Translate

abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2015 Cuma

Yurtta Barış, Dünyada Barış...






"Yaza Savaşta olacağız açıklaması yapan Nato"
"Senior NATO Official Claims We’ll Be at War by Summer"

_______________________________________________


"Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde korkunç saldırı..." 
Basın 20 7 2015


 "Suruç bombası Türkiye’yi Irak’ın makus talihine sürüklemek üzere."


___________________________


Her şeyi unutun...
PKK’yı, YPG’yi, PYD’yi, IŞİD’i... Tüm harflerin açılımlarını silin hafızanızdan... Sadece dün Suruç’ta havaya uçan gençlerin annelerinin, babalarının yerine koyun kendinizi...
Ne hissediyorsunuz?

Hisler bitiyor değil mi?
Tüm kuşlar, böcekler susuyor. Hatta uğuldayan kent bile sessizliğe gömülüyor. Gözünüz kararıyor, başınız dönüyor!
Geriye... Hollywood işi kötü aksiyon filmlerinin Ortadoğu sahnelerinde görmeye alışık olduğumuz türden bir sahne kalıyor:
Ne diye bağırdıkları tam olarak anlaşılamayan gençler...
Ellerindeki pankart...
Net olarak anlaşılmayan bir slogan...
Bu sloganda öne çıkan bir kız sesi...
Sonra pankartın havalanan sağ tarafı...
Aynı anda duyulan korkunç bir
patlama...
Ve kaçarken gökyüzünü, ağaçları çeken kamera... Fonda duyulan korkunç haykırışlar!

Daha olayın ne olduğu belli olmadan HDP’li Milletvekili Leyla Güven bağlanıyor bir kanala ve “TC”ye sayıp döküyor!
İyi de bombayı TC mi koymuş?
Hayır. Zaten bu önemli de değil!
Vur TC’ye, prim yap; ölen çocukların kanı üzerinden... Bu arada o TC’nin vekili olmuşsun, ayda 20 bin liraya yakın maaş alıyormuşsun; hiç önemli değil...
Bombayı koyan alçaklara, o gençleri oraya götüren Kürt ırkçılarına tek söz söyleme, vur abalıya!

Siz yine de her şeyi unutun:
PKK’yı unutun... YPG’yi, PYD’yi, IŞİD’i...
Hatta suçu peşinen TC’ye yükleyen LG’yi unutun...
Onun partisi HDP’yi... Uyguladığı abuk sabuk dış politikayla sınırlarımızı kevgire çeviren AKP’yi... Bu çöküşü seyretmekle yetinen CHP’yi, MHP’yi...
Hepsini... Tüm harfleri unutun!
Açılımlarını silin hafızanızdan...
Çünkü... Orada ölen çocukların bırakın adlarını, “harfleri” bile yok görmüyor musunuz?
“En az 31 ölü” diye tanımlıyor ajanslar onları...
“En az 31 ölü...”


Hani hep içinde yaşadığımız çağın en uygar çağ olduğuna inanırız ya...
Boş verin bu masalı!
İnsanoğlu, tarihin en karanlık dönemlerinde bile bu kadar adileşmemişti!
Savaşlar bile daha mertti!
Bu çağ uygar insanların değil, alçak katillerin çağı; çevremiz katil dolu!

Mustafa Mutlu / Basın




GÜNÜN İSYANI

İsyanım, Suruç katliamından sonra, “Canlı bombaya rahmet yakınlarına sabır diliyorum” diye tweet atan AKP İstanbul Milletvekili adayı ve Osmanlı Ocakları’nın İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Furkan Gök’e:
!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Mustafa Mutlu / Basın




___________________________



-Türk Devletinin binlerce yıllık hafızasını ve her biri birer pırlanta değerindeki bürokratlarını-diplomatlarını yok sayıp, aşağılayacaksın.

-“Pers Prensi” lakaplı bir çocuğu istihbaratın başına getireceksin.
-Kendi Milli Orduna tuzak kurup, terörle boğaz boğaza kavga edip onu yenmiş kahramanlarını zindanlarda çürütüp, “Devlet Refleksini” kıracaksın.

-Sınırları açıp, Ortadoğu’nun bütün it-uğursuz-terörist-canlı bomba sapıklarını ülkeye doldurup, Polisin elini kolunu bağlayacaksın.

-Cemaati devletin en hassas birimlerine kendi elinle sokup, Bakanlıkları Tarikatlar arasında pay edeceksin.

-TC Devletinin kurucularına “AYYAŞ” deyip, PKK Hamisi Barzani’yi “Onur Konuğu” yapacaksın.

-Kendi tarihinle kavga edip, Oslo’da-İmralı’da-Habur’da vatan evlatlarını katleden katillerle kucaklaşacaksın.

-Türk adını her yerden kaldıracaksın.

-Türk Milletinin tüm Cumhuriyet boyunca yaptığı borcun tam üç katını 12 senede yapacaksın ve Cumhuriyetin tüm eserlerini yok pahasına peşkeş çekeceksin.

-Harun gibi gelip KARUN gibi olacaksın, kul hakkı yemekten çekinmeyeceksin.

Sonra Türk Milletine, terör örgütünün siyasi sözcüsü olan bir partiyi şikâyet edip utanmadan yine Türk Milletinden oy isteyeceksin!
Öyle lagara-lugara yok! Önce kendi yarattığın leşleri temizle…

Rifat Serdaroğlu / Basın




_________________________



ŞİD, PKK, PYD, El Kaide, El Nusra, Müslüman Kardeşler ve Özgür Suriye Ordusu dahil hepsi dört dörtlük terör örgütüdür. Bunlar katliamlar yapmışlardır, insanlık suçu işlemişlerdir ve devam etmektedirler. Eğer bu örgütlerden bazılarını siz terör örgütü sınıflandırmasına almıyorsanız samimi değilsiniz demektir. 

Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarları ise ne yazık ki, iyi terörist ve kötü terörist ayrımı yaptı. Suriye’deki yönetimi devirebilmek için teröristlerle işbirliği yaptı ve destekledi. Terörle yatan terörle kalkar. Bugün yaşadıklarımız Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarlarının yanlış ve işbirlikçi politikalarının ülkemize getirdikleridir. Yarın daha kötüsü ile de karşılaşacağız. Çünkü emperyalizm projelerini gerçekleştirebilmek için istikrarı iyice bozmak istiyor, provokasyon yapıyor, Türk-Kürt çatışması ve iç savaş çıkarmak istiyor.

Türker Ertürk / Basın



___________________________



2011 Türkiye İç Savaş Raporu


Terörizm uzmanı Sefa Yürükel, 2003'te Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde gizli bir raporu okuduğunu söylüyor. Rapora göre Türkiye'de bir iç savaş tezgâhlanıyor. Hatta rapor sanki bugünleri anlatıyor. 2003 yılının Şubat ayı sonu.


Norveç Uluslar arası İlişkiler Enstitüsü'nde terörizm uzmanı Prof.Dr. Toje Bjorge'nin odası. Aynı zamanda Danimarka vatandaşı, Norveç'te yaşayan Sefa M. Yürükel, daha öce araştırmacı olarak görev yaptığı enstitü'den rutin ziyaretlerinden birinde. Prof. Bjorge'nin masasında 35 sayfalık bir rapor Yürükel'in dikkatini çekiyor.


Raporun başlığı "2011 Türkiye İç Savaşı". Yürükel şoke oluyor.
Raporu eline aldığında 35 sayfayı dikkatle okuyor. Sanki daha o yıllarda bugünler tarif edilmiş! Ortada müthiş bir iç savaş senaryosu dolaşıyor! Bu esrarengiz raporun kimler tarafından, nasıl ve ne zaman yazıldığı meçhul. Çünkü raporun kopyasını alamıyor bile. Ama raporun tam anlamıyla bir gizli servis elinden çıktığı anlaşılıyor. "Türkiye için iç savaş senaryosunu yazdılar, şimdi de yönetiyorlar.


-Raporu ne zaman gördünüz?
-Bu raporu 2003 yılının Şubat ayı sonunda Norveç Uluslar arası İlişkiler Enstitüsü'nde gördüm. 2 defa okudum.


-Sizin elinize nasıl geçti?
-Ben daha önce Norveç Uluslar arası İlişkiler Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalıştım. Doğal olarak arada bir uğruyorum oraya.


-Peki, orada nerede okudunuz bu raporu? Kimdeydi rapor?
-Orada terörizm konusunda araştırmalar yapan Prof.Dr.Toje Bjorge'nin odasında okudum. 35 sayfalık bir rapordu.


