Translate

Gürer Aykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gürer Aykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2014 Pazartesi

ATATÜRK'ÜN ETKİLEDİĞİ HAYATLAR






MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ETKİLEDİĞİ HAYATLAR
Ord. Prof. Dr. SADİ IRMAK - İDİL BİRET/SUNA KAN 

"İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm: "Avrupa'ya talebe yollanacaktır. "

Allah Allah, dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa'ya talebe... Lüks gibi gelen bir şey...

Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, "Berlin Üniversitesi'ne
gitsin." diye yazmış.

Vakit geldi, Sirkeci Garı 'ndayım; ama kafam çok karışık.
Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı?

Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzi ismimi çağırdı.
"Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var."
"Benim" dedim.

Telgrafi açtım, aynen şunlar yazıyordu:
"Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz."

İmza
Mustafa Kemal



Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. "Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme." dedim.

"Düşünün 1923'te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?"

Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce Istanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum.
Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. 

Ben kim miyim?
Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım.. 

Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak

...

"Atatürk'e olan babamın aşkı korkunç boyutlardaydı, ama çokta bilinç bir aşktı bu, rastgele bir aşk değil...Doğrusu bir yaşa gelinceye kadar ben bunu çok abartılı bulurdum. Yani ancak bir yaşa geldikten sonra yavaş yavaş , babamın bu konuda ne kadar haklı olduğuna inandım. Ve son yıllarında babam hayatında , hep bir öğütü bana tekrarlamıştı. 

Diyordu ki : 
Kızım ölümümden sonra beni anmaya bilirsin , bu benim için çok önemli değil, çünkü hayat ileri doğru akar. Ama, eğer her yazında, her makalende, her konferansında, dersinde Atatürk'ü minnetle anmazsan sana olan emeğimi, hakkımı helal etmem. Çünkü bir Türk kadını olarak bugün sahip olduğun herşeyi ona borçlusun."

Prof.Dr.Yakut Irmak Özden
Darülaceze Vakfı Başkanı
TARİHE İMZA ATANLAR BELGESELİ


....


Harika Çocuklar Yasası
Harika Çocuklar Yasası, 1948 yılında müzik alanında özel yetenekli çocuklar olan İdil Biret ve Suna Kan’ın yurtdışına devlet bursu ile gönderilip yetiştirilmeleri için özel olarak çıkarılan 5245 sayılı ile bu yasanın daha geniş kapsamlısı olan ve güzel sanatların her alanında özel yetenekli çocukların belirlenip devlet bursuyla yurt dışında eğitim görmelerine olanak veren 1956 tarihli 6660 sayılı yasanın kamuoyunda bilinen adıdır. “İdil Biret Yasası” veya “İdil-Suna Yasası” olarak da bilinir. Halen yürürlükte olan ancak işletilmeyen bir yasadır.

Ancak 1960'lı yılların sonunda Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, bir komisyon oluşturmadı ve yasa sekteye uğradı. 1976'da ise yasa kapsamında Devlet Konservatuvarı'nda yoğun eğitime olanak sağlayan "özel statü" yönetmeliği çıkartıldı. Yönetmelik sayesinde Burçin Büke, Fazıl Say, Çağıl Yücelen Akın, Şölen Dikener sanat dünyasındaki yerlerini edindiler.

BAKAN: HABERİM YOK 

'Özel statü yönetmeliği'nden en son yararlanan ise 1998 yılında 7 yaşında olan Emrecan Yavuz oldu. Piyanodaki yeteneğiyle göz kamaştıran Yavuz, dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından oluşturulan komisyon ile devlet himayesine alındı. Emrecan'ın ardından yasa bir daha işlemedi. Komisyon Milli Eğitim ve Kültür bakanlıkları tarafından tam 10 yıldır 'ödenek yetersizliği' nedeniyle oluşturulmuyor. Fikri Sağlar'ın Kültür Bakanlığı döneminde 'üstün yetenekli çocukların' eğitimleri için aldığı 2 piyano ise halen Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde atıl durumda tutuluyor. Yaklaşık 60 yıl önce çıkartılan ancak son 10 yıldır uygulanmaz hale gelen Harika Çocuk Yasası ile ilgili konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Yasanın uygulanıp, uygulanmadığı yönünde bir bilgiye sahip değilim. Herhangi bir dosya bana gelmedi. İtiraf edeyim bilmiyorum. Ancak şimdi inceleyeceğim" dedi.  (basın)




İDİL BİRET 
YALE SYMPHONEY ORCHESTRA - CHOPİN / PIANA CONCERTO NO:2 (1/3)- link


SUNA KAN
PRESİDENTAL SYMPHONİC ORCHESTRA,1994
ULVİ CEMAL ERKİN VIOLIN CONCERTO - 3rd MOUVEMENT
CONDUCTOR GÜRER AYKAL - link


 ("Gürer Aykal" "Köy Enstitüleri" - SB)



Prof.Dr. Sadi Irmak İlk Çalışma Bakanı olarak, işçilerin haklarını korudu, İşçi Sigortalarını (Bugünkü SSK/SGK) ve Hastanelerini kurdu.


BUGÜN İŞÇİLERE 'REVA' OLARAK GÖRÜLEN MUAMELELER ! = SOMA!
HARİKA ÇOCUKLARIN İHMAL ETTİRİLMESİ = BİZ FASONUZ, İCAT YAPAMAYIZ !
ÖDENEK YETERSİZLİĞİ = İMAM HATİPLERE AKSIN, DİNSİZİZ , AMA BİLİM ADAMIYIZ!

SB.





"Bir millet yetiştirdiği dehalar ile ölçülür."

Prof.Dr.Sadi Irmak


___________________.







8 Ekim 2013 Salı

KÖY ENSTİTÜLERİ ve MEDENİYET





Köy Enstitüleri,köy okullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1940 yılında Anadolu'nun 21 ayrı bölgesinde açılmıştır.

Cumhuriyetin bu ulvi projesinin amacı; köyden gelen yetenekli çocukların tam donanımlı olarak yetiştikten sonra, tekrar köylerine dönerek geride kalan ve okuma fırsatı veya olanağı bulmamışları eğiterek ülkenin okuryazar düzeyini yukarı taşımasıydı. Köy Enstitüleri’nin o günkü eğitim yöntemi gününün en ileri eğitim yönteminden daha donanımlıydı

Köy Enstitüleri, Başbakan İsmet İnönü döneminde, Bakan Hasan Ali Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un büyük gayretleriyle kurulabilmişti. 

Toplam 17 bin mezun veren bu okullar, ne yazık ki "Gerici Güçler" ve "ABD'nin" baskısıyla 1954 yılında resmen kapatıldılar...


Bölüm 1:





Bölüm 2:






Bölüm 3:





Bölüm 4:






Bölüm 5:




Bölüm 6:




Bölüm 7:





Köy Enstitüleri neden kapatıldı?

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, 1926 yılında “ Toplam 4 Köy Muallim Okulunu” açtıktan sonra, Saffet Arıkan’ın 1936 da önce, Eğitmen kursu, sonra Köy Muallim Mekteplerinin ihyası, bunlardan alınan iyi sonuçlar sonrasında, 3 yıllık deneme sonunda 17 Nisan 1940 MEB Hasan Ali Yücel döneminde 3803 sayılı kanunla . “Köy Enstitüsü” açılmıştır. 1941 de, 4274 sayılı yasa ile de, köylerde çalışacak sağlık memuru ve ebelerin bu okullarda yetiştirilmelerine karar verildi.

Köy Enstitüsünün açılmasını mecbur kılan, zamanın Türkiye’sinin sosyal yapısına göz atmak gerek. 1935 verilerine göre 16 milyon nüfusumuzun 12 milyonu köylerde yaşıyor. Bu kütle, ilkel bir şekilde tarımla uğraşıyor. Köy ve toprak ağaların emrinde, onlara bağımlı şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. 40 bin köyün 35 000 inde okul ve öğretmen yok. 1 700 000 çocuktan sadece 300 000 i okula gidebiliyordu. Bunlardan sadece binde biri bir üst kademedeki okullara devam edebiliyordu. Geri kalan çocuklar ise ailelerine yardımcı oluyor, zamanla da okuduklarını unutuyorlardı. 

Yüzdeye vurduğumuzda, erkeklerin % 76.7 si, kadınların % 91.8 zi okur yazar değildi. Mevcut öğretmenlerin %78 zi kentlerde çalışıyor. % 22 si de okulu olan 4-5 bin köyde çalışmaktadır. Şehirlere alışkın olan öğretmenler, uyum sağlayamama nedeniyle köylere gitmeyi düşünmezlerdi. Tıpki bugünkü gibi, doğuya gitmeyi arzulamayanlar gibi.. İlkel de olsa, üretim araçları ağaların elindeydi.. Köye, çiftliğe, mezraya herhangi bir doktor , hemşire, ebe gitmezdi. Hastalar, üfürükçülerin, nuskacıların, ermişler gözü ile bakılan kişilerin eline bırakılırlardı.

Ülkenin bu durumu, Atatürk ilke ve inkilaplarına, Cumhuriyete ve halk felsefesine uymuyordu. Çare arayan zamanın MEB Saffet Arıkan ve İsmail Tonguç’un uğraş ve 3 yıllık denemeleri sonunda Köy Enstitüleri kuruldu..

PEKİ NEDEN KAPATILDI

Köy Enstitüsü yasasının kabülü sırasında, bunun uzun ömürlu olmayacağı belliydi. TBMM nde 426 kayıtlı Milletvekili vardı. Oylama gününde, başta Celal Bayar, Adnan Menderes olmak üzere, sonradan Demokrat Partiyi kurup katılacak olan 148 Milletvekili meclise gelmediler. Yasa, gelenlerin oybirliği ile, 278 oyla kabul edildi.. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de, yasayı destekliyor ve “Kitap mermi gibidir” veciz ifadesiyle taraf olduğunu belirtiyordu.

Bazı güçler yasanın çıkmasını istemiyordu. Çıktıktan sonra da aleyhine propoganda yapmaya devam ettiler. Daha çocuk yaştaki Köy Enstitüleri boy hedefi olmaya başlanmıştı. Büyük toprak ağası, Eskişehir Milletvekili Abidin Fotuoğlu, bir konuşmasında , henüz mezun dahi vermeyen Köy Enstitüler için 1943 de, “Bunlar yetiştiklerinde bizim kafamızı keserler” söylemiştir. Yetiştiler ama kafa da kesmediler.

CHP “Çiftçiyi Topraklandırma” adlı yasa taslağını TBMM ne getirdiğinde, birçok Milletvekili istifa etti. Bunlar Demokrat Partiyi kurdular. Bilindiği gibi bunların çoğu, toprak ağası, köy ağası, şeyhler, dedeler olup söz sahibiydiler. 

Tabiatıyla Köy Enstitüsüne karşı olacaklardı. Yetişen gençler, babalarına benzemiyor. Ağalık ve aşiret düzenine karşı baş kaldırıyorlar. Şeyh ve şıhların eteklerini öpmüyorlar. Ağaların önünde baş eğmiyorlar. Bilime önem veriyorlar. Ağalık sistemini ve köylünün fakirliğini sorguluyorlar. Hak hukuk aramaya başlıyorlar. Atatürk İlke ve İnkilaplarını, düşüncelerini en üst seviyede tutmaya başıyorlar. Bu gençlerin çoğalması, Birçok insanın menfaatlarına dokunacağı kaçınılmaz. Hatta CHP sinde kalanlar içinde de, Köy Enstitüsüne karşı homurdananlar gün geçtikçe çoğalmaya başladı. . Güçlerinin çok azalmasını, istifaların durdurulması lazımdı. . Bir gün, Kepirtepe Köy Enstitüsüne ziyarete giden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bir kız öğrenciye, çantasında neyin olduğunu sorar. Kız çantayı açar, göstererek, “ Bir parça ekmek, bir parça köfte ve birde Dünya Klasiklerinden bir kitap “der. İnönü mutlu olur. 

Etrafındakilere dönerek, “ Ne zaman Türkiye’de, erinden generaline, sade vatandaşından Cumhurbaşkanına kadar, herkes, ekmekle kitabı bir araya getirebilirse, gerçek kalkınma başlamıştır demektir “ diyen İnönü, yandaşlarının baskılarına dayanamayarak, Hasan Ali Yücel ve İsmail Tonguc’u görevden alarak, MEB na Reşat Şemsettin Sirer’i getirdi. Tonguç, önce Talim Terbiye kuruluna, sonra da bir okula öğretmen olarak atanır. Sirer, 1947 de, “tüm Köy Enstitülerinin kuruluş özelliklerinin ortadan kaldırıldığını, bu okulların sıradan bir köy okulu olduğunu “ söyleyerek, müfredat programını değiştirdiler. Böylece, erimekten korkan İnönü’nün sırtından da yük kalkmış oldu. İşte bu dönem, sağcılara yaranmak, CHP yi toparlamak için okullarda din dersleri ve İmam Hatip Okullarının açılması dönemidir.

1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Ocak 1954 de 6234 nolu yasa , ile uygulamaya tamamen son verdi.

Köy Enstitülerinde toplam olarak 17342 öğretmen yetişmiştir. Bunların 1398 i bayan 15943 ü erkektir. Yine bu okullarda 7300 sağlık memuru, 8756 eğitmen yetişmiştir.





*****




BİR YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜ, ORKESTRA ŞEFİ, GÜRER AYKAL

İLK MÜZİK DERSLERİNİ ÇİFTELER KÖY ENSTİTÜSÜ MÜZİK ÖĞRETMENİ OLAN BABASINDAN ALMIŞTIR.

GÜRER AYKAL, ESKİŞEHİR,ÇİFTELER 1942 DOĞUMLUDUR.

Yaşam öyküsü

Eskişehir Mahmudiye’de doğdu. Müziğe babasının verdiği derslerle başlayan sanatçı, 1953 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’na girmiş, Necdet Remzi Atak’ın öğrencisi olarak keman bölümünü bitirdikten sonra kompozisyon bölümüne geçerek Adnan Saygun’un sınıfından mezun olmuştur.
Eğitim

Şeflik öğrenimini yurtdışında yapan Aykal, 1969’da kompozisyon bölümünü bitirip orkestra yönetim uzmanlığı için devlet bursu ile İngiltere'ye gönderildi. Londra'da Gluldhall Müzik Okulu yüksek yöneticilik sınıfında ve Royal Academy’de; İtalya’da Academia Chiciana ve Roma’daki Santa Cecilia’da çalışmalarını tamamladı. Orkestra şefliği alanında tecrübelerinden yararlandığı isimler arasında George Hurst, Andre Prévin ve Franco Ferrara gibi ünlü şefler vardır.

İngiltere’de Royal Academy’yi bitirdiğinde, bu diplomayı 21 yıl içinde almayı başaran ilk kişiydi[kaynak belirtilmeli]. Türkiye’de yasal olarak atanan ilk orkestra şefi oldu ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef yardımcılığına atandı. Canta Cecilia Konservatuarı’ndan onur derecesiyle mezun olmuştur.
Kariyer

Sanatçı, 1973 yılında yurda dönmüş, kazandığı başarılarla “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılmıştır (1981). 1999’da kendi isteğiyle Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan ayrıldı, bu dönem Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nı kurdu. 2000–2004 yılları arasında Antalya Orkestrası’nı kurup geliştirdi. ABD’de toplam 16 yıl şeflik ve genel müzik direktörlüğü yapan Aykal, 1991–2003 yılları arasında El Paso Teksas Senfoni Orkestrası Daimi Şefliği’ni ve Genel Müzik Direktörlüğü’nü yürüttü ve ayrıca “Profesör Emeritus” unvanı aldı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın daimi şefi Gürer Aykal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne (MSGSÜ) kadrolu profesör olarak atandı (2006). Aynı zamanda konservatuvarın 'Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Anasanat Dalı Başkanlığı' görevini de üstlenen Gürer Aykal, Borusan İstanbul Filarmoni'nin Daimi Şefliği görevini ve Genel Müzik Direktörlüğünü de yürütüyor.

Aykal’ın eğitimci yönü, yurtiçi ve yurtdışında diğer üniversitelerdeki orkestra şefliği profesörlüğünü de kapsamaktadır. ABD’de Indiana (Bloomington) Üniversitesi, Teksas Tech ve UTEP Üniversiteleri’nde ileri orkestra şefliği dersleri veren Aykal halen Bilkent Üniversitesi’nde bu görevi sürdürmektedir.



VE BU SADECE "TEK BİR ÖRNEK"Tİ...

__________________________________


BENİM MANEVİ MİRASIM BİLİM VE AKILDIR

"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.... 

Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada , asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur... 

Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." 

Mustafa Kemal ATATÜRK 








______"PROMETHEUS"'UN IŞIĞI TEKRAR YANACAK______



*