Translate

Kurgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kurgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2014 Pazar

Eski Korece'de Türkçe Ödünç Kelimeler









Korece'de pek çok Altayca ödünç kelime bulunmaktadır. 
Bunların esas olarak iki ayrı dönemde Koreceye 
girdikleri kabul edilmektedir.

Korece'deki Altayca kelimelerin çoğu 13.yüzyılın ortalarında, Korece'deki Moğol egemenliği döneminde ödünçlenmiştir. Ayrıca Kore tarihinin daha erken dönemlerinde, ilk veya eski Korece döneminde de ödünçlenmiş çok sayıda Altayca kelime bulabiliriz. 

Bu Altayca ödünç kelimelerin çoğunun Türkçe kökenli olması ilginçtir. 

Korece ile Türkçe arasında köklü bir genetik münasebetin söz konusu olduğu hakkında bir çok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşler şöyle özetlenebilir:

Moğolca , Türkçe ve Mançu-Tunguzca birbirine en yakın diller olarak bir Altay dil ailesini oluşturmaktadır ve Korecenin de bu birliğe dahil edilebilme ihtimali çok büyüktür.

Korece konusuyla en çok ilgilenen Batılı bilim adamları Ramstedt ve Poppe olmuştur. Bu iki bilginin konuyla ilgili görüşleri arasında bazı farklılıklar vardır.

Ramstedt Korece ile diğer Altay dilleri arasındaki genetik ilişkiden söz ederken Koreceyi diğer Altay dilleri ile aynı ölçüde yakın bir dil saymıştır.

Fakat onun öğrencisi Poppe, Korecenin bir Altay dil birliği içindeki yeri konusunda bazı şüpheler taşır. Ona göre Korecenin bir Altay dili olma ihtimali yüksektir; ancak Korece bir Altay dili ise Altay dil ailesinden, yani Proto-Altay dilinden en erken ayrılan dil olmalıdır. Bundan dolayı Korece diğer Altay dillerinden biraz uzak kalmıştır.

Bu konu hakkındaki benim görüşüm ise şudur: Korece kesin bir şekilde Altay dil ailesine mensuptur ve Altay dilleri içinde en çok Türk diline yakındır.

Şimdiye kadar yapılmış araştırmalar dışında, kendi araştırmalarımın sonucu olarak Korece ile Türkçe arasında 180'e yakın yeni ortak kelime ve 90'a yakın ortak ek bulunmuştur. Üstelik bu ortak unsurların çoğu yalnız Türkçe ile Korece arasında değil, Moğolca ve Mançu-Tunguzca gibi diğer Altay dillerinde de mevcuttur.

Ortak kelimeler bir yana bırakılırsa, çalışmalarımdan elde ettiğim ortak unsurlar şunlardır:


İsim yapma ekleri 37
Fiil yapma ekleri 14
Hal ekleri 9
Zamirler 8
Sıfat fiiller 5
Zarf fiiller 12
Çoğul ekleri 2

Öte yandan, Türkçe ile Korece arasında bir çok ödünç kelime de bulunmaktadır. Türkçeden Koreceye yapılmış ödünçlemeler iki ayrı tarihi dönemde meydana gelmiştir.

Birincisi ilk Kore devletlerinin teşkil edilmesi ve gelişmesi sıralarında, yani aşağı yukarı MÖ.2 yüzyıldan önceki asırlarda;

İkincisi ise MS.13.yüzyılda Moğol İmparatorluğu'nun Kore'yi idare ettiği yıllarda Moğolca vasıtasıyla gerçekleşmiştir.

Bu makalede ilk Kore devletleri devrinde Türkçeden Koreceye geçmiş ödünç kelimeler üzerinde duracağım. 

Bilindiği gibi milattan önceki asırlarda Kore'nin ilk devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak bilinen Hunlar arasında coğrafi ve kültürel açıdan oldukça sık münasebetler olmuştur. Bu iki devlet ve bunlardan sonra kurulan devletler de bir Altay kavimler birliği halinde Çin'e karşı savaşmışlardır. Bu sıralarda ve ondan önceki dönemlerde Korece ve Türkçe arasında hem kültürel hem de söz varlığı anlamında ödünçlemeler olmuştur. Kore devletinin ilk devirlerinde Türkçeden Koreceye geçmiş kelimeler şunlardır:

