Translate

Sarmatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sarmatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2013 Cuma

KUL-OBA KURGANI - TÜRK KÜLTÜRÜ


KUL-OBA ,MÖ.400-350 SFENKSLİ ALTIN BİLEZİK




İskit Sanatının anlaşılması bakımından, Esik, Kul-Oba ve Pazırık kurgan buluntuları önemli bir yer tutmaktadır.



Gold bracelet with protomes of sphinxes,400-350 BC
Kul-Oba burial mound, Bosporan kingdom,Kerch.


***


Talihin garip cilvelerinden biri şudur ki, İtalya’da Etrüsk mezarlarının dikkati çektiği  sırada, Rus çarlarına Orta Asya’da ve Sibirya’nın bir çok yerlerinde hazine dolu mezarların bulunduğu haber veriliyordu. İşte Avrupa müzelerinin Etrüsk sanat eserleriyle dolduğu sıralarda da, Rus müzeleri ve bilhassa Petersbug’daki Ermitaj müzesi, vaktiyle Türk İmparatorluğu’na ait topraklar olup, sonradan birer Rus vilayeti haline gelmiş bölgelerdeki mezarlardan çıkarılan hazinelerle dolup taşmağa başlamıştır. Söz konusu mezarları kaplayan ve hep türkçe ad taşıyan dağ ve nehirlerin civarında bulunan höyüklere yerli halk tarafından “kurgan” denilmekte idi. Bu kelime eski türkçede (“kurmak” mastarından) yapı manasına gelirdi. Orta Asya’da, bu mezarların bulunması Rus bilginleri bakımından içinden çıkılmaz müşkül durumlar yaratmıştır.(62)

Tarafsız bilinen Rus bilginleri bile kurganları iki kategoriye ayırmışlardır: Bronz çağı kurganları, demir çağı kurganları. Demir çağında Orta Asya’nın anılan bölgelerine, hep Türklerin oturmuş olduğu bilindiğinden, bu çağda yapılmış kurganların Türklüğe ait olduğu inkâr etmek mümkün değildi. Bronz çağına ait kurganlara gelince, bunlarda bulunan sanat eserlerine ayni motifler ve ayni teknik görüldüğü halde, bu eserlere Türk olmayan sahipler arandı. Şimdilik Sovyetlerin resmî ilmi bunlara “İskit sanat hazineleri” adını vermeğe münasip görmektedir.... 

DİPNOT:
62) Bir taraftan Rus İmparatorluğu’na tabi Türk kavimlerini hor görmeleri, bit taraftan da kazıların meydana çıkardığı yüksek medeniyete karşı duydukları hayranlık bu bilginleri mevcut tarihî ve ilmî gerçeği kabul etmelerini imkânsız kılmıştır. Söz konusu gerçeği itiraf etmemek için, bu bilginler kurnazca formüllere baş vurmağa mecbur olmuşlardır. Mikail Gryaznov adlı Rus arkeologu 1969 da fransızca olarak yayınlanmış “Güney Sibirya” (Editions Nagel, Genève) adlı eserinde bakın neler diyor: “Daha önceleri muayyen bir medeniyetin şu veya bu unsurunun hangi millete ve hangi ülkeye ait olduğunu tayin etmek büyük mesele teşkil ediyordu… 1939 dan sonra, bütün Sovyet arkeologları… araştırmalarını tarihî maddiyetçilik prensbi açısından yapmışlar ve bilhassa eski toplulukların ekonomik hayatının gelişme derecesini incelemeği hedef edinmişlerdir…” (s. 21, 24, 42) …. 

Göründüğü gibi, Orta Asya medeniyetinin Türk kavimlerine at olduğunu gizlemek için, bu medeniyeti yaratanların etnik menşei hakkında hiçbir şey söylemeksizin, onları sadece ekonomik gelişmeleri açısından incelemek modası icat edilmiştir. 

