Translate

balballar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balballar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2015 Pazar

Anadolu’da Koç Heykelli Mezar Taşları









Koç - Koyun Heykelli Mezar Taşları 

Koç koyun-heykelleri ile balbalların kadim Türklere ait bir gelenek olduğunu Altaylar'daki koç-koyun ve balbal heykelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan Borisenko ve Khudhakov, tarafından "Sibirya Sempozyumu'"nda "Sibirya'da Eski Eserler" adlı bildiride şöyle ifade edilmiştir.:

"İnsan ve hayvanların (koç, koyun, aslan, at) taştan yontulmuş heykelleri eski Türklerin ana eserlerindendir. Bunun gibi anıtlar ilk defa 1722'de D.G.Messerschmidt ve F.I.Strahlenberg tarafından Minusinsk bölgesinde bulunmuştur. Ayrıca Strahlenberg bunların Minusinsk Tatarların kültü olduğunu ifade eder. Çin kaynakları da koç, koyun, at ve insan heykellerini MÖ.1000 ila MS.1000 yılları arasında tarihlendirerek bu eserlerin eski Türklere ait olduğunu belirtirler."


Dr. Mustafa Aksoy








Anadolu’da Koç Heykelli Mezar Taşlarının Tarihi

Koç heykelli mezar taşları, Anadolu’da ilk defa 7. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. 7. yüzyılda Ermeni tarihçi Moisey Kagankatvasî ** (** ek bilgi Tarihçi (Azerbaycan) Elesger Siyabov Bey'den geldi. "Moisey Kagankatvatsi ermeni deyildi, Azerbaycanin guzey kisminin böyük bir erazisini ehate eden bir cografiyada uzun yillar var olmus ve kökenin esasen hristiyan türklerin olusturdugu Alban ve ya Agvan devletinin tarihini yazmis orta cag tarihcisi idi, sadece onun yazdigi Alban tarihi eseri orijinali kayb olmus bizim günümüze o eserin ermeni diline tercüme olunmus varianti gelib catmisdir." ) tarafından yazılan “Ağvan Tarihi” adlı kaynakta Doğu Anadolu ve Azerbaycan arazisinde yurt tutmuş topluluklar şu şekilde anlatılmaktadır:

“Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup, taştan koç, at vb. heykeller yontmakta usta idiler. En büyük ilahlarına Han Tanrı derler” Görüldüğü üzere yukarıda sayılan bütün hususiyetler, Türklere âit olan özelliklerdir. Söz konusu kaynakta sözü edilen Türk boyu, tarafımızdan yapılan araştırmada Sabir Türkleri olarak tahmin edilmiştir. Bu topluluğu Hazar Türklerinden görenler de vardır. Bu mezar taşlarının 7. yüzyılda yani daha İslâmiyet’in bölgede yayılmadığı dönemlerden itibaren üretilmeye başladığı düşünülürse bunların bir kısmının üzerinde Hıristiyanlığı sembolize edilen işaretlerin bulunması son derece doğal karşılanmalıdır.

Sabir Türklerinden sonra bölgede yerleşen ve koç heykelli mezar taşı yontan bir diğer Türk boyu Arap tarihçilerinin Kıpçak dediği Kuman Türkleri olmuştur. Kıpçaklar Anadolu’ya 3 göçle yerleşmişlerdir. Birincisinde 10. yüzyılda Bizans devleti tarafından Arap akınlarına karşı sınır boylarına yerleştirildiler. İkincisi 1118-1195 yılları arasında oldu. Ortodoks mezhebini benimseyen Kuman Türkleri, önce Gürcistan’da yoğunlaştılar, ardından Kür ve Çoruh boylarına ve Çıldır gölü çevresine yerleştiler. Buradan da daha güneye Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Karadeniz’in güneydoğu kıyılarına indikleri anlaşılmaktadır. Çünkü bölgede hâlâ koç heykelli mezar taşlarına “Kıpçak mezarı” ya da “Kuman mezarı” denilmektedir. Üçüncü Kıpçak göçü ise 1239-1240 yılları arasında Trabzon’a oldu. Trabzon krallarının en seçkin birliklerini savaşçı Kıpçak Türkleri teşkil ediyordu.

Kıpçaklardan sonra Oğuz Türkleri, Anadolu’ya adeta akın etmeye başladılar. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hâkimiyet kuran Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinin etkisi büyük oldu. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlu Devleti’nin mührü açık şekilde görülmektedir. Bölgedeki birçok tarihî eser Akkoyunlu döneminden kalmadır. Bölgede bulunan koç heykelli mezar taşlarının Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinden kaldığına dair genel bir kanı da bulunmaktadır.

Yapılan araştırmalarda Anadolu’muzun birçok yerinde koç heykelli mezar taşlarına rastlanmıştır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonucunda Tunceli, Erzincan, Erzurum, Sivas, Bingöl, Diyarbakır, Malatya, Muş, Erciş (Van), Bitlis, Ağrı, Kars, Iğdır, Reşadiye (Tokat), Akşehir (Konya), Afyonkarahisar, Artvin, Rize, Yüksekova (Hakkâri) ve Bayburt illerinde koç heykelli mezar taşları tespit edilmiştir. Ancak koç heykelli mezar taşları, genel olarak Iğdır-Erzincan ile Van-Rize arasında yoğunlaşmakta, en çok bulunduğu yer ise Tunceli olarak karşımıza çıkmaktadır…..

Toplumların geçiş dönemleri doğum, evlilik ve ölüm olmak üzere 3 başlık altında incelenmektedir. Bütün toplumların kültürel yaşamında geçiş dönemleri, renkli törenlere sahne olmakta, her toplulukta değişik maddî kültür unsurları üretilmektedir.

Zazaca konuşan Alevîlerde de, bu geçiş dönemleri ile ilgili birçok tören ve maddî kültür unsurları bulunmaktadır. Bu yazıda başta Tunceli olmak üzere Erzincan, Erzurum, Muş ve Bingöl illerinde yaşayan ve Zazaca konuşan Alevî topluluklarında görülen koç, koyun, dağ keçisi ve at heykelli mezar taşları incelenmiştir.