(1) Ko. ori “ördek”: Orta Korecede orh ve orhi olarak iki şekli vardır. Bu kelimedeki /h/, epithesis ses olayı sonucu ilave edilmiş bir ünsüzdür. Ayrıca orhi şeklinin sonunda bulunan /i/ ünlüsü Korecede sık görülen isimden isim yapma ekidir. Modern Korecesi ise ori şeklindedir. Öte yandan, bu kelime Yakutçada uzun ünlülü olarak o:r şeklinde bulunmaktadır. Eski Uygurcada ördek “ördek” kelimesi vardır (Ligeti 1966: 190). Clauson (1977: 205), bu kelimenin or- “yüksek yere çıkmak” fiili ile isim yapma eki –dek gibi iki ayrı morfemden meydana gelmiş olduğunu iddia etmiştir. Fakat, bildiğimiz gibi Türkçede –dek şeklinde bir isimden isim yapma eki bulunmamaktadır. Bana göre bu, Türkçe ör ile bilinmeyen bir dilden geçmiş -dek kelimesinden oluşmuş ve hendiadion olarak kullanılmıştır. 

(2) Ko. turumi “turna”: Bu kelime Eski Türkçeden Koreceye geçmiştir. Eski Türkçede turunya, Orta Türkçede turna şeklindedir. Kıpçakça, Kumanca, Osmanlıca gibi tarihi Türk dillerinde de aynı şekilde geçmektedir. Azerice ve Türkmencede ise durna şeklindedir. Öte yandan, Yakutçada bu kelime turuya şeklindedir ve bu Tunguzcaya da geçmiştir: Evk. turuya. Bu kelime Japonca tarafından da turu şeklinde ödünçlenmiştir. 

(3) Ko. bora “kar fırtınası”: Korecede bu kelime yalnız nunbora “kar fırtına” (nun “kar”) kelimesinde bulunmaktadır. Bu kelime ilk defa Orhon Türkçesinde bor “kar fırtınası, şiddetli yağmur” şeklinde bulunmaktadır. Çağataycada borağan şeklindedir ve bu Moğolcadan geçmiştir. Bugünkü Türk lehçelerinde de bu kelime bulunmaktadır; 


Trkm. bo:ran “id”leri., 
Kzk. boran “id”leri., 
Tuv. bora:n “id”leri., 
Tat. buran “id”leri. 
Fakat bunların hepsi Moğolcadan geçmiştir. 

Çok ilginçtir ki Anadolu Türkçesinde bora şekli kullanılmaktadır ve bu şekil Eski Türkçe bor şekline paragoge ses olayıyla sonuna ünlü ilave edilerek meydana gelmiştir. Öte yandan, Anadolu Türkçesinde Moğolcadan geçmiş boran şekli de bulunmaktadır. Bu kelime Moğolca ve Tunguzcada da bulunmaktadır; Mo. boroğan “yağmur”, Lam. burkun “kar fırtınası”, Evk. burkan “id”leri. Bu kelime Yakutçadan Evenkiceye geçmiştir; Yak. burxa:n “kar fırtınası”. 

Poppe’ye (1960: 21) göre Moğolca boroğan, buruğan’dan gelişmiştir. Poppe bu kelimeyi Türkçe bur- fiili ile karşılaştırmıştır. Fakat Poppe’nin bu görüşü yanlıştır, çünkü Kazakça ve Kırgızcada Moğolcadan geçmiş boran kelimesinin yanında bora- fiili bulunmaktadır. Bu fiil, isim isim bor ile isimden fiil yapma eki –a-’dan meydana gelmiştir.

(4) Ko. cokha “yeğen”: Bildiğim kadarıyla bu kelime Moğolca ve Mançu-Tunguz dillerinde görünmemekte ve yalnız Orhon Türkçesinde çıqan şeklinde bulunmaktadır

(5) Ko. tonga “kuvvetli, kalın ve güçlü halat”: Bu yalnız tongacur “kuvvetli halat” kelimesinde görünmektedir. Eski ve Orta Türkçede tonga oldukça sık görünmektedir. Bu kelime Kaşgarlı Mahmud’un lugatında “kaplan”, Clauson’a (1972: 515) göre “kahraman”, İbnü Mühenna’ya göre ise “kuvvetli” anlamındadır. Öte yandan bu kelime Çince kaynaklarda da d’ung-nga olarak geçmektedir. Bu kelime büyük ihtimalle Mançu-Tunguzca yoluyla Koreceye geçmiştir. 

(6) Ko 'iri köpek' : Bu kelime Kore'nin güney eyaletinde kullanılmaktadır. Bu Eski Türkçe böri “kurt” ile aynıdır ve Türkçeden Koreceye geçmiştir. Yenisey Ostyak ve Rus dillerine de geçmiştir. 

