dini sevgi dini değil tam bir korku diniydi. Sümer dini, sınırları bu yaşamla çizilmiş, bütün güçlü olanların kaprislerinin, ahlaksızlıklarının korkusu üzerine kurulmuş bir dindi. Koyun insanlığın vekilidir; insan yaşamı için bir koyun vermelidir, insan kendi başı yerine bir koyun başı vermelidir. " (Woolley, 1965) (*Hıristiyanlıkta Hz.İsa Tanrı Kuzusudur.)


Woolley bu vaazda eski dönemdeki insan kurbanını bulmaktadır. Gerek Ur Kral mezarlarında gerekse Kraliçe Şubad'ın mezarında bulunan, öldürüldükleri kuşku götürmeyen insan buluntularından yola çıkar ama çekinceleri vardır. Çünkü bununla ilgili hiçbir yazılı belge bulunamamıştır. Ceram ise bunları kesinkes insanın insana kurbanı olarak yorumlar.


"Çünkü ölülerin duruşundan buluntunun bütün durumundan bu saray halkının askerlerin ve uşakların hiç de, ölü kocalarını odun yığını üzerinde izleyen Hintli dulların yaptığı gibi , isteye isteye kocalarının peşi sıra ölüme gitmedikleri anlaşılıyordu. Burada kurban sürü ile boğazlama haline gelmiştir. Ölü kralın onuruna kanlı idamlardı bunlar."( Ceram ,1982)


Kral ile beraber gömülme olayı ,Çin kaynaklarında Cengiz için de geçer. Cengiz'in mezarının bilinmemesi, rahatsız edilmemesi için mezar inşaatında bulunan herkes Cengiz'in cenaze töreni ile kurban edilmiş , 'gömülmüştür.'


Sümerlerin dinsel ritüellerinde genel anlamda Tanrıları yatıştırma, bağ kurma kurbanları ve diğer pratiklerden oluşmaktaydı. Bira, şarap, süt, ekmek, tahıl, hurma ve her tür etten oluşan yiyecekler, içecekler tanrılara gündelik kurban ritüellerinde görünür. Din görevlileri ve tapınak sakinleri arasında paylaştırılır. Büyük ve toplu ritüellerde Tanrıya ikram edilecek sığır kurban ediliyor ve sağ ayağı ile böbreği kızartılarak tanrıya sunuluyordu. Diğer bölümleri katılanlar arasında pay ediliyordu.



Hititlerde Kurban:


Hititlerde, Tanrılara ve kutsal yerlere sunulan kurbanlara ilişkin törenleri anlatan metinler, Boğazköy arşivinden ele geçen metinler arasında en önemli yeri tutmaktadır. Kült yapısı içinde yer alan Tanrılar düzeni, onların inançlarına hakim görülmektedir. Kefaret, gönül alma, şükran gibi kurban ritüelleri sisteme bağlıdır. Askeri bir savunmanın ardından, bir mahkumun serbest kalmasından sonra verilen şükran kurbanları büyüsel bir ritüeli kapsar. Hititler pis olarak kabul ettikleri köpek ve domuzu pek nadir olarak kurban ederdi. İlk hasat, bir yaşındaki hayvanlar, Tanrılara sunulan İLKlerin onu yatıştıracağı, bereketli kılacağı inancını taşımaktadır. Yaygın olmamakla birlikte insan kurbanı örnekleri görülmektedir.


Hititlerdeki ölü kültünde , ölünün ruhu ile yaşayanın ruhu farklılıklar içerir. Özellikle zorla veya haksız yere öldürülmüş birinin ruhunu yatıştırmak için ve onların gönüllerini almak için çeşitli kurban sunulduğu bilinmektedir.


En yaygın görülen kurban ritüeli, adak ve kefaret kurbanlarıdır. Adak kurbanı söz verme, istekte bulunma ,kefaret kurbanı ise işlenmiş bir günahın, çiğnenmiş bir dinsel normun yaptırımları olarak karşımıza çıkar.


Hititlerde Kral ve Kraliçenin ölümü, onların Tanrı olmaları biçiminde yorumlanır ve ölümün hemen ardından, o an bir sığır ve içki kurbanı yapılır ve cesetler özel bir çadıra taşınır.




ANTİK YUNAN'DA KURBAN HAZIRLIKLARI


Eski Yunanlılarda ve Romalılarda Kurban:

Homeros'un İlyada'sı ile Odysseia'sı bize Yunanlıların kurban ritüelleri hakkında geniş bir bilgi vermektedir. Tanrılar başka bir evrende yaşar ve hepsi kişileştirilmiştir. Onlar da insanlar gibi, kin, nefret, acıma, sevgi, öç alma, aşk gibi duygularla, yemek yemek, içmek, barınmak , korunmak, evlenmek ve çocuk sahibi olmak gibi insanı bir yaşama sahiptir. Ama doğaüstünlüğünü ellerinde tutarlar. Bu nedenle de onları kızdırmamak,olumsuz konuşmamak, her isteklerini yerine getirmek, yüceltmek, hoşlandıkları şeyleri yapmak gibi sanılara insanlar uymak zorundadırlar.


