Translate
ETRÜSKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ETRÜSKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Aralık 2014 Perşembe
NOEL BABA / SANTA CLAUS / NARDUGAN / CHRiSTMAS ....
Hollanda'daki Sinterklaas ve yardımcısı “Zwarte Piet” her yıl 5 Aralık’ta İspanya’dan gelir, etrafta gezinir, çocuklarla konuşur , dertlerini, dileklerini dinler ve hediyelere boğar. Zamana ayak uydurmuş ve değişime uğramıştır. Hiç sorgulanmaz, halbuki bu geleneğin arkasında farklı bir hikaye yatar.
Aziz Nicholas ve Myra:
Aziz Nicholas, İmparator Konstantin döneminde ( 324-337) Myra'da piskopos olarak görev yapmıştır. Çocukları koruma, sevindirme, denizcileri kurtarma, kayıp eşyaları bulma, fakirleri doyurma, parasız olanları evlendirme, gelecekten bilgi verme gibi pek çok mucizesi anlatılagelir. Mucizeleriyle ünlenen St. Nikolaos, Likya kenti Patara'da doğmuş ve 343 yılında 6 Aralık'ta Demre'de vefat etmiş ve oraya gömülmüştür.
MS.808’de Arap istilacılar mezarı yok etmek ister, ancak başka bir rahibin mezarını dağıtırlar. 1087'ye gelindiğinde ise Haçlı seferleri başlamıştır ve bir grup İtalyan tüccar, mezarını açarak, ağır kokulu mür içinde korunan kemikleri yağmalayıp Bari kentine götürürler. 1997 yılında Türkiye resmi bir başvuru yapıp, Aziz Nicholas'ın kemiklerinin iadesini ister. Lakin İrlandalı tarihçi Philip Lynch kemiklerin Bari'den İrlanda'ya taşındığını söyler , buna istinaden de Avrupalı tarihçiler nerede olduğunu tartışmaya başlar. Ama bu teorinin hiçbir gerçekliği yoktur. Amaçları azize sahiplenmek olarak gözükse de, iade etmek istememelerinden de kaynaklanıyor olabilir. Yani hala Türkiye dışındadır.
Türkler ve Nardugan:
Tanrı Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturur , geceyi, gündüzü ve güneşi yönetir. Bir çok uygarlıkta görüldüğü gibi gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece, gündüzle savaşır ve gün geceye galip çıkar. Güneşin tekrar dorukta olmasına da “Yeni Doğum” denir, yani Türk kültüründeki Nardugan "Doğan Güneş" Bayramı'dır. Ülgen aynı zamanda ateşi de getirmiştir, aynı Prometheus gibi, ateşin ışık olması gibi...Kendisine bir de Beyaz bir Kısrak kurban edilir...
"Bu kavram ve sembollerin tamamı eski Türk Kültüründen alınmadır. Eski Türk Kültüründe “Ülgen” diye uhrevi varlık kavramı vardır. Ülgen, Tanrısal bir varlıktır. İyiliğin sembolüdür. Onun karşısında ki şeytani varlık ise “Erlik” tir...Eski Türk efsanelerine göre, kaftan giymiş ihtiyar Ulgen, evin çatısına kadar yükselen muazzam çam ağacının bittiği bölgede bulunmaktadır. O, tüm mevsimlerde bembeyaz uzun sakalı ve kaftanı ile dolaşır ve 25 Aralık’ta eski Türkler, Ülgen’e dualar eder.
Türkler Gök Tanrı inancını kabul ettikten sonra dahi, 25 Aralık’ı yılın en büyük bayramı-Tanrı’nın doğuş günü olarak kutlamışlardır. Avrupa’ya giden Hunlar da 25 Aralık tarihini bayram olarak kutluyordu. Türklerin bu milli bayramı, daha sonra Batı Kültürüne geçti ve Hıristiyanlaştı. Netice itibari ile 25 Aralık’ta Türkler, Ülgen’i beklerlerdi. "
Noel Baba Geleneği - Prof.Dr.Erhan Arıklı - detaylı:
Bir de Dionysos / Bacchus vardır, Anadolu'ludur, Doğuludur kendisi, Yunan tanrı panteonuna sonradan girmiştir, bu yüzden Zeus'tan ikinci kez doğurulmuştur, kabullenilsin diye. Anatanrıça Kybele'nin himayesi altındadır. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü sabana koşan” tanrı olarak da anılır. 25 Aralık'ta bir bakireden doğmuş, Titanlar tarafından öldürülmüş, 25 Mart'ta tekrar dirilmiştir. 25 Aralık ışığın geceye zaferi ise 25 Mart'ta Baharın uyanışı, Nevruz'dur. Mart'ın 21.günü Bahar ekinoksu'dur ve 25 Aralık Türklerde nasıl kutsal bir günse, 21 Mart'ta yılın ilk günüdür....Hepsi de tanıdık değil mi. Bakire'den doğma, ölme ve tekrar dirilme...sembollerinden asma, leopar, keçi, aslan, yılan ve boğa...
İmparator Konstantin zamanında İznik'te toplanan birinci Ekümenik Konsül, halkı Hıristıyanlığa yakınlaştırmak için, güçlü bir kültü bulunan ve 22 - 25 Aralık'ta güneşin doğumu için yapılan Dionysos kutlamalarını, İsa'nın doğumu olarak 24 Aralık'ta kutlama kararını alır, buna da "Noel Bayramı" derler. Batı kilisesi ise 25 Aralık'ta kutlar, ki Hz.İsa'nın doğumu, sünneti, vaftizi bazı kiliselerde hala 6 Ocak'tır!...
Diğer yandan Nisan ayında kutladıkları Paskalya Bayramı'da Nevruz'dur...Hz.İsa'nın yeniden diriliş haftasıdır. Direkler süslenir, ateşler yakılır. Ve diğer Müslüman ülkelerde olmamasına rağmen sadece Türkiye'de kutlanan "Kutlu Doğum Haftası" ise bazı kötü niyetli çevrelerce Paskalya Haftasıyla aynı haftaya denk getirilmiştir, ki bunu özellikle bir "kişiye" bağlayamak isteyenlerde vardır. Müslümanlar için şirktir bu, dini temeli olmayan bid'at'tır.. (detaylar için bkz.Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş)
Biz yine Noel Baba'ya dönelim,
Haçlı seferleri ile batıdan gelen hıristiyanlar Anadolu’da karşılaştıkları bir çok gelenek ve görenekleri ülkelerine götürmüşlerdir, ki Avrupa aslında bu gelenek ve göreneklere de yabancı değildir. İskit, Hun, Kıpçak gibi Türk boyları ile gelenek ve görenekler zaten Avrupa'dadır. İskandinav'yada tanrı ve ata sayılan Odin, Şaman inancındaki at kurban etmek, at ile uçmak, göğe yükselmek gibi 8 bacaklı uçan beyaz atı Sleipnir ile, çocuklara hediyeler ve şekerlemeler dağıtır. Güneş gibi parıldayan bir gözü vardır, Ülgen gibi o da bilgedir, zaferi getirendir, yeryüzüne ve gökyüzüne hakimdir, Ülgenin elindeki yıldırımlar gönderen yayı gibi, Odin'de bir yıldırımlar tanrısıdır. Elindeki mızrak ise bilgelik uğruna hayat ağacından kopardığı bir daldır. Büyücülüğü ve Şamanizmi de simgeler. Odin ve halkı As Türklerindendir.
Germenler ise 21 Aralık'ta kötülüğü kovalar , ışığı selamlar. Bu ritüel İskit ve Hunlardan onlara geçmiştir. "Işık" Sol İnvuctus'tur , Helios'tur, Apollo'dur, Aplu'dur, Ra'dır, Ülgen'dir, Odin'dir....ama aynı zamanda Hz.İsa'da bir Işıktır....Yenilmez Güneş'tir O. Noel ise Latince Natalis'ten gelir ve doğum, doğan, doğurulan ile ilgilidir, belki de kökeninde Nardugan vardır. Natalis Fransızca Noel olmuş ve dünyaya yayılmıştır.
