Translate

EĞİTİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EĞİTİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2013 Salı

KÖY ENSTİTÜLERİ ve MEDENİYET





Köy Enstitüleri,köy okullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1940 yılında Anadolu'nun 21 ayrı bölgesinde açılmıştır.

Cumhuriyetin bu ulvi projesinin amacı; köyden gelen yetenekli çocukların tam donanımlı olarak yetiştikten sonra, tekrar köylerine dönerek geride kalan ve okuma fırsatı veya olanağı bulmamışları eğiterek ülkenin okuryazar düzeyini yukarı taşımasıydı. Köy Enstitüleri’nin o günkü eğitim yöntemi gününün en ileri eğitim yönteminden daha donanımlıydı

Köy Enstitüleri, Başbakan İsmet İnönü döneminde, Bakan Hasan Ali Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un büyük gayretleriyle kurulabilmişti. 

Toplam 17 bin mezun veren bu okullar, ne yazık ki "Gerici Güçler" ve "ABD'nin" baskısıyla 1954 yılında resmen kapatıldılar...


Bölüm 1:





Bölüm 2:






Bölüm 3:





Bölüm 4:






Bölüm 5:




Bölüm 6:




Bölüm 7:





Köy Enstitüleri neden kapatıldı?

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, 1926 yılında “ Toplam 4 Köy Muallim Okulunu” açtıktan sonra, Saffet Arıkan’ın 1936 da önce, Eğitmen kursu, sonra Köy Muallim Mekteplerinin ihyası, bunlardan alınan iyi sonuçlar sonrasında, 3 yıllık deneme sonunda 17 Nisan 1940 MEB Hasan Ali Yücel döneminde 3803 sayılı kanunla . “Köy Enstitüsü” açılmıştır. 1941 de, 4274 sayılı yasa ile de, köylerde çalışacak sağlık memuru ve ebelerin bu okullarda yetiştirilmelerine karar verildi.

Köy Enstitüsünün açılmasını mecbur kılan, zamanın Türkiye’sinin sosyal yapısına göz atmak gerek. 1935 verilerine göre 16 milyon nüfusumuzun 12 milyonu köylerde yaşıyor. Bu kütle, ilkel bir şekilde tarımla uğraşıyor. Köy ve toprak ağaların emrinde, onlara bağımlı şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. 40 bin köyün 35 000 inde okul ve öğretmen yok. 1 700 000 çocuktan sadece 300 000 i okula gidebiliyordu. Bunlardan sadece binde biri bir üst kademedeki okullara devam edebiliyordu. Geri kalan çocuklar ise ailelerine yardımcı oluyor, zamanla da okuduklarını unutuyorlardı. 

Yüzdeye vurduğumuzda, erkeklerin % 76.7 si, kadınların % 91.8 zi okur yazar değildi. Mevcut öğretmenlerin %78 zi kentlerde çalışıyor. % 22 si de okulu olan 4-5 bin köyde çalışmaktadır. Şehirlere alışkın olan öğretmenler, uyum sağlayamama nedeniyle köylere gitmeyi düşünmezlerdi. Tıpki bugünkü gibi, doğuya gitmeyi arzulamayanlar gibi.. İlkel de olsa, üretim araçları ağaların elindeydi.. Köye, çiftliğe, mezraya herhangi bir doktor , hemşire, ebe gitmezdi. Hastalar, üfürükçülerin, nuskacıların, ermişler gözü ile bakılan kişilerin eline bırakılırlardı.

Ülkenin bu durumu, Atatürk ilke ve inkilaplarına, Cumhuriyete ve halk felsefesine uymuyordu. Çare arayan zamanın MEB Saffet Arıkan ve İsmail Tonguç’un uğraş ve 3 yıllık denemeleri sonunda Köy Enstitüleri kuruldu..

PEKİ NEDEN KAPATILDI

Köy Enstitüsü yasasının kabülü sırasında, bunun uzun ömürlu olmayacağı belliydi. TBMM nde 426 kayıtlı Milletvekili vardı. Oylama gününde, başta Celal Bayar, Adnan Menderes olmak üzere, sonradan Demokrat Partiyi kurup katılacak olan 148 Milletvekili meclise gelmediler. Yasa, gelenlerin oybirliği ile, 278 oyla kabul edildi.. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de, yasayı destekliyor ve “Kitap mermi gibidir” veciz ifadesiyle taraf olduğunu belirtiyordu.

Bazı güçler yasanın çıkmasını istemiyordu. Çıktıktan sonra da aleyhine propoganda yapmaya devam ettiler. Daha çocuk yaştaki Köy Enstitüleri boy hedefi olmaya başlanmıştı. Büyük toprak ağası, Eskişehir Milletvekili Abidin Fotuoğlu, bir konuşmasında , henüz mezun dahi vermeyen Köy Enstitüler için 1943 de, “Bunlar yetiştiklerinde bizim kafamızı keserler” söylemiştir. Yetiştiler ama kafa da kesmediler.

CHP “Çiftçiyi Topraklandırma” adlı yasa taslağını TBMM ne getirdiğinde, birçok Milletvekili istifa etti. Bunlar Demokrat Partiyi kurdular. Bilindiği gibi bunların çoğu, toprak ağası, köy ağası, şeyhler, dedeler olup söz sahibiydiler. 

Tabiatıyla Köy Enstitüsüne karşı olacaklardı. Yetişen gençler, babalarına benzemiyor. Ağalık ve aşiret düzenine karşı baş kaldırıyorlar. Şeyh ve şıhların eteklerini öpmüyorlar. Ağaların önünde baş eğmiyorlar. Bilime önem veriyorlar. Ağalık sistemini ve köylünün fakirliğini sorguluyorlar. Hak hukuk aramaya başlıyorlar. Atatürk İlke ve İnkilaplarını, düşüncelerini en üst seviyede tutmaya başıyorlar. Bu gençlerin çoğalması, Birçok insanın menfaatlarına dokunacağı kaçınılmaz. Hatta CHP sinde kalanlar içinde de, Köy Enstitüsüne karşı homurdananlar gün geçtikçe çoğalmaya başladı. . Güçlerinin çok azalmasını, istifaların durdurulması lazımdı. . Bir gün, Kepirtepe Köy Enstitüsüne ziyarete giden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bir kız öğrenciye, çantasında neyin olduğunu sorar. Kız çantayı açar, göstererek, “ Bir parça ekmek, bir parça köfte ve birde Dünya Klasiklerinden bir kitap “der. İnönü mutlu olur. 

Etrafındakilere dönerek, “ Ne zaman Türkiye’de, erinden generaline, sade vatandaşından Cumhurbaşkanına kadar, herkes, ekmekle kitabı bir araya getirebilirse, gerçek kalkınma başlamıştır demektir “ diyen İnönü, yandaşlarının baskılarına dayanamayarak, Hasan Ali Yücel ve İsmail Tonguc’u görevden alarak, MEB na Reşat Şemsettin Sirer’i getirdi. Tonguç, önce Talim Terbiye kuruluna, sonra da bir okula öğretmen olarak atanır. Sirer, 1947 de, “tüm Köy Enstitülerinin kuruluş özelliklerinin ortadan kaldırıldığını, bu okulların sıradan bir köy okulu olduğunu “ söyleyerek, müfredat programını değiştirdiler. Böylece, erimekten korkan İnönü’nün sırtından da yük kalkmış oldu. İşte bu dönem, sağcılara yaranmak, CHP yi toparlamak için okullarda din dersleri ve İmam Hatip Okullarının açılması dönemidir.

1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Ocak 1954 de 6234 nolu yasa , ile uygulamaya tamamen son verdi.

Köy Enstitülerinde toplam olarak 17342 öğretmen yetişmiştir. Bunların 1398 i bayan 15943 ü erkektir. Yine bu okullarda 7300 sağlık memuru, 8756 eğitmen yetişmiştir.





*****




BİR YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜ, ORKESTRA ŞEFİ, GÜRER AYKAL

İLK MÜZİK DERSLERİNİ ÇİFTELER KÖY ENSTİTÜSÜ MÜZİK ÖĞRETMENİ OLAN BABASINDAN ALMIŞTIR.

GÜRER AYKAL, ESKİŞEHİR,ÇİFTELER 1942 DOĞUMLUDUR.

Yaşam öyküsü

Eskişehir Mahmudiye’de doğdu. Müziğe babasının verdiği derslerle başlayan sanatçı, 1953 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’na girmiş, Necdet Remzi Atak’ın öğrencisi olarak keman bölümünü bitirdikten sonra kompozisyon bölümüne geçerek Adnan Saygun’un sınıfından mezun olmuştur.
Eğitim

Şeflik öğrenimini yurtdışında yapan Aykal, 1969’da kompozisyon bölümünü bitirip orkestra yönetim uzmanlığı için devlet bursu ile İngiltere'ye gönderildi. Londra'da Gluldhall Müzik Okulu yüksek yöneticilik sınıfında ve Royal Academy’de; İtalya’da Academia Chiciana ve Roma’daki Santa Cecilia’da çalışmalarını tamamladı. Orkestra şefliği alanında tecrübelerinden yararlandığı isimler arasında George Hurst, Andre Prévin ve Franco Ferrara gibi ünlü şefler vardır.

