Translate

Mustafa Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2014 Cumartesi

INDEPENDENCE WAR; AFTER WWI AND GALLIPOLI (ÇANAKKALE)







After the Armistice of Mondoros, the countries that had signed the agreement did not consider it necessary to abide by its terms. Under various pretexts the navies and the armies of the Entente (France, Britain and Italy ) occupied Istanbul, while the province of Adana was occupied by the French, and the British occupied Urfa and Maraş. In addition, British soldiers were in Merzifon and Samsun, and Italian soldiers were in Antalya and Konya. On the 15th of May 1919 the Greek Army landed in Izmir in accordance with the Allied powers. 

The Turkish War of Independence began under these difficult conditions on the 19th of May 1919 when Mustafa Kemal landed in Samsun. It is after this date, which marks the beginning of the Turkish War of Independence, that a national resistance arose across Anatolia. Mustafa Kemal  became the leader of the national struggle movement which quickly grew in strength. Once the congresses in Erzurum and Sivas were held in the summer of 1919, the objectives of the national pact were declared.

When foreign armies occupied Istanbul on the 23rd of April 1920, Mustafa Kemal inaugurated the Turkish Grand National Assembly and established a provisional new government whose center was Ankara. On the same day, Mustafa Kemal was elected President of the Grand National Assembly. The Greeks started to advance towards Bursa and Eskişehir. On the 10th of January 1921, the enemy forces were heavily defeated by the Commander of the Western Front, Colonel Ismet and his troops. On the 10th of July 1921, the Greeks launched a frontal attack with five divisions on Sakarya. 

After the great battle of Sakarya, from the 23rd of August to the 13th of September, the Greek Army was defeated. After the battle, the Grand National Assembly gave Mustafa Kemal the titles of Ghazi and Marshal. Mustafa Kemal, who was determined to drive the foreign occupiers out, ordered a decisive attack which was launched on the 26th of August 1922.  Enemy forces were surrounded, killed or captured on the 30th of August at Dumlupınar, and by the 9th of September 1922 the fleeing enemy forces were defeated in Izmir.

On the 24th of July 1923, with the signing of the Treaty of Lausanne (Lozan Antlaşması ) the independence of the new Turkish state was internationally recognized. On the 29th of October 1923, Atatürk declared the new Turkish state a Republic.

Turkish Serie "Karayılan", is about the invasion of Antep (Today Gaziantep), first  by British, one year later by French military...So began the defense of Antep....
6000 Turkish citizens, mostly civilians, were killed....
Turkish Grand National Assembly gave in 1921 March "Gazi-Veterans" title to Antep - Gazi-Antep.
After a treaty has taken , French military left Gaziantep on 25 December 1921.
This is a small part of the Independence war of Turkish people during the war......



We remember our martyrs....
SB



Karayılan with English Subtitle



Photo:
14 MARTYRS  :
14 children from Gaziantep between 12-14 years, their hands tied behind, on their knees, an shot to dead by French soldiers. 
ŞAHİNBEY :
DEFENCE OF ANTEP:




30 Ekim 1918´de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak amacıyla harekete geçerken, 17 Aralık 1918´de İngilizler Antep´e girmiştir. Bir yıl süren bu işgale Fransızlar tepki göstermiş, 1918 Eylül´ünde yapılan İngilizlerin Musul üzerindeki “Nezaret Hakkı” ndan vazgeçmeleri ile önce Suriye daha sonra Antep, Urfa ve Maraş boşaltılmıştır.

Bunun ardından Fransızlar 29 Ekim 1919´da Kilis´i, 5 Kasım 1919´da Antep´i işgal ettiler. 1920 yılının başında ise ünlü Antep Savunması başlamış oldu. 1 Nisan 1920´de başlayan Gaziantep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 6.000 Antepli şehit olmuştur. 

Bu olağanüstü savunma sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihli toplantısında Antep´e "Gazi" ünvanını vermiştir. 15 Mart 1921 tarihinde Londra´da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevrelerinin Türklere geri verilmesi hususunda mutabakat sağlamıştır. Nitekim bu antlaşma Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921´de son Fransız askeri Antep´ten ayrılmıştır.





ŞAHİNBEY (Mehmet Sait)

Şahinbey, 1877 yılında Gaziantep’te, Bostancı Mahallesi 55 numaralı evde dünyaya gelmiştir. Milli Mücadele yıllarında büyük yararlılıklar gösteren ve etrafına adeta ışık olmuş bir kahramandır. Asıl adı Mehmet Sait’tir. ‘Şahinbey’, yöre insanının kendinse verdiği takma adıdır.

Şahinbey, Sina cephesinde çarpışmış, gösterdiği başarılardan ötürü terfi ettirilmiş ve döndüğünde Memleketi olan Gaziantep’in Nizip ilçesine Askerlik Şube Başkanı olarak atanmıştır. Gaziantep’in işgal edilmek istenmesi üzerine, Ayıntap Heyet-i Merkeziye’ye müracaat eden Şahinbey, düşmanın şehre giriş istikametinde bulunan cephelerde görevlendirilmiştir.

Şahinbey, Gaziantep’i işgal etmek isteyen Fransızlara engel olabilmek amacıyla, düşmanın şehre geliş istikameti olan Kilis yönünde üç müdafaa hattı kurmuştur. Yanına, yerel Kuvay-ı Milliye Teşkilatı’ndan aldığı yaklaşık 200 kişilik birlikle, direnişi örgütlemiş ve Fransız Kuvvetlerinin, şehre girmesini uzun süre engelleyebilmiştir.

Fransız Kuvvetleri Birliği, yaklaşık olarak 8000 piyade, 200 süvari, 4 tank, 1 batarya top, 16 ağır makineli tüfek ve çok sayıda otomatik tüfekten oluşmasına karşın, Şahinbey ve arkadaşlarından oluşan yaklaşık 200 kişilik Kuvay-ı Milliye kahramanları karşısında, bir adım bile ilerleyemeden, çakılıp kalmıştır.

Ancak, Fransızlar güçlerini bir şekilde aldıkları takviyelerle artırarak yüklendikçe, çetin çarpışmalar meydana gelmiştir. Çarpışmalar neticesinde, büyük kayıplar veren Şahinbey ve arkadaşları, sonunda 87 kişi kalmışlardır. Bu durumda bile, çarpışmalardan vazgeçmeyen Şahinbey, o dönemde Gaziantep için son müdafaa hattı olan Kilis tarafından girişte bulunan Elmalı köyü civarındaki çarpışmalarda 86 arkadaşını daha yitirmiş ve tek başına kalmıştır.

Şehit olmadan önce;
‘Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde şehit kanı karışmıştır. Bize; Namus, Din ve Bağımsızlık için ölüme atılmak, Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Bir an evvel topraklarımızdan defolup gidin. Yoksa kıyarız canınıza. Eğer, düşman buradan geçerse; Ben Antep’e ne yüzle dönerim, düşman ancak benim cesedimi çiğner de öyle girer Şehir'e’ ifadelerini söylediği dilden dile dolaşır.

Gerçekten de öyle olmuştur. Tek başına kalan ve cephanesi biten Şahinbey, Elmalı köprüsünü terk etmemiş, çarpışmaya yumruklarıyla devam etmiştir. Fransız Kuvvetleri, savaş adap ve ahlakına yakışmayan insanlık dışı hareketlerde bulunarak; Şahinbey’in üzerine adeta çullanmışlardır.

Şahinbey, yüzlerce süngü ile delik deşik edilerek, köprü başında şehitlik mertebesine yücelmiştir. Acı haber şehre tez zamanda ulaşmıştır. Şahinbey’in naaşını, yörenin diğer bir kahramanı olan Karayılan, kucağında şehre kadar taşımıştır. Bu hüzünlü olay, yöre halkını çok etkilemiş, Şahinbey üzerine ağıtlar yakılmıştır.


Şahin'i sorarsan otuz yaşında,
Süngüyle delindi köprü başında.
Çeteler toplanmış ağlar başında.
Uyan Şahin uyan gör neler oldu.
Sevgili Ayıntab'a Fransızlar doldu.





KARAYILAN (Kürt Mulla)

Karayılan, Atmalı** aşiretinden olup, 1888 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesi, Höcüklü Köyü, Elifler mezrasında doğmuştur. Babası Ermeniler tarafından şehit edilmiş, kendi kendine okuyup yazma öğrenmiş, köyünde imamlık yapmış çok zeki bir yurtseverdir.

I. Dünya Savaşı esnasında, Rus Cephesi’nde savaşmış ve yaralanmıştır. Bu cepheden köyüne dönen Karayılan, yaralarının iyileşmesinin ardından bir müddet sonra, hükümet kuvvetleri ile birlikte katıldığı bir çatışma neticesinde, halkı kırıp geçiren Balyan’lı eşkiya Bozan ağayı vurmuş ve adamlarını darmadağın etmiştir.