(7) Ko. toksuri “doğan”: Bu kelime dışında Korecede “doğanın bir çeşidi”ni ifade eden ve suri ile yapılmış iki kelime daha vardır: surimae (<*suri + mae “doğan”) ve surisae (< suri + sae “kuş”). Öte yandan, anlamı belli olmayan suri tek başına hiç kullanılmamaktadır. Fakat bu örneklerden toksuri kelimesinin tok ve suri şeklinde iki kelimeden meydana gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. Korece tok kelimesi Türkçe “doğan” anlamındaki toğan (<*tok+kan) kelimesinde yaşamaktadır. Türkçe toğan kelimesi *tok ve kokeni belli olmayan *kan şeklinde iki kelimeden meydana gelmiş ve hendiadion olarak kullanılmıştır. Türkçe *tok ise büyük ihtimalle proto veya eski Türkçeden Koreceye geçmiştir.

(8) Ko. kåo “uyuyan kişiyi bastıran kötü ruh”: Bugünkü Korecede bu kelime kawi şeklindedir. Orta Türkçe Oğuz diyalektinde “kötü ruha tutulmuş hal” anlamında kowu ve kowuz şekli vardır. Kaşgarlı Mahmud’un lugatinde bu kelime hakkında ilginç bir izah vardır; Kötü ruha tutulmuş adamdan kötü ruhu kovarken soğuk suyu adamın yüzüne döküp “kowu! kowu!” diye bağırırlarmış. Clauson (1972: 581) ve Dankoff’a (1985: 144) göre bu kelime “kovmak” anlamındaki Türkçe fiil kow-’dan gelişmiştir. 

Fakat bu görüş pek inandırıcı değildir. Çünkü Türkçede fiilden isim yapma eki –u veya –uz nadir görünmektedir ve istisnasız olarak geçişli fiillerle kullanılmıştır. Bunun dışında semantik bakımdan da pek ilgili görünmemektedir. Bence iki ihtimal 
vardır: birincisi, isim olan kowu’ya küçültme eki –ç gelmiş olması; ikincisi, isim olan kow ile 'uçmak, yok olmak' anlamındaki uç-fiilinin beraber kullanılmış olması. İkincisi kow uç! “kötü ruh! yok ol!” anlamındadır. Öte yandan, Korece şekil kawi, arkaik şekil kåw’e isimden isim yapma eki – i’nin eklenmesi ile sonradan gelişmiştir. 

(9) Ko. tark “tavuk”: Bu Eski Uygurca ve Orta Türkçe takığu “evcil kuş” ile aynıdır. Bu kelime tak ve –ğu şeklinde iki morfemden meydana gelmiştir. Clauson (1972:587), - ğu'nun Eski Türkçe hayvan isimlerinde sık sık rastlanan - ğa ile aynı isim yapma eki olduğunu söylemiştir: Trk.kaburğa 'baykuş', torğa 'tarla kuşu'. 

Fakat bence - ğu'nun Çince bir ödünç kelime olması ihtimali büyüktür (Karl. 126). Türkçe takığu, takı ve ğu şeklindeki iki kelimenin ikileme olarak yanyana kullanılmış şeklidir. Eski Türkçe takı biçimi, /r/ ünsüzünün düşmesi ve sonda /ı/ sesi türemesiyle ortaya çıkmıştır.. 

Korecenin şivelerinde /r/ düşmesiyle /tak/ şeklinde kullanılış yaygındır. Bu kelime Moğolcada da görünmektedir: Mo. takijan “piliç”. Bu kelime, tak “tavuk” ile dönüşümlü-aitlik eki –ijan’dan oluşmuştur. 

Korece tark kelimesinin Türkçeden Koreceye mi yoksa Koreceden Türkçeye mi geçmiş olduğu belli değildir. 

(10) Ko. satari “portatif merdiven”: Bu kelime “merdiven” anlamındaki Türkçe satu ile bağlantılıdır. Clauson (1972:867) bu Türkçe kelimenin bilinmeyen başka bir dilden ödünçleme olduğu ihtimalini ileri sürmüştür. 

Korecede satari kelimesinin yanında aynı anlamda sataktari kelimesi vardır. Korece satari ve sataktari aynı köktendir. Bu iki kelime mukayese edilirse, satari’nin birden fazla morfemden oluştuğu belli olmaktadır. Bence satari kelimesi sata ve –ari olmak üzere iki morfemden meydana gelmiştir. Burada –ari bir küçültme eki olup Korecede çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Satak kelimesi ise sata ile isimden isim yapma eki –ak’tan oluşmuştur. İsim yapma eki –ak Korecede çok yaygın bir ektir.