İngiltere’de Royal Academy’yi bitirdiğinde, bu diplomayı 21 yıl içinde almayı başaran ilk kişiydi[kaynak belirtilmeli]. Türkiye’de yasal olarak atanan ilk orkestra şefi oldu ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef yardımcılığına atandı. Canta Cecilia Konservatuarı’ndan onur derecesiyle mezun olmuştur.
Kariyer

Sanatçı, 1973 yılında yurda dönmüş, kazandığı başarılarla “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılmıştır (1981). 1999’da kendi isteğiyle Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan ayrıldı, bu dönem Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nı kurdu. 2000–2004 yılları arasında Antalya Orkestrası’nı kurup geliştirdi. ABD’de toplam 16 yıl şeflik ve genel müzik direktörlüğü yapan Aykal, 1991–2003 yılları arasında El Paso Teksas Senfoni Orkestrası Daimi Şefliği’ni ve Genel Müzik Direktörlüğü’nü yürüttü ve ayrıca “Profesör Emeritus” unvanı aldı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın daimi şefi Gürer Aykal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne (MSGSÜ) kadrolu profesör olarak atandı (2006). Aynı zamanda konservatuvarın 'Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Anasanat Dalı Başkanlığı' görevini de üstlenen Gürer Aykal, Borusan İstanbul Filarmoni'nin Daimi Şefliği görevini ve Genel Müzik Direktörlüğünü de yürütüyor.

Aykal’ın eğitimci yönü, yurtiçi ve yurtdışında diğer üniversitelerdeki orkestra şefliği profesörlüğünü de kapsamaktadır. ABD’de Indiana (Bloomington) Üniversitesi, Teksas Tech ve UTEP Üniversiteleri’nde ileri orkestra şefliği dersleri veren Aykal halen Bilkent Üniversitesi’nde bu görevi sürdürmektedir.



VE BU SADECE "TEK BİR ÖRNEK"Tİ...

__________________________________


BENİM MANEVİ MİRASIM BİLİM VE AKILDIR

"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.... 

Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada , asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur... 

Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." 

Mustafa Kemal ATATÜRK 








______"PROMETHEUS"'UN IŞIĞI TEKRAR YANACAK______



*






8 Nisan 2013 Pazartesi

Türkiye'nin Korkunç Çocuk İşçi Gerçeği....





TÜİK'in açıkladığı sonuçlar Türkiye'deki korkunç çocuk işçi gerçeğini gözler önüne serdi.

Buna göre Türkiye'de 1 milyona yakın çocuk çalışıyor. 
Çalışanların büyük çoğunluğu okula devam etmiyor.

Kurumsal olmayan nüfusun %20,6’sını 6-17 yaş grubu çocuklar oluşturdu.

Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 
2012 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında uygulanan 
Çocuk İşgücü Anketi sonuçlarına göre 15 milyon 247 bin kişidir. 

Bu yaş grubundaki çocukların ;
%66,5’i kentsel, 
%33,5’i kırsal yerlerdedir. 

Çocukların ; 
%91,5’i bir okula devam ederken, 
%8,5’i okula devam etmemektedir. 

Yaş grupları itibarıyla ;
6-14 yaş grubundaki çocukların %97,2’si, 1
5-17 yaş grubundaki çocukların ise %74,7’si okula devam etmektedir.

Çalışan çocukların ;
%49,8’i bir okula devam ederken, 
%50,2’si okula devam etmemektedir. 

Yaş grupları itibarıyla ;
6-14 yaş grubundaki çalışan çocukların %81,8’i, 
15-17 yaş grubundaki çalışan çocukların ise %34,3’ü bir okula devam etmektedir.


Çalışan çocukların ;
%44,7’si (399 bin kişi) tarım, 
%24,3’ü (217 bin kişi) sanayi ve 
%31’i (277 bin kişi) hizmet sektöründe yer aldı. 

İşteki duruma göre; 
çalışan çocukların %52,6’sı (470 bin kişi) ücretli veya yevmiyeli, 
%46,2’si (413 bin kişi) ise ücretsiz aile işçisidir.





...

Uluslararası Çalışma Örgütü 2012 de yaptığı açıklamada dünya genelinde "250 Milyon Çocuk İşçi" olduğunu belirtmişti.



"BİR TOPLUMUN AHLAKI ÇOCUKLARI İÇİN NE YAPTIĞIYLA ÖLÇÜLÜR"


Resim 1998 den ve biz 2013'e girdik !!!!


***


17 Ekim 2012 Çarşamba

ATATÜRK VE TÜRK GENÇLİĞİ İLE EĞİTİMİN ÖNEMİ







Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, en büyük eserim dediği, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk gençliğine emanet etmiştir. Bu Atatürk'ün Türk gençliğine ne kadar önem verdiğinin en önemli göstergesidir. Ülkenin geleceğini oluşturan gençlik kavramı Atatürk'te en güzel anlamını bulmuş en yüce değer yargısına erişmiştir. Büyük önder daha Milli Mücadelenin başından itibaren köhneleşmiş fikirlere milleti geriye götürmek isteyenlere karşı yegane çarenin geçlikte ve genç fikirlerde olduğunu görmüş, çağdaş zihniyetle yetişecek kuşakların , gelecekte eserini daha da geliştireceğini, onu her türlü tehlikeden koruyarak,ebediyen yaşatacağını hissetmişti. 


Bundan dolayı Atatürk "en büyük eserim "dediği cumhuriyeti geçlere emanet etmiş ve Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Samsun'a çıktığı 19 mayıs tarihini " Gençlik ve Spor Bayramı " olarak Türk gençliğine armağan etmiştir. 


Gençlik sosyal bir sınıf değildir. Ama her zaman önemli bir toplumsal güç olmuştur. Çağımızda, dünyamızda özellikle ülkemizde bu güç daha belirgin duruyor. Türkiye nüfusunun büyük kısmı gelişmiş Avrupa ülkelerinin aksine gençtir. Bu değerlendirildiği taktirde büyük bir potansiyel güçtür. Gençlerin iyi yetiştirilerek ortak amaçlar etrafında birleştirilmesi bugünkü ve yarınki sorunlarımızın çözümünde büyük yarar sağlayacaktır.


Gençlik kavramı, biyolojik anlamda kullanıldığı zaman şüphesiz belli bir yaş dönemini ifade eder. Bu dönem genellikle gençlikle , gençliğin yetişme devresinin iç içe olduğu, çok kıymetli bir dönemdir. Atatürk de gençliğin yetişmekte olduğu bu devreye çok önem vermiş Türk gençliğinin bu devrede Cumhuriyeti yaşatacak ruhla beraber mesleklerinde de iyi yetişmelerini ısrarla istemiştir. Ancak burada şunu da belirtmemiz gerekir ki, Atatürk'te gençlik kavramı, genel anlamda bu biyolojik dönemi kapsamakla beraber çoğu zaman yaşsınırını da aşarak, fikri bir anlam kazanmaktadır. Yani Atatürk'e göre " Genç " fikren genç anlamındadır. Biyolojik olarak yaşı genç olup gerici düşüncelere sahip birisi düşünsel anlamda genç değildir. Bunun yanında Yaşı ilerlemiş bir kişi düşünceleriyle genç olabilir. 


Atatürk 42 yaşında Cumhuriyeti kurmuş, 44 yaşında kıyafet inkılabını yapmış, 48 yaşında yeni Türk harflerini getirmiştir. Büyük Atatürk düşünceleriyle, ruhundaki enerjisi ile hayatının her döneminde genç idi. Ona göre genç olmanın ölçüsü sadece yaş değildi. Yaşın yanında koyduğu ilkelere, başardığı inkılaplara inanç ve bağlılıktı. Atatürk gençliği şöyle tanımlamaktadır. " Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zinde bir geçtir." Bu nedenle Atatürk'ün  "Ey Türk Geçliği " diye başlayan hitabında bir anlamda yaş sınırını aşarak bir fikir geçliği bir ideal gençliği aramak , bu gençliği görmek bu gençliği düşünmek lazımdır. Çünkü Atatürk'e göre ilke ve inkılaplara bağlı bir geçlik, kurduğu rejimin teminatı olacaktır . 


Atatürk rejimi gençliğe emanet eden sözleriyle bitirdiği nutkunu 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında C.H.P. Kurultayında okumuştur. Normal olarak nutkun , rejimi partiye emanet eden sözlerle bitmesi gerekmez miydi? Yahut, Atatürk bu neticeyi Türk Milletine emanet ediyorum " diyemez miydi? Buradan şu sonucu çıkarabiliriz; Atatürk 1927 yılında rejimin tam olarak yerleştiğini düşünmemektedir Atatürk rejimi emanet edecek başka bir sağlam kuvvet görmemiştir. Rejimin sorumluluğunu gelecek nesillere bırakmak istemiştir. Bu sorumluluğu yalnız yüksek öğretim gençliği değil bütün bir nesil duymak ve taşımak zorundadır. 


Tarihte hiçbir lider Atatürk kadar milletinin gençliğine güvenmemiş,Onun kadar gençliğe değer vermemiş, Onun kadar gençlikle bütünleşmemiştir. Atatürkçülükle gençliğe güvenme ve gençliğe değer verme birbirinden ayrılamaz. Daha milli mücadele başlamadan önce , Birinci dünya savaşının felaketli sonuçlar doğurduğu günlerde , Atatürk için Türk gençliği başlıca umut kaynağı idi. Bu inancını şu sözleriyle ifade etmiştir. "Her şeye rağmen muhakkak bir nûra doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız, aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir." 