Karayılan, Gaziantep’in zor günlerinde, etrafında topladığı arkadaşlarıyla, Karabıyıklı diye bilinen mevkiide, Fransız Kuvvetlerine çok büyük darbeler indirmiştir. Böylelikle de Kuvay-ı Milliye saflarına katılmış, Şahinbey’in de dava ve silah arkadaşlarından birisi olmuştur.

Fransızlara karşı bir çok mücadeleden başarıyla çıkmış olan Karayılan, Elmalı Köyü köprüsünde şehit düşen Şahinbey’in haberini aldıktan sonra büyük bir sarsıntı geçirmiş olmasına karşın, Şahinbey’in cesedini şehrin merkezine kadar kucağında taşımıştır.

Ancak, zaman durma ve Şehitlere ağlama zamanı değildir. Mücadele tüm hızıyla sürdürülmüştür. Karayılan ve silah arkadaşları, amansızca saldıran düşmana karşı bir çok çarpışmaya katılmış, kimisinde yaralanmış, kimisinde ise ölümden döndüğü olmuştur. Ama, hiçbirinde mücadele etmekten yılmamış, çekinmemiştir.

Böylesi mücadelelerden birinde, kendisine verilen Şıhın Dağı (Sarımsak Tepe)’ndaki Fransız Kuvvetlerini geri püskürtme görevini yaparken, şehitlik mertebesine ulaşmıştır.



Karayılan der ki Harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
Nerde düşman varsa orada bitirek,
Vurun ha yiğitler namus günüdür
Nazım Hikmet


CENGİZ ÖNAL





**ATMA / ATMALI AŞİRETİ: 
TÜRKMEN ve 12 oymaklı Kürt boyuna ayrılan Atmalar, Sünnî ve Alevî'dirler... 
İlk kez 1560 yılına ait Malatya tahrir defterinde rastlanmaktadır. Buna göre, birkaç neferden oluşan “Atmalu” cemaati, bir başka cemaatle birlikte, 1560 yılında Malatya’nın ‘Keder Beyt’ nahiyesinde meskundu. En eski ikinci kayıt ise, 1563 yılında Maraş topraklarında Alma Kuşağı Mezraı’nda başkalarıyla birlikte tarımla uğraştıklarını göstermektedir. Üçüncü olarak, Arapgir sancağına ait 1643 tarihli avârız-hâne defterinde Atma adlı köyün, Arapgir sancağının en büyük ya da kalabalık köyü olduğu görülmektedir. Boylar topluluğundan mürekkep bir konfederasyon olduğu anlaşılan Rişvav kabîlesine bağlı olan Atmalar Kurmançca konuşurlar. Harran Ovası'na yerleştirilenlerin Karakeçililer'le akrabalık kurdukları ve onların nesillerinden gelenlerin Atman olarak adlandırıldıkları da bilinmektedir. Atmalılar’ın Osmanlı tahrir defterlerinde bazen Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri), bazen de Ekrad (Kürtler) olarak anılmalarının, Bozok Türkleri’nin Beydili/Begdili boyunun “Kürtler” cemaatinden/aşiretinden olmalarından kaynaklanıyor olması muhtemeldir. Nitekim arşivlerde Beydililer için “Kürt Beğdilisu cemaati” tabirinin kullanıldığı da görülmektedir. (Bilindiği gibi Oğuzlar 12’si Bozok, 12’si de Üçok olmak üzere 24 boydan teşekkül etmekte olup, Beydili Boyu, Kayı Boyu gibi Bozoklar’dandır. Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları gibi beylikler Beydililer tarafından kurulmuştur.) 

Karayılan’ın Atmalılar’dan oluşan çetesi ile Antep’in kurtuluşunda oynadığı rolün yanı sıra, Pazarcıklı Atmalılar’ın reisi Yakup Paşa (Paşo Ağa / Yakup Hamdi Bey) da Maraş’ın savunulması ve kurtuluşu olayında 350 kişi ile yer almıştır. Turgut Özal'da bu aşirettendir....

Karayılan’ın Atmalılar’dan oluşan çetesi ile Antep’in kurtuluşunda oynadığı rolün yanı sıra, Pazarcıklı Atmalılar’ın reisi Yakup Paşa (Paşo Ağa / Yakup Hamdi Bey) da Maraş’ın savunulması ve kurtuluşu olayında 350 kişi ile yer almıştır. Turgut Özal'da bu aşirettendir....

Yani, Kürtlerin büyük bir kısmı TÜRK boylarındandır. Kürt ırkı ya da Milleti yoktur, hepsi Türk boylarındandır, Arap, Ermeni, Yahudi ve Farsilerle karıştıklarından benliklerini kaybetmişlerdir.

EMPERYALİSTLERE VE BÖLÜCÜLERE ALET OLMAYIN!
ATALARINIZA LAİK OLUN!
KENDİNİ BU VATANIN BİR EVLADI OLARAK GÖREN VE 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ KORUYUP KOLLAYAN HERKES BİZDENDİR!
DUY EY BATI...
SB.





14 ŞEHİT ANITI

Şehirdeki Ermeniler, Fransız askerlerine hem yiyecek temin ediyorlar hem çeşitli yalanlarla şehirdeki insanlara saldırtıyorlardı. Beğendikleri evlerin, dükkanların, bağ ve bahçelerin kendilerine ait olduğunu söylüyorlar ve Fransız askerlerinin de desteğini alarak Türklere ait olan bu yerlere sahip olmaya çalışıyorlardı.

Ermeniler o kadar çok ileriye gitmişlerdi ki çocukların silah taşıdıklarını, muhbirlik yaptıklarını ileri sürüyorlardı. Fransız askerleri, yaşları 12-14 arasında değişen 14 çocuğu önce ellerini arkalarından bağlayarak diz çöktürürler ve kurşuna dizerler. Daha sonra hırslarını alamayarak çocuk şehitlerin vücutlarını süngüleyerek delik deşik ederler.

Yapılan bu anıt Fransızlara ve 
onların işbirlikçilerine bir ders olacak niteliktedir.




6 bölümlük Belgesel (Türkçe): 
Kefen Bayraklı Kale - Gaziantep
Şahinbey ve diğer kahramanlarımız....





‘Ben Gazianteplilerin nasıl gözlerinden öpmem ki;
Onlar Gaziantep'i kurtardıkları gibi, Türkiye'yi de kurtardılar’ 

Mustafa Kemal ATATÜRK






Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. 
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! 
Kükremiş Sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. 
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. 
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. 
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar...

















29 Ekim 2014 Çarşamba

30 Ağustos 2014 Cumartesi

30 AĞUSTOS - ÇİFTE ZAFER











30 Ağustos Zaferi 
Gerçekte  Çifte Zaferdir


Kimi zaman kişiler, nedendir bilinmez, bir duraksama geçirirler. İnsanın kimi zaman tıkandığı anlar olur. Duraksar. Bir belirsizlik çöker. Umutla umutsuzluk arasında bir noktadır bu... 

Seksenbeş yıl önce 1922 yılı Ağustos ayına gelindiğinde Türkiye böylesi bir durumla karşı karşıyaydı:

“Bu işin sonu ne olacak?” ya da

“Ne olacaksa olsun!”

“Fırtına öncesi sessizlik” denilen bir durumdu. 

“Hani nerede ordumuz, niye bir an önce taarruz etmiyoruz?”,

“Ordumuz durduğu yerde çürütülüyor, daha neyi bekliyoruz?” diyenler yanında 

“Bir sonuca ulaşmak için mutlaka savaş şart mıdır? Politik bir çözümle bu iş halledilemez mi? Bu halimizle taarruza kalkışmak kan dökmekten öte bir fayda sağlamaz. Çünkü Yunanlar’ı yensek bile İngilizler yine bizim önümüze dikilir. Duruma bakılırsa bir taarruzda başarı şansımız hiç de fazla değildir” diyenler de vardı.

1921 yılı Ağustos ayında durum daha da kötüydü. Kimileri Ankara’dan ailelerini iç bölgelere gönderirken, meclisin ve hükümetin Kayseri’ye, Sivas’a ya da Malatya’ya taşınması dile getiriliyordu. 

Erzurum Milletvekili Durak Bey, “Arkadaşlar nereye gidiyorsunuz? Cephe neredeyse meclis de onun arkasında toplantıya devam etmelidir. Düşman bizi burada kendisini yenmek için önlemler düşünürken bulmalıdır. Yerimiz cephedir. Geriye bir tek adım atamayız” derken oluşan sessizliği TBMM’nin renkli bir siması bozdu. 

O güne değin ağzını açmamış olan ak sakalı göbeğinde Dersim Milletvekili Diyap Ağa’nın sesi yankılanıyordu:

“Efendiler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa düşmanla kavga edip ölmeye mi? Kaderde ölmek varsa kaçmakla bundan kurtulamayız. Eğer ölürsek burası ikinci bir kabe olur.”