"Bir gün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam, boğaların, keçilerin yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna, şu dileğimi tezelden yerine getiriver" İlyada 1/35-40


"Adak mı adamadık, yüzlük kurbanlar mı kesmedik? Uzaklaştırması için başımızdan şu salgını koyunların, lekesiz keçilerin razı mı yağ dumanlarına ? "İlyada 1/65


"Troyalılar, getirin koyunları hadi, Erkeği ak olsun, dişisi kara, Trak tanrıya biri , Güneş tanrıya biri, Getirelim Zeus için biz de bir tane." İlyada 3/100


"Tanrılara ant töreni için haberciler, kent boyunca dolaştırdılar sunuları, bu sunular iki koyundu, bir de keçi tulumu içinde keyif veren şarap, toprağın ürünü" İlyada 3/245


"Toprağı saran Poseidaon, dinle beni, ki gerçekleşsin isteklerimiz, ne olur, ün bağışla Nestor'la oğullarına en başta, sonra çok ünlü yüzlük kurbanlar için iyi bir karşılık ver Pylos halkına " Odysseia 3/55


"Bir sürü kurban butları yaktık kutsal sunaklarda, işlemeli kumaşlar, altınlar astık adak diye" Odysseia 3/270


Kurbanların tamamı yada bir kısmı yakılmaktadır. Tanrıya hoş koku kurbanı uygulaması eski ritüellerde de görülür. Ant ,adak kurbanları Orta Asya medeniyetlerinde de görülür. Kurbanların özellikleri belirlenmiştir, adedi, nasıl ,ne zaman, neyle kesilmesi gerektiği , hangi amaca hizmet ettiği hep belirtilmiştir. Homeros bu iki destanıyla bize halkın sahip olduğu inanç sistemini ve buna dayalı uygulamaları büyük bir ustalıkla bize aktarmaktadır.


Grek asıllı her iki kültürde de 4..yüzyıla , paganlığın son dönemlerine değin kutsanmış etin simgelediği kutsallığı birlikte yeme ve eski "Dionysiac" ritüellerde insan kurbanının var olduğu bilinmektedir. Kurbanlıkta iki ana grup vardır: Birisi etinin hiç yenmediği, tamamının Tanrılara sunulduğu kurban ritüelleri, diğeri ise etinin bir kısmının Tanrılara sunulduğu, diğer kısımlarının törene katılanlar tarafından yendiği ritüelleridir.


Kurbanı sunan kişi yıkanarak arınır,sunakta yanan ateşe şarap döküp, arpa taneleri saçar. Kurbanın tüylerinden bir kısmını ateşe atar. Bir rahip Tanrıya övgüler düzerken, şükranlarını sunup yardımlarını diler. Bazı ritüellerde bağırsakları ayrıca pişirilerek, toplu kutlama başlamadan bundan tadılır. Tanrı ritüellerin şeref konuğudur. Her iki kültürde de, diğer kültürlerdeki gibi kurban olacak sunulacak hayvanların sakat olmayanlarının, en iyi ve kusursuz olanlarının seçimine dikkat gösterilmektedir. Tanrılar genellikle erkek kurbanları tercih ederken, gök Tanrıları az tüylenmiş, yeraltı ve öte dünya Tanrıları kara kurbanları tercih etmektedir.





ETRÜSK LAHİTİNDE KURBAN RİTÜELİ


Roma Tanrıları, Eski Yunan Tanrılarından farklıdır. Roma Tanrıları Etrüsk kökenlidir. Kurbanlamalar Eski Yunan örneğindeki gibi , kurban ; eti ile birlikte yenmezdi. Ayrıca, kurbanın amacı ve sunma teknikleri de farklılık gösterir. Roma kurban ritüelleri arasında, kurban edilen hayvanın bağırsaklarının /karaciğerinin biçiminden öngörü/kehanet yapılırdı. Ancak belge eksikliğini ve Grek etkisini de hesaba katarsak ,Etrüsk panteonunu tam olarak belirlemek çok zordur.


Mayalarda Kurban:


MAYALARDA KENDİNİ KURBAN EDEN GENÇKIZ
Mayalarda esirlerin kurban edilmesi olayı 12.yy başladığı sanılmaktadır. Başlangıçta düşmana korku vermek isteği yatar. Esirlerde özel bir durum görülürse, o kutsal sayılır ve boyununa kutsal pamuk iplik bağlanır ve bir yıl boyunca her isteği yerine getirilir. Sonunda vücudu gül yağı ile ovulduktan sonra Ay Tapınağı'nda rahip tarafından kalbi çıkarılır. Rahip bu kalp üzerine elini koyup dua ederek halkı kutsar.

Mayalarda kimi kadınların, kendilerini aşk tanrıçasına kurban ettikleri bilinmektedir. Kuraklık döneminde, genç kız ve delikanlılar bir ritüelle, dibinde büyük yılanların ve canavarların yaşadığına inanılan volkanık bir kuyuya atılarak kurban ediliyorlardı.



Azteklerde Kurban:


İnsan adına bir vahşeti sergileyen bu insan kurban ritüelleri , Aztek inanç sistemi içinde aile ve devlete refah sağlamaya, toprağın bolluk ve bereketini artırmaya yönelik olarak gerçekleştirilmekteydi. 


Geleneğe göre, pek çok toplumda yaygın olan, ilk doğanın kurban edilmesi, yada onun yerini alan bir esirin kurban edilmesi çok sık görülüyordu. Her yirmi günde bir kurban ritüelleri yineleniyor, kurbanlık öldürülmeden obsidyen bir bıçakla kalbi çıkarılıyor, cesedi parçalanarak yeniliyordu. Tanrı Huitzilopochtli ya da Vitzilipastli'nin bedenlerinin ekmek gibi ortaklaşa yenmesini temsil eden uygulamada, insan olan kurbanlığın eti ve kanı hamura karıştırılarak tapınanlarca yeniyordu. 