Bu sözlerin söylendiği 1918 yılı gerçekten Türk milleti için karanlık yıllardır Tüm inançlar erimiştir. Bu ortamda Atatürk için tükenmez ışık kaynağı , yüreğini kaplayan millet sevgisi ve Türk gençliğine duyduğu güvendir.  I. Dünya Savaşı'nda alınan yenilgi sonucu ülke tamamen paylaşılma noktasına gelmişti. Atatürk gidişattan duyduğu endişeyi yıllar sonra nutukta şöyle anlatacaktır:




" Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa 'nın başkanlığındaki hükümet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta... İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul' da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâf Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir'e  çıkartılıyor. "


Atatürk bu durum karşısında aldığı kararı da şu şekilde ortaya koymuştur: 


"O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak... Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu : Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez. .. Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!... O halde, ya istiklal ya ölüm! " 


15 eylül 1919 da yunan ordusu İzmir'i işgal eder işgalden bir gün önce 14 mayısta İngiliz temsilciler İzmir'de vali konağına gelerek işgali bildirirler konağın önünde İzmir'in geçleri öfke içinde toplanmışlardır. Konaktan çıkan İngilizlere şöyle bağırırlar: " Ölmedik , Biz büyük Milletiz. Uykuda gibi görünüyorsak ta uğraş içinde bulunuyoruz Ülkemizin peşkeş çekilmesini kabul edemeyiz. Bir takım karışıklıklar olacaktır. Biz ölebiliriz ama başkaları da ölecektir ."  Ve ilk kurşun Hasan Tahsin tarafından atılır. 


İzmir’in İşgal haberi İstanbul'a ulaşır ulaşmaz Halk ayağa kalkar. 18 Mayıs günü sayıları dört bini bulan öğrenciler ve öğretmenler, Üniversitede bir araya gelirler, öğrenciler sırayla kürsüye çıkıp işgale karşı konuşmalar yaparlar. milletin birliği için seferberlik ilan edilmesi, nerede düşman içeri girmişse orada savaşılması çağrısı yapılır. Tıp fakültesi öğrencisi Sırrı haykırır: " Eğer hakkımızı teslim etmezlerse buradan bağırıyorum ki , dünya barış yüzü görmeyecektir." Hukuk Fakültesi temsilcisi ise şöyle der. "Bütün varlığımızla isyan ediyoruz. Gereken Maddi ve manevi örgütlenmeyi yaptık. " 


İstanbul Üniversitesi gençliği İzmir'in işgali üzerine büyük mitingler düzenler. Bu arada gizli direniş örgütleri kurulur. Bu gençlerden pek çoğu, Adana, Ege bölgesi ve Doğu Anadolu'ya giderek buralarda da ciddi direniş örgütleri kurarlar İstanbul'daki bu gizli örgütler görev bölümü yaparak, Anadolu'ya silah kaçırma, gönüllü subay ve doktor gönderme gibi faaliyetlerde bulunmuşlardır. İstanbul içten içe bu direniş hareketine girişirken memleketin idaresinde olan padişah ve onun hükümeti acz içindedir. 


Sivas Kongresi günlerinde, başlıca İstanbul gazetelerinin başyazarları, hatta daha sonra Milli mücadelede çok büyük hizmetler yapacak önemli kişiler " manda " tezini savunurken Kongreye yüksek öğretimdeki gençler adına katılan bir tıp öğrencisi, ateşli bir halde " kongreye bağımsızlık davasını başarmak yolundaki çalışmalara katılmak üzere tıbbiyelileri temsil etmek üzere katıldığını mandayı kabul edemeyeceğini , kabul edecek olanlar varsa ,bunları kim olursa olsun red ve tasvip etmeyeceğini , hatta manda fikrini Mustafa Kemal kabul edecek olsa , onu da reddedeceklerini" haykırır. 


Mustafa Kemal son derece duygulanmıştır. Heyecan dolu bir sesle " arkadaşlar , gençliğe bakın , Türk Milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin" der .Mustafa Kemal daha sonra genç tıp öğrencisine hitaben, " evlat müsterih ol . Gençlikle iftihar ediyorum. ,Azınlıkta kalsak ta mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir, değişmez,Ya istiklal ya ölüm." güvencesini verir. Ardından bu genci alnından öper ve şöyle der " vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine kalmıştır." 


O dönemin İstanbul'da bulunan yöneticileri ve pek çok Türk aydını tamamen ümidini kaybetmiş, Amerikan mandası peşindeyken , bu genç kadar inançlı olamamışlardır. M. Kemal gençliğe güvenmekte ne kadar haklıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi Mustafa Kemal, devrimlere girişirken ve Milli mücadeleyi başlattığı tarihlerde yaş itibariyle oldukça gençti, Samsun'a çıktığında 38 yaşındaydı. Her şeyden önce , kafa yapısı ve heyecanı ile gençti. Ömrü boyunca da yaptıklarıyla ve eserleriyle daima genç kalmayı bilmiştir. Bunun yanında M. Kemalin fikir arkadaşları ve kurtuluş savaşının ön saflarındaki lider kadrosu da gençtiler. Rauf Orbay, Refet Bele kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy hep, 37-38 yaşlarında genç insanlardı. İsmet İnönü onlardan da gençti Meydan savaşlarında büyük birliklerin başındaki subaylar genelde 40 yaşından daha azdı. Ayrıca Milli mücadeleyi destekleyen sivil aydınlarında büyük çoğunluğu gençti. Milli mücadele yanlısı yazılar yazan Ruşen Eşref, Falih Rıfkı , Yakup Kadri,Yahya Kemal, gibi vatanseverlerin çoğu 25-30 yaşlarında gençlerdi.


Türk milli mücadelesini izleyen yabancıların ilk dikkatini çeken noktalardan biri,milli kuvvetlerin komutanlarının ve TBMM. Hükümetini uluslar arası görüşmelerde temsil eden , kişilerin çok genç ama olgun insanlar oluşu idi. Bu altın kuşak istibdat devrini yaşamış,İkinci Meşrutiyet ve onu izleyen çalkantıları görmüş, Balkan savaşları ve Birinci Dünya savaşı günlerini yaşamış ateş çemberinden geçmişler memleket acısıyla yürekleri yanmış, genç yaşta büyük tecrübeler edinmişler pişip olgunlaşmışlardı . 

Bir devrimin başarılması kadar önemli olan diğer bir husus onun sürdürülmesidir. Bu bütün devrimlerde görülen bir özelliktir. Cumhuriyet rejimi açısından da aynı durum geçerlidir. 1919 da başlayan milli mücadele 1922 yılında zaferin kazanılmasıyla sonuca ulaşmışoluyordu. Ama bundan sonra harap hale gelmiş ülkenin yeniden inşası ayrıca tekrar aynı zor durumlara düşmemek için kalıcı önlemler alınması gerekiyordu. Bir yandan Türk toplumunu çağdaşlaştırmak için devrimler ard arda yapılırken diğer yandan ,bu devrimlerin kalıcı hale getirilmesi gerekiyordu. Bunu yapmak için öncelikle eğitim sorunlarının çözülmesi gerekliydi. Emperyalizme karşıbağımsızlık, gericiliğe karşı devrimcilik düşüncesinin halkla buluşması için en önemli araç Eğitimdi. 


Devrim kendisini sürdürecek kadroları ancak eğitim yoluyla oluşturabilirdi. Atatürk bu nedenlerle eğitime büyük önem vermiştir. M. Kemal eğitime önem vermekle aslında cumhuriyete önem vermiş oluyordu. Cumhuriyet kendini devam ettirecek kadroları eğitim yoluyla oluştururken gençlere de büyük görevler düşüyordu. Eğitim politikası aynı zamanda bir gençlik politikası anlamı taşıyordu. Eğitime verilen değerle , gençliğe verilen değer birbirini tamamlıyordu. Cumhuriyet rejimi kadrolarını gençlerden sağlama yoluna giderken bunun aracı olarak da eğitimi devreye sokuyordu. Tüm bu nedenlerle cumhuriyet devrinde uygulanan eğitim politikasını incelemek bize cumhuriyetin nasıl bir gençlik yaratmak istediğini anlamak açısından yararlı olacaktır. Eğitime yaklaşım cumhuriyetin nasıl bir ülke ve dünya ya ulaşmak istediğini konusunda da fikir verecektir. 


Atatürk'ün gözünde ,Türk milli mücadelesi , sadece askeri mahiyette bir hareket değildi. Askeri alanda kazanılacak zafer, milli kurtuluşun ilk şartı idi. Fakat zaferden sonra yapılacak işler en az bağımsızlık kadar önemliydi. Savaş sürerken bile Atatürk savaştan sonrasına hazırlanıyor ve o günlerin plânlamasını yapıyordu. Bağımsızlık savaşının en bunalımlı günlerinde , düşmanın baskısını iyice arttırdığı, ordumuzun Sakarya'ya kadar çekilmesine yol açan Kütahya Eskişehir savaşlarının aleyhimize geliştiği günlerde 16 temmuz 1921 de Ankara'da Maarif kongresini toplamıştır. 


Atatürk cephedeki şartların ağırlığına rağmen bu kongrenin ertelenmesine razı olmamış, hatta kongrenin açış konuşmasını kendisi yapmıştır. Bu açış konuşmasında devam eden savaşa rağmen milli ve çağdaş eğitimin temellerinin atılmasını ,yapılacak işlerin sağlam bir programa bağlanmasını istemiştir. Atatürk bu konuşmasında acı bir gerçeği dile getirir ve "Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin milletimizin gerileme tarihinde en önemli etken olduğu kanısındayım" der. 


Ayrıntıları uzmanlara bırakmak istediğini belirten Atatürk "gelecekteki kurtuluşumuzun büyük önderleri" olarak selamladığı öğretmenlere duyduğu derin saygıyı dile getirir. Ardından şu inancını açıklalar " silahıyla olduğu gibi dimağıyla da mücadele zorunda olan milletimizin birincisinde gösterdiği başarıyı ikincisinde de göstereceğinden asla şüphem yoktur." 