“Bir gün yine giyeriz” diyerek 8 Temmuz 1919 günü çıkardığı üniformasını yine giyen Mustafa Kemal düşüncelerini 5 Ağustos 1921 günü orduya ve ulusa bildirisiyle açıkladı:

“Büyük savaştan çıktığımız en zayıf zamanımızda bütün yurdu çiğnemek ve bütün halkı yok etmek için üzerimize saldıran düşmanlara karşı ulusça birleştik. Bana bu (başkomutanlık) görevi vermiş olan meclisin ve o mecliste temsil edilen ulusun kesin iradesi hareket tarzımın akışını oluşturacaktır. Hiçbir neden ve biçimle değiştirilmesine olanak bulunmayan bu kesin irade kesinlikle düşman ordusunu yok etmek ve bütün Yunanistan silahlı kuvvetlerinden oluşan bu orduyu anayurdumuzun kutsal ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır. Ülkenin ve ulusun maddi ve manevi tüm kuvvetlerini bu sonucun alınması amacına yöneltmek için hiçbir önlem ve girişimden kaçınılmayacak, ne yer ve zaman ile ne de vatan kavramı karşısında ayrıntıdan ibaret kalan diğer düşüncelere bağlı kanılmayarak düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret bu tek amaç uğrunda gereken herşey yapılacaktır.”

Ardından “Ulusal Vergi Buyruğu” yayımlandı:

“Her evden bir kat çamaşır, bir çift çorap ve çarık” istendi. 

Ayrıca parası sonradan ödenmek üzere tüccar ve halkın elinde bulunan giyim kuşam, yiyecek (yüzde 40), araba, yük ve koşum hayvanları (yüzde 20), silah ve cephane, benzin, kamyon lastiği, yapıştırıcı, kablo, pil ve tel toplandı. 

Ustalar, sanatkârlar saptanıp askerlik şubelerine bildirildi. Bu toplama ve alım işleri sırasında kötü işlemleri görülenler ve alınanı kendi malıymış gibi kullanmaya kalkanların “Vatan Hainliği” suçuyla cezalandırılacağı duyuruldu.

Çanakkale’de “Size ölmeyi emrediyorum” buyruğu verdiği ordusuna Mustafa Kemal, 23 Ağustos 1921 günü bu kez şöyle sesleniyordu:

“(Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.) Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük, her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uymaz. Bulunduğu mevzide sonuna dek dayanmak ve direnmekle yükümlüdür.”

Sakarya zaferinin bedeli ağırdı. 

25 bin asker, 350 subay yitirilmişti. 800 yaralı subay vardı. 

Erlere günler boyunca birer avuç buğday dağıtılmıştı. Askere buğdaydan başka dağıtılacak yiyecek kalmadığını öğrenen Mustafa Kemal ve karargâhtakiler önlerine getirilen tavuğu yemeden aç yatmışlardı.

TBMM mutfağına da onbir gün boyunca et girmedi. 

Sonuç tüm bu çekilen sıkıntıya ve bedele değerdi. Yunan ilerleyişi durdurulmuş, vatanın işgalden kurtarılması,  bağımsızlığa kavuşma düşüncesi düş olmaktan çıkmıştı.

TBMM’de ise açık açık dile getirilmese de en iyi niyetliler bile ordunun taarruz edemeyecek durumda olduğu düşüncesine kapılmıştı. Muhalefet bunu ustaca işliyordu. İsmet İnönü de ayırdındaydı. O günleri şöyle anlatmaktadır İsmet Paşa:

“Daha önceki bunalımlı evrelerde olduğu gibi Sakarya’dan sonra da kötümser bir hava esmeye başladı. Zaten siyasi fitne ve siyasi çekişme hiçbir an durmamıştır. Her büyük savaştan, her büyük askeri bunalımdan az bir süre sonra ümit devri geçer geçmez, yeniden ümitsizlik egemen olur. Bu ümitsizlik havası içeriden dışarıdan her araç ile tahrik edilir. Şimdi yine böyle bir ümitsiz atmosferin içine düştük.”

Hazırlık uzuyor, zaman geçiyordu. Mustafa Kemal çırpınıp duruyordu.

Muhalefetin 2. Grup milletvekillerinin tutum, tavrı ve söyledikleri Mustafa Kemal’i TBMM Hükümeti başkanlığından ve başkomutanlıktan istifa etme eşiğine getirdi. Mustafa Kemal’in rahatsız olup katılmadığı bir oturumda ipler koptu. 

Gizli oturum yerine açık oturumda hem Mustafa Kemal’in hasta olduğu açığa vuruldu hem de ona, orduya ve arkadaşlarına ağır dille suçlamalar yöneltildi. Mustafa Kemal’in başkomutanlık yetki süresini uzatma önerisi reddedildi. Ordu başkomutansız kalmıştı. 

Hükümet görevden, Fevzi Çakmak Genelkurmay başkanlığından çekilmeye kalkıştı. “Muhalifler sizin başkomutanlıkta kalmanızı istemiyorlar” diyerek gelişmeleri aktardıkları Mustafa Kemal hasta yatağında meclis tutanaklarını inceledi, arkadaşlarına “24 saat sabredip bekleyin!” dedi.

Mustafa Kemal TBMM’de milletvekillerine seslendi:

“Benim rahatsızlığımı buradan ilana gerek var mı? Belki düşman benim rahatsızlığımı işitir ve üç beş gün sonra saldırıya geçer. Benim hastalığımı düfşmanın işitmesi doğru mudur?”

Mustafa Kemal, muhaliflerinin bir başka savına da şöyle karşılık verdi:

“Yasanın ülkede angaryayı yasakladığından söz ediyorlar. Doğrudur; fakat tehlike, gereksinim bize herşeyi meşru göstermektedir. Eğer ordumuzun gereksinimleri ulusa angarya yaptırmayı da gerektirecek olursa bunu da yapacağız ve en doğru yasa bu olacaktır. Şu ya da bu diye oy vermek, göstermek gerekir. Bu nedenle oy göstermemek yüzünden hükümet hareketsiz bir hale gelmiştir.

Bütün bu açıklamalardan sonra son söz olmak üzere şunu söylemek istiyorum ki, hükümet yönetilemez, ordu sevk edilemezse hareketsizliğe mahkum olur. Çocuk oyuncağı yapacak zamanda değiliz. Bu nedenle bu keşmekeşe, bu anarşiye hemen bir son vermek gerekir. Böyle yürüyemeyiz, böyle yürünmez, ulus böyle yürümek için sizi buraya göndermemiştir, ulus buna razı değildir.

Bu son vatan parçasını kurtarırken olsun, hırslarımızdan, hislerimizden vazgeçerek, herşeyi etraflıca düşünelim. Kurtuluş için... İstiklal için... Eninde ve sonunda düşmanla bütün varlığımızla vuruşarak, onu mağlup etmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz.”

“Dostları onunla beraber oldukları, düşmanları da ona karşı oldukları için” bütün meclisin desteğiyle Mustafa Kemal’e yetki yeniden verildi. Üstelik bu kez süre yoktu. 

Mustafa Kemal karşıtları şöyle düşünüyordu:

“Ordu iyice yenildi ve yoruldu. Bundan sonra bir daha belini doğrultamaz. Mustafa Kemal bu yenik ordunun başında yenik bir komutan olarak tüm saygınlığını yitirir.”

1922 Ağustos ayında elde edilen zafer dış güçler karşısında olduğu denli, içte de Mustafa Kemal karşıtları karşısında yürütülen bir savaşımın sonucudur.

30 Ağustos’ta işgal ordusunu dağıtan Mustafa Kemal, düşmanı dört bir yana dağıtabilmek için önce, kendi kurduğu TBMM’deki kendi milletinin vekillerini bir noktada toplamak zorunda kalıyordu.

30 Ağustos Zaferi bu nedenle, yalnızca cephede işgalci düşmana karşı kazanılmış bir zafer olmasının çok ötesinde, içeride, TBMM’deki kimi milletvekillerine karşı da kazanılmış bir zaferin simgesidir.





Yaşar Öztürk 
Bütün Dünya
















AVRUPA KONSEYİ ONUNCU YIL BASKISI 1949-1959 /STRASBURG
TÜRKÇE OLARAK

MEĞER 1949'DA TÜRKİYE AVRUPA KONSEYİ'NİN ÜYESİYMİŞ....

DERLER Kİ, MENDERES BAŞVURDU 1959'DA AVRUPA'YA GİRMEK İÇİN...

ŞİMDİ O BAŞVURU, O SÜRECİN BİR AŞAMASI

iNÖNÜ DÖNEMİNDE VE HENÜZ CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARINDA, TÜRKİYE AVRUPA KONSEYİNE DAVET EDİLMİŞ.

