Translate

British Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
British Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2013 Cumartesi

TÜRKİYE ESERLERİNİ GERİ İSTİYOR.

ESERLERİMİZİ GERİ VERİN


Eserlerin çalınmış,kaçırılmış olduğunu müzeler kabul etmez. "Bağışlanmıştır" adı altında sergiler. Ve hiç bir şekilde de geldiği yeri yazmaz.

Fotoğraftaki gibi ; Eastern Mediterranean , neresidir burası ?



TÜRKİYE J. PAUL GETTY MÜZESİNDEN TARİHİ ESERLERİNİ GERİ İSTİYOR

Getty Muzesi´nde sergilenen Boubon ve Kremna´ya ait eserlerin geri getirilmesi icin kampanyaya destek ver.
Dilekce gönderim adresi:  gettymuseum@getty.edu

“J. Paul Getty Müzesi’nin Listesi: Türkiye’nin yağmalandığını söylediği 10 eser” başlıklı haberi ve “The Economist” dergisinde yayınlanan “Türkiye’nin Kültürel Hırsları: Mermerler ve İnsanlara Dair” başlıklı acımasız makaleyi okuyunca bir şeyler yazmak istedim. Zaman geçti, bir türlü bir şey yazamadım. Galiba bu aralar ilham gelmiyor diye düşündüm…. 

Türkiye’nin son dönem kültür politikalarını hedef alan bu ve benzeri yazılarla ilgili hiçbir meslektaşım da yazmamıştı. Onların yazmamasının sebebi ilham perilerinin onlara da uğramaması mıydı? Bilemem, ama kaçak kazılarla Kremna kentinden çalınan mermer ilham perileri heykellerinin ve Bubon kenti bronz heykellerinin yurtlarından binlerce kilometre uzakta ABD’de, J. Paul Getty Müzesinde tutsak olmaları bölgeyle ilgilenen bir bilim adamı olarak beni harekete geçirdi… 

İşte istenen eserlerin ve bir zamanlar sahipsiz olan toprakların hikayesi;

1960’ların ortasına doğru bir antika dalgası ortalığı sardı. Köylüler imece yapar gibi 40-50 kişi birden kazma-kürekle kazı yaptı. Öyle ki antika için kazılan bir yerin toprağı örtüldükten sonra yanlışlıkla yeniden kazılmasın, emek boşa gitmesin diye iki taş üst üste konularak işaretlenmişti. Bu ifade 1960’lı yılların başında Burdur İli, Bucak ilçesi merkez bucağına bağlı Girme/Çamlık Köyü - Kremna antik kentinde bir mermer heykel baş bulup satan köylü C.Ö.’ye ait...
Cümleleri 1990 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde konu ile ilgili tam sayfa haberine taşıyan ise araştırmacı gazeteci yazar Özgen Acar’dır. Konu ile ilgili ayrıca uluslararası basında Connoisseur’da da ilgi çeken bir makale yayınlamıştır. Bir dedektif gibi bu olayı da inceleyen ve ifşa eden ünlü Sayın Acar daha önce de sayısız kaçakçılık olayını ve yurtdışı bağlantılarını büyük cesaretle aydınlatmıştı.

Sayın Acar’ın haberine göre, Kremna’da daha sonra 1970 yılında bilimsel arkeolojik kazı yapacak Prof. Dr. Jale İnan (1914-2001) o günleri şöyle aktarıyordu; Köylüler krizma yöntemiyle ve işbirliği ile çalışıp antik kenti hallaç pamuğu gibi atmışlardı. Arazinin bir yerinde üst üste konulmuş üç taş gördüğünüzde, orayı bir başkasının kazamayacağı, orasının parsellenmiş olduğu anlamına geldiğini anlardınız. Taşları koyan ben burayı kapattım diyordu ve herkes bu kurala saygı duymak zorundaydı. Daha sonra ben kazı yapmaya başladığımda Hoca Hanım bu köşeyi boşuna kazmayın. Biz daha önce kazmıştık diyorlardı. Kazı dönemi bitip ayrılmak üzereyken arkeolojinin ne olduğunu bilmeyen köylülerden biri, hiçbir heykel ya da başka bir eser bulamadığımızı görünce, yanıma gelip Ah hoca’nım bu yıl gerçekten zarar ettiniz demişti. Buluntuları herhalde benim satacağıma inanıyorlardı”.  