-Kapağında ne yazıyordu raporun?
-"2011/Türkiye İç Savaş" başlığını taşıyordu. Amerikan İngilizcesi ile yazılmış olup, akademik-istihbaratçı bir kimse tarafından yazıldığı belli oluyordu. Ben rutin akademik araştırmacı olduğum için her akademisyen araştırmacı gibi bunu rahatlıkla anlayabilirim. Daha sonra aklımda kalanları not ettim.


-Bir isim yazıyor muydu?
-Hiçbir isim yazmıyordu.


-Gizli servis tarafından yazılmış bir rapor olabilir mi?
-Her tarafına baktım raporun bulamadım açıkçası bir isim, ibare.
Yalnız şu var çok ciddi bir araştırma yapıldığı ve araştırmanın da çok iyi biçimde teorikleştirildiğini gördüm. Bunu normal bir akademisyenin yazmadığı belliydi. Türkiye' de eli kolu olan kimselerin yazdığını anladım. Belki bir ekip araştırmayı yaptı ama tek elden yazıldığı anlaşılıyordu.


-Sözünü ettiğiniz profesör size bu raporu ne diye verdi?
-Bana "Bu aralar ne araştırması yapıyorsun? " diye sordu. Ben normalde soykırım üzerine çalışırım. Profesöre, "terörizmle uğraşıyorum" dedim. Biraz fikir alışverişinde bulunduk. Masasında bazı notlar, yazılar vardı. Bakabilir miyim dedim. İstediğini okuyabilirsin dedi. Onların arasından çıktı bu rapor. Bazılarını kopya etmeme müsaade etti. Ama o raporu vermedi. Bunun anlamı şu, Rapor sadece belli yerlerde dolaşıyor. Norveç Uluslar Arası İlişkiler Enstitüsü Norveç devletinindir. Resmi bir kimliği vardır. Buradan diplomatlar çıkartılır. Bütün Norveç'in diplomatları üst düzey yöneticileri bu merkezden elenir. Çok önemli bir yerdir.


-Prof.Toje Bjorge önemli bir isim mi?
-Norveç açısından önemlidir. Fakat ona bu raporu direkt vermemiş olabilirler. 

-Uzmanlık alanı nedir onun?
-Terörizm ve ırkçılık.


-Neden 2011 yılı planlanıyor sizce?
-AB'nin dayattığı kurallar meselesi var. Irak'a müdahale belki daha önceden planlanmıştı, bu zaten doğru, bölgede büyük bir değişiklik yaratılacağı, mesela Büyük Ortadoğu Projesi kapsamı var, bölgede haritanın değişmesi söz konusu. Buna Türkiye de dâhil bütün bu dayatmalarıyla Türkiye'nin buna 2011 yılına kadar dayanabileceğini, ondan sonra da taviz vererek gücünü yitireceğini planlıyorlar.


Bugünlerde yaşanan gerginlik ve çatışma ortamının yoğunlaştırılması planı var. Batılılar tarafından öngörülen senaryo şu anlama geliyor:
Batılılar bu işin senaryosunu hazırlamakla kalmamışlar, aynı zamanda Kuzey Irak'ta ve Batı Avrupa'daki PKK büroları müsamaha görüyor. Burada bir koruma var ve onları da terörist olarak görmüyor.


-Peki, bu raporun hazırlanma tarihi hakkında bir bilginiz var mı?
-Ben 2003 yılında okudum çok önce de hazırlanmış olabilir rapor. Çok önce hazırlanıp bugünleri gösteren bir senaryodur bu rapor.


-Bu rapor Türkiye'de bir iç savaş çıkarmak maksadıyla mı yazılmış peki?
-Hayır, ama rapor Türkiye'de bir iç savaş tezgâhlandığının tescili özelliği taşıyor. Batılılar genellikle böyle senaryolar hazırlarlar, ondan sonar da arkasına güç koyup harekete geçirirler. Irak' ta olduğu gibi mesela. Bu raporu yazanlar PKK'yı harekete geçiren güçler demek abartılı olmaz. Aynı güçlerdir yani.


-Adres nereye çıkıyor?
-Batılı ülkelerdir. Esas hedef sadece Türkiye değil, İran ve Asya'dır. Direkt CIA diyemem ama bu rapor ABD'ye çok uyuyor. Batının kendi arasında bu konuda bir uzlaşı var anlaşılan. Bu çok net görülüyor.


-Türkiye'de iç savaş çıkartılarak ne amaçlanıyor?
-Türkiye Batı'ya göre çok büyük bir ülke. AB yetkililerinin demeçlerinde de var bu. Türkiye'yi küçültmek istiyorlar. ABD' ye direnemeyecek bir Türkiye olmalı ve haritası değiştirilmeli. Amaç, Kürdistan kurularak Türk devletinin zayıflatılması ve boyun eğdirilmesi. Bu da kendilerinin hassas olarak tanımladıkları, karışık bölgelerdeki etnik çatışmalar çıkartılarak yapılacak. Çünkü bu dünyanın en tehlikeli işidir. Raporda şu da geçiyor, Türkiye' de herkes kendi etnik kökenine göre yolunu seçebilir. Mesela ordu ve polis içindeki Kürtler de Türkler de yolunu seçebilir deniliyor, büyük bir çatışmada. Bu Yugoslavya'da olmuştur. O bakımdan Türk devletinin böyle bir çatışmayı önleyemeyeceği vurgulanıyor. Raporda hazırlanan bu senaryo, geçmiş yıllarda Türkiye'de uygulananın aynısı. Bu kadar net senaryo yazılamaz.


Bunun anlamı; BU SENARYOYU HAZIRLAYANLAR BUNU UYGULAYANLARDIR.
"TÜRKİYE'NİN ESKİ HUDUTLARI KALMAYABİLİR, HARİTASI DEĞİŞEBİLİR"


Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde Sefa Yürükel'in okuduğu raporda 5 bölüm bulunuyor. Her bölümde teorik yaklaşımlar ve senaryolar, iyi rafine edilmiş istihbarat bilgileri yer alıyor.


Sefa Yürükel , "Bizzat yerel işbirlikçiler veya casuslar tarafından verilen bilgilere atıf yapılıyordu" yorumunu yapıyor.


1.Bölüm: Türkiye'nin jeopolitiği ve uluslar arası siyasi coğrafyasına yer veriliyor. Yürükel, "Burada daha çok teorik yaklaşımlar vardı. Bu Türkiye'nin daha çok dışarıya dönük yönünü açıklıyordu" diyor.


2.Bölüm: Türkiye'nin siyasi, sosyal, tarihi, dini, mezhepsel, etnik ve kültürel yapısı üzerine özet halinde ampirik datalarla güçlendirilen rakamların yer aldığı bir bölüm. Bu bölümde özellikle Kürtler-Türkler demografisi ifadeleri altları çizilerek yer alıyor.


Yürükel, raporun bu bölümünde yer alanları şöyle anlatıyor;
Şehir, şehir hatta bazı kasabalar (Kızıltepe, Pazarcık,..vs) gibi yerlerin adı geçiyor ve demografisine örnek olarak yer veriliyordu. Burada esas değinilen karışık oturulan bölgeler biçimindeydi.
Yani Türkiye'nin çatışmaya dönük raporu yazan tarafından etnik demografisi çıkarılmıştı. Buradaki verilerden de hissedildiği gibi Türkiye içerisinden birileri (işbirlikçiler, casuslar, ...vs.) bu raporun yazılması amacıyla çatışma hedefine yönelik olarak çok rafine sayılabilecek hassas ve ayrıntılı bilgi vermiş ve toplamıştı.


3.Bölüm: Rapor'da "hassas bölgeler" diye bir tabir geçiyor. Rapor da ifade edilen Türk ve Kürt etnik kökenden insanların, iç içe ya da sınır bölgeleri olarak Malatya, Erzurum, Maraş, Gaziantep' in bulunduğu yerlerin gelir dağılımı ve siyasi yapısı, ayrılıkçılığa veya devlete karşı çıkışı ya da devlet safında ayrılıkçılığa karşı çıkışa meyilleri ve güç oranında değişken olabilecek durumlar hipotetik olarak ele alınıyor.