Kutsal saydıkları köpek yeri geldiğinde kurban edilir ve cesetle beraber gömülür. Köpeğin görevi öte dünyaya yolu göstermektir. 1486 yılında Aztekli rahiplerin bir tapınağın yapımını kutsama adına bir haftada 7000 insan kurban ettikleri bilinmektedir. Aztek başkentindeki Teocalli sunağında ,ahşap iskeletli bir binada tavan dek özenle dizilmiş 136000 insan kafatası sayılmıştır. ( *Hıristiyanlarda kan/şarap- et/hamur ve Kerberos !)





AZTEKLERDE KURBAN


İnkalarda Kurban :

İnkalarda kurban Mayalar ve Azteklerde görülenden farklı değildi. İlk başlarda iyi insanlar olduklarına inanılan esirlerden seçilen kurban işkencesiz olarak tanrılara sunulurdu. Sonradan İspanyol Pizzaro'nun Azteklerden öğrenip İnkalara öğrettiği bilinen kurbanlığa işkence etme biçimine bırakmıştır. Oldukça kanlı ve ürpertici operasyonlar ile yaratıcı Tanrı Vİra Koça'nın günlük gıdası olurlardı. İnkaların satın aldıkları fakir çocukları kurban ederek, etlerini yiyip kanlarını içtikleri, ara sıra kurban kanıyla yoğrulmuş kek ve kurabiyeler yedikleri belirtilmektedir. İnsan kurbanı geviş getiren lamaların kurban edilmesiyle son bulmuştur.



Kuzey Amerika Yerlilerinde Kurban: 


Pawnee'ler ölen bir savaşçının atını onun mezarında öldürürler. Comanche'ler yine ölen bir savaşçının piposunu, en gözde silahlarını ve en iyi atlarını birlikte gömerler. (*Eski Türk boylarında da görülür) 


Köpek ruhunun çocuk ölülere ruhlar aleminde yol göstereceğine inanılır, bu yüzden köpek kurban edilerek çocukla beraber gömülürdü.



Hindu çiftçiler arasında, öte dünyada geçilecek olan Vatirani nehrini, Brahmanlara sunacakları siyah bir sığırın kuyruğunu tutarak geçebilmeyi garanti altına alma inancı vardı.



Araplar arasında ölünün gömülmesi sırasında bir devenin kurban edilmesi, Kuzey Asya'da etnik gruplardan olan Çukçiler'de ölen birinin cesedi ren geyiğinin çektiği bir kızağa konularak uzaklara götürebilmesi için kurban edilmesi, Kuzeydoğu Asya etnik gruplarından olan Yakutlar ,Ostiyaklar, Çuvaşlar ve Vogullarda ölülere güçlü atlardan kurbanlar kesilir.


Bu örneklerin ana teması, Musevilikte ve Müslümanlıkta "sırat köprüsü" ile benzerlik taşır.



Eski Türk boylarında görülen kurbanlamalarda ışık evreninde bulunduğu tasarımlanan Ülgen ve öteki ruhlara besili ve en iyi hayvanlar sunulurken; karanlıklar evreninde bulunduğu tasarımlanan Eryik ve diğer ruhlara cılız ve makbul olmayan hayvanlari ritüel için yeğlenmeyen yerlerde sunulmaktadır. Çünkü birincisi iyilik, güzellik, doğrulu, cömertlik niteliklerine sahip bir evren olarak algılanırken, diğeri bunların zıddı niteliklere sahip bir evrendir.


Eski Türk boylarında, savaşa katılacak olan kişinin atının kuyruğunun bağlanması/kesilmesi öldüğü taktirde de atıyla gömülmesi, yada savaşçı olmayan birinin ölmesi durumunda atının kuyruğunun kesilmesi "tullamak" dul yapmak anlamını taşır. "Tul at" Çağatayca'da savaşa binmek için hazırlanan at anlamını taşır.


"Eri ölen at, erin karısı gibi dul kalmış oluyor ve bu kuyruk kesme yoluyla da sembolleştiriliyor." Ögel,1991



Borneo Kayanları arasında ölen kişinin köleleri, köleliklerinin öte dünyada da süreceği inancıyla öldürülür.



9.yy'da Güney Asya'da gezen gezgincilerin anlatımı: " Burada kral göreve gelirken bir miktar pirinç hazırlanır. Üçyüz dörtyüz kişi bu pirinçten hiçbir zorlama olmaksızın yer. Kral öldüğünde bu pirinçten yiyenler cenaze töreninde bulunuyorlarsa hiç tereddüt etmeden kendilerini kralın yakıldığı ateşe atarlar.



17.yy'da bir Japon soylusu öldüğünde, onun 10. ile 30. hizmetçileri arasındaki 20 hizmetçi harakiri yaparak kendilerini efendilerine kurban ederlerdi.




Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu :


Allah'ın emirlerini bir kitapla bildirdiği peygamber sayısı dörttür. Bu kutsal kitaplardan Zebur Davud peygambere ; Tevrat Musa peygambere ; İncil İsa peygambere ve Kur'an Muhammed peygambere indirildiği kabul edilen Tanrı buyruklarını içerir.


Sözünü ettiğimiz üç dinde, Hz.Muhammed'ten önceki peygamberler , Tanrıyla bir tür antlaşma yapmışlardır. Bu antlaşmalar genellikle insanoğlu tarafından Tanrıya kurban sunularak yürürlüğe sokulmuştur. 