Arkeolog Gryaznov, bütün peşin hükümlerine rağmen, ilmî gerçeğin kırıntılarının kaleminden dökülmesine mani olamamaktadır… (Kurganların göz önüne serdiği ince medeniyetin Türklere ait olduğuna dair bu gerçek Yirminci Yüzyılın şüphesiz en büyük ilmî kazancıdır.) Sovyet bilgini şöyle demeğe mecburdur: 

“… en büyük keşif 1039–1940 yıllarında, Kopiona köyü civarında, Kırgız asilzadelerine ait zengin bir mezarın ortaya çıkarılması olmuştur. Bu mezar altından yapılmış önemli sanat eserleriyle doludur.” (s. 20) 

HERKES BİLİYOR Kİ, KIRGIZLAR HALİS TÜRKTÜR… 

Bilgin devam ediyor: 
“Kudirgede yapılan kazılar da çok önemlidir. Çünkü bunlar Altay Türklerinin kültür ve sanatının tetkiki bakımından yeni bilgiler getiren vesikalar sağlamıştır.” (s. 21) 

“1946 ile 1954 arasında, bu kitabın yazarı… ilk defa olarak Sibirya’da, bronz çağı, demir çağı ve Türk çağına ait ufak köyler bulmuştur.” (s. 22) 

SANKİ BU BÖLGELERDE TÜRK OLMAYAN ÇAĞLARIN BULUNDUĞUNA DAİR İLMÎ DELİL VARMIŞ GİBİ... 


Rus bilgini bir de şöyle demektedir: 
“... Altay’ın Pazırık tipindeki zengin kurganları (münasebetiyle...), Kisselev, ilk defa olarak, 1949 da, bunların İsa’dan önce 5 inci ve 3 üncü Yüzyıllara ait İskit sanatı olduğunu reddetmiştir. Çünkü bu kurganlarla Moğolistan’daki Hunların ve Karadeniz bozkırlarındaki Sarmatların kurganları arasında benzerlik bulmuştur.” 
(s. 39) 

HERHANGİ TARAFSIZ BİR ANSİKLOPEDİYİ 
AÇIP BAKACAK İNSAN 
SARMATLARIN 
TÜRK OLDUKLARINI ANLAYACAKTIR



ARKEOLOJİK DELİLLER Bölümü: ADİLE AYDA (pdf)




_______________TÜRK TARİHİ_______________









9 Ekim 2013 Çarşamba

Hippos İle Hippace







Bugüne dek, Sarmatların dilinde kısrak sütünden hazırlanan bir çeşit peynir anlamına gelen “hippace” sözcüğünün kökenbilimsel açıklaması, sözde Yunanca olduğu söylenen at manasındaki “hippos” sözcüğü ile “hippace” nin ilk hecesi “hipp” arasındaki sesçil ve manasal benzerlik dikkate alınmadan yapılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, “hippace” sözcüğünün dilbilimsel çözümlemesi hem sesçil hem de manasal açıdan “hipp” sözcüğü temelinde yapılacak ve de yazılı kaynaklarda bahsi geçmeyen at için İskitçe sözcüğün ne olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. 



Miladi 460 yılında dolup miladi 377 yılında hayata gözlerini yuman tıbbın  babası Hippokrates kendi dönemi içerisinde Karadeniz’in Kuzey bozkırlarında yaşayan kurgan kültürü taşıyıcıları İskit ve İskit soylu halkları yakından gözlemlemiş ve izlenimlerini “Havalar, Sular ve Mevkiler” adlı kitabına aktarmıştı. Oluşturduğu kitapta yazar bu göçebe topluluklar ile alakadar oldukça ilginç bilgiler nakletmektedir. Naklettiği bilgiler arasında İskitlerin arabalar üzerinde yaşadıklarını, bu arabaların üzerlerinin keçeyle kaplı olduğunu, arabalarının bazılarının iki bazılarının da üç odasının bulunduğunu, bunların yağmura, kara ve yele karşı korunaklı olduklarını bildirmekte, kadın ve çocukların arabalarda erkeklerin ise at üstünde onların yanında gittiklerini belirtmektedir.(1)