Atatürk yılar sonra "Cumhurbaşkanı olmasa idiniz ne olmak isterdiniz?" sorusuna, "Milli Eğitim Bakanı olarak eğitim davasına hizmet etmek isterdim" diye yanıt vermesi bile , O'nun eğitimi millet hayatında ne kadar önemli bir etken olarak gördüğünün göstergesidir. 


Gazi Mustafa Kemal I.Dünya Savaşının galibi emperyalistlere karşı giriştiği mücadeleyi kazanarak ilk kez bütün dünyaya bu konuda örnek olmuştur. Yıllar sonra bağımsızlık mücadelesine girişen emperyalizmin elindeki ülkelerin liderleri açıkça Mustafa Kemal’i ve Türk Milli mücadelesini örnek aldıklarını ifade etmişlerdir. Atatürk Fas'tan Endonezya'ya bütün İslam dünyasının ve mazlum milletlerin de kahramanı oldu. Fakat o hiçbir zaman zafer sarhoşluna kapılmadı. Çünkü çok iyi biliyordu ki askerî zaferler eğitim ve ekonomik zaferlerle tamamlanmadıkça tek başına milli kurtuluşu sağlamaya yeterli olmayacaktı. Türk ordusunun İzmir'e ulaşmasından sadece 1,5 ay sonra, Bursa'da, İstanbul'dan kendisini ziyarete gelen öğretmenlere söylediği şu sözler onun bu konudaki ne kadar bilinçli olduğunu gösterir. 


" Bugün eriştiğimiz nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Kurtuluş toplumdaki hastalığı ortaya çıkarmak ve iyileştirmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi ilim ve fennin gösterdiği yolla olursa hasta kurtulur. Yoksa hastalık müzminleşir ve tedavisi imkansız hale gelir." 

Atatürk her fırsatta öğretmenlere şöyle sesleniyordu: " Ordumuzun kazandığı zafer , sizin ve sizin ordunuz için yalnız zemin hazırladı.Gerçek zaferi siz kazanacak, siz sürdüreceksiniz. ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız." 


Büyük zafer kazanılmış henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti. M. Kemal Kütahya'da "İrfan Ordusu " olarak nitelendirdiği öğretmenlere hitaben söylediği şu sözlerle onlara olan güvenini ve verdiği değeri bir kez daha gösteriyordu. 


" Memleketimizi, toplumumuz gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin istikbalini yoğuran kültür ordusu. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir, verimlidir, saygıdeğerdir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diğerine üstün tutulur? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz, bu iki ordunun ikisi de hayatîdir. Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin O zaferlerin kalıcı sonuçları ancak irfan ordusuyla ayakta tutulabilir. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun hizmetleri ve kazandıkları yok olur. Yalnız siz, kültür ordusu mensupları, sizleri bağlı olduğunuz ordunun kıymet ve kutsiyetini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir ordunun fertlerisiniz." (24 MART 1923 ) 


Eğitim bir milletin bağımsız yaşayabilmesi , kalkınıp güçlenmesi için hayati öneme sahiptir.  Atatürk'e göre: " Eğitim ; bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder. " (22 eylül 1924 ) 


Ankara'da toplanan muallimler birliği kongresinde Atatürk Eğitimin görevini şu sözlerle ifade etmiştir. " Yeni Türkiye'nin birkaç seneye sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılâplar çok büyük, çok mühimdir. Bu inkılâplar, sayın öğretmenler, sizin; toplumsal ve fikrî inkılâptaki muvaffakiyetlerinizle desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet,sizden "fikri hür, vicdanı hür, seziş ve anlayışı hür" nesiller ister! " ( 25 ağustos 1924 ) 


Atatürk'e göre eğitime ve öğretmenler e düşen başka bir görev de " millet olma "bilincini geliştirmektir. Milli birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirmektir. Bu konuda Atatürk şöyle diyor. 


" Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak istidadını kazanmamıştır. Ona alelâde bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki bir toplumu gerçek millet haline getirirler." (14 Ekim 1925 ) 


Özetle , Atatürk'e göre kaynaşmış bir millet haline gelmenin çağdaşlaşmanın en etkili aracı eğitimdi. Atatürk gençliğin her zaman kendine güvenini ve bir gün onlara bırakılacak yüksek görevleri gerçekleştirebilecek kudret ve yetenekleri güçlendirmek için yapılması gerekenleri iyi bilen ve bulup uygulayan bir kişiydi. Onun, oldukça başarılı olduğu bir alan da gençlikte yarattığı duygu ve heyecandır. Türk Gençliğinin dış düşmanlara, hatta içerdeki gaflet, hıyanet ve delalet içinde olanlara karşı ne kadar uyanık olunması gerektiğini, millî birlik ve beraberliğimizin ne derece önemli olduğunu ifade ederken ne kadar haklı ve uzağı gören bir devlet adamı olduğunu yakın tarihimizde ülkemizde yaşanan olaylar ortaya koymaktadır. 


Bugün dahi ülkemizde bölücü ve gerici bazı düşünce akımları birçok genci müridi yapma eylemi içindedirler. Ancak, Türk gençliği bölücülerin oyununa gelmeyecek ve mili birlik ve beraberlikle yarının güçlü Türkiye’sini yaratacaktır. Nitekim Atatürk, gençleri bu sorumluluğu üstlenecek yapıda görmüş ve gençlere bugünler kadar yarınları düşünmelerini, yarınları sürekli geliştirmelerini önermiştir. Bu görüşlerini; “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız, o gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır, gelecek umudunun ışıklı çiçekleri onlardır” sözcüklerle ifade etmiştir. Onun gençliğin kapasitesine inancı ve güveni tamdı.


ATATÜRK döneminde ondan korkanlar, art niyetli olup da bir süre kabuklarına çekilenler, O'nun ebediyete intikalinden sonra, ATATÜRK’ ü ve başarılarını , yapılan işleri kıyısından kenarından didiklemeye, kötülemeye başladılar. Zaman zaman bu amaçlarında başarılı da oldular. Atılan temel üzerinde pırıl pırıl, sağlam bir yapı yükseltme çalışmaları, bazı çarpık oyunlarla kösteklendi, çok değerli yıllar boşa harcandı gitti. Bir dönem ATATÜRK. törenlerde, söylevlerle, abartılmış anılarla bir efsane, bir mit oldu. Sanki O’ nun başlattığı işleri sürdürememe beceriksizliğin ayıbı, O’ nu yüceltmekle örtülür kaygısı içinde giderek O’ nu tanıyamaz, anlayamaz duruma getirildi. 


Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. O'nun fikirlerinin temel amacı çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktır. Bu hedefe yürüdüğümüz sürece Atatürk çizgisinde olabiliriz. Atatürk’ün manevi mirası akıl ve bilimdir. 


Atatürk her türlü dogmaya karşıdır. Akıl ve bilim rehberliğinde atılacak her adım Atatürkçü düşünceye uygundur. Şu da unutulmamalıdır ki, Çağdaş Uygarlık seviyesine ulaşmakla da esas fayda sağlayacak olan bizleriz. Atatürk ancak o zaman huzur duyacaktır. Hedefimiz bu olmalıdır. 


''Millî Kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız'' diye haykıran Atatürk'ü anlamalıyız.Yeni bir Atatürk bulamayız. Atatürk gibi düşünmek ve Atatürk gibi hareket etmek zorundayız. Atatürk'ün fıkir bahçesinde her şeyin en iyisini, en güzelini, en doğrusunu bulmak mümkündür . Yaşadığımız teknoloji ve bilgi çağında, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa edebilmek için mutlaka Atatürk'ün gösterdiği aydınlık yolda yürümek mecburiyetindeyiz. Başka çaremiz yoktur . Atatürk'ün gösterdiği bilim ve çağdaşlık yolunda tek yürek ve tek yumruk olarak yürüyecek, milletimizi yüceltecek, geleceğimizi düzenleyecek, aydınlık ve mutlu kılacak olan Türk gençliğidir. Atatürk “Gençler, Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler, bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.


Atatürk’ün gençliği; Atatürk gibi büyük davâlar peşinden koşan, kendisine ilimi ve irfanı hedef seçen, çağdaşlaşmayı önce ilim ve teknikte gören ve bu yolda araştıran, çalışan ve bulan.. Esasını Türk Kültürü oluşturan bilincinden geçen ve bunun icaplarını yerine getiren, hedefini iyi koyan, mücâdelesini her türlü kültür emperyalizmiyle yapan bir gençliktir. Atatürk’ün felsefesini, ilkelerini ve hedeflerini anlayan ve anlatabilen bir gençliktir. Türk gençliği kahvehane gibi lüzumsuz yerlerde değil, kütüphanede, laboratuarlarda , okullarda, atölyelerde, bilgisayar başında, spor sahalarında olarak Atasına layık olabilir.


Türk gençliği, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalarak, O'nun gösterdiği hedef olan Türk Milleti'ni çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne en kısa sürede ulaştıracaktır. Atatürk'ü iyi anlamış şuurlu Türk Gençliği ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ebediyen bu topraklarda pâyidâr kalacaktır. 