GELİN BU KONSEYE ÜYE OLUN...

BİZİMKİLERDE DÜŞÜNMÜŞLER VE KARARIMIZ BU KONSEYE GİRMEKTİR DEMİŞLER...

ALKIŞLANARAK TÜRKİYE BU KONSEYE ÜYE OLARAK GİRMİŞ...

OSMANLI GİRDİ YETMİŞ YILDA BATTI...

TÜRKİYE GİRİŞ TARİHİ 1949, PEKİ O ZAMAN BİZ NEREYE GİRMEYE ÇALIŞIYORUZ?

BURADA ÇOK ÖNEMLİ BİR ŞEY DAHA VAR...

AVRUPA KONSEYİ 1949-1959 KİTAPÇIĞI TÜRKÇE OLARAK BASILMIŞ...

YANİ, TÜRKÇENİN AVRUPA KONSEYİNDE RESMİ DİL OLARAK , O TARİHLERDE TANINIYOR OLMASININ KANITIDIR....

BUGÜN İÇİN BİZİM DİLİMİZ AVRUPA'DA PEK DE KULLANILAN, KABUL GÖREN BİR DİL DEĞİL...

TÜRKİYE AVRUPA İLİŞKİLERİNDE HERKES İNGİLİZCE FRANSIZCA ALMANCA KONUŞUYOR, TÜRKÇEYİ KONUŞAN YOK...



KİTAPÇIKTA "ÜYE MEMLEKETLER" BAŞLIĞI ALTINDA:

BELÇİKA, DANİMARKA, FRANSA, İRLANDA, İTALYA, LÜKSEMBURG, HOLLANDA, NORVEÇ, İSVEÇ VE İNGİLTERE OLMAK ÜZERE ON MEMLEKET AVRUPA KONSEYİ STATÜSÜNÜ LONDRA'DA İMZALAMIŞTIR.

1949 AĞUSTOSUNDA AKDETTİĞİ İLK TOPLANTISINDA VEKİLLER KOMİTESİ YUNANİSTAN, İZLANDA VE TÜRKİYE'Yİ BU ON MEMLEKETE KATILMAYA DAVET ETTİ. BU DAVETİ DERHAL MÜSPET KARŞILAYAN YUNANİSTAN İLE TÜRKİYE , GEREK VEKİLLER KOMİTESİNİN GEREKSE İŞTİGARE MECLİSİNİN İLK OTURUMLARINA TEMSİLCİLER GÖNDERDİLER.

....AVRUPA KONSEYİ'NİN GİDERLERİNİN YÜZDE ONUNU TÜRKİYE KARŞILIYOR....

BÜTÇESİ:

ÜYE MEMLEKETLERİN HALİ HAZIRDA KABUL EDİLEN İŞTİRAK PAYLARI ŞÖYLEDİR.

FRANSA ........... 17.73
FEDERAL ALMANYA......17.73
İTALYA................17.73
İNGİLTERE.........17.73
TÜRKİYE..............9.06
HOLLANDA
BELÇİKA 
YUNANİSTAN
İSVEÇ



1949 YILINDA AVRUPA KONSEYİ İLE İLİŞKİLERİMİZ BAŞLADI, ŞUAN ÜZERİNDEN 60 YILA YAKIN 58 YIL GEÇTİ, OSMANLI 1856 YILINDA AVRUPA BİRLİĞİNE GİRDİ 1918'TE TARİHTEN SİLİNDİ....

TÜRKİYE'NİN KAÇ YILI KALMIŞ?

BU AVRUPA ÖYLE BİR MERET Kİ , İÇİNE ALDIĞI TÜRK'Ü YETMİŞ YILDA BİTİRİYOR...

AMA KENDİ KALIYOR...


Osmanlı 1856 yılında Avrupa Birliğine girmişti.

Napolyon Avrupa'yı kan ve ateşe boğmuş , Avrupa Devletleri Fransa'yı ancak birleştirerek durdurabilmişti. İngiltere, Avusturya, Rusya ve Prusya 1814'te Fransa yüzünden bozulan Avrupa dengesini yeniden kurmak üzere Viyana Kongresi düzenleyip Avrupa Korosu adını verdikleri bir birlik oluşturdular, bu birlik düşmanları Fransa'yı bile aralarına çağrırken Osmanlı Devleti'ni Avrupa Korosuna almamışlardı.

O yıllarda Avrupa basınında yer alan ve Avrupa Birliğinin ilk temelleri sayılan bu birliğe ait karikatürler Osmanlı Devletini kör ve topal bir zavallı olarak ilan ediyordu.

1838 Balta Limanı Antlaşmasıyla Gümrük Egemenliğini İngiltere'ye terk eden Osmanlı yine Avrupa Devletler Konseyi'ne girememişti.

1839'da tahta çıkan Abdülmecid 1839 Tanzimat Fermanını yayınlamış ve başta İngiltere olmak üzere Avrupa Devletlerinin tüm isteklerini anayasal güvence altına almıştır.

Abdülmecid'in tüm isteği Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını ve toprak bütünlüğünü güvence altına almaktı, hem de Avrupa Devletler Konseyinde.

Abdülmecid, Avrupa Devletleri isteği üzerine Rusya'ya savaş açar. Osmanlı donanması Sinop'ta Rusların baskınıyla yenilir ve bu yenilginin ardından "Senin için öldüler Avrupa" diye bir de madalya bastırır.

15 Mayıs 1854 Rusya yayılmasını durdurmak üzere bu sefer Bulgaristan, Osmanlı ordusu Rus ordusunu yener. Abdülmecid bu sefer de "Senin için savaştık senin için yendik Avrupa" diye bir madalya bastırır. Bütün Avrupa Devletlerine dağıtır.

Bu çabaların sonucu olarak Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün Avrupa Devletleri tarafından koruyan ve Osmanlıyı bir Avrupa Devletler Konseyi üyesi olarak tanımlayan Paris Barış Antlaşması 30 Mart 1856'te imzalanır.

Osmanlıyı Avrupa Devletler Konseyine üye yapan Paris Barış Antlaşmasıyla , ilgili ülkelerin devlet başkanları tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmiş, konsey üyelerini bir arada gösteren resim tarihe not düşmüştü.


Osmanlı Türkiye'den önce Avrupa Birliği üyesi olmuştu ama ne pahasına...


BEDELİNİ BU MİLLET ÇOK ACI ÖDEDİ....



BU TARİHSEL OLAYLARI OKULLARDA OKUTMAZLAR, OKUTULMASINA İZİN VERMEZLER
ZATEN BU YÜZDEN TARİH TEKERRÜR EDİYOR....











27 Haziran 2014 Cuma

ORTAĞIN ÇOCUKLARI - MUSTAFA YILDIRIM










“İlkesel amacımız uygun liderlerin ortaya çıkmalarını ve programdan geçirilerek Batı’ya bağlanmalarını sağlamaktır.” 
 CIA




- ESKİ BARIŞ GÖNÜLLÜSÜ CIA’DAN BÜYÜK ÖDÜLLÜ GÖREVLİ VE TÜRKİYE’DE EDEBİYAT DÜNYASI BAĞLANTILARI

‘İstihbarat Uzmanı’ Helena Kane Finn – WINEP ve Yaşar Büyükanıt

WINEP kısa sürede kadrosunu geliştirdi. Türkiye’yi “Müslüman, seküler ve demokratik Birleşik Devletler müttefiki olarak” tanımlayan Helena Kane Finn’in de desteğiyle 1994’te ‘Türkiye Araştırma Programı’ başlatıldı. Bölüm yöneticiliğine Alan Makovsky getirildi. 

Alan Makovsky, Irak’ın ilk işgal döneminde Dışişleri’nde Çekiç Güç ile bağlantı elemanı olarak çalıştı. *  Anımsanacağı gibi Çekiç Güç Diyarbakır Karargâhı direktörü Robert Finn idi. 

Makovsky 1993’te WINEP’in ilk siyasal bildirisini hazırlayan Dışişleri Ortadoğu Koordinatörü Dennis Ross’un yanında çalışmaya başladı. 1994’te WINEP’e geçen Alan Makovsky, Türkiye’deki Sivil Örümcek Ağı ile ilişkilerini hızla geliştirdi. Birçok kez ARI Derneği’nin toplantılarına katıldı. Helena Kane’in önerisiyle ilginç çalışmalar sürdürüldü. 