Hakikaten, Hippokrates’in İskit soylu halklar üzerine intibâlarını içeren bu  ifadeler öteki Türk toplulukların yaşam tarzları ile bire bir örtüşmektedir. Yazar bu ifadelerinden bahsederken bir yerde de İskitlerin pişmiş et yiyip, kısrak sütü içtiklerini bu sütten de “Hippace” adında peynir yaptıklarını kaydeder. (2)

Bu makalenin bir nevi temelini oluşturan, İskit topluluğu Sarmatların dilindeki “Hippace” sözcüğünün kökenbilimsel açıklamasına yönelik şimdiye dek farklı önermelerde ve teşebbüslerde bulunulmuştur. Lâkin, bu önerme ve teşebbüslerin hiçbiri sözcüğün Karaçay-Malkar Türkçesinde “lor peyniri” manasını taşıyan “hüppegi bışlak” (3) biçiminden daha tatminkâr bir açıklama ortaya koymamıştır. 

İskitlerin İrani olduğuna inanan çevreler bahsi geçen sözcüğü 
İskit’lerin günümüzdeki güyâ, daha doğru bir tabirle hayali bâkiyeleri Oset’lerin lisanındaki “hippak” (“inceltilmiş lapa”) (4) kelimesiyle doğrudan ilintileme teşebbüsüne girişirler. 

Fakat, ortaya atılan etimolojik eşleştirme sesçil açıdan uygun bir bağlantı oluştursa bile manasal açıdan “hippage”’ye oldukça uzak durmaktadır. Şimdi bu sözcüğü daha farklı bir açıdan ele alıp, inandığımız görüş doğrultusunda yeni baştan izâhını yapacağız. 

Bugüne kadar, adı geçen kelimeyi değişik dillerde kökenbilimsel açıklamasını yapma uğraşı içerisinde olanların çoğunluk itibariyle dikkate almadıkları bir nokta var. 

O da; Yunanca hippos (“kısrak”) ile Sarmatların dilindeki hippace
(“kısrak sütü”)’nin ilk hecesi “hipp” arasında bir sesçil ve manasal koşutluk  ihtimalidir. Bu olasılık üzerinde durmamızı öğütleyen bir başka veri de Hippokrates’ten en az üç ya da dört yüzyıl önce yaşamış bir diğer Yunanlı yazar Homeros’un meşhur İlyada destanında adı geçen, İskitya kabilelerinden biri olan “hippemolgolar” (5) yani “kısrak sütü sağanlar” ifadesindeki hippe (“kısrak”) hecesidir. 

Görüldüğü üzere üstteki üç örnekte bir şekilde “kısrak” sözcüğüyle 
bağlantılı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da doğal olarak “Hippace” sözcüğünün ilk hecesi “hipp” ya da daha uygun bir ifadeyle “hippe”’nin “kısrak” ile manasal ilişkiye sahip olup olamayacağını eğer sahipse “hippos” (“kısrak”) sözcüğünün Yunancaya mal edilip edilemeyeceğini tartışmaya açık hale getirecektir. 

Belki ilk bakışta “hipp” hecesinin Yunanca’ya menşeili olabileceği ve  dolayısıyla da İskitçe sözcüğün esasen Yunanca bir ödünçlenme olduğu dillendirilebilir. Lâkin, Yunanlılar gibi eski dünyanın yerleşik, tamamıyla göçebe yaşam tarzına âşinalığı bulunmayan, böylesi bir kültürle haşır neşir olmayan bir halktan “atcılık” dünyasına yönelik terimleri icat edip sonrasında da bu terimleri atlı-göçebe kültürün en başı çeken temsilcilerinden İskitlere ödünç vermiş olabileceği kabul edilemez. 