4.Bölüm: Devletin ve PKK'nın Güneydoğu Anadolu'daki halk içerisinde etkisi ve bölgedeki stratejik konumu ele alınıyor. Yürükel bu bölümle ilgili de şunları kaydediyor :


-"Raporda sanki burada ikili bir iktidar söz konusu havası veriyordu. PKK' nın harekete geçebileceği NGO ve siyasi bağlantılı güçlerin hassas bölgelerde kontrollü bir çatışmayı yaratıp yaratmayacağı veya Kaosa yol açıp açmayacağı konusunda sorular soruluyordu. Aynı zamanda devletin bu bölgelerde önemli ölçüde zayıf olduğu sadece askeri ve polis gücü ve aşiret gücü olarak varlığını sürdürdüğü fazla bir kitle tabanına sahip olmadığına vurgu yapılıyordu. Yani rapor PKK'yı etnik çatışmaları istediği anda çıkartıp istediği anda da durdurabilecek ve tek muhatap olabilecek bir güç olarak ele alıyordu."


Bu bölümde ayrıca hassas bölgeler dışında Metropol ve turizm bölgelerinde de önemli ölçüde karışık demografik yapının varlığı üzerinde duruluyor ve burada "ayrılıkçı milliyetçiliğin ve ona bağlı toplumun" değişken ve çarpışabilecek ideolojik ve siyasi tutumları fiziki bir çatışma ortamı hazırlayabileceği üzerinde duruluyor.


Süreç 1987 olarak başlatılıyor ve 2011 yılına kadar burada düşük ya da yüksek yoğunlukta çatışmaya varabilecek bir hareketlenme olacağının altı çiziliyor. Yürükel bir noktanın daha altını çiziyor:
"Burada benim dikkatimi çeken bir şey çok kesin ifadeler kullanılması idi. Sanki raporu yazan çatışmanın yani iç savaşın olacağından eminmiş gibiydi."


5.Bölüm: Türkiye'nin iç savaşa doğru sürüklendiği ve sonuçları üzerinde duruluyor. BM, AB, NATO, Batılı ve bölge devletlerinin tutumları üzerinde değerlendirmeler yapılıyor.


Yürükel' in notu şöyle;
"Burada, Batı'nın çok kan akıtılan bölgelere askeri, siyasi ve insani müdahele edebilme olasılığı üzerinde duruyordu. İç savaş terimi kullanılıyor ve bölgede bu iç savaşın yayılma ihtimali dolaylı yardım veya doğrudan katılma şekliyle göz önünde bulunduruluyordu.


Sonuçları üzerinde duruluyordu. Bu bölümde raporun toparlanması yapılıyor.
Türkiye'nin esas mevcut yapısının, Kürt ve Türk demografisi şeklinde ele alınmasının icap ettiğini, 2011'e kadar doğabilecek fiziki çatışma ortamının neler getirip neler gotüreceği, bölgesel ve uluslar arası boyutunun üzerinde duruluyor. Türkiye' nin artık eski hudutlarının kalmayabileceği ve haritanın değişebileceği ve Batı'nın buna karşı çıkmasının söz konusu olmadığı ifadeleri kullanılıyordu.



Saygılarımla
Sefa M. Yürükel,
Antropog & Etnograf
Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı
Lahey Türklere Soykırımları Araştırmalar Vakfı Başkanı (TGRF)





_________________________








___DARILMAYIN KIZANLAR !, BİZ SADECE "ABD'Yİ" KORURUZ !____




Savunma sisteminin Komutanı Yüzbaşı Van Der Heide, Patriotların 24 saat tetikte olduğunu, olası saldırıya karşı Adana ve İncirlik’i koruyacağını söyledi...



Adana’daki İncirlik askeri üssü için hükümet ABD’ye izin verdi. Üsten kalkan uçaklar IŞİD’i vuracak. Bakanlar Kurulu’nun dünkü toplantısında ABD’nin IŞİD’e karşı İncirlik’i sınırlı olarak kullanabilmesi izni çıktı...



Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakatın ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, ABD, İncirlik Üssü’nü Suriye’ye yönelik hava operasyonlarında kullanacak. Buna karşılık, Suriye’nin kuzeyinde Ankara tarafından kırmızı çizgi ilan edilen gelişmeler yaşanırsa, Türkiye’nin güvenlikli bölge oluşturmasına ABD de olumlu yaklaşacak...





Nasrettin Hoca’nın eşeğini aramasını bilirsiniz. Yitirdiği eşeğini, tek mal varlığı, güvencesi, köy yerinde eli ayağı gibi olan eşeğini güle oynaya ararmış. Nedenini soranlara verdiği yanıt unutulmaz:

“Umudum şu dağın ardında kaldı. Orada da bulamazsam yiten eşeğimi görün bendeki feryadı!”
Feza Tiryaki



______________________





" If you are going to enter this War, We are going to Need to Sell these War to our people!"


'The War You Don't See' (2011) is a powerful and timely investigation into the media's role in war, tracing the history of 'embedded' and independent reporting from the carnage of World War One to the destruction of Hiroshima, and from the invasion of Vietnam to the current war in Afghanistan and disaster in Iraq. As weapons and propaganda become even more sophisticated, the nature of war is developing into an 'electronic battlefield' in which journalists play a key role, and civilians are the victims. But who is the real enemy?


John Pilger says in the film: "We journalists... have to be brave enough to defy those who seek our collusion in selling their latest bloody adventure in someone else's country... That means always challenging the official story, however patriotic that story may appear, however seductive and insidious it is. For propaganda relies on us in the media to aim its deceptions not at a far away country but at you at home... In this age of endless imperial war, the lives of countless men, women and children depend on the truth or their blood is on us... Those whose job it is to keep the record straight ought to be the voice of people, not power."






__________________________




Rusya’ya sığınan Amerikalı ajan Snowden, IŞİD’in arkasında Müslümanları birbirine kırdırmak hedefiyle ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratı olduğunu söylemiş, IŞİD lideri Bağdadi’yi de MOSSAD’ın eğittiğini bildirmişti. 


IŞİD, Irak’ta ilk iş olarak Musul, Telafer ve Tuzhurmatı’yı işgal ederek Türkmenleri bölgeden tasfiye etti. IŞİD, Barzani’ye Kerkük’ü işgal etmesi için İsrail’e de Gazze’yi bombalayıp iki bin kişiyi öldürmesi için fırsat tanıdı. IŞİD, son olarak da PYD’ye de Türkmenlerden boşalttığı alanlara yerleşmesi için zemin oluşturdu!


David Cameron, geçen yıl IŞİD örgütünün amacına ulaşması halinde dünyanın “Akdeniz’in sınırlarına kadar gelmiş bir terörist devletle” karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunmuştu. Cameron, bu sözlerle, IŞİD’e verdikleri görevin, ilk hedefini itiraf etmiş oluyordu: Büyük Kürdistan kurmak için coğrafyayı hazırlamak!


Arslan Bulut / Basın



________________



GAF MIŞŞŞŞ, NE GAFI? GERÇEK !...



“IŞİD güçlerinin eğitimini hızlandırıyoruz. Anbar vilayetindeki Sünni aşiretlerden çıkan gönüllüler de dâhil” dedi.

Sputnik News’un haberine göre söz konusu metinde yapılan düzeltmede bu ifadeler baştan yazılacağına, IŞİD’in İngilizce’deki kullanımı olan ‘ISIL’in yanına parantez açıldı ve ‘Iraklı’ ifadesi eklendi. Beyaz Saray’ın bu ‘düzeltmeyle’ ne söylemeye çalıştığına ise kimse anlam veremedi. Zira cümle bu haliyle de ‘Irak’taki IŞİD güçlerinin eğitiminin hızlandırılacağı’ anlamına geliyordu.




Kaldı ki IŞİD organizasyonunun asıl mimarlarından ve PKK’nın Suriye kolu olan PYD’yi de neredeyse “ABD’nin Suriye’deki kara kuvvetleri” sayan Obama’nın, Erdoğan’a Suruç ve Ceylanpınar saldırılarından dolayı taziyelerini iletmesi gerçekten insanlık adına utanç verici değil midir? Bu davranışın, cinayet failinin cenaze törenine katılmasından ne farkı vardır?

“İki lider Amerika ve Türkiye’nin terörle mücadelede birlik içinde olduklarını vurguladı” diyorlar? İyi de alenen “eğit-donat” adı altında terörist yetiştiren kim?








"WE'RE TRAiNiNG iSiL': 
WHiTE HOUSE WEBSiTE CORRECTS OBAMA'S SPEECH BLOOPER"
BY PAUL JOSEPH WATSON : PRESiDENT'S EMBARRASSiNG ERROR DURiNG BRiEFiNG AMENDED ON OFFiCiAL TRANSCRiPT...