St. Nicholas'ın her yıl çocuklara hediye dağıttığını öğrenen ve Alsace’tan gelen Sebastian Brant isimli bir Fransız , 1494 te Noel gecesinde eşeğinin küfelerine doldurduğu yiyecek ve hediyeleri çocuklara dağıtmayı adet edinmiştir ve evinin penceresine astığı çam dallarını da elmalarla süslemeyi ihmal etmemiştir. Aslında yanlış meyveyi seçmiştir, onlar özünde Nar'dır. Nar hem meyve olarak bereketi, hem de kelime anlamıyla güneşi simgeler. Elma olsaydı Havva ile Adem'i temsil ederdi, ki bazı kaynaklarda Elma yasak meyvedir, cennetten kovuluş sebebidir, kötülüğü simgeler. Eğer o elma ise çam ağacına asılamazdı, çünkü Hz.İsa, yeniden doğuş ve iyilikler ile bir tezat ortaya çıkar.
Eski Türk inancında, yerin göbeği sayılan ve yeryüzünün tam ortasında bir "akçam ağacı" denilen “hayat ağacı” vardır. Dualar, yakarışlar tanrıya gitsin diye, ağacın altına küçük hediyeler, isteklerini dile getiren ikonlar konulur, dallarına çaput bağlanarak dilek dilenirdi. Dışarıda, açık havada gerçekleşen bu gelenek, içeriye taşınmış ve Çam ağacı kurma / süsleme geleneğine dönüşmüştür . Doğaya meydan okuyan, ölmeyen, yaprak dökmeyen Çam, ölümsüzlüğü simgeliyordu, göğe yakınlığı sebebiyle ucunda tanrı oturuyordu. Ağaç süsleme geleneği Sümer/Kengerlilerde de vardı. Yani Hıristiyanlıktaki Noel Ağacıyla hiçbir ilgisi yoktu.
Ayrıca Türklerde ağaç kovuğundan türeme efsaneleri de mevcuttu. Mesela; "Uygur Türeyiş Destanı’ndaki ağaçtan türeme motifinde de ağacın kovuğu ana rahmine benzetilmiştir. Ağaçtan türeme ve ağacın ata formu olarak tanınması Türklerde çok eski bir inançtır. Kayın Ana Layin Ata, Türk sözlü anlatı geleneğindeki ana motiflerden birisidir." -Y.Kalafat ... ."Uygur destanlarının Çin rivayetine göre, gökten ağaca inen mucizevî ışık ile ağaç hamile kalır ve Uygurların atasını oluşturur."- Köprülü...Yani Ağaç kutsaldı....
Türk kültüründe bir de Ayaz Ata vardır, Soğuk Han'dır, Kış Babası'dır, kışın ortaya çıkar kimsesizlere ve açlara yardım eli uzatır. Torunu Kar Kızı, Kar Güzeli de hediyeler dağıtır. Tıpkı bugünkü Noel Baba gibi...
Avrupadayız yine:
Noel/Christmas, 15.yy. Avrupa'da yayılmaya başladığı yıllarda, Saint Nicholaas-Sinterklaas'a dönüşerek Hollandalılar arasında farklı bir geleneğe dönüştü. Hollanda'da çocuklar ayakkabılarını 5 Aralık’ta hazır eder, gerçek St.Nicholas’ın ölüm yıldönümü olan 6 Aralık’ta hediyelerine kavuşurdu. Ayrıca bir zamanlar zenginlerden toplanan yardımlar da fakirlere ve yetimhanelere dağıtılırdı.
Sinterklaas'ın kıyafeti , bazı yönlerden üst düzey katolik piskoposların kıyafetine çok benzer. 33 düğmeli kırmızı bir pelerin giyer ve elinde ucu spiral şeklinde altından bir asası vardır. Düğmeler İsa’nın 33 yaşında çarmıha gerilmesini temsil eder - diğer yandan kırmızı Pelerin Toga'yı andırır ve elindeki asa da dahil hep Etrüsklerden geçmedir, asa, bilgelik ve sonsuzluk demektir.
Etrüskler hakkında: link / link
St.Nicholas/Sinterklaas Hollanda'ya İspanya'dan yardımcısı Zwarte Piet ile gemiyle gelir.
Hollanda ile İspanya arasında süre gelen "Tachtigjarige Oorlog" (1568-1648) Seksenyıl Savaşı'nda Katolik kilisenin bakısı çok yoğun bir şekilde hissedilir.
Bu süreçte Vatikan , Latin Haçlı seferlerinde, haçlılar tarafından yağmalanmış Myra/Demre St.Nicholas'ın eşyalarına sahiptir ve tabii ki geleneği de öğrenmiştir. Bu aziz saydıkları kişiyi fakirler üzerinde kullanarak , protestan olan halkı katoliklerin yanına çekme girişimlerine başlarlar. Sinterklaas kutlaması Protestanlar arasında itirazlara sebep olur ve kaldırılmasını isterler. Hatta 1600'lü yıllarda bazı yerlerde ayakkabı koymak, Sinterklaas'ı hatırlatan eşyalarının satılması gibi şeyler yasaklanır. Martin Luther bile karşı çıkmıştır. Ama bir çok yerde, kamu alanlarında olmasa bile gelenek gizlice evlerde yerine getirilir. 1895' e gelindiğinde okullarda yasaklanması görüşülürken , 20.yüzyılın başında artık işler çığırından çıkmıştır ve herkes kutlamalara katılır.
Hollanda da köle ticareti, 1621'de Hollanda Batı Hindistan Şirketi'nin (WIC) kurulmasıyla başlar. WIC gemileri, başlangıçta hükümet izniyle savaşan korsan gemisi statüsüyle gönderilir ve İspanyol-Portekiz donanmasıyla savaşmak amacıyla sefere çıkar.
Hollandalılar, köle tüccarı ve sömürge gücü olarak Atlantik bölgesinde önemli siyasi oyuncu konumuna gelirler. 1730 yılına kadar WIC, köle ticaretinde Hollanda tekelini elinde tutar. Daha sonra, 1720 yılında kurulan Middelburg Ticari Şirketi, WIC'ye rakip olarak Rotterdam ve Amsterdam'da açtığı çeşitli köle pazarları ile köle pazarlayan en büyük Hollanda şirketi olur. Yaklaşık 1770 yılında, Hollanda köle ticareti yıllık ortalama altı bin köle nakliyle en yüksek noktasına ulaşır. Daha sonraki yıllarda bu sayı hızlı düşüşe geçer.
18.yüzyılın sonunda, köle ticaretine karşı muhalefet oluşmaya başladı. İngilizlerin baskısıyla 1814 yılında köle ticareti yasaklandı. Fakat Hollanda, Avrupa'da bu yasağı en son uygulamaya koyan ülkelerden biri olarak, ancak 1 Temmuz 1863 yılında kölelerin özgürlüğünü tanıdı.
1850'li yıllarda köleliğin bitirileceği söylentileri tabiki yayılmıştı. Eğitmen olan Jan Schenkman birkaç sene önce yazılmış olan …"beyaz saçlı, yaşlı bir adamın, ölüm döşeğinde kölesinin oğlunu azat ettiğini" anlatan bir hikayeden esinlenerek "Sint Nicolaas en zijn Knecht" (Aziz Nikolas ve onun Uşağı / hizmetlisi) isimli çocuk kitabını yazdı.
Bu kitaptan sonra yazılmış yeni kitaplar ; "Het feest van Sint Nicolaas" (Aziz Nikolas'ın bayramı) ile "Pieter" (genelde erkek kölelere verilen ad: Pieter) , 1895 yılında da “Zwarte” Piet ( Siyah Piet - Pieter'ın kısaltılmışı) Hollandalı çocuklarla tanıştırıldı. Sinterklaas’ın yardımcısı olan Piet, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra kalıcı bir yere sahip olmuştur.