Buna ilâveten, Yunanca “hippos” sözcüğünün Yunanca olamayacağını doğrulayan elimizde kimi deliller var. 

Sözgelimi; bu Grekçe sözcük Hint-Avrupa dillerinde bir yaygınlığı olmamasına karşın Uralca ve Türk lehçelerinde pek çok denkliğe sahiptir. 

Mallory, Ön Hint-Avrupa topluluğunda “at” ile alâkalı listesinde Luvi dili  hiyerogliflerindeki a-su-wa; Mitannice a-as-su-us-sa-an-ni (at terbiyecisi),  Sankskritçe asva; Avesta dilinde aspa; Toharca A yuk; Toharce B yakwe; Mikence i-qo; Yunanca hippos, Latince equus; Venetçe eku; Eski İngilizce eoh; Galce epo; Eski İrlandaca ech; Litvanyaca –asva “kısrak” (6) gibi bir dizi kelime sıralarken -ki burada hippos’a yakın bir sözcüğe rastlanılmaz- aynı konuya doğrudan olmasa da bir çalışmasında değinen Stetsyuk ise modern Yunanca ippos sözcüğü için Hint-Avrupa dillerinde doğru dürüst hiçbir koşutluk bulamaz, bununla beraber sözcüğü Ural-Altay ve kimi Hint-Avrupa biçimleriyle aynı kökten getirtir. 

Yazar, Yunanca sözcüğün Ural-Altay dillerindeki benzerliğini yakalamışsa  da “hippos” sözcüğünün Yunanca olamayacağına yönelik bir sav geliştirememiştir. Ona göre Ermenice yi “at”, Latince equa, Romence iapa “kısrak” ~ Ortak Türkçe yabu, yabutaq, yavdaq “at, eğersiz at” bunların günümüzdeki biçimlerini koruyan Türkmence yabu, Çuvaşça yupax, Özbekçe javdaq ~ Vepsce hebo, Estonyaca hobu, Fince hebonen “at”vb. hepsi ortak bir kaynaktan gelmektedirler. (7)

Bu şekillere Altayca caba ve cabaga (“iki yaşına varmamış tay”) (8 kelimelerinin de eklenilmesi mümkündür. 

Mallory’nin listesinde bir bakıma Yunanca “hippos”’a en yakınmış gibi  duran sözcüklerin Romence iapa ve Galce epo sözcükleri olduğu söylenebilir ancak bu iki kelime dahi Hint-Avrupa’lılara ait dilsel malzeme olarak alınamaz. 

Çünkü, aynı sözcüklerin “at” anlamını veren Kırgızca be, Teleütçe pee Anadolu’da kullanılan pay vb. bir dizi Türkçe koşutluğu mevcuttur. 

Dolayısıyla, Romence ve Galce’deki biçimler Türk lehçelerindeki denklikler dikkate alınmadan Hint-Avrupa dil ailesine aitmiş gibi gösterilemez ve Yunanca hippos’un günümüzdeki karşılıkları olarak değerlendirilemez. 

Görülebildiği gibi, Avrupa dillerine mal edilen pek çok dilsel malzemenin  esasında Ural-Altay dilleriyle özellikle de Türkçe ile bağlantısı mevcuttur. 

Aynı şekilde, “hippace” sözcüğünün en yakın sesçil ve manasal karşılıkları HintAvrupa dillerinde değil Ural-Altay biçimlerindedir. Dahası, Yunanca “hippos” için önerilen kökenbilimsel açıklama ise Latince equa’dır (9) ki, böylesi bir iddia sesçil açıdan hiçbir biçimde kabul edilemez. 

Kısacası, sözcüğün Yunanca olabilmesi neredeyse imkansızdır. 

