Translate

Hain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2014 Cuma

Türkiye'nin Siyasi İntiharı, Yeni-Osmanlı Tuzağı







1990 SONRASI TEK KUTUPLU DÜNYADA DİN ÜZERİNDEN EMPERYALİST OYUNLAR VE YENİ OSMANLICILIK


Kasım 1989'da Sovyetler'in başını çektiği sosyalist bloku ve iki kabadayılı dünyayı simgeleyen Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Bush ve Gorbaçov 2-3 Aralık 1989'ta Malta'da buluşarak Soğuk Savaş'ın sona erdiğini duyurmuşlardı.


Sovyetler'in çöküşünden sonra gözler Ortadoğu İslam Arap ülkelerinden Orta Asya'ya Sovyetler'deki Türk Cumhuriyetlerine dikilmiş, Amerika Fethullah Gülen takımını hemen Orta Asya'da okullar açmakla görevlendirmiş, kendisi de 16 Ocak 1991'de Yeni Dünya Düzeni çığlıkları atarak Irak'ın üzerine çullanmıştı.


1.Körfez Savaşı, Türkiye'de artık dünyanın değiştiğini, Soğuk Savaş dönemi politikalarının sona erdiği, Amerika'nın Sovyetler varken komünizme karşı gerek duyduğu İslamlaştırma ve Osmanlaştırmanın bundan böyle dayatılmayacağı yargısına yo laçtı. Öyleyse Osmanlıcılığı bırakmak, dört elle laikliğe sarılmak gerekiyordu.


1.Körfez Savaşı başladıktan bir ay sonra, Şubat 1991'de Amerikan beslemesi Osmanlıcılar, İslamcılar ve Türk-İslam Sentezcileri kendilerini "işten atılmış" duyumsadılar. Çünkü devlet sarığı fesi bir yana atmış telaşla frak giyiyordu. Nokta dergisinin 24 Şubat 1991 tarihli kapağı şöyleydi:


"Nereden çıktı bu laiklik?"


Sorunun yanıtı kolaydı: 1945'ten sonra İslamcılık nasıl Amerikan isteğiyle parlatılmışsa, 1991'de Laiklik yine Amerikan isteği sanılarak üstelik daha bir gün önce İslamcı Osmanlıcı Eyaletçi girişimlerde bulunan Amerikancı Özal tarafından yanılgı anlaşılıncaya dek parlatılacaktı. Dergi, olayı en ince ayrıntısına dek şöyle veriyordu :


Gündeme dış politikayla bağlantılı olarak laiklik getirildi. Yurt dışı temsilciliklere yazılar gönderilip "laik Türkiye tanıtımı" isteniyor.


İslamcılığın körüklendiği 1980'li yıllar geride kaldı. 1991'lı yılların modası laiklik! Hiç değilse laikmiş gibi yapmak. İyi de nereden çıktı bu laiklik?


Bundan (24 Şubat 1991) yaklaşık bir ay kadar önce (Aralık 1989-Ocak 1990 Gorbaçov'la Bush'un Malta'da bir araya gelip "Soğuk Savaş bitti" dedikleri günlerde) Dışişleri Bakanlığı dünyanın hemen her ülkesindeki büyükelçiliklerimize "hizmete özel" bir yazı gönderdi.


Yazıda "Türkiye'nin laik bir ülke olarak tanıtılması için yapılabilecekler" konusunda rapor, görüş isteniyordu. Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin laik atağının ilk sinyallerini veriyordu. Bu yazı üzerine büyükelçilikte kollar sıvanıyor, bir anda "Laik Türkiye kampanyası" için hazırlıklar başlatılıyordu. 


Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili Nokta'nın bu yazıya ilişkin sorularını hayretle karşılıyordu: "Nereden duydunuz bunu?.


Aradan da , adının açıklanmaması kaydıyla şunları anlatıyordu: 


"Evet, yukarıdan (Cumhurbaşkanı Özal'dan) gelen bir istekle hazırlandı yazı. Daha çok Avrupa ülkelerine ve Birleşik Amerika'ya yönelik bir istek. Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu, üstelik bölgedeki tek laik ülke olduğunu bu ülkelere anlatmak amaçlanıyor. Laiklik kozu, Türkiye'nin dış politikada önemli bir kozu olacak."


Laiklik atağı konusunda ikinci açık sinyal, Özal'ın Şubat ayında Davos'ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu'na uydu aracılığıyla gönderdiği mesaj oldu . Özal : "Türkiye serbest Pazar ekonomisi uygulanan laik bir devlet olarak model teşkil edebilir." diyordu.


Bu arada özellikle İstanbul'da gözlerden kaçan ilginç bir gelişme yaşanıyordu son günlerde. Radikal İslamcılar, polis tarafından üçer beşer toplanıp gözaltına alınıyordu. AK Doğuş ve İBDA yayınlarının yöneticileriyle Kıvam Hukuk Bürosu'nun yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişi gözaltına alınmış, işin ilginç yanı bunların avukatlarıyla görüşmelerine de izin verilmemişti.


Devlet şimdi laiklik istiyor. Bütün bunlar yakın gelecekteki gündeminde laiklik olacağının açık göstergeleri.


Aytunç Altındal : "Körfes Savaşı ve sosyalist ülkelerin kriz içine sürüklendikleri çağımızda, Türkiye'nin laik rolü ve konumu, ...onu istese de istemese de artık hayatın her alanında rasyonel fikir üretmeye yöneltecektir." diyor.


Abdurrahman Dilipak Nokta'ya şu yorumu yapıyor : "Türkiye Laiklik diye yeni bir dinin truva atı. Amerika'nın ilahlığına dayanan yeni bir din."


Türkiye'nin yeni rolü konusunda ortaklık toz dumana boğulacak. Özal, Türkiye'nin direksiyonunu laikliğe doğru kırarken, 'kurtuluşu İslamiyette bulanlar' bu role var güçleriyle karşı koyacaklar. ANAP içindeki İslamcılar laiklik atağına karşı çıkıyorlar. Özal, laiklik atağında inandırıcı bulunmuyor. Bugün Amerika'nın Ortadoğu'daki temsilcisi olabilmek, Avrupa topluluğuna girebilmek için laikliğe soyunan Özal'ın yarın dengeler değişince 'tek yol hak dini İslam' demeyeceğini kimse garanti edemiyor.


Abdurrahman Dilipak ise bu konuya şöyle yaklaşıyor : "ANAP için herşey konjöktüreldir. İman, vatan, millet, Sakarya ya da Sümerbank..."


Derginin laikliğe dönüş atağı konusunda söyleşi yaptığı iki yazardan biri Abdurrahman Dilipak, diğeri Aytunç Altındal'dı. Çünkü her ikisi de uzunca bir süredir Laikliğe karşı Osmanlı Sekülerizmi dedikleri laikliğin içini boşaltan bir kavramı savunuyorlardı yazılarında.


Dilipak, çok doğru olarak laikliğe yönelişin konjöktürel yani iki kutuplu dünyada Amerika öyle istedi diye başladığını, Amerika yarın bundan dönerse laikliğe dönüşün de biteceğini söylüyordu ki, öyle olacaktı gerçekten.


Aytunç Altındal ise, Özal'la birlikte laiklik atağına katılmış, laikliği savunmaya başlamıştı.


Nokta dergisinin bu sayısında kendisine bir sayfa ayrılan Altındal, 'laiklik atağı'nı olumlayarak şöyle diyordu:


"Önümüzdeki yıllarda Avrupa'da en çok tartışılacak olan konu, hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, dinsel gericilik ve laiklik olacaktır. (Kabaran gericiliğe karşı) Avrupalı hükümetler bütçelerine sekülarizmin / laikliğin araştırılması ve geliştirilmesi için fonlar eklemekle meşguller. Türkiye laikleşme yolunda akılcı bir programla uluslar arası arenaya çıkmalıdır."



Yıllar boyu Türkiye'nin Kemalist laikliği bırakıp Osmanlı'ya dönmesini ve Hilafeti kurmasını savunan Altındal, Soveytler çöker çökmez laikliğe sarılıyordu. İslamcılığı ve Osmanlılaşmayı yalnızca Soveytler'i güneyden kuşatmak için zorunlu sanıp, Sovyetler yıkılınca Osmanlılaşmanın, İslamcılığın biteceğini düşünen Engin Ardıç da Sovyetler yıkılır yıkılmaz şöyle yazıyordu köşesinde :



Dincilerin Hüzünlü Çelişkisi


"Sovyet komünist imparatorluğuna karşı stratejik olarak oluşturmaya çalıştığı "yeşil kuşak" girişiminden vazgeçti Amerika....Gerek kalmadı, çünkü komünizm bitti, Sovyet imparatorluğu da dağılma sürecinde."


Bu ortamda Altındal'ın "laiklik atağı" 1992'nin son aylarına dek sürecek, 3 Temmuz 1992 günlü Milliyet gazetesinde yayımlanan bir yazı dizisinde "laiklik atağı"nı Türkiye'ye laiklik konferansı düzenleme önerilerine dek tırmandırarak şöyle diyecekti:


"Türkiye hiç vakit kaybetmeden, bir uluslararası laiklik konferansı düzenleyebilir."


Yeni uluslar arası koşullarda , tek kutuplu dünyada Amerika'nın Osmanlıcılığı İslamcılığı desteklemeyeceğini düşünerek laikliğe dönüş yapan Osmanlıcılar yanılıyordu. Amerika'nın Türkiye'ye verdiği Osmanlılaşma görevi 1945'ten bu yana "Sovyetleri yıkmak için gereklidir" diye sunulmuşsa da gerçeğin bu olmadığı kısa süre sonra Amerika'nın Türkiye'ye yeniden İslamlaşma dayatmaya başlamasıyla anlaşılacak ve Altındal da tıpkı Özal ve çevresi gibi, yeniden Osmanlıcı Hilafetçi söyleme dönecekti.



Osmanlı geliyor! Ecdat geliyor!


1992 sonunda Türkiye'de yeniden Osmanlıcı rüzgarlar esiyor, kaçak olduğu İngiltere'den dönen Kadir Mısıroğlu'nun Osmanlıcı demeçleri 5 Eylül 1992'de Hürriyet gibi çok satışlı gazetelerde veriliyordu.


Kadir Mısıroğlu ; "Fesi Türkiye Cumhuriyeti'ne ve devrimlerine isyanı temsil ettiği için takıyorum. Kemal'in devrimleri ters yüz edilmeli. Osmanlı geliyor! Ecdat geliyor!" diyordu.


Soğuk Savaş bitmişti ama, Amerika'nın Türkiye'den Osmanlıcılığı bırakıp laikliğe sarılması beklediği yoktu, bu yalnızca Türkiye'nin bir sanısı ve derin yanılgısıydı.



1990 : ABD,PKK'ya İslamcılık öneriyor.


Özal'ın laiklik atağı başlattığı günlerde Ufuk Güldemir'in 6 Şubat 1990 günü Cumhuriyet'te yayımlanan haberinde , CIA'nın yan kuruluşu olan RAND Corporation, PKK'ya Marksizm'i bırakın İslam'a yönelin öğüdünü veriyordu:


"Eğer militan Kürt grupları Marksizm yerine İslami ideolojiyi bayrak yaparlarsa, Kürtleri devlete karşı mobilize etme şansları yüksektir."


Güldemir'in bu hhaberini yorumlayan Uğur Mumcu'ya göre :"Ankara'daki eski CIA istasyon şefi Paul Henze'nin de çalıştığı "Rand Corporation", tüm İslamcı akımların Amerikan çıkarına hizmet etmesi için izlemesi gereken yolları da öneriyor" du.