Jale İnan, Kremna’da kurtarma kazısına başlarken amacı antika soygunculuğuna maruz kalmış harabeye Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına el konulmasını sağlamaktı. Belki kaçırılan Musa heykellerinden haberi yoktu ama köylüler tarafından kaçak kazı yapılarak meydana çıkarılıp Burdur Müzesi’ne satılan 9 heykele ilişkin eksik parçaları bulmaya niyetliydi. Torsoları meydana çıkararak Burdur Müzesi’ne satanların ifadesine göre başlar bulunamamıştı.

İnan olayı kendi cümleleriyle şöyle yorumlayacaktı; bu kadar iyi korunagelmiş durumlarına rağmen hiç birinin başının bulunmayışı biraz acayipti. Bütün heykellerin başları kasıtlı kesilmiş gibiydi.  

Köylüler heykelleri Karl Graf von Lanckronski’nin Q olarak adlandırdığı yapıda Eylül 1968 ile Nisan 1969 tarihleri arasında bulmuşlar ve boyutları nedeniyle kaçıramayacaklarını anlayınca da Kasım 1968 ile Nisan ve Mayıs 1969 tarihleri arasında müzeye getirmişlerdi.

Kaçıramadıkları heykellerin başlarını ayrı satmak için köylüler mi kesmişlerdi? İnan’a göre başların gövdeden ayrıldığı kırık yerler eskiydi! İnan geçen yüzyılda buraya uğrayan antika soyguncuların heykellerin nakline imkan bulamadıklarından başlarla yetinmeğe karar verdiklerine inanmaktaydı.
1906’da harabeyi gezmiş olan H. Rott Kremna’nın vahşi romantik atmosferinden çok etkilenmişti... Not defterine şöyle kaydetmişti; Ve heykeller ayakta duruyorlar bana bakıyorlar... Yani Jale İnan’dan yaklaşık 60 sene önce heykeller başları ile birlikte yerli yerindeydiler. Antika soyguncuları eğer bir yüzyıl önce gelmiş olsalardı Rott’a bakan başlar da çoktan koparılmış olmalıydı. Ama oradaydılar ve Rott’a bakıyorlardı! İnsanın aklına bir kaç soru geliyor; Rott’un gördüğü heykeller şimdi nerede? Heykellerin başlarını kopartanlar kimlerdi? Çalınan başlar neredeler? Kremna’dan bilmediğimiz daha kaç heykel kaçırılmıştı?   

Öyle anlaşılıyor ki Kremna’da bildiğimiz talan buz dağının görünen üst kısmı. Çünkü kent bir zamanlar heykel kaynıyormuş. Bunu bugün kayıp olan yazıtlı heykel altlıklarından bilebiliyoruz. 1965 senesine kadar yüzeyde bile heykel ele geçiyordu; kentte incelemelerde bulunan İstanbul Teknik Üniversitesinden bir bilim ekibi, bir torso bulup Burdur Müzesi’nin koleksiyonlarına kazandırmışlardı.
Özgen Acar’a göre Kremna’dan kaçırılan en az 40 mermer heykel vardı. Bunların 4 tanesinin yaklaşık MS 200’e tarihlenen, yani yaklaşık 1800 yıllık ilham perisi heykelleri olduğunu ve Getty Müzesi’nce satın alındığını biliyoruz.

Getty makyajlı heykellerden ilk ikisini 26 Kasım 1968’de Sotheby’s London’dan satın almıştı (müze envanter no: 68.AA.21 ve 68.AA.22- lot no. 173). İlkine USD 13.122, diğerine USD 9.185 ödedi. Burada detaylı resimlerini gördüğünüz üçüncü heykel müzenin koleksiyonuna 1971 yılında katıldı (env. no: 71.AA.461). İnternette dolaşan bilgilere göre müze beyaz mermerden 92 cm yüksekliğindeki bu heykel için Elie Borowsky’e 10.137 dolar ödemişti. Dördüncü ve son heykel 1994 yılında USD 550.000’a, Varya ve Hans Cohn’dan satın alındı. Onlar da heykeli Elie Borowsky’dan temin etmişlerdi.

Peki mitolojide ilham perilerinin Zeus’un 9 kızı olduğunu düşünürsek diğer olası kayıp 5 heykel nerede? Köstebek yuvası gibi delik deşik edilmiş, yağmalanmış Kremna’da toprak altında mı? Hiç sanmıyorum... Batıda bir yerlerde, yine bir müzede, bir koleksiyonda olabilir. Kremna kaçak kazılarının mimarı M.Y.’nin asgari ücretle çalışan bir bekçi iken edindiği kirli parayla Bucak’ta bir fabrika, 12 kamyonluk bir filo, Alanya’da bir benzin istasyonu sahip olması Kremna’dan kesinlikle 4 heykelden fazlasının gittiğini düşündürüyor.

Şimdi Türkiye, bu eserlerini haklı olarak Getty Müzesinden geri istiyor. Bütçesi düşünüldüğünde müzenin bu heykeller için ödediği USD 582.444 “devede kulak” kalır. Biz de güzel bir atasözü vardır. “Haydan gelen huya gider” diye. Umarız sürdürülecek müzakerelerden batılı müzeler ders çıkarırlar.

Türkiye’nin Getty’den geri istediği eserler arasında Bubon’unkilere gelince onların hikayesi de bir enterasan. Bubon kenti, Gölhisar ilçesine bağlı İbecik Köyü’nün 2.5 kilometre güneyinde yükselen Dikmen Tepe üzerindedir. 1964 yılında başlayan kaçak kazılar örenyerini perişan bir hale getirir. Akabinde 1967 yılında Amerika’da büyük bir bronz heykel grubu ortaya çıkar. Bunlar üstün sanat kalitesi gösteren heykel, torso, baş ve fragmanlardır. Anadolu’nun güneybatısında yapılan bir kazıdan çıktıkları ama buluntu yerinin kesin bilinmediği öne sürülür ve başlangıçtan beri Bubon’da değil de Kremna’da bir Sebasteion’dan çıktıkları söylentisi yaygındır. Halbuki Burdur Müzesi 1967’de koleksiyonundaki bronz torsoyu Bubon’da müsadere etmiştir. 10 yıl sonra Jale İnan bu torso ile ilgili bir makale yayınlar.

1989 senesinde de Özgen Acar Türkiye’den kaçırılan antik eserler konulu bir kitap için Jale İnan’a başvurur. İnan ona kaçak kazıları yapan İbecik köylüleri ile konuşmasını tavsiye eder. Acar esas kaçakçı B.Ç. öldürüldüğünden kardeşi M.Ç. ile görüşür ve B.Ç.’nin kaçak kazı defterini almayı başarır. Acar bir kopyasını İnan’a verir.

Kadere bakın ki bu kaçak kazı günlüğü daha sonra İnan’ın Sebasteion ile ilgili bilimsel çalışmalarında faydalı olacaktır. İnan, Marcus Aurelius torsosunun buluntu yerinin Sebasteion olduğunu bu günlük sayesinde kanıtlamıştır. Şöyle ki; B.Ç., günlüğün 159. sayfasında anlattığı üzere jandarmanın el koyduğu bir heykeli jeep içinde köye götürdüğünü görür. Acele ile jeepe yaklaşır. Kendi sakladığı heykel olup olmadığını anlayabilmek için jandarmaya heykele bakmasına izin vermesi için yalvarır. Jandarma Ne görmek istiyorsun? Çırılçıplak adam der. Buna çok sevinir B.Ç. çünkü kendisinin sakladığı heykel giysilidir.

B.Ç.’nin günlüğü Bubon menşeli başka bronz eserlerin tespitinde de önemli rol oynamıştır; 18 Nisan 1967’de köyünden ayrılırken Bubon (Dikmen)’e giden yolun karşı tarafında kazı yapan üç İbecikliyi gören B.Ç. köye döner, kardeşine haber verir. Kardeşi bulunan büste 60.000 TL vererek satın alır ve onu İzmir’e patronu A.E’ye götürür. Sebasteion’da kaçak kazılar Mayıs ayında başlayacaktır ve bu büstün Sebasteion’dan çıkmadığı ama Bubon’lu olduğu böylece kesinleşecektir.
İnan, 1990 senesinde bronz heykellerin geldiği Bubon Sebasteion’da 11 günlük kurtarma kazısı yapar. Yapı, günlüğün sahibi B.Ç.’nin tarif ettiği gibi sinemanın (yani antik tiyatronun) doğusundadır! Muhteşem heykeller çok mütevazi bir bina için Nero’dan Gallienus dönemine kadar 2 asırlık bir zaman sürecinde dökülmüştür.

İnan binanın toplamda 14 heykele ev sahipliğini yaptığını ileri sürmüş, C. C. Vermeule ise bina için 20 heykelden oluşan bir liste hazırlamıştır.
Şimdi Getty’nin bronzlarına bir göz atalım;
Türkiye’nin Getty’den geri istediği eserlerin listesinde yer alan sol ayak burnu parçasının (72.AB.103) Burdur Müzesi’ndeki Velarianus torsosunun ayağına ait olup olmadığını kanıtlamak için zamanında Jale İnan tarafından deneyler yapılmıştır. Bu parça Getty Müzesi yetkililerinin ısrarlarına rağmen Burdur Müzesi torsosuna ait değildir.

Listedeki MÖ 1. yüzyıla tarihlenen, Hellenistik Döneme ait bir erkek başı ise (73.AB.8) erken tarihi nedeniyle Sebasteion’a ait olmamalıdır. Bu şaheser, Bubon’da başka bir binaya ait ya da Anadolu’da başka bir kentten geliyor olabilir... Listede iki baş daha mevcuttur. Biri 1973 senesinde Getty koleksiyonlarına katılan Lucius Verus büstü (73.AB.100) diğeri yine muhteşem bir bronz baştır.   

Geri istenen diğer bir eser (Env. no: 72.AB.151) yukarıda bahsi geçen Vermeule’nin listesinin M harfli büyük kartalıdır. Roma Uyğarlığının kudretini akla getiren bu bronz kartalın yüksekliği yaklaşık 1 metredir. MS 2-3 yüzyıla tarihlendirilir. Müze, kartalı 1972 senesinde bir Fransız şirketinden 200.000 dolara satın alır. Jale İnan gerek İbecik köylüleriyle yaptığı konuşmalar gerekse kaçakçı günlüğüne dayanarak kartalın Sebasteion’dan kaçırılmadığı kanısına varır. Antik Dönem nümizmatik veriler ışığında Getty kartalının kayıp sol ayağının pençeleriyle bir zamanlar çelenk tuttuğu varsayılabilir.

Getty Müzesi Lydia Bölgesi orijinli bir esere daha sahip. Tüm bu eserler arasında en erken olanı. MÖ 6. yüzyılın sonuna tarihleniyor. Bronz bir kline (Env. no: 82.AC.94), tek başına bir araştırma konusu. Müze eseri Nicolas Koutoulakis’ten 150.000 dolara satın aldı. İnsan kendini ne zenginmişsin Anadolu! yağmalaya yağmalaya bitirememişler seni demekten alamıyor... Umarız bölgenin altını üstüne getiren kaçakçılık olayları esnasında gösterilen geçmiş zafiyetler bir daha yaşanmaz.

Getty’nin bronz heykellerinin bir kısmı Bubon’da Sebasteion’a ait değillerse nerede, nasıl bir yapıyı/yapıları süslüyorlardı acaba? Heykeller ilk piyasaya çıktığında onları kimse Bubon gibi bir kente yakıştıramamıştı. Kremna ya da o ayarda parlak bir kentten geldikleri düşünülmüştü. Sebasteion kazısı bittikten sonra bile heykellerin bu yapıdan geldiğine inanmak zordu… Bir an için hayal edin; imparator kültüne hizmet eden onca canım heykeli tek göz bir odaya sıkış tepiş dolduruyorsunuz üstelik odanın zemini toprak, kapısı yok, çatısı ahşap!!!
Ortalıkta dolaşan bronz heykeller hangi atölye/atölyelerde üretildi? Ve neden Bubon’da! Bubon’da Sebastos ve Sebaste olarak onurlandırılan imparator ve imparatoriçeler için kült gerçekten Nero döneminde mi başlamıştı? Neden Nero döneminde? Bubon hala gizemlerini koruyor! Kuşkusuz eserlerin geri dönüşü bilimsel çalışmalara ivme kazandıracak...