Alex Jones : Obama Slip: We Train ISIL! 7/7/15
Obama : " Ideality is not defeated by guns, but defeated by better ideas"
Alex Jones : "Here is it translated: This our proxy army funded by neo, to take over the middle east and kill all the christians and we are going to keep giving them weapons to do it, and then we are going to used to take their rights domestically."
" Saudi Arabia is the homeland of radical İslam and it's allied with our criminal government"



__________________________






Yalanlar Üzerine Kurulmuş Küresel Kuşatma



KARA BELA TÜRKİYE'Yİ SARIYOR



_____________________________





UNDECLARED WW III and TURKISH and HUMANITY GENOCIDE


American foreign policy of the past century, this is what crawls out… invasions … bombings … overthrowing governments … occupations … suppressing movements for social change … assassinating political leaders … perverting elections … manipulating labor unions … manufacturing “news” … death squads … torture … biological warfare … depleted uranium … drug trafficking … mercenaries ….


US and Israel hegemony in the Middle East 


"RUN AWAY , "DEMOCRACY" IS COMING!"
"OPEN YOUR EYES"
"CORPORATE MEDİA LİES"


"ISRAEL IS ONLY DEFENDING ITSELF!"
"US IS ONLY DEFENDING ITSELF!"
"EU IS ONLY DEFENDING ITSELF!"
"CHINA IS ONLY DEFENDING ITSELF!"
"RUSSIA IS ONLY DEFENDING ITSELF!"

ON THE OTHER HAND THEY "SECRETLY" SUPPORT TERRORISM !

AND WHEN THE PEOPLES OF THESE LANDS "ONLY DEFENTING  ITSELF"  IS TERRORISM..

BULL SHIT !!!


Time to End Western Support for Terrorists and War In "Old World".
You Can Be Patriotic, So We Can...
But Patriotism Is Valid Only At Home, And Not Outside !!!!








AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNE HOŞGELDİNİZ !

49,206,934 Germans
41,284,752 Black or African Americans
35,523,082 Irish
31,789,483 Mexican
26,923,091 English
19,911,467 Americans
The surprising number of people across the nation claiming to have American ancestry is due to them making a political statement, or because they are simply uncertain about their direct descendants. Indeed, this is a particularly common feature in the south of the nation, where political tensions between those who consider themselves original settlers and those who are more recent exist.
17,558,598 Italian
9,739,653 Polish
9,136,092 French





BU "BÖLÜNMÜŞLÜĞÜ" EN KISA ZAMANDA GÖRMEK ARZUSU İLE !!!










Türkiye Milli Birleşik Cephesi Kurulmalı!
Yüce Türk Milletinin Değerli Evlatları,



1990 başlarından itibaren dünyadaki “Yeni dünya düzeni” , “Yeni Amerikan Yüzyılı” adı altında kurulması amaçlanan ve içerisinde “Turuncu Devrimler”, “Arap Baharı”, Balyoz, Ergenekon vs. adı altında yapılan “Silivri BOP Toplama Kampı” ve “Milliciliği Yargılama” adı altındaki BOP projesinide barındıran bir dizi operasyonlar olmaktadır.


ABD in liderliğindeki Yeni Batı İmparatorluğunun kendi ömürlerini uzatmak için, ABD ve işbirlikçileri: dünya enerji kaynaklarına ve geçiş yollarına el koyma çabaları amacıyla, özellikle İslam coğrafyası diye bilinen siyasi coğrafyada; ağır buhranlar yaratmalarla, savaşlar ve çatışmalar çıkartmalarla, işgal etmelerle, soykırımlar yapmalarla, Batı yanlısı göbekten bağlı siyasi iktidar değişikleri yapmalarla, batı yanlısı muhalefet oluşturmalar, tek yanlı propaganda yapımları, insan hakları ihlalleriyle, devletleri bölme parçalama atılımlarıyla, yeni devletcikler oluşturma girişimleriyle, rejimleri değiştirmelerle, halkları edilgenleştirerek boyun eğdirmelerle belli bir mesafe kat etmişlerdir.


Bu konuda malesef ABD ve diğer batılı emperyalistler, kullandıkları işbirlikçilerle birlikte gayet başarılı olmuşlardır.


Bugün, Yeni Batı İmparatorluğu kurmak için Batı, Anavatanımız Türkiye’de ise, AKP – F Tipi işbirlikçiler, terör örgütü PKK ve NATO cuların da içinde bulunduğu bir grup kullanılarak, etnik ve mezhepsel konular kaşınarak, coğrafik olarak bölmek amacıyla bir iç savaşa doğru sürüklemek istemektedir.


İç barış tehlikededir. Bunun yanında aynı işbirlikçi grup kullanılarak; Milli kurumların iğdiş edilmesi, sınırsız ve taşaronca yabancılar için özelleştirmeler yapılması, yabancılara toprak ve kurumların satışları, işçi ve çifçilerin haklarının ellerinden yavaş yavaş alınması, eğitimin bilim ve akıldışı hale getirilmesi, eğitimde 4+4+4 sistemi ile ABD yanlısı yeni Emevi nesiller yetiştirme çabaları, Üniversitelerin özerkliklerinin ellerinden alınması, öğrencilerin ağır baskılarla karşılaşmaları, medyanın işbirlikçi grup tarafından kontrol altına alınması ve tek yönlü propagandalar yapması, devletteki yolsuzluğun bir alışkanlık haline getirilmesi, TSK’nın bugünkü NATO’cu Genelkurmay Başkanı da kullanılarak edilgenleştirilmesi ve komşularıyla savaşa sürülme çabaları, millici subayların yargılama ve hapishane yöntemleri ile teslim altına alınma çabaları, ekonominin tamamen batı tarafından kontrolü, milli olan herşeye karşı tutum alınması, korku toplumu yaratılması, yargının tamamen ABD ve diğer emperyalistler için siyasallaştırılması, güvenlik-kolluk kuvvetleri ve MİT’in kontrol altına alınması ve PKK gibi terör örgütlerinin muhatap alınması, Barzanilerin bir kısım Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları üzerinde etki oluşturma ve yönlendirme çalışmaları, güvenliğin ve iç barışın yok edilmesi, Türkiye'nin ve Türkiye üzerinde Türklerin egemenliğinin, kendi milli ve millet varlığının sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir.


Dışarda ise, Türkiye ABD’nin başını çektiği Batılı emperyalistler ve onların kullandığı işbirlikci grup tarafından, tüm komşularla gergin, savaş isteyen ve bunun için tezkere bile çıkaran, taşaronlaşan, iradesiz, komşuları rahatsız eden ve iç savaş çıkartan terör örgütlerinin üs kurduğu ve silah sağladığı barış düşmanı bir ülke haline getirilmiş ve aynı zamanda bölge ülkeleri, Bağlantısızlar, Çin ve Rusya tarafından dışlanan bir ülke durumuna düşürülmüştür.


Durum yukarda gibi iken, meclis dışındaki milli düşünen güçler ise dağınık, gittikçe ufalan, marjinalleşen, bir araya gelip bir merkez oluşturmayan, zaman zaman da sadece kendi siyasi parti ya da oluşumları dışında başka yerde bir birleşme olamayacağını yansıtan, hatta bir kısmı ise sadece birleşmenin kendi grubu altında olması gerektiği konusunda çağrı bile yapan ve bu konumlarıyla söylemde ve eylemde milli düşünse de asgari müşterekte milli bir cephe oluşturmadan kaçınan, benim arkamdan gelde israr eden ve istese de istemese de bu tutumları ile malesef gayri milli güçlere objektif olarak yardımcı olan bir durumdadır.


Milli Birlik için birlikte hareket etmekteki durum iç açıcı değildir ve vahimdir. Bazı doğru eylemlilikler olsa da, bölünmüşlüğün yarattığı boşluktan dolayı, organize bir birleşik bir cephe yaratılmadığı için, yapılan doğru eylemler belli yerlerin dışına çıkamamakta ve sonuç alıcı bir sürekliliğe ulaşamamaktadır.


Meclisteki muhalefet ise zaman zaman emperyalist Batının emirlerinden çıkmayan işbirlikçi grup ile beraber hareket eden ilkesiz ve eylemsiz bir konumdadır. Artık bu anlamda Meclisin aldığı kararların meşruluğu kalmamıştır.