PKK, ABD'nin İslamcılık Önerisine Sarılıyor


Gerçekten de PKK, CIA'nın "Marksizmi bırakın İslamcı motifler kullanın ki sizi destekleyelim" öğüdünü bir ay gibi kısacık süre sonra benimsiyordu:


"Son zamanlarda Kürt örgütleri, din duygularını ve dince kutsal kavramları da kullanmaya başladılar. Kürtçülüğü kitle tabanı sağlamak isteyen ayrımcılar, şimdi de silahına da sarılıyorlar."



1990: ABD, Kuzey Kıbrıs'ta İslam Üniversitesi Kurduruyor


Özal "laiklik atağı" başlata dursun, Amerika, Güneş gazetesinde yayımlanan 28 Şubat 1990 günlü habere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında Suudi Rabıta örgütü - American Cornelle Üniversitesi işbirliğiyle bir "İslam Üniversitesi" kurulmasına çalışıyordu.



1991 : ABD Körfez Savaşı'yla Kürdistan Kurmaya Başlıyor.


Aynı günlerde bir tokat daha geldi Amerika'dan. Güneri Civaoğlu, Körfez Savaşı sırasında Amerika'lı bir yarbayla yaptığı söyleşiyi yayımladı:


"Amerikalı yarbay ile dev Ortadoğu haritasının önündeyiz. Sağ elini avuç için Musul / Kerkük vilayeti olan alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle kelimelri tane tane seçerek anlatıyor:


- İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek, Saddam çökmüş oalcak. Yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun boşluk doğacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Türkiye'den toprak isterler.


Ona anımsatıyorum. Türkiye bunu kabul etmeyeceyeceğini açıklamış bulunuyor. 


Amerikalı yarbay, "O zaman çarpışacaksınız" diyor.


Soruyorum : Türkiye'nin düzenli orduları, silahları, topları, füzeleri var. Böyle büyük bir güce nasıl karşı koyarlar?


Amerikalı yarbayın verdiği yanıt düşündürücüdür:


- Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerin de yakında silahları olacak. Saddam'ın bıraktığı silahlar onlara kalıyor. Belki Türkiye'de sizinkilerden bile ileri silahları olacak."



ABD, Ermeni Soykırımını Kongre'ye Getiriyor


Amerika bir yandan PKK'yı İslamcı çizgiye çağırıyor, bir yandan Kuzey Irak'ta Türkiye'den toprak isteyecek bir Kürt devleti kurdurmaya çalışıyor, bir yandan Kıbrıs'ta Suudi parasıyla Amerikan üniversitesi kurduruyor, bir yandan da Ermeni soykırımı tasarısını kongrede oya sunuyordu. 


Ortadoğu yeniden cadı kazanına dönmüştü.


Soğuk Savaş'ın sona ermesi Amerika'yı Soğuk Savaş boyunca uyguladığı Ortadoğu'yu etnik ve mezhepsel eyaletlere bölüp din temelinde ve kendi güdümünde bir federasyon çatısı altında birleştirme stratejisinden uzaklaştırmadığı gibi, tersine bu stratejiyi daha da ödünsüz biçimde uygulamaya yöneltmişti.



Sovyetlerin yayılmasına set çekmek, onun yıkılışını sağlamak için gereklidir denilen Ortadoğu birliğinin, Osmanlılaştırmanın, Sovyetler yıkılır yıkılmaz daha güçlü bir biçimde savunulmaya başlanması düşündürücüydü.


Demek ki, Sovyet korkusu Osmanlıcılık üretiminde yalnızca bir bahaneydi. Amerika Türkiye'yi Sovyet korkusu olmasa da Osmanlılaşmayı dayatacaktı.


Özal'ın önerdiği, Yahudi-Hıristiyan Birliği'nin mirasçısı ve lideri Amerika'nın 1960'lardan bu yana dayattığı Türk-Kürt federasyonuydu.


George Bush, 1992 yılında ABD Başkanlık seçimlerinde yaptığı konuşmalarda , sık sık kendilerinin dinsel inançlarla donanmış bir parti olduklarını vurgulayarak : " Biz,...dini inançlara sahip bir partiyiz. Ülkemizi Yahudi-Hıristiyan Birliği'nin tek mirasçısı ve lideri olarak ayakta tutmaya kararlıyız" diyordu.


Demek ki, 1945'ten bu yana Türkiye'yi Ortadoğu İslam Birliği Önderliği'ne, Osmanlıcılığa, İslamcılığa yöneltenler, Türk-Kürt federasyonuna sürükleyenler, PKK'ya İslamcılık önerenler, Yahudi-Hıristiyan Birliği mirasçıları ve liderleriydi.



CIA Ajanı Paul Henze:


"Atatürkçülük öldü: Nakşiler, Nurcular İlericidir"


Ahmet Taner Kışlalı, 30.11.1997 günlü Cumhuriyet'te yayımlanan "Batı cephesinde Yeni Bir Şey Yok; Ama Bizde Var" başlıklı yazısında şöyle diyordu:


" CIA istasyon şefi Paul Henze'nin - Türkiye ile ilgili - 1993 raporunda şu savlar savunuluyor:


-Atatürk ilkeleri, yeni dünya düzeni ile birlikte ölmüştür. Aydınların, imam-hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen kökten dincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. Nurcular ilericidir. Nakşibendiler geriye dönük değildir.


CIA güdümündeki bazı Amerikan bilim adamları buyuruyorlar: 


- Türkiye'nin Yeni Dünya Düzeni içindeki yeri Ilımlı İslamdır. Kemalizmi bırakmalıdır. Batı'nın çıkarı Türkiye'nin Batı ile değil, Ilımlı İslamla bütünleşmesindedir."





Türkiye'nin Siyasi İntiharı, Yeni-Osmanlı Tuzağı
Cengiz Özakıncı



» “Hilafet Kaldırılmamıştır. Osmanlı Milletler Topluluğu Kurulmalı.”
» 1808-1918 arası Osmanlı’yı çökerten politikalar 1938′den günümüze aynen uygulanıyor mu?
» Abdülmecid niçin “Senin İçin Öldük Avrupa!” yazılı madalyalar bastırıp dağıtıyordu?
» Osmanlı 1856 yılında o dönemin Avrupa Birliği demek olan Europeen Concert’e tam üye olduktan sonra nasıl adım adım çöküşe sürüklendi?
» Avrupa Devletler Birliği’ne üye olmak uğruna Garter Haçlı Şövalyeleri Tarikatı’na üye edilen Osmanlı padişahları kimlerdi?
» İslam’ın koruyucusu ilan edilen Alman İmparatoru II. Wilhelm, Müslüman ve Hacı mıydı?
» Osmanlı’nın son Genelkurmay Başkanları Alman mıydı?
» Mustafa Kemal’e sandıklarla altın rüşvet teklif eden yabancılar kimlerdi?
» Mehmet Akif Ersoy Hıristiyan Almanya’yı Osmanlı’nın kurtarıcısı ve İslam’ın güneşi olarak mı görüyordu?
» 5.000.000 Alman altını karşılığında Cihad ilan edenler kimler?
» Alman Malı Cihat Fetvası’nı imzalayan Said-i Nursi ne zaman Almanya’ya kaçtı?
» Hıristiyan parasıyla, Hıristiyan komutası altında İslam Cihadı olur mu?
» Hitler, gerçek adı Haydar Ebu Ali olan bir Müslüman mıydı?
» Kimler Mussolini’yi Musa Nili adıyla Müslüman yaptı?
» Said-i Nursi 1957′de hangi tugay camisinin temelini attı?
» 1915′te Çanakkale’ye çıkartma yapan düşman birliklerinde yer alan Siyonistler kimlerdi?
» Siyonistler 1917′de Filistin’de Osmanlı’ya karşı savaştı mı?
» Kafkaslar ve Balkanlar’daki Müslüman Türkleri Hitler’in ordusuna katıp savaşa süren Müftü kimdi?
» “Dinler Arası Diyalog”u başlatan Hitler mi?
» Evangelist – Hitler İşbirliğini gerçekleştiren “dinler arası diyalogçu” Rahip kimdi?
» “Dinler Arası Diyalog” 1945′te İsviçre’de hangi Şato’dan örgütlendi?
» Hangi tarikat Şeyhi 1945′te Eski Hitlerci Evangelist rahiple “Dinler Arası Diyalog” başlattı?
» Amerika Hitler stratejilerinin varisi mi?
» Hitler Amerikan ajanı mıydı?
» Yeni-Osmanlı Düzeni öneren Büyük Ortadoğu Projesi NAZİ ürünü mü?
» Amerikan Scientology Tarikatı’nın Türkiye uzantısı 1952′de kimler tarafından kuruldu?
» Amerikan Başkanı Roosevelt’i mürit ve Amerika’yı Mesih ilan eden hangi Osmanlıcı tarikattı?
» Hangi Tarikat Atatürkçülükten dönme ünlü bir şairi Hz. Muhammed’den sonra gelen yeni Peygamber olarak ilan etti?
» 1949′da peygamber ilan edilen ünlü Atatürkçü Şair’in Allah’tan gelmiş vahyler olarak ilan edilen kitabı neydi?
» Türkiye’ye Osmanlı düzenine dönüş ve Ortadoğu İslam Federasyonu kurma görevini 1950′de Amerika ve NATO mu verdi?
» Necip Fazıl Kısakürek Osmanlıcı olmadan önce Atatürk’ü öven ve irticayı yılan olarak niteleyen yazılar yazdı mı?
» Fethullah Gülen’in “Işık Evi” deyimini ilk kez Amerikan Board Protestan Misyonerleri mi kullandı?
» Osmanlıcı Nurcuların tasavvuf kitaplarını 1970′lerde Protestan Misyonerler mi yayımlıyordu?
» Osmanlıcı Siyonistler kimler?
» Hangi Osmanlıcı Cumhurbaşkanı Türk-Yunan Federasyonu önerdi?
» Turgut Özal, 17 yıldır Türkçe’ye çevrilmeyen Fransızca kitabında Türklük için neler söylüyor?
» Hilafet isteyen ABD Başkanı kim?
» Demirel 1965′de Türk-Kürt Federasyonu istedi mi?
» Eyalet düzenini öven mozaikçi Atatürkçü kim?
» İsmail Cem Osmanlıcı mı?
» İşgalci ABD Irak’ta Osmanlı düzeni mi kuruyor?
» Türkiye Osmanlıcılık yapmak üzere IMF ve Dünya Bankası tarafından Amerika için satın mı alındı?
» Atatürk Hilafetçi miydi?
» Marksist Hilafetçilik ve Marksist Osmanlıcılık hangi koşullarda nasıl doğdu?
» Hangi Siyonist Osmanlıcı Amerikalı Türkiye’de tekke açtı?
» 1956′da Amerikan ajanları Eski Almancı Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarıyla Osmanlı-İslam Birliği hakkında neler görüştü?
» Osmanlıcı Kürtçülüğün tohumları 1945′te Amerikalı uzmanlar tarafından mı atıldı?
» ABD ve NATO 1945′ten sonra Güneydoğu’nun kalkınmasını nasıl önledi?
» NATO Savunma haritalarında yer almayan Güneydoğu, ABD için “Fulda Boşluğu” muydu?
» 12 Eylül’ün derin misyonunda Türkiye’yi Osmanlı’ya döndürmek ve federasyona götürmek mi vardı?
» İstanbul Başkentli Yakındoğu Federasyonu kimlerin önerisi?
» Türkiye Federal Cumhuriyeti ve İstanbul Federe Devleti nereden çıktı?
» Usame Bin Ladin ve Abdullah Öcalan niçin Osmanlıcılığı övüyorlar?
» Siyonistler neden Osmanlıcı?
» Küresel bölücülüğün Türkiye’deki adı Yeni-Osmanlıcılık mı?
» Amerika’dan dönen Osmanlı tahtının varisleri seçimler yoluyla iktidara gelmeye mi hazırlanıyor?
» Hangi olaylar Amerikan Osmanlıcığının maskesini düşürdü?
» Atatürk Hilafeti vasiyet etti mi?
» Osmanlıcıların 81 ilimizi 81 eyalete dönüştürme çabalarının temelleri 12 Eylül’de mi atıldı?
» Atatürk’ün yazdırdığı Osmanlı tarihi neden okullardan kaldırıldı?
» Luther Osmanlı için ne dedi?
» Amerika neden Türkiye Osmanlı’ya dönmeli, İslam’ın lideri olmalı diyor?
» İngiltere Başbakanı Tony Blair Kur’an Hafızı mı?
» İngiltere Veliahtı’nın gizli Müslüman adı Hüseyin Charles mı?
» Prens Charles ve İngiliz Kraliyet Ailesi’nin erkekleri sünnetli, Müslüman ve Nakşi mi?
» İngiliz Kraliyet Ailesi, Peygamberimizin soyundan mı geliyor?
» Başbakan’ın Amerika’da Edelman’la birlikte görüştüğü Osmanlıcı Nakşi Şeyhi kim?
» Amerika ve İngiltere bu Nakşi Şeyhi hangi amaçlarla nasıl kullanıyor?
» Altmış Yıldır Osmanlı-Türkiye Savaşı’nda mıyız?