Ali Rıza ÖZDEMİR
Zazaca Konuşan Alevîlerde Koç Heykelli Mezar Taşları makalesinden 










Tepenin çevresinde dolaşarak Köşker köyü önünden, Varto düzüne akan bu taşkın dereye "Köşker nehri, Köşker deresi "derler. Bu nehrin Köşker baba tepesiyle Köşker köyü arasında bulunan deresi kenarında , yalçın kayalıklarda ve nehir ağzında yapılmış pek eski mağaralar vardır. Bu mağaraların pek eski devirlere ait olduğu tahmin edilmektedir. Köşker köyünün vaktiyle eski bir medeniyet kurağı olduğu ve sonradan bu köyün Köşker baba tarafından tekrar şenlendirildiği ve adını bu köye taktığı, ölürken sevdiği Köşker tepesine kaldırıldığı sanılmaktadır.

İslamiyetten sonra Köşker ve civarındaki köylere yerleşen halkın Ak veyahut Karakoyunlulara mensup oymaklar olduğunu , Köşker babanın bunlara hükümdarlık ettiğini , bu köylerin bugünkü durumundan anlıyoruz. Çünkü bu dağ eteğinde olan Köşkar , Keçan - Kaçan, Kişmir, Kestemert, Tapak, Karaş, Sıkran köylerinin eski mezarlarında büyük bir sanatla yapılmış koç heykelleri vardır.

Gerek tarih ve gerekse Varto toprağı üzerinde yaptığımız incelemelerde : Köşkar baba ve Varto için ortaya atılan rivayetlerin doğru olduğunu ve bu bölgenin tarihin çeşitli devirlerinde boğazına kadar Türk aşiret ve boylarıyla dolduğunu katiyetle söyleyebiliriz.

Evvela halkın son çağlara kadar Köşkar baba'ya fazla saygı göstermesi , onu yedi kere ziyarete gidenlerin Hacca gitmiş gibi sayılması ve ziyaret törelerinde yapılan şenliklerin hepsi ; eski Türklerin örf ve adetleridir. Köşker baba ve çevresindeki yerler halis Türk adını taşıyor. Türkler pek eskiden atalarına tapmış ve hükümdarlarına büyük bir saygı göstermişlerdir. 

Bingöl dağlarının eteklerinde kurulan bütün köylerin mezarlarında eskiden yapılmış koç heykelleri vardır. Bu heykellerin Varto, Hınıs, Karlıova ve Şuşar bölgelerinde yerleşen Ak ve Karakoyunlu oymaklarına ait olduğu sanılmaktadır. Varto ilçesinde bu heykeller, en fazla Aleviliği kabul eden halkın köylerinde ve Bingöllerin yamacında olan Kuzik, Caneseran, Şaman, Siğiran, Rakasan, Köşkar, Keçan, Gülükler köylerinde gözlere çarpar. Bu koç heykellerinin göğüs ve yanlarında at, kılıç, kargı resimleri , kabartma şeklinde yapılmıştır.

Üstükran bucağında muallim vekili iken ilçeye yazdığım, 1.1.1934 gün 5 sayılı raporla bu heykeller hakkında bilgi vermiştim. Ertesi yıl bucağa gelen bir kamyonla Hormek oymağının atalarına ait olan bu heykellerden yedi tanesi Diyarbakır müzesine götürüldü. At, kılıç, kargı kabartmalı olan bu heykellerden birisi Hormekli Hasan Han oğlu Mehmed'in idi.

Bugün altıay tamamen metrelerce kar altında bembeyaz görünen ve dokuz ay misafir kabul etmiyen, Bingöl dağlarının 3654 rakımlı uçlarındaki kalenin civarında ve bu dağların 2000-3000 rakımları arasından geçen pek eski caddenin kenarlarında, uzun çayır ve Şevti mıntıkalarında Kırk-pınarlar bölgesinde ve Eski Han civarında, binlerce Türk mezarı gözlere çarpmaktadır.

Eski Han adını taşıyan yerde pek büyük ve yıkık bir şehir harabesi mevcuttur. Her yanı enkaz altında kalan bu eski şehir harabesinin yukarı kısmında binlerce mezar ve harabenin içinde, geniş çevirmlere, su yolları, oyulmuş taşlar, aşınmış yazılı kemerler vardır.

Bu harabenin yarım saat uzağında bir sıra Bizans mezarları vardır. Bu şehir harabesinin bugünkü durumuna bakıldıkça: Türk ataların eski devirlerde bu şehri yaptıklarını ve burada yüzyıllarca barınarak Türk sanat ve medeniyetini buraya işlediklerini ve ancak bu şehrin Bizans veyahu ermenilerle yapılan savaşların birisinde yıkıldığını ve bu Türklerin şehir haricinde düşman ordusunu karşılayarak, burada savaştıklarını tahmin ediyoruz. Çünkü ecnebilere ait olduğu anlaşılan mezarların şehirden uzak ve savaş yerinde, Türklere ait olan mezarlar da şehrin arkasındadır. O çağda Türkler İslamiyeti kabul etmiş olmalıdırlar ki, mezarlar İslam adeti ile kaldırılmıştır.

...Son zamana kadar Varto ve Hınıs İlçelerinin bütün köyleri , Köşker babayı bir mabet ve şehit olarak tanımışlardı. Bu halk yaz aylarında atalardan süregelen örf ve adetlere göre güzel giyinerek , kuşanarak , gelin alayları halinde bu makberi ziyarete gelir,delikanlı , kız, gelin , erkek kafileler dere geçidinde atları bırakır , yaya olarak Köşker baba tepesine çıkar, bu makberi ziyaret ederek beraber getirdikleri , helva , söğüş, kapama va peyniri birbirine ikram ve lokma sunarlardı. Ziyaretçiler önce şehidin başında bir fasıl ibadet ettikten sonra , saatlerce buradan Bingöl dağlarının yemyeşil göğsünü , Köşker nehrinin delice akışını, Varto ovasında sararan ekin başaklarını ve karşıda Şerafettin dağlarının çimenli eteklerini temaşaya dalar , burada aldıkları yurdun saf havası ve çiçeklerin kokusu ile hür birer melek kisvesine bürünürlerdi.