1997’de Turgut Özal anısına yıllık anma toplantıları başlatıldı. Alan Makovsky, Turgut Özal’ın ABD ve İsrail için önemini daha sonraları “Türk kamuoyunda 1991 Körfez savaşı döneminin, eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından iyi idare edildiğini” belirtti. “Aynı şey 1 Mart 2003’te TBMM oylamasında da yapılsaydı bugün bu tartışmayı yapıyor olmazdık” diyerek Özal’a özlemi dile getirdi. 1 

Makovsky, Sabri Sayarı ile birlikte Türk dış politikasıyla ilgili ‘Türkiye’nin Yeni Dünyası: Türk Dış Politikasında Değişen Dinamikler’ monografisini yayınladı. ** 

Alan Makovsky, 2001 sonunda WINEP’ten Senato Yahudi Grubu Yöneticisi Tom Lantos’un yanına danışman olarak geçti. Lantos, “Ermeni Soykırım” yasa tasarısını engellediği gerekçesiyle yıllarca “Türk dostu” olarak tanıtıldı. Genelkurmay Başkanı Org. M. Yaşar Büyükanıt kendisini görmeye gitti ve yardım istedi. Oysa Tom Lantos’un eşi o sıralarda Capitol Hill önünde oturma eylemi yapan PKK’lıları destekliyordu. 2 



-  HUDSON’DA DARBE İHBARI

2006 sonbaharında, Türkiye Anayasası’nın kökten değiştirilmesi girişimleriyle ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşmasıyla gerginlik iyice artmıştı. TSK Genelkurmay II. Başkanı Org. Ergin Saygun 11 Kasım 2006’da ABD’ye bir kez daha gitti; askeri görüşmelerini bitirdikten sonra 17 Kasım 2006’da Washington’a döndü ve resmi kimliği bulunmayan Hudson Institute’te sınırlı sayıda kişiyle görüşmeye başladı.

Hudson Institute Avrasya Programı yöneticileri toplantıyı, “Türk Genelkurmay II. Başkanı General Ergin Saygun ile Kayıtdışı Tartışma” diye duyurdu. Toplantıda kimlerin bulunduğu bildirilmedi, yalnızca “General Saygun bölgesel güvenlik sorunları ve Birleşik Devletler–Türkiye işbirliği olanakları üstüne görüşlerini bildirdi” denildi. Türk kamuoyu, Genelkurmayın ikinci komutanının yabancı özel kuruluşta Türkiye’nin kaderini etkileyebilecek bir konuda anlattıklarını öğrenemedi.

T.C. tarihinde, eğitim için gönderilenler dışında, 1999–2009 arasındaki kadar çok sayıda general ABD’ye resmi görevle gitmemiştir. Özellikle 1994’ten sonra ABD ile yepyeni ve sağlam ortaklıklar kurulmaya başlanınca TSK yöneticilerinin Washington gezileri de sıklaştı. Bu durum, “değişen dünya” ya da “küreselleşme dinamikleri” ya da “Türkiye’nin dış politikasında girişimciliğin yükselişi” gibi her anlama çekilebilecek yakıştırmalarla açıklanamazdı kuşkusuz. 

WINEP bölümünde de belirtildiği gibi ABD’de görüşmeler resmiyetin dışına taşıyor ve subaylar, hiçbir gerekçe belirtmeden derneklere, vakıflara konuk oluyor. Sanki her birinin görevi askeri işlerle sınırlı değilmişçesine birer etkili siyasal yönetici gibi davranıyorlar; askeri teknik konuların dışında ve özellikle ABD’nin Balkanlar, Kafkasya, Asya ve özellikle Ortadoğu tasarımlarında rol alma isteğini dışa vuruyorlar. 

Orgeneraller, tıpkı hükümet üyeleri gibi, kulis yapmak üzere Amerikalı senatörlerle buluşuyor; ‘düşünce topluluğu’ denilen özel niyetli derneklerin kapalı toplantılarında siyasal konulara girerek ülkeyi bağlayıcı konferanslar veriyorlar. Aynı orgeneraller Türkiye’de yurdun sorunlarını dert edinmiş kuruluşlara uğramazken, Amerika’da değerleri kendi tanımlarıyla sınırlı kuruluşlara uğramadan edemiyorlar. Uluslararası ilişkilerde devleti temsil etme ölçütü ve karşılıklılık kuralı geçersizdi artık. 


Darbe ihbarı

Org. Ergin Saygun, 19 Kasım 2006’da Türkiye’ye döndü; Hudson toplantısından söz etmedi. Ne ki toplantıyı düzenleyen Zeyno Baran, Newsweek’te “Üst düzey subaylardan edindiğim izlenime göre” diye başlayıp “Türkiye’de askeri darbe olasılığı” diye yazdı.



-  ‘Ilımlı İslam’ tezgâhına uygun projeler

Hudson’daki son dönem çalışmalarının hemen hepsi, şirketlerin Ortadoğu, Asya, Orta ve Kuzey Afrika’daki çıkarlarına koşut olarak, Müslümanlar üstünedir ve ‘Uluslararası Din Hürriyeti’, ‘Radikal İslama Karşı Mücadele’, Ilımlı İslam programlarına uygundur.

Zeyno Baran’ın ‘Avrupa’da İslam Aşırılığına Karşı Koyma’ başlıklı çalışmasına parasal destek, Smith Richardson Vakfı’ndan geliyordu. Aynı vakfın 2004’te parayla desteklediği çalışmalar, ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin yayılmacılık ilkelerine tümüyle uyuyor:

“İslam Aşırılığı ile Mücadele Ortadoğu’da Radikal İslam ve Demokratik Seçenek Müslüman Şebekesi Türkiye’de Siyasi İslam ve ABD Siyasetine Yansıması Liberal Arap Medyasının Desteklenmesi Şeriatın Yayılması ve ABD’ye Siyaset Önerisi”

Bu sıralama, Hudson ve benzeri şirket kuruluşlarının oluşturdukları ağın, ABD yayılmacılığındaki etkisini göstermeye yeter. Yeni tür yayılmacılığa verilen desteğin en özgün tanımı, Smith Richardson Vakfı’nın NED’e para verme gerekçesinde “Globalization, Liberalism and Democracy” olarak özetleniyor.



-  Marshall Fonu AKP’yi destekliyor

GMF temsilcisi Kınıklıoğlu, 'Insight Turkey'nin yayın yönetmenliğini Liberal Düşünce Topluluğu Derneği’nin önemli kişilerinden İhsan Dağı’ya devretti ve yeni görevine yoğunlaşarak GMF’yi Türkiye’de hızla geliştirdi. Kişisel yayınına göre “çeşitli TBMM heyetlerinin ABD’de önemli senato ve kongre üyeleri ile görüşme ve istişare programlarını organize etti.” GMF de bundan yararlanarak Kongre Üyeleri Derneği aracılığıyla TBMM ilişkisini geliştirmeye başladı;Türkiye İlişkileri Kongre Çalışma Grubu oluşturuldu. Grubun başına Cumhuriyetçi Ed Whitfield ve Demokrat Robert Wexler getirildi. Hemen ardından ‘Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’ ile ilişkiye geçildi. Türk grubunun başında Akev eski tercümanı, AKP milletvekili, sonradan Devlet Bakanı Egemen Bağış vardı. 3  

Ed Withfield başkanlığındaki Kongre Heyeti “Marshall Fonu'nun ve Türk İş Konseyi'nin özel desteğiyle” Mayıs 2005’te Kınıklıoğlu’yla birlikte Kıbrıs’a gitti. Kınıklıoğlu Amerikalıları daha sonra Ankara’ya getirerek TBMM Başkanı Bülent Arınç’la görüştürdü. Bülent Arınç, “ABD heyetini Meclis'te ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.” Arınç “TBMM'de bir dostluk grubu oluşturulduğunu, ABD Kongresi'nde de Şubat ayından bu yana dostluk grubunun faaliyette olduğunu” anımsattı ve “Dostluk grubunun çalışmalarının devamlı ve başarılı olacağına inandığını” belirtti. 4  

Robert Wexler, Nisan 2006’da Ankara’ya bir kez daha geldi; Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah C. Gül ile görüştü. Egemen Bağış, Wexler onuruna 'RV Restoran'da bir akşam yemeği düzenledi. Wexler “yıllardır geldiği Türkiye’de ilk kez bugünkü hükümetin kamuoyunun hassasiyetlerini temsil ettiğini gözlemlediğini” söyleyerek Cumhuriyet’in geçmiş hükümetlerini küçümseyip AKP hükümetini yüceltmekten geri kalmadı. 5  


AKP Milletvekili Olacak olan Marshall Fonu Türkiye Müdürü Kınıklıoğlu: “Washington’dan yönetiliyoruz”

“Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt[hew] Bryza’yı Ankara’ya getirdiniz” denilince Suat Kınıklıoğlu, GMF’nin Amerikan devletiyle bağlantısının olmadığını vurgulama telaşıyla“Organik bir bağımız yok; ama Amerika’da dış politika ve stratejik açılımlar bu tip düşünce kuruluşları üzerinden yapılır” dedi. Kınıklıoğlu bağlı olduğu odağı, “Evet Washington’dan yönetiliyoruz; ama Beyaz Saray’dan değil, kendi merkezimizden” diyerek açıklamak zorunda kaldı. 6 


GMF görevlisi Kınıklıoğlu AKP hükümetiyle ilişkilerini sıkılaştırmakta gecikmedi. Dışişleri Bakanı Abdullah C. Gül, Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadan kısa süre önce, Şubat 2007’de Amerika’ya gittiğinde Suat Kınıklıoğlu, gezi programını düzenledi. GMF, Abdullah C. Gül için “bir yemek ve konferansın organizasyonunu gerçekleştirdi.” Böylece Abdullah C. Gül, Türkiye’de adaylığının tartışma yarattığı gerilimli ortamda, GMF merkezine giderek görüşlerini açıklama ve Amerikalı seçkinlere kendisini bir kez daha tanıtma olanağı buldu.