(11) Ko.kut '(şamanizmde) kutluluk dilemek için yapılan dini merasim' : Bu kelime şamanizm ile ilgili bir kelimedir ve Altay dillerinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Eski Türkçede “devlet, saadet, kutlama” anlamında kut vardır. Eski Uygurcada, fiil yapma eki ile yapılan qutğur- “kut vermek, saadet vermek” ve kutad- “kutlu olmak” da vardır. Orta Türkçede “saadet, kutlama” anlamında yaygın olarak kullanılmıştır. Moğolcada ise bu kelime iki heceli kutu şeklinde olup “saadet; kutsal” anlamındadır. Mançucada aynı anlamda xuturi şekli vardır ve ayrıca “kötü ruh” anlamında xutu da kullanılmaktadır.

Bu kelimenin nasıl ödünçlenmiş olduğunu belirlemek kolay değildir. Fakat, şekillere ve anlamlara bakılırsa, Türkçeden Koreceye ve diğer dillere geçmiş olması ihtimali büyüktür. Korecedeki anlamı kutluluğu dilemek için şaman merasimi düzenlemek olup bu, Türkçedeki anlamına göre ikincildir.

(12) Ko.tul 'dişi hayvan ; yavru veya yumurta veremeyen dişi' : Bu kelime yalnız önek olarak kullanılmakta ve tek başına kullanılmamaktadır. Bu kelime Türkçe “dul kadın” anlamındaki tul kelimesinden ödünçlemedir: Uyg., MK, Çağ.tul 'dul'. Ramstedt (1935) bu Türkçe kelimeyi Moğolcanın Kalmuk lehçesine ait tulğu “yalnız, yetim” ile ilişkilendirmiştir.

(13) Ko. kor “maya, mayalı yemeklerde görünen ve sertleşmiş kalıntı”: Korecede bu kelime tek başına kullanılmamakta, kormaçi (< *kor-maçi), korkaci (< *korkaci), kormaci (<*kor-maci) gibi kelimelerde görünmektedir. Bu kelimeye Orta Türkçede rastlanmaktadır: MK kor. Bugünkü Türk lehçelerinden Türkmence ve Kırgızcada kullanılmaktadır: Trkm. gor, Krg. kur. 

(14) Ko. tuk “set, bent”: Bu kelime Eski ve Orta Türkçede tuğ “dam, cover, stopper” (Dankoff 1985:198) şeklinde kullanılmıştır. Bunun dışında tuğla (<*tuğ-la-), tuğaq (<*tuğ-aq) gibi kelimeler de vardır. Türkçe tuğ kelimesi tu-fiiline isimden fiil yapma eki –ğ’nin eklenmesiyle yapılmış bir isimdir. 

(15) Ko. tam “toprak ve taşlarla yapılmış duvar”: Bu kelime Eski ve Orta Türkçede çok yaygın kullanılmıştır: Orh., Uyg. tam id., MK tam id. Orta Türkçe Çağatayca ve Kumancada 'çatı' anlamında, Osmanlıcada ise "çatı, bina, hapishane” anlamındadır. Orta Türkçede bundan türemiş fiil de vardır: MK tamula- “set ve bent inşa ederek suyu korumak”. Türkçe tam kelimesi, tuk ile beraber çok erken dönemde Türkçeden Koreceye geçmiştir.

(16) tori “kahraman”: Bu kelime ilk defa eski Korece kaynaklardan Samgukyusa'da , ilk Kore devletlerinden biri olan Silla devletinin kurucularından söz edilirken sobєltori şeklinde geçmektedir. Sobєltori, sobєr ve tori olmak üzere iki kelimeden oluşmuştur. Sobєl “başkent” anlamındadır; sonra seul’e gelişmiştir. 

Tori kelimesinin anlamına gelince, bu Moğolistan’ın başkenti Ulan Bator’un adında geçmektedir. Burada ulan bir sıfat olup “kırmızı”anlamına gelir; bator ise Türkçe bagator ile aynıdır. bagator asli olarak “kahraman” anlamına gelir ve Doğu Türkistan’da, Miran ve Tunhuang’da keşfedilen ve Runik yazıyla yazılmış Eski Uygurca bir metinde görülmektedir. 

Bu kelime baga ve tor şeklinde iki kelimeden oluşmuştur. bağa Türkçe baqa ile aynıdır. Çünkü /q/ > /ğ/ ses olayı Türkçede nadir olsa da görülmektedir: Uyg., MK buqa, Çağ. buğa, Kum. boğa. Eski Uygurca baqa “kara kurbağa”, Kıpçakça ve Osmanlıcada bağa şeklinde gelişmiştir. 

Bağator ünvanı için kullanılan bağa kelimesinin hayvan isminden olması pek şaşırtıcı değildir. Çünkü, Eski Türkçede hayvan isminden gelme ünvanlar çoktur: Baqa Tarqan, Boqa Kağan, Böri Kağan, Sonkor Kağan, vb. Bu gibi geleneklerin eski totemizm ile ilgili olması gerekir. 