AYDIN CAN
Ç.Ü. ÖĞRETİM GÖREVLİSİ












KAYNAKLAR
-M. Kemal Atatürk , Nutuk I-II, MEB Yay. Ankara 1973
-Atatürk'ün Söylev Ve Demeçleri I-III, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ankara 1997
-Berna Türkdoğan; "Atatürk'ün Türk Gençliği Hakkında Düşünceleri" Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi , --Temmuz 1999, Sayı: 44 Cilt: XV, s. 683-692
-Adil Güney, " Çağdaş Olma , Atatürk Haftası Armağanı , 10 kasım 1997, Ankara , s.63-64
-Turhan Feyzioğlu, "Atatürk ve Fikir Hayatı" Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II, Ankara 1986, s.151-164; 223-226
-Nurettin özcan, " Atatürk ve Eğitime Verdiği Önem" Atatürk haftası Armağanı, 10 Kasım 1995 Ankara, s.20-26
-Naki Selmanpakoğlu, " Ulusumuza Borcumuz" , " Atatürk haftası Armağanı, 10 Kasım 1995 Ankara, s.46-50
-Yaşar kaynak, " Atatürk Ateşini Yakmak" " Atatürk haftası Armağanı, 10 Kasım 1995 Ankara, s.121-124,
-Sabahattin Selek , Anadolu İhtilali C.II, İstanbul 1987
-Hamza Eroğlu , Türk İnkılap Tarihi, Ankara 1990 - Utkan Kocatürk, Atatürk'te "Gençlik" Kavramı ve Atatürkçü Gençliğin Nitelikleri,
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 4, Cilt: II, Kasım 1985


21 Temmuz 2012 Cumartesi

GATS; HİZMET SEKTÖRÜNDE SERBESTLİK


GATS SALDIRISINI DURDURUN

GATS'ın tarihi (The General Agreement on Trade in Services)

1947'de imzalanan ve 143 üyesi bulunan GATT (Tarife ve Ticaret Genel Anlaşması) 1994'teki Uruguay toplantısında WTO' ya (Dünya Ticaret Örgütü) dönüştürüldü. Aynı yıl hizmet ticaretini uluslararası sermayeye açan GATS anlaşması imzalandı. GATT 40 yıla yakın bir süredir uluslararası mal ticaretini düzenliyordu. Fakat GATS daha fazlasını, dünya "hizmet ticaretini" düzenleyen bir anlaşma oldu. GATT' taki iki temel özellik GATS'ta da mevcut. Bunlar;

- Anlaşmanın tüm özellikleri imzacı ülkelerin hepsi için geçerlidir.
- Anlaşmaların gerekleri, ulusal şirketler kadar uluslararası şirketleri de kapsamaktadır.

GATS kapsamı ve genişliğiyle neo-liberal politikaların eksiksiz bir uygulayıcısı rolüyle tarihe geçti. GATS'ın farklı bir özelliği, her geçen gün anlaşmanın sınırlarının genişlemesidir. Kısa aralıklı müzakereler şeklinde ilerleyen GATS süreci, uluslararası sermayenin belirleyiciliğinde, üye ülkelerin temsilcileri tarafından yapılmaktadır. 2000 yılıyla birlikte hız kazanan müzakereler 15 günde bir DTÖ' nün Cenevre'deki merkezinde gerçekleştirilmektedir.

GATS' ın kapsamı
GATS genel olarak devlet tarafından verilen kamu hizmetlerinin özel sektöre devrini düzenleyen bir anlaşma olarak tanımlanabilir. GATT ile belirlenen mal ticareti görece basit bir biçimde düzenlenebilirken, GATS ile belirlenen hizmet ticareti oldukça karmaşık bir biçimde düzenlenmektedir. Bunun nedeni, GATS'ın oldukça geniş bir biçimde içine aldığı hizmet türlerinin biçimi, içeriği ve gerektirdiği kapsamlı yasal ve fiziksel altyapı uygulamalarıdır.

GATS'ın kapsamı yalnızca bir hizmetin yerine getirilmesi ile sınırlı değildir. Bu hizmetin yerine getirilebilmesi için gerekli olan tüm ürünlerin üretimi de GATS'ın kapsamı içerisindedir.
GATS ile uluslararası pazara açılacak olan hizmet alanları şöyle sıralanabilir: Telekom, posta hizmetleri, görsel ve işitsel iletişim hizmetleri de dahil olmak üzere iletişim; enerji, su iletim sistemleri ve atık su işleme; tüm çevresel hizmetler; finansal, mali hizmetler ve bankacılık hizmetleri; sosyal hizmetleri de kapsayacak şekilde sağlık ve bağlantılı hizmetler; turizm, seyahat ve bu iki sektörle bağlantılı tüm hizmet ve ürünlerin üretimi; kültürel ve sportif hizmetler; kara, hava, deniz ve tüm diğer ulaşım hizmetleri; inşaat ve bağlantılı mühendislik hizmetleri; eğitim...

GATS ve Türkiye
Anlaşmanın imzacılarından olan Türkiye'de de hizmet sektörünü düzenleyen kanunlarda bir dizi değişiklik gerçekleşti. Özelleştirme uygulamalarına son yıllarda büyük bir hız verilirken yapılan özelleştirmeler iletişim, ulaşım, enerji üretimi ve dağıtımı gibi en kârlı hizmet alanlarında gerçekleşti. Bu alanlar aynı zamanda temel önemde stratejik hizmet alanlarını oluşturuyorlar. 
Yerel yönetimler yasasından kamu ihaleleri yasasına, belediyelerin sunduğu altyapı hizmetlerine ilişkin yasal düzenlemelere baktığımızda; bu değişikliklerin GATS' a uyum yasaları çerçevesinde gerçekleştiğini görüyoruz.

Turizm Hizmetleri:
“Bu kadar ağır saldırılardan sonra kimsede tatil yapacak hal kalmaz, dolayısıyla Turizm alanında ne yaparlarsa yapsınlar nasıl olsa biz yoksulları yaralayamazlar” demeyin. Çünkü Turizm, GATS kapsamında salkımlandırma (Clusters Approach) anlayışıyla ele alınıyor ve böyle olunca da kapsamadığı hiç bir yaşamsal alan kalmıyor. Pasaport, vize işlemlerinden, suyun ve tarımsal gıdanın piyasa ekonomisine açılmasına, turizm meslek liselerinin özelleştirilmesinden , turizm personelinin rekabet koşullarında istihdam edilmesine (asgari ücret, sosyal güvenlik v.b. sosyal kazanımların olmadığı bir işgücü piyasası) ve her türlü kamusal ulaşımın özelleştirilmesine kadar herşeyi içine alan bu madde bile aslında tek başına yaşamlarımızı karartmaya yetecek özellikler taşıyor. 


TURİZM SEKTÖRÜNDE GATS İSTEMİYORUZ


GATS ANLAŞMASI Kapsamında bulunan 
Hizmet Sektörlerinin Sınıflandırılmış Listesi 

Aşağıdaki sınıflandırma 1994 yılında WTO-Dünya Ticaret Örgütü üyesi ülkeler tarafından (Türkiye ve AB ülkeleri dahil) imzalanan GATS Anlaşmasının ilk halidir.
GATS Anlaşmasının genişletilme ve derinleştirme müzakereleri 2000 yılının Ocak ayından beri devam etmektedir. GATS Anlaşmasının bu müzakere sürecinin 2005 yılı ortalarında bitirilmesi planlanmaktadır.( Karşılarına Yargı engeli çıkmıştır. Bunun için referandurumda HAYIR istemediler.)
Bu sürecin sonunda aşağıdaki hizmet alanlarına yeni eklerin yapılması beklenmektedir.

Bu hizmet alanlarında çalışmakta olan bütün kadrolar esnekleştirme, işsizleşme, iş güvencesi, sağlık, emeklilik, eğitim gibi bu anlaşmada rekabet önünde engel olarak tanımlanan tüm kamusal korumalardan mahrum kalma tehdidi ile karşı karşıyadırlar.

Aralık 2004 SEKTÖRLER, 
ALT-SEKTÖRLER VE EN ALT-SEKTÖRLER

1. MESLEKİ HİZMETLER
A. Profesyonel Hizmetler
a. Hukuk Hizmetleri
b. Muhasebecilik, Denetim ve Defter Tutma hizmetleri
c. Vergilendirme Hizmetleri
d. Mimarlık Hizmetleri
e. Mühendislik Hizmetleri
f. Tamamlanmış Mühendislik Hizmetleri
g. Şehir Plancılığı ve Peyzaj Mimarlığı Hizmetleri
h. Tıp ve Dişçilik Hizmetleri
i. Veterinerlik Hizmetleri
j. Ebe, Hemşire, Psikoterapist ve İlk Yardım Personeli tarafından sağlanan hizmetler.
k. Diğer

B. Bilgisayar ve Bağlantılı Hizmetler
a. Bilgisayar donanımı ve tesisatı bağlantılı danışmanlık hizmetleri
b. Yazılım Uygulama Hizmetleri
c. Veri İşlem Hizmetleri
d. Veri Bankası Hizmetleri
e. Diğer

C. Araştırma ve Geliştirme Hizmetleri
a. Doğal Bilimlerle ilgili Ar-Ge Hizmetleri
b. Sosyal Bilimler ve Toplumla ilgili Ar-Ge Hizmetleri
c. Disiplinler arası Ar-Ge Hizmetleri

D. Emlaçılık Hizmetleri
a. Sahip olunan yada kiralanan mülkiyete ortaklık
b. Bir komisyon yada sözleşme bazında

E. Operatörler dışındaki Kiralama ve Leasing Hizmetleri
a. Deniz ulaşım araçları ile ilgili
b. Hava ulaşım araçları ile ilgili 
c. Diğer ulaşım Araçları
c. Diğer makina ve araçlarla ilgili
d. Diğer