Tevrat'a, Eski Antlaşma adının verilmesi Musa'nın , İsrailoğullarıyla Tanrı arasında yaptığı antlaşmadan kaynaklanır. Musa antlaşmayı hayvan kanı ile geçerli kılmıştır ve bu antlaşma Tevrat, Çıkış 24'de anlatılmaktadır.


İsa, Musa'nın yaptığı antlaşmanın zamanla bozulması üzerine kendisini kurban olarak sunup, Tanrıyla yeni bir antlaşma yapar. Bu yüzden İncil Yeni Antlaşma olarak adlandırılır. (İncil ; İbraniler ; 8/8-9)




Tevrat'ta Kurban:


Tamamı 39 kitaptan oluşan Eski Ahit'in hemen her kitabında kurban konusuna değinilmiştir. Neyin, ne zaman, nasıl, hangi hayvanın, hangi normlarda, yağından derisine, butundan kellesine tüm organların ve diğer kısımlarının ne tür işlemlere tabi tutulacağı en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır.


Kain ve Habil : "Ve Kain günler geçtikten sonra toprağın semerisinden Rabbe takdime getirdi. Ve Habil kendisi de sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından getirdi. Ve Rab Habil'e ve onun takdimesine baktı; fakat Kain'e ve onun takdimesine bakmadı" Tevrat ; Tekvin 4/3-5


Kain (ilkdoğan) takdimesinin kabul görmemesinden dolayı öfkelenir ve Hain'i (ikincidoğan !) öldürür. Tanrı da toprağı ve Kain ile soyunu lanetler.


Burada ilkel topluluklarda görülen ilk doğan hayvanın , ilk ürünün , ilk doğan çocuğun kurban edilmesi motifleri görülür.


Çıkış kitabında Musa'ya yönelik açık bir şekilde şöyle denilir: " Bütün ilk doğanlar benimdir ; ve inekten ve koyundan, bütün hayvanların ilk doğan erkeklerin hepsi benimdir. Ve eşeğin ilk doğanı için bir kuzu fidye vereceksin; ve eğer fidye veremeyeceksen, o zaman onun boynunu kıracaksın. Oğullarının bütün ilk doğanları için fidye vereceksin. Ve kimse önümde eli boş görünmeyecek" " Kendi toprağının turfandalarından ilkini senin Allahın Rabbin evine getireceksin."


Hayvan yağının yenmesi, İsrailoğulları'na Tanrı tarafından yasaklanmıştır. Öküz, koyun, keçi gibi hayvanların her neresinden olursa olsun yağlarının herhangi bir işte kullanılabileceği , ancak kesinlikle bunlardan yenmemesi gerektiği, bunların yakılan takdimeler olarak Tanrı'ya sunulması özellikle vurgulanır. (Tevrat; Levililer,1-18)


Kurban yağlarını, Yunan kurban ritüellerinde de Tanrılar için ayrılan makbul kısımlar olarak görürüz. Bununla ilgili olarak Prometheus: " Hayvanların bacaklarını,kollarını,sırtlarını yağlara sardırıp yaktırdım " (Aiskhiylos) diyerek bu durumu vurgular.


Nuh tufanından sonra Nuh ve ailesi karaya çıkar. Kendilerini bağışlayan Rabbe şükranlarını sunar: "Ve Nuh Rabbe bir mezbah yaptı, ve her temiz hayvandan ve her temiz kuştan aldı, ve mezbah üzerinde yakılan takdimeler arzetti. Ve Rab hoş kokuyla kokladı;ve Rab yüreğinde dedi: Adamın yüzünden artık toprağı tekrar lanetlemiyeceğim" (Tevrat ; Tekvin, 8/20-21)


Burada da ilkel toplumlarda yakılıp dumanın göklere çıkarılıp Tanrıların hoş kokudan memnun kalması motifi görülür.


Nuh ve oğullarına toprakta görülen her canlı ve ot ile denizlerden çıkan balıklar için yeme izni verilir, sadece kanı ile yenmesi yasaklanır. nitekim Neandertal ve sonrası insanların kanı can ile ilişkilendirilmiştir. Ölenin solgun bedenlerine eski rengini vermek için, dolayısıyla canını yeniden kazandırmak için, kırmızı toprak serpmeleri bu inancın ilk örneklerindendir. (*Çayönü)


Ancak: Hezekiel'de Rab Yehova, Ademoğlunu İsrail dağlarında keseceği koç,kuzu,erkeç,boğa türünden kurbanların, doyuncaya dek etini,yağını yemeye, sarhoş oluncaya dek kanını içmeye davet eder. (Tevrat; Hezekiel ,39/17-20)





İBRAHİM PEYGAMBER,OĞLU VE KOÇ


İsrailoğulları gelmeden önce Kenan ülkesinde ,yeni doğmuş ilk çocukların kurban edildiği bilinir. İbrahim'in oğlu yerine hayvanı kurban etmesi gerektiği Rab tarafından bildirilince, Yahudilikte İnsan kurban olayı bitmiştir. 

İbrahim peygamberin ilk doğan oğlu İsmail olmasından ve kurban ritüeline göre onun kurban olarak sunulması gerekmektedir. Lakin İsmail cariyeden olma olduğu için ,Yahudilikte İshak ilk doğan olarak kabul görür. Bu sebepten dolayı kurban olarak sunulan oğul hangisidir tartışmaları olur. Tevratta ve İncil de İshak kurban olarak belirtilirken , Kur'an da İbrahim peygamberin hangi oğlunu kurban olarak götürdüğü belirtilmemiştir. 