Kamuoyu araştırmaları ve izlenimler artık Türkiye’nin ve milletinin kimliğinin sorgulandığı durumdan milletin çoğunluğunun rahatsız olduğu ve bir çekim merkezi aradığını doğrulamaktadır.


Millet tedirgin ve çaresiz durumdadır. Tedirginlik, Milletin korktuğundan değil, sindiğinden değil ve akıl sahibi olmadığından değildir. Esas olarak güveneceği bir milli liderlik olmamasındandır. Bu durum çok iyi tespit edilmelidir ve ortak akıl kullanılarak Atatürk’ün yaptığı gibi bunun cevabı verilmeli ve millet bu tedirginlikten ve bilinmemezlikten kurtulmalıdır.


Bugünlerde, Milli Anayasa Forumu, 19 Mayıs, 29 Ekim, 10 Kasım, 13 Aralık gibi eylemlilikler ve bunun gibi girişimler olumludur. Bunlar kısa ve uzun vadeye yayılan bilgi vererek etkilemeye dayanan eylemlilik ve kamuoyu oluşturma çabalarıdır.


Ama esas olan milli güçlerin bir araya gelerek, milli kongrelerle, milli merkezi yaratacak, milleti milli pratik eylemliliğe çağıracak, milli eylemlilikte örgütleyecek, milletin içine girilerek yönlendirecek ve milleti, milli cephenin içine fiili olarak sokacak ve sonuç alacak, gündem belirliyecek, pro-aktif, ciddi bir koordinasyon örgütlenmesine yani acilen Türkiye Milli Birleşik Cephesi oluşumuna ihtiyacı vardır.


Teorik konular önemli olmasına rağmen öncelik Birleşik Cephe örgütlenmesinde olmalıdır. Çünkü esas yakıcı ihtiyaç olan bugün budur. Milli Anayasa Forumu, ADD, TGB, HES'lere karşı mücadele, Vardiya Bizde ve bunun gibi olumlu oluşum ve girişimler de Milli Birleşik Cephe’nin altında birim olarak yer almalıdır.


Kurulması gerekli olan Milli Birleşik Cephe’nin; felsefesi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, ilkeleri devrim kanunları ve Anayasanın ilk 4 maddesi olmalıdır.


Liderlik Milli kongrelerde belirlenmeli ve dönüşümlü olmalı, eylemde ve söylemde asgari birlik yaratılmalı, bölge, şehir, kasaba, nahiye, köy ve mahallelerde en ücra yerlerde bile (Yurtdışında da) hızla örgütlenilmelidir.


Örgütlenme ve örgütlemelerde Türk Milletine aidiyet gösterme ve her yönüyle milli olmak yeterli olmalıdır. Bu örgütlenme her sosyal sınıftan, sivil ve resmi görevli olan her insanı kapsamalıdır.


Milli güçlerin tüm olanakları Cephenin hizmetine verilmelidir.Milli güçler aralarındaki bugün için lüks olan ayrılık ilkelerini, siyasi ve ideolojik yönleri dondurmalıdır hatta bir kenara itlmelidir. Çünkü artık sorun Türk kalmanın, Türkiye’nin Devlet ve Millet varlığının var olma yok olma sorunudur.


Bu bakımdan Atatürk’ü lider kabul eden, onun ilke ve devrimlerine sahip çıkan ve Türklüğe aidiyet gösteren ve milli düşünen her Vatan evladının, artık içeriği ve hedefi Milleti ve Devleti kurtarmak ve büyük ihtiyaç olan Türkiye Milli Birleşik Cephesi’nin oluşumunda yer alması kaçınılmazdır.


Ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk’ün "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" şiarının tekrar hayata geçirilmesi ve Türkiye’nin ve milletin itibarı da buna bağlıdır.


Bu anlamda Ya Milli Birleşik Cephe oluşturulacak Milli bir koordinasyon kurulacak ve Türkiye kurtulacaktır ya da Birleşik bir Cephe oluşturmak için bir araya gelme ve oluşumu oluşturma red edilerek ve benim arkamdan gel çıkmazında ısrar edilerek, Türkiye’nin parçalanmasına ve Devletin ve Milletin yok olmasına ortak olunacaktır. İkinci bir yol artık yoktur.


Yukardaki sebep ve sonuçları bir kez daha düşünerek, Milli güçler bir araya gelmeli ve acilen Milli Cephe’nin oluşumunu gerçekleştirmeleri gerekmektedir.


Bu anlamda Millet artık oluşturulması gereken Milli Birleşik Cephe’de örgütlenmeli ve Türkiye, Devlet ve Millet olarak girdiği çıkmazdan, işbirlikçilerden, emperyalistlerden ve sahte muhalefetten kurtarılmalıdır.


Birlik olunmalıdır. Milletin iradesi yeniden tabii kılınmalıdır. Hızlı hareket edilmelidir. Cephe kurmak için kaybedilecek bir saniye bile zaman yoktur.


Bu anlamda, her Türk evladına ve kendini milli kabul eden her örgütlenmeye acilen Milli Birleşik Cephe’nin kurulması için bir araya gelmesi, Cephenin hayata geçirilmesi ve Kurtuluş için sonuç alınması anlamında bu çağrıyı yapıyoruz.


Şimdiden mücadelenizde başarılar dileriz.
Haydi Türkiye Milli Birleşik Cephesi’ni Kuralım!
Bir olalım, İri olalım, Diri Olalım Türkiye’yi Kurtaralım!
Ne Mutlu Türküm Diyene!



Sefa M.YÜRÜKEL, 14 Aralık 2012
Lahey Türklere Soykırımları Araştırma Vakfı Adına, Başkan - Lahey, Hollanda



______________________





Lord Curzon akşam ABD Temsilcisi Mr.Child ile birlikte İsmet Paşa'yı ziyarete geldi. Havadan sudan konuştular. Lord Curzon konferansın iyi gitmediğinden yakındı.  Ayrılmadan önce tane tane şöyle dedi:


“Bir neticeye varacağız ama, biz memnun ayrılmayacağız. Hiçbir konuda bizi memnun etmiyorsunuz. 

Her dediğimizi, makul olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. 
Hepsini reddediyorsunuz.
En sonunda şu kanaate vardık ki ne reddederseniz, her birini cebimize atıyoruz.  Ülkeniz haraptır, imar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? 
Para bugün dünyada bir bende vardır, bir de şu yanımdakinde. Unutmayın, ne reddederseniz, hepsi cebimdedir. 
Nereden para bulacaksınız, Fransızlardan mı? 
Para kimsede yok, ancak biz verebiliriz. 
Memnun olmazsak kimden para alacaksınız, harap bir ülkeyi nasıl kurtaracaksınız? 
İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, 
bugün reddettiklerinizi cebimizden birer birer çıkarıp size gösterecek, önünüze koyacağız.” 

Yeni Lord Curzonların, ustaları Lord Curzon'un uyarısına tam bir bağlılıkla uyduklarını görüyoruz. Keşke Lord Curzon'un 

bu sözleri de Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi gibi basılıp duvarlara asılsaydı, kuşakları uyanık tutsaydı.

TURGUT ÖZAKMAN

CUMHURİYET, TÜRK MUCİZESİ
Cilt 1, sayfa 199-200-389









“Devletlerin bağımsızlık ve egemenliğine saygı gösterilmesi ilkesi”
 Lozan Barış Antlaşması
24 Temmuz 1923

"Günümüzde de mazlum ülkelerin emperyalistler karşısında
dayanabileceği bir uluslararası hukuk kanıtı olarak görülmektedir. 
Türkiye, uluslararası diplomaside ısrarla, 
kendisine insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkışan, 
elleri kanlı ve beyinleri-yürekleri kapkara kirli emperyalistlere karşı bu meşru belgeleri başı dik olarak ileri sürmelidir."
Prof. Dr. Ahmet SALTIK











Yurtta Sulh Cihanda Sulh






Bağımsızlık ve Özgürlük Benim Karakterimdir...














27 Haziran 2014 Cuma

Türkiye'nin Siyasi İntiharı, Yeni-Osmanlı Tuzağı







1990 SONRASI TEK KUTUPLU DÜNYADA DİN ÜZERİNDEN EMPERYALİST OYUNLAR VE YENİ OSMANLICILIK


Kasım 1989'da Sovyetler'in başını çektiği sosyalist bloku ve iki kabadayılı dünyayı simgeleyen Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Bush ve Gorbaçov 2-3 Aralık 1989'ta Malta'da buluşarak Soğuk Savaş'ın sona erdiğini duyurmuşlardı.