......



Geçmişte ve yaşadığımız dönemdeki olayların ; Eğitimin içinin boşaltılarak dinleştirilmesi, siyasette iç ve dıştaki tutumlar, yasaların değiştirilmesi , kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edilmesi ve Bayramların, Atatürk İlke ve İnkilaplarının, Kurtuluş Savaşımızın, Türk Tarihinin bir çöp gibi kenara atılması ;  bunların hiçbiri "TESADÜF" değil,  "AKIL TUTULMASI" dan sıyrılın.




Mutlaka okuyun, önerin okusunlar.
Saygılar
SB.



*Kitabından alıntılandığım için Cengiz Özakıncı Bey'in affına sığınıyorum.





YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM !
____________________








________________________________

DÜŞMANIM , 
DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR 
BEN DE ONUN 
AMANSIZ DÜŞMANIYIM


M.KEMAL ATATÜRK 
(1881 - 193∞)

______________________________________
















ORTAĞIN ÇOCUKLARI - MUSTAFA YILDIRIM










“İlkesel amacımız uygun liderlerin ortaya çıkmalarını ve programdan geçirilerek Batı’ya bağlanmalarını sağlamaktır.” 
 CIA




- ESKİ BARIŞ GÖNÜLLÜSÜ CIA’DAN BÜYÜK ÖDÜLLÜ GÖREVLİ VE TÜRKİYE’DE EDEBİYAT DÜNYASI BAĞLANTILARI

‘İstihbarat Uzmanı’ Helena Kane Finn – WINEP ve Yaşar Büyükanıt

WINEP kısa sürede kadrosunu geliştirdi. Türkiye’yi “Müslüman, seküler ve demokratik Birleşik Devletler müttefiki olarak” tanımlayan Helena Kane Finn’in de desteğiyle 1994’te ‘Türkiye Araştırma Programı’ başlatıldı. Bölüm yöneticiliğine Alan Makovsky getirildi. 

Alan Makovsky, Irak’ın ilk işgal döneminde Dışişleri’nde Çekiç Güç ile bağlantı elemanı olarak çalıştı. *  Anımsanacağı gibi Çekiç Güç Diyarbakır Karargâhı direktörü Robert Finn idi. 

Makovsky 1993’te WINEP’in ilk siyasal bildirisini hazırlayan Dışişleri Ortadoğu Koordinatörü Dennis Ross’un yanında çalışmaya başladı. 1994’te WINEP’e geçen Alan Makovsky, Türkiye’deki Sivil Örümcek Ağı ile ilişkilerini hızla geliştirdi. Birçok kez ARI Derneği’nin toplantılarına katıldı. Helena Kane’in önerisiyle ilginç çalışmalar sürdürüldü. 

1997’de Turgut Özal anısına yıllık anma toplantıları başlatıldı. Alan Makovsky, Turgut Özal’ın ABD ve İsrail için önemini daha sonraları “Türk kamuoyunda 1991 Körfez savaşı döneminin, eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından iyi idare edildiğini” belirtti. “Aynı şey 1 Mart 2003’te TBMM oylamasında da yapılsaydı bugün bu tartışmayı yapıyor olmazdık” diyerek Özal’a özlemi dile getirdi. 1 

Makovsky, Sabri Sayarı ile birlikte Türk dış politikasıyla ilgili ‘Türkiye’nin Yeni Dünyası: Türk Dış Politikasında Değişen Dinamikler’ monografisini yayınladı. ** 

Alan Makovsky, 2001 sonunda WINEP’ten Senato Yahudi Grubu Yöneticisi Tom Lantos’un yanına danışman olarak geçti. Lantos, “Ermeni Soykırım” yasa tasarısını engellediği gerekçesiyle yıllarca “Türk dostu” olarak tanıtıldı. Genelkurmay Başkanı Org. M. Yaşar Büyükanıt kendisini görmeye gitti ve yardım istedi. Oysa Tom Lantos’un eşi o sıralarda Capitol Hill önünde oturma eylemi yapan PKK’lıları destekliyordu. 2 



-  HUDSON’DA DARBE İHBARI

2006 sonbaharında, Türkiye Anayasası’nın kökten değiştirilmesi girişimleriyle ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşmasıyla gerginlik iyice artmıştı. TSK Genelkurmay II. Başkanı Org. Ergin Saygun 11 Kasım 2006’da ABD’ye bir kez daha gitti; askeri görüşmelerini bitirdikten sonra 17 Kasım 2006’da Washington’a döndü ve resmi kimliği bulunmayan Hudson Institute’te sınırlı sayıda kişiyle görüşmeye başladı.

Hudson Institute Avrasya Programı yöneticileri toplantıyı, “Türk Genelkurmay II. Başkanı General Ergin Saygun ile Kayıtdışı Tartışma” diye duyurdu. Toplantıda kimlerin bulunduğu bildirilmedi, yalnızca “General Saygun bölgesel güvenlik sorunları ve Birleşik Devletler–Türkiye işbirliği olanakları üstüne görüşlerini bildirdi” denildi. Türk kamuoyu, Genelkurmayın ikinci komutanının yabancı özel kuruluşta Türkiye’nin kaderini etkileyebilecek bir konuda anlattıklarını öğrenemedi.

T.C. tarihinde, eğitim için gönderilenler dışında, 1999–2009 arasındaki kadar çok sayıda general ABD’ye resmi görevle gitmemiştir. Özellikle 1994’ten sonra ABD ile yepyeni ve sağlam ortaklıklar kurulmaya başlanınca TSK yöneticilerinin Washington gezileri de sıklaştı. Bu durum, “değişen dünya” ya da “küreselleşme dinamikleri” ya da “Türkiye’nin dış politikasında girişimciliğin yükselişi” gibi her anlama çekilebilecek yakıştırmalarla açıklanamazdı kuşkusuz. 

WINEP bölümünde de belirtildiği gibi ABD’de görüşmeler resmiyetin dışına taşıyor ve subaylar, hiçbir gerekçe belirtmeden derneklere, vakıflara konuk oluyor. Sanki her birinin görevi askeri işlerle sınırlı değilmişçesine birer etkili siyasal yönetici gibi davranıyorlar; askeri teknik konuların dışında ve özellikle ABD’nin Balkanlar, Kafkasya, Asya ve özellikle Ortadoğu tasarımlarında rol alma isteğini dışa vuruyorlar. 

Orgeneraller, tıpkı hükümet üyeleri gibi, kulis yapmak üzere Amerikalı senatörlerle buluşuyor; ‘düşünce topluluğu’ denilen özel niyetli derneklerin kapalı toplantılarında siyasal konulara girerek ülkeyi bağlayıcı konferanslar veriyorlar. Aynı orgeneraller Türkiye’de yurdun sorunlarını dert edinmiş kuruluşlara uğramazken, Amerika’da değerleri kendi tanımlarıyla sınırlı kuruluşlara uğramadan edemiyorlar. Uluslararası ilişkilerde devleti temsil etme ölçütü ve karşılıklılık kuralı geçersizdi artık. 


Darbe ihbarı

Org. Ergin Saygun, 19 Kasım 2006’da Türkiye’ye döndü; Hudson toplantısından söz etmedi. Ne ki toplantıyı düzenleyen Zeyno Baran, Newsweek’te “Üst düzey subaylardan edindiğim izlenime göre” diye başlayıp “Türkiye’de askeri darbe olasılığı” diye yazdı.



-  ‘Ilımlı İslam’ tezgâhına uygun projeler

Hudson’daki son dönem çalışmalarının hemen hepsi, şirketlerin Ortadoğu, Asya, Orta ve Kuzey Afrika’daki çıkarlarına koşut olarak, Müslümanlar üstünedir ve ‘Uluslararası Din Hürriyeti’, ‘Radikal İslama Karşı Mücadele’, Ilımlı İslam programlarına uygundur.

Zeyno Baran’ın ‘Avrupa’da İslam Aşırılığına Karşı Koyma’ başlıklı çalışmasına parasal destek, Smith Richardson Vakfı’ndan geliyordu. Aynı vakfın 2004’te parayla desteklediği çalışmalar, ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin yayılmacılık ilkelerine tümüyle uyuyor:

“İslam Aşırılığı ile Mücadele Ortadoğu’da Radikal İslam ve Demokratik Seçenek Müslüman Şebekesi Türkiye’de Siyasi İslam ve ABD Siyasetine Yansıması Liberal Arap Medyasının Desteklenmesi Şeriatın Yayılması ve ABD’ye Siyaset Önerisi”

Bu sıralama, Hudson ve benzeri şirket kuruluşlarının oluşturdukları ağın, ABD yayılmacılığındaki etkisini göstermeye yeter. Yeni tür yayılmacılığa verilen desteğin en özgün tanımı, Smith Richardson Vakfı’nın NED’e para verme gerekçesinde “Globalization, Liberalism and Democracy” olarak özetleniyor.