F. Diğer Mesleki Hizmetler
a. Reklamcılık Hizmetleri
b. Piyasa araştırma ve kamuoyu anket hizmetleri
c. Yönetim Danışmanlığı Hizmetleri
d. Yönetim Danışmanlığı ile bağlantılı hizmetler
e. Teknik test ve analiz hizmetleri
f. Tarım, orman ve avcılıkla bağlantılı hizmetler
g. Balıkçılıkla bağlantılı hizmetler
h. Madencilikle bağlantılı hizmetler
i. İmalatla bağlantılı hizmetler
j. Enerji dağıtımı ile bağlantılı hizmetler
k. Kişisel Planlama ve arz hizmetleri
l. Güvenlik ve araştırma hizmetleri
m. Teknolojik ve Bilimsel danışmanlık ile bağlantılı Hizmetleri
n. Ekipmanların Tamir ve bakım hizmetleri (Deniz,hava ve diğer ulaşım araçlarının ekipmanları hariç)
o. Binaların temizlik hizmetleri
p. Potograf hizmetleri
q. Paketleme hizmetleri
r. Basım ve yayın hizmetleri
s. Toplantı Hizmetleri
t. Diğer

2. İLETİŞİM HİZMETLERİ
A. Posta Hizmetleri
B. Kurye Hizmetleri
C. Telecom Hizmetleri
a. Telefon hizmetleri
b. Paket anahtarlamalı veri iletişim hizmetleri
c. Devre Anahtarlamalı veri iletişim hizmetleri
d. Telex hizmetlaeri
e. Telegraf hizmetleri
f. Fax hizmetleri
g. Özel kiralık devre hizmetleri
h. Electronik posta hizmetleri
i. Sesli Mesaj hizmetleri
j. On-line danışmanlık veri tabanı geri kazanım hizmetleri
k. Elektronik veri alış-veriş hizmetleri (EDI)
l. Depolama, iletme, depolama ve yeniden üretim de dahil olmak üzere katma değerli fax hizmetleri
m. Kod ve Protokol değiştirme hizmetleri
n. İşlem prosesi de dahil olmak üzere On-line Danışmanlık ve/veya veri işlem hizmetleri
o. Diğer

D. Görsel İşitsel Hizmetler
a. Sinema ve video filmi üretim ve dağıtım hizmetleri
b. Sinema ve video filmi projeksiyon hizmetleri
c. Radyo ve televizyon hizmetleri
d. Radyo ve televizyon yayın hizmetleri
e. Ses kayıt hizmetleri
f. Diğer

3. İNŞAAT VE BAĞLANTILI MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ
A. Binalar için yapılan genel inşaat işleri
B. Sivil Mühendislik için genel inşaat işleri
C. Tesisat ve Montaj işleri
D. Bina tamamlama ve bitirme işleri
E. Diğer

4. DAĞITIM HİZMETLERİ
A. Acentaların Koisyonculuk Hizmetleri
B. Toptan Satış Ticareti Hizmetleri
C. Perakende Satış Ticarati Hizmetleri
D. Franchising
E. Diğer

5. EĞİTİM HİZMETLERİ
A. İlk Eğitim Hizmetleri
B. Orta Öğretim Hizmetleri
C. Yüksek Öğretim Hizmetleri
D. Yetişkin Eğitimi
E. Diğer Eğitim Hizmetleri

6. ÇEVRE HİZMETLERİ
A. Kanalizasyon Hizmetleri
B. Çöplerin Kaldırılması Hizmetleri
C. Sağlıkla ilgili ve benzeri hizmetler
D. Diğer

7. MALİ(Finans) HİZMETLERİ
A. Bütün Sigorta ve Sigorta ile Bağlantılı Hizmetler
a. Yaşam, Kaza ve Sağlık Sigorta Hizmetleri
b. Yaşam dışındaki Sigorta Hizmetleri
c. Reasürans Hizmetleri
d. Sigortacılığa yardımcı hizmetler (Bağlantılı acenta ve satış hizmetleri)
B. Bankacılık ve Diğer Mali Hizmetler (sigortacılık dışında)
a. Deposit ve kamu tarafından geri ödenebilir diğer fonların kabulü
b. Tüketici kredileri, ipotek kredileri, factoring ve ticari işlemlerin finansmanı da dahil olmak üzere her çeşit kredi tahsis işlemleri
c. Finansal kiralama
d. Tüm ödeme ve nakit iletim hizmetleri
e. Garantiler ve Taahütler
f. Kendi nam ve hesabına veya müşteriler adına ister alışveriş biçiminde isterse hesabi nitelikte olsun: - Para piyasası araçları (Çek, tahvil, deposit sertifikası vb) - Dış Ticaret - Futures ve options dahil fakat yalnızca bunlarla da sınırlı olmamak kaydıyla türev piyasaları .
C. Ürünleri
a. Swaps, Forward anlaşmaları da dahil olmak üzere değişim oranları ve faiz oranları ile ilgili
D. Araçları
a. Transfer edilebilir menkul kıymetler
b. Külçe madenler dahil olmak üzere finansal varlıklar ve diğer müzakere edilebilir kıymetler
c. Aracılık, özel ya da kamusal acentalık hizmetleri de dahil olmak üzere her tür menkul kıymete katılım ve bu hizmetlerle ilgili koşullar
d. Para brokerliği
e. Portföy Yönetimi, toplu yatırım yönetiminin her türü, emeklilik fonlarının yönetimi, saklama
f. hizmetleri gibi Varlık yönetimi hizmetleri
g. Türev piyasaları ürünleri de dahil olmak üzere mali varlıklarla ilgili sözleşme ve takas hizmetleri
h. Kredi referansları ve analizler, yatırım ve portföy araştırma ve danışmanlık hizmetleri,
ı. şirket devirleri ve yeniden yapılanmalar ve genel şirket stratejileri ile ilgili MTN.TNC/W/50’nin
i. Madde 1B bölümünde listelenmiş tüm diğer mali hizmetler ve danışmanlık hizmetleri
j. Finansal bilgilerin transferi ve mali bilgi prosedürleri ve ilişkili olarak diğer mali hizmetlerin
k. sağlayıcıları tarafından sağlanacak yazılım
l. Diğer

8. SAĞLIKLA İLGİLİ VE SOSYAL HİZMETLER (1.A.h-j. altında listelenenlerin dışında kalanlar)
A. Hastane Hizmetleri
B. Diğer İnsan Sağlığı Hizmetleri
C. Sosyal Hizmetler
D. Diğer

9. TURİZM VE SEYAHAT İLE BAĞLANTILI HİZMETLER
A. Hoteller ve Lokantalar (Bağlantılı Catering Hizmetleri)
B. Seyahat Acentaları ve Tur Operatörlüğü Hizmetleri
C. Turist Rehberlik Hizmetleri  
D. Diğer

10. EĞLENCE, KÜLTÜR VE SPOR HİZMETLERİ (Diğer Ses ve Görüntü Hizmetleri)
A. Eğlence Hizmetleri (Bağlantılı Tiyatro, Canlı Orkestralar ve Sirk Hizmetleri)
B. Haber ajans hizmetleri
C. Kütüphaneler, Arşivler, Müzeler ve diğer Kültürel Hizmetler
D. Spor ve diğer Eğlence Hizmetleri
E. Diğer

11. TAŞIMACILIK HİZMETLERİ
A. Deniz Taşımacılığı Hizmetleri
a. Yolcu Taşımacılığı
b. Yük Taşımacılığı
c. Deniz Araçlarının Personeli ile birlikte Kiralanması Hizmetleri
d. Deniz Araçlarının Bakım ve Onarım Hizmetleri
e. Çekme ve itme hizmetleri
f. Deniz Taşımacılığı için gerekli Destek Hizmetleri

B. Dahili Suyolları Taşımacılığı
a. Yolcu Taşımacılığı
b. Yük Taşımacılığı
c. Deniz Taşıtlarının Personeli ile birlikte Kiralanması Hizmetleri
d. Deniz Taşıtlarının Bakım ve Onarım Hizmetleri
e. Çekme ve itme hizmetleri
f. Dahili Su yolu Taşımacılığı için gerekli Destek Hizmetleri

C. Hava Taşımacılık Hizmetleri
a. Yolcu Taşımacılığı
b. Yük Taşımacılığı
c. Hava Taşıtlarının Personeli ile birlikte Kiralanması Hizmetleri
d. Hava Taşıtlarının Bakım ve Onarım Hizmetleri
e. Hava Taşımacılığı için gerekli Destek Hizmetleri

D. Uzay Taşımacılığı (bu hizmetimiz olmadığı için ,karşılığında başka birşey önerilmiş.) !!!

E. Demiryolu Taşımacılık Hizmetleri 
a. Yolcu Taşımacılığı
b. Yük Taşımacılığı
c. Çekme ve itme hizmetleri
d. Demiryolu Araçlarının Bakım ve Onarım Hizmetleri
e. Demiryolu Taşımacılığı için gerekli Destek Hizmetleri

F. Karayolu Taşımacılık Hizmetleri
a. Yolcu Taşımacılığı
b. Yük Taşımacılığı
c. Karayolu Taşıtlarının Personeli ile birlikte Kiralanması Hizmetleri
d. Karayolu Araçlarının Bakım ve Onarım Hizmetleri
e. Karayolu Taşımacılığı için gerekli Destek Hizmetleri

G. Boru Hatları Taşımacılık Hizmetleri
a. Petrol için Taşımacılık Hizmetleri
b. Diğer Mallar için Taşımacılık

H. Tüm Taşımacılık modelleri için yardımcı hizmetler
a. Elden ele Kargo hizmetleri
b. Depolama ve Ambar hizmetleri
c. Taşımacılık Navlun acentacılık hizmetleri
d. Diğer

I. Diğer Taşımacılık Hizmetleri

Yıllar önce başlatılan ve büyük bir hızla ilerleyen bu süreç karşısında güçlü bir tepki bulamadığı takdirde ortaya çıkacak sonuçlar tahmin edilenin de ötesinde olacaktır.!!!