Sovyetler'in çöküşünden sonra gözler Ortadoğu İslam Arap ülkelerinden Orta Asya'ya Sovyetler'deki Türk Cumhuriyetlerine dikilmiş, Amerika Fethullah Gülen takımını hemen Orta Asya'da okullar açmakla görevlendirmiş, kendisi de 16 Ocak 1991'de Yeni Dünya Düzeni çığlıkları atarak Irak'ın üzerine çullanmıştı.


1.Körfez Savaşı, Türkiye'de artık dünyanın değiştiğini, Soğuk Savaş dönemi politikalarının sona erdiği, Amerika'nın Sovyetler varken komünizme karşı gerek duyduğu İslamlaştırma ve Osmanlaştırmanın bundan böyle dayatılmayacağı yargısına yo laçtı. Öyleyse Osmanlıcılığı bırakmak, dört elle laikliğe sarılmak gerekiyordu.


1.Körfez Savaşı başladıktan bir ay sonra, Şubat 1991'de Amerikan beslemesi Osmanlıcılar, İslamcılar ve Türk-İslam Sentezcileri kendilerini "işten atılmış" duyumsadılar. Çünkü devlet sarığı fesi bir yana atmış telaşla frak giyiyordu. Nokta dergisinin 24 Şubat 1991 tarihli kapağı şöyleydi:


"Nereden çıktı bu laiklik?"


Sorunun yanıtı kolaydı: 1945'ten sonra İslamcılık nasıl Amerikan isteğiyle parlatılmışsa, 1991'de Laiklik yine Amerikan isteği sanılarak üstelik daha bir gün önce İslamcı Osmanlıcı Eyaletçi girişimlerde bulunan Amerikancı Özal tarafından yanılgı anlaşılıncaya dek parlatılacaktı. Dergi, olayı en ince ayrıntısına dek şöyle veriyordu :


Gündeme dış politikayla bağlantılı olarak laiklik getirildi. Yurt dışı temsilciliklere yazılar gönderilip "laik Türkiye tanıtımı" isteniyor.


İslamcılığın körüklendiği 1980'li yıllar geride kaldı. 1991'lı yılların modası laiklik! Hiç değilse laikmiş gibi yapmak. İyi de nereden çıktı bu laiklik?


Bundan (24 Şubat 1991) yaklaşık bir ay kadar önce (Aralık 1989-Ocak 1990 Gorbaçov'la Bush'un Malta'da bir araya gelip "Soğuk Savaş bitti" dedikleri günlerde) Dışişleri Bakanlığı dünyanın hemen her ülkesindeki büyükelçiliklerimize "hizmete özel" bir yazı gönderdi.


Yazıda "Türkiye'nin laik bir ülke olarak tanıtılması için yapılabilecekler" konusunda rapor, görüş isteniyordu. Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin laik atağının ilk sinyallerini veriyordu. Bu yazı üzerine büyükelçilikte kollar sıvanıyor, bir anda "Laik Türkiye kampanyası" için hazırlıklar başlatılıyordu. 


Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili Nokta'nın bu yazıya ilişkin sorularını hayretle karşılıyordu: "Nereden duydunuz bunu?.


Aradan da , adının açıklanmaması kaydıyla şunları anlatıyordu: 


"Evet, yukarıdan (Cumhurbaşkanı Özal'dan) gelen bir istekle hazırlandı yazı. Daha çok Avrupa ülkelerine ve Birleşik Amerika'ya yönelik bir istek. Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu, üstelik bölgedeki tek laik ülke olduğunu bu ülkelere anlatmak amaçlanıyor. Laiklik kozu, Türkiye'nin dış politikada önemli bir kozu olacak."


Laiklik atağı konusunda ikinci açık sinyal, Özal'ın Şubat ayında Davos'ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu'na uydu aracılığıyla gönderdiği mesaj oldu . Özal : "Türkiye serbest Pazar ekonomisi uygulanan laik bir devlet olarak model teşkil edebilir." diyordu.


Bu arada özellikle İstanbul'da gözlerden kaçan ilginç bir gelişme yaşanıyordu son günlerde. Radikal İslamcılar, polis tarafından üçer beşer toplanıp gözaltına alınıyordu. AK Doğuş ve İBDA yayınlarının yöneticileriyle Kıvam Hukuk Bürosu'nun yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişi gözaltına alınmış, işin ilginç yanı bunların avukatlarıyla görüşmelerine de izin verilmemişti.


Devlet şimdi laiklik istiyor. Bütün bunlar yakın gelecekteki gündeminde laiklik olacağının açık göstergeleri.


Aytunç Altındal : "Körfes Savaşı ve sosyalist ülkelerin kriz içine sürüklendikleri çağımızda, Türkiye'nin laik rolü ve konumu, ...onu istese de istemese de artık hayatın her alanında rasyonel fikir üretmeye yöneltecektir." diyor.


Abdurrahman Dilipak Nokta'ya şu yorumu yapıyor : "Türkiye Laiklik diye yeni bir dinin truva atı. Amerika'nın ilahlığına dayanan yeni bir din."


Türkiye'nin yeni rolü konusunda ortaklık toz dumana boğulacak. Özal, Türkiye'nin direksiyonunu laikliğe doğru kırarken, 'kurtuluşu İslamiyette bulanlar' bu role var güçleriyle karşı koyacaklar. ANAP içindeki İslamcılar laiklik atağına karşı çıkıyorlar. Özal, laiklik atağında inandırıcı bulunmuyor. Bugün Amerika'nın Ortadoğu'daki temsilcisi olabilmek, Avrupa topluluğuna girebilmek için laikliğe soyunan Özal'ın yarın dengeler değişince 'tek yol hak dini İslam' demeyeceğini kimse garanti edemiyor.


Abdurrahman Dilipak ise bu konuya şöyle yaklaşıyor : "ANAP için herşey konjöktüreldir. İman, vatan, millet, Sakarya ya da Sümerbank..."


Derginin laikliğe dönüş atağı konusunda söyleşi yaptığı iki yazardan biri Abdurrahman Dilipak, diğeri Aytunç Altındal'dı. Çünkü her ikisi de uzunca bir süredir Laikliğe karşı Osmanlı Sekülerizmi dedikleri laikliğin içini boşaltan bir kavramı savunuyorlardı yazılarında.


Dilipak, çok doğru olarak laikliğe yönelişin konjöktürel yani iki kutuplu dünyada Amerika öyle istedi diye başladığını, Amerika yarın bundan dönerse laikliğe dönüşün de biteceğini söylüyordu ki, öyle olacaktı gerçekten.


Aytunç Altındal ise, Özal'la birlikte laiklik atağına katılmış, laikliği savunmaya başlamıştı.


Nokta dergisinin bu sayısında kendisine bir sayfa ayrılan Altındal, 'laiklik atağı'nı olumlayarak şöyle diyordu:


"Önümüzdeki yıllarda Avrupa'da en çok tartışılacak olan konu, hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, dinsel gericilik ve laiklik olacaktır. (Kabaran gericiliğe karşı) Avrupalı hükümetler bütçelerine sekülarizmin / laikliğin araştırılması ve geliştirilmesi için fonlar eklemekle meşguller. Türkiye laikleşme yolunda akılcı bir programla uluslar arası arenaya çıkmalıdır."



Yıllar boyu Türkiye'nin Kemalist laikliği bırakıp Osmanlı'ya dönmesini ve Hilafeti kurmasını savunan Altındal, Soveytler çöker çökmez laikliğe sarılıyordu. İslamcılığı ve Osmanlılaşmayı yalnızca Soveytler'i güneyden kuşatmak için zorunlu sanıp, Sovyetler yıkılınca Osmanlılaşmanın, İslamcılığın biteceğini düşünen Engin Ardıç da Sovyetler yıkılır yıkılmaz şöyle yazıyordu köşesinde :



Dincilerin Hüzünlü Çelişkisi


"Sovyet komünist imparatorluğuna karşı stratejik olarak oluşturmaya çalıştığı "yeşil kuşak" girişiminden vazgeçti Amerika....Gerek kalmadı, çünkü komünizm bitti, Sovyet imparatorluğu da dağılma sürecinde."


Bu ortamda Altındal'ın "laiklik atağı" 1992'nin son aylarına dek sürecek, 3 Temmuz 1992 günlü Milliyet gazetesinde yayımlanan bir yazı dizisinde "laiklik atağı"nı Türkiye'ye laiklik konferansı düzenleme önerilerine dek tırmandırarak şöyle diyecekti:


"Türkiye hiç vakit kaybetmeden, bir uluslararası laiklik konferansı düzenleyebilir."