Köşker babayı ziyarete giderken her aile toplu gider ve en çok genç gelinler ve kızlarla delikanlıları beraber götürmek , gayet temiz giyinmek şarttı. Köşker babanın bu cihetleri vasiyet ettiğine ve hatta hiç kimsenin makber başında neşesiz olmasına razı olamayacağına itikat edilirdi. Bu şartla altında giden ziyaretçiler, edep,erkana son derece riayet eder, ilk önce yüreklerinde saklı olan dileklerini makberin taşını öperek şehide söyler ve biraz ibadetten sonra ziyafetlere , daha sonra neşeli konuşmalara dalardı. Burada terbiyeye aykırı gitmek veya genç bir geline kötü gözle bakmak günah ve yasaktı. Fakat bazı kız ve delikanlılar, şehidin başında tanışır ve sonradan evlenir , bu muratlarının Köşker babadan hasıl olduğuna itikat ederlerdi. Ziyaretçiler aşağı düzlükte at koştururken araziden davul gümbürtüsü gibi bir ses gelirdi. Onlar şehidin gaipten saz çaldığına inanırlardı. (Bu gümbürtünün Gömgüm adıyla ilgisi olsa gerekir.)....




Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif Fırat





Afyon Taşkoç





























29 Haziran 2014 Pazar

Eski Korece'de Türkçe Ödünç Kelimeler









Korece'de pek çok Altayca ödünç kelime bulunmaktadır. 
Bunların esas olarak iki ayrı dönemde Koreceye 
girdikleri kabul edilmektedir.

Korece'deki Altayca kelimelerin çoğu 13.yüzyılın ortalarında, Korece'deki Moğol egemenliği döneminde ödünçlenmiştir. Ayrıca Kore tarihinin daha erken dönemlerinde, ilk veya eski Korece döneminde de ödünçlenmiş çok sayıda Altayca kelime bulabiliriz. 

Bu Altayca ödünç kelimelerin çoğunun Türkçe kökenli olması ilginçtir. 

Korece ile Türkçe arasında köklü bir genetik münasebetin söz konusu olduğu hakkında bir çok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşler şöyle özetlenebilir:

Moğolca , Türkçe ve Mançu-Tunguzca birbirine en yakın diller olarak bir Altay dil ailesini oluşturmaktadır ve Korecenin de bu birliğe dahil edilebilme ihtimali çok büyüktür.

Korece konusuyla en çok ilgilenen Batılı bilim adamları Ramstedt ve Poppe olmuştur. Bu iki bilginin konuyla ilgili görüşleri arasında bazı farklılıklar vardır.

Ramstedt Korece ile diğer Altay dilleri arasındaki genetik ilişkiden söz ederken Koreceyi diğer Altay dilleri ile aynı ölçüde yakın bir dil saymıştır.

Fakat onun öğrencisi Poppe, Korecenin bir Altay dil birliği içindeki yeri konusunda bazı şüpheler taşır. Ona göre Korecenin bir Altay dili olma ihtimali yüksektir; ancak Korece bir Altay dili ise Altay dil ailesinden, yani Proto-Altay dilinden en erken ayrılan dil olmalıdır. Bundan dolayı Korece diğer Altay dillerinden biraz uzak kalmıştır.

Bu konu hakkındaki benim görüşüm ise şudur: Korece kesin bir şekilde Altay dil ailesine mensuptur ve Altay dilleri içinde en çok Türk diline yakındır.

Şimdiye kadar yapılmış araştırmalar dışında, kendi araştırmalarımın sonucu olarak Korece ile Türkçe arasında 180'e yakın yeni ortak kelime ve 90'a yakın ortak ek bulunmuştur. Üstelik bu ortak unsurların çoğu yalnız Türkçe ile Korece arasında değil, Moğolca ve Mançu-Tunguzca gibi diğer Altay dillerinde de mevcuttur.

Ortak kelimeler bir yana bırakılırsa, çalışmalarımdan elde ettiğim ortak unsurlar şunlardır:


İsim yapma ekleri 37
Fiil yapma ekleri 14
Hal ekleri 9
Zamirler 8
Sıfat fiiller 5
Zarf fiiller 12
Çoğul ekleri 2

Öte yandan, Türkçe ile Korece arasında bir çok ödünç kelime de bulunmaktadır. Türkçeden Koreceye yapılmış ödünçlemeler iki ayrı tarihi dönemde meydana gelmiştir.

Birincisi ilk Kore devletlerinin teşkil edilmesi ve gelişmesi sıralarında, yani aşağı yukarı MÖ.2 yüzyıldan önceki asırlarda;

İkincisi ise MS.13.yüzyılda Moğol İmparatorluğu'nun Kore'yi idare ettiği yıllarda Moğolca vasıtasıyla gerçekleşmiştir.

Bu makalede ilk Kore devletleri devrinde Türkçeden Koreceye geçmiş ödünç kelimeler üzerinde duracağım. 

Bilindiği gibi milattan önceki asırlarda Kore'nin ilk devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak bilinen Hunlar arasında coğrafi ve kültürel açıdan oldukça sık münasebetler olmuştur. Bu iki devlet ve bunlardan sonra kurulan devletler de bir Altay kavimler birliği halinde Çin'e karşı savaşmışlardır. Bu sıralarda ve ondan önceki dönemlerde Korece ve Türkçe arasında hem kültürel hem de söz varlığı anlamında ödünçlemeler olmuştur. Kore devletinin ilk devirlerinde Türkçeden Koreceye geçmiş kelimeler şunlardır:

(1) Ko. ori “ördek”: Orta Korecede orh ve orhi olarak iki şekli vardır. Bu kelimedeki /h/, epithesis ses olayı sonucu ilave edilmiş bir ünsüzdür. Ayrıca orhi şeklinin sonunda bulunan /i/ ünlüsü Korecede sık görülen isimden isim yapma ekidir. Modern Korecesi ise ori şeklindedir. Öte yandan, bu kelime Yakutçada uzun ünlülü olarak o:r şeklinde bulunmaktadır. Eski Uygurcada ördek “ördek” kelimesi vardır (Ligeti 1966: 190). Clauson (1977: 205), bu kelimenin or- “yüksek yere çıkmak” fiili ile isim yapma eki –dek gibi iki ayrı morfemden meydana gelmiş olduğunu iddia etmiştir. Fakat, bildiğimiz gibi Türkçede –dek şeklinde bir isimden isim yapma eki bulunmamaktadır. Bana göre bu, Türkçe ör ile bilinmeyen bir dilden geçmiş -dek kelimesinden oluşmuş ve hendiadion olarak kullanılmıştır. 