Selim Yılmaz 
SMMM-Ekonomist MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

AYRICA KAYNAK: TÜRSAB SAYFASINDA








YANİ SORUNUMUZ BÜYÜK...
BÜTÜN YASALARI GATS'A UYDURUYORLAR.

Hizmetlerin Piyasaya Devredilmesini taahhüt eden GATS Sözleşmesini imzalayan Tansu Çiller’den beri adım adım buraya getirildik. 

Danıştay taviz vermedi, GATS’a engel oldu, anımsamaya çalışalım:

- Yabancı doktor, diş hekimi, veteriner ve hemşire getirilmesine engel oldu.

- Sınırdaki mayınların yabancılara temizletilmesine engel oldu.

- Yabancı mühendislerin çalıştırılmasına engel oldu.

Bir de yabancılara bu taahhüdü verenlerin ne dediklerine bakarsak, onların neyi bizden kopartamadıklarını görürüz. Örneğin, “yabancıların hizmet pazarına girişini düzenlemeye yönelik mevzuatın bulunmaması..” diye bir sıkıntıları var. Mevzuatın, yani yabancıların eline “buyurun” diye verilmesini sağlayacak izin belgesinde sıkıntıları var. 

Mevzuatlar Danıştay’da takılıyor ! 

BU YÜZDEN DANIŞTAYIN DA KALKMASINI İSTİYORLAR.


BUNUN EN SON ÖRNEĞİ DE THY YOLLARINDA YAŞANDI. GREV YASAĞINA KARŞI GELEN THY ÇALIŞANLARI İŞTEN ÇIKARTILDI. İŞLER AKSADIĞI İÇİN ,YERLERİNE SAATİ 40 DOLARDAN MAAŞI DA EKSTRALARLA 20 BİN T'L YE VARAN,  YUNAN VE ROMANYA VATANDAŞLARINI, THY  İŞE ALDI...!!!


HABER KAYNAĞI : MUSTAFA MUTLU 





İTHAL DOKTOR, ÖĞRETMEN, MÜHENDİS  GİBİ ...İTHAL REHBERLER İÇİN YOL AÇILMAKTADIR... 

HİNDİSTANLI MESLEKTAŞLARIMIZIN  PROTESTOSUNU GÖREBİLİRSİNİZ…





EĞER TEPKİSİZ KALIRSAK ,
BU BİR ÇOK KİŞİNİN İŞİNDEN OLMASI VEYA GÜNDE 1 DOLARDAN AZ ÇALIŞMASINA İMKAN VERMESİ DEMEKTİR....! 





                       GATS'I DURDURUN            

SB.









11 Temmuz 2012 Çarşamba

EĞİTİM VE EMPERYALİZM



Milli Eğitimimiz 27 Aralık 1947'de imzalanan ve “Fulbright Antlaşması” olarak anılan ”Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma’nın sonucu olarak, bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, Amerikan çıkarları doğrultusunda biçimlendiriyordu.


*


Senatör Haydar Tunçkanat’ın “İkili Antlaşmaların İç Yüzü” ve “Amerikan Emperyalizmi ve CIA” adlı kitabında açıkladığı üzere, 27 Aralık 1947'de imzalanan Eğitim Komisyonu’yla ilgili anlaşmanın 5. maddesi şöyleydi:

"Komisyon, dördü TC vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. Bunlara ek olarak Türkiye’deki ABD diplomatik heyetin başı, (Amerikan Büyükelçisi) komisyonun fahri başkanı olacaktır.Komisyonda oyların eşit oluşması durumunda kesin oyu misyon şefi Amerikan büyük elçisi verecektir.”

Komisyonun ABD vatandaşı olan dört üyesinden ikisinin elçilikteki CIA mensupları arasından seçileceğinden kuşku duymamak gerekir, böylece CIA, Milli Eğitim Bakanlığı’na rahatça sızma olanağı bulacak ve komisyon üyesi sıfatıyla öğrenci ve eğitim üyeleri arasında ajanlar devşirmekte hiçbir güçlükle karşılaşmayacaktır.

Okul kitaplarına ve ders kitaplarına Amerikan propagandasının etkinliğini artırmak için malzeme hazırlayacaklardır.”

O günden 2007' ye 58 yıldır, “Milli Eğitim”imizi ve daha pek çok bakanlığımızı Amerikalı uzmanlar yönlendiriyor.

Bu durun, 2007'de de böyledir ve FULBRİGHT COMMİSSİON adı altında Türk Milli Eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007'de Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır. (bu gün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemelen aynı şekilde, belki de daha da ağır şekilde devam etmektedir. Bundan daha ağır ne olacaksa?)

İsmet İnönü, Amerikan Yarı-Sömürgesi Olduğunu Açıklıyor.

Yalnızca Milli Eğitim’in değil, diğer pek çok bakanlıkların1949'dan başlayarak Amerikalı uzmanlar güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, Türkiye’yi Amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek Türk ulusunun anlına bu lekeyi süren İsmet İnönü tarafından, yıllar sonra,1963'de şöyle itiraf etmişti.

“Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlemesini istiyoruz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu?

Hepsini çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.

Bağımsızlık savaşından sonra Lozan’da asıl mücadele de bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar zaten fiili durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. Bütün mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. Dayattık. Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk. Onlar bizim neden inatla red ettiğimizi biliyorlardı.

Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez…”

Türkiye’nin Şubat 1948'de 705 bin dolar olan döviz varlığını, Mayıs 1950'de eksi 12 milyon dolara; 1946'da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren, ülkenin dağarcığında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın Amerika’dan borç alarak ülkeyi Amerikan güdümüne sokan İsmet İnönü’nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında:

“Madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin Amerika ile antlaşmalar yaparken Türkiye’ye Amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza attınız?” ..

demek gerekiyor.

İsmet İnönü’nün bu sözleri, kendisinin Türkiye’yi içine düşürdüğü durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği gibi, onun bir Türkiye Cumhuriyeti kahramanı, Cumhurbaşkanı, Başbakanı olarak ne denli çaresiz olduğunu da ortaya koymaktaydı.




NOT: Bu yazıda Sn. Cengiz ÖNAKINCI’nın “Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni- Osmanlı Tuzağı ”adlı kitabından alıntı yapılmıştır.






Güne Başlarken - 2 Mart 2012 / Mahiye MORGÜL



DERSANELER EĞİTİM ŞİRKETİ OLURSA  :

Dersaneler yerine paralı sertifikalı kurs veren “okullar pazarı” kuruluyor. En ucuza çalışacak öğretmeni nerden bulacakları bile hazırdır; tayin edilmeyen binlerce genç öğretmen… Köle öğretmenlik sistemine geçiyoruz!

Eğitim şirketleri piyasasına destek için şöyle düzenlemeler yapılıyor:

Kurumlar vergisinden muafiyet.
Bankalardan öğrenci başına eğitim kredisi (ABD modeli).
En az masrafla en büyük kâr getiren iş olacak eğitim. Tam bir sömürü piyasası geliyor. Eğitim piyasası daha kurulmadan pastadan pay kavgası başladı bile. Tarikat-Cemaat çatışması diye bize gösterilenler, kamucu eğitimin bitirildiğini ustaca gözden uzak tutmak içindir. Biz de, “dersanelerden bıkmıştık” diye sevindiriliyoruz. Bu arada Liseler sinsice kapanıyor, üzerinde konuşan yok. 

"....Cemaat dershaneler yoluyla budanıyor.." söylemine dikkat!

Aklınızda olsun; dersanelerin EĞİTİM ŞİRKETLERİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ eşzamanlı getirilen Parçalı Piyasacı Eğitim Yasasının gereğidir. 

Piyasada Sertifikalı Kurslar olacak, kursları veren eğitim şirketleri sistemi geliyor. “Paran kadar eğitim” budur! YÖK de kapanıyor ki, artık merkezi sistem sınavlar ve doğal olarak sınava hazırlayan dersanelerin kaldırılması, Sınav Şirketleri Piyasasının kurulması var önlerinde. Hele bir kere Parçalı Eğitim Yasasını geçirsinler, daha neler geliyor arkasından!..

Dersanelerin kapanmasında bizi yanıltan söylemle geliyorlar, bu yolla Mesleki Yeterlilik Kurumu kendini gizleme fırsatı buluyor... MEB yerine ikame edilmiş olan piyasa üst kuruludur, internetten kuruluş yasasını okuyunuz lütfen.

Küreselci sisteme göre “okullar pazarı” açılıyor; pazar paylaşım savaşıdır gördüğümüz. Küresel sermayenin alanı ele geçirmesi için önce yerli piyasanın iştahını kabartarak desteği sağlanıyor. 

Değişimin arkasındaki gücün Dünya Bankası ve Mesleki Yeterlik Kurumu olduğunu söylemek gazeteciliğin en zor yanıdır. Yasaya direnen kalemler var. Okullar pazarının kuruluşuna bu kadar yaklaşmışken gerçeği söyleyen kalemleri susturmak da işlerinin arasında olmalıdır. 