Yeni uluslar arası koşullarda , tek kutuplu dünyada Amerika'nın Osmanlıcılığı İslamcılığı desteklemeyeceğini düşünerek laikliğe dönüş yapan Osmanlıcılar yanılıyordu. Amerika'nın Türkiye'ye verdiği Osmanlılaşma görevi 1945'ten bu yana "Sovyetleri yıkmak için gereklidir" diye sunulmuşsa da gerçeğin bu olmadığı kısa süre sonra Amerika'nın Türkiye'ye yeniden İslamlaşma dayatmaya başlamasıyla anlaşılacak ve Altındal da tıpkı Özal ve çevresi gibi, yeniden Osmanlıcı Hilafetçi söyleme dönecekti.



Osmanlı geliyor! Ecdat geliyor!


1992 sonunda Türkiye'de yeniden Osmanlıcı rüzgarlar esiyor, kaçak olduğu İngiltere'den dönen Kadir Mısıroğlu'nun Osmanlıcı demeçleri 5 Eylül 1992'de Hürriyet gibi çok satışlı gazetelerde veriliyordu.


Kadir Mısıroğlu ; "Fesi Türkiye Cumhuriyeti'ne ve devrimlerine isyanı temsil ettiği için takıyorum. Kemal'in devrimleri ters yüz edilmeli. Osmanlı geliyor! Ecdat geliyor!" diyordu.


Soğuk Savaş bitmişti ama, Amerika'nın Türkiye'den Osmanlıcılığı bırakıp laikliğe sarılması beklediği yoktu, bu yalnızca Türkiye'nin bir sanısı ve derin yanılgısıydı.



1990 : ABD,PKK'ya İslamcılık öneriyor.


Özal'ın laiklik atağı başlattığı günlerde Ufuk Güldemir'in 6 Şubat 1990 günü Cumhuriyet'te yayımlanan haberinde , CIA'nın yan kuruluşu olan RAND Corporation, PKK'ya Marksizm'i bırakın İslam'a yönelin öğüdünü veriyordu:


"Eğer militan Kürt grupları Marksizm yerine İslami ideolojiyi bayrak yaparlarsa, Kürtleri devlete karşı mobilize etme şansları yüksektir."


Güldemir'in bu hhaberini yorumlayan Uğur Mumcu'ya göre :"Ankara'daki eski CIA istasyon şefi Paul Henze'nin de çalıştığı "Rand Corporation", tüm İslamcı akımların Amerikan çıkarına hizmet etmesi için izlemesi gereken yolları da öneriyor" du.



PKK, ABD'nin İslamcılık Önerisine Sarılıyor


Gerçekten de PKK, CIA'nın "Marksizmi bırakın İslamcı motifler kullanın ki sizi destekleyelim" öğüdünü bir ay gibi kısacık süre sonra benimsiyordu:


"Son zamanlarda Kürt örgütleri, din duygularını ve dince kutsal kavramları da kullanmaya başladılar. Kürtçülüğü kitle tabanı sağlamak isteyen ayrımcılar, şimdi de silahına da sarılıyorlar."



1990: ABD, Kuzey Kıbrıs'ta İslam Üniversitesi Kurduruyor


Özal "laiklik atağı" başlata dursun, Amerika, Güneş gazetesinde yayımlanan 28 Şubat 1990 günlü habere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında Suudi Rabıta örgütü - American Cornelle Üniversitesi işbirliğiyle bir "İslam Üniversitesi" kurulmasına çalışıyordu.



1991 : ABD Körfez Savaşı'yla Kürdistan Kurmaya Başlıyor.


Aynı günlerde bir tokat daha geldi Amerika'dan. Güneri Civaoğlu, Körfez Savaşı sırasında Amerika'lı bir yarbayla yaptığı söyleşiyi yayımladı:


"Amerikalı yarbay ile dev Ortadoğu haritasının önündeyiz. Sağ elini avuç için Musul / Kerkük vilayeti olan alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle kelimelri tane tane seçerek anlatıyor:


- İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek, Saddam çökmüş oalcak. Yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun boşluk doğacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Türkiye'den toprak isterler.


Ona anımsatıyorum. Türkiye bunu kabul etmeyeceyeceğini açıklamış bulunuyor. 


Amerikalı yarbay, "O zaman çarpışacaksınız" diyor.


Soruyorum : Türkiye'nin düzenli orduları, silahları, topları, füzeleri var. Böyle büyük bir güce nasıl karşı koyarlar?


Amerikalı yarbayın verdiği yanıt düşündürücüdür:


- Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerin de yakında silahları olacak. Saddam'ın bıraktığı silahlar onlara kalıyor. Belki Türkiye'de sizinkilerden bile ileri silahları olacak."



ABD, Ermeni Soykırımını Kongre'ye Getiriyor


Amerika bir yandan PKK'yı İslamcı çizgiye çağırıyor, bir yandan Kuzey Irak'ta Türkiye'den toprak isteyecek bir Kürt devleti kurdurmaya çalışıyor, bir yandan Kıbrıs'ta Suudi parasıyla Amerikan üniversitesi kurduruyor, bir yandan da Ermeni soykırımı tasarısını kongrede oya sunuyordu. 


Ortadoğu yeniden cadı kazanına dönmüştü.


Soğuk Savaş'ın sona ermesi Amerika'yı Soğuk Savaş boyunca uyguladığı Ortadoğu'yu etnik ve mezhepsel eyaletlere bölüp din temelinde ve kendi güdümünde bir federasyon çatısı altında birleştirme stratejisinden uzaklaştırmadığı gibi, tersine bu stratejiyi daha da ödünsüz biçimde uygulamaya yöneltmişti.



Sovyetlerin yayılmasına set çekmek, onun yıkılışını sağlamak için gereklidir denilen Ortadoğu birliğinin, Osmanlılaştırmanın, Sovyetler yıkılır yıkılmaz daha güçlü bir biçimde savunulmaya başlanması düşündürücüydü.


Demek ki, Sovyet korkusu Osmanlıcılık üretiminde yalnızca bir bahaneydi. Amerika Türkiye'yi Sovyet korkusu olmasa da Osmanlılaşmayı dayatacaktı.


Özal'ın önerdiği, Yahudi-Hıristiyan Birliği'nin mirasçısı ve lideri Amerika'nın 1960'lardan bu yana dayattığı Türk-Kürt federasyonuydu.


George Bush, 1992 yılında ABD Başkanlık seçimlerinde yaptığı konuşmalarda , sık sık kendilerinin dinsel inançlarla donanmış bir parti olduklarını vurgulayarak : " Biz,...dini inançlara sahip bir partiyiz. Ülkemizi Yahudi-Hıristiyan Birliği'nin tek mirasçısı ve lideri olarak ayakta tutmaya kararlıyız" diyordu.


Demek ki, 1945'ten bu yana Türkiye'yi Ortadoğu İslam Birliği Önderliği'ne, Osmanlıcılığa, İslamcılığa yöneltenler, Türk-Kürt federasyonuna sürükleyenler, PKK'ya İslamcılık önerenler, Yahudi-Hıristiyan Birliği mirasçıları ve liderleriydi.



CIA Ajanı Paul Henze:


"Atatürkçülük öldü: Nakşiler, Nurcular İlericidir"


Ahmet Taner Kışlalı, 30.11.1997 günlü Cumhuriyet'te yayımlanan "Batı cephesinde Yeni Bir Şey Yok; Ama Bizde Var" başlıklı yazısında şöyle diyordu:


" CIA istasyon şefi Paul Henze'nin - Türkiye ile ilgili - 1993 raporunda şu savlar savunuluyor:


-Atatürk ilkeleri, yeni dünya düzeni ile birlikte ölmüştür. Aydınların, imam-hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen kökten dincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. Nurcular ilericidir. Nakşibendiler geriye dönük değildir.


CIA güdümündeki bazı Amerikan bilim adamları buyuruyorlar: 


- Türkiye'nin Yeni Dünya Düzeni içindeki yeri Ilımlı İslamdır. Kemalizmi bırakmalıdır. Batı'nın çıkarı Türkiye'nin Batı ile değil, Ilımlı İslamla bütünleşmesindedir."