Bağator’daki tor “general, kahraman” anlamındadır ve bağator “kara kurbağa general” anlamı taşımaktadır. İlginçtir ki bu isim Kore halkbiliminde çok güçlü bir hayvan olarak tanınmıştır. Eskiden Koreliler güçlü erkek çocuklara “kara kurbağa general gibi çocuk" diye hitap ederlerdi. Çocuk oyunlarında da çocuklar oynarken “kara kurbağa bana yardım et!” diye bağırmaktadırlar. Gelenek olarak Kore’de tori “cesur erkek” anlamında kullanılmıştır.

Öte yandan, tori kelimesinin son ünlüsü olan /i/ Korecede çok yaygın olan bir isimden isim yapma ekidir. (17) kakkan “Silla devletinin bir ünvanı”: Eski Kore devletlerinden Kogurye’de “ulu hükümdar” anlamında kaxan ünvanı kullanılmıştır (Lee B.D. 1985: 12). 

Bu, Silla ünvanı kakkan ile aynıdır. Bu Eski Türkçe ünvan qaqan ile de aynıdır. 
Öte yandan Eski Korecede qan bir “hükümdar” ünvanının yanında bir de qa "yerel hükümdar" ünvanı kullanılmıştır. Bu Türkçe qağan'ın qa ve qan şeklinde iki ünvandan oluştuğunu göstermektedir. 

Moğolcada bu kelime qan (<* qan <* qän <* qa'an <* qağan <* qagan) olmuştur. Öte yandan , Ön Türkçe Tabgaç (Topa) dili ve Eski Türkçede kullanılan qağan Altay dilleri dışında Farsça, Tibetçe, Ural dilleri ve Hint-Avrupa dillerine de geçmiştir (Doerfer IV, 1161). 

(18) Ko. kam “Silla devletinin bir ünvanı”: Silla ünvanlarında büyük kam, küçük kam, küçük kardeş kam gibi ünvanlar kullanılmıştır. Bu kelime şaman anlamındaki Türkçe kam kelimesiyle aynıdır. (Ramstedt 1949: 90, Lee B.D. 1985: 610): Uyg. qam “sorcer”, MK qam id., Çağ. qam “physician, healer, wise man” (Clauson 1972: 625). Orta Türkçede kam kelimesi fiil yapma eki ile de kullanılmıştır: kamla- “şifacı olarak çalışmak”. Eski devirde şamanların yalnız dini işlerde bulunmayıp politik işlerde de faaliyet gösterdiğini iyi biliyoruz. Kumancada kam “kadın şaman” için kullanılmıştır. Ramstedt’in (1951:51) bu Korece kelimeyi Çinceden ödünçleme olarak görmesi yanlıştır.

Yukarıda erken dönemde Türkçeden Koreceye geçmiş ödünç kelimelerden bazıları gösterilmiştir. Bunun dışında Türkçeden gelmiş daha pek çok ödünçleme mevcuttur. Tabii ki bazı kelimeler ne Türkçe, ne de Korecedir; kökü belli olmayanlar da bulunmaktadır.

Bunların ne zaman Koreceye geçtiği hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir, fakat bunların büyük kısmının tahminen Proto- veya Ön-Türkçe döneminde, diğerlerinin ise Eski Türkçe döneminde olması ihtimali büyüktür. Bilindiği gibi ilk Kore devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak tahmin edilen Hyung-nu’lar arasında oldukça sıkı münasebetler olduğu hakkında kanıtlar çoktur. 

Bunun yanında Kocoson’dan sonraki Kore devletlerinden Puye ve Kogurye de Mançu bögesinde olup kuzey ve kuzey batısında bulunan Ön veya Eski Türkler ile sürekli münasebetleri olmuştur. Japon Türkoloğu Mori’nin Orhon abidelerinde sözü edilen “bökli” ile, bu Kore kavimlerinden bahsedilmekte olduğu şeklindeki görüşü doğrudur. 

Gerçekten de Hyung-nu’lar ve Göktürkler, sırasıyla önce Kocoson ile, sonra ise Kogurye ile askeri müttefik halinde Çin’e karşı direnmiş ve savaşmışlardır. MS 9. yüzyıldan sonra Asya kıtasının kuzey-doğusunda Çin’in güçlü bir hakimiyet 
kurmasıyla Koreliler ve Türkler arasındaki münasebetler tamamen kopmuştur.