Genel bütünlüğe baktığımızda Tevrat'ta kanlı kansız iki çeşit kurban olayı vardır. Ve Evrensellik anlamında "Ben sana, sen bana ver" prensiplerine dayanır.


"Bu kurbanın neden istendiğini anlamaz; yine de bunu yerine getirir, çünkü Tanrı böyle istemiştir. Görünürde saçma olan bu eylemle İbrahim yeni bir dinsel deneyimi, imanı başlatmıştır." (dinler tarihçisi Mircea Eliade ,1994) . İmanı başlatması İncil'de de vurgulanmıştır. Eliade konuya, ilk çocuğun kurban edilmesi motifi açısından şu açıklamayı getirmektedir.


"Morfolojik açıdan bakıldığında İbrahim'in oğlunu kurban edişi Eski-Doğu dünyasında sıkça uygulanan ve İbranilerin Peygamberler dönemine kadar sürdürdükleri, ilk çocuğun kurban edilişi pratiğinden başka birşey değildir. İlk çocuk, çoğunlukla bir tanrının çocuğu olarak görülürdü, hatta arkaik Doğu'da evlenmemiş kızların tapınakta bir gece geçirmeleri ve tanrı (onun temsilcisi,rahip veya elçisi,"yabancı") tarafından hamile bırakılmaları adet olmuştu. 


Bu ilk çocuğun kurban edilmesi Tanrıya ait olanları ona geri verilmesi demekti. Böylece genç kan, tanrının tükenmiş enerjisini artırıyordu (zira doğurganlık tanrıları dünyayı sürdürme, bolluk sağlama çabasında kendi tözlerini tüketiyorlardı; dolayısıyla onların da periyodik olarak yenilenmeleri gerekiyordu) ve bir anlamda , İshak Tanrının oğluydu, zira Sara doğurganlık çağını geçtikten çok sonra İbrahim ve Sara'ya verilmişti." (Eliade, 1994)






İncil'de Kurban:


Yeni Ahit'te Tanrı her nedense artık türleri ve nitelikleri belirtilmiş hayvanlardan, buğdaydan, undan, ekmek ve yufkadan, şaraptan kurban istemez. İsa peygamberin yaydığı din bir önceki peygamberlere dayanıyorsa da kurbana ilgi göstermemiştir. İncil, kurbana ilişkin açıklamalarında, kendinden önce kurban kapsamı içinde Tanrı'ya akıtılan kanların insanı yetkinliğe erdiremediğini vurgular. Kan akıtarak günahlardan arınılamacağını belirten İsa, ümmetine kurban bağlamında kan akıtmamasını öğütler.


İncil'de İsa ve 12 öğrencisinin "Fısıh Bayramı" dolayısıyla birlikte yedikleri bir yemekten söz edilir. Son Akşam yemeği olarakta bilinir. " Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. 'alın ,yiyin' dedi 'bu benim bedenimdir'. Sonra bir kase alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek 'hepiniz bundan için' dedi. 'çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır" (İncil, Matta;26/26-28 , Markos;14/22-24 , Luka; 17-22 , Paulus: Korinthoslulara I.Mektup;11/23-25)


İsa'nın da belirttiği gibi ekmek onun etini, şarap ise onun kanını simgelemektedir. İncil, Tevrat'ta Salem kralı ve kahin Melkisedek'in İbrahim'i kutsayışını özellikle vurgular. (İncil;İbraniler 7) Büyük olasıkla şarap ekmekle ilgili bu ritüel, Melkisedek'in uygulamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Harris, "Eucharist" ayininde rahip ve cemaatin yediği yufka biçimindeki mayasız ekmeğin adının (wafer) "host" odluğunu, bu sözcüğün Latince kurban anlamına gelen "hostis"ten türediğini belirtmektedir.


İsa peygamberin dininde kanlı kurban yoktur. O son kurbandır. Özellikle Aziz Paul, kurban kesmenin dindarlık olamıyacağını vurgulamıştır. İsa'yı vaftiz eden Vaftizci Yahya, O'nun Mesih olduğunu ilan ederken şu ifadeyi kullanmıştır. "İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı kuzusu!" (İncil;Yuhanna,1/29)


İsa'nın çarmıha gerilmesi olayı, İncil'in öğretisi adına Tanrı ile Yahuda halkı arasında yeni bir sözleşmenin, şükran göstergesi olarak son kurban ritüelini simgelemektedir. Buradaki Kutsal Yasa her ne kadar tanrısal olarak betimlensede İncil'in konumuzla ilgili bütünlüğü içersinde bunun, toplumun küçük yasası olduğu düşüncesi daha güçlü görünmektedir. Çünkü İsa, o gün için var olan, kökleri çok gerilere giden inanç sisteminin ve buna dayalı olarak kurban ritüelinin, doğaüstü bir güçle hiçbir ilgisi olmadığının, tüm ritüeller gibi dinsel ritüellerin de Durkheim'in ileri sürdüğü gibi "toplumun heyecanları ve buna dayalı tezahürler" olduğunun bilincine varmış bir görünüm sergilemektedir.




Kur'an da Kurban:


Tektanrı kitapların sonuncusu olan Kur'an da kurban bizim ele aldığımız anlamda üç ayrı yerde geçer. Maide süresi 27.ayet - Hacc süresi 28,34,35,36,37 ayetler - Kevser süresi 2.ayet.

Bunun dışında Akhaf süresinin 28.ayetinde geçen kurban sözcüğü, bağışlayan,affeden, ilah, şefaatçi anlamında kullanılmıştır.