-  Marshall Fonu AKP’yi destekliyor

GMF temsilcisi Kınıklıoğlu, 'Insight Turkey'nin yayın yönetmenliğini Liberal Düşünce Topluluğu Derneği’nin önemli kişilerinden İhsan Dağı’ya devretti ve yeni görevine yoğunlaşarak GMF’yi Türkiye’de hızla geliştirdi. Kişisel yayınına göre “çeşitli TBMM heyetlerinin ABD’de önemli senato ve kongre üyeleri ile görüşme ve istişare programlarını organize etti.” GMF de bundan yararlanarak Kongre Üyeleri Derneği aracılığıyla TBMM ilişkisini geliştirmeye başladı;Türkiye İlişkileri Kongre Çalışma Grubu oluşturuldu. Grubun başına Cumhuriyetçi Ed Whitfield ve Demokrat Robert Wexler getirildi. Hemen ardından ‘Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’ ile ilişkiye geçildi. Türk grubunun başında Akev eski tercümanı, AKP milletvekili, sonradan Devlet Bakanı Egemen Bağış vardı. 3  

Ed Withfield başkanlığındaki Kongre Heyeti “Marshall Fonu'nun ve Türk İş Konseyi'nin özel desteğiyle” Mayıs 2005’te Kınıklıoğlu’yla birlikte Kıbrıs’a gitti. Kınıklıoğlu Amerikalıları daha sonra Ankara’ya getirerek TBMM Başkanı Bülent Arınç’la görüştürdü. Bülent Arınç, “ABD heyetini Meclis'te ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.” Arınç “TBMM'de bir dostluk grubu oluşturulduğunu, ABD Kongresi'nde de Şubat ayından bu yana dostluk grubunun faaliyette olduğunu” anımsattı ve “Dostluk grubunun çalışmalarının devamlı ve başarılı olacağına inandığını” belirtti. 4  

Robert Wexler, Nisan 2006’da Ankara’ya bir kez daha geldi; Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah C. Gül ile görüştü. Egemen Bağış, Wexler onuruna 'RV Restoran'da bir akşam yemeği düzenledi. Wexler “yıllardır geldiği Türkiye’de ilk kez bugünkü hükümetin kamuoyunun hassasiyetlerini temsil ettiğini gözlemlediğini” söyleyerek Cumhuriyet’in geçmiş hükümetlerini küçümseyip AKP hükümetini yüceltmekten geri kalmadı. 5  


AKP Milletvekili Olacak olan Marshall Fonu Türkiye Müdürü Kınıklıoğlu: “Washington’dan yönetiliyoruz”

“Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt[hew] Bryza’yı Ankara’ya getirdiniz” denilince Suat Kınıklıoğlu, GMF’nin Amerikan devletiyle bağlantısının olmadığını vurgulama telaşıyla“Organik bir bağımız yok; ama Amerika’da dış politika ve stratejik açılımlar bu tip düşünce kuruluşları üzerinden yapılır” dedi. Kınıklıoğlu bağlı olduğu odağı, “Evet Washington’dan yönetiliyoruz; ama Beyaz Saray’dan değil, kendi merkezimizden” diyerek açıklamak zorunda kaldı. 6 


GMF görevlisi Kınıklıoğlu AKP hükümetiyle ilişkilerini sıkılaştırmakta gecikmedi. Dışişleri Bakanı Abdullah C. Gül, Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadan kısa süre önce, Şubat 2007’de Amerika’ya gittiğinde Suat Kınıklıoğlu, gezi programını düzenledi. GMF, Abdullah C. Gül için “bir yemek ve konferansın organizasyonunu gerçekleştirdi.” Böylece Abdullah C. Gül, Türkiye’de adaylığının tartışma yarattığı gerilimli ortamda, GMF merkezine giderek görüşlerini açıklama ve Amerikalı seçkinlere kendisini bir kez daha tanıtma olanağı buldu.

GMF görevlisi Kınıklıoğlu, özel önem verdiği çalışmalarının ve Marshall Fonu aracılığıyla geliştirdiği ilişkilerinin sonuçlarını da değerlendirmekten geri kalmadı. Yeni Şafak gazetesi“Medya Büyükanıt'ın ziyaretini başarılı, Gül'ün ziyaretini ise başarısız ilan etti” diye yazmıştı. Kınıklıoğlu emeğine sahip çıkarak ikircimsiz “Evet, ama ben o kanaatte değilim; Gül'ün ziyareti çok başarılıydı” dedi. Kınıklıoğlu yarı-resmi GMF görevlisi olmanın ötesinde davranarak tıpkı Robert Wexler gibi AKP hükümetini yüceltti; “Hükümet dış politikaya çok büyük tecrübelerle gelmedi. Buna rağmen geride kalan 5 yılda -küçük kazalar olsa da- çok başarılı bir dış politika icraatı oldu” diyerek başladı ve bir AKP sözcüsü gibi “Başbakan Erdoğan dış gezilerinde daha uygun ve daha doğru mesajlar veriyor” diyerek Recep Tayyip Erdoğan’a övgü dolu bir ileti göndermiş oldu.




-  Amerikalılara umut veren lider adaylarını kim seçiyor? Seçici yerliler nereye yükseliyor?

GMF görevlisi Kınıklıoğlu milletvekili olmadan önce sivil örümcek ağı çalışmalarını geliştirmişti.“TESEV, TÜSİAD ve ARI Hareketi gibi kuruluşlarla” ortak çalıştıklarını; “yükselme potansiyeli olan insanları tespit etmek, onlarla ilişki kurmak ve Transatlantik [ABD-Avrupa] ilişkileri konusunda bilgilendirme” görevleri bulunduğunu, aynı konuda “Ankara’daki [yabancı] elçiliklerin de” çalıştığını belirtiyordu. 7  

2005 yılında Star gazetesine “Arkamızda CIA yok” diyerek projelerini anlatan Suat Kınıklıoğlu, 2007 yılında “Türk lider adaylarını Avrupa ve Amerika’ya” yollayacaklarını da açıkladı. 

GMF, “Türkiye’de geleceği olan” liderlerden birincisini titizlikle belirledi. Almanya Milletvekillerinden Yeşiller Partisi yöneticisi ve GMF Transatlantik üyesi Cem Özdemir, Doğa Derneği yöneticisi Güven Eken’i aday gösterdi. “Marshall Fund Liderlik Ödülü”nü kazanan Eken, “geleceği olan” lider adaylarının ilki oldu. 8  


Seçici kurul:

Ka-Der’in ve STGM [Sivil Toplumu Geliştirme merkezi]’nin yöneticilerinden Selma Acuner, Emine Bozkurt, 

SETA [İTÜ - Siyasal Ekonomi Toplum Araştırmaları Vakfı]’dan Gökhan Çetinsaya (Şimdi YÖK Başkanı), Zafer Yavan, 

ASAM Başkanı ve Washington eski Büyükelçisi Ömer Faruk Loğoğlu (Şimdi CHP Milletvekili ve MYK’de)’ndan oluşuyordu. 


Lider adayının ödülü Amerika’da bir ay konukluk!

“Geleceği olan lider adayı” Güven Eken ödül karşılığı olarak ABD’de bir ay konuk edilecek ve “uluslararası ilişkilerinin (ABD ilişkilerinin) daha da gelişmesini” sağlayacaktı.



-  Marshall Fonu ve TESEV ortak işleri

GMF, Halifax’ta çok daha geniş katılımlı bir toplantı düzenledi. Kanada Savunma Bakanlığı ve Atlantik Kanada tarafından desteklenen Kasım 2009 Uluslararası Güvenlik Forumu toplantısına Savunma Bakanlığı Daire Başkanı Hakan Eraydın, AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan, Çağrı Erhan, Nur Batur, Eyüp Sağlıkve Kadri Gürsel katıldılar. 

GMF, gazetecileri yalnızca konferanslarda konuk etmemekte aynı zamanda eğitimlerine de yardımcı olmaktadır. GMF’nin yardımıyla Amerika’ya giden Sabah Gazetesi Yönetmeni Ergun Babahan eğitimini çekincesiz açıklıyor: 

“1988`de German-Marshall Fund`ın sağladığı bir bursla Stanford Üniversitesi’ne gittim. `John Knight Professional Journalism` adlı programa katıldım. O yıl programda 12 Amerikalı, altı da farklı ulustan gazeteci vardı.” 9  


TESEV ile GMF, 2004’te İstanbul NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen “Yeni Bir Yol Kavşağında Türkiye” konferansında Burak Akçapar, Mensur Akgün, Meliha Altunışık ve Ayşe Kadıoğlu, TESEV adına bir rapor sundular.




- TSK -NATO-GMF-TESEV-ARI-AKP [Barış İçin Ortaklık]

Barış İçin Ortaklık

NATO Genişleme Programı, öngörüldüğü gibi uyguladı. Doğu Avrupa’nın tümüne yakını ittifaka katıldı. Katılmayan ülkelerle “Barış İçin Ortaklık” adı altında daha gevşek ilişkiler kuruldu. TSK de “Barış İçin Ortaklık” merkezini kurdu. 


GMF, Sabancı Üniversitesi ve TESEV ile birlikte Burak Akçapar, Mensur Akgün ve Meliha Altunışık’ın “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Demokratikleşme Sorunsalı” konulu çalışmalarına katkıda bulundu.


Tasaların en büyüğü: “Yükselen Milliyetçilik”

GMF, Türkiye’deki gençlik ilişkilerini de NATO Genişleme Programı kapsamında geliştirdi. ARI Derneği ile birlikte “Karadeniz Gençlik Forumu Zirvesi” 5 Kasım 2008’de İstanbul’da düzenlendi. Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Ermenistan ve Türkiye’den 15 gencin katıldığı toplantıda konuşan GMF Ankara’da görevliCeylan Akman, örgütün idealini, Karadeniz’in artık genişleyen NATO ve AB içine girdiğini açıklayarak abarttı. 

ESI [Avrupa İstikrar Girişimi] görevlisi Nigar Göksel de “Türkiye bölgesel güç olmak istiyor; ama bu gücü ile demokratikleşmeyi nasıl tetikleyebileceği ile ilgili net bir vizyon ortaya koymuyor” diyerek Türkiye’nin çevre ülkelerdeki demokrasi operasyonlarına daha etkili katılmasını isterken bu tür toplantıların temel amacının da Türkiye’yi yayılmacılığın bir parçası yapmak olduğunu açığa vurdu.




- CIA GENERALİ VE İSTASYON ŞEFİYLE COMO CENNETİNDE KİMLER BULUŞTU?


Günümüzde ısmarlama iş yapan gazeteciler var kuşkusuz; ama gazetecilerin ‘Amerikan Yeni Yüzyılı’na kitleler halinde inanmalarının ve değişmelerinin nedenleri arasında Washington’daki kurslar, burslar önemlidir. Buna Alman Hıristiyan Demokrat Parti organı Konrad Adenauer Stiftung’un örgütlediği “gazetecilik” eğitimleri de ekleniyor. 10  GMF’nin ‘gazetecilik projeleri’ etkili olsa da, en ciddi ve kapsamlı bilgilendirme girişimi, Como gölünde gerçekleşti. 

Como gölü kıyılarında konferans adı altında politikalar satılır; karteller üçüncü dünya ülkelerinde çalışan elemanlarını orada eğlendirir ve eğitir; mafya patronları, bankerler purolarını orada tüttürür. Bir gazeteci işi gereği Como gölüne gidebilir; CIA ajanıyla ve hatta CIA eski Başkanıyla Como gölü kıyısında buluşabilir; ama bir gazetecinin üç gün üç gece, Dışişleri eski Bakanı ve Dışişleri eski Genel Sekreteri ile, işadamlarıyla, “sivil toplum” diye nitelendirilen örgütlerin temsilcileriyle birlikte olması haberin kaynağına değil tam da içine düşmesi demekti. 

Bellagio şatosuna giren gazetecilerin yalnızca haberci değil de yazdıkları gazetelerin gücü ölçüsünde toplumu yönlendiren köşe yazarları olması çok daha önemliydi.


Como gölünde konuk gazetecilerin, adlarının tümünü vermedikleri Bellagio şatosundaki toplantıya katılanlar önemli kişilerdi: 

Şükrü Elekdağ: Washington eski Büyükelçisi ve Dışişleri Genel Sekreteri 
İlter Türkmen: Washington eski Büyükelçisi ve 12 Eylül Cuntasının Dışişle-ri Bakanı 
Orhan Güvenen: DPT Müsteşarı 
Mithat Melen: İktisatçı profesör
Bülent Gültekin: Merkez Bankası eski Başkanı 
Nevzat Yalçıntaş: İslam Kalkınma Bankası Araştırma 
ve öteki ünlüler…

Gül’ün Ilımlı İslamı ve Açılımın Altın Madalyası

FPA’nın Türkiye ilişkileri, ARI Derneği, CIA eski Başkanı, eski İstasyon Şefi ve Türkiye’den gazetecilerin, diplomatların buluştuğu Ağustos 1999 Como gölü toplantısından sonra gelişti. Türkiye’nin devlet politikaları üstüne en kolay ve en ekonomik bilgilenme yöntemiydi konferanslar. 