GMF görevlisi Kınıklıoğlu, özel önem verdiği çalışmalarının ve Marshall Fonu aracılığıyla geliştirdiği ilişkilerinin sonuçlarını da değerlendirmekten geri kalmadı. Yeni Şafak gazetesi“Medya Büyükanıt'ın ziyaretini başarılı, Gül'ün ziyaretini ise başarısız ilan etti” diye yazmıştı. Kınıklıoğlu emeğine sahip çıkarak ikircimsiz “Evet, ama ben o kanaatte değilim; Gül'ün ziyareti çok başarılıydı” dedi. Kınıklıoğlu yarı-resmi GMF görevlisi olmanın ötesinde davranarak tıpkı Robert Wexler gibi AKP hükümetini yüceltti; “Hükümet dış politikaya çok büyük tecrübelerle gelmedi. Buna rağmen geride kalan 5 yılda -küçük kazalar olsa da- çok başarılı bir dış politika icraatı oldu” diyerek başladı ve bir AKP sözcüsü gibi “Başbakan Erdoğan dış gezilerinde daha uygun ve daha doğru mesajlar veriyor” diyerek Recep Tayyip Erdoğan’a övgü dolu bir ileti göndermiş oldu.




-  Amerikalılara umut veren lider adaylarını kim seçiyor? Seçici yerliler nereye yükseliyor?

GMF görevlisi Kınıklıoğlu milletvekili olmadan önce sivil örümcek ağı çalışmalarını geliştirmişti.“TESEV, TÜSİAD ve ARI Hareketi gibi kuruluşlarla” ortak çalıştıklarını; “yükselme potansiyeli olan insanları tespit etmek, onlarla ilişki kurmak ve Transatlantik [ABD-Avrupa] ilişkileri konusunda bilgilendirme” görevleri bulunduğunu, aynı konuda “Ankara’daki [yabancı] elçiliklerin de” çalıştığını belirtiyordu. 7  

2005 yılında Star gazetesine “Arkamızda CIA yok” diyerek projelerini anlatan Suat Kınıklıoğlu, 2007 yılında “Türk lider adaylarını Avrupa ve Amerika’ya” yollayacaklarını da açıkladı. 

GMF, “Türkiye’de geleceği olan” liderlerden birincisini titizlikle belirledi. Almanya Milletvekillerinden Yeşiller Partisi yöneticisi ve GMF Transatlantik üyesi Cem Özdemir, Doğa Derneği yöneticisi Güven Eken’i aday gösterdi. “Marshall Fund Liderlik Ödülü”nü kazanan Eken, “geleceği olan” lider adaylarının ilki oldu. 8  


Seçici kurul:

Ka-Der’in ve STGM [Sivil Toplumu Geliştirme merkezi]’nin yöneticilerinden Selma Acuner, Emine Bozkurt, 

SETA [İTÜ - Siyasal Ekonomi Toplum Araştırmaları Vakfı]’dan Gökhan Çetinsaya (Şimdi YÖK Başkanı), Zafer Yavan, 

ASAM Başkanı ve Washington eski Büyükelçisi Ömer Faruk Loğoğlu (Şimdi CHP Milletvekili ve MYK’de)’ndan oluşuyordu. 


Lider adayının ödülü Amerika’da bir ay konukluk!

“Geleceği olan lider adayı” Güven Eken ödül karşılığı olarak ABD’de bir ay konuk edilecek ve “uluslararası ilişkilerinin (ABD ilişkilerinin) daha da gelişmesini” sağlayacaktı.



-  Marshall Fonu ve TESEV ortak işleri

GMF, Halifax’ta çok daha geniş katılımlı bir toplantı düzenledi. Kanada Savunma Bakanlığı ve Atlantik Kanada tarafından desteklenen Kasım 2009 Uluslararası Güvenlik Forumu toplantısına Savunma Bakanlığı Daire Başkanı Hakan Eraydın, AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan, Çağrı Erhan, Nur Batur, Eyüp Sağlıkve Kadri Gürsel katıldılar. 

GMF, gazetecileri yalnızca konferanslarda konuk etmemekte aynı zamanda eğitimlerine de yardımcı olmaktadır. GMF’nin yardımıyla Amerika’ya giden Sabah Gazetesi Yönetmeni Ergun Babahan eğitimini çekincesiz açıklıyor: 

“1988`de German-Marshall Fund`ın sağladığı bir bursla Stanford Üniversitesi’ne gittim. `John Knight Professional Journalism` adlı programa katıldım. O yıl programda 12 Amerikalı, altı da farklı ulustan gazeteci vardı.” 9  


TESEV ile GMF, 2004’te İstanbul NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen “Yeni Bir Yol Kavşağında Türkiye” konferansında Burak Akçapar, Mensur Akgün, Meliha Altunışık ve Ayşe Kadıoğlu, TESEV adına bir rapor sundular.




- TSK -NATO-GMF-TESEV-ARI-AKP [Barış İçin Ortaklık]

Barış İçin Ortaklık

NATO Genişleme Programı, öngörüldüğü gibi uyguladı. Doğu Avrupa’nın tümüne yakını ittifaka katıldı. Katılmayan ülkelerle “Barış İçin Ortaklık” adı altında daha gevşek ilişkiler kuruldu. TSK de “Barış İçin Ortaklık” merkezini kurdu. 


GMF, Sabancı Üniversitesi ve TESEV ile birlikte Burak Akçapar, Mensur Akgün ve Meliha Altunışık’ın “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Demokratikleşme Sorunsalı” konulu çalışmalarına katkıda bulundu.


Tasaların en büyüğü: “Yükselen Milliyetçilik”

GMF, Türkiye’deki gençlik ilişkilerini de NATO Genişleme Programı kapsamında geliştirdi. ARI Derneği ile birlikte “Karadeniz Gençlik Forumu Zirvesi” 5 Kasım 2008’de İstanbul’da düzenlendi. Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Ermenistan ve Türkiye’den 15 gencin katıldığı toplantıda konuşan GMF Ankara’da görevliCeylan Akman, örgütün idealini, Karadeniz’in artık genişleyen NATO ve AB içine girdiğini açıklayarak abarttı. 

ESI [Avrupa İstikrar Girişimi] görevlisi Nigar Göksel de “Türkiye bölgesel güç olmak istiyor; ama bu gücü ile demokratikleşmeyi nasıl tetikleyebileceği ile ilgili net bir vizyon ortaya koymuyor” diyerek Türkiye’nin çevre ülkelerdeki demokrasi operasyonlarına daha etkili katılmasını isterken bu tür toplantıların temel amacının da Türkiye’yi yayılmacılığın bir parçası yapmak olduğunu açığa vurdu.




- CIA GENERALİ VE İSTASYON ŞEFİYLE COMO CENNETİNDE KİMLER BULUŞTU?


Günümüzde ısmarlama iş yapan gazeteciler var kuşkusuz; ama gazetecilerin ‘Amerikan Yeni Yüzyılı’na kitleler halinde inanmalarının ve değişmelerinin nedenleri arasında Washington’daki kurslar, burslar önemlidir. Buna Alman Hıristiyan Demokrat Parti organı Konrad Adenauer Stiftung’un örgütlediği “gazetecilik” eğitimleri de ekleniyor. 10  GMF’nin ‘gazetecilik projeleri’ etkili olsa da, en ciddi ve kapsamlı bilgilendirme girişimi, Como gölünde gerçekleşti. 

Como gölü kıyılarında konferans adı altında politikalar satılır; karteller üçüncü dünya ülkelerinde çalışan elemanlarını orada eğlendirir ve eğitir; mafya patronları, bankerler purolarını orada tüttürür. Bir gazeteci işi gereği Como gölüne gidebilir; CIA ajanıyla ve hatta CIA eski Başkanıyla Como gölü kıyısında buluşabilir; ama bir gazetecinin üç gün üç gece, Dışişleri eski Bakanı ve Dışişleri eski Genel Sekreteri ile, işadamlarıyla, “sivil toplum” diye nitelendirilen örgütlerin temsilcileriyle birlikte olması haberin kaynağına değil tam da içine düşmesi demekti. 

