Translate

emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2015 Pazar

OĞUZ BOYLARIN, TÜRKMENLERİN KÜRTLEŞMESİ




TÜRKİYE'DE OĞUZLARIN AVŞAR BOYU - CASUS G.BELL'İN ARŞİVİNDEN / 1899-1918







Türkmenlerin Kürtleşmesi Olayı ve Avşar 


Türk topluluklarından bazılarının ilişkiye girdiği milletlerle kaynaşarak eridikleri malumdur. Türk tarihi incelendiğinde, İran ve Afganistan’da olmak üzere Türk oymaklarının bir kısmının (Afşarlar da dahil) kültürel değişime uğradıkları görülür. Bunun gibi Türk boyları arasında da böyle karışımlar ve erimeler söz konusudur. 

Asırlar boyunca yaşanan boy mücadeleleri ve yapılan göçler esnasında kimi Türk boylarının başka Türk boyları arasına girerek ana boy adını unuttukları ve tabi oldukları boyun adıyla anıldıkları bilinmektedir. Kimi zamanda boyların birleşiminden yeni boylar teşekkül etmiştir. Avşarlarda da bu durum mevcuttur. 

Yaptığımız araştırmalarda aslını unutmuş Afşar kökenli kişi veya köylerin kendisini Türk, Türkmen, Yörük, Yerli, Köylü gibi adlarla tanıttıklarına, hatta bunlardan bazılarının aralarında geçen münasebetler dolayısıyle Afşarları pek sevmediklerine tanık olduk. 

Bursa’da yaşayan Maraş Elbistan’lı bir arkadaşım kendilerinin aslını anlatırken “Biz Türkmen’iz. Bizim köye Dodurlular denir, komşu köyümüz ise Afşar köyüdür.” demişti. Dodurluların Recepli Avşarlarının bir obası olduğunu söylediğimde çok şaşırmıştı. Bu köyün oba adını muhafaza etmesine rağmen ana boy adını unuttuğu görülüyor. Kimi yerlerde ise Avşarlar azınlıkta kaldıkları için yörede etki ve nüfus olarak baskın olan aşiretin adıyla anılmaya başlanmıştır. Adana’da Varsaklar, Antep’te ise Beydililer arasındaki Avşarlar buna örnek verilebilir. Diğer bir husus ta, Alevi Avşarların durumudur. Bunlar, Sünni-Alevi farklılaşmasından dolayı genel ad olan Alevi adını kullanmışlar ve boy adlarını muhafaza edememişlerdir.

Biz bu bölümde ülkemizde ve çevresindeki topraklarda yüzyıllar boyu meydana gelen Türk boyları arasındaki kaynaşmaya örnek olacak böyle bir olaydan bahsedeceğiz. 

Bu “Türkmenlerin Kürtleşmesi” hadisesidir. Peki, insanlarımızın kendisini yukarıda sıraladığımız isimlerle ifade etmesi mesele olmuyorda neden “Kürt” adını taşıyınca sıkıntı çıkarıyor. 

Bunun sebebi Kürtlüğün, Türk milletini ve devletini bölüp parçalamak isteyen mihrakların kullandığı bir unsur olmasıdır. Açık söylemek gerekirse Kürtlük, Türklükten ayrı bir şey değildir. Bu yüzden bir Türk’ün Kürtleşmesi veya bir Kürdün Türkleşmesi, biraz önce bahsettiğimiz Türk boyları arasındaki kaynaşmalara örnektir. Biz olaya böyle bakıyoruz ve işin aslı da budur. 

Ancak geriye dönüp baktığımızda tarihimizde Kürt olayı çok farklı cereyan etmiştir. Dış güçler, Kürtleri Türk devletinin başına bela etmek için inanılmaz oyunlar oynamışlardır. Ancak o dönemlerde ve günümüzde dahi bu oyunlara alet olmayıp erdemli davranan Kürt aşiretleri oldukça fazladır. Kürt konusunda bizim politikacıların da ihmalkar davrandığını belirtmek yerinde olacaktır. Yapılan bir çok araştırma sonunda Kürt adı ile tanınan insanların önemli bir kısmının Türk boylarından geldiğinin kanıtlanmış olması aslında sorunu halletmiş oluyor. Yani kimi kimden koparacaklar. Öz, aslına ihanet etmez. Edenlerin soyunu bir araştırın bakın neler çıkacaktır. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğunu ilk kez rahmetli Türkeş ortaya çıkarmıştı. Öldürülen PKK militanları arasında çok sayıda sünnetsiz kişilerin olması da bu açıdan önemlidir. Bu kişiler Kürtlere de düşmandır unutulmasın.

Kürt olayının bu hallere gelmesinde hükümetlerin milli politikalarının olmaması, Kürtlerin Türklükleriyle olan ilgilerinin akademik bir tez olarak kabul edilmemesi ve politik kaygılar sebep olmuştur. Bütün bu sebepler zamanla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türkmen cemaatlerinin ve konumuz itibariyle Avşar Türkmenleri’nin Kürtleşmiş olmalarına veya Kürtleşmeye doğru gitmelerine sebep olmaktadır. 

Bu sebeple Bazı bölgelerde Kurmanç adı altında Türk dilinden Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı.... gibi Türkmen boylarıyla birlikte Avşar Türkmenleri de uzaklaşmış ve Türklüklerini unutmuşlardır. Kürt denilen bu insanların şahıs adları da Türkçe’dir. Sözgelimi, Milli aşiretine mensup kişiler arasında adı Avşar olanlar vardır. Bugün hala Kürtler arasında Avşar adlı obalara rastlanması önemlidir.





Avşar Türkmenleri 
Adnan Menderes Kaya




________________



Afşar boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 
24 boyunun Bozoklar kolundandır. 
Germiyanoğlulları, Karamanoğulları Avşar boyundandır. 
Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri 
arasında “Yapşar” şeklinde bir kelime vardır ki; 
bu Avşar ile aynıdır.


kitaptan : "Mahmudlu Oymağı

Avşar elinin kollarından biri de Mahmudlu oymağıdır. Önce Araşlı oymağının terkibinde olmuştu. Sonra Araşlı oymağından çıkıp, müstekil oymağa çevrilmişti. Mahmudlu oymağı esasen, Urmiye yöresinde meskunlaşmıştı.

Mahmudlu oymağının tanınmış simalarından biri Mehemmed beydir. Mehemmed bey Feteli Han Araşlı-Avşara hzmet etmişti. Mahmudlu oymağının adlı emirlerinden biri Bahadur beydir. Bahadur bey Nadir şahın hakimiyeti döneminde Mahmutlu oymağının başçısı idi.

Bahadur beyin öldürülmesi hakkında tarihi kitaplarda kaydiyyat var. Nadir şah ordusu ile Urmiyenin Göytepe menzilinden Mahmudlunun Keçebaş çemenliyine gelmişti. Orda bir neçe oturak etmişti. Bahadur beyi yanına çağırttırır. Günahını, suçunu boynuna koyup, öldürtmüştü. Mahmudlu oymağının tanınmış simalarından biri de Löhrasp beydir. Löhrasp bey Nadir şah Avşara hizmet etmişti. Löhrasp beyin Miran bey, Masum bey adlı oğulları vardı.

Miran bey Urmiye şehrinde doğmuştu. Mükemmel medrese tahsili almıştı. Feteli han Araşlı-Avşarın teşrifat işlerine nezaretçi idi. Eşikağasıbaşı vazifesini aparırdı. Miran beyin Uğurlu bey adlı oğlu vardı.

Uğurlu bey Urmiye şehrinde dünyaya penah getirmişti. Mükemmel medrese tahsili almıştı. Savadlı olduğundan dolayı mirza ünvanı daşırdı. İmamkulu han Kasım-Avşarın övladlarına lalalık etmişti."


Bu Mahmudlu ailesi (de diğerleri gibi) Avşar boyundan olmasına rağmen Kürt olarak tanıtılıyor....



Avşarlar
Ənvər Çingizoğlunun və Aydın Avşarın 


Jurnalist-etnoqraf Ənvər Çingizoğlunun və tədqiqatçı Aydın Avşarın bu kitabı Azərbaycan xalqının etnogenezində, siyasətində və mədəniyyətində mühüm rol oynayan Avşar eli və oymaqlarının yaşam yolundan bəhs edir. Onların dünyaya bəxş etdiyi dühalardan, böyük simalardan söhbət açır.







________________




"Saddam rejiminden sonra, Türk soylarına dönen Türkmenler ana dillerini koruyarak, Aşiret, oymaklarının, boylarının Türkmen olduğunu savunmaktadırlar, ayrıca binlerce Türkmenlerde hala birçok nedenlerden dolayı Arap, Kürt olarak kimliklerine dönmemeleri buda çok üzücü bir durum sergilemektedir, günümüzde Araplaşan Türkmen yanında daha fazlasıyla korku, her türlü baskılarla, asimilasyonla Kürtleştirilmektedirler.

Tek umudumuz bir an önce Türkmen kardeşlerimiz kendi anne, baba Türk kimliklerine dönmelidirler."






Av.Sadun Köprülü
Kerkük'e bağlı Altunköprü ilçesinde 1957 yılında doğmuştur. 
Bağdat üniversitesi Kanun Şeriat (Hukuk) fakültesinden mezundur. 
Irak Türkmen cephesi eski temsilcisi araştırmacı yazardır. 
2014 te hayata veda etmiştir.


Öz be Öz Türk aşiretleri olan Kürtler....



________________





Kürdoloji Yalanları - Ahsen Batur / Selenge Yayınları,2011
KİTAP OKUNMAK İÇİNDİR!


“Siyasî Kürtçüler de tarihlerini istedikleri gibi yazarlar, istediklerini ata seçerler ve bunlar beni rahatsız etmez. Ama hayalî iddialara, mesnetsiz çıkışlara dayanarak ’Biz bu bölgenin aslî sakinleriyiz, sizler sonradan gelip vatanımızı işgal ettiniz; Salahaddin Eyyubî’nin ordusu saflarında on bin Kürt savaşçı olmasaydı, siz Anadolu’ya giremezdiniz, dolayısıyla Anadolu kapılarını size bizler açtık; biz de bu ülkenin kurtuluşu için savaştık ve şehitler verdik, bu yüzden biz de bu devletin kurucu unsuruyuz’ demeye başlamışlarsa, artık o iddialar beni ilgilendiriyor demektir.”

"Türkmenlerin Kürtleşmesi olayı çerçevesinde düşündüğümüzde bazı Alevi Avşarların Kürtleşerek, Alevi-Kürt toplumunun bir parçasını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bize düşen bu gibi soydaşlarımıza Türk kökenli olduklarını anlatarak özüne dönmelerini sağlamaktır.."



_____________



1927 yılından 1985 yılına kadarki Genel Nüfus Sayımları’ndaki tespitler ve 2001 yılına kadar yapılan araştırma ve anketlerdeki veriler değerlendirildiğinde Türkiye’deki etnik grupların nüfusları aşağıdaki gibi tespit edilmiştir.


Etnik Kimlik......Nüfus...........Oran(%)
Türk ............64.650.000......89.79
Kürt..............5.000.000........6.94
Zaza............1.000.000.........1.4
Arap...............600.000.........0.83
Çerkes...........250.000.........0.35
Laz...............200.000..........0.28
Diğer............300.000...........0.42
Toplam........ 74.000.000.......100.00


Burada görüldüğü gibi etnik nüfus toplamda %10’dur. Bir ülkenin etnik bir mozaik olarak tanımlanabilmesinin ön şartı nüfusun genel nüfus içindeki oranın en az %35’ini oluşturmasıdır. Bu değerlendirme Uluslararası ölçüt olarak kabul edilmiştir. (Prof.Dr.Martin Lispet)


....8500 KELİMENİN 3080’İ TÜRKÇE, 2230 Farsça (1200’ü Zend lehçesi), 370 Pehlevi Lehçesi, 2000 Arapça, 220 Ermenice, 108 Keldanice, 60 Çerkezçe, 20 Gürcüce ve 300’ü menşei belli olmayandır. Alman De Groot ise 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin bugünkü Kürtçede halen kullanıldığını tespit etmiştir. 


Kaynak : Türkiye'nin Etnik Yapısı - Ali Tayyar Önder 

“Bunlar her bilinçli yurttaşın bilmesi ve üzerinde düşünmesi gereken şeyler…Sayın Ali Tayyar Önder’in 5 yıllık araştırması hemen tüm malzemeyi önümüze koyuyor”
Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı



"HER BİLİNÇLİ...."



AMERİKA’DA 317 MİLYON AMERİKALI YAŞIYOR, BUNUN 50 MİLYONU ALMAN, 40 MİLYONU AFRİKA AMERİKALI VEYA SİYAH , 36 MİLYONU İRLANDALI , 32 MİLYONU MEKSİKALI , 27 MİLYONU İNGİLİZ, 17 MİLYONU İTALYAN, 10 MİLYONU POLONYALI, 10 MİLYONU FRANSIZ’DIR. 20 MİLYONU İSE KENDİSİNE AMERİKALI ATASI OLDUĞUNU İDDİA ETMİŞTİR. BU SAYININ İÇİNDE GERÇEK AMERİKA YERLİLERİ DE VARDIR. 

"The map that shows where America came from: A truly captivating map that shows the ancestry of everyone of the 317 million people who call the melting pot of America home can now be seen on a U.S. Census Bureau map."

Dailymail news , Eylül 2013




BİZİM BURALARDA O KADAR ETNİK YAPI DA OK, OLSA BİLE HEPSİ TÜRK BOYLARI 

BATI HER ZAMAN "ELE VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI"


KÖRFEZ SAVAŞINDA TÜRKİYE'YE SIĞINAN 500 BİN PEŞMERGE , ONUR ÖYMEN’İN MECLİS ÖNERGESİNE VERİLEN CEVAPTA 450 BİNİNE VATANDAŞLIK DAĞILTIĞINI BİLDİRİR ŞİMDİ KALKMIŞ BU SONRADAN GÖRMELER BİZDEN TOPRAK İSTİYOR, MEMLEKETTE KAOS YARATIYOR... !?


"Bugün ülkemizde yaşayan Kürtlerin %10-12 si Türk kökenlidir, geri kalanı ise Yahudi , Ermeni, Fars ve Araptır. Bu çalışma Batılılara aittir." Yrd.Doç.Dr.Osman Çataloluk


Peki Suriye’de başlayan savaş ile kaç “göçmen vatandaşımız” oldu?  20 yıl sonrası düşünülürse…..


"Encyclopedia Britannica’nın 1875 ile 1911 yılları arasındaki bütün baskılarında Kürtler, Turanî bir toplulukken 1911 yılından sonraki baskılarında birdenbire Mezopotamyalı bir kavme dönüşmüşlerdir.

Zazaca ve Kurmançca konuşan Alevî aşiretlerin ileri gelenleri de, Zazacayı ya da Kurmançcayı sonradan öğrendiklerini ve ‘Öz Türk’ olduklarını atalarından gelen bir bilgi olarak ifade ediyorlardı. Hala da bu tezi savunmakta, bilhassa ‘Horasan’dan gelen Türkler’ olduklarını iddia etmektedirler." Zazalar ve Türklük - Ali Rıza Özdemir, Kripto yayınları







İŞTE BU TÜRKİYE’NİN ETNİK YAPISINA YAPILAN 
BİR SOYKIRIM’DIR. 
VE DE SAVAŞIN TA KENDİSİDİR.
GERÇEKLER
SB







ilgili:












29 Ekim 2014 Çarşamba

30 Ağustos 2014 Cumartesi

30 AĞUSTOS - ÇİFTE ZAFER











30 Ağustos Zaferi 
Gerçekte  Çifte Zaferdir


Kimi zaman kişiler, nedendir bilinmez, bir duraksama geçirirler. İnsanın kimi zaman tıkandığı anlar olur. Duraksar. Bir belirsizlik çöker. Umutla umutsuzluk arasında bir noktadır bu... 

Seksenbeş yıl önce 1922 yılı Ağustos ayına gelindiğinde Türkiye böylesi bir durumla karşı karşıyaydı:

“Bu işin sonu ne olacak?” ya da

“Ne olacaksa olsun!”

“Fırtına öncesi sessizlik” denilen bir durumdu. 

“Hani nerede ordumuz, niye bir an önce taarruz etmiyoruz?”,

“Ordumuz durduğu yerde çürütülüyor, daha neyi bekliyoruz?” diyenler yanında 

“Bir sonuca ulaşmak için mutlaka savaş şart mıdır? Politik bir çözümle bu iş halledilemez mi? Bu halimizle taarruza kalkışmak kan dökmekten öte bir fayda sağlamaz. Çünkü Yunanlar’ı yensek bile İngilizler yine bizim önümüze dikilir. Duruma bakılırsa bir taarruzda başarı şansımız hiç de fazla değildir” diyenler de vardı.

1921 yılı Ağustos ayında durum daha da kötüydü. Kimileri Ankara’dan ailelerini iç bölgelere gönderirken, meclisin ve hükümetin Kayseri’ye, Sivas’a ya da Malatya’ya taşınması dile getiriliyordu. 

Erzurum Milletvekili Durak Bey, “Arkadaşlar nereye gidiyorsunuz? Cephe neredeyse meclis de onun arkasında toplantıya devam etmelidir. Düşman bizi burada kendisini yenmek için önlemler düşünürken bulmalıdır. Yerimiz cephedir. Geriye bir tek adım atamayız” derken oluşan sessizliği TBMM’nin renkli bir siması bozdu. 

O güne değin ağzını açmamış olan ak sakalı göbeğinde Dersim Milletvekili Diyap Ağa’nın sesi yankılanıyordu:

“Efendiler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa düşmanla kavga edip ölmeye mi? Kaderde ölmek varsa kaçmakla bundan kurtulamayız. Eğer ölürsek burası ikinci bir kabe olur.”

“Bir gün yine giyeriz” diyerek 8 Temmuz 1919 günü çıkardığı üniformasını yine giyen Mustafa Kemal düşüncelerini 5 Ağustos 1921 günü orduya ve ulusa bildirisiyle açıkladı:

“Büyük savaştan çıktığımız en zayıf zamanımızda bütün yurdu çiğnemek ve bütün halkı yok etmek için üzerimize saldıran düşmanlara karşı ulusça birleştik. Bana bu (başkomutanlık) görevi vermiş olan meclisin ve o mecliste temsil edilen ulusun kesin iradesi hareket tarzımın akışını oluşturacaktır. Hiçbir neden ve biçimle değiştirilmesine olanak bulunmayan bu kesin irade kesinlikle düşman ordusunu yok etmek ve bütün Yunanistan silahlı kuvvetlerinden oluşan bu orduyu anayurdumuzun kutsal ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır. Ülkenin ve ulusun maddi ve manevi tüm kuvvetlerini bu sonucun alınması amacına yöneltmek için hiçbir önlem ve girişimden kaçınılmayacak, ne yer ve zaman ile ne de vatan kavramı karşısında ayrıntıdan ibaret kalan diğer düşüncelere bağlı kanılmayarak düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret bu tek amaç uğrunda gereken herşey yapılacaktır.”

Ardından “Ulusal Vergi Buyruğu” yayımlandı:

“Her evden bir kat çamaşır, bir çift çorap ve çarık” istendi. 

Ayrıca parası sonradan ödenmek üzere tüccar ve halkın elinde bulunan giyim kuşam, yiyecek (yüzde 40), araba, yük ve koşum hayvanları (yüzde 20), silah ve cephane, benzin, kamyon lastiği, yapıştırıcı, kablo, pil ve tel toplandı. 

Ustalar, sanatkârlar saptanıp askerlik şubelerine bildirildi. Bu toplama ve alım işleri sırasında kötü işlemleri görülenler ve alınanı kendi malıymış gibi kullanmaya kalkanların “Vatan Hainliği” suçuyla cezalandırılacağı duyuruldu.

Çanakkale’de “Size ölmeyi emrediyorum” buyruğu verdiği ordusuna Mustafa Kemal, 23 Ağustos 1921 günü bu kez şöyle sesleniyordu:

“(Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.) Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük, her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uymaz. Bulunduğu mevzide sonuna dek dayanmak ve direnmekle yükümlüdür.”

Sakarya zaferinin bedeli ağırdı. 

25 bin asker, 350 subay yitirilmişti. 800 yaralı subay vardı. 

Erlere günler boyunca birer avuç buğday dağıtılmıştı. Askere buğdaydan başka dağıtılacak yiyecek kalmadığını öğrenen Mustafa Kemal ve karargâhtakiler önlerine getirilen tavuğu yemeden aç yatmışlardı.

TBMM mutfağına da onbir gün boyunca et girmedi. 

Sonuç tüm bu çekilen sıkıntıya ve bedele değerdi. Yunan ilerleyişi durdurulmuş, vatanın işgalden kurtarılması,  bağımsızlığa kavuşma düşüncesi düş olmaktan çıkmıştı.

TBMM’de ise açık açık dile getirilmese de en iyi niyetliler bile ordunun taarruz edemeyecek durumda olduğu düşüncesine kapılmıştı. Muhalefet bunu ustaca işliyordu. İsmet İnönü de ayırdındaydı. O günleri şöyle anlatmaktadır İsmet Paşa:

“Daha önceki bunalımlı evrelerde olduğu gibi Sakarya’dan sonra da kötümser bir hava esmeye başladı. Zaten siyasi fitne ve siyasi çekişme hiçbir an durmamıştır. Her büyük savaştan, her büyük askeri bunalımdan az bir süre sonra ümit devri geçer geçmez, yeniden ümitsizlik egemen olur. Bu ümitsizlik havası içeriden dışarıdan her araç ile tahrik edilir. Şimdi yine böyle bir ümitsiz atmosferin içine düştük.”

Hazırlık uzuyor, zaman geçiyordu. Mustafa Kemal çırpınıp duruyordu.

Muhalefetin 2. Grup milletvekillerinin tutum, tavrı ve söyledikleri Mustafa Kemal’i TBMM Hükümeti başkanlığından ve başkomutanlıktan istifa etme eşiğine getirdi. Mustafa Kemal’in rahatsız olup katılmadığı bir oturumda ipler koptu. 

Gizli oturum yerine açık oturumda hem Mustafa Kemal’in hasta olduğu açığa vuruldu hem de ona, orduya ve arkadaşlarına ağır dille suçlamalar yöneltildi. Mustafa Kemal’in başkomutanlık yetki süresini uzatma önerisi reddedildi. Ordu başkomutansız kalmıştı. 

Hükümet görevden, Fevzi Çakmak Genelkurmay başkanlığından çekilmeye kalkıştı. “Muhalifler sizin başkomutanlıkta kalmanızı istemiyorlar” diyerek gelişmeleri aktardıkları Mustafa Kemal hasta yatağında meclis tutanaklarını inceledi, arkadaşlarına “24 saat sabredip bekleyin!” dedi.

Mustafa Kemal TBMM’de milletvekillerine seslendi:

“Benim rahatsızlığımı buradan ilana gerek var mı? Belki düşman benim rahatsızlığımı işitir ve üç beş gün sonra saldırıya geçer. Benim hastalığımı düfşmanın işitmesi doğru mudur?”

Mustafa Kemal, muhaliflerinin bir başka savına da şöyle karşılık verdi:

“Yasanın ülkede angaryayı yasakladığından söz ediyorlar. Doğrudur; fakat tehlike, gereksinim bize herşeyi meşru göstermektedir. Eğer ordumuzun gereksinimleri ulusa angarya yaptırmayı da gerektirecek olursa bunu da yapacağız ve en doğru yasa bu olacaktır. Şu ya da bu diye oy vermek, göstermek gerekir. Bu nedenle oy göstermemek yüzünden hükümet hareketsiz bir hale gelmiştir.

Bütün bu açıklamalardan sonra son söz olmak üzere şunu söylemek istiyorum ki, hükümet yönetilemez, ordu sevk edilemezse hareketsizliğe mahkum olur. Çocuk oyuncağı yapacak zamanda değiliz. Bu nedenle bu keşmekeşe, bu anarşiye hemen bir son vermek gerekir. Böyle yürüyemeyiz, böyle yürünmez, ulus böyle yürümek için sizi buraya göndermemiştir, ulus buna razı değildir.

Bu son vatan parçasını kurtarırken olsun, hırslarımızdan, hislerimizden vazgeçerek, herşeyi etraflıca düşünelim. Kurtuluş için... İstiklal için... Eninde ve sonunda düşmanla bütün varlığımızla vuruşarak, onu mağlup etmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz.”

“Dostları onunla beraber oldukları, düşmanları da ona karşı oldukları için” bütün meclisin desteğiyle Mustafa Kemal’e yetki yeniden verildi. Üstelik bu kez süre yoktu. 

Mustafa Kemal karşıtları şöyle düşünüyordu:

“Ordu iyice yenildi ve yoruldu. Bundan sonra bir daha belini doğrultamaz. Mustafa Kemal bu yenik ordunun başında yenik bir komutan olarak tüm saygınlığını yitirir.”

1922 Ağustos ayında elde edilen zafer dış güçler karşısında olduğu denli, içte de Mustafa Kemal karşıtları karşısında yürütülen bir savaşımın sonucudur.

30 Ağustos’ta işgal ordusunu dağıtan Mustafa Kemal, düşmanı dört bir yana dağıtabilmek için önce, kendi kurduğu TBMM’deki kendi milletinin vekillerini bir noktada toplamak zorunda kalıyordu.

30 Ağustos Zaferi bu nedenle, yalnızca cephede işgalci düşmana karşı kazanılmış bir zafer olmasının çok ötesinde, içeride, TBMM’deki kimi milletvekillerine karşı da kazanılmış bir zaferin simgesidir.





Yaşar Öztürk 
Bütün Dünya
















AVRUPA KONSEYİ ONUNCU YIL BASKISI 1949-1959 /STRASBURG
TÜRKÇE OLARAK

MEĞER 1949'DA TÜRKİYE AVRUPA KONSEYİ'NİN ÜYESİYMİŞ....

DERLER Kİ, MENDERES BAŞVURDU 1959'DA AVRUPA'YA GİRMEK İÇİN...

ŞİMDİ O BAŞVURU, O SÜRECİN BİR AŞAMASI

iNÖNÜ DÖNEMİNDE VE HENÜZ CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARINDA, TÜRKİYE AVRUPA KONSEYİNE DAVET EDİLMİŞ.

GELİN BU KONSEYE ÜYE OLUN...

BİZİMKİLERDE DÜŞÜNMÜŞLER VE KARARIMIZ BU KONSEYE GİRMEKTİR DEMİŞLER...

ALKIŞLANARAK TÜRKİYE BU KONSEYE ÜYE OLARAK GİRMİŞ...

OSMANLI GİRDİ YETMİŞ YILDA BATTI...

TÜRKİYE GİRİŞ TARİHİ 1949, PEKİ O ZAMAN BİZ NEREYE GİRMEYE ÇALIŞIYORUZ?

BURADA ÇOK ÖNEMLİ BİR ŞEY DAHA VAR...

AVRUPA KONSEYİ 1949-1959 KİTAPÇIĞI TÜRKÇE OLARAK BASILMIŞ...

YANİ, TÜRKÇENİN AVRUPA KONSEYİNDE RESMİ DİL OLARAK , O TARİHLERDE TANINIYOR OLMASININ KANITIDIR....

BUGÜN İÇİN BİZİM DİLİMİZ AVRUPA'DA PEK DE KULLANILAN, KABUL GÖREN BİR DİL DEĞİL...

TÜRKİYE AVRUPA İLİŞKİLERİNDE HERKES İNGİLİZCE FRANSIZCA ALMANCA KONUŞUYOR, TÜRKÇEYİ KONUŞAN YOK...



KİTAPÇIKTA "ÜYE MEMLEKETLER" BAŞLIĞI ALTINDA:

BELÇİKA, DANİMARKA, FRANSA, İRLANDA, İTALYA, LÜKSEMBURG, HOLLANDA, NORVEÇ, İSVEÇ VE İNGİLTERE OLMAK ÜZERE ON MEMLEKET AVRUPA KONSEYİ STATÜSÜNÜ LONDRA'DA İMZALAMIŞTIR.

1949 AĞUSTOSUNDA AKDETTİĞİ İLK TOPLANTISINDA VEKİLLER KOMİTESİ YUNANİSTAN, İZLANDA VE TÜRKİYE'Yİ BU ON MEMLEKETE KATILMAYA DAVET ETTİ. BU DAVETİ DERHAL MÜSPET KARŞILAYAN YUNANİSTAN İLE TÜRKİYE , GEREK VEKİLLER KOMİTESİNİN GEREKSE İŞTİGARE MECLİSİNİN İLK OTURUMLARINA TEMSİLCİLER GÖNDERDİLER.

....AVRUPA KONSEYİ'NİN GİDERLERİNİN YÜZDE ONUNU TÜRKİYE KARŞILIYOR....

BÜTÇESİ:

ÜYE MEMLEKETLERİN HALİ HAZIRDA KABUL EDİLEN İŞTİRAK PAYLARI ŞÖYLEDİR.

FRANSA ........... 17.73
FEDERAL ALMANYA......17.73
İTALYA................17.73
İNGİLTERE.........17.73
TÜRKİYE..............9.06
HOLLANDA
BELÇİKA 
YUNANİSTAN
İSVEÇ



1949 YILINDA AVRUPA KONSEYİ İLE İLİŞKİLERİMİZ BAŞLADI, ŞUAN ÜZERİNDEN 60 YILA YAKIN 58 YIL GEÇTİ, OSMANLI 1856 YILINDA AVRUPA BİRLİĞİNE GİRDİ 1918'TE TARİHTEN SİLİNDİ....

TÜRKİYE'NİN KAÇ YILI KALMIŞ?

BU AVRUPA ÖYLE BİR MERET Kİ , İÇİNE ALDIĞI TÜRK'Ü YETMİŞ YILDA BİTİRİYOR...

AMA KENDİ KALIYOR...


Osmanlı 1856 yılında Avrupa Birliğine girmişti.

Napolyon Avrupa'yı kan ve ateşe boğmuş , Avrupa Devletleri Fransa'yı ancak birleştirerek durdurabilmişti. İngiltere, Avusturya, Rusya ve Prusya 1814'te Fransa yüzünden bozulan Avrupa dengesini yeniden kurmak üzere Viyana Kongresi düzenleyip Avrupa Korosu adını verdikleri bir birlik oluşturdular, bu birlik düşmanları Fransa'yı bile aralarına çağrırken Osmanlı Devleti'ni Avrupa Korosuna almamışlardı.

O yıllarda Avrupa basınında yer alan ve Avrupa Birliğinin ilk temelleri sayılan bu birliğe ait karikatürler Osmanlı Devletini kör ve topal bir zavallı olarak ilan ediyordu.

1838 Balta Limanı Antlaşmasıyla Gümrük Egemenliğini İngiltere'ye terk eden Osmanlı yine Avrupa Devletler Konseyi'ne girememişti.

1839'da tahta çıkan Abdülmecid 1839 Tanzimat Fermanını yayınlamış ve başta İngiltere olmak üzere Avrupa Devletlerinin tüm isteklerini anayasal güvence altına almıştır.

Abdülmecid'in tüm isteği Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını ve toprak bütünlüğünü güvence altına almaktı, hem de Avrupa Devletler Konseyinde.

Abdülmecid, Avrupa Devletleri isteği üzerine Rusya'ya savaş açar. Osmanlı donanması Sinop'ta Rusların baskınıyla yenilir ve bu yenilginin ardından "Senin için öldüler Avrupa" diye bir de madalya bastırır.

15 Mayıs 1854 Rusya yayılmasını durdurmak üzere bu sefer Bulgaristan, Osmanlı ordusu Rus ordusunu yener. Abdülmecid bu sefer de "Senin için savaştık senin için yendik Avrupa" diye bir madalya bastırır. Bütün Avrupa Devletlerine dağıtır.

Bu çabaların sonucu olarak Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün Avrupa Devletleri tarafından koruyan ve Osmanlıyı bir Avrupa Devletler Konseyi üyesi olarak tanımlayan Paris Barış Antlaşması 30 Mart 1856'te imzalanır.

Osmanlıyı Avrupa Devletler Konseyine üye yapan Paris Barış Antlaşmasıyla , ilgili ülkelerin devlet başkanları tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmiş, konsey üyelerini bir arada gösteren resim tarihe not düşmüştü.


Osmanlı Türkiye'den önce Avrupa Birliği üyesi olmuştu ama ne pahasına...


BEDELİNİ BU MİLLET ÇOK ACI ÖDEDİ....



BU TARİHSEL OLAYLARI OKULLARDA OKUTMAZLAR, OKUTULMASINA İZİN VERMEZLER
ZATEN BU YÜZDEN TARİH TEKERRÜR EDİYOR....











27 Haziran 2014 Cuma

Türkiye'nin Siyasi İntiharı, Yeni-Osmanlı Tuzağı







1990 SONRASI TEK KUTUPLU DÜNYADA DİN ÜZERİNDEN EMPERYALİST OYUNLAR VE YENİ OSMANLICILIK


Kasım 1989'da Sovyetler'in başını çektiği sosyalist bloku ve iki kabadayılı dünyayı simgeleyen Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Bush ve Gorbaçov 2-3 Aralık 1989'ta Malta'da buluşarak Soğuk Savaş'ın sona erdiğini duyurmuşlardı.


Sovyetler'in çöküşünden sonra gözler Ortadoğu İslam Arap ülkelerinden Orta Asya'ya Sovyetler'deki Türk Cumhuriyetlerine dikilmiş, Amerika Fethullah Gülen takımını hemen Orta Asya'da okullar açmakla görevlendirmiş, kendisi de 16 Ocak 1991'de Yeni Dünya Düzeni çığlıkları atarak Irak'ın üzerine çullanmıştı.


1.Körfez Savaşı, Türkiye'de artık dünyanın değiştiğini, Soğuk Savaş dönemi politikalarının sona erdiği, Amerika'nın Sovyetler varken komünizme karşı gerek duyduğu İslamlaştırma ve Osmanlaştırmanın bundan böyle dayatılmayacağı yargısına yo laçtı. Öyleyse Osmanlıcılığı bırakmak, dört elle laikliğe sarılmak gerekiyordu.


1.Körfez Savaşı başladıktan bir ay sonra, Şubat 1991'de Amerikan beslemesi Osmanlıcılar, İslamcılar ve Türk-İslam Sentezcileri kendilerini "işten atılmış" duyumsadılar. Çünkü devlet sarığı fesi bir yana atmış telaşla frak giyiyordu. Nokta dergisinin 24 Şubat 1991 tarihli kapağı şöyleydi:


"Nereden çıktı bu laiklik?"


Sorunun yanıtı kolaydı: 1945'ten sonra İslamcılık nasıl Amerikan isteğiyle parlatılmışsa, 1991'de Laiklik yine Amerikan isteği sanılarak üstelik daha bir gün önce İslamcı Osmanlıcı Eyaletçi girişimlerde bulunan Amerikancı Özal tarafından yanılgı anlaşılıncaya dek parlatılacaktı. Dergi, olayı en ince ayrıntısına dek şöyle veriyordu :


Gündeme dış politikayla bağlantılı olarak laiklik getirildi. Yurt dışı temsilciliklere yazılar gönderilip "laik Türkiye tanıtımı" isteniyor.


İslamcılığın körüklendiği 1980'li yıllar geride kaldı. 1991'lı yılların modası laiklik! Hiç değilse laikmiş gibi yapmak. İyi de nereden çıktı bu laiklik?


Bundan (24 Şubat 1991) yaklaşık bir ay kadar önce (Aralık 1989-Ocak 1990 Gorbaçov'la Bush'un Malta'da bir araya gelip "Soğuk Savaş bitti" dedikleri günlerde) Dışişleri Bakanlığı dünyanın hemen her ülkesindeki büyükelçiliklerimize "hizmete özel" bir yazı gönderdi.


Yazıda "Türkiye'nin laik bir ülke olarak tanıtılması için yapılabilecekler" konusunda rapor, görüş isteniyordu. Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin laik atağının ilk sinyallerini veriyordu. Bu yazı üzerine büyükelçilikte kollar sıvanıyor, bir anda "Laik Türkiye kampanyası" için hazırlıklar başlatılıyordu. 


Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili Nokta'nın bu yazıya ilişkin sorularını hayretle karşılıyordu: "Nereden duydunuz bunu?.


Aradan da , adının açıklanmaması kaydıyla şunları anlatıyordu: 


"Evet, yukarıdan (Cumhurbaşkanı Özal'dan) gelen bir istekle hazırlandı yazı. Daha çok Avrupa ülkelerine ve Birleşik Amerika'ya yönelik bir istek. Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu, üstelik bölgedeki tek laik ülke olduğunu bu ülkelere anlatmak amaçlanıyor. Laiklik kozu, Türkiye'nin dış politikada önemli bir kozu olacak."


Laiklik atağı konusunda ikinci açık sinyal, Özal'ın Şubat ayında Davos'ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu'na uydu aracılığıyla gönderdiği mesaj oldu . Özal : "Türkiye serbest Pazar ekonomisi uygulanan laik bir devlet olarak model teşkil edebilir." diyordu.


Bu arada özellikle İstanbul'da gözlerden kaçan ilginç bir gelişme yaşanıyordu son günlerde. Radikal İslamcılar, polis tarafından üçer beşer toplanıp gözaltına alınıyordu. AK Doğuş ve İBDA yayınlarının yöneticileriyle Kıvam Hukuk Bürosu'nun yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişi gözaltına alınmış, işin ilginç yanı bunların avukatlarıyla görüşmelerine de izin verilmemişti.


Devlet şimdi laiklik istiyor. Bütün bunlar yakın gelecekteki gündeminde laiklik olacağının açık göstergeleri.


Aytunç Altındal : "Körfes Savaşı ve sosyalist ülkelerin kriz içine sürüklendikleri çağımızda, Türkiye'nin laik rolü ve konumu, ...onu istese de istemese de artık hayatın her alanında rasyonel fikir üretmeye yöneltecektir." diyor.


Abdurrahman Dilipak Nokta'ya şu yorumu yapıyor : "Türkiye Laiklik diye yeni bir dinin truva atı. Amerika'nın ilahlığına dayanan yeni bir din."


Türkiye'nin yeni rolü konusunda ortaklık toz dumana boğulacak. Özal, Türkiye'nin direksiyonunu laikliğe doğru kırarken, 'kurtuluşu İslamiyette bulanlar' bu role var güçleriyle karşı koyacaklar. ANAP içindeki İslamcılar laiklik atağına karşı çıkıyorlar. Özal, laiklik atağında inandırıcı bulunmuyor. Bugün Amerika'nın Ortadoğu'daki temsilcisi olabilmek, Avrupa topluluğuna girebilmek için laikliğe soyunan Özal'ın yarın dengeler değişince 'tek yol hak dini İslam' demeyeceğini kimse garanti edemiyor.


Abdurrahman Dilipak ise bu konuya şöyle yaklaşıyor : "ANAP için herşey konjöktüreldir. İman, vatan, millet, Sakarya ya da Sümerbank..."


Derginin laikliğe dönüş atağı konusunda söyleşi yaptığı iki yazardan biri Abdurrahman Dilipak, diğeri Aytunç Altındal'dı. Çünkü her ikisi de uzunca bir süredir Laikliğe karşı Osmanlı Sekülerizmi dedikleri laikliğin içini boşaltan bir kavramı savunuyorlardı yazılarında.


Dilipak, çok doğru olarak laikliğe yönelişin konjöktürel yani iki kutuplu dünyada Amerika öyle istedi diye başladığını, Amerika yarın bundan dönerse laikliğe dönüşün de biteceğini söylüyordu ki, öyle olacaktı gerçekten.


Aytunç Altındal ise, Özal'la birlikte laiklik atağına katılmış, laikliği savunmaya başlamıştı.


Nokta dergisinin bu sayısında kendisine bir sayfa ayrılan Altındal, 'laiklik atağı'nı olumlayarak şöyle diyordu:


"Önümüzdeki yıllarda Avrupa'da en çok tartışılacak olan konu, hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, dinsel gericilik ve laiklik olacaktır. (Kabaran gericiliğe karşı) Avrupalı hükümetler bütçelerine sekülarizmin / laikliğin araştırılması ve geliştirilmesi için fonlar eklemekle meşguller. Türkiye laikleşme yolunda akılcı bir programla uluslar arası arenaya çıkmalıdır."



Yıllar boyu Türkiye'nin Kemalist laikliği bırakıp Osmanlı'ya dönmesini ve Hilafeti kurmasını savunan Altındal, Soveytler çöker çökmez laikliğe sarılıyordu. İslamcılığı ve Osmanlılaşmayı yalnızca Soveytler'i güneyden kuşatmak için zorunlu sanıp, Sovyetler yıkılınca Osmanlılaşmanın, İslamcılığın biteceğini düşünen Engin Ardıç da Sovyetler yıkılır yıkılmaz şöyle yazıyordu köşesinde :



Dincilerin Hüzünlü Çelişkisi


"Sovyet komünist imparatorluğuna karşı stratejik olarak oluşturmaya çalıştığı "yeşil kuşak" girişiminden vazgeçti Amerika....Gerek kalmadı, çünkü komünizm bitti, Sovyet imparatorluğu da dağılma sürecinde."


Bu ortamda Altındal'ın "laiklik atağı" 1992'nin son aylarına dek sürecek, 3 Temmuz 1992 günlü Milliyet gazetesinde yayımlanan bir yazı dizisinde "laiklik atağı"nı Türkiye'ye laiklik konferansı düzenleme önerilerine dek tırmandırarak şöyle diyecekti:


"Türkiye hiç vakit kaybetmeden, bir uluslararası laiklik konferansı düzenleyebilir."


Yeni uluslar arası koşullarda , tek kutuplu dünyada Amerika'nın Osmanlıcılığı İslamcılığı desteklemeyeceğini düşünerek laikliğe dönüş yapan Osmanlıcılar yanılıyordu. Amerika'nın Türkiye'ye verdiği Osmanlılaşma görevi 1945'ten bu yana "Sovyetleri yıkmak için gereklidir" diye sunulmuşsa da gerçeğin bu olmadığı kısa süre sonra Amerika'nın Türkiye'ye yeniden İslamlaşma dayatmaya başlamasıyla anlaşılacak ve Altındal da tıpkı Özal ve çevresi gibi, yeniden Osmanlıcı Hilafetçi söyleme dönecekti.



Osmanlı geliyor! Ecdat geliyor!


1992 sonunda Türkiye'de yeniden Osmanlıcı rüzgarlar esiyor, kaçak olduğu İngiltere'den dönen Kadir Mısıroğlu'nun Osmanlıcı demeçleri 5 Eylül 1992'de Hürriyet gibi çok satışlı gazetelerde veriliyordu.


Kadir Mısıroğlu ; "Fesi Türkiye Cumhuriyeti'ne ve devrimlerine isyanı temsil ettiği için takıyorum. Kemal'in devrimleri ters yüz edilmeli. Osmanlı geliyor! Ecdat geliyor!" diyordu.


Soğuk Savaş bitmişti ama, Amerika'nın Türkiye'den Osmanlıcılığı bırakıp laikliğe sarılması beklediği yoktu, bu yalnızca Türkiye'nin bir sanısı ve derin yanılgısıydı.



1990 : ABD,PKK'ya İslamcılık öneriyor.


Özal'ın laiklik atağı başlattığı günlerde Ufuk Güldemir'in 6 Şubat 1990 günü Cumhuriyet'te yayımlanan haberinde , CIA'nın yan kuruluşu olan RAND Corporation, PKK'ya Marksizm'i bırakın İslam'a yönelin öğüdünü veriyordu:


"Eğer militan Kürt grupları Marksizm yerine İslami ideolojiyi bayrak yaparlarsa, Kürtleri devlete karşı mobilize etme şansları yüksektir."


Güldemir'in bu hhaberini yorumlayan Uğur Mumcu'ya göre :"Ankara'daki eski CIA istasyon şefi Paul Henze'nin de çalıştığı "Rand Corporation", tüm İslamcı akımların Amerikan çıkarına hizmet etmesi için izlemesi gereken yolları da öneriyor" du.



PKK, ABD'nin İslamcılık Önerisine Sarılıyor


Gerçekten de PKK, CIA'nın "Marksizmi bırakın İslamcı motifler kullanın ki sizi destekleyelim" öğüdünü bir ay gibi kısacık süre sonra benimsiyordu:


"Son zamanlarda Kürt örgütleri, din duygularını ve dince kutsal kavramları da kullanmaya başladılar. Kürtçülüğü kitle tabanı sağlamak isteyen ayrımcılar, şimdi de silahına da sarılıyorlar."



1990: ABD, Kuzey Kıbrıs'ta İslam Üniversitesi Kurduruyor


Özal "laiklik atağı" başlata dursun, Amerika, Güneş gazetesinde yayımlanan 28 Şubat 1990 günlü habere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında Suudi Rabıta örgütü - American Cornelle Üniversitesi işbirliğiyle bir "İslam Üniversitesi" kurulmasına çalışıyordu.



1991 : ABD Körfez Savaşı'yla Kürdistan Kurmaya Başlıyor.


Aynı günlerde bir tokat daha geldi Amerika'dan. Güneri Civaoğlu, Körfez Savaşı sırasında Amerika'lı bir yarbayla yaptığı söyleşiyi yayımladı:


"Amerikalı yarbay ile dev Ortadoğu haritasının önündeyiz. Sağ elini avuç için Musul / Kerkük vilayeti olan alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle kelimelri tane tane seçerek anlatıyor:


- İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek, Saddam çökmüş oalcak. Yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun boşluk doğacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Türkiye'den toprak isterler.


Ona anımsatıyorum. Türkiye bunu kabul etmeyeceyeceğini açıklamış bulunuyor. 


Amerikalı yarbay, "O zaman çarpışacaksınız" diyor.


Soruyorum : Türkiye'nin düzenli orduları, silahları, topları, füzeleri var. Böyle büyük bir güce nasıl karşı koyarlar?


Amerikalı yarbayın verdiği yanıt düşündürücüdür:


- Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerin de yakında silahları olacak. Saddam'ın bıraktığı silahlar onlara kalıyor. Belki Türkiye'de sizinkilerden bile ileri silahları olacak."



ABD, Ermeni Soykırımını Kongre'ye Getiriyor


Amerika bir yandan PKK'yı İslamcı çizgiye çağırıyor, bir yandan Kuzey Irak'ta Türkiye'den toprak isteyecek bir Kürt devleti kurdurmaya çalışıyor, bir yandan Kıbrıs'ta Suudi parasıyla Amerikan üniversitesi kurduruyor, bir yandan da Ermeni soykırımı tasarısını kongrede oya sunuyordu. 


Ortadoğu yeniden cadı kazanına dönmüştü.


Soğuk Savaş'ın sona ermesi Amerika'yı Soğuk Savaş boyunca uyguladığı Ortadoğu'yu etnik ve mezhepsel eyaletlere bölüp din temelinde ve kendi güdümünde bir federasyon çatısı altında birleştirme stratejisinden uzaklaştırmadığı gibi, tersine bu stratejiyi daha da ödünsüz biçimde uygulamaya yöneltmişti.



Sovyetlerin yayılmasına set çekmek, onun yıkılışını sağlamak için gereklidir denilen Ortadoğu birliğinin, Osmanlılaştırmanın, Sovyetler yıkılır yıkılmaz daha güçlü bir biçimde savunulmaya başlanması düşündürücüydü.


Demek ki, Sovyet korkusu Osmanlıcılık üretiminde yalnızca bir bahaneydi. Amerika Türkiye'yi Sovyet korkusu olmasa da Osmanlılaşmayı dayatacaktı.


Özal'ın önerdiği, Yahudi-Hıristiyan Birliği'nin mirasçısı ve lideri Amerika'nın 1960'lardan bu yana dayattığı Türk-Kürt federasyonuydu.


George Bush, 1992 yılında ABD Başkanlık seçimlerinde yaptığı konuşmalarda , sık sık kendilerinin dinsel inançlarla donanmış bir parti olduklarını vurgulayarak : " Biz,...dini inançlara sahip bir partiyiz. Ülkemizi Yahudi-Hıristiyan Birliği'nin tek mirasçısı ve lideri olarak ayakta tutmaya kararlıyız" diyordu.


Demek ki, 1945'ten bu yana Türkiye'yi Ortadoğu İslam Birliği Önderliği'ne, Osmanlıcılığa, İslamcılığa yöneltenler, Türk-Kürt federasyonuna sürükleyenler, PKK'ya İslamcılık önerenler, Yahudi-Hıristiyan Birliği mirasçıları ve liderleriydi.



CIA Ajanı Paul Henze:


"Atatürkçülük öldü: Nakşiler, Nurcular İlericidir"


Ahmet Taner Kışlalı, 30.11.1997 günlü Cumhuriyet'te yayımlanan "Batı cephesinde Yeni Bir Şey Yok; Ama Bizde Var" başlıklı yazısında şöyle diyordu:


" CIA istasyon şefi Paul Henze'nin - Türkiye ile ilgili - 1993 raporunda şu savlar savunuluyor:


-Atatürk ilkeleri, yeni dünya düzeni ile birlikte ölmüştür. Aydınların, imam-hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen kökten dincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. Nurcular ilericidir. Nakşibendiler geriye dönük değildir.


CIA güdümündeki bazı Amerikan bilim adamları buyuruyorlar: 


- Türkiye'nin Yeni Dünya Düzeni içindeki yeri Ilımlı İslamdır. Kemalizmi bırakmalıdır. Batı'nın çıkarı Türkiye'nin Batı ile değil, Ilımlı İslamla bütünleşmesindedir."





Türkiye'nin Siyasi İntiharı, Yeni-Osmanlı Tuzağı
Cengiz Özakıncı



» “Hilafet Kaldırılmamıştır. Osmanlı Milletler Topluluğu Kurulmalı.”
» 1808-1918 arası Osmanlı’yı çökerten politikalar 1938′den günümüze aynen uygulanıyor mu?
» Abdülmecid niçin “Senin İçin Öldük Avrupa!” yazılı madalyalar bastırıp dağıtıyordu?
» Osmanlı 1856 yılında o dönemin Avrupa Birliği demek olan Europeen Concert’e tam üye olduktan sonra nasıl adım adım çöküşe sürüklendi?
» Avrupa Devletler Birliği’ne üye olmak uğruna Garter Haçlı Şövalyeleri Tarikatı’na üye edilen Osmanlı padişahları kimlerdi?
» İslam’ın koruyucusu ilan edilen Alman İmparatoru II. Wilhelm, Müslüman ve Hacı mıydı?
» Osmanlı’nın son Genelkurmay Başkanları Alman mıydı?
» Mustafa Kemal’e sandıklarla altın rüşvet teklif eden yabancılar kimlerdi?
» Mehmet Akif Ersoy Hıristiyan Almanya’yı Osmanlı’nın kurtarıcısı ve İslam’ın güneşi olarak mı görüyordu?
» 5.000.000 Alman altını karşılığında Cihad ilan edenler kimler?
» Alman Malı Cihat Fetvası’nı imzalayan Said-i Nursi ne zaman Almanya’ya kaçtı?
» Hıristiyan parasıyla, Hıristiyan komutası altında İslam Cihadı olur mu?
» Hitler, gerçek adı Haydar Ebu Ali olan bir Müslüman mıydı?
» Kimler Mussolini’yi Musa Nili adıyla Müslüman yaptı?
» Said-i Nursi 1957′de hangi tugay camisinin temelini attı?
» 1915′te Çanakkale’ye çıkartma yapan düşman birliklerinde yer alan Siyonistler kimlerdi?
» Siyonistler 1917′de Filistin’de Osmanlı’ya karşı savaştı mı?
» Kafkaslar ve Balkanlar’daki Müslüman Türkleri Hitler’in ordusuna katıp savaşa süren Müftü kimdi?
» “Dinler Arası Diyalog”u başlatan Hitler mi?
» Evangelist – Hitler İşbirliğini gerçekleştiren “dinler arası diyalogçu” Rahip kimdi?
» “Dinler Arası Diyalog” 1945′te İsviçre’de hangi Şato’dan örgütlendi?
» Hangi tarikat Şeyhi 1945′te Eski Hitlerci Evangelist rahiple “Dinler Arası Diyalog” başlattı?
» Amerika Hitler stratejilerinin varisi mi?
» Hitler Amerikan ajanı mıydı?
» Yeni-Osmanlı Düzeni öneren Büyük Ortadoğu Projesi NAZİ ürünü mü?
» Amerikan Scientology Tarikatı’nın Türkiye uzantısı 1952′de kimler tarafından kuruldu?
» Amerikan Başkanı Roosevelt’i mürit ve Amerika’yı Mesih ilan eden hangi Osmanlıcı tarikattı?
» Hangi Tarikat Atatürkçülükten dönme ünlü bir şairi Hz. Muhammed’den sonra gelen yeni Peygamber olarak ilan etti?
» 1949′da peygamber ilan edilen ünlü Atatürkçü Şair’in Allah’tan gelmiş vahyler olarak ilan edilen kitabı neydi?
» Türkiye’ye Osmanlı düzenine dönüş ve Ortadoğu İslam Federasyonu kurma görevini 1950′de Amerika ve NATO mu verdi?
» Necip Fazıl Kısakürek Osmanlıcı olmadan önce Atatürk’ü öven ve irticayı yılan olarak niteleyen yazılar yazdı mı?
» Fethullah Gülen’in “Işık Evi” deyimini ilk kez Amerikan Board Protestan Misyonerleri mi kullandı?
» Osmanlıcı Nurcuların tasavvuf kitaplarını 1970′lerde Protestan Misyonerler mi yayımlıyordu?
» Osmanlıcı Siyonistler kimler?
» Hangi Osmanlıcı Cumhurbaşkanı Türk-Yunan Federasyonu önerdi?
» Turgut Özal, 17 yıldır Türkçe’ye çevrilmeyen Fransızca kitabında Türklük için neler söylüyor?
» Hilafet isteyen ABD Başkanı kim?
» Demirel 1965′de Türk-Kürt Federasyonu istedi mi?
» Eyalet düzenini öven mozaikçi Atatürkçü kim?
» İsmail Cem Osmanlıcı mı?
» İşgalci ABD Irak’ta Osmanlı düzeni mi kuruyor?
» Türkiye Osmanlıcılık yapmak üzere IMF ve Dünya Bankası tarafından Amerika için satın mı alındı?
» Atatürk Hilafetçi miydi?
» Marksist Hilafetçilik ve Marksist Osmanlıcılık hangi koşullarda nasıl doğdu?
» Hangi Siyonist Osmanlıcı Amerikalı Türkiye’de tekke açtı?
» 1956′da Amerikan ajanları Eski Almancı Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarıyla Osmanlı-İslam Birliği hakkında neler görüştü?
» Osmanlıcı Kürtçülüğün tohumları 1945′te Amerikalı uzmanlar tarafından mı atıldı?
» ABD ve NATO 1945′ten sonra Güneydoğu’nun kalkınmasını nasıl önledi?
» NATO Savunma haritalarında yer almayan Güneydoğu, ABD için “Fulda Boşluğu” muydu?
» 12 Eylül’ün derin misyonunda Türkiye’yi Osmanlı’ya döndürmek ve federasyona götürmek mi vardı?
» İstanbul Başkentli Yakındoğu Federasyonu kimlerin önerisi?
» Türkiye Federal Cumhuriyeti ve İstanbul Federe Devleti nereden çıktı?
» Usame Bin Ladin ve Abdullah Öcalan niçin Osmanlıcılığı övüyorlar?
» Siyonistler neden Osmanlıcı?
» Küresel bölücülüğün Türkiye’deki adı Yeni-Osmanlıcılık mı?
» Amerika’dan dönen Osmanlı tahtının varisleri seçimler yoluyla iktidara gelmeye mi hazırlanıyor?
» Hangi olaylar Amerikan Osmanlıcığının maskesini düşürdü?
» Atatürk Hilafeti vasiyet etti mi?
» Osmanlıcıların 81 ilimizi 81 eyalete dönüştürme çabalarının temelleri 12 Eylül’de mi atıldı?
» Atatürk’ün yazdırdığı Osmanlı tarihi neden okullardan kaldırıldı?
» Luther Osmanlı için ne dedi?
» Amerika neden Türkiye Osmanlı’ya dönmeli, İslam’ın lideri olmalı diyor?
» İngiltere Başbakanı Tony Blair Kur’an Hafızı mı?
» İngiltere Veliahtı’nın gizli Müslüman adı Hüseyin Charles mı?
» Prens Charles ve İngiliz Kraliyet Ailesi’nin erkekleri sünnetli, Müslüman ve Nakşi mi?
» İngiliz Kraliyet Ailesi, Peygamberimizin soyundan mı geliyor?
» Başbakan’ın Amerika’da Edelman’la birlikte görüştüğü Osmanlıcı Nakşi Şeyhi kim?
» Amerika ve İngiltere bu Nakşi Şeyhi hangi amaçlarla nasıl kullanıyor?
» Altmış Yıldır Osmanlı-Türkiye Savaşı’nda mıyız?


......



Geçmişte ve yaşadığımız dönemdeki olayların ; Eğitimin içinin boşaltılarak dinleştirilmesi, siyasette iç ve dıştaki tutumlar, yasaların değiştirilmesi , kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edilmesi ve Bayramların, Atatürk İlke ve İnkilaplarının, Kurtuluş Savaşımızın, Türk Tarihinin bir çöp gibi kenara atılması ;  bunların hiçbiri "TESADÜF" değil,  "AKIL TUTULMASI" dan sıyrılın.




Mutlaka okuyun, önerin okusunlar.
Saygılar
SB.



*Kitabından alıntılandığım için Cengiz Özakıncı Bey'in affına sığınıyorum.





YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM !
____________________








________________________________

DÜŞMANIM , 
DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR 
BEN DE ONUN 
AMANSIZ DÜŞMANIYIM


M.KEMAL ATATÜRK 
(1881 - 193∞)

______________________________________