Han-Woo Choi
Handong University / Güney Kore
bilig, Summer / 2004, Number 30: 85-93 
© Ahmet Yesevi University Board of Trustees 



In the Korean language, a lot of Altaic loan words are found. These are supposed to have been borrowed into Korean mainly in two different periods. Most of the Altaic loan words were borrowed into Korean during the Mongolian rule of Korea in the middle of the 13th century AD. In addition to these, we can find considerable number of Altaic loan words, which was passed into Proto or Ancient Korean in the earlier periods of Korean history. It is very interesting that most of these Altaic loan words are of Turkic origins. This paper deals with some Turkic loan words in Ancient Korean. 




NOT: 
Hyung-nu 'lar Çin kaynaklarında geçen Hun'lardır ve 
Proto-Türk'tür.


Yani: 
"Bilindiği gibi milattan önceki asırlarda Kore'nin ilk devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak bilinen Hunlar arasında coğrafi ve kültürel açıdan oldukça sık münasebetler olmuştur."
ile
"Bilindiği gibi ilk Kore devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak tahmin edilen Hyung-nu’lar arasında oldukça sıkı münasebetler olduğu hakkında kanıtlar çoktur. "


söylemi arasındaki "bilinen" ile "tahmin edilen" kelimeleri , çeviri hatası mıdır, bilinçli bir hata mıdır, anlamadım.  
SB.

...



Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivlerinde Bulunan Kore 
ile ilgili Belgeler Üzerine bir Değerlendirme
Yrd.Doç.Dr. A.Merthan Dündar ,2007
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı



ON THE ANCIENT RELATIONS BETWEEN 
THE TURKIC AND KOREAN PEOPLES 
Dr.Gaybullah BABAYAR
Institute off Oriental Studies
Academy of Sciences of Uzbekistan


KORE - TAŞKAPLUMBAĞA

KORE - TAŞAT

KORE - TAŞKOÇ



GÖKTÜRK HAKANI 'NA AİT TAŞ KAPLUMBAĞA


GÖKTÜRK HAKANINA AİT TAŞ KAPLUMBAĞA
ve TÜRKLERE AİT TAMGA = DAĞ TEKESİ
ORHUN KİTABELERİNDEKİ TEKE TAMGASI
AYNI TAMGA
HAKKARİ BALBALLARI'NDA DA VARDIR



MOĞOLİSTAN

ORHUN ANITI  VE TAŞ KAPLUMBAĞA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

BİR TÜRK TASVİRİ





Taşat, Taşkoç, Taşbabalara benzeyen Taşheykeller ve 
Kurganlar 
Türk Kültürüdür.


KİTAP

TAŞBABA VE BALBAL

MOĞOLİSTAN VE ANKARA KURGANLARI

UKRAYNA KURGAN - TÜRK/İSKİT

KORE KURGAN

ŞANLIURFA KURGAN

BERGAMA KURGAN


VE TÜRKİYE'DE DAHA NİCE KURGANLAR

ANADOLU EZELDEN BERİ TÜRK'ÜN YURDUDUR
NOKTA



_______________





4 Mart 2014 Salı

HEKTOR VE ACHİLLES (AŞİL)


Roma dönemi lahit MS.180-200. Hektor gömülmek için Truvaya getiriliyor.


Sonra yaşlı Priamos seslendi adamlarına:

"Haydi, Troyalılar, şimdi odun getirin kente, korkmayın pusu kurar diye Argoslular, Akhilleus kara gemilerden buraya gönderirken beni, on ikinci şafak sökmeden size bir şey yapmam dedi."

Yaşlı Priamos böyle konuştu. 
Onlar da öküzleri, katırları koştular arabalara;
az sonra da toplandılar kentin önünde.
Dokuz gün odun taşıdılar yığın yığın.
Ölümlülere parlayan şafak sökünce onuncu günü,
gözyaşı içinde götürdüler Hektor'un ölüsünü,
koydular yığınların tepesine verdiler ateşe.
Gül parmaklı şafak sabah erken parlayınca,
ünlü Hektor'un ölüsü çevresinde toplandı bütün halk.
Hepsi geldi bir araya, topluluk kuruldu,
parıldayan şarapla söndürdüler odun yığınını,
söndürdüler ateş gücünün sardığı her şeyi,
sonra topladı kardeşleri, dostları ak kemikleri,
hepsinin yanaklarından iri yaşlar dökülüyordu.
Kemikleri alıp koydular bir altın kutuya,
erguvan rengi ymuşak örtülerle sardılar kutuyu.
Sarar sarmaz indirdiler derin bir çukura,
ekli kocaman taşlarla ördüler üstünü.
Sonra bir mezar tümseği yapmaya başladılar,
gözcüler diktiler çepeçevre, dörtbir yana,
mezar bitmeden Akhalar saldırmasın diye.
Bir mezar tümseği olunca toprak, kabara,kabara,
gerisingeri döndü hepsi kente.
Toplanıp bir güzel kutladılar çok ünlü şöleni,
Zeus oğlu Kral Priamos'un sarayında.