Hollandalılar, 80 Yıl Savaşları ile İspanyollardan ve Katoliklerden hoşnut değillerdir. Sinterklaas ile Zwarte Piet beraberce, kutlamalar için İspanya’dan gemiyle gelir. Hem Katolik kilisesinden hem de İspanyollardan intikamlarını almışlardır.
Zwarte Piet köleliği temsil eder ve bunu İspanyollara yamayarak, "Köle ticareti yapan biz değiliz, onlar" diyerek, her ne kadar dünyada köle ticaretinde ilkler arasında yer alsalarda, kendi geçmişlerini yeni nesile aktarmazlar ve İspanyolları küçük düşürürler ve başlarında da Katolik kıyafetler içinde bir beyaz vardır, o da "efendiyi" temsil eder. Bugün içinse ırkçılık olarak algılandığından kaldırılması düşünülüyor, hatta bazı yerlerde Piet figürü tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Sinterklaas’ın Amerika’ya gidişi:
1620'lerde Avrupa'dan ABD’ye yerleşmek için gelen "koloniler" aylarca süren yolculuktan dolayı yorgun, hasta ve aç bir şekilde karaya çıkarlar. Kızılderililer onları karşılar, yiyecek verir, hindi avlamasını, mısır ekmesini öğretir. Lakin, 1637 de Massachusset Koloni Valisi John Winthrop Kızılderililer ile savaşıp güvenli bir şekilde dönen adamları için Şükran Günü kutlaması yapar, ki silahlarını bırakmış, hıristiyanlığı seçmiş 600-700 erkek, kadın ve çocuk Yerliyi öldürülmüşlerdir.
Bayramın kökeni ilk başlarda Kızılderili ve ilk kolonicilerin ortak düzenledikleri bir hasat yemeği olarak görülse de, günümüzde Kızılderili unsurlardan ayrışarak, yalnız aile ve tanrıya adanan bir hal almıştır. Bunun yanında "Şükran Günü" Kızılderililer için bir YAS Günü'dür.
Hindi, Amerika'daki Şükran Günü'nün (Thanksgiving Day) geleneksel yemeğidir ve “hindi “ geleneği Avrupa ‘daki “domuz ” geleneğini bastırarak yerini alır. 1863 yılında Başkan Lincoln Şükran gününü ulusal bayram olmasını önerir, ancak bu öneri yıllar sonra, 1941 yılında ulusal bayram olarak ilan edilir ve Kasım ayının son perşembesinde kutlanır.
17.yüzyılda Hollandalıların Amerika'ya göçmesiyle Sinterklaas geleneği de onlarla birlikte buraya yerleşmiştir. Amerikalılar 1776 da İngilizlere karşı "bağımsızlıklarını" kazandıktan sonra, Avrupa kültürünü bir kenara bırakıp kendi kültürlerini yaratmak istediler ve bir çok şeyi “Amerikanlaştırdılar”. Bunlardan biri de Sinterklaas yani Santa Claus geleneği idi.
Noel kutlaması ile Sinterklaas birleştirilerek “Santa Klaus” yani “Noel Baba” yaratıldı ve İspanya’dan değil Kuzey Kutbundan geliyordu.! Amerikalıların buradaki amacı "Kuzey Kutbunda hak iddia etme" savaşıdır.
Zwarte Piet’ler Amerikan İç Savaşını hatırlattığı için Elf’lere, cücelere dönüştürülmüştür. Kasım ayının son haftasında Şükran Günü kutlaması sebebiyle 5 Aralık çok yakın bir tarih olduğundan, ayrıca kendi kültürlerini yaratma arzusundan dolayı Noel Baba 24 Aralık gecesine taşınmıştır. Hem Noel ile İsa’yı anarlar, hem de Santa Klaus ile çocukları “Dini Bayram” a alıştırırlar.
19.yüzyıla gelindiğinde Amerika ve Kanada’da Santa Klaus hakkında hikayeler , şiirler, yazılar çoğalır ve ulusal olarak kutlanmaya başlanır.
İsveç asıllı Amerikalı sanatçı Haddon Sundblom, 1930'larda Coca Cola firması için, 1822'lerde yazılmış bir kitaptan esinlenerek, bir ikon hazırlar ve bugünün Santa Claus görüntüsünü yaratır, popüler olur. Burada bir pazarlama taktiği de vardır. Santa Claus sevilen bir figürdür, böylece Coca Cola'da pazarını büyütür. Bazı yerlerde söylenildiği gibi de onu bulanlar cocacolacılar falan değildir. Yani, Amerika'ya ilk kez Hollandalı göçmenler getirmiştir , 1930 yılından sonra ise Noel Baba'yı Cocacola firması kullanmaya başlamıştır.
Adı bile Hollandaca Sinterklaas'tan Santa Claus'a dönüşmüştür. Sint/Sinter Aziz demektir, ki Klaas'ta Nicholas'tan devşirmedir. Noel Baba'nın Hollandaca ismi ise Kerstman'dır ve Christus' tan gelir . Sinterklaas 5 Aralık'ta kutlanırken, Kerstman 24-25 Aralık'ta kutlanır. Amerikalıların Noel Babası Avrupa'ya geri gelmiş ve Kerstman olmuştur.
Noel’in ekonomik yönünün, 1950’lerden bu yana gittikçe önem kazanması, anlamını kaybedip ticari bir anlam kazanması kilise tarafından endişeyle karşılanmaktadır. Noel bugün nüfusunun yüzde 60'ından fazlası tanrıya inanmayan İngiltere, Fransa gibi ülkelerde bile coşkuyla kutlanmaktadır. Hatta Müslüman ülkelere bile sıçramıştır. Hristiyan çevreler ise Noel'in bir alışveriş ve hediye bayramı haline gelmesinden, çocukların Noel Baba'ya, İsa'dan daha fazla önem vermesinden kaygı duymaktadırlar.
Çocuklarımızın bilinç altında bıraktığı etki ise çok daha büyüktür !
Mutlu ve Sağlıklı Yıllar Dilerim
SB.
ek:
Myra / Demre Aziz Nicholas gezginlerden anı:
“ Aziz Nicolaus hazretleri kilisede hemen öne çıkan bir figürdür. Aziz’in Anadolu’da Myra’daki türbesinden aldığım topraktan küçük bir miktarın şimdi yanımda bulunmaması ne yazık! Papaz için çok uygun bir armağan olabilirdi ”
(Charles Robert Cockerell, 1812, İtalya’da Mezzojuso adlı Arnavut köyünde).
“ Aziz Nikolaos’un Myra’daki mezarı, sayısız hac yolculuğunun merkezi oldu, ve Osmanlılar da ona dualarında yer vermeyi ihmal etmediler. Bazı Latinler, gizlice Likya kıyısına gelerek Myra’da ve manastırda Müslümanların baskısından kimse kalmadığını anladıktan sonra, St.Nikola’nın gömülü olduğu Syon Manastırı’na gelmişler ve orada mezarın bekçiliğini yapan inzivaya çekilmiş üç kişi bulmuşlar ve ‘Eski Roma’nın Papa’sı tarafından gönderildiklerini, orada gömülü olan şahsa yaraşır bir şekilde emniyet altına alınması amacıyla oradan taşınması için görevlendirildiklerini’ söyleyip, bunları kandırarak ve para vererek mermer lahdi kırıp açmışlardı. Lahdin içinde yine mermerden bir kavanoz bulmuşlar ve bunun yarısına kadar temiz, yağa benzer bir madde varmış. Kısacası iskeleti çok temiz bir sandığa koyarak 20 Nisan 1087 tarihinde oradan götürdüler”
(M.Charles Texier, 1833 – 1834).
gezginler Prof.Nevzat Çevik'ten alıntılanmıştır.
Etiketler:
Amerika,
Dionysos,
ETRÜSKLER,
Hayat Ağacı,
Hollanda,
HUNLAR,
kızılderililer,
kültür,
myra,
nardugan,
noel baba,
paskalya,
santa claus,
şükran günü,
türk,
ülgen
11 Ağustos 2014 Pazartesi
WHO WERE THE TROJANS?
One of the factors to prove the Turkic origins of theTrojans is the Etruscan writings that has been deciphered by Prof. Chingiz Garasharli through Old Turkic languages. The Etruscans are known to have descended from the Trojans who had migrated to Italy after the collapse of Troy.
Chingiz Garasharli, professor of the Azerbaijan University of Languages, answers this question in his newly published book “The Trojans wereTurks”.
His conclusion is based on four factors:
1.
Information of Old European authors, who write about the Turkic origins of the Trojans.
The Fredegar Chronicle of the 7th century, Gesta Francorum of the 12th century, Tyreli William of the 12th century, Andrea Dandalo of the 14th century and many others considered the Turks to have descended from the Turcos of the Trojan origin.
Felik Fabri, a German author, referred the Turkic history of Troy to the older period - to the time of Teucros.
Giovanni Mario Filelfo informs in his work “Amyris” that Sultan Mehmed the 2nd presented his victory over Greeks as a triumph of justice. According to him, with the conquest of Istanbul the Turks revenged the Greeks who had once occupied it.
Sultan Mehmed, the Turkish sultan, who was well informed about the Turkic origins of Troy,was right to consider the conquest of Istanbul as vengeance for Troy. Later in the 20th century Mus tafa Kemal Ataturk considered his victory onforeign invaders as vengeance for Ektor, a Trojan hero, the son of the last Trojan king - Priam.
In fact these Turkish victories were not at all invasion, but liberati on of old motherland and vengeance for Troy of which evidence the European sources of 7th-15th centuries.
After Troy was destroyed by the Greeks, its population migrated in different directions, among which two of them are of particular interest: those who migrated to Italy founded the Etruscan civilization and those who settled in the north of Europe were dealt within old Germanic sagas as the Turkic kings of Sweden and Norway.
The second factor
to prove the Turkic origins of the Trojans is the Etruscan writings that has been de cip he red by Ch. Garasharli through Old Turkic languages.
The Etruscans are known to have descended from the Trojans who had migrated to Italy after the collapse of Troy.
Some European researchers yet in the previous centuries having found Turkic words in the Etruscan language, considered it to be of Turkic origin. They could not however go further on into the texts, as their translation needed a deeper knowledge of Old Turkic languages which could serve as key to the Etruscan writings.
It was done by Garasharli in his researches. Garasharli is right to say that the old European sources had no reason to fabricate false stories about Troy.
He presents numerous facts of the Old Turkic names of the Trojans that prove the information of the Old European authors.
It is the third factor
to prove the Turkic origins of theTrojans: Priam, the name of the last Trojan king, is obviously the same Priyam, the name of a Turanian commander, described in an old Turkic (Kazakh) epic. It should be mentioned that the Kazakhan throponomy is particularly distinguished among Turkic languages for containing evidentearly Mediterranean (Trojan, Pelasgian) names.
Even the name of the Ionian (Pelasgian) folk singer and poet, Homer, turns out to have its counter part in the Kazakh epic: Gumar, a mythological Turanian folksinger Garasharli discovers in the anthoponomy of the Trojans a whole group of Turkic names, which have evident counter parts in the old Turkic, Kazakh, Kirghizian, Chuvash and other Turkic languages.
Dardan, an ancestor of Priam's generation, is the same Kirghizian Dardan - a personal name. And the interpretation is reasonable: Turkic Dardan stems from the Kirghizian appellative dardan, which forms the personal name meaning “healthy”, “enormous”, “clumsy”.
Alber, the name of a Trojan commander, is the same old Turkic Alper, denoting “hero”, “brave” (O.Turk. alp, alb, “hero”, “brave” - er “man”) which was widely used as a component of Old Turkic personal names, and in the name of Alper Tonga, a Turanian ruler.
Garasharli discovers this name in old Germanic sagas. “The saga about Nibelungs” tells us about the albs (”heroes”) and their king Alberikh - Trojan by origin, who were the leaders of the Trojans..
Askan, the name of a Trojan hero, is completely consonant with an Old Turkic pers nal name - Askan, used by the Huns. Today it is observed in the anthroponomy of the Turkic Altays.
Ch.Garasharli derives its origin from the appellative askan (”violent”, “naughty”) used in Turkic languages. Paris, the name of Priam's son, is found to coincide with the Turkic (Khakas) Paris, a variant of the personal names Baris/Barys/Barysh/Bars, used in other Turkic languages.
It is derived from the Turkic parys/pars/bars (”ounce”, “snow leopard”) and used as the symbol of strength in Turkic anthroponomy. It is al so observed in such compound personal names as Barsbeg, Barskan, Barýsbek (Kzakh), Barisbi (Karachay - Balkar), etc.
The onomastic analogies found by the author are more and more.
He finds that Aytilla, Priam's sister, to be the same as the Kirghizian Aytilla, a male name. Batiya, a female personal name, referred to the daughter of Teucros, the first king of Troy, is the same Batiya used in the Kazakh anthroponomy as female name.
Thus, the author finds the names of both Priam and his generation in Turkic anthroponomy.
Garasharli finds out analogies between Turkic-Trojan gods. For instance, Bayana, Athorodita's epithet in Troy. In Greek mythology Athorodi ta was known as the goddess of marriage, birth and nursing”. The same function belonged to the Turkic Goddess, Bayana, which has obvious Turkic roots.
Composed of the Turkic bay (”protect -ress”, “great”, “sacred”) and ana (”mother”), the theonym denotes “the protectress of the tribe”,“the great mother of the tribe”.
Finally, the fourth factor
is the Old Turkic(Trojan) lexicon borrowed in to the Scandinavian languages from the Trojan language, brought here by the Trojans after the collapse of Troy.
The existance of Turkic Trojans in Scandinavia was dealt by prof. Sven Lagerbring (1707-1787) in his book “The Turkic fathers of the Scandinavians”.
In his book he demons trates a lot of Turkic words used in the Swedish language with the same meaning as in Turkic.
Prof. Garasharli's personal researches gives the same result. He has discovered a number of Turkic words in Scandinavin and Celtic languages which are harmonious with the information of the old Scandinavian sagas about the Turkic kings of Sweden and Norway. Researches of Garasharli illucidates the darkages of Scandinavian history which was connected with the Trojans, the old settlers of this land after the collapse of Troy.
These historical events as well as the Turkic origins of the Mediterranean civilization is dealt in the book “The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin”
....
from his book:
The northward migration of the Trojans also found its reflection in the «Saga about Nibelungs» where the Trojans are called albs («heroes») and their king – Alberikh [139, 131-133].
Alb is derived from the old Turkic alp, alb («brave», «daring») [176,37].
As to Alberikh, it consists of the same alb and old Turkic – erik («swift», «energetic») [176, 177].
The first element of erig (er «brave», «warrior») was used in combination with alb/alp as a personal name: Alber, a Trojan personal name in the «Iliad», Alper – an Old Turkic personal name with the meaning «brave warrior», «brave man» and «daring man».
A 13th century Scandinavian author, S.Sturluson, refers to the Trojan migration to the north of Europe as the beginning of a new era. According to V. Sherbakov, the valley of the Alp mountains, in the beginning of the new era, was settled by a people who spoke the Etruscan language [143, 194].
.........
Alber, the name of a Trojan commander, is the same old Turkic Alper, denoting «hero», «brave» (O.Turk. alp, alb, «hero», «brave» - er «man») [49, 136-137].
Alper was widely used as a component of Old Turkic personal names, and in the name of Alper Tonga, a Turanian ruler [176, 37].
The Trojans, who settled in North Europe after the collapse of Troy, left this name in old Germanic sagas. «The saga about Nibelungs» tells us about the albs («heroes») and their king Alberikh - Trojan by origin [139, 131-133].
Askan, the name of a Trojan hero [9, 205], is completely consonant with an Old Turkic personal name – Askan, used by the Huns [150, 75]. Today it is observed in the anthroponomy of the Turkic Altays [125, 50].
Its origin stems from the appellative askan («violent», «naughty») [200, 44], the Chuvash variant of the Turkic azhgın [165, 85].
Atas, the name of another son of Priam [41, 190], can be compared with Atas, a Kazakh personal name (168, 63), derived from the Turkic ata («father») with the unproductive suffix s, denoting likeness, similarity: ata-s «like father», «similar to
father». The analogical word is observed in the Bashkir language (atas «like father») [169, 58].
Chingiz Garasharly
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin
BAKÜ 2011 - Professor, Doctor of Philological sciences
Azarbaijan President Library e-book :
photo: Hector Comb, 50 BC
Achilles dragging Hector's corpse
Museo Nazionale Archeologico Taranto-Italy
Homer tells of the Trojan night-spy Dolon hiding under a wolfskin, and Euripides embellishes the tale:
"I will draw a wolf skin over my back, put the beast's gaping jaws around my head, fasten the forelegs to my hands, its legs to mine, and mimic the four-footedwolf-gait, hard to spot for the foes."
Euripides, whose Dolon walks on all fours like a wolf, stresses the stealth that the wolfskin grants.
Bu tür izahlar bazı gerçeklerle da ispatlanabilir. Belirtmek gerekir ki, Yunanlılar, Balkan ve Küçük Asya'ya gelmeden önce buralarda Türk unsuru mevcuttu. Örneğin, Truva Savaşı sırasında Truva hâkimi Priam (8*) müttefiklerine yardıma gitmişti.
Another important factor that illustrates the non-Indo-European origin of the Pelasgians is their close relationship to the Thracians - pre-Greek settlers of Greece. Pelasgo-Thracian onomastic parallels, as well as the Thraco – Trojan kinship, dealt with in the "Iliad", exclude the Indo-European origins of both Pelasgians and Thracians, as long as the Trojans are known to have been neither Greek, nor of any other Indo-European peoples.
.....
ek:
Yıl 1801...
Asya Tarihi üzerine kurulmuş bir araştırma kuruluşunun yıllık yayınının ilk sayısında, kuruluşun başkanının açılış konuşmasından.
Özet olarak şunu söylüyor.
Tarihin eski çağlarında Yunanlıların yazdıkları Tarih kayıtlarında Asya ile ilgili tüm Coğrafya ve Tarihle ilgili özgün isimleri kasıtlı olarak değiştirdiklerinden söz ediyor.
Garip bir şekilde ırmak, kent, ülke adlarını tanınmaması için sakladıklarından söz ediyor. Bu yaptıklarının hala bu günlere kadar büyük karmaşıklığa ve belirsizliklere neden olduğunu söylüyor.
Bu yapılanın tek amacı o toplumları Tarih sahnesinden silmektir.
Bu böyle olunca da: Tarihin 5500 yıl ve öncesine uzanan ve zamanının en ileri ve büyük uygarlığı olan Türk Oğuz Boyu uygarlığının adını verdiği "Oğuz" Irmağı'nı, bir beş para etmez Üniversitenin, beş para etmez profesöründen tarihi adı diye "Oxus" olarak öğrenirsin.
Sonra da dünya üzerinde kimsenin ciddiye almadığı, elindeki o beş para etmez diplomayla boş kafalı bir asalak olarak yaşarsın. Hatta haddini bilmez bir de ağzını açarsın…
Ali Erden Sizgek
Kaynak:
Vol. 1, 1801
ÇOK İYİ BİLİNEN BİR GERÇEK VARDIR Kİ ,
O DA "TEMİR" KELİMESİNİN TÜRKÇE OLDUĞU VE "DEMİR" ANLAMINA GELDİĞİDİR.
______________________
Etiketler:
ancient,
changed,
Etruscan,
ETRÜSKLER,
iskit,
language,
names,
proto-türkler,
SCYTHİANS,
Trojans,
TROYA,
truva,
turkic,
turkic tribe,
Turkije,
turkish,
turks,
TÜRK TARİH TEZİ,
wolf warriors
9 Haziran 2014 Pazartesi
DÖRT YÖN TAMGALARI ve DRAVİDİAN DİLİ
TRUVA VAZO - link
ETRÜSK MÜHÜR
GÜRCİSTAN PETROGLİF
İNDUS VADİSİ MÜHÜR- link
HAWAİİ MÜHÜR - link
FRANKLARIN HÜKÜMDARI DİNDAR LUDWİG (ŞARLMAN'IN OĞLU) PARASI
Hopi Yerlileri - Amerika
Aydın Arkeoloji Müzesi
............
İndus Vadisi !?
A Comparative Grammar of the Dravidian Or South-Indian Family
of Languages by Robert Caldwell
....My own theory is that the Dravidian languages occupy a position of their own between the languages of the Indo-European family and those of the Turanian or Scythian group- not quite a midway position, but one considerably nearer the latter than the former....page vii
.... In some particulars- as-might be expected from the contact into which the Sanskrit-speaking race was brought with the aborginal races of India-Sanskrit appears to differ less widely than the other Indo-European tongues from the languages of the Scythian group.
One of these particulars- the appearance in Sanskrit of consanants of the cerebral series- will be discussed fruther on in connection with the Dravidian system of sounds. Mr.Edkins in his "China's Place in Philology" has opened up a new line of inquiry in regard to the existence of Turanian influences in the grammatical structure of Sanskrit. He regards the inflexion of nouns by means of case endings alone without prepositions in addition, as the adoption by Sanskrit of a Turanian rule.
He thinks alsı the position of the words in a Sanskrit prose sentence is Turanian rather than Aryan.
It is an invariable law of the distinctively Turanian tongues that related sentences precede those to which they are related. It is another invariable law that the finite verb is placed at the end of the sentence. In both these particulars Mr.Edkins thinks that Sanskrit has yielded to Turanian influences.
This certainly seems to be the case with regard to the vernaculars which have been developed out of the old colloquial Sanskrit; but in so far as the Sanskrit of literature is concerned, the Turanian rule is far from being universally followed. Mr.Edkins himself gives an illustration from a Sanskrit prose story (p315) which shows that a relative clause sometimes succeeds, instead of preceding, the indicative clause , and that the position of the finite verb is not always at the end of the sentence. Perhaps all that can be said with certainty is that in Sanskrit prose and in prosaic verse related sentences generally precede, and the finite verb generally comes last. Up to this point, therefore, it may perhaps fairly be held tahat Turanian influences have made themselves felt even in Sanskrit.
We are safer, however , in dealing with facts than with causes; for on this theory it might be necessary to hold that LATIN syntax is more TURANIAN than GREEK, and GERMAN more TURANIAN than ENGLISH.... page: 56
...I described the conclusion I arrived at as similar to Rask's, not the same, because I did not think it safe to place the Dravidian idioms unconditionally in the Scythian group, but preffered considering them more closely allied to the Scythian than to the Indo-European.
In using the word "Scythian", I use it in the wide, general sense in which it was used by Rask, who first employed in to designate that group of tongues which comprises the Finnish, the Turkish, the Mongolian, and the Tungusian families.
All these languages are formed on one and the same grammatical system and in accordance with the same general laws. They all express grammatical relation by the simple agglutination of auxiliary words or practicles ; whilst in the Semitic languages grammatical relation is expressed by variations in the internal vowels of the roots, and in the Chinese and other isolative, monosyllabic languages, by the position of words in the sentence alone.
The Indo-European languages appear to have been equally with the Scythian agglutinative in origin; but they have come to require to be formed into a class by themselves, through their allowing their agglutinated acuwiliary words to sink into the position of mere signs of inflexion.
The Scythian languages have been termed by some the Tatar family of tongues, by others the Finnish, the Altaic, the Mongolian, or the Turanian; but as these terms have often been appropriated to designate one or two families, to the exculision of the rest, they seem too narrow to be safely employed as common desgnations of the entire group.
The term Scythian having already been used by the classical writers in a vague, undefined sense, to denote generally the barbarous tribes of unknown origin that inhabited the northern parts of Asia and Europe, it seemed to me to be the most appropriate and convenient word which was available.
Professor Raski who was the first to suggest that the Dravidian languages were probably Scythian, did little more than suggest this relationship. The evidence of it was left both by him and by the majority of succeeding writers in a very defective state. General statements of the Scythian relationship of the Drabidian languages, with a few grammitaical illustrations, occupy a place in Prichard's "Researches" and have been repeated in several more recent works.
Prichard himself wished to see the problem, not merely stated, but solved; but I believe it can never be definitely solved without previously ascertaining by a careful, intercomparison of dialects, what were the most ancient grammatical forms and the most essential characterstics of the Dravidian languages and of the various families of languages included in the Scythian group respectively.
It was not till after I had commenced to carry the first edition of this work through the press that I became acquainted with Prof.Max Müller's treatise : éOn the present state of our knowledge of the Turanian Languaes" included in Bunsen's "Outlines of the Philosophy of Universal History". Notwithstanding the great excellence of that treatise, I did not find my own work forestalled by the Proffesor's. His was a general survey of the whole field....page 65
...An excellent beginning has been made in Boller's treatises: "Die Finnischen Sprachen" and "Die Conjugatşon in den Finnischen Sprachen" , Schott's treatise: "Über das Finnish-Tatarische Sprachengeschlecht" and Castren's "De Affixis Personalibus Linguarum Altaicarum" ; in addition to which we have now Professor Hunfalvy's paper "On the Study of the Turanian Languages" in which he carefully compares the Hungarian, Vogul, Ostiak and Finnish and proves that the vocabularies of those four languages are of a common origin, and that their grammars are closely related....page 66
...It is also to be remembered that the Turkish, Finnish, Hungarian and Japanese languages though in many particulars distinctively Turanian, have become still more inflexional than the Dravidian....page 68
Professor Oppert holds that the people by whom this language was spoken were Medians, but agrees with Mr.Norris in considering the language Scythian- that is Turanian....page 69
A Comparative Grammar of the Dravidian Or South-Indian Family of Languages , by Robert Caldwell - link
The Scythians are Turks
_____________________
Etiketler:
Amerika,
damgalar,
danimarka,
dil,
dört yön,
dravidians,
Etruscan,
ETRÜSKLER,
havai,
Hindistan,
iskandinav,
iskit,
kızılderililer,
pdf,
SCYTHİANS,
TAMGALAR,
truva
ELAM / İSKİT / TÜRK - "KEÇİBALIKLAR"
Türk İkonografisi
kaynak Nuray Bilgili
"Goatfishes" "Keçibalıklar"
ELAM - MÖ.1500-1100 - Susa'da bulunmuş
Louvre Müzesi
Roma Ordusundaki Lejyonlardan biri İSKİT LEJYONU :
IV SCYTHICA
____________
ETRÜSK/RASENA - MÖ.6.yy
KASSİLER/KASSİTES - MÖ.13.yy
Kassiler
Kassilerin D.Ö.2. bin yıllıkta yaşamış krallarının kitabeleri, Akkad dilinde olan Asuri ve Babil metinlerindeki özel adları, onların dillerinden elde edilmiş bir takım kelimeler gösteriyor ki, bu halk Elamlara yakın olmuşlar ve “Elam diline yakın olan bir dille konuşurlarmış.”
Kassiler eski İran’ın batı topraklarında yaşamış eklemeli dilli halk olarak, coğrafi açıdan Elamlarla GuttiLullubiler (sonraki Medler) arasında bağ ve ilgi olduğu gibi, dil ve uygarlık bakımından da bu iki halkı bir birine bağlamıştır.
“Kesin olarak Med’in daha güney bölgelerle yakın ilişkisi olmuştur, özellikle de eski zamanlarda ki, Kassiler ve Elamlarla kavmiyet ve dil bakımdan yakınlığı vardı.”
“Kassiler ve öbür dağlık kabileler herhalde D.Ö.2. bin yıllıkta Med ve Elam sınırlarında yaşıyor ve dil bakımdan Elamlara yakındı.”
Yaşadıkları toprakların Elamlarla komşuluğu, dillerinin yakınlığı ve krallarına ait kitabelerin D.Ö.2. bin yıllığa ait olması ve bu tarihlerde uygarlık kurması bu halkın D.Ö.3. bin yıllığın başları ve ortalarından bu yerlerde yaşamasını gösteriyor. Bu tarih Elamların bölgemize gelmesi tarihine yakındır. Bu da Kassilerin Elamların Orta Asya’dan olan göçlerinden ayrılıp Loristan’da yerleşen ellerinden meydana geldiğini göstermektedir. Dağlık Loristan bölgesinde, Kassiler hayvancılıkla yaşamışlar. Bazı tarih araştırmacılara göre atı evcilleştirme ve taşıma aracı olarak kullanma Kassilere aittir.
Tarihçilere göre Kassilerin krallar sülalesi, Kandaş adlı önder tarafından kurulmuştur. Akum, Uşi, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş vs Kassilerin başka krallarının adlarındandır.
Kassilerin uygarlığı
Kassilerin yaşamış olduğu bugünkü Loristan’dan birçok tunçtan yapılmış eşya elde edilmiştir, ama ne yazık ki, 1920-1930. yıllarda vahşicesine yapılmış kazılarda yok olmuş ve ya Avrupa’ya götürülmüştür. Bu eserler D.Ö.2. bin yıllığın ortalarına aittir. Kassi uygarlığından at eyeri, gem, silah, süs eşyası, dini törenlere ait olan çeşitli şeyler elde edilmiştir. Eski Kassi uygarlığından elde edilmiş araba ve ona gereken eşya genellikle Yakındoğu ve özellikle de Sümer gereçleri ile aynı çeşit ve biçimdendir. Bu da onların aynı uygarlığa iye olduğunu gösteriyor. Kassilerin de çeşitli allahları olmuştur. Örn. Sah (güneş allahı), Gidar, Marataş (savaş allahları), Şumu (yer altı ateş allahı) gibi.
Kassilerin dili
Kassilerin dili komşuları olan Elamlar ve Gutti-Lullubilerin diline yakındı ve onlar gibi eklemeliydi. “Kassiler ve Guttilerin dili belli ölçüde yakın olmuştur. Kassilerdeki +(A)ş ekini Guttilerdeki Eş-Uş ekiyle karşılaştırın.”
Kassilerle Elamların dillerinde de söz dağarcığı ve biçim bilgisi bakımından benzerlikler göze çarpıyor. “Kassi dilinde +(A)ş eki Elamlarda olduğu gibi Tekil üçüncü şahıs ekidir. Örn. Hattaş (etti), Tiriş (dedi) gibi.”
Kassi dilinde +Aş (daş, taş, yaş, maş) hecesiyle biten kral ve allah adları (Kandaş, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş, Nazımarataş, Buryaş, Marataş gibi) bir taraftan Gutti krallarının bazısının adını (İngeşuş, Yarlagaş, Elulumeş, İnimabageş gibi), diğer taraftan ise çeşitli eski ve çağdaş Türk halklarının bazı adlarını (Emir Timur zamanı Altın Orda hanı Toktamış, İran Türklerinin adlarından Teymurtaş ve Mehtaş, Çağdaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ölümsüz önderi Denktaş gibi) andırıyor.
Kassiler egemenliklerini yitirdikten sonra, siyaset alanı ve tarih sahnesinden çıktıysalar da bir halk olarak, kendi vatanlarında yaşadılar.
Loristan’ın güneydoğusundan nüfuz eden Hint-Avrupa dilli Lorlar onları yenmişseler de, bu vilayetin kuzey ve kuzeydoğu kısmında, bugünkü Hemedan ve Esedabad’ın batı tarafında yerleşen Sungur şehri ve onun geniş çevre köyleri ve başka yerlerde Kassilerin torunları kendi dillerini yaşatmaktadırlar. Onlar Elam ve Kassiler döneminde ve ondan sonra tarih boyu hep Türkçe konuşmuş ve bugün de Azerbaycan Türkçesinin bir lehçesinde konuşuyorlar. Bir takım Aryacı İran tarihçileri Elam ve Kassilerin bütün varlığına kırmızı kalem çekerek, onlar için Proto Lor deyimini kullanıyor, bugün Huzistan’da yaşayan Elamların torunları ve Loristan’da hayat süren Kassilerin soyu olan büyük Türk kütlesini görmezlikten gelerek, hepsini Fars’mış gibi kaleme alıyorlar.
İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ
Prof.Dr. Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi)
Ferhad Rahimi (KİTAP)
Prof.Firudin Ağasıoğlu’nun “Etrüsk Türk Bağı”
Etrüsklerin Türk kimliğini ortaya koyması bakımından önemli bir çalışmadır.
Azerbaycan Türkçesi ile kendi sitesinden indirebilirsiniz:
ya da Türkiye Türkçesi ile kitapçılarda.
.......
KASİ - KASSİ - KASSİTES/CASSİTES:
The Kassites of Babylonia, whose language was Akkadian (see Babylon). Many of their texts occur at Nipūr, and they erected boundary stones in the 12th and 11th centuries B.C., which give valuable historic notices. The later Kassites used the Semitic Babylonian language. They are the Kissaioi of Greek historians. [The Kassite name lists (see Proc. Bib. .Arch. Socy., Jany. 1881) as well as the Nipūr texts determine the language, and give us the names of some of their gods, including Kit (the sun), Vurus
(Ba’al), Khali (Gula), Iskhara (Istar), Sumu (apparently Rimmon), and others.—ED.]
FAİTHS OF MAN VOL II - FORLONG - link
BABYLON:
The nationality of the kings of the first dynasty is disputed. Some of their names are Semitic and Babylonian, as represented by the later scribes : others are not, and appear to be Akkadian. It is however certain that they were all of one family. Berosus calls them Medes. Dr Hommel has endeavoured to prove them Arabs. It remains certain that, in their time, the population was mixed, and some spoke Akkadian others Semitic Babylonian. The former (see Akad) seem to have been the ruling, the latter the commercial class. The chronicles of the dynasty are in Akkadian ; but the letters and commercial laws of Hammurābi, the famous sixth king of this dynasty, are mainly in Semitic dialect, though Akkadian texts also bear his name. He was the first independent king of Babylon (about 2139 to 2094 B.C.), and shook off the suzerainty of Elam in his 30th year.
His empire extended from Anzan in Elam (or W. Persia) to the Mediterranean, and included the province of Assyria, Nineveh being noticed on his great stela of laws found at Susa (see Assyria). The second dynasty was apparently less powerful. The names of its kings are non-Semitic. The third dynasty (or the Kassite) was also at first non-Semitic (the Kassite language being an Akkadian dialect) : its best known kings are Kurigalzu I (about 1470), his son Burnaburias (1440), and grandson Kurigalzu II (about 1400 B.C.). The latter was set on the throne by his grandfather (on the mother’s side) Assur-Yuballiḍ king of Assyria ; and from this time down to 1012 B.C. the Assyrians constantly strove to dispossess the Kassites, and established Semitic kings in Babylon, as we see from the names in the royal lists. Even as late however as Melisikhu (1043-1028 B.C.) Kassite names recur ; and the final Semitic triumph, in gaining supreme power over the Turanians, was due to Assyrian efforts....
FAİTHS OF MAN VOL I - FORLONG -link
AK-AD , AKKADİANS :
The old Turanian race of Babylonia, named from the region Akad or Ak-kad (rendered tillu, “ high,” in Assyrian), which is defined as represented by Ararat and other mountains. They were “ highlanders ” from Armenia or Kurdistan, to the N.E. of Babylon. who seem to have dispossessed an older “ dark race ” (see Adam), of inferior civilisation, whom they perhaps did not drive out, but governed systematically and well. [They seem to be the race called in the syllabaries lu-gud (“ strong folk ”), and be-ut (“ bright race ”) rendered sarcu, “ ruler,” in the Assyrian.—ED.]
They introduced a written character ; encouraged arts and literature :and (Turanian like), developed a great mythology and animistic cult. [There is no doubt that their language is Turanian, apparently nearest to Turkish. See Journal Rl. Asiatic Soc., October 1893.—ED.]
The Akkadian, Sumerian (see Sumer), and Kassite races seem to have been worn out in their struggle with the Semitic race. [The oldest texts of Babylonia are Akkadian. The Semitic people appear after the foundation of Babylon—about 2250 B.C.—first as merchants and traders. In the time of Hammurābi (2139-2094 B.C.), both languages appear in the inscriptions, as also in those of the Kassite kings of Babylon, from 1589 to 1300 B.C.—ED.]
The capital of Sargina (who was thought by Babylonians, about 550 B.C., to have lived about 3800 B.C.), was at Agade (see Agadhe). Early Akkadian texts come from Tell Loḥ , and Nippur further south ; from Kutha, &c. Nippur, in the marshes 80 miles S.E. of Babylon (Calneh of Gen. x, 10, according to the Jews), was sacred to Mul-lil (“ the ghost lord”), an early Ba’al of the Akkado-Sumerians. The chief city of the old Gilgamas legend, however, is Uruki or Erech, near the mouth of the Euphrates. The Akkadian magic literature (translated by the Assyrian scribes of Nineveh in 7th century B.C.), is full of legends and charms, of demons and vampires, enemies or agents of the gods.
FAİTHS OF MAN - VOL I - FORLONG - link
SUMER:
The ancient non-Semitic rulers of Babylonia, the Kassites of the 12th century B.C., and even later Assyrians, called themselves “ King of Akkad and Sumer ” (see Akad). [These words appear to be purely geographical, meaning only “ highland and lowland ”—the Akkadian su meaning “ water ” or “ stream,” and mir probably “ valley.” Su-mir was “ the river valley ” of Mesopotamia. The word is often used incorrectly as a racial name.—ED.]
FAİTHS OF MAN VOL III - FORLONG - link
ELAM:
Hebrew : “ high land.” The plateau of W. Persia, east of the Tigris. [The Akkadian name is Si-nim, “ high region,” Baby- Ionian ’Elamu. See Isaiah xlix, 12.—ED.]
MADAİ - MEDES:
See Ekbātana, and Kuras. The Medes are noticed N. of Assyria, by Shalmaneser Il, as early as 840 B.C. (see Gen. x, 2 : Isa. xiii, 17). We know little of them, except that Medic names are Aryan, as are Medic words such as Bag “ god,” and Spaka “ bitch.” They are said to have been very luxurious, and to have painted their faces. They already held the lands S.W. of the Kaspian in the reign of Tiglath Pileser II of Assyria, about 735 B.C.
In this region however Darius I set up his Behistun text in three languages, Persian, Semitic, and Turanian. Hence Dr Oppert supposes the “ Proto-Medes ” to have been a Turanian race, akin to the old population of Susa further south, and to the Akkadians. They never appear to have formed any empire, or to have ruled outside Media ; for Cyrus was a Persian.
FAİTS OF MAN VOL II - FORLONG - link
KUS - KUSH :
This name applies in the Bible both to the race of Babylonia and Armenia (Gen. ii, 13; x, 7), of which Nimrod was the hero ; and also to Upper Egypt or Aithiopia. [It is usually rendered “ dark,” as a Semitic word ; but on Babylonian tablets Kus is Kappadokia, and the term may be only the Akkadian Kus, for “ sunset ” and the “ west,” which would apply equally to Asia Minor and to Egypt.—ED.] The Kosis of N. India (see Kosa) may have been of this “ Cushite ” stock from Babylonia, which appears to answer historically to the Akkadians (see Akad).
We are content to see that scholars are coming round to the opinions which forced themselves on us more than 25 years ago, when studying Aryan and Turanian questions connected with India. The language of the Kassites, Kosseans, or Kissaians (see Kassites), was Turanian. [This name however seems to be distinct, being always spelt Ḳ assu in Semitic texts.—ED.]
FAİTS OF MAN VOL II - FORLONG - link
Anahtar kelime : turanian , turanians
...
The wonderfull system of writing, called from the shape of the characters, cuneiform , or wedge-shaped was invented by the orginal Turanian inhabitants of Babylonia...page 16
It is generally supposed that Babylonia was peopled in early times by Turanian tribes (tribes allied to the Turks and Tatars) and that these were conquered and dispossessed by the Semites...page 34
ANCIENT HISTORY FROM THE MONUMENTS - THE HISTORY OF BABYLONIA by GEORGE SMITH
BRITISH MUSEUM - link
***
IN THE EARLY TIMES PALESTINE WAS NOT SEMITIC
BUT TURANIAN
In various papers these names in Palestine were proved to be identical with those in Asia Minor, Greece, Italy and Spain.
The clear evidence of Genesis is that the early population of Palestine was not Semitic but TURANİAN, and as we have lately found, allied to the populations of Khita class in the regions already cited.
page 10
Examination of the legend of Atlantis in reference to Protohistoric communication with America - by Hyde Clarke
(Royal Historical Society) - link
...
Tarihçi Justin'in ünlü bir metni bütün diğer milletlerin güçlenmesinden önce, eskilerinin Asyasının ön Asyanın onbeş asır boyunca tamamiyle, dünyanın en eski - mısırlılardan da eski- kavim olan İSKİTLERE (SCYTHES) ait olduğunu belirtmektedir. Trouge- Pompee'nin Asya törelerinden çıkardığı bu gerçek, bugün bilimin bulgularıyla doğrulanmış ve sağlam kanıtlara dayanan bir gerçek durumuna gelmiştir.
Asurlulara ilişkin incelemelerin önemli ve beklenmeyen sonucu, eskilerin İSKİTLER olarak tanımladığı ve oldukça belirsiz bir isim olarak TURANLILAR denen ALTAY IRKIYLA OLDUKÇA YAKIN AKRABALIĞI OLAN KAVİMLERİN ARİ VE SAMİLERDEN ÖNCE BÜTÜN ÖN ASYADA GÖSTERDİĞİ GELİŞMENİN ORTAYA ÇIKARILMASI VE DÜNYANIN BU BÖLGESİNDE İLK UYGARLIKLARIN DOĞUMUNDAKİ AĞIRLIKLI KATKILARI OLMUŞTUR.
Dil akrabalığı, sözünü ettiğimiz kavimlerle Altaylılar arasında tek bağ değildir ; bunlar gelenekleriyle daha sonra gelen kavimlere uygarlıklarının ilerdeki gelişmesi için bir başlangıç ve hareket noktası olarak hizmet eden, en eski çağların karakterini taşıyan , şaşırtıcı ve taramlanmamış, özel bir görünüm taşıyan ve aynı zamanda dengelenememiş bir uygarlığın sahibidirler.
(Bu kendini herşeyden önce, bazen kaba bir yıldızlara tapma-sabelisme-çok zaman sihire dayanan törenler ve madeni zenginliklerin koruyucusu yeraltı dünyası güçlerine hayranlık şeklini alan basit ruhsal kültürle, manevi gelişme açısından hatalı olan katıksız maddeci eğilimlerle, fakat aynı zamanda bazı bilgilerin erken ve gerçekten şaşırtıcı gelişmesiyle ve maddi uygarlığın bazı yönlerindeki ilerlemeye karşılık bazılarındaki ilkel durum farkettirmektedir. Sihirle ve onunla sıkı bir ilişki içersinde izlerini geleneklerde ve eski Asya anıtlarında bulduğumuz Altay kavimlerinin ve TURANLI topluluk hakim çizgisi Baron Eckstein'in çok iyi belirttiği gibi, madenciliğin gelişmesi ve bu sanata bağlanan bir mitolojik anlayış çevresidir.
Türk kabilelerinden söz eden en eski Çin tarihleri bu çağlardan itibaren bu kabilelerin demir işlemedeki yeteneğine işaret etmektedir. (...)
(...) Altayların güneyinde , Tiyenşan'da Çinliler ve müslüman yazarlarca korunan bütün töreler, burada hatırlanmayacak kadar eski zamanlarda oturan TÜRK-TATAR TOPLULUKLARIN EN ESKİ TARİHLERDEN İTİBAREN DEMİR İMALATIYLA MEŞGUL OLDUKLARINI VE YÖNTEMLERİNİ ÇOK İLERİ AŞAMALARA GETRİDİKLERİNİ GÖSTERMEKTEDİR.
Bunlar, Çindeki Miao-tseu'lerin ve Yunan ve Latin yazarların Seres (Kuzey Çin Halkları) dedikleri grubun bir kısmını oluşturan Tibetli kabileler içinde yer almaktadır. Bahsettiğimiz Miao-tseu'ler Çin göçünün ulaşmasından önce, yani İSA'nın DOĞUMUNDAN EN AZ YİRMİBEŞ ASIR ÖNCE, DEMİRİ İŞLİYORLARDI . Kuzey-Çin halkları (Seres), Roma'da muazzam Tibet yaylalarından geçerek Hint Okyanusuna ulaştırılan ve bütün diğerlerinden üstün tutulan demirleriyle ünlüydüler.
(Şimdi Turanlı dediğimiz kavimlerin yayılmasını Akdeniz kenarına, ilkel Mezopotamya'nın Sümerlerine ve Akadlarına getiriyoruz. Biri daha eskiden yerleşmiş ve uygarlaşmış Turanlı ve Sami olmayan bir kavim olmak üzere ,değişik kökenli iki kavmin oturduğu bu bölgede, ürünlerini, örneklerini orta Dicle havzasına, Suriye ve Arabistan'a kadar duyurmuş olan eski ve parlak demir sanayi merkezini görüyoruz. Eski imparatorluğa ait. Mısır mezarlarından daha eski olmayan en eski Mezopotamya mezarları , bize altın bronz hatta eşyalarla birlikte kullanılan yontulmuş ve cilalanmış çakmak taşından aletler ve silahlar ,ok başları, baltalar ve çekiçlere rastlanmaktadır.
Böylece, Mezopotamya'daki demirciliğin kökenini Sümer ve Akadlara , yani ilkel TURANLI kavimlere getirmek ve dünyanın bu bölümündeki çivi yazısının oluşmasını onlara bağlamak durumundayız.
A MANUAL of the ANCIENT HISTORY OF THE EAST,
TO THE COMMENCEMENT OF THE MEDIAN WARS.
FRANCOIS LENORMANT,VOL. I. COMPRISING THE HISTORY OF THE EGYPTIANS,ASSYRIANS, AND BABYLONIANS. - link ya da link:
ve:
ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR
Derleyen Gürbüz D.Tüfekçi - link
not:
ETRÜSKLER, kendilerine RASENA der ve
"DEMİRCİ MİLLET" OLARAK TANINIRDI.
SB.
___
Etiketler:
elam,
ETRÜSKLER,
goatfish,
iskit,
kassites,
keçibalıklar,
lejyon,
pdf,
Roma,
SCYTHİANS,
turanian,
turkic,
TÜRK TARİH TEZİ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