"Ey, Muhammed! Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru anlat ;İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemiştir. Kabul edilmeyen "and olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti" Maide 5/27 (*isimler verilmemiştir)


"Ta ki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızk olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar.Sİz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun." Hacc 22/28


Burada Tevrat'taki gibi Tanrı'ya ve kahine (din adamı) de pay verilmesi gerektiği vurgulanmamıştır.


"Her ümmet için Allahın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık" Hacc 22/34-35)


"İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükrederseniz diye böylece sizin buyruğunuza verdik. Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. Ey Muhammed !İyilik yapanlara müjde et." Hacc 22/36-37


Bu ayette deve ve sığırın kesim işlemi anlatılırken hayvanın bağlı olması belirtilmektedir. Yan üstü düşüp ölünce biçiminde söylenmesi de Arapların İslamiyet öncesi kurbanlarını genellikle boğazın dikine yarılarak sunulduğu bilinmektedir. Bir olasılıkla ,Araplar deve ve sığır cinsi kurbanları yatırmadan, çökertip bağlayarak ve gırtlağı dikine yararak kesiyorlardı. Etinin ve kanının Allah'a ulaşmayacağı açıkça da belirtilmiştir. Kurbanda asıl olanın , niyet ve ibadet olduğu vurgulanmaktadır. Yani Kur'an da Allah kendisi için kan akıtıp kurban kesilmesini istememekte ve bunlar aracılığıyla bir antlaşma önerisinde bulunmamaktadır.


İbrahim'in oğlunun kurban verilmesi olayında isim geçmez. Lakin : "Ona iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık" der .Saffat 37/112-113


Kevser süresinin 2.ayetiyle Hicret'in ikinci yılında gerekli şartları taşıyan Müslümanlara kurban kesmek zorunlu kılınmıştır. " Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes" buyruğu yer almaktadır. Çeşitli kaynaklarda bu "inhar" sözcüğünün açık olmadığı vurgulanmaktadır.


"bu ayetteki deveyi boğazla, kurban kes manasına gelen inhar emri ,bizzat Peygamberimize hakkında varid olduğundan ümmeti için kurban kesmek farz değildir. (Aydın ,1991)

"burada inhar sözü açık olmamakla beraber kurban bayramında kesilmesi icabeden hayvanı kesmeye delalet etmektedir." (Yavuz,1978)

"Kurban kavramı, Kur'an da sedece et , kan ve boğazlamak anlamlarını taşımıyor ve en sonda dikkate alınan bir boyuttur. İnsanlık tarihinde Allah'a yaklaşmanın, dinin en önemli unsuru halinde ele alınmış ve boğazlanmak, kan dökmekten ibaret hale getirilmiş kurban kavramı, hür ve samimi bütün niyetlerinin beslediği iyiye yönelik davranışlar halinde sunmaktadır. Böylece, sadece can almak şeklinde algılanan bir Allah'a yaklaşma anlayışının din gerçeğiyle bağdaştırılamayacağına dikkat çekmektedir. Allah'a yaklaşmak için Allah dışında yakınlık aracı (kurban) seçilen hiçbir şeyin insana faydası olamayacaktır. İslam bilginleri söz birliği ile tespit etmişlerdir ki, Kur'an daki kurban kes emri bir farz (kulluk borcu) olarak yalnız Hz.Peygamber'e hitap eder. Diğer Müslümanların kurban kesmeleri onlar üzerine bir farz değildir. Burada normal kurban ibadetiyle, bir Müslümanın nezir (adak) yoluyla kendisine farz haline getirdiği kurban kesmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Adak veya keffaret icra şekli kurban kesmek de olsa ayrı bir yükümlülüktür. Adak adayan kişi ve akrabaları bu etten faydalanamaz. Ve Hac İslam şartlarından biridir. Kurban her yıl , Hac ise ömürde bir kez yerine getirilir. Ayrıca Hac bir farz olduğu halde kurban sünnettir.Hac'ta kurban şartı yoktur. Bu hacca niyet eden hacı, kurbanını kendi memleketinde keser ve kendi halkının istifadesine sunabilir." Öztürk, Kur'an'ın Temel Kavramları,Kurban)


Dolayısıyla Anadolu'daki Müslüman topluluğunda kurban bayramlarında uygulanan kurban olgusunun İbrahim'in kurbanıyla ilgisi yoktur. En azından bunu, ritüelin uygulanması açısından rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü, İbrahim'in oğlu yerine bir koçu kurban etme ritüeli, Tevrat'ta belirtildiği gibi kesildikten sonra tamamı yakılarak gerçekleştirilen bir ritüeldir. Oysa Müslümanlıkta kurbanın asıl amacı etinin yenmesi veya dağıtılmasıdır.




Gürbüz Erginer
Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri,1997













****

dipnot:
Tevrat , Gılgamış Destanı, Sümer Kral Listeleri ve Sümer efsanelerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi Sümer Nuh'unun Akad topraklarındaki Shuruppak köyünde yaşamış iyi bir insan olarak tanımlanan, göçmen bir Sümerli olan Uta-Napisthim olduğunu ortaya koymuştur. (Bkz.Woolley,1958 - Ceram,1982)


Sümerlilerin Türk olduğu kanıtlandıysa..Nuh Türk mü oluyor ? !!!





SB.






GALYALILAR / GALATLAR / KELTLER






M.Ö. 4.ve 5. yüzyıllarda Karaorman ve Tuna boyu çevrelerinde yerleşmiş olan Galyalılar Romalıların korkulu rüyası olmuşlardı. Çok iyi savaşçı olan bu kavim paralı askerlik yanında şarapçılık ve tuzculuk ile de uğraşırlar, ürünlerini nehir taşımacılığı ile Avrupa'nın her köşesine ulaştırmaya çalışırlardı.