Türkiye'nin Siyasi İntiharı, Yeni-Osmanlı Tuzağı
Cengiz Özakıncı



» “Hilafet Kaldırılmamıştır. Osmanlı Milletler Topluluğu Kurulmalı.”
» 1808-1918 arası Osmanlı’yı çökerten politikalar 1938′den günümüze aynen uygulanıyor mu?
» Abdülmecid niçin “Senin İçin Öldük Avrupa!” yazılı madalyalar bastırıp dağıtıyordu?
» Osmanlı 1856 yılında o dönemin Avrupa Birliği demek olan Europeen Concert’e tam üye olduktan sonra nasıl adım adım çöküşe sürüklendi?
» Avrupa Devletler Birliği’ne üye olmak uğruna Garter Haçlı Şövalyeleri Tarikatı’na üye edilen Osmanlı padişahları kimlerdi?
» İslam’ın koruyucusu ilan edilen Alman İmparatoru II. Wilhelm, Müslüman ve Hacı mıydı?
» Osmanlı’nın son Genelkurmay Başkanları Alman mıydı?
» Mustafa Kemal’e sandıklarla altın rüşvet teklif eden yabancılar kimlerdi?
» Mehmet Akif Ersoy Hıristiyan Almanya’yı Osmanlı’nın kurtarıcısı ve İslam’ın güneşi olarak mı görüyordu?
» 5.000.000 Alman altını karşılığında Cihad ilan edenler kimler?
» Alman Malı Cihat Fetvası’nı imzalayan Said-i Nursi ne zaman Almanya’ya kaçtı?
» Hıristiyan parasıyla, Hıristiyan komutası altında İslam Cihadı olur mu?
» Hitler, gerçek adı Haydar Ebu Ali olan bir Müslüman mıydı?
» Kimler Mussolini’yi Musa Nili adıyla Müslüman yaptı?
» Said-i Nursi 1957′de hangi tugay camisinin temelini attı?
» 1915′te Çanakkale’ye çıkartma yapan düşman birliklerinde yer alan Siyonistler kimlerdi?
» Siyonistler 1917′de Filistin’de Osmanlı’ya karşı savaştı mı?
» Kafkaslar ve Balkanlar’daki Müslüman Türkleri Hitler’in ordusuna katıp savaşa süren Müftü kimdi?
» “Dinler Arası Diyalog”u başlatan Hitler mi?
» Evangelist – Hitler İşbirliğini gerçekleştiren “dinler arası diyalogçu” Rahip kimdi?
» “Dinler Arası Diyalog” 1945′te İsviçre’de hangi Şato’dan örgütlendi?
» Hangi tarikat Şeyhi 1945′te Eski Hitlerci Evangelist rahiple “Dinler Arası Diyalog” başlattı?
» Amerika Hitler stratejilerinin varisi mi?
» Hitler Amerikan ajanı mıydı?
» Yeni-Osmanlı Düzeni öneren Büyük Ortadoğu Projesi NAZİ ürünü mü?
» Amerikan Scientology Tarikatı’nın Türkiye uzantısı 1952′de kimler tarafından kuruldu?
» Amerikan Başkanı Roosevelt’i mürit ve Amerika’yı Mesih ilan eden hangi Osmanlıcı tarikattı?
» Hangi Tarikat Atatürkçülükten dönme ünlü bir şairi Hz. Muhammed’den sonra gelen yeni Peygamber olarak ilan etti?
» 1949′da peygamber ilan edilen ünlü Atatürkçü Şair’in Allah’tan gelmiş vahyler olarak ilan edilen kitabı neydi?
» Türkiye’ye Osmanlı düzenine dönüş ve Ortadoğu İslam Federasyonu kurma görevini 1950′de Amerika ve NATO mu verdi?
» Necip Fazıl Kısakürek Osmanlıcı olmadan önce Atatürk’ü öven ve irticayı yılan olarak niteleyen yazılar yazdı mı?
» Fethullah Gülen’in “Işık Evi” deyimini ilk kez Amerikan Board Protestan Misyonerleri mi kullandı?
» Osmanlıcı Nurcuların tasavvuf kitaplarını 1970′lerde Protestan Misyonerler mi yayımlıyordu?
» Osmanlıcı Siyonistler kimler?
» Hangi Osmanlıcı Cumhurbaşkanı Türk-Yunan Federasyonu önerdi?
» Turgut Özal, 17 yıldır Türkçe’ye çevrilmeyen Fransızca kitabında Türklük için neler söylüyor?
» Hilafet isteyen ABD Başkanı kim?
» Demirel 1965′de Türk-Kürt Federasyonu istedi mi?
» Eyalet düzenini öven mozaikçi Atatürkçü kim?
» İsmail Cem Osmanlıcı mı?
» İşgalci ABD Irak’ta Osmanlı düzeni mi kuruyor?
» Türkiye Osmanlıcılık yapmak üzere IMF ve Dünya Bankası tarafından Amerika için satın mı alındı?
» Atatürk Hilafetçi miydi?
» Marksist Hilafetçilik ve Marksist Osmanlıcılık hangi koşullarda nasıl doğdu?
» Hangi Siyonist Osmanlıcı Amerikalı Türkiye’de tekke açtı?
» 1956′da Amerikan ajanları Eski Almancı Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarıyla Osmanlı-İslam Birliği hakkında neler görüştü?
» Osmanlıcı Kürtçülüğün tohumları 1945′te Amerikalı uzmanlar tarafından mı atıldı?
» ABD ve NATO 1945′ten sonra Güneydoğu’nun kalkınmasını nasıl önledi?
» NATO Savunma haritalarında yer almayan Güneydoğu, ABD için “Fulda Boşluğu” muydu?
» 12 Eylül’ün derin misyonunda Türkiye’yi Osmanlı’ya döndürmek ve federasyona götürmek mi vardı?
» İstanbul Başkentli Yakındoğu Federasyonu kimlerin önerisi?
» Türkiye Federal Cumhuriyeti ve İstanbul Federe Devleti nereden çıktı?
» Usame Bin Ladin ve Abdullah Öcalan niçin Osmanlıcılığı övüyorlar?
» Siyonistler neden Osmanlıcı?
» Küresel bölücülüğün Türkiye’deki adı Yeni-Osmanlıcılık mı?
» Amerika’dan dönen Osmanlı tahtının varisleri seçimler yoluyla iktidara gelmeye mi hazırlanıyor?
» Hangi olaylar Amerikan Osmanlıcığının maskesini düşürdü?
» Atatürk Hilafeti vasiyet etti mi?
» Osmanlıcıların 81 ilimizi 81 eyalete dönüştürme çabalarının temelleri 12 Eylül’de mi atıldı?
» Atatürk’ün yazdırdığı Osmanlı tarihi neden okullardan kaldırıldı?
» Luther Osmanlı için ne dedi?
» Amerika neden Türkiye Osmanlı’ya dönmeli, İslam’ın lideri olmalı diyor?
» İngiltere Başbakanı Tony Blair Kur’an Hafızı mı?
» İngiltere Veliahtı’nın gizli Müslüman adı Hüseyin Charles mı?
» Prens Charles ve İngiliz Kraliyet Ailesi’nin erkekleri sünnetli, Müslüman ve Nakşi mi?
» İngiliz Kraliyet Ailesi, Peygamberimizin soyundan mı geliyor?
» Başbakan’ın Amerika’da Edelman’la birlikte görüştüğü Osmanlıcı Nakşi Şeyhi kim?
» Amerika ve İngiltere bu Nakşi Şeyhi hangi amaçlarla nasıl kullanıyor?
» Altmış Yıldır Osmanlı-Türkiye Savaşı’nda mıyız?


......



Geçmişte ve yaşadığımız dönemdeki olayların ; Eğitimin içinin boşaltılarak dinleştirilmesi, siyasette iç ve dıştaki tutumlar, yasaların değiştirilmesi , kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edilmesi ve Bayramların, Atatürk İlke ve İnkilaplarının, Kurtuluş Savaşımızın, Türk Tarihinin bir çöp gibi kenara atılması ;  bunların hiçbiri "TESADÜF" değil,  "AKIL TUTULMASI" dan sıyrılın.




Mutlaka okuyun, önerin okusunlar.
Saygılar
SB.



*Kitabından alıntılandığım için Cengiz Özakıncı Bey'in affına sığınıyorum.





YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM !
____________________








________________________________

DÜŞMANIM , 
DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR 
BEN DE ONUN 
AMANSIZ DÜŞMANIYIM


M.KEMAL ATATÜRK 
(1881 - 193∞)

______________________________________