(2) Ko. turumi “turna”: Bu kelime Eski Türkçeden Koreceye geçmiştir. Eski Türkçede turunya, Orta Türkçede turna şeklindedir. Kıpçakça, Kumanca, Osmanlıca gibi tarihi Türk dillerinde de aynı şekilde geçmektedir. Azerice ve Türkmencede ise durna şeklindedir. Öte yandan, Yakutçada bu kelime turuya şeklindedir ve bu Tunguzcaya da geçmiştir: Evk. turuya. Bu kelime Japonca tarafından da turu şeklinde ödünçlenmiştir. 

(3) Ko. bora “kar fırtınası”: Korecede bu kelime yalnız nunbora “kar fırtına” (nun “kar”) kelimesinde bulunmaktadır. Bu kelime ilk defa Orhon Türkçesinde bor “kar fırtınası, şiddetli yağmur” şeklinde bulunmaktadır. Çağataycada borağan şeklindedir ve bu Moğolcadan geçmiştir. Bugünkü Türk lehçelerinde de bu kelime bulunmaktadır; 


Trkm. bo:ran “id”leri., 
Kzk. boran “id”leri., 
Tuv. bora:n “id”leri., 
Tat. buran “id”leri. 
Fakat bunların hepsi Moğolcadan geçmiştir. 

Çok ilginçtir ki Anadolu Türkçesinde bora şekli kullanılmaktadır ve bu şekil Eski Türkçe bor şekline paragoge ses olayıyla sonuna ünlü ilave edilerek meydana gelmiştir. Öte yandan, Anadolu Türkçesinde Moğolcadan geçmiş boran şekli de bulunmaktadır. Bu kelime Moğolca ve Tunguzcada da bulunmaktadır; Mo. boroğan “yağmur”, Lam. burkun “kar fırtınası”, Evk. burkan “id”leri. Bu kelime Yakutçadan Evenkiceye geçmiştir; Yak. burxa:n “kar fırtınası”. 

Poppe’ye (1960: 21) göre Moğolca boroğan, buruğan’dan gelişmiştir. Poppe bu kelimeyi Türkçe bur- fiili ile karşılaştırmıştır. Fakat Poppe’nin bu görüşü yanlıştır, çünkü Kazakça ve Kırgızcada Moğolcadan geçmiş boran kelimesinin yanında bora- fiili bulunmaktadır. Bu fiil, isim isim bor ile isimden fiil yapma eki –a-’dan meydana gelmiştir.

(4) Ko. cokha “yeğen”: Bildiğim kadarıyla bu kelime Moğolca ve Mançu-Tunguz dillerinde görünmemekte ve yalnız Orhon Türkçesinde çıqan şeklinde bulunmaktadır

(5) Ko. tonga “kuvvetli, kalın ve güçlü halat”: Bu yalnız tongacur “kuvvetli halat” kelimesinde görünmektedir. Eski ve Orta Türkçede tonga oldukça sık görünmektedir. Bu kelime Kaşgarlı Mahmud’un lugatında “kaplan”, Clauson’a (1972: 515) göre “kahraman”, İbnü Mühenna’ya göre ise “kuvvetli” anlamındadır. Öte yandan bu kelime Çince kaynaklarda da d’ung-nga olarak geçmektedir. Bu kelime büyük ihtimalle Mançu-Tunguzca yoluyla Koreceye geçmiştir. 

(6) Ko 'iri köpek' : Bu kelime Kore'nin güney eyaletinde kullanılmaktadır. Bu Eski Türkçe böri “kurt” ile aynıdır ve Türkçeden Koreceye geçmiştir. Yenisey Ostyak ve Rus dillerine de geçmiştir. 

(7) Ko. toksuri “doğan”: Bu kelime dışında Korecede “doğanın bir çeşidi”ni ifade eden ve suri ile yapılmış iki kelime daha vardır: surimae (<*suri + mae “doğan”) ve surisae (< suri + sae “kuş”). Öte yandan, anlamı belli olmayan suri tek başına hiç kullanılmamaktadır. Fakat bu örneklerden toksuri kelimesinin tok ve suri şeklinde iki kelimeden meydana gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. Korece tok kelimesi Türkçe “doğan” anlamındaki toğan (<*tok+kan) kelimesinde yaşamaktadır. Türkçe toğan kelimesi *tok ve kokeni belli olmayan *kan şeklinde iki kelimeden meydana gelmiş ve hendiadion olarak kullanılmıştır. Türkçe *tok ise büyük ihtimalle proto veya eski Türkçeden Koreceye geçmiştir.

(8) Ko. kåo “uyuyan kişiyi bastıran kötü ruh”: Bugünkü Korecede bu kelime kawi şeklindedir. Orta Türkçe Oğuz diyalektinde “kötü ruha tutulmuş hal” anlamında kowu ve kowuz şekli vardır. Kaşgarlı Mahmud’un lugatinde bu kelime hakkında ilginç bir izah vardır; Kötü ruha tutulmuş adamdan kötü ruhu kovarken soğuk suyu adamın yüzüne döküp “kowu! kowu!” diye bağırırlarmış. Clauson (1972: 581) ve Dankoff’a (1985: 144) göre bu kelime “kovmak” anlamındaki Türkçe fiil kow-’dan gelişmiştir. 