Bellagio şatosuna giren gazetecilerin yalnızca haberci değil de yazdıkları gazetelerin gücü ölçüsünde toplumu yönlendiren köşe yazarları olması çok daha önemliydi.


Como gölünde konuk gazetecilerin, adlarının tümünü vermedikleri Bellagio şatosundaki toplantıya katılanlar önemli kişilerdi: 

Şükrü Elekdağ: Washington eski Büyükelçisi ve Dışişleri Genel Sekreteri 
İlter Türkmen: Washington eski Büyükelçisi ve 12 Eylül Cuntasının Dışişle-ri Bakanı 
Orhan Güvenen: DPT Müsteşarı 
Mithat Melen: İktisatçı profesör
Bülent Gültekin: Merkez Bankası eski Başkanı 
Nevzat Yalçıntaş: İslam Kalkınma Bankası Araştırma 
ve öteki ünlüler…

Gül’ün Ilımlı İslamı ve Açılımın Altın Madalyası

FPA’nın Türkiye ilişkileri, ARI Derneği, CIA eski Başkanı, eski İstasyon Şefi ve Türkiye’den gazetecilerin, diplomatların buluştuğu Ağustos 1999 Como gölü toplantısından sonra gelişti. Türkiye’nin devlet politikaları üstüne en kolay ve en ekonomik bilgilenme yöntemiydi konferanslar. 


FPA Forumunda R.T. Erdoğan, Ali Babacan, EOKA Lideri

FPA-Türkiye ilişkileri kısa sürede derinlik kazandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Devlet Başkanı ve EOKA eski önderleri Tasos Papadopulos ve Polonya Devlet Başkanı Aleksander Kwasniewski ile birlikte 2005 ‘Dünya Liderlik Forumu’na çağrıldı.




- ASKER-SİVİL ÖRGÜTÜ AMERİKAN ATLANTİK KONSEYİ [NATO’YA BAĞLI TÜRK GENÇLİK ÖRGÜTÜ]


Yeter Yaman Naucodie, yeni gençlik örgütüne “Dear Yata-Turk members, Sevgili dostlar”diye seslendiği İngilizce mektubunda “Yata-Turk her zaman özel önemde olacak ve hatta bu, benim Türk enformasyon programında şimdiye dek desteklediğim en tutkulu ve en heyecan verici projedir” diye ekledi. 

Brüksel’den yazıyordu Yeter Yaman Naucodie. “Amirlerim” dediği NATO Genel Sekreter Yardımcısı Jean Fourrel ve Bölüm Başkanı Stephanie Bast’ın, “çalışmalara güçlü destek veren” Türk Atlantik Konseyi Başkanı Haluk Bayülken’in, “Türk Dışişleri Bakanlığı”nın yardımlarını da andıktan sonra “NATO, çalışmalarınızı desteklemeyi sürdürecektir” diyerek gençleri özendirdi. Naucodie’ye göre yeni gençlik örgütünün temel görevi son derece yalındı:

İstanbul’da kurulan örgütün ‘YATA-Türk’ …




NATO Genişleme Programının uygulanmaya girişildiği 1990 sonrasında bu tür yarı-resmi örgütlerin görevleri yeni dünya egemenliğine uygun olarak belirlendi:

"Kamuoyunu, NATO’nun amaçları hakkında eğitmek ve bilgilendirmek,
NATO’nun çeşitli amaçları ve etkinlikleri hakkında araştırmalar yürütmek,
Kuzey Atlantik bölgesi hakları arasında dayanışmayı geliştirmek,
Üye komiteler ve kuruluşlar arasında daimi ilişkiler geliştirmek,
Atlantik Eğitim Komitesi [AEC] ve Genç Siyasi Liderler Atlantik Derneği [AAYPL], kendi alanlarında etkinlik gösterirler."

Atlantik Konseyi, şirketler, usta istihbaratçılar


ATC [Amerikan Türk Konseyi] Başkanı General Scowcroft Türkiye’nin başbakanlarıyla iyi ilişkiler geliştirdi. Motorola şirketi için çalışırken Uzanlar-Motorola anlaşmazlığında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan yardım istedi. Erdoğan’la Ritz Carlton Oteli’nin bodrum katında görüştü. O görüşmeye Özal’ın TRT Genel Müdürü Cem Duna da katıldı.


Atlantik Konseyi ve Türkiye Şebekesi

Konseyin son dönem uzmanlarından David Phillips, Türkiye ile ilişkileri geçmişe dayanan bir danışmandır. Avrupa Ortak Zemin Örgütü’nde çalışan Phillips, Türkiye’de NED ile ilk ilişkileri kuran Doğu Ergil’in TOSAV örgütünün Kürt sorunları konusunda danışmanıydı


NATO Türk gençliğini örgütlüyor

NATO Genişleme Programı’nın uygulanmasıyla birlikte Amerikan Atlantik Konseyi de geleceğin liderlerini yetiştirmek amacıyla yeni örgütlenme önerdi.


YATA-Türk’ün en deneyimli yöneticisi Yasemin A. Karaman, Philadelphia’da doğdu; Saint Joseph Lisesi’nde, Richmond Üniversitesi’nde, İngiltere’deki Warwick Üniversitesi’nde okudu. Richmond’da ‘Model Birleşmiş Milletler Kulübü’nü kurdu. Amerikan Atlantik Konseyi’nde 2003 yaz kursuna katıldı. 11  Senatör Linda Puller’in yanında stajyer olarak çalışan Yasemin Karaman, NATO gençlik toplantısında Türkiye delegesiydi…





- ABD’NİN TÜRKİYE’DEKİ YENİ LİDERLERİ


“Çok Gizli” damgalı Ulusal Güvenlik Konseyi raporunda Ortadoğu’daki hedeflerden söz ediliyordu. “Önderlik konusu temel sorundur” diye başlayan 39. madde, “İlkesel amacımız uygun liderlerin ortaya çıkmalarını sağlamaktır” diye sürüyordu. İşe yarayacak liderlerin“Bu amaçlar için tasarlanmış olan programlardan geçirilerek Batı’ya olabildiğince bağlanmalarının” da sağlanacağı belirtiliyor ve …


İşe yarar lider adayları

Türkiye’yi “temsil eden” kişileri belirleyen seçiciler kurulu, ACYPL’nin ömür boyu üyelerinden, Kongre üyelerinden ve devlet görevlilerinden oluşuyor.


ACYPL'nin "Global Şebekesi"


Her yıl 100’e yakın kişiyi ABD’ye ve hedef ülkelere taşıyan örgüt, ABD Dışişleri ile birlikte çalışarak ülkelerde kendilerine dost ve ömür boyu üye kabul edilen kişilerden oluşan öbekler oluşturdu. Örgütün çalışmalarına katılan ABD vatandaşlarından 100’e yakını, eyaletlerde, devlette, siyasal partilerde, Başkanlık özel bürolarında önemli görevlere geldiler. Otuz altısı Kongre’ye seçildi, üçü bakan, ikisi büyükelçi ve yedisi vali oldu. 


Kimler kimlere sunuluyor?

SHP, MYK üyesi Ayça Akpek’in ACYPL tarafından seçilmesini kıvançla karşılanırken“Türkiye’nin önde gelen genç siyasetçileri ABD’de üst düzey görüşme ve incelemelerde bulunmak üzere davet ediliyorlar” diyordu. Türkiye’den gidenler ya da Türkiye’de Amerikan örgütleriyle işbirliği içinde olanların genel alışkanlığıydı yabancı örgütleri yüceltmek. İşi önemli göstermek için abartılmış da denilebilir; ancak ACYPL ve ABD Dışişleri’nin ortak programları rastlantıya ya da katılanların niyetine bırakılmıyor. Seçilmişler, öncelikle ABD Dışişleri’ne, İçişleri Bakanlığı’na, parti yöneticilerine, senatörlere götürülüyorlar. 


ACYPL ve onun Türkiye Temsilcisi ARI Derneği’nin seçilmişleri huzuruna götürdükleri “üst düzey” görevli Daniel Fried böylesine önemli ve etkili bir kişidir. Fried, Türkiye’de ulusalcılığı demokrasiye engel olarak görüyor. Ulusalcılığı “gurursuzluk” olarak niteleyen Fried’in yorumu çarpıcıdır:


"Sorun Türklerin nasıl bir ülkeye sahip olmak istedikleridir. Milliyetçilik/ulusalcılık özünde defansif bir tutuma, gurursuzluğa dayanır. Gururlu insanlar milliyetçi/ulusalcı olmaz, gururlu insanlar dünyaya açık olur."