FPA Forumunda R.T. Erdoğan, Ali Babacan, EOKA Lideri

FPA-Türkiye ilişkileri kısa sürede derinlik kazandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Devlet Başkanı ve EOKA eski önderleri Tasos Papadopulos ve Polonya Devlet Başkanı Aleksander Kwasniewski ile birlikte 2005 ‘Dünya Liderlik Forumu’na çağrıldı.




- ASKER-SİVİL ÖRGÜTÜ AMERİKAN ATLANTİK KONSEYİ [NATO’YA BAĞLI TÜRK GENÇLİK ÖRGÜTÜ]


Yeter Yaman Naucodie, yeni gençlik örgütüne “Dear Yata-Turk members, Sevgili dostlar”diye seslendiği İngilizce mektubunda “Yata-Turk her zaman özel önemde olacak ve hatta bu, benim Türk enformasyon programında şimdiye dek desteklediğim en tutkulu ve en heyecan verici projedir” diye ekledi. 

Brüksel’den yazıyordu Yeter Yaman Naucodie. “Amirlerim” dediği NATO Genel Sekreter Yardımcısı Jean Fourrel ve Bölüm Başkanı Stephanie Bast’ın, “çalışmalara güçlü destek veren” Türk Atlantik Konseyi Başkanı Haluk Bayülken’in, “Türk Dışişleri Bakanlığı”nın yardımlarını da andıktan sonra “NATO, çalışmalarınızı desteklemeyi sürdürecektir” diyerek gençleri özendirdi. Naucodie’ye göre yeni gençlik örgütünün temel görevi son derece yalındı:

İstanbul’da kurulan örgütün ‘YATA-Türk’ …




NATO Genişleme Programının uygulanmaya girişildiği 1990 sonrasında bu tür yarı-resmi örgütlerin görevleri yeni dünya egemenliğine uygun olarak belirlendi:

"Kamuoyunu, NATO’nun amaçları hakkında eğitmek ve bilgilendirmek,
NATO’nun çeşitli amaçları ve etkinlikleri hakkında araştırmalar yürütmek,
Kuzey Atlantik bölgesi hakları arasında dayanışmayı geliştirmek,
Üye komiteler ve kuruluşlar arasında daimi ilişkiler geliştirmek,
Atlantik Eğitim Komitesi [AEC] ve Genç Siyasi Liderler Atlantik Derneği [AAYPL], kendi alanlarında etkinlik gösterirler."

Atlantik Konseyi, şirketler, usta istihbaratçılar


ATC [Amerikan Türk Konseyi] Başkanı General Scowcroft Türkiye’nin başbakanlarıyla iyi ilişkiler geliştirdi. Motorola şirketi için çalışırken Uzanlar-Motorola anlaşmazlığında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan yardım istedi. Erdoğan’la Ritz Carlton Oteli’nin bodrum katında görüştü. O görüşmeye Özal’ın TRT Genel Müdürü Cem Duna da katıldı.


Atlantik Konseyi ve Türkiye Şebekesi

Konseyin son dönem uzmanlarından David Phillips, Türkiye ile ilişkileri geçmişe dayanan bir danışmandır. Avrupa Ortak Zemin Örgütü’nde çalışan Phillips, Türkiye’de NED ile ilk ilişkileri kuran Doğu Ergil’in TOSAV örgütünün Kürt sorunları konusunda danışmanıydı


NATO Türk gençliğini örgütlüyor

NATO Genişleme Programı’nın uygulanmasıyla birlikte Amerikan Atlantik Konseyi de geleceğin liderlerini yetiştirmek amacıyla yeni örgütlenme önerdi.


YATA-Türk’ün en deneyimli yöneticisi Yasemin A. Karaman, Philadelphia’da doğdu; Saint Joseph Lisesi’nde, Richmond Üniversitesi’nde, İngiltere’deki Warwick Üniversitesi’nde okudu. Richmond’da ‘Model Birleşmiş Milletler Kulübü’nü kurdu. Amerikan Atlantik Konseyi’nde 2003 yaz kursuna katıldı. 11  Senatör Linda Puller’in yanında stajyer olarak çalışan Yasemin Karaman, NATO gençlik toplantısında Türkiye delegesiydi…





- ABD’NİN TÜRKİYE’DEKİ YENİ LİDERLERİ


“Çok Gizli” damgalı Ulusal Güvenlik Konseyi raporunda Ortadoğu’daki hedeflerden söz ediliyordu. “Önderlik konusu temel sorundur” diye başlayan 39. madde, “İlkesel amacımız uygun liderlerin ortaya çıkmalarını sağlamaktır” diye sürüyordu. İşe yarayacak liderlerin“Bu amaçlar için tasarlanmış olan programlardan geçirilerek Batı’ya olabildiğince bağlanmalarının” da sağlanacağı belirtiliyor ve …


İşe yarar lider adayları

Türkiye’yi “temsil eden” kişileri belirleyen seçiciler kurulu, ACYPL’nin ömür boyu üyelerinden, Kongre üyelerinden ve devlet görevlilerinden oluşuyor.


ACYPL'nin "Global Şebekesi"


Her yıl 100’e yakın kişiyi ABD’ye ve hedef ülkelere taşıyan örgüt, ABD Dışişleri ile birlikte çalışarak ülkelerde kendilerine dost ve ömür boyu üye kabul edilen kişilerden oluşan öbekler oluşturdu. Örgütün çalışmalarına katılan ABD vatandaşlarından 100’e yakını, eyaletlerde, devlette, siyasal partilerde, Başkanlık özel bürolarında önemli görevlere geldiler. Otuz altısı Kongre’ye seçildi, üçü bakan, ikisi büyükelçi ve yedisi vali oldu. 


Kimler kimlere sunuluyor?

SHP, MYK üyesi Ayça Akpek’in ACYPL tarafından seçilmesini kıvançla karşılanırken“Türkiye’nin önde gelen genç siyasetçileri ABD’de üst düzey görüşme ve incelemelerde bulunmak üzere davet ediliyorlar” diyordu. Türkiye’den gidenler ya da Türkiye’de Amerikan örgütleriyle işbirliği içinde olanların genel alışkanlığıydı yabancı örgütleri yüceltmek. İşi önemli göstermek için abartılmış da denilebilir; ancak ACYPL ve ABD Dışişleri’nin ortak programları rastlantıya ya da katılanların niyetine bırakılmıyor. Seçilmişler, öncelikle ABD Dışişleri’ne, İçişleri Bakanlığı’na, parti yöneticilerine, senatörlere götürülüyorlar. 


ACYPL ve onun Türkiye Temsilcisi ARI Derneği’nin seçilmişleri huzuruna götürdükleri “üst düzey” görevli Daniel Fried böylesine önemli ve etkili bir kişidir. Fried, Türkiye’de ulusalcılığı demokrasiye engel olarak görüyor. Ulusalcılığı “gurursuzluk” olarak niteleyen Fried’in yorumu çarpıcıdır:


"Sorun Türklerin nasıl bir ülkeye sahip olmak istedikleridir. Milliyetçilik/ulusalcılık özünde defansif bir tutuma, gurursuzluğa dayanır. Gururlu insanlar milliyetçi/ulusalcı olmaz, gururlu insanlar dünyaya açık olur."



İdeal adaylar Amerika’da

ARI Derneği, temsilcilik görevini ciddiyetle yerine getirdi; ACYPL için seçilmiş olan 8 kişilik ekibi 15 günlüğüne Amerika’ya gönderdi. ARI Derneği yöneticileri Filiz Katman, Aytuğ Atahan, Sarp Tiryakioğlu “Escort olarak" görevliydiler. Seçilen beş kişi medya-siyaset temsilcisiydi: CNN Türk muhabiri Ayşen Atasir, AKP İstanbul yöneticisi İsmail Kaan, DYP Afyon İl Başkanı Gültekin Uysal, Leiden Üniversitesi öğrencisi Hayim Behar. Kısa sürede ekipler ekipleri izledi. 

Seçilmişlerden bazıları:
Ayça Akpek: SHP [Sosyal Demokrat Halk Partisi] 
Murat Yalçıntaş: İTO [İstanbul Ticaret Odası.]
Zeynep Karahan Uslu: AKP Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili. 
Burhan Kayatürk: Kimlik Mağazaları yöneticisi, AKP Ankara Milletvekili.
ve

USIP-ACYPL–ARI ve KKTC’de yeni odak

Kıbrıs’ta ortak bir Kıbrıslılık kimliği yaratarak Türk toplumunu eritme çalışmaları başarı olmuştu. KKTC’ye ve Türkiye Cumhuriyeti’ne açıktan muhalif gençlik kitlesi yetiştirilmişti.


IMF ortağı WL, “14 Genç Lider” arıyor

ACYPL’nin dışında da lider arayanlar var. Kuzey Arizona Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları Bölümünde İslam üstüne doktora yapan Danielle van Dobben, Kasım 2008’de beş gençle birlikte Türkiye’ye geldi. İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da öğrencilerle, siyasetçilerle ve ‘sivil toplum’ yöneticileriyle geçirilen iki haftalık verimli bir çalışma…


Sabırla kitlesel eylemlere doğru


‘Turuncu Devrim’ ya da Amerikalıların adlandırdıkları gibi ‘Portakal Rengi Devrim’darbelerinde en önemli ön aşamasıdır, gençlerin ‘liberal’ ve ‘global’ yani ABD ve Batı Avrupa ile ideallerde, iç-dış siyasette bütünleşmiş bir devlet düzeni yaratmaya yönelik gösterileri. Önce barışçıl gösterilerde düşünce ve sivil örgütlenme özgürlüğü, cinsel eşitlik, din-ifade özgürlüğü istekleriyle başlayan eylemler, giderek siyasete katılım isteklerine ve sonunda da rejimin kökten değiştirilmesi için sürekli eylem aşamasına yükseltiliyor…


Etkili bir gençlik kitlesi yaratmak amacıyla en iyi çalışan ARI Derneği oldu. ARI’nın gençlik çalışmaları üstüne verdiği bilgi, Amerikan ve Alman örgütleriyle, Soros’un vakıflarıyla, NATO kurumlarıyla çalışmanın verimliliğini gösteriyor: 

“15 binden fazla genç insanın kişisel gelişim ve liderlik becerilerine katkıda bulunduk. 
Basılan 54 yayının 381 bin kopyası sayesinde kamuoyu ve fikir liderleri-nin bilgilenme süreçlerine katkı sağladık. 
ve
…"

AGL'nin köklü ilişkileri ve Abdullah C. Gül

... Tuna Bekleviç (Şimdi AKP-Başbakan Danışmanı) de Ortadoğu ilişkilerini geliştirmeye kararlıydı. “Özel davet üzerine Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin yardımcısı Jalal Jawhar Aziz’le Kerkük’te, Mesut Barzani’nin yardımcısı Kemal Kerkuki’yle Erbil’de” görüştü. Kürtler Bekleviç’i “oldukça sıcak” karşıladılar.

Ekonomistler Platformu örgütlenmesini de başaran Tuna Bekleviç, 2005’te Büyükelçi Eric Edelman’ın önerisiyle ABD Dışişleri’nin “Uluslararası Konuk Liderlik Programı”na çağrıldı. Genel Sekreter Mahir Toprak da Kanada’daki Fraser Institute’ün eğitim programına gitti.




Seçilen lider adayları Amerika’ya götürülüyor. CIA’dan ayrıcalıklı örgüt, ABD genç politikacı örgütü, Türkiye’deki ortaklarıyla birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üniversite öğrencilerini ve akademisyenleri örgütlüyor! Rektör yükseldikçe yükseliyor.

Amerikan ilişki merkezi kuran özel üniversiteler ve bu merkezlerle bağlantılı ABD’de yetişmiş yerli genç ustalar. Cemaat Üniversitesinden Amerika’ya taşınan öğrenciler.