Fakat bu görüş pek inandırıcı değildir. Çünkü Türkçede fiilden isim yapma eki –u veya –uz nadir görünmektedir ve istisnasız olarak geçişli fiillerle kullanılmıştır. Bunun dışında semantik bakımdan da pek ilgili görünmemektedir. Bence iki ihtimal 
vardır: birincisi, isim olan kowu’ya küçültme eki –ç gelmiş olması; ikincisi, isim olan kow ile 'uçmak, yok olmak' anlamındaki uç-fiilinin beraber kullanılmış olması. İkincisi kow uç! “kötü ruh! yok ol!” anlamındadır. Öte yandan, Korece şekil kawi, arkaik şekil kåw’e isimden isim yapma eki – i’nin eklenmesi ile sonradan gelişmiştir. 

(9) Ko. tark “tavuk”: Bu Eski Uygurca ve Orta Türkçe takığu “evcil kuş” ile aynıdır. Bu kelime tak ve –ğu şeklinde iki morfemden meydana gelmiştir. Clauson (1972:587), - ğu'nun Eski Türkçe hayvan isimlerinde sık sık rastlanan - ğa ile aynı isim yapma eki olduğunu söylemiştir: Trk.kaburğa 'baykuş', torğa 'tarla kuşu'. 

Fakat bence - ğu'nun Çince bir ödünç kelime olması ihtimali büyüktür (Karl. 126). Türkçe takığu, takı ve ğu şeklindeki iki kelimenin ikileme olarak yanyana kullanılmış şeklidir. Eski Türkçe takı biçimi, /r/ ünsüzünün düşmesi ve sonda /ı/ sesi türemesiyle ortaya çıkmıştır.. 

Korecenin şivelerinde /r/ düşmesiyle /tak/ şeklinde kullanılış yaygındır. Bu kelime Moğolcada da görünmektedir: Mo. takijan “piliç”. Bu kelime, tak “tavuk” ile dönüşümlü-aitlik eki –ijan’dan oluşmuştur. 

Korece tark kelimesinin Türkçeden Koreceye mi yoksa Koreceden Türkçeye mi geçmiş olduğu belli değildir. 

(10) Ko. satari “portatif merdiven”: Bu kelime “merdiven” anlamındaki Türkçe satu ile bağlantılıdır. Clauson (1972:867) bu Türkçe kelimenin bilinmeyen başka bir dilden ödünçleme olduğu ihtimalini ileri sürmüştür. 

Korecede satari kelimesinin yanında aynı anlamda sataktari kelimesi vardır. Korece satari ve sataktari aynı köktendir. Bu iki kelime mukayese edilirse, satari’nin birden fazla morfemden oluştuğu belli olmaktadır. Bence satari kelimesi sata ve –ari olmak üzere iki morfemden meydana gelmiştir. Burada –ari bir küçültme eki olup Korecede çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Satak kelimesi ise sata ile isimden isim yapma eki –ak’tan oluşmuştur. İsim yapma eki –ak Korecede çok yaygın bir ektir.

(11) Ko.kut '(şamanizmde) kutluluk dilemek için yapılan dini merasim' : Bu kelime şamanizm ile ilgili bir kelimedir ve Altay dillerinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Eski Türkçede “devlet, saadet, kutlama” anlamında kut vardır. Eski Uygurcada, fiil yapma eki ile yapılan qutğur- “kut vermek, saadet vermek” ve kutad- “kutlu olmak” da vardır. Orta Türkçede “saadet, kutlama” anlamında yaygın olarak kullanılmıştır. Moğolcada ise bu kelime iki heceli kutu şeklinde olup “saadet; kutsal” anlamındadır. Mançucada aynı anlamda xuturi şekli vardır ve ayrıca “kötü ruh” anlamında xutu da kullanılmaktadır.

Bu kelimenin nasıl ödünçlenmiş olduğunu belirlemek kolay değildir. Fakat, şekillere ve anlamlara bakılırsa, Türkçeden Koreceye ve diğer dillere geçmiş olması ihtimali büyüktür. Korecedeki anlamı kutluluğu dilemek için şaman merasimi düzenlemek olup bu, Türkçedeki anlamına göre ikincildir.

(12) Ko.tul 'dişi hayvan ; yavru veya yumurta veremeyen dişi' : Bu kelime yalnız önek olarak kullanılmakta ve tek başına kullanılmamaktadır. Bu kelime Türkçe “dul kadın” anlamındaki tul kelimesinden ödünçlemedir: Uyg., MK, Çağ.tul 'dul'. Ramstedt (1935) bu Türkçe kelimeyi Moğolcanın Kalmuk lehçesine ait tulğu “yalnız, yetim” ile ilişkilendirmiştir.

(13) Ko. kor “maya, mayalı yemeklerde görünen ve sertleşmiş kalıntı”: Korecede bu kelime tek başına kullanılmamakta, kormaçi (< *kor-maçi), korkaci (< *korkaci), kormaci (<*kor-maci) gibi kelimelerde görünmektedir. Bu kelimeye Orta Türkçede rastlanmaktadır: MK kor. Bugünkü Türk lehçelerinden Türkmence ve Kırgızcada kullanılmaktadır: Trkm. gor, Krg. kur. 

(14) Ko. tuk “set, bent”: Bu kelime Eski ve Orta Türkçede tuğ “dam, cover, stopper” (Dankoff 1985:198) şeklinde kullanılmıştır. Bunun dışında tuğla (<*tuğ-la-), tuğaq (<*tuğ-aq) gibi kelimeler de vardır. Türkçe tuğ kelimesi tu-fiiline isimden fiil yapma eki –ğ’nin eklenmesiyle yapılmış bir isimdir. 

(15) Ko. tam “toprak ve taşlarla yapılmış duvar”: Bu kelime Eski ve Orta Türkçede çok yaygın kullanılmıştır: Orh., Uyg. tam id., MK tam id. Orta Türkçe Çağatayca ve Kumancada 'çatı' anlamında, Osmanlıcada ise "çatı, bina, hapishane” anlamındadır. Orta Türkçede bundan türemiş fiil de vardır: MK tamula- “set ve bent inşa ederek suyu korumak”. Türkçe tam kelimesi, tuk ile beraber çok erken dönemde Türkçeden Koreceye geçmiştir.

(16) tori “kahraman”: Bu kelime ilk defa eski Korece kaynaklardan Samgukyusa'da , ilk Kore devletlerinden biri olan Silla devletinin kurucularından söz edilirken sobєltori şeklinde geçmektedir. Sobєltori, sobєr ve tori olmak üzere iki kelimeden oluşmuştur. Sobєl “başkent” anlamındadır; sonra seul’e gelişmiştir. 

Tori kelimesinin anlamına gelince, bu Moğolistan’ın başkenti Ulan Bator’un adında geçmektedir. Burada ulan bir sıfat olup “kırmızı”anlamına gelir; bator ise Türkçe bagator ile aynıdır. bagator asli olarak “kahraman” anlamına gelir ve Doğu Türkistan’da, Miran ve Tunhuang’da keşfedilen ve Runik yazıyla yazılmış Eski Uygurca bir metinde görülmektedir. 

Bu kelime baga ve tor şeklinde iki kelimeden oluşmuştur. bağa Türkçe baqa ile aynıdır. Çünkü /q/ > /ğ/ ses olayı Türkçede nadir olsa da görülmektedir: Uyg., MK buqa, Çağ. buğa, Kum. boğa. Eski Uygurca baqa “kara kurbağa”, Kıpçakça ve Osmanlıcada bağa şeklinde gelişmiştir. 

Bağator ünvanı için kullanılan bağa kelimesinin hayvan isminden olması pek şaşırtıcı değildir. Çünkü, Eski Türkçede hayvan isminden gelme ünvanlar çoktur: Baqa Tarqan, Boqa Kağan, Böri Kağan, Sonkor Kağan, vb. Bu gibi geleneklerin eski totemizm ile ilgili olması gerekir. 

Bağator’daki tor “general, kahraman” anlamındadır ve bağator “kara kurbağa general” anlamı taşımaktadır. İlginçtir ki bu isim Kore halkbiliminde çok güçlü bir hayvan olarak tanınmıştır. Eskiden Koreliler güçlü erkek çocuklara “kara kurbağa general gibi çocuk" diye hitap ederlerdi. Çocuk oyunlarında da çocuklar oynarken “kara kurbağa bana yardım et!” diye bağırmaktadırlar. Gelenek olarak Kore’de tori “cesur erkek” anlamında kullanılmıştır.

Öte yandan, tori kelimesinin son ünlüsü olan /i/ Korecede çok yaygın olan bir isimden isim yapma ekidir. (17) kakkan “Silla devletinin bir ünvanı”: Eski Kore devletlerinden Kogurye’de “ulu hükümdar” anlamında kaxan ünvanı kullanılmıştır (Lee B.D. 1985: 12). 

Bu, Silla ünvanı kakkan ile aynıdır. Bu Eski Türkçe ünvan qaqan ile de aynıdır. 
Öte yandan Eski Korecede qan bir “hükümdar” ünvanının yanında bir de qa "yerel hükümdar" ünvanı kullanılmıştır. Bu Türkçe qağan'ın qa ve qan şeklinde iki ünvandan oluştuğunu göstermektedir. 

Moğolcada bu kelime qan (<* qan <* qän <* qa'an <* qağan <* qagan) olmuştur. Öte yandan , Ön Türkçe Tabgaç (Topa) dili ve Eski Türkçede kullanılan qağan Altay dilleri dışında Farsça, Tibetçe, Ural dilleri ve Hint-Avrupa dillerine de geçmiştir (Doerfer IV, 1161). 

(18) Ko. kam “Silla devletinin bir ünvanı”: Silla ünvanlarında büyük kam, küçük kam, küçük kardeş kam gibi ünvanlar kullanılmıştır. Bu kelime şaman anlamındaki Türkçe kam kelimesiyle aynıdır. (Ramstedt 1949: 90, Lee B.D. 1985: 610): Uyg. qam “sorcer”, MK qam id., Çağ. qam “physician, healer, wise man” (Clauson 1972: 625). Orta Türkçede kam kelimesi fiil yapma eki ile de kullanılmıştır: kamla- “şifacı olarak çalışmak”. Eski devirde şamanların yalnız dini işlerde bulunmayıp politik işlerde de faaliyet gösterdiğini iyi biliyoruz. Kumancada kam “kadın şaman” için kullanılmıştır. Ramstedt’in (1951:51) bu Korece kelimeyi Çinceden ödünçleme olarak görmesi yanlıştır.

Yukarıda erken dönemde Türkçeden Koreceye geçmiş ödünç kelimelerden bazıları gösterilmiştir. Bunun dışında Türkçeden gelmiş daha pek çok ödünçleme mevcuttur. Tabii ki bazı kelimeler ne Türkçe, ne de Korecedir; kökü belli olmayanlar da bulunmaktadır.

Bunların ne zaman Koreceye geçtiği hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir, fakat bunların büyük kısmının tahminen Proto- veya Ön-Türkçe döneminde, diğerlerinin ise Eski Türkçe döneminde olması ihtimali büyüktür. Bilindiği gibi ilk Kore devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak tahmin edilen Hyung-nu’lar arasında oldukça sıkı münasebetler olduğu hakkında kanıtlar çoktur. 

Bunun yanında Kocoson’dan sonraki Kore devletlerinden Puye ve Kogurye de Mançu bögesinde olup kuzey ve kuzey batısında bulunan Ön veya Eski Türkler ile sürekli münasebetleri olmuştur. Japon Türkoloğu Mori’nin Orhon abidelerinde sözü edilen “bökli” ile, bu Kore kavimlerinden bahsedilmekte olduğu şeklindeki görüşü doğrudur. 

Gerçekten de Hyung-nu’lar ve Göktürkler, sırasıyla önce Kocoson ile, sonra ise Kogurye ile askeri müttefik halinde Çin’e karşı direnmiş ve savaşmışlardır. MS 9. yüzyıldan sonra Asya kıtasının kuzey-doğusunda Çin’in güçlü bir hakimiyet 
kurmasıyla Koreliler ve Türkler arasındaki münasebetler tamamen kopmuştur.