O zamanlar Avrupa, Pirenelerden Karpatlara kadar sonu gelmeyen bir ormanla kaplıydı. Ren nehrinin doğusundan başlayarak Tuna nehri boyunca Helveti’den Pannonia ve Daçya’ya kadar devam eden Hersinya ormanlarında meşe ağaçlarının gövdeleri daha büyüktü ve dalları gök yüzüne daha yakındı. Bu ormanlarda ve nehir vadilerinde çok sayıda Galyalı yaşardı.

KARA ORMAN
M.Ö. 321 (114.olimpiyat, 4.yıl ), Kışın ortası

Soğuk havaya ve yolların karla kaplı olmasına rağmen tüm Galya kabilelerinin şefleri ve druidleri, Hersinia ormanlarının en batı tarafında ki Nemetonda toplandılar. Hersinia ormanlarının en batısını oluşturan Kara Orman’ın bitimiyle Ren nehrinin doğu kıyıları arasındaki bu köyde yaşayanların görevi Nemetonu korumak ve toplantılara hazırlamaktı. İskender'in ölüm haberi Yunanistan’dan sonra orta Avrupa’ya da gelmekte gecikmemişti. Avrupa’nın çeşitli bölgelerine göç etmiş olan Kelt kabilelerinin şefleri belki de ilk defa böylesine yüksek bir katılımla toplanıyorlardı. Büyük İskender öldüğüne göre Makedonya ve Anadolu’da her şey değişebilirdi. Bir şey yapılacaksa tam vaktiydi.

Kelt takvimine göre aylardan Anagantios’un altıncı gecesiydi. Mevsim kış ve evde kalma zamanıydı. Ama bugün yapılacak olan ayin ve sonrasındaki yönetim konseyi çok önemliydi. Güneşin batmasına yakın, druidler Nematonun ortasında daire şeklinde yerlerini aldılar. Çevrelerindeki iri kayaların arasında meşaleler yakılmaya başlandı. Üç bıyıklı ve saçları örgülü Galyalı, arp çalmaya başladılar. Alacakaranlığı dolduran melodi ağlatmak ve güldürmek için çalınmıyordu, dış dünyadan soyutlanmak için bir çağrıydı bu. Bugün toplanan druidlerin hepsi meşe ağacı dallarından yapılmış deyneklerine çok sayıda çentik atacak kadar çok ses almışlardı tanrıları Dis’den. Karanlıkların ve yer altının babası Dis onlara her mağaraya girişlerinde sesleniyordu. Ayin başladı. Evrenin üç bölümü için ayrı ayrı üç koç kurban edilecekti bu ayinde ve druidler hangi kurbanın hangi tanrıya kurban edileceğini söyleyecekti bu gece. Belki de kehanet bile okunabilirdi kurbanlardan sonra; çünkü zaman karar verme zamanıydı.

“Üzerinde yaşadığımız toprakların daha da büyümesi için. Daha da bereketli topraklar için. Tanrıça Dana, bu kurbanımızı kabul et!”. En kenardaki druid bu sözleri söylerken, hem diğer druidler, hem de kayaların etrafında yer almış olan tüm törene katılanlar hep bir ağızdan bağırdılar, “Toprak için, yer yüzü için!”.

“Tanrıça Matrona…Esgor Matrona esgor (doğur)!” Bu kurban için kahinlik görevini üstlenecek druid öne çıktı ve iki Galyalı kehanet için seçilmiş olan kurbanlık koçu getirdiler. Savaşçı olduğu taşıdığı kocaman kılıcından belli olan Galyalı kılıcını aniden koçun böğrüne sapladı ve kenara çekildi. Kurban olduğu yerde iki defa döndü sırt üstü yattı ve çevresinde kenarları harita gibi bir olan bir kan gölü oluştu. Kahin druid, kurbanın etrafında üç tur attıktan sonra değneğinin ucunu kurbanın kanına sürtmeye başladı. Çalınan müzik ve druidlerin mırıldanmaları ve yakarmaları meditasyonu etkili bir kıvama getirmiş olacak ki kahin kendinden geçercesine ellerini gökyüzüne kaldırdı ve, “Gidiyoruz “dedi, “doğuya gidiyoruz. Toprağın, suyun ve havanın tanrıları bize yön gösterdi”.

Başları önlerinde olan kabile reisleri bu sözü duyunca önce bir irkildiler, ve sonra onlar da ellerini kaldırdı havaya druidlerle beraber ve hep bir ağızdan bağırdılar, “Hazırız ! Belenos…Hazırız!”

İlk kurban da durum belli olmuştu. Bir kısım kabileler doğuya göç hazırlığına başlayacaklardı. Şimdi, tanrılardan, yeni yerlerde mutlu bir yaşam ve zafer kazandıracak savaşlar istemek için kesilecek kurbanlara sıra gelmişti.

Okunan ilahilerin ve müziğin eşliğinde, diğer bir druid evrenin diğer bölümü için adanacak kurbanın getirilmesini istedi ve, “Kaybolan ruhlarımızın mekanı yer altı dünyamız için” dedi ve ellerini kaldırdı.