Ana İskit grubunun daha Doğu Avrupa topraklarına varmasından çok evvelinde bir İskit topluluğunun Ukrayna arazisi içerisinde var olduğuna kesin inanan ve Kimmerlerin Doğu Avrupa coğrafyasında yaşadığı fikrini kuşkulu bulan biri olarak şahsi düşüncemiz; “hippemologolar” adıyla anılan topluluğun Se-redniy Stoh olarak isimlendirilen, Ön-İskit grubu olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz bir atlı kültürün sonraki dönemdeki bakiyeleri olduğu yönündedir. 

Gerçekten de, “hippace”’nin bizlere açtığı ufuk öylesine geniştir ki, sözcük Kimmerlerin Ukrayna bozkırlarının en eski ve yerli ahalisi olduğunu ısrarla savunan, başını Terenozkin’in çektiği bilim kesiminin savlarına gölge düşürmektedir. 

Çünkü şu an itibariyle Kimmerlerin dilinde “at” için hangi sözcüğün kullanıldığını bilmememize mukâbil “hippace” sözcüğü bizlere İskitlerin lisanında “at” için kullanılan bir kelimeyi hediye etmektedir. Eğer “hippe” ya da “hipp” kelimesini muhatap olarak alıp, Doğu Avrupa topraklarında Kimmerlerin mi yoksa İskitlerin mi yerli ve daha eski bir topluluk olduklarını belirleme teşebbüsüne girişirsek ibre İskitlere doğru kaymaktadır. 

Dahası, “hippe” sözcüğü İskitlerin diline ait yegâne dilsel kaynağımız olan Herodot’tan çok daha öncesinde Homeros’ta geçmesi vesilesiyle şu an itibariyle bilinen en eski İskitçe sözcüğü oluşturmaktadır. 

Ve hatta bu sözcüğün kökenini çok daha ötelere Miladi IV. binyıl ile III. binli yıllarda Doğu Avrupa coğrafyasında atlı kültürü başlatan kurgan grubu (Seredniy Stoh) kültürünün zaman dilimine kadar götürebilmek mümkündür. 

Seredniy Stoh kültürü Doğu Avrupa coğrafyasında “atlı - kültür” kimliğiyle ortaya çıkan ilk kurgan toplululuğunu teşkil eder. Sonrasında, bu kültür halefi olarak Yamnaya kültürüyle kendi varlığını kabataslak bir biçimde çizilecek olursa doğuda Urallara batıda ise Romanya civarlarına kadar 
hissettirmiştir. (32)

Yunanca ve hiçbir zaman bir atlı kültüre sahip olamayan Ural 
topluluklarının dilleri arasında hippos sözcüğünün kimi biçimlerde hali hazırda bulunuğu Yamnaya kurgan kültürü taşıyıcılarıyla bu iki farklı coğrafyayı paylaşan halklar arasında yaşanan temas dönemlerinin hatırasını taşıdığı yönünde atılacak olan bir sav çok daha cezbedici durmaktadır. 

Yamnaya kültürü yaklaşık miladi 2500 ile 1900 yılları arasında hüküm sürmüştür. (33) Hippe sözcüğünün Yunanca ve Uralca biçimlerine geçiş tarihini bu kadar erken bir süreye tarihleyebilmek mâkuldur. 

Doğu Avrupa coğrafyasının ilk “atlı” kültürünü oluşturan "Seredniy Stoh" ve onun devamı "Yamnaya" kültürünün yaratıcıları ise ;

Liège üniversitesinden ön-tarih bilimci Marcel Otte, 
Brest üniversitesinden dilbilimci Jean Le Dû, 
Halle/Saale üniversitesinden ön-tarih bilimci Alexander Häusler, 
Utah - Salt Lake City üniversitesinden Antropolog Henry Harpending,
Roma’dan tarihçi Paolo Galloni, 
Nice üniversitesinden dilbilimci Philippe Dalbera, 
Molis üniversitesinden dilbilimci Gabriele Costa, 
Stendhal de Grenoble üniversitesinden dilbilimci Michel Contini, 
Bologna üniversitesinden dilbilimci Franco Cavaz-za, 
Bologna üniversitesinden filolog Francesco Benozzo, 
Valencia üniversitesinden dilbilimci Xaverio Ballester, 
Utrecht üniversitesinden emekli, dilbilimci Profesör Mario Alinei’den 

oluşan akademisyen grubu uzun ve hararetli tartışmalardan 
sonra benimsediği sonuca göre; Altaylı kabilelere ve bu kabilelerin şahsında da Türklere aitti. (34) 