Özel üniversitelerdeki merkezlere gelip giden CIA direktörleri, Bushların adamları… Üniversitelerdeki merkezleri Sivil Örümceğin Ağı’na bağlayan profesörler!

Alanya’daki şato ve Amerikan-Türk ortak çalışmalarında Yeni Osmanlıcı profesörler!

Yunanlıların Ege’de ağ kurma çalışmları, konsolosların girişimleri. Yunan örgütlerinin Amerika’da Türkiye karşıtı girişimleri.

Mormonların Asya örgütlenmesi ve Ankara’da ABD elçilik memurlarıyla birlikte kurdukları şebeke! Mormonların örgütlenmesine önayak olan yardım dernekçileri! Mormonların yıldızını parlatan ilahiyatçılar!

Ali Kemal’in İngiliz ailesi… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ali Kemal üstünden İngiltere ile akrabalık ilan ediyor; Kraliçe Elizabeth’e gençliğinde duyduğu hayranlığı açıklıyor, Prens Charles’a karşı konukseverliklerini anlatıyor. İngiltere’de üst üste Büyük Haç Şövalyeliği madalyası…

Humeyni’nin Türkiye’deki Kudüs Kuvvetleri elemanlarının örgütlediği onbinlerce insan katılımlı gösteriler ve Ahmedi Nejad’a “Komutan” diye seslenmeleri. Abdullah Gül ile Ahmedinejad arasında sevgili kardeşlik sözleri!

ABD’lilere eleman seçiminde yardım eden CHP milletvekilleri.

Birleştirme Kilisei (Moon Tarikatı)’nın yerli ilahiyatçılarla ilişkileri. Ahmet Davutoğlu’nun Mooncularla birlikte katıldığı gezileri.

TSK’nın tarihimizde ilk kez, ABD ile köklü ilişkileri, ortak değerleri ilan etmesi. NATO’nun bölgesel değil dünya barışının koruyucusu olduğunu ilan eden generaller.

TSK ve Emniyetimizin CIA’ya emanet edilişinin belgeli tarihçesi.

Amerikan yönetimi ve önerileriyle Türkiye’de teşkilatlanan yeni İç Güvenlik Merkezi! Amerika’da yeniden eğitilen güvenlik görevlileri…

NATO Genişleme Programı’nda TSK’nin yeniden yapılandırılarak subayların tasfiyesi. NATO Genişleme Programı kapsamında –Türkiye ile açıklanmayan- anlaşmalarla Ortadoğu-Kıbrıs-Kafkasya’nın yeniden yapılandırılması. TSK’nin rolü!

CIA’nın polisleri, istihbaratçıları eğitim belgeleri.

Türkiye’de görevlendirilmiş 85 CIA elemanının adları ve çalışma yılları.

Kitapta yer alan 3000’ye yakın kişi ve kurum adlarını içeren dizin…




ÜNİFORMALI ÜNİFORMASIZ ÖRÜMCEKLER VE NATO-TSK-POLİS-AKADEMİSYEN-YUNAN AĞI

“Sivil Örümceğin Ağında askerler, polisler, gençler, Amerikan-İsrail örgütlerinin kurslarından geçiriliyor. Amerikan devleti, tüm örgütleriyle Türkiye’de genç liderler yaratıyor. NATO İstanbul’da gençlik örgütü kurdu. TESEV kurucuları ve yöneticileri arasında muhalefet partisi önderleri… Sivil Örümcek muhalefet partilerini de ağına düşürdü.” 


12 Eylül Edebiyatının Generalleri Yargılanmayacak mı? 

“Mustafa Yıldırım’ın Ortağın Çocukları-Anglo Amerikan Sivil Paşalar Darbesi adlı kitabındaki CIA belgelerinden yıllar sonra öğreniyoruz ki 'Tehlike derecesi yüksek yerlerdeki çalışmaları' karşılığında 1988’de “CIA Kahramanlık Ödülü”, 1992’de “İstisnai İstihbarat Toplayıcısı Ödülü” almış bir casus olan Robert Finn’in eşi ve ABD Ankara Büyükelçiliği'nin “Kültür İşleri Sorumlusu!” ..... Helena Finn’in bazı Türk yazarlarına ilgisi büyükmüş!”



3. Basım’dan alıntılar: 5.6.2012





YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM
___________________











___________________________________________________________________________

DÜŞMANIM , 
DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR 
BEN DE ONUN 
AMANSIZ DÜŞMANIYIM


M.KEMAL ATATÜRK 
(1881 - 193∞)

______________________________________



















28 Mart 2014 Cuma

TOPAL OSMAN VE ALİ ŞÜKRÜ BEY GERÇEĞİ





Üçüncü uzatmanın konuşalacağı bugün (4 Mayıs) öyle olmayacağı anlaşılıyordu. Bütün muhalifler gelmişti. Mahmut Esat Bey Fethi Okyar'a sordu:

"Gazi Paşa nerde? Niye gelmedi?"
"Grip olmuş, yatıyormuş."
"Eyvah! Bugün kuliste acayip bir hava esiyor."

Kara Vasıf Bey kuliste, bazı tarafsız milletvekilleriyle kulis yapıyordu.

"Başkomutanlığı sürdürebilmek için 'taaruz edeceğim" diye hepimizi oyalıyor."
"Oyalıyor mu?"
"Evet, ben aaskerim, bilmez miyim, üç yüzyıldır taarus savaşı yapmamışız. Hep savunmada kalmışız. Taaruz çocuk oyuncağı değil. Bambaşka bir ordu ister."

Meclis Reis Vekili Musa Kazım Efendi kürsüdeki çana vurdu. Dışarıda kalmış milletvekilleri de içeri girdiler. Kapılar kapatılınca, gizli oturumu açtı, hükümetin Başkomutanlık Yasası'nın üç ay daha uzatılmasını önerdiğini bildirdi. Afyon Milletvekili Mehmet Şükrü Koç söz istedi.

"Buyrun."

Mehmet Şükrü bey koşar gibi kürsüye geldi:

"Arkadaşlar!Başkomutanlık Yasası'nın süresi bu akşam sona eriyor. Üç-beş saatlik ömrü kaldı. Bu yasa bitti. Konuşalıcak bir yanı yok artık."

Bu açıklama kuvvetle alkışlandı. Alkışlayanların sayısının yüksekliği, Bakanları ve müdafaayı Hukuk Grubu yöneticilerini ürküttü.

"..Yeniden Başkomutanlığa gerek var mı, yok mu, Meclis birini Başkomutan yapacaksa, bu Mustafa Kemal Paşa mı olur, başka biri mi olur, bunları ileride konuşuruz. Ama böyle gizli oturumlarda değil, milletin önünde açıkça konuşuruz. Hakikatleri milletten saklamadan. Gizli görüşme komedisinden vazgeçelim. Paşa Meclis'le meşgul olsun." 

syf.553-554

...

Yüzbaşı Şükrü İsmet Paşa'nın önüne bir not bıraktı. Paşa göz gezdirdi:

"M.Kemal Paşa'dan Başkomutanlık süresi uzatılmamış ama ordunun başsız kalmaması için Başkomutanlığı bırakmadığını bildiriyor."

Siyasi manevralar çevirmeye meraklı olan muhalefete, bir ihtilal süreci yaşandığını anımsatacak sert bir karardı bu. İsmet Paşa konuştukça öfkesi arttı:

"Başkomutan olmayı kendisi mi istemişti? Hayır. Kurulmasına öncülük ettiği Meclis talep etti. Ne oldu? Yenild mi? Hayır. İstiklal bayrağı altına topladığı milletini, canı ve malıyla harekete geçirdi, son haçlı ordusunu yendi. Kutsal kabul ettiğimiz ne varsa hepsini kurtardı. Şimdi de içli dışlı bin türlü entrikaya, iftiraya, demogojiye, ilkelliğe göğüs gererek, eğer kazanamazsa şerefini, hatta hayatını kaybedeceğini bile bile, kesin sonuç için imkansızı zorluyor. Bu adamların takdirini kazanabilmek için acaba daha fazla ne yapabilirdi?"

Tükürür gibi ekledi:

"İNSAN TARİHTEN UTANIR BE. VATAN PAHASINA SİYASET OLUR MU?

Başkomutanlık Yasası'nın düştüğü M.Kemal Paşa'nın artık başkomutan olmadığı, muhaliflerce her yana duyurulmuştu. Ertesi günkü oylamada da aynı sonucun alınacağına güveniyorlardı. Çoğunluğun oyunu değiştirmesi için hiçbir sebep yoktu. Olay Saray ve çevresinde, İngiliz Yüksek Komiserliği'nde, Yunan karargahında sevinçle karşılandı.

Muhalif bir grup Kara Vasıf Bey şerefine, yeni açılan Anadolu lokantısında ziyafet veriyordu. Lokantada zafer rüzgarı esmekteydi. Haberi alan Ali İhsan Paşa da büyük ümide kapıldı. Yazdığı mektuplara bağlı olarak bazı şeyler olacağını beklemişti ama önünün bu kadar çabuk açılacağını tahmin etmemişti.

Bu sırada M.Kemal Paşa aeş içinde tutanakları inceliyor, notlar alıyordu. Sabaha kadar çalışacaktı. Hizmet etmek için birlikte sabahlayacak olan Fikriye kahvesini tazeledi.

Meclis Salonu dolmaya başlamış, oturum gizli olacağı için tutanak katipleri ve dinleyiciler içeri alınmamışlardı. M.Kemal Paşa da ilk sıranın sağ başındaki yerine geçti. Gece hiç uyumamış, çalışmıştı. Yüzü kireç gibiydi.

Musa Kazım Efendi 13:30'da toplantıyı açtı. Hüseyin Avni Bey bağırdı:

"Oturum gizli mi , neden gizli? Önce bunu anlayalım."

M.Kemal Paşa ayağa kalktı, muhaliflerin bulunduğu yana dönerek. "Ben önerdim.." dedi, "..özel bir konuşma yapmak istiyorum."

Hafız Mehmet, "İtiraz etme..." diye uyardı arkadaşını, "...bırakalım konuşsun. Bakalım ne diyecek?"

Oturumun gizli olmasının kabul edilmesi üzerine Başkan, M.Kemal Paşa'ya söz verdi. M.Kemal Paşa kürsüye gelirken, Süreyya Yiğit, "Ne kadar sakin" dedi. Muhittin Baha şefkatle baktı:

"Böyle görünmek için ne kadar çaba harcadığını bir de ona sormalı."

M.Kemal Paşa kürsüde durdu, bakındı. Bütün sıralar doluydu. Geç gelenler ayakta kalmışlardı.

"Dünkü görüşmede rahatsızlığım sebebiyle bulunamadım. Fakat tutanakları gözden geçirdim, verilen oyları inceledim. Bulunmuş kadar bilgi sahibi oldum.

Efendiler!

Başkomutanlık Yasası'nın kabul edildiği günü hatırlayalım. Yunan ordusu Ankara'ya yürümek üzereydi. Yüksek kurulunuz, düşmanı durdurmak ve durumu kurtarmak için bir önlem düşünmek zorunluluğunu duydu. Sonuç olarak Başkomutanlık kuruldu ve ona yeteri kadar yetki verildi. Bu yasanın üç ay süreli olmasını öneren benim. Bugüne kadar iki kez uzatıldı. Ancak işin başında da Başkomutanlığın varlığından şikayetçi kimseler vardı. Bugün de aynı şikayetçiler yüzünden yasanın süresi uzatılmamıştır. Bu konudaki görüşlerimi açıklamadan önce, sorunun özünü ele almak, bunun için de dün burada, bu yasanın gereksizliğini ileri sürmüş arkadaşların iddialarından yararlanmak istiyorum. Mesela Salih Efendi şöyle demiş: "M.Kemal hakkımızı gasbetmek istiyorsa, verirsek aptalız."