Bu arada, evrenin son bölümü için bekletilen son koç da meydanın ortasına getirilmişti ve üçüncü druid de hazırdı. O da ellerini gök yüzüne doğru kaldırarak, “Görünmeyen öteki dünyamıza adıyorum bu kurbanımızı” dedi ve sonra hep beraber bağırdılar “Kurbanlarımız kabul olsun, geleceğimiz zaferle dolsun”.

Önce druidler, sonra kabile şefleri, sonra savaşçılar, kadınlar ve çocuklar sırayla şölen sofrasında buluşmak üzere Nemetondan ayrıldılar. Ancak, alacakları kararları paylaşmak için, kabile şefleri ve druidlerin bir kısmı, şölene katılmadan önce, konsey için hazırlanan büyük kulübeye gittiler. Bu toplantıya katılmayacak olanlar da, kulübelerin önlerinde ve ağaçların altında toplanarak birbirlerine kabilelerini ve neler yaptıklarını anlattılar, bardların okuduğu şiirleri dinlediler. Her kes mutluydu. Üç çalgıcı artık güldüren melodileri çalıyorlar ve neşeli şarkılar söylüyorlardı.
“Daha sık toplanmalıyız şu aralar” dedi en yaşlı olanı, toplantıyı açar açmaz vakit kaybetmeden, “aramızdaki haberleşme de daha hızlı olmalı”.

“Kayıt da tutmalıyız” dedi Tektosag kabilesinin lideri Kastor, “Bir merkezimiz de olmalı” . İskender’le Pers seferine çıkmadan tanışmış ve onunla şarap içmiş olan Kastor’a hepsi güvenir ve saygı duyardı. Bir an evvel sefere çıkma arzusu içinde olan güleç yüzlü genç Kambules söz aldı,

“Saygıdeğer Kastor. Sen bu konularda en deneyimli olan liderlerimizdensin. Bu işi senin yürütmeni öneriyorum. Nasıl Romalıların Roma diye bir merkezi var, bizim de olsun”

Bu karar alınabilirse çok önemli bir aşama olurdu Galyalılar için. Şimdiye kadar hiç belli bir merkezleri olmamıştı. Her kabile kendinin merkeziydi. Savaş zamanlarında ve önemli durumlarda bir araya gelirler ve savaşı yönetmek için bir başkan seçerlerdi sadece. Merkezden yönetim diye bir uygulamayı denememişlerdi hiç. Anlaşılan gerekiyordu galiba şimdi bu. Söz aldı Po ovasından gelen Orgetoriks, “Avrupa’da durum kritik. Her şey değişecek gibi…İskender öldü. İmparatorluk parçalanıyor. Sanırım her koparan bir yerleri alacak. Kabilelerimizin çoğunun arzusu da göç yönünde. Doğuya gideceğiz besbelli. Kahinler de doğruladı bunu. Beraber kararlar almalıyız. Artık daha da birlik olmalıyız. Destekliyorum bu teklifi. Kastor bir Kelt birliği kursun Avrupa’da. Biz de bilelim bizim merkezimiz neresi..”

Kastor’un bu birliğin kurulması için çalışması oy birliği ile kabul edildi. Yalnız, Keltiberya’daki kabileler, eğer bir başkent olacaksa bunun İberya yarımadasından çok uzakta olmamasını istediler. Kastor’un aklından Tektosag kabilesinin yerleşmeyi planladığı Telosa geçiyordu aklından zaten ve burası da Keltiberya’ya yakındı. Gelecek yüzyılın başlarında Anadolu’da bir Galatya kurulabileceğini düşünememişti Kastor henüz. Böylece Volke konfederasyonun temeli atılmış oldu.

Kastor duyulan güven için teşekkür ettikten sonra, druidlere dönerek, “Meşe ağacı bilge kişilerimiz, Galyalıların evrendeki yerleri konusunda bugün bizleri aydınlattılar. Saçtıkları ışık için ve kurbanlarımızı adarken bizlere yol gösterdikleri için onlara minnettarım”. Sonra kabile reislerine döndü,

“Sevgili silah arkadaşlarım. Biliyorsunuz Trakya’daki kabilelerimiz batıdaki kardeşlerini de yanlarına çağırıyorlar. Makedonyalılar ve Yunalılar savaş içinde. Doğuya yürüyüş için hazırlıklara başlamalıyız. Çocuklarımızın geleceğinin doğuda olduğunu tanrılarımız druidlerimize söylediler. Askerlerimizin, ailelerimizin bu güç yolculuğunda onları toparlayacak bir lidere gereksinimiz var. Bu liderimizi şimdiden seçmeliyiz!” Ve Kambules’i önerdi gelecekteki yolculukta Galyalılara rehberlik etmesi için. Oy birliği ile kabul edildi. Sevecen ve sempatik yaklaşımıyla Kambules herkese kendini sevdirmişti. Genç olmasına rağmen bilge kişiliğe sahip, etrafındakilere de bildiklerini öğretmeye çalışan çalışkan bir Galyalıydı Kambules. Başlayacaktı hemen gece bitiminde Kambules çalışmalarına. Kastor bu kritik ve önemli görev için en uygun adayı önermişti.

Şölen kalabalığını bekletmemek için toplantıyı sonlandırdı en yaşlı olan Galyalı seçilenleri kucakladı, herkese şans diledi. Sonra buluştular şölen sofrasında aileleriyle. Boşalttılar yanlarında getirdikleri fıçılardan şaraplarını kupalarına ve içtiler sabaha dek.



Prof.Dr. Faik TANSU SALMAN
GALATERRA - GALYA'DAN GALATYA'YA
Arkeoloji ve Sanat Yayınları



Ölen bir Galyalı



İlgili: