Translate

Barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2013 Çarşamba

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI (24 Temmuz 1923)


Lozan Antlaşması`nın imzalanmasından 1 hafta sonra İsviçre`de yayımlanan L`Illustré dergisinin 2 Ağustos 1923 tarihli sayısının kapağında İsmet İnönü ve Rıza Nur görülüyor.


Mudanya Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin yapılacağı yer olarak seçilmiştir.

Lozan Barış Konferansı`nda, yalnız Yunanistan`la bir hesaplaşma ve savaşa son veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I. Dünya Savaşı`nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri süre gelen sorunlara çözüm aranmaktaydı. Açıkça, "Doğu Meselesi" bütün konferansın ağırlık merkezini oluşturuyordu.

Barış Konferansı, 20 Kasım 1922 Salı günü saat 16`da Lozan şehrinin Mont Benon Gazinosu`nda toplandı. Tarafsız İsviçre Konfederasyonunun Başkanı Habab`ın konuşması ile açıldı. Lord Curzon`dan sonra söz alan İsmet Paşa (İnönü), daha ilk andan itibaren istiklal ve hâkimiyet davasını önemle belirtmiş, "Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz" diyerek sesini duyurmuştur.

Konferans, 4 Şubat`ta Antlaşmazlık yüzünden kesilmiş, 23 Nisan 1923`te ikinci defa toplanarak, 24 Temmuz 1923`te Barış Antlaşması imza edilmiştir. Lozan Barışı sekiz aylık çetin ve uzun bir müzakere devresinden sonra, Lozan Üniversitesi`nin tören salonunda imzalanmıştır. Lozan`da imzalanan belgeler, esas Barış Antlaşması, 16 adet sözleşme, protokol, beyanname ile bir de nihai senetten ibarettir. Lozan`da imzalanan bu belgelerle, sadece bir barış Antlaşması yapılmamış, aynı zamanda Türkiye ile Batı devletlerinin siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal ilişkileri yeni baştan düzenlenmiştir.

Lozan Barış Antlaşması önsözünde, devletlerin istiklal ve hâkimiyetine saygı gösterilmesi ilkesine yer vermiştir. Bu ilke, yeni Türkiye`nin 1. Dünya Savaşı`nın galipleri ile eşit şartlar altında, Lozan`da siyasi bir mücadeleye giriştiğini gösteren bir hükümdür. Türk istiklal ve hâkimiyetinin tanınması bakımından da önem arz eder.

Esas Barış Antlaşması, bir önsöz ve 5 bölümden oluşan 143 maddedir.

Lozan Barış Antlaşması`nda düzenlenen önemli konular aşağıda özetle belirtilmiştir bulunmaktadır:

Sınırlar
Güney Sınırı
20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması gereğince, Fransa ile anlaşılarak güney sınırı kararlaştırılmış, Lozan`da bu sınır sadece teyit edilmiştir.

Irak sınırı
Irak sınırı uyuşmazlığı çözülememiştir. Antlaşmada, Türk topraklarının tahliyesinden itibaren, bu uyuşmazlığın dokuz ay zarfında dostane bir şekilde halledileceği belirtiliyordu.

Batı Sınırlarımız
Yunanlılarla batı sınırı, Misak-ı Milli`ye uygun, Mudanya Mütarekesi`nde ön görüldüğü gibi, Meriç nehri sınır olmak üzere düzenlenmiştir. Karaağaç ve çevresi Yunanlılardan alınarak savaş tamiratı karşılığı Türkiye`ye bırakılmıştır. Ege Denizi`nde Bozcaada ve İmroz Türkiye`ye verilmiştir. Ayrıca, Yunanlıların elinde bırakılan Anadolu kıyısına yakın adalar da, askersiz hale getirilmiştir.

Azınlıklar
Birinci Dünya Savaşı`na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların himayesine ait hükümler mevcuttur. Lozan Barış Antlaşması`nın bu hususla ilgili hükümleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip olmamışlardır. Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni önünde eşitliği söz konusu olmuştur. Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları, Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir. Böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.

Kapitülasyonlar
Kapitülasyonlar, adli, mali ve idari sahada yabancılara tanınan imtiyaz ve muafiyetlerdir. Antlaşmanın 28.maddesiyle, kapitülasyonlar bütün sonuçları ile birlikte kaldırılmış ve yeni Türkiye, yüzyıllardan beri çekilen bir beladan sonsuza dek kurtulmuştur.

Savaş Tazminatları
1.Dünya Savaşı`nın galipleri, bizden 1.Dünya Savaşı sebebi ile tazminat talep ettiler. Ayrıca buna ek olarak, işgal masraflarını, kendi tebaalarının zarar ve ziyanlarını da eklemişlerdir. Savaş içinde Almanya`dan borç karşılığı rehini bulunan beş milyon altın ve savaş yıllarında İngiltere`ye sipariş edilen donanma bedeli de kendi ellerinde bulunduğundan, bizlere verilmemiş ve tamirat karşılığı tutulmuştur.

1. Dünya Savaşı`na giren mağlup devletlere ciddi bir mali yük olan bu beladan, geleceğe bir borç bırakılmadan, sadece fiilen elimizde bulunmayan meblağ karşılık gösterilerek, büyük bir başarı ile sıyrılınmıştır.
Türkiye, Yunanistan`ın harbin devamından ve bunun neticelerinden doğan mali vaziyetini dikkate alarak, tamirat hususunda her türlü taleplerinden Karaağaç ve çevresinin Türkiye`ye bırakılması şartı ile vazgeçmiştir.

BORÇ SORUNU
1854`ten itibaren Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden Osmanlı amme borçları, Birinci Dünya Savaşı`nda yapılan istikrazlar da dahil, büyük bir yekün teşkil ediyordu.

Sene tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun taksimi ile esas borç toplamı bir hayli azaltılmıştır. Diğer taraftan bu borçlar, Osmanlı İmparatorluğu`ndan ayrılan devletlere de gelirle orantılı olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğunun Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan`a olan borçları bu devletlerle de yapılan antlaşmalarla 1.Dünya Savaşı`nın galiplerine devredilmiştir.

Osmanlı amme borçlarının diğer çetin bir safhası da tediye edeceğimiz borçların hangi para ile ödenmesi hususunda kendini göstermiştir. Karşı taraf bunu altın veya sterlin olarak talep etmiştir. Biz, Türk parası ve Fransız frangı olarak ödemeyi teklif ettik. Aradaki fark muazzam meblağlara varmasına rağmen, burada da görüşümüz kabul edilmiştir.

BOĞAZLAR
Lozan`da imza olunan en önemli belgelerden biri de, Türk Boğazlarının statüsü ile ilgili sözleşmedir. Boğazlar sorunu, madde 23`de genel olarak yer almış, Barış Antlaşması`na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile ayrıca ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Boğazlardan serbest geçişi, Boğazlar Komisyonunun kurulmasını, boğazların ve civarının askersiz hale getirilmesini hedef tutan ve Milletler Cemiyeti`nin de garantisini sağlayan hükümleri ihtiva eden bu Sözleşme, 1936`da Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Milli hâkimiyeti sınırlayıcı hükümler kaldırılmış, milli çıkarlarımıza uygun hale getirilmiştir.

Nüfus Değişimi
Lozan`da çözümlenen bir diğer önemli sorun da, İstanbul`da yaşayan Rumlarla Batı Trakya`da yaşayan Türkler hariç, Türkiye`deki bütün Rumlarla Yunanistan`daki Türklerin değiştirileceğini öngören sözleşmenin, Barış Antlaşması`na ek olarak konmasıdır.

Lozan Barış Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı`nın sağladığı, Türk milletinin hayati haklarını ve emellerini gerçekleştirdiği bir eserdir. Lozan aynı zamanda, Orta Doğunun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği kurmak ve devam ettirmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan`da genel olarak, Misak-ı Milli`yi gerçekleştirmiştir.


I. VE II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI`NA KATILAN TÜRK DELEGASYONU

Baş Delege : İsmet İnönü (Dışişleri Bakanı)

Delegeler: Dr. Rıza Nur (Sağlık Bakanı), Hasan Saka (Maliye Bakanı)

Danışmanlar: Münir Ertegün, A. Muhtar Çilli, Veli Saltı, Zülfü Tigrel, Zekai Apaydın, Mahmut Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker, Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Yusuf Hikmet Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey

Basın Danışmanları:Ruşen Eşref Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı

Genel Sekreter ve Danışman:Reşit Saffet Atabinen

Yazmanlar:Ali Türkgeldi, Mehmet Ali Balin, Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet Şav, Süleyman Saip Kıran, Rıfat Bey, Dr. Nihat Reşat Belger, Atıf Esenbel, Sabri Artuç

Not : Yukarıdaki delegasyon 1.Dönem Lozan Konferansı`na (20 Kasım 1922-4 Şubat 1923) katılmıştır. Bu gruptan A.Muhtar Cilli, Veli Saltık, Zülfü Tiğrel, M.Celal Bayar, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker, Zühtü İnhan, Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey, Ruşen Eşref Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı, Reşit Saffet Atabinen, Mehmet Ali Balim, Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet Şav., Süleyman Saip Kıran, II.Dönem Lozan Konferansı`na (23 Nisan-17 Temmuz 1923) katılmamıştır.


II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI`NA YENİDEN KATILANLAR

Genel Sekreter ve Danışman:Tevfik Kamil Koperler

Yazmanlar:Naci Kenter, Hamit Eseniş, Ali Muhtar Bey, Aziz Topkaç, Hüsnü Özer.

Not : Fransa, İsviçre ve Almanya`da görevli hariciyecilerden Ferit Tek, Cemal Hüsnü Taray, Cevat Üstün ve TBMM Almanya-Avusturya basın temsilcisi ve Servet-i Fünun dergisi sahibi Ahmet İhsan Tokgöz bir süre konferans çalışmalarına katılmışlardır.



GAZETECİLER
I.Dönemde: Ahmet Cevdet (İkdam), Ahmet Şükrü Esmer (Vakit), Hüseyin Cahit Yalçın (Tanin).

II.Dönemde: Velid Ebuzziya (Tevhid-i Efkar), Ahmet Şükrü Esmer (Vatan), Suphi Nuri İleri (İleri), Ali Naci Karacan (Akşam), Kerami Kurtbay (Hakimiyeti Milliye), Mecdi Sadrettin Sayman (İkdam), Kemal Salih Sel (Yeni Gün), Asım Us (Vakit), Hüseyin CahitYalçın (Tanin), Ahmet Hidayet Reel (Öğüt).


Kaynakça /Atatürk(Net) Bilgisunar(İnternet) Sayfası
derleyen :Yadigar Dündar.






....







21 Şubat 2013 Perşembe

HOWARD ZiNN'DEN ÖĞÜTLER



Savaş karşıtı bir tarihçi idi:  HOWARD ZiNN  (1922-2010)
Amerikan solunun çok sevilen ilham verici aktivisti Howard Zinn, 87 yaşında kalp krizinden hayatını kaybetti