Han-Woo Choi
Handong University / Güney Kore
bilig, Summer / 2004, Number 30: 85-93 
© Ahmet Yesevi University Board of Trustees 



In the Korean language, a lot of Altaic loan words are found. These are supposed to have been borrowed into Korean mainly in two different periods. Most of the Altaic loan words were borrowed into Korean during the Mongolian rule of Korea in the middle of the 13th century AD. In addition to these, we can find considerable number of Altaic loan words, which was passed into Proto or Ancient Korean in the earlier periods of Korean history. It is very interesting that most of these Altaic loan words are of Turkic origins. This paper deals with some Turkic loan words in Ancient Korean. 




NOT: 
Hyung-nu 'lar Çin kaynaklarında geçen Hun'lardır ve 
Proto-Türk'tür.


Yani: 
"Bilindiği gibi milattan önceki asırlarda Kore'nin ilk devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak bilinen Hunlar arasında coğrafi ve kültürel açıdan oldukça sık münasebetler olmuştur."
ile
"Bilindiği gibi ilk Kore devleti olan Kocoson ile Proto-Türkler olarak tahmin edilen Hyung-nu’lar arasında oldukça sıkı münasebetler olduğu hakkında kanıtlar çoktur. "


söylemi arasındaki "bilinen" ile "tahmin edilen" kelimeleri , çeviri hatası mıdır, bilinçli bir hata mıdır, anlamadım.  
SB.

...



Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivlerinde Bulunan Kore 
ile ilgili Belgeler Üzerine bir Değerlendirme
Yrd.Doç.Dr. A.Merthan Dündar ,2007
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı



ON THE ANCIENT RELATIONS BETWEEN 
THE TURKIC AND KOREAN PEOPLES 
Dr.Gaybullah BABAYAR
Institute off Oriental Studies
Academy of Sciences of Uzbekistan


KORE - TAŞKAPLUMBAĞA

KORE - TAŞAT

KORE - TAŞKOÇ



GÖKTÜRK HAKANI 'NA AİT TAŞ KAPLUMBAĞA


GÖKTÜRK HAKANINA AİT TAŞ KAPLUMBAĞA
ve TÜRKLERE AİT TAMGA = DAĞ TEKESİ
ORHUN KİTABELERİNDEKİ TEKE TAMGASI
AYNI TAMGA
HAKKARİ BALBALLARI'NDA DA VARDIR



MOĞOLİSTAN

ORHUN ANITI  VE TAŞ KAPLUMBAĞA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

TÜRKLERE AİT TAŞBABA

BİR TÜRK TASVİRİ





Taşat, Taşkoç, Taşbabalara benzeyen Taşheykeller ve 
Kurganlar 
Türk Kültürüdür.


KİTAP

TAŞBABA VE BALBAL

MOĞOLİSTAN VE ANKARA KURGANLARI

UKRAYNA KURGAN - TÜRK/İSKİT

KORE KURGAN

ŞANLIURFA KURGAN

BERGAMA KURGAN


VE TÜRKİYE'DE DAHA NİCE KURGANLAR

ANADOLU EZELDEN BERİ TÜRK'ÜN YURDUDUR
NOKTA



_______________





26 Mart 2014 Çarşamba

KOÇ HEYKLELLERİ / MEZARTAŞLARI


Koç - Koyun Heykelli Mezar Taşları 

Koç koyun-heykelleri ile balbalların kadim Türklere ait bir gelenek olduğunu Altaylar'daki koç-koyun ve balbal heykelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan Borisenko ve Khudhakov, tarafından "Sibirya Sempozyumu'"nda "Sibirya'da Eski Eserler" adlı bildiride şöyle ifade edilmiştir.:

"İnsan ve hayvanların (koç,koyun,aslan,at) taştan yontulmuş heykelleri eski Türklerin ana eserlerindendir.
Bunun gibi anıtlar ilk defa 1722'de D.G.Messerschmidt ve F.I.Strahlenberg tarafından Minusinsk bölgesinde bulunmuştur. Ayrıca Strahlenberg bunların Minusinsk Tatarların kültü olduğunu ifade eder.

Çin kaynakları da koç, koyun, at ve insan heykellerini MÖ.1000 ila MS.1000 yılları arasında tarihlendirerek bu eserlerin eski Türklere ait olduğunu belirtirler."


Dr. Mustafa Aksoy.
PDF   /   PDF








SUMER MÖ.2200-2000


Koç Başı - SUMER MÖ.3500-3100 Metropolitan Müzesi



KUDÜS 


KUDÜS
IN THE EARLY TIMES PALESTINE WAS NOT SEMITIC BUT TURANIAN

What disturbed me, as it had done others, was the necessity of accounting for the supposed influence of various populations, particularly of the Semitic population in Palestine.

In various papers these names in Palestine were proved to be identical with those in Asia Minor, Greece, Italy and Spain. 

The clear evidence of Genesis is that the early population of Palestine was not Semitic but TURANİAN, and as we have lately found, allied to the populations of Khita class in the regions already cited...






















FRİG DÖNEMİ - ALACAHÖYÜK MÜZESİ


GORDİON / FRİG DÖNEMİ (İSKİTLERİN BİR KOLUDUR)


BAYBURT KOÇ HEYKEL 

Bayburt , inşaat kazısından çalınan Koç Başlı Mezar Taşı, kaybolduğundan ölçüleri alınamamıştır. Eser 15-16. yüzyıllara aittir. Bu tür eserler Akkoyunlu ve Karakoyunlu döneminde mezar taşı olarak yapılmışlardır. Taştan yapılan eserin bacakları bitişik olup ön bacaklarının üzerinde kabartma şeklinde asılı kandil motifi bulunmaktadır. Baş kısmı kırıktır. 


KOÇ BAŞLI PARA MÖ. 6.YY - Auriol Hazinesinden


KOÇ BAŞLI PARA MÖ.470-460 Auriol Hazinesinden


IĞDIR


Myeongneung / KORE


MUŞ


HAKASYA TÜRKLERİ - Okunevskaya kültürü MÖ.2BİN Minusinsk bozkırları


HAKASYA TÜRKLERİ - Okunevskaya kültürü MÖ.2BİN Minusinsk bozkırları


İSKİT VEYA MEDLER DÖNEMİ MÖ.7.6.YY-Reza Abbasi Museum Tehran, Iran




VAN


VAN


HİTİT , MÖ.2BİN

 TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR ÜZERİNDE YENİ ARAŞTIRMALAR 
Dr. MUSTAFA SELÇUK AR 






ÇİN TÜRK KURGANLARI/PİRAMİDLERİ VE KOÇ AT VE BALBAL/TAŞBABA





ÇİN - Museum of Beijing 






Anadolu’da Koç Heykelli Mezar Taşlarının Tarihi

Koç heykelli mezar taşları, Anadolu’da ilk defa 7. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. 7. yüzyılda Ermeni tarihçi Moisey Kagankatvasî** tarafından yazılan “Ağvan Tarihi” adlı kaynakta Doğu Anadolu ve Azerbaycan arazisinde yurt tutmuş topluluklar şu şekilde anlatılmaktadır:

“Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup, taştan koç, at vb. heykeller yontmakta usta idiler. En büyük ilahlarına Han Tanrı derler”

Görüldüğü üzere yukarıda sayılan bütün hususiyetler, Türklere âit olan özelliklerdir. Söz konusu kaynakta sözü edilen Türk boyu, tarafımızdan yapılan araştırmada Sabir Türkleri olarak tahmin edilmiştir. Bu topluluğu Hazar Türklerinden görenler de vardır.

Bu mezar taşlarının 7. yüzyılda yani daha İslâmiyet’in bölgede yayılmadığı dönemlerden itibaren üretilmeye başladığı düşünülürse bunların bir kısmının üzerinde Hıristiyanlığı sembolize edilen işaretlerin bulunması son derece doğal karşılanmalıdır.

Sabir Türklerinden sonra bölgede yerleşen ve koç heykelli mezar taşı yontan bir diğer Türk boyu Arap tarihçilerinin Kıpçak dediği Kuman Türkleri olmuştur. Kıpçaklar Anadolu’ya 3 göçle yerleşmişlerdir. Birincisinde 10. yüzyılda Bizans devleti tarafından Arap akınlarına karşı sınır boylarına yerleştirildiler. İkincisi 1118-1195 yılları arasında oldu. Ortodoks mezhebini benimseyen Kuman Türkleri, önce Gürcistan’da yoğunlaştılar, ardından Kür ve Çoruh boylarına ve Çıldır gölü çevresine yerleştiler. Buradan da daha güneye Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Karadeniz’in güneydoğu kıyılarına indikleri anlaşılmaktadır. Çünkü bölgede hâlâ koç heykelli mezar taşlarına “Kıpçak mezarı” ya da “Kuman mezarı” denilmektedir. Üçüncü Kıpçak göçü ise 1239-1240 yılları arasında Trabzon’a oldu. Trabzon krallarının en sekçin birliklerini savaşçı Kıpçak Türkleri teşkil ediyordu.

Kıpçaklardan sonra Oğuz Türkleri, Anadolu’ya adeta akın etmeye başladılar. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hâkimiyet kuran Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinin etkisi büyük oldu. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlu Devleti’nin mührü açık şekilde görülmektedir. Bölgedeki birçok tarihî eser Akkoyunlu döneminden kalmadır. Bölgede bulunan koç heykelli mezar taşlarının Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinden kaldığına dair genel bir kanı da bulunmaktadır.

Yapılan araştırmalarda Anadolu’muzun birçok yerinde koç heykelli mezar taşlarına rastlanmıştır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonucunda Tunceli, Erzincan, Erzurum, Sivas, Bingöl, Diyarbakır, Malatya, Muş, Erciş (Van), Bitlis, Ağrı, Kars, Iğdır, Reşadiye (Tokat), Akşehir (Konya), Afyonkarahisar, Artvin, Rize, Yüksekova (Hakkâri) ve Bayburt illerinde koç heykelli mezar taşları tespit edilmiştir. Ancak koç heykelli mezar taşları, genel olarak Iğdır-Erzincan ile Van-Rize arasında yoğunlaşmakta, en çok bulunduğu yer ise Tunceli olarak karşımıza çıkmaktadır.

.
Toplumların geçiş dönemleri doğum, evlilik ve ölüm olmak üzere 3 başlık altında incelenmektedir. Bütün toplumların kültürel yaşamında geçiş dönemleri, renkli törenlere sahne olmakta, her toplulukta değişik maddî kültür unsurları üretilmektedir.

Zazaca konuşan Alevîlerde de, bu geçiş dönemleri ile ilgili birçok tören ve maddî kültür unsurları bulunmaktadır. Bu yazıda başta Tunceli olmak üzere Erzincan, Erzurum, Muş ve Bingöl illerinde yaşayan ve Zazaca konuşan Alevî topluluklarında görülen koç, koyun, dağ keçisi ve at heykelli mezar taşları incelenmiştir.

Ali Rıza ÖZDEMİR
Zazaca Konuşan Alevîlerde Koç Heykelli Mezar Taşları makalesinden LİNK





** ek bilgi Elesger Siyabov Bey'den geldi. "Moisey Kagankatvatsi ermeni deyildi,Azerbaycanin guzey kisminin böyük bir erazisini ehate eden bir cografiyada uzun yillar var olmus ve kökenin esasen hristiyan türklerin olusturdugu Alban ve ya Agvan devletinin tarihini yazmis orta cag tarihcisi idi,sadece onun yazdigi Alban tarihi eseri orijinali kayb olmus bizim günümüze o eserin ermeni diline tercüme olunmus varianti gelib catmisdir."







Ve bölücüler Koç taşlarına bizim diyor! 
Eğer sizinse Türksünüz, 
Ama bölücülük yapmak istiyorsanız, bilinki o kültür size ait değil !
SB.






BİR KİTAP
 " DAŞBABA" - Prof.Dr.FİRUDİN AĞASIOĞLU




TAŞ AT Kyūshū /JAPONYA


TAŞ AT Tainan şehri / TAYVAN


ALTAY OVALARINDA BİR TAŞBABA, AND KADEHİ İLE





TÜRK KÜLTÜRÜ