İdeal adaylar Amerika’da

ARI Derneği, temsilcilik görevini ciddiyetle yerine getirdi; ACYPL için seçilmiş olan 8 kişilik ekibi 15 günlüğüne Amerika’ya gönderdi. ARI Derneği yöneticileri Filiz Katman, Aytuğ Atahan, Sarp Tiryakioğlu “Escort olarak" görevliydiler. Seçilen beş kişi medya-siyaset temsilcisiydi: CNN Türk muhabiri Ayşen Atasir, AKP İstanbul yöneticisi İsmail Kaan, DYP Afyon İl Başkanı Gültekin Uysal, Leiden Üniversitesi öğrencisi Hayim Behar. Kısa sürede ekipler ekipleri izledi. 

Seçilmişlerden bazıları:
Ayça Akpek: SHP [Sosyal Demokrat Halk Partisi] 
Murat Yalçıntaş: İTO [İstanbul Ticaret Odası.]
Zeynep Karahan Uslu: AKP Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili. 
Burhan Kayatürk: Kimlik Mağazaları yöneticisi, AKP Ankara Milletvekili.
ve

USIP-ACYPL–ARI ve KKTC’de yeni odak

Kıbrıs’ta ortak bir Kıbrıslılık kimliği yaratarak Türk toplumunu eritme çalışmaları başarı olmuştu. KKTC’ye ve Türkiye Cumhuriyeti’ne açıktan muhalif gençlik kitlesi yetiştirilmişti.


IMF ortağı WL, “14 Genç Lider” arıyor

ACYPL’nin dışında da lider arayanlar var. Kuzey Arizona Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları Bölümünde İslam üstüne doktora yapan Danielle van Dobben, Kasım 2008’de beş gençle birlikte Türkiye’ye geldi. İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da öğrencilerle, siyasetçilerle ve ‘sivil toplum’ yöneticileriyle geçirilen iki haftalık verimli bir çalışma…


Sabırla kitlesel eylemlere doğru


‘Turuncu Devrim’ ya da Amerikalıların adlandırdıkları gibi ‘Portakal Rengi Devrim’darbelerinde en önemli ön aşamasıdır, gençlerin ‘liberal’ ve ‘global’ yani ABD ve Batı Avrupa ile ideallerde, iç-dış siyasette bütünleşmiş bir devlet düzeni yaratmaya yönelik gösterileri. Önce barışçıl gösterilerde düşünce ve sivil örgütlenme özgürlüğü, cinsel eşitlik, din-ifade özgürlüğü istekleriyle başlayan eylemler, giderek siyasete katılım isteklerine ve sonunda da rejimin kökten değiştirilmesi için sürekli eylem aşamasına yükseltiliyor…


Etkili bir gençlik kitlesi yaratmak amacıyla en iyi çalışan ARI Derneği oldu. ARI’nın gençlik çalışmaları üstüne verdiği bilgi, Amerikan ve Alman örgütleriyle, Soros’un vakıflarıyla, NATO kurumlarıyla çalışmanın verimliliğini gösteriyor: 

“15 binden fazla genç insanın kişisel gelişim ve liderlik becerilerine katkıda bulunduk. 
Basılan 54 yayının 381 bin kopyası sayesinde kamuoyu ve fikir liderleri-nin bilgilenme süreçlerine katkı sağladık. 
ve
…"

AGL'nin köklü ilişkileri ve Abdullah C. Gül

... Tuna Bekleviç (Şimdi AKP-Başbakan Danışmanı) de Ortadoğu ilişkilerini geliştirmeye kararlıydı. “Özel davet üzerine Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin yardımcısı Jalal Jawhar Aziz’le Kerkük’te, Mesut Barzani’nin yardımcısı Kemal Kerkuki’yle Erbil’de” görüştü. Kürtler Bekleviç’i “oldukça sıcak” karşıladılar.

Ekonomistler Platformu örgütlenmesini de başaran Tuna Bekleviç, 2005’te Büyükelçi Eric Edelman’ın önerisiyle ABD Dışişleri’nin “Uluslararası Konuk Liderlik Programı”na çağrıldı. Genel Sekreter Mahir Toprak da Kanada’daki Fraser Institute’ün eğitim programına gitti.




Seçilen lider adayları Amerika’ya götürülüyor. CIA’dan ayrıcalıklı örgüt, ABD genç politikacı örgütü, Türkiye’deki ortaklarıyla birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üniversite öğrencilerini ve akademisyenleri örgütlüyor! Rektör yükseldikçe yükseliyor.

Amerikan ilişki merkezi kuran özel üniversiteler ve bu merkezlerle bağlantılı ABD’de yetişmiş yerli genç ustalar. Cemaat Üniversitesinden Amerika’ya taşınan öğrenciler.

Özel üniversitelerdeki merkezlere gelip giden CIA direktörleri, Bushların adamları… Üniversitelerdeki merkezleri Sivil Örümceğin Ağı’na bağlayan profesörler!

Alanya’daki şato ve Amerikan-Türk ortak çalışmalarında Yeni Osmanlıcı profesörler!

Yunanlıların Ege’de ağ kurma çalışmları, konsolosların girişimleri. Yunan örgütlerinin Amerika’da Türkiye karşıtı girişimleri.

Mormonların Asya örgütlenmesi ve Ankara’da ABD elçilik memurlarıyla birlikte kurdukları şebeke! Mormonların örgütlenmesine önayak olan yardım dernekçileri! Mormonların yıldızını parlatan ilahiyatçılar!

Ali Kemal’in İngiliz ailesi… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ali Kemal üstünden İngiltere ile akrabalık ilan ediyor; Kraliçe Elizabeth’e gençliğinde duyduğu hayranlığı açıklıyor, Prens Charles’a karşı konukseverliklerini anlatıyor. İngiltere’de üst üste Büyük Haç Şövalyeliği madalyası…

Humeyni’nin Türkiye’deki Kudüs Kuvvetleri elemanlarının örgütlediği onbinlerce insan katılımlı gösteriler ve Ahmedi Nejad’a “Komutan” diye seslenmeleri. Abdullah Gül ile Ahmedinejad arasında sevgili kardeşlik sözleri!

ABD’lilere eleman seçiminde yardım eden CHP milletvekilleri.

Birleştirme Kilisei (Moon Tarikatı)’nın yerli ilahiyatçılarla ilişkileri. Ahmet Davutoğlu’nun Mooncularla birlikte katıldığı gezileri.

TSK’nın tarihimizde ilk kez, ABD ile köklü ilişkileri, ortak değerleri ilan etmesi. NATO’nun bölgesel değil dünya barışının koruyucusu olduğunu ilan eden generaller.

TSK ve Emniyetimizin CIA’ya emanet edilişinin belgeli tarihçesi.

Amerikan yönetimi ve önerileriyle Türkiye’de teşkilatlanan yeni İç Güvenlik Merkezi! Amerika’da yeniden eğitilen güvenlik görevlileri…

NATO Genişleme Programı’nda TSK’nin yeniden yapılandırılarak subayların tasfiyesi. NATO Genişleme Programı kapsamında –Türkiye ile açıklanmayan- anlaşmalarla Ortadoğu-Kıbrıs-Kafkasya’nın yeniden yapılandırılması. TSK’nin rolü!

CIA’nın polisleri, istihbaratçıları eğitim belgeleri.

Türkiye’de görevlendirilmiş 85 CIA elemanının adları ve çalışma yılları.

Kitapta yer alan 3000’ye yakın kişi ve kurum adlarını içeren dizin…




ÜNİFORMALI ÜNİFORMASIZ ÖRÜMCEKLER VE NATO-TSK-POLİS-AKADEMİSYEN-YUNAN AĞI

“Sivil Örümceğin Ağında askerler, polisler, gençler, Amerikan-İsrail örgütlerinin kurslarından geçiriliyor. Amerikan devleti, tüm örgütleriyle Türkiye’de genç liderler yaratıyor. NATO İstanbul’da gençlik örgütü kurdu. TESEV kurucuları ve yöneticileri arasında muhalefet partisi önderleri… Sivil Örümcek muhalefet partilerini de ağına düşürdü.” 


12 Eylül Edebiyatının Generalleri Yargılanmayacak mı? 

“Mustafa Yıldırım’ın Ortağın Çocukları-Anglo Amerikan Sivil Paşalar Darbesi adlı kitabındaki CIA belgelerinden yıllar sonra öğreniyoruz ki 'Tehlike derecesi yüksek yerlerdeki çalışmaları' karşılığında 1988’de “CIA Kahramanlık Ödülü”, 1992’de “İstisnai İstihbarat Toplayıcısı Ödülü” almış bir casus olan Robert Finn’in eşi ve ABD Ankara Büyükelçiliği'nin “Kültür İşleri Sorumlusu!” ..... Helena Finn’in bazı Türk yazarlarına ilgisi büyükmüş!”



3. Basım’dan alıntılar: 5.6.2012





YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM
___________________











___________________________________________________________________________

DÜŞMANIM , 
DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR 
BEN DE ONUN 
AMANSIZ DÜŞMANIYIM


M.KEMAL ATATÜRK 
(1881 - 193∞)

______________________________________