Efendiler!

Lütfen hatırlayınız. Ben kimseye, beni Başkomutan yapınız demedim. Tersine bütün Meclis bana, 'Başkomutan olacaksın' dedi. Bugün bu yasadan şikayetçi olan arkadaşlar, bu kürsüden, 'Ordunun başına geç, zafere yürüyelim' diye feryat ediyorlardı..."

Sesler duyuldu:
"Evet, doğru!"

"..Açık konuşacağım için beni mazur görünüz. Her birininizin seçilmesi ve burada toplanması için en çok ben çalışmışımdır. Bunun için, pek çoğunuz bilirsiniz ki en yakın arkadaşlarımla fikir mücadelesi yaptım, hayatımı tehlikeye attım. Sözün kısası, bu Meclis benim eserimdir. Ben de herkes gibi eserimi alçaltmak değil, yüceltmek isterim..."

Alkışlar yükseldi:

"..Onun için Salih Efendi'nin, benim de hiç olmazsa kendisi kadar Meclis'in hakları ile ilgilendiğimi farz etmesini rica ederim. Fazla bir şey istemem..."

Gülüşler, kahkalar duyuldu.

"..Meclis'in hakkını gasbetmek sözünü Salih Efendi'ye red ve iade ediyorum! Bu konunun gizli oturumda görüşülmesi de tartışma konusu olmuş. Mehmet Şükrü Bey, 'Gizli toplantılarda konuşarak gerçekleri milletten saklamayalım' demiş. Efendiler! Yüce Meclisimiz alelade bir yasama meclisi değildir. İcra yetkisini de haiz olduğu için bir büyük hükümet gibidir. Öyle değil mi?..."

Bu soruyu, Meclis'in icra yetkileri konusunda çok titiz olan muhaliflere dönerek sormuştu. Onlar da ,'Evet doğru!' diye onayladılar.

"...Devleti idare eden bir hükümetin, bütün kararlarını açıkta konuşarak verdiği nerede görülmüştür? Dünyada örneği var mı? Hele konu Başkomutan ve ordunun durumu ise, bunlar düşmanın önünde tartışılabilir mi? Ama Şükrü Efendi bu zorunluğu komedi olarak vasıflandırmış. Efendiler! Aramızda komedi oynayan biri varsa bu Şükrü Efendi'nin kendisidir. Daha bir yıl önce, hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan tutuklandığını ve adaletin pençesinden ne kadar büyük bir zilletle kurtulduğunu unutmadık.."

M.Şükrü Bey kıpkırmızı kesildi.

"..Hüseyin Avni Bey de yasanın aleyhinde bulunurken demiş ki, 'Miskinler, bu tarz hareketle milleti rezil edeceksiniz..."

H.Avni Bey itiraz etti:
"Ben öyle bir şey demedim."
"Ama yazık ki bu sözler tutanakta yer alıyor beyefendi!"
"Hayır olamaz, yanlış!"
"Şimdi efendiler..."

H.Avni Bey itiraza devam edince, M.Kemal Paşa sinirlendi:
"Ee, gevezelik yeter! Burası mahalle kahvesi mi?"
"Hayır, milletin kabesi."
"Öyleyse saygı göstermeyi öğren!"

H.Avni yerine çöktü. Yenilmekteydiler.

"Efendiler! Bir adam Başkomutanlığı ele geçirir ve yasaya dayanmayan yetkiler kullanırsa, o adama diktatör denir. Ben yüce kurulunuzun kabul buyurduğu yasayla bu göreve geldim. O yasaya dayanarak çalıştım. Yasa yapma hakkınızı da bütünüyle bana devretmiş değilsiniz. Bana verdiğiniz yetki sadece ordu ile ilgili ve sınırlıdır. Yüce Meclis dilediği anda onu da geri alabilir. Şu halde bu taşkınlığa ne gerek vardı? Bu dayanaksız, manasız iddialarla ne elde etmeye çalışıyoruz? Niyetimiz orduyu kıpırdayamaz halde tutmak mıdır?..."


"Haşa! Asla! Ne münasebet!!!"
"Ama Vasıf Bey demiş ki, 'Yerimizden kıpırdayamadık ve kıpırdayamayacağız.' Bazı arkadaşlarımız ordunun kıpırdayamayacağını ileri süren gafilin bu sözlerini alkışlamışlar.."

Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, Hafız Mehmet'e ' Kaybediyoruz' diye fısıldadı.

"Evet, adam tek başına hepimizi yeniyor."


syf560
ŞU ÇILGIN TÜRKLER
TURGUT ÖZAKMAN

.....


TURGUT ÖZAKMAN’IN “ÇILGIN TÜRKLER”İ VE “CUMHURİYET TÜRK MUCİZESİ”NDE 
OSMAN AĞA VE GİRESUN UŞAKLARI

Çok okumak, çok yazmak karakterimizin ayrılmaz bir parçası, adeta yaşam biçimimizdir.

Trabzonlu bir dostum yıllar önce, içinde “yok yok” olan kütüphanesini gururla bize gezdirirken, “Hocam” demişti:

-Ben dinlu, dinsuz her kitabı okurum!

Biz de, bu dostumuzun tabiriyle “dinli-dinsiz” ne bulursak okuyor, okuduklarımızı da akıl ve mantık süzgecimizden geçirdikten sonra okurlarımızla, dostlarımızla paylaşıyor, yerine göre de fikir tartışmalarına giriyoruz.

Okuduğumuz “dinsiz” kitapların da –haşa- bizi dinden-imandan çıkardığı yok, çok şükür!

Okumalarımız, araştırmalarımız daha çok, branşımız (İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü) gereği, tarih ve özellikle de yakın tarihimiz üzerine yoğunlaşmaktadır.

Dolayısıyla, Kurtuluş Savaşı’mızın muzaffer Başkomutanı, Cumhuriyetimiz’in Kurucusu Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü tartışmasız birinci sıraya yazabilirim.

Evet değerli dostlarım.

Gerçekten de Atatürk üzerine çok sayıda kitap, dergi, belge karıştırdık, arşiv tozları yuttuk, notlar aldık, öğrendiklerimizi de perder pey okurlarımızla paylaştık, yeri ve zamanı geldikçe paylaşmaya da devam edeceğiz.

Örneğin, Şevket Süreyya Aydemir’in üç ciltlik “Tek Adam”ını, Hasan İzzettin Dinamo’nun 5 ciltlik “Kutsal İsyan”ını, 4 ciltlik “Kutsal Barış”ını, Lord Kınross’un “Atatürk”ünü, H.C.Amstrong’un Bozkurt’unu, Berth G.Gaulis’in “Çankaya Akşamları”nı, Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya”sını ve adını tek tek yazamayacağım pek çok eseri satır satır okudum. 

Önemli anekdotların üzerlerini fosforlu kalemle çizdim, notlar aldım. Hepsi de birbirinden değerli eserler olmasına rağmen...

Gerçeği söylemem gerekirse hiçbiri beni, merhum Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Şu Çılgın Türkler” (398 baskı), “Cumhuriyet Türk Mucizesi” ve ”Diriliş” kadar etkilemedi.

Engin bir tarih bilgisi, şiir gibi bir üslup, konusuna hakimiyet, olaylara tarafsız bakış açısı adına ne ararsanız var, kitaplarında.
28 Eylül 2013 tarihinde 83 yaşında kaybettiğimiz hukukçu, oyun ve senaryo yazarı, romancı, araştırmacı, idareci Turgut Özakman’ın aziz hatırasına hürmeten biz de birkaç kelam edelim dedik.

2011 yılında 126 kaynaktan yararlanarak kaleme aldığımız iki baskı yaparak mevcudu tamamen tükenen “Kurtuluş Savaşı’nın Efsane Kahramanı Milis Piyade Yarbay Giresunlu TOPAL OSMAN (Osman Ağa)” adlı kitabımız için...

Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” ve “Cumhuriyet Türk Mucizesi” adlı eserlerinde oldukça geniş yer verdiği “Osman Ağa ve Giresun Uşakları” ile ilgili bölümlerden de alıntı yapmıştık.

Kitabımıza aldığımız-almadığımız bu anekdotları siz değerli hemşerilerim başta olmak üzere tüm okurlarımla paylaşmak istiyorum.


Şu Çılgın Türkler’in önce 66.sayfasını çevirelim:

“Eski Mercedes, istasyondaki, bugün müze olan, kesme taştan yapılmış iki katlı binanın önüne yanaştı. Yaver Salih Bozok, Dışişleri Bakanını, iki serdengeçti Giresunlu muhafızın koruduğu kapıda bekliyordu, hemen Mustafa Kemal’in istasyona bakan çalışma odasına çıkardı.”


Sonra 257 ve 258.sayfaları çeviriyoruz:

“Ankara’ya önce Topal Osman Ağa’nın ünlü 47.Alayı gelmiş, törenle karşılanmıştı. Alay Giresun ve çevresinin gençlerinden kuruluydu. Pontus ve Koçgiri ayaklanmalarının bastırılmasında görev almıştı. Donatımları, kıvraklıkları Ankaralılara güven ve ümit vermişti. Meclis’in önünden alayla birlikte Giresunlu millici Gülpembe Hanım da geçmişti.”

258.sayfaya aynı zamanda, Osman Ağa’nın yarbay rütbeli fotoğrafı da eklenmiş.

Sakarya Meydan Muharebesi’ne ilişkin 312.sayfada da 42.Giresun Gönüllü Alayı Komutanı H.Avni Alpaslan’dan bahsediliyor:

“İsmet Paşa’nın ‘izinsiz ve emirsiz geri çekilenin idam edileceği’ hakkındaki emri birliklere dağıtılmıştı.

4.Tümen’in 42.Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey (Binbaşı olması gerekir. S.Ç.) emri alınca, birçok alay komutanı gibi o da, alayının subaylarını akşam yemeğinden sonra topladı. Emri okudu, içlerine sindirmeleri için biraz bekledi, sonra ayağa kalktı:

‘Bu savaş işte böyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih, yağma savaşı değil, vatan savaşı. Hiçbir hatayı affetmeye hakkımızın olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe öleceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul, mal mülk değil, millet için şehit ya da gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız.

Beyler!
Kendinizi ve askerinizi bu büyük savaşa hazırlayın.’
Alayı sırf fedailerden kurulu bir birlik gibi dövüşecek, ilk şehitlerden biri de Yarbay Hüseyin Avni Bey olacaktı.”


Yusuf İzzet Paşa, Sakarya’da birlikleri denetleyen Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya, birliklerin mevcudunun azlığından, askerlerin yarı çıplak olduğundan yakınmaktadır. Gerisini, 276 ve 277.sayfalardan takip edelim:

“Başkomutan Sincan’dan ayrılırken Y.İzzet Paşa’nın kulağına eğildi:
‘Paşam, bu savaşı elde ne varsa onunla ve kesin olarak kazanmak zorundayız.

Tren hareket edince Fevzi Paşa’ya, ‘Merkez Ordusu’nun yolladığı iki alaydan birini 4.Tümen’e, ötekini 23. Tümen’e verelim de Y.İzzet Paşa’yı yatıştıralım..’ dedi, ‘..Osman Ağa’nın alayı cephe ihtiyatı olarak kalsın.”

Yine Sakarya’ya dönelim. Sayfa 447:
“Çal kuzeyine yetişen Albay Halit Bey (Deli Halit Paşa. S.Ç.) buradaki iki tümenin komutasını üzerine aldı. İsmet Paşa Halit Bey’in emrine bir tümen ile Topal Osman Ağa’nın 47.Alayı’nı da verdi.”