Kültür Bakanlığı, Sayın Ertuğrul Günay’ın vizyonu ile politikalarında yeni bir sayfa açtı. Onun eser iadesi konusundaki son iki önemli başarısıyla Türkiye cesaret kazandı. Boğazköy sfenksi ve Yorgun Herakles yurtta ilgi gördü, basında büyük ses getirdi. Kültür alanında azimli bir mücadele yürüten ve geleceğe yönelik önemli projeler üreten Sayın Günay Ben dünyadaki müze yöneticilerinin tarihe saygılı olduğunu ummak istiyorum diyor. Ve ekliyor... Ülkemizden hukuki bir belgeye dayanmadan bir eser alınmış ise hukuki karşılığı çalınmış demektir... Anadolu talan edilen tarihi hazinelerini teker teker geri alacak gibi görünüyor. Sayın Günay’ın 2023’de Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da açmak istediği büyük müzesi, kendilerini “ansiklopedik müze” olarak tanımlayan Batılı müzelerin yöneticilerini şimdiden paniğe sevketti ve kendi varlıklarını sorgulamaya başlamalarına neden oldu... 

Getty’de bulunan eserlerin “gerçek vatanları” Türkiye’ye dönüşlerini sabırsızlıkla bekliyoruz...

Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi (tıklayın)


Origin of ancient mosaics at BGSU suspect, Pieces feared looted from Turkish town...


A dozen mosaics from ancient Turkey that recently received a new, dramatic home at Bowling Green State University may be looted bounty.

Dating to the second or third century, the mosaics were restored and installed in the floor of the Wolfe Center for the Arts, which opened in December. They’re lit and covered with thick protective glass.

Made with tiny pieces of chiseled stone and glass to depict birds and faces, the mosaics at first were believed to have been from authorized excavations overseen by Princeton University in Antioch, Turkey, that were carefully photographed, named, and catalogued. Eleven measure 12 inches by 12 inches, but one is 2 feet by 3 feet.

They were purchased for $35,000 in 1965 at the suggestion of former art faculty member Hugh Broadley with the blessing of then-BGSU president William Jerome. Both men are deceased. Letters settling details for the purchase 47 years ago indicate they were from Antioch, Turkey.

more to read...toledoBlade (tıklayın)
and more to see what's from Asia minor (tıklayın)



The Getty List: 10 Objects at the J. Paul Getty Museum that Turkey Says Were Looted (tıklayın)








The Cleveland List: 21 objects Turkey wants Cleveland Museum of Art to Return (tıklayın)

Turkey asks Getty, Met, Cleveland and Dumbarton Oaks to Return Dozens of Antiquities (tıklayın)

Turkey Seeks The Return of 18 Objects From The Metropolitan Museum of Art (tıklayın)

Ve diğer buluntuları görmek için tıklayın



Bodrum seeks return of mausoleum pieces (tıklayın)


The Harvard List: Turkey wants Dumbarton Oaks to Return the Sion Treasure (tıklayın)



American museums have long had the power when it comes to claims of restitution — the power to ignore claims, to withhold information and to create or defend false ownership histories. 
For decades, they have wielded this power freely, dismissing polite requests from foreign countries while continuing to buy looted art with impunity. For years, the Getty blew off Italian objections to their acquisitions of obviously looted art by simply refusing to respond to inquiries from senior government officials. The Met refused to allow scholars to look at its collection of looted Greek silver. 
Turkey has requested the return of the Sion Treasure from Harvard since the 1960s to no avail, while the university published a book about the treasure that detailed its illegal excavation and included a photo of the looter’s hole from which it was taken. 
Yet Eakin laments that today, 40 years later, Turkey has decided to begin withholding loans from Harvard until it responds. These are what he calls “blatantly extortionary demands.” 




The silver and gold liturgical objects known as the Sion Treasure consist of plates, candlesticks, crosses and plaques. Some 40 pieces of the treasure are at Dumbarton Oaks, while another 10 or so are at the Antalya Museum in Turkey, with a few more said to be in private collections.

There does not appear to be much doubt that the treasure was looted and smuggled out of Turkey in 1963 — decades after the nation’s patrimony law made such acts illegal. Dumbarton Oaks’ own publication of the Sion Treasure suggests as much repeatedly.

In 1986, Dumbarton Oaks organized a symposium about the treasure at the Walters Art Museum in Baltimore, which resulted in a 1992 book, “Ecclesiastical silver plate in 6th Century Byzantium,” edited by the museum’s Byzantium curator Susan A. Boyd. That publication includes this photograph of the looter’s hole where the treasure is believed to have been found.


Ecclesiastical Silver Plate in Sixth-century Byzantium: Papers of ..., Part 3 / By Susan A. Boyd, Marlia Mundell Mango, Dumbarton Oaks/ read the book (tıklayın)


Dallas Museum of Art Returns Orpheus Mosaic, Five Other Looted Treasures in Announcing New Art Loans Initiative (tıklayın)





Bazı müzeler ise geldikleri yeri dürüstçe yazar, hata varsa eserleri sahiplerine iade eder..!