Ukraynalı araştırmacı yazar Stetsyuk da bu konuda üstteki akademisyenlerle aynı görüşü paylaşmaktadır. (35)

Yazılı kaynaklar ışığında saptanan en eski İskitçe sözcük olan “hippe” hepsinden öte McGovern gibi batılı bilimadamlarının ısrarla savunduğu “Atlı kültürün yaratıcıları İskitlerdir. İskitler ise İrani bir kavimdir. Netice itibariyle de, atlı kültürün mucidi İranlılardır.” türünden tamamıyla hayal ürünü ve de yanlı tezi tarihe gömmüştür. 

Evet, artık at ile ilgili İskitlere ait bir terimin varlığını bilmekteyiz ve de onun hiçbir şekilde bir İrani kökene sahip olmadığını da...




Fatih Şengül
Karadeniz Araştırmaları, Sayı: 19, Güz 2008, s.41-50.



1) Durmuş İlhami, İskitler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara 1993, s.151. 
2) a.g.e., s.151. 
3) Adiloğlu, Adilhan, Karaçay Malkar Türkleri, Ankara 2005, s.10, Appa, Adilhan, “Karaçay-Malkar Türklerinin Kökeni”, Türkler, II.Cilt, Ankara 2002, s.574. 
4) Appa, a.g.m., s.574 
5) Homeros İlyada, Arkadaş yay. Ankara 2004, s.250. 
6) Mallory,J.P., Hint-Avrupalıların İzinde: Dil, Arkeoloji ve Mit, Dost Kitabevi yay., Ankara 2002, s.138. 
7) Stetsyuk, Valentyn, Doslidzhennia peredistoriçikh etnogenetiçnikh procesiv u Skhidiy Evropi, Lvov-Kiev 1998, p.60. 
8.) Gürsoy Emine vd., Türkçe Sözlük, TDKY, Ankara 1999, s.48. 
9)http://www.indoeuropean.nl/cgibin/startq.cgiflags=endnnnl&root=leiden&basename=%5Cdata%5Cie%5Cgrk. 
Origin : IE [301] *h1ek´uos `horse'- Etymology: Inherited word for `horse', e. g. Skt. a´s´va-, Lat. equus, Venet. acc. ekvon, Celt., e. g. OIr. ech, Germ., e. g. OE eoh, OLith. e«va `mare', Toch. B yakwe, perh. also Thrac. PN Betespioj, give IE *h1ek´u¸os; further HLuw. as´uwa, Lyc. esbe. From this form we expect Gr. *œppoj or *œkkoj (s. Schwyzer 301). A form with geminate is indeed found in ‡kkoj (EM474, 12), I–kkoj PN (Tarent., Epid.); s. Lejeune, Phone´tique 72. (With ‡kkoj : †ppoj cf. Pannonian PN Ecco, Eppo.) A problem is the „-; one suggestion was that it is Mycenaean; Cf. W.-Hofmann s. equus, Schwyzer 351. The aspiration is also difficult. - There is no further explanation for the word (connection e.g. with çkÚj cannot be demonstrated). 
32) Setsyuk, “Valentyn, Seredniy Stoh ve Yamnaya Kültürleri” (çev. Fatih Şengül), Akademik Bakış Dergisi, Cilt:1, Sayı: 2 (Yaz 2008), s.215-223. 
33) Stetsyuk, a.g.m., s.219. 
34) http://www.continuitas.com/interdisciplinary.pdf “Interdisciplinary and linguistic evidence for Palaeolothic contunuity of Indo-European, Uralic, and Altaic population in Eurasia, with an excursus on Slavic ethnogenesis.” 
35) Stetsyuk, Valentyn, a.g.m., s.215-223. 