“Ne oldular?” başlığı altında Padişah Vahdettin başta olmak üzere, Osmanlı ve TBMM Hükümetinin önde gelen şahsiyetlerinin, Kurtuluş Savaşı Komutanlarının ve daha pek çok önemli kişinin akıbetleri hakkında bilgi verilirken, 684.sayfada;

“Topal Osman Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’i 27.3.1922 (Tarih yanlış. Doğrusu 27.3.1923 olacak. S.Ç.) günü Ankara’da öldürdü, kendi de öldü.” İfadesiyle Osman Ağa’ya da bir satırla değinilmiş.

“Sakarya savaşı Notları” başlığıyla verilen “dizin”in 61/a maddesinde (s.719) ise, Ahmet Gürsoy hocamızın, “Atatürk’ün Muhafızı Osman Ağa” adlı kitabından (s.27) bir alıntıya (47. Giresun Gönüllü Alayı) da yer vermiş:

“Alaydan sadece 285 kişi sağ kalmıştır.”


Şimdi de geçelim 440 sayfalık “Cumhuriyet Türk Mucizesi” adlı eserine.

Romancı, araştırmacı, yazar Turgut Özakman “Cumhuriyet Türk Mucizesi” adlı eserinde, Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi ile ilgili şüphelerin Osman Ağa’nın üzerinde yoğunlaşması üzerine, Atatürk’ün Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Bey’i yanına çağırarak, şu emri verdiğini belirtiyor:

“Taburunla bağ evini sararsın. Tutuklama kararını bildirerek Osman Ağa’yı teslim almaya davet edersin. Teslim olursa incitmeyin. Çok hizmeti geçmiş savaş kahramanı bir gazidir. Ama karşı koymaya kalkışırsa gereğini yaparsınız. Çünkü suçu bağışlanabilir bir suç değil. Haydi, kolay gelsin çocuk.” (s.283)

Sonrası malum. Paşa çok üzgündü. Yanındakilere dönerek:
“Ne talihsizlik..” dedi, ‘..Osman Ağa’ya da, Ali Şükrü Bey’e de, Giresunlu babayiğitlere de yazık oldu. Suçluları ilgili makamlara teslim edin. Ötekileri gönüllerini alıp memleketlerine yollayın.’ (a.g.e. s.284)

Turgut Özakman daha sonraki satırlarda, “Ertesi gün her sağduyu sahibi insanı rahatsız eden, Meclis’in büyüklüğüne hiç yakışmayan bir olay olacaktı” dedikten ve Osman Ağa’nın cesedinin mezarından çıkarılarak Meclis’in önünde asılması için Van Milletvekili Haydar Bey ile 16 arkadaşının imzasıyla Meclis’e bir önerge sunulduğundan, Erzurum Milletvekili Salih Efendi’nin, ‘Buna el kaldırmayan suç ortağı olacaktır!’ diye bağırdığından, önergenin oy birliği ile kabulünden sonra Osman Ağa’nın mezarından çıkarılan cesedinin ayağından asılarak Meclis’in önünde teşhir edildiğinden bahsettikten sonra şunları söylüyor:

“M.Kemal Paşa kararı duyunca isyan etti:
‘Bu karar adamı bir daha öldürmek olmuyor mu?’
Rauf Bey terini silerek, ‘Muhalefet öyle bir galeyan halindeydi ki..’ diye yakındı, ‘..bu ilkelliğe hiçbirimiz itiraza cesaret edemedik.’
‘Meclis kararı olduğuna göre yapacak bir şey yok. Yerine getirilecek. Ama Meclis’in büyüklüğüne, sağduyusuna hiç yakışmayan çok ilkel, vahşi bir karar. İyi ki seçime gidiyoruz.” (a.g.e. 285)

Özakman, 345-436 sayfalar arasında “Dipnotlar, Açıklamalar” başlığı altında topladığı bölümün “İkinci Bölüm Notları” kısmının 103.maddesinde de “Topal Osman Ağa-Ali Şükrü Bey Olayı” hakkında yararlanılan kaynakları sıralarken, “Osman Ağa ve Giresunlular, s.152-193” ibaresiyle Erden Menteşeoğlu Hocamızı da kaynak göstermiş.

Araştırmacı-Yazar Turgut Özakman, “Latife” adlı kitabında Atatürk’e çarşaf giydirilmesi olayı dahil gerçeğe aykırı bilgiler verdiği iddiasıyla İpek Çalışlar’ı 421.sayfadan, 425.sayfaya kadar çok ağır cümlelerle itham ederek, sözlerini şu cümlelerle bağlıyor:

“…Sayın yazarın, bu rezil masalı anlatan kimsenin adını açıklaması gerekir. Açıklamalı ki bu iftirayı atanı bilelim ve açıkça lanetleyelim! Açıklamazsa, bu masalı yazarın uydurduğunu sananlar olabilir. Allah korusun.” ( s.425)


Özakman, I.Devre Zabıt Ceridesi’nden (c.28, s.304-310 ve c.12, s.35) alıntı yaparak Ali Şükrü Bey Olayı’na ilişkin şu dip notlarını veriyor:

“İlk oturumda İsmail Suphi Soysallıoğlu bir önceki oturumda alınan Osman Ağa’yı asma kararının oybirliği ile olmadığını, kendisinin bu kararı onaylamadığını açıklıyor. Birkaç arkadaşının daha olduğu anlaşılıyor. O vahşet patlaması içinde Başkanın bu ayrıntılara dikkat etmediği anlaşılıyor.”

“Meclis’te Osman Ağa’ya kaymakam (yarbay), Mustafa Kaptan’a teğmen rütbesi nasıl verildi, kim verdi diye eleştiriler yapıldı. (Çeteci Kara Fatma’ya da rütbe verilmiştir, Halide Hanım’a başçavuş rütbesi verilmiştir vb.) Milli Mücadele biteli ancak beş ay olmuştu. Bu kahramanlara yine bu Meclis’in kabul ettiği kurallara göre böyle rütbeler verildiğini unutmuş görünüyorlardı. Bu kahramanlara hepsi minnettardı. Yere göğe koyamıyorlardı. Osman Ağa kahraman 47.Alayın komutanı idi. Bu alayı Ankara’ya geldiği zaman Ali Şükrü Bey karşılamış, Meclis’e de iftiharla bilgi vermişti.” ( s.425)

Biz ne kadar anlatırsak anlatalım, dilimizle kuş tutsak dahi bazı kesimleri ikna etmemiz zor.

Ünlü romancı, araştırmacı-yazar Turgut Özakman’ı hemen hemen herkes tanıyor. Giresunlu değildir. Ama dürüst, namuslu bir araştırmacıdır. Kılı kırk yarmadan bir konuyu kaleme almaz.

Bakınız, onca hizmetlerine karşın Osman Ağa ve Giresun Uşakları’na haksızca ve acımasızca yapılan bu çirkin ve vahim olay karşısındaki tepkisini, yüreğimize su serpecek şu çok anlamlı cümlelerle ne kadar da güzel ifade etmiş:

“…47.Alay hem Sakarya’da, hem Büyük Taarruz’da görev almıştır. M.Kemal Paşa’nın muhafızları 47.Alayın Giresunlu seçkin gençleriydi. M.Kemal Paşa’yı çok iyi korumuşlardır. Osman Ağa bir suç işledi diye hepsini aşağılamak ve Osman Ağa’nın kahramanlıklarını yok saymak olur mu? Meclis’in, ölüyü mezardan çıkartıp astırması, bu kahramanları aşağılamaya yeltenmesi Birinci Meclis’in büyük yanlışları arasında yer alacak, büyüklüğünü lekeleyecektir.” (a.g.e. s.425-426)


Başka söze hacet var mı?
Merhum Özakman’ın “Cumhuriyet Türk Mucizesi”nde başka ilginç ayrıntılara da rastlıyoruz.

Gerçi Osman Ağa ve Giresun Uşakları’nı ilgilendirmiyor ise de bu ayrıntıların, günümüz Türkiyesi’nde bazı kesimlerin Atatürk’ü din düşmanı gibi göstermelerine küçük bir cevap olabileceğini düşünüyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, henüz Cumhuriyet’i ilan etmediğinden, TBMM Başkanı ve Kurtuluş Savaşımız’ın muzaffer başkomutanı sıfatıyla 1923 yılı başlarında bir dizi gezi gerçekleştirir.

Yer Balıkesir, yıl 1923.
“Sabah (7 Şubat) M.Kemal Paşa ordu karargahında çalıştı. Öğle namazını büyük bir cemaat ili Zağanos Paşa camisinde kıldı. Şehitler için okunan mevlidi dinledi. Mevlit bitince yerinden kalktı, ağır adımlarla minbere çıktı. Cemaat dikkat kesildi.:

“Millet!
Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, iyiliği ve hayrı üzerinize olsun. (..) Dinimiz son dindir. Ekmel (mükemmel) dindir.”

Bundan sonrasını şu cümlelerle anlatıyor, Turgut Özakman:
“Dini yücelten bir konuşma yaptıktan sonra burada da soru sorulmasını istedi. Sorular bitince minberden indi., soruları ayakta yanıtladı.

Biri hutbenin dili ile ilgili bir soru sormuştu. Haklı bir soruydu. Çünkü hutbe Arapça okunurdu. M.Kemal Paşa hutbenin tarihi, anlamı, işlevi konusunda ayrıntılı bilgi verdi. Bilgisiyle yobazları bile hayran bıraktı. Yanıtını şöyle bitirdi:

‘Hutbelerin dilinin bilinmesi, anlaşılması, bilim ve fenne uygun olması gerekir. Hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın gereklerine uygun olmalıdır ve olacaktır.” (a.g.e s.251-252)

13 Mayıs 1923’de trenle Ankara’dan yola çıkan Gazi Hazretleri’nin bu defaki durağı Adana’dır. Adana’da bir dizi ziyaret gerçekleştiren ve bazı toplantılara katılan Büyük Kurtarıcı için Özakman, adı geçen eserinin 274.sayfasında da şu ifadelere yer vermiş:

“İkinci gün bazı kurumları, fabrikaları, okulları gezdi, Cuma namazını Ulu Cami’de kıldı. Öğle yemeğini öğretmenlerle yedi. Akşam yemeğini çiftçilerle.”

Çiftçilerle yenilen yemeğin ardından Adana esnafının da katılımıyla koyu bir sohbet başlar. Gazi Hazretleri halkı aydınlatmaya devam eder. Tekrar Özakman’ın satırlarına (s.274) dönelim:

“ Artık bilim, kültür, fen ve iktisat gibi alanlarda zaferler kazanmalıyız. Bazı kimseler asri (çağdaş, modern) olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların maksadı İslamların kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil beyinledir.”


Değerli okurlarım.
Merhum Turgut Özakman’in iki değerli eserinden yaptığım ve bir kısmını “TOPAL OSMAN” kitabıma da koyduğum “Osman Ağa ve Giresun Uşakları” ilgili anekdotları ve Atatürk’ün yüce dinimize bakış açısını yansıtan bazı alıntıları sizlerle paylaştım.

Umarım ilgilerinizi çekmiştir.

Bir Turgut Özakman daha dünyaya gelir mi, bilemeyiz.

Ama bir gerçek var ki, Atatürk ve ona inanarak gözünü kırpmadan Hak’ka yürüyen “Çılgın Türkler” ancak bu kadar mükemmel anlatılabilirdi.

Olayları çarpıtarak tarih adı altında yalan yazanlar utansın!

“Tarihi yapanların (Atatürk ve silah arkadaşları)” ve tarihi, “yapanlara sadık kalarak yazan” namuslu kalemlerin (başta Turgut Özakman) ruhları şad, mekanları cennet olsun!


Seyfullah ÇİÇEK - 04.10.2013 link




//