MÜZELER İLE İLGİLİ DİĞER YAZILAR


Pergamon Müzesi Berlin - Anadolu Buluntuları


Metropolitan Müzesi'ndeki Anadolu Buluntuları ile Türk ve Mezopotamya







GEÇMİŞİ OLMAYANLAR 
BAŞKALARININ GEÇMİŞİNE SAHİP ! ÇIKARAK
KENDİLERİNE GEÇMİŞ YAZAMAZ ve VİTRİNLERİNİ SÜSLEYEMEZLER .... 
SB







31 Ocak 2013 Perşembe

British Müzesi'ndeki Anadolu Buluntuları




























British Museum’un 54 numaralı salonunda, ANE 135851 envanter numarası ile teşhir edilen bu eser, üzerinde yazan bilgilere göre “Gümüş Boğa, İlk Tunç Çağı, MÖ yaklaşık 2350, muhtemelen Alacahöyük, Türkiye” dir. Hepsi bu, ne bir eksik, ne bir fazla.

Alacahöyük Kazıları, -1907 yılında Makridi Bey’in kısa bir araştırmasını saymazsak- 1935 yılında Remzi Oğuz Arık başkanlığında başlamış, daha ilk sezonda, höyük üzerindeki ikinci açmada, 6 m derinlikte ilk kral mezarlarına rastlanmıştır [1] . Devam eden yıllarda da Hamit Zübeyr Koşay tarafından kazılara devam edilmiş, yeni mezarlar bulunmuştur [2] . Bu mezar buluntuları arasında bronz geyik ve boğa heykelleri de vardır, fakat yukarıdakine benzer bir boğa heykeli hiçbir mezarda bulunmamıştır. Eğer bu eser Alacahöyük’deki mezarlardan kaçak bir kazı sonucu bulundu ise acaba hangi mezardan çıkmıştı? 

Halbuki Horoztepe’de 1957 yılında sürdürülen kazılar sırasında bulunan bir boğa heykeli [3] yukarıda gördüğünüz ve British Museum’da bulunan heykelin nerede ise aynısıdır. Öte yandan, Horoztepe’de 1950'li yıllarda birçok kaçak kazı yapıldığı da bilinmektedir. Bu kaçak kazılar sonucu bulunarak yurt dışına kaçırıldığı bilinen bir altın testi bugün Metropolitan Müzesi’ndedir. [4]  

British Museum’daki bu eser acaba gerçekten Alacahöyük’de mi, yoksa kaçak kazı sonucu Horoztepe’de mi bulundu? Horoztepe’deki kaçak kazılar açıkça bilindiği için British Museum bu buluntuyu, menşeini Alacahöyük olarak belirterek ve burada 19. yüzyılda araştırmalar yapmış İngiliz gezginlere atfederek korumaya mı çalışıyor? Alacahöyük’de, 6 metre derinliğe ulaşan kral mezarlarında 1935 yılından önce bir kazı yapılmadığı biliniyor, 1935 sonrasında ise her yıl arkeolojik kazı yapıldı. Bu durumda, bu eser kaçak bir kazı sonucu bulunmuş olamaz. Acaba kazılar sırasında bir işçi tarafından bulunarak mı British Museum’a satıldı? Öyle ise acaba hangi mezarın buluntusu? Mezar buluntularında altın ve bronzun bolluğuna karşın, Alacahöyük’de o denli az gümüş eser bulundu ki bu tek eser bile Son Tunç Çağı’nda Alacahöyük kral mezarlarını yorumlayışımızı değiştirebilir.

Görüyorsunuz değil mi? Bir tek çalıntı eser bile ne çok soruyu cevapsız bırakıyor.

Ali Yamaç,2008

[1] Arık, R.O., Alacahöyük Hafriyatı 1935, Ankara, TTK Yayınevi, 1937, s. 51 ve devamı
[2] Koşay, H.Z., Alacahöyük Hafriyatı 1936, Ankara, TTK Yayınevi, 1938 ve Koşay, H.Z., Alacahöyük Kazısı 1937-1939, Ankara, TTK Yayınevi, 1951
[3] Özgüç, T.– Mt Akok, Horoztepe Eski Tunç Devri Mezarlığı ve İskan Yeri, Ankara, TTK, 1958
[4] Akurgal, E., Anadolu Uygarlıkları, İstanbul 1988,  res. 19
http://www.tayproject.org/haberarsiv20083.html
************************************
























Halikarnas için AİHM seferi!