EK: 
Seredniy Stoh ve Yamnaya Kültürleri
Dr.Valentyn Stetsyuk 

Tarihçilikte Kurgan diye bilinen kültürün ön-şekli olarak kabul edilen ve bugüne kadar kökenleri pek çok tartışmaya maruz kalmış Seredniy stoh ve Yamnaya kültürlerinin yaratıcıları hususunda hakim olan bilimsel yargının onların bir Hint-Avrupa menşeine sahiptir görüşünü benimsemesine karşın gerçekte bu halkın etnik aidiyetleri çözülmüş olmaktan uzaktır. 

Bu çetrefilli meseleyi başka bir açıdan değerlendiren Stetsyuk kendi araştırmaları neticesinde sözkonusu kültürlerin asıl sahiplerinin Türk dilli halk olduğu sonucuna varmıştır. 

Bu makalede yazar bahsolunan kültürlerin en göze çarpan özelliklerine çok fazla ayrıntıya girmeden, yüzeysel bir şekilde değinmekte ve yazar, kesin bir şekilde Türkler’e atfettiği her iki kültürün ışığında Türk türeneğini Kuzey Karadeniz bozkırlarına yerleştirmektedir. 

...


Dinyester havzasındaki Pit halkının bir kısmı daha da kuzeybatıya, Orta
Avrupa’ya göç etti. Atı binek aracı olarak kullanarak hızlı bir şekilde uzak mesafelere yerleştiler. Yerli halklar üzerinde kültürel etkide bulunup, yeni kültür sahaları oluşturdular. Onlar tanınmış şeritli seramik kültürlerinin bir kısmının yaratıcılarıydılar. 

Bu halkın Hint-Avrupa kökenli olduğuna dair bir görüş vardır, fakat son araştırmalar onların Eski Türkler olduğunu göstermiştir (Stetsyuk,1998).



Dr.Valentyn Stetsyuk, Dilbilimci-Tarihci, Lviv, Ukrayna. 
Stetsyuk, Türklerin türeneğinin Doğu Avrupa olduğu tezinin günümüz bilim dünyasındaki en önde gelen savunucusudur. Yazar aynı zamanda Ön-Bulgarların kökeninin İskitlerden geldiği görüşüne kesin bir şekilde inanmaktadır.

Çev: Fatih Şengül



.........

resmin açıklaması:
Almost a century and a half ago Ivan Egorovich Zabelin, a Moscow historian and archaeologist, the founder of the Historical Museum on the Red Square, excavated a Scythian burial on the territory of General Zeifart's estate, which lies on the right bank of the Dnepr, 30-35 km to the north-west from Nikopol. At first the burial was called Tolstaya Chertomlykskaya Mogila, then a shortened name -Chertomlyk - entered into practice and the name "Tolstaya Mogila" was given to another burial, excavated much later. In 1983 - 1986 a joint Soviet-German expedition held further excavation of Chertomlyk. Many products of toreutics, golden and silver among them, were found in Chertomlyk as in many other Scythian burials of Prichernomorje. Some finds, belonging according to the contract to the General's heiress, were lost, the other sent by I.E.Zabelin to the Imperial Hermitage are in the famous Scythian collection now.

Here one of the most famous and brilliant finds from the Chertomlyk burial - a silver amphora - is shown. Specialists think that together with a scoop and a silver basin it made a cult set of plates and dishes. The amphora is undoubtedly Greek, dated to the middle of the IVth c. BC. The main friezeconsists of depictions, placed in a circle and made in the technique of high relief, is most convincingly interpret as a scene of a horse sacrifice by Scythians, described by Herodotus. So, suppose the work is Greek, then the amphora is made by the Scythian "order".







________________TÜRK KÜLTÜRÜ_________________