İşte böyle yapıldı atları iyi süren Hektor'un cenaze töreni.


İLYADA- Homeros
Azra Erhat



AŞİL'İN HEKTOR'U YENEMEYECEĞİNİ ANLAYAN ATHENA ONA YARDIM ETMİŞTİR. 
Aşil'in attığı mızraklar Athena tarafından Aşil'e iade edilir. 
Hektor bunun farkında bile değildir....


VATANSEVERLER HEP ERKEN Mİ AYRILIR?





TRUVA KURGANLARI


__________




WHO IS THE HERO?

Except for Hector, the Trojans are inside the walls of Troy. Apollo turns to Achilles to tell him he is wasting his time pursing a god since he can't kill him. Achilles is angry, but turns around to return to Troy where Priam is the first to spot him. He tells Hector he will be killed since Achilles is much stronger. If not killed he will be sold into slavery as has already happened to others of Priam's sons. Priam can't dissuade Hector, even when his wife Hecuba joins the effort.

Hector gives some thought to going inside but fears the ridicule of Polydamas, who had given sage advice the day before. Since Hector wants to die in glory, he has a better chance facing Achilles. He thinks about giving Achilles Helen and the treasure and adding to it an even split of the treasure of Troy, but Hector rejects these ideas realizing Achilles will just cut him down, and there would be no glory in that.

As Achilles bears down on Hector, Hector begins to lose his nerve. Hector runs towards the Scamander River (Xanthus). The two warriors race three times around Troy.

Zeus looks down and feels sorry for Hector, but tells Athena to go down and do what she wants without restraint.

Achilles is chasing Hector with no chance of reprieve unless Apollo steps in (which he does not do). Athena tells Achilles to stop running and face Hector. She adds that she will persuade Hector to do the same. Athena disguises herself as Deiphobus and tells Hector the two of them should go fight Achilles together.

Hector is thrilled to see his brother has dared to come out of Troy to help him. Athena uses the cunning of disguise until Hector addresses Achilles to say it's time to end the chase. Hector requests a pact that they will return each other's body whoever dies. Achilles says there are no binding oaths between lions and men. He adds that Athena will kill Hector in just a moment. Achilles hurls his spear, but Hector ducks and it flies past. Hector does not see Athena retrieve the spear and return it to Achilles.

Hector taunts Achilles that he didn't know the future after all. Then Hector says it's his turn. He throws his spear, which hits, but glances off the shield. He calls to Deiphobus to bring his lance, but, of course, there is no Deiphobus. Hector realizes he has been tricked by Athena and that his end is near. Hector wants a glorious death, so he draws his sword and swoops down on Achilles, who charges with his spear. Achilles knows the armor Hector is wearing and puts that knowledge to use, finding the weak point at the collarbone. He pierces Hector's neck, but not his windpipe. Hector falls down while Achilles taunts him with the fact that his body will be mutilated by dogs and birds. Hector begs him not to, but to let Priam ransom him. Achilles tells him to stop begging, that if he could, he would eat the corpse himself, but since he can't, he'll let the dogs do it, instead. Hector curses him, telling him Paris will kill him at the Scaean Gates with the help of Apollo. Then Hector dies.

Achilles pokes holes in Hector's ankles, ties a strap through them and attaches them to the chariot so he can drag the body in the dust.

Hecuba and Priam cry while Andromache is asking her attendants to draw a bath for her husband. Then she hears a piercing wail from Hecuba, suspects what has happened, emerges, looks down from the rampart where she witnesses her husband's corpse being dragged, and faints. She laments that her son Astyanax will have neither land nor family and so will be despised. She has the women burn the store of Hector's clothing in his honor.

Iliad
Achilles Kills Hector
By N.S. Gill



The Hero is not Achilles, 
but Hector....



TO THE REAL HERO'S // GERÇEK KAHRAMANLARA



____________________




5 Aralık 2013 Perşembe

ESKİ KAYNAKLARDA TÜRKLÜK VE TÜRK ADI











PLINY “NATURAL HISTORY” – Harvard University Press, vol. II (Libri III-VII); Reprinted 1961

Gaius Plinius Secundus Maior, (kısaca Büyük Plinius (Latince Plinius maior) ya da Yaşlı Plinius) (d. 23, Como – ö. 24 Ağustos 79, Stabiae). Yazar ve filozof.