Türkiye, Londra’daki British Museum’da bulunan Halikarnas Mozolesi’ne ait 2 heykelin iadesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracak. Ocak ayında yapılacak başvuru mahkeme için de bir ilk oldu.

Türk avukatlar British Museum’da bulunan dünyanın 7 harikasından biri olan Bodrum’daki Halikarnas Mozolesi’ne ait 2 heykelin Türkiye’ye geri verilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) çetin bir hukuk mücadelesi verme hazırlığında. AİHM için de bir ilk niteliğinde olacak davada, Kral Mausolos’un heykeliyle beraber 2 mermer heykelin Bodrum’a iadesi istenecek.

Eserler fermanla kazıldı

30 Ocak’ta görülecek davada 30 avukat yer alacak. Dava için İngiliz basınına açıklama yapan Avukat Remzi Kazmaz, “İngiliz yetkililere ve British Museum’a uzun yıllar boyunca tarihi ve kültürel miraslarımıza evsahipliği yaptıkları için teşekkür ediyoruz. Ancak bu varlıkların artık ait oldukları yere dönme zamanları geldi. Resmi işlemler için hazırlıklarımız devam ediyor” açıklamasında bulundu. Ocak ayındaki davada Strasbourg mahkemesine 118 bin imza dilekçesiyle beraber Türkiye’nin eserleri nasıl kaybettiğiyle ilgili bir belgesel de sunulacak. Avukat Kazmaz’ın “Eserlerin yasal yollarla taşındığına inanmıyoruz” açıklamasına karşılık müze yetkilileri “Davayla ilgili henüz bir bilgimiz yok. Bu nedenle bir açıklama yapamayız. Ancak bu eserler Osmanlı yetkililerinin site alanında kazı yapılmasına ve varlıkların taşınmasına izin verdiği 2 fermanla sonradan kazanıldı” şeklinde bir açıklama yaptı.

‘Roman gibi iddia!’

Ayrıca Kültürel Eşya Hukuku Uzmanı Norman Palmer, “Somut eşyaların iadesi için insan hakları kavramının kullanıldığını hiç duymadım. Bu roman gibi bir iddia” açıklamasında bulundu. İlk niteliğindeki davayı başta Yunanistan olmak üzere farklı ülkerlerde tarihi eserleri bulunan birçok ülke de yakından izleyecek. Yunanistan adına konuşan bir yetkili “Yunanistan bu davayı ilgiyle takip edecek” açıklamasını yaptı. İngiliz basınında yer alan olay “davanın Türkiye lehine sonuçlanması halinde birçok ülkenin diğer ülkelerden tarihi eserlerini isteyebileceği ve bu durumun dünya müzeleri için bir felaket olacağı” yorumlarına neden oldu.

Newton yurt dışına kaçırdı

İngiliz araştırmacı Newton, Bodrum’da 1856-57 yıllarında yaptığı kazıda Mausolos ve Artemisia’nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını British Museum’a götürdü. İngiliz büyükelçisi Lord Canning, 1846’da Padişah Abdülmecit’ten izin alarak Mausolleum kabartmalarını da Londra’ya taşıdı. 

09.12.2012
http://haber.gazetevatan.com/halikarnas-icin-aihm-seferi/498191/30/Haber
*****************************************


































































İzmir’’in kültürel değerleri ve tarihi eserlerine sahip çıkma noktasında alkışlanacak bir adım atan Aziz Başkan’’dan önce Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen ünlü edebiyatçımız Cevat Şakir Kabaağaçlı’’nın da yıllar önce İngiltere kraliçesine mektup yazarak Türkiye’’den götürülen eserlerin iadesini istediğini biliyor muydunuz?’¶

Halikarnas Balıkçısı Bodrum’’a gönderildiği ’“Mavi Sürgün’” hayatında kültürel değerlere sahip çıkmak adına önemli bir adım atmıştı. Yaşadığı  maddi sıkıntılar nedeniyle çeşitli dergi ve gazetelerde çalışmanın yanı sıra bir dönem de turist rehberliği yapan ünlü yazarımız Cevat Şakir Kabaağaçlı, Bodrum ve civarında sömürgeci devletler tarafından yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin geri gönderilmesi için o yıllarda ilk adımı atmıştı.

Robert Koleji’’nden sonra bir dönem eğitimine Oxford Üniversitesi’’nde devam ettiren Kabaağaçlı, bu  topraklar üzerindeki değerlerin yok olmasına da seyirci kalmak istemez. Türkiye’’den kaçırılıp British Museum’’da sergilenen, dünyanın yedi harikasından biri olan Mouseleum’’un geri getirilmesi ile ilgili İngiliz Kraliçesi’’ne yazdığı mektupta şu ifadeler yer alır:

’“Mouseleum’’un güzelliği ve yeri, Bodrum’’un mavi göğü ve parlayan ışıkları altındadır. British Museum’’un karanlık salonlarına yakışmamakta, bu nedenle getirilmeli ve yerine konulmalıdır.’”

Bir ay sonra British Museum’’un müdürü, küstah alaycı bir tavır ile şu cevabı verir;

’“Kraliçe hazretlerinin bize havale ettikleri mektubunuzu dikkatle okuduk. Sizi yerden göğe kadar haklı bulduk. Evet, hakikaten böyle bir sanat şaheserinin masmavi bir gök ve ışık altında daha da kıymet kazanacağına karar verdik. Bu nedenle Mouseleum’’un bulunduğu salonun duvarlarını bodrum mavisine boyatıyor ve ilave projektörlerle aydınlatıyoruz.’”

Geçtiğimiz aylarda Aziz Kocaoğlu da Halikarnas Balıkçısı’’nın yaptığı gibi Pariste’’ki Louvre Müzesi’’nde sergilenmekte olan bu topraklara ait Smyrna Apollonu ve Smyrna Jüpiteri heykellerini geri istemiş ve bu tavrı on binlerce geçmişine sahip çıkmak isteyen duyarlı İzmirli tarafından Facebook’’ta başlatılan ’“Eserimi geri istiyorum’” kampanyası ile tam destek bulmuştu.

Ancak Kocaoğlu’’na Fransa’’dan cevap gecikmemiş ve Müze Müdürü Henri Loyrette, ’“Eserler, 1680’’de ülkenizle ayrıcalıklı ilişkileri bulunan Kral XIV. Louis adına Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinilmiş bulunmaktadır. Uluslararası sözleşmeler, tümüyle kanuna uygun yollardan yüzyıllar önce edinilmiş eserlerin iadesini öngörmemektedir. Bu konudaki tek düzenleme, Fransa’’nın da 1997’’de onayladığı ve geriye yürümeyen 1970 tarihli Kültürel Değerler Hakkında UNESCO Sözleşmesi’’dir. Bu eserler, ayrılmaz biçimde Fransız koleksiyonlarındadır ve iadeleri düşünülemez’” yanıtını vermişti.

Farklı zaman aralıklarında farklı kişilerce icra edilmiş her iki istekte de hak ve demokrasi öncüsü (!) Avrupalı ülke temsilcileri tarafından nazikçe reddedilmiş görünüyordu. Aziz Başkan yaptığı açılamada aynı müzeye 2. bir mektup daha yazacağını ve bu eserleri almak için mücadele edeceğini söylemişti.

Benden Başkan Kocaoğlu’’na bir öneri’… Görüyoruz ki Avrupalı sömürgeci ülkeler mektuplarımızı pek dikkate almıyorlar. Kültür ve Turizm Bakanlığı da geçmişte yine bu topraklardan Amerika’’ya kaçırılan Karun Hazineleri’’nin iadesini talep etmiş, ancak sonuç alamayınca Metropolitan Müzesi yetkililerine karşı dava açmıştı. Kazanılan hukuk mücadelesi sonucu geri aldığımız eserlerimizi tarihteki yerlerinde yani Uşak’’ta sergilemeye başlamıştık. Belki de Apollon ve Jupiter’’in de İzmir’’de sergilenebilmesi için acilen hukuki süreç başlatılmalıdır.

Fahrettin DOKAK,basın

Arkeolojik haber arşivi için tıklayın

KİMBİLİR DAHA NELER SAKLI, 
BU RESİMLER SADECE İNTERNET ORTAMINDA BULUNANLAR
ESERLERİMİZİ GERİ İSTİYORUZ
***