Anımsatıyorum: Eski Talim Terbiyenin başı Ziya Selçuk ile Eser Karakaş 2007 de TV'de şunu demişlerdi: "Müfredat reformu eş zamanlı değişimleri gerektiriyor. Sistemi bloke eden sınav sistemi ve dersanecilik var." (bkz. "Eğitim Neden ve Nasıl Sektörleştiriliyor" Eğitim Küresel Piyasaya Teslim, sh.234, M.M.)

O gün Ziya Selçuk, 4 yılda Anaokulunda nasıl İngilizce öğreteceklerini, İngilizce öğretmeni olmadan da İngilizce öğretebileceklerini söylüyordu. Bunu size, yasa geçtikten sonra karşılaşacağınız gündemden bir örnek diye verdim. Dışarıdan İngilizce konuşan dadılar getirilecek! 

1200 tane DİB memurunun MEB Din Öğretimi Dairesine geçirilmesi de bu kapsamdadır. Çünkü, Ankara’da MEB çalışanları tarafından Meslek Dersleri verilen sertifikalı dersaneler açılmaya başladı bile. Sadece Din Öğretimi yapan eğitim şirketi kurabilmek için, "öğretmen statüsü almış olmak" gerekiyor olmalı... 

Hatırlatayım, dersanelerin yerini alacak 2 yıllık piyasa liselerinde sadece grup derslerinden sertifika verilecek, kültür dersleri olmayacak. Bildiğimiz liseler kapanıyor. Örneğin, Din Öğretimi sertifikası verilen okulda, Edebiyat, Coğrafya, Matematik, Fizik gibi bilim ve kültür dersleri olmayacak. O nedenle yeni sistem okullar BİLİM DIŞI okullar olacaktır. 

Zaten 2005’den beri ders kitaplarında bilgi kalmamıştı, artık tümüyle bilimsiz çağa geçiyoruz. Bakanlıktan ders kitaplarının yeniden yazılacağı açıklandı, artık iyice boş sayfalara baktırılacak çocuklar. Herkes elindeki eski kendi okuduğu yılların ders kitaplarını sıkı sıkı korumaya alsın, lütfen torunlarımız için bunu yapalım. 

Kamucu eğitimimiz küresel piyasaya devredilirken, küresel çetenin önünde dinamitleyecekleri Türk Sınav Sistemi ve Dersanecilik var, çok gürültü çıkartacaklarını tahmin etmek zor değil. 

Öte yandan, her cemaatin kendi müridini yetiştirmek için iştahını kabartan yeni düzenleme, Parçalı Eğitim Yasası, yani Din Öğretiminin de parçalanarak piyasaya atılması BOP planının içindedir. 

ABD başkanı Bush’un 2001’de ilan ettiği “3.bin yılın Haçlı Seferi”nin Arap ülkelerinde adı Arap Baharı olan parçalama programının bizdeki şekli, eğitimde birliğin parçalanmasıdır. O nedenle Din Derslerinin kaldırılmasını, hatta kültür derslerini de beraber öğreten bugünkü İmam Hatip Liselerinin kapatılmasını istemek, ABD’nin haçlı projesine yarar, birliğimize zarar getirir. (Açıklama gereği duyuyorum; “haçlı” ifademiz tamamen onların dilidir, Türk Ortodoks-Hıristiyan kardeşlerimize asla sözümüz yoktur.) 

Aydın olmak, din öğretiminde de birliği savunmayı gerektirir. CHP sözcülerinin buna özen göstermesi kendi tabanlarının ve yazar olarak benim de talebimdir.

MAHİYE MORGÜL - 26 MART 2012






*


KİTAP : Eğitim Küresel Piyasaya Teslim...MAHİYE MORGÜL....

-Eğitime 2005 SPAN Darbesi
-Bilim Dışı Ders Kitapları
-Çocuklarda Algıda Azlık
-Sınavsız ve Diplomasız Fakülte
-Kamucu Eğitimden Bireyci Eğitime
-Bilimsel Eğitimden Parasal Eğitime
-Tarih Kitaplarına Yazılmayanlar



"Mahiye Morgül, Cumhuriyet'in en önemli adımlarından biri olan, Milli Eğitim ve Eğitim Birliğinin artık MİLLİ olmadığını ve küresel efendilerin emirleriyle şekkilllendiğini belgeleriyle okura sunuyor. Tüm öğrenci, öğretmen ve velilerin incelemesi farz olan bir kitaptır bu."


Banu Avar





            ***









Mahiye Morgül'ün bir başka kitabı daha ...


Milli Eğitimde Emperyalist Kuşatma (2004-2010) 




ayrıca Eski Ders Kitaplarımızı pdf
olarak indirebilirsiniz.










            ve KAAN TURHAN'I DA UNUTMAMAK GEREK.





Kaan Turhan, "Devşirme Gençlik" ile bize, vatanımıza değen namahrem eli gösteriyor, "kral çıplak" diyor.

Sivil Casus adlı kitabıyla hangi sivil toplum örgütlerine, kimler tarafından ulus-devletin aşındırılması için truva atı rolü verildiğini gözler önüne seren Kaan Turhan, "Devşirme Gençlik" adlı kitabıyla da Türk Gençliğinin ulusal kimliğinden koparılarak kültürel asilimasyona nasıl,hangi izlencelerle uğratıldığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Kaan Turhan bu çalışmasıyla ulusal gençlik bayramımız 19 Mayıs"ın yerine, 9 Mayıs Avrupa gününün konulmasını amaçlayan izlenceleri,

15 "“ 18 yaş arası lise gençlerine kendi milli benlikleri unutturularak yerine "sömürge kültürünü" şırınga etmeyi planlayan sinsi projeleri, Alman Devleti"nin desteği ile araştırma enstitülerinde ve üniversite kürsülerinde yürütülen Türkiye için 47 ayrı etnik halk öngören istihbaratçı akademisyenlerinin yıkıcı çalışmalarını, "Demokratik, çağdaş, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, çok renkli, çok sesli, çok kültürlü (!) .. barış dolu bir ülke için yeni bir anayasa" özlemi adı altında AB ve ABD"nin etnik bölünme için "˜multi-culturalism" programlarına zemin yoklayan sözümona aydınların vatanlarına ihanetini gözler önüne seriyor.

Bu kitapla; Türkiye"nin AB"ye değil AB"nin Türkiye"ye girdiği, topsuz, tüfeksiz işgalin ne olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Kaan Turhan şöyle diyor:

"AB"nin programlarının Türkiye tarafından üye olmadan benimsenmesi ve hızlı bir biçimde "AB"ye uyum süreci" doğrultulu bir düzenleme olarak kendini göstermesi düşündürücüdür.

Düşündürücüdür, çünkü AB"ye üye olmadan Gümrük Birliği"ni kabul eden Türkiye"nin gümrüklerdeki çelişkisi iç ve dış pazarda Türkiye zararına işlediği gerçeği gözetildiğinde; eğitim gibi gençlik gibi birinci derecede yaşamsal öneme sahip konularda gümrüklerdeki çelişkiyi yaşamak, zararın ülke insanı üzerine yansımasını doğurur ki bu da Cumhuriyet"i omuzlarında taşıyacak ve onu yüceltecek Türk gençliğinin uzun dönemde yitirilmesi demektir."

Bu kitapta;

Manda ve himayeyi kabul eden bir sömürge valisinin ancak söyleyebileceği fikirlerin sahibi tarih komisyonu başkanlarını, Türk gencinin zihninin kiraya verilmesini dile getirebilen Talim Terbiye Kurulu Başkanlarını, 7. sınıf Vatandaşlık Bilgisi kitabının kapağında Amerikan sömürüsü heykelinin fotoğrafına yer veren, hainleri kahraman ilan edip dolaylı olarak kahramanları hain olarak sunmak isteyen zihniyeti, Leonardo, Socrates ve Youth gibi Avrupa Komisyonu programlarıyla Milli (!) Eğitimin milliliğini nasıl yitirdiğini, Kemalist eğitim politikalarından nasıl uzaklaşıldığını, AB Eğitim ve Gençlik Programları"nın Türkiye"de kabul edilmesini ve uygulamaya konulmasını sağlama yönünde lobicilik etkinlikleri düzenleyen AEGEE"nin gerçek yüzünü okuyacaksınız.

Kaan Turhan, "Devşirme Gençlik" ile bize, vatanımıza değen namahrem eli gösteriyor, "kral çıplak" diyor.

Böylesine önemli,cesaret isteyen ve bence Avrupa Birliğinin, Türk gençliğini ulusal kimliğinden kopararak devşirmeyi amaçlayan eğitim programlarını deşifre etmesi yönüyle de bir ilk olan bu yapıtı yaratan Kaan Turhan"ı yürekten kutluyorum.

Güneş Erkul
İLK KURŞUN
Not:Bu yazı Kaan Turhan"ın Devşirme Gençlik adlı kitabının önsözüdür


*




1947 DEN BERİ TARİH KİTAPLARINI DEĞİŞTİRMELERİNE HİÇ ŞAŞMAMALI...




GEÇMİŞİ UNUTUP, HATALARI TEKRAR ETMEMİZİ, 
HATTA MANEVİ DUYGULARI KULLANARAK , 
İÇİMİZDEKİ HAİNLERLE BERABER ÇALIŞAN EMPERYALİSTLERE 
BOYUN EĞMEMİZİ İSTİYORLAR.

AMA....BAŞARAMIYACAKLAR !

SB.






*