Plinius, bilim tarihindeki yerini, dönemine ait bilgileri derlemek amacıyla kaleme aldığı, insanlık tarihinin ilk ansiklopedisi sayılan dev yapıtına borçludur. "Doğa tarihi" (Naturalis Historia)adı altında birleştirilmiş 37 kitaptan oluşan bu yapıt, 500’e yakın Yunanlı ve Romalı yazarın bıraktığı 2 bini aşkın kitabın içeriğinden özetlenmiş yoğun bir bilgi derlemesidir. Yunanca bitki ve hayvan adlarının Latince karşılıklarını veren terimleme çalışmaları yapıtın ününün bugüne değin süregelmesini sağlamıştır. Plinius M.S. 35 yılında babası tarafından Roma'ya getirildi ve babasının arkadaşı olan Pomponius Secundus'dan şiir ve askeri yöneticilik eğitimi aldı. Remmius Palaemon ve Arellius Fuscus'un gramer ve retoriğinden etkilenen Plinius muhtemelen onların öğrencisiydi.




HISTORIE OF NATVRE by Plinivs Secvndvs, London 1634 (Holland, Philemon, 1552-1637, tr)







POMPONII MELAE de CHOROGRAPHIA 1917

Pomponius Mela, Algeciras, İber Yarımadası'nda doğmuş Romalı coğrafyacıdır. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. 45'te ölmüştür.[1]De situ orbis libri III. adlı yaklaşık 100 sayfalık eseri anlatım özellikleriyle dikkat çeken Latince eseridir. Pliny'nin Historia naturalis adlı çalışmasından etkilenmiştir.





THE SAGA LIBRARY (London 1893) - EDITED BY WILLIAM MORRIS AND EIRIKR MAGNUSSON VOL. I






Edward Thomas: JAINISM, OR  THE EARLY FAITH OF ASOKA; THE EARLY FAITH OF ASOKA; WITH ILLUSTEATIONS OF THE ANCIENT RELIGIONS OF THE EAST, FROM THE PANTHEON OF THE INDO-SCYTHIANS (London 1877).






Snorri Sturluson YNGLINGASAGA - KØBENHAVN 1912

Snorri Sturluson, (1178 - 23 Eylül 1241), İzlandalı tarihçi, şair ve politikacıydı. İzlanda parlementosu, Althing'de iki kez kanun konuşmacısı olmuştur. Prose Edda (ya da Genç Edda)'nın yazarıydı ve bu eserde Nors mitolojisi ile ilgili Gylfaginning (Gylfi ile dalga geçilmesi), şiir dili ile ilgili Skaldskaparmal ve mısra çeşitlerini anlatan Hattatal bulunuyordu. Ayrıca Heimskringla isimli Norveç krallarını İskandinav tarihi doğrultusunda anlatan kitabın da yazarıydı.





STURLUSON, ODİN, ASYNİA, TROYA ve TÜRKLER



"Afterword to Gylfi's Mocking
But the ASA set them now to talk, and take their rede and call to minde all these tales that were told him, (Gylfi) and give these very same names, that are named before, to the men and steads that were there; for the sake that when long times pass by, men should not doubt, that those ASA of whom these tales were now told, and these to whom the same names were given, were all one.

Then was there (one) called Porr, and he is ASAPORRi the old one he is ÖKÜPORR, and to him are given those great deeds that EKTOR, wrought in TROJA; but men think that the TYRKS, have told about Ulyxes, and have called him Loki, because the TYRKS were his greatest foes." P.112


"Priamus king of Troja was a great lord over all the TYRKISH host..." P.113


The Prose or Younger EDDA commonly ascribed to
SNORRI STURLUSON 
translated from the old NORSE by George Webbe Dasent, Stockholm,1842




***


AS'LAR - AZ'LAR BİR TÜRK KAVMİDİR. 
 Ç.İ. Ceferov,Türk Kültürü Dergisi Sayı 305: 



Troya'dan da svastikalar çıkmıştır. 
Ayrıca Kurgan (tumuli) tipi mezarlar ve mezardan çıkan at kemikleri....
Schliemann : KİTABA ERİŞİM





Sturluson'un birçok çevirisini inceledim ; sayfaları eksik , cümleler çıkarılmış, çeviri yapılırken üzerinde oynama yapılmış....


Mesela sayfa 112 den sonrası başka hiçbir yerde yok, çıkarılmış.....işte ispatı, Dasent'in kitabını Brodeur'un kitabı ile kıyaslayın !:


The Prose Edda of Snorri Sturlson
translated by Arthur Gilchrist Brodeur [1916]






FAZLA SÖZE GEREK VAR MI?
ATATÜRK HAKLIYMIŞ.

SAYGILAR,
SB.




"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır" .... M.KEMAL ATATÜRK (1931)




__________TÜRKLERİN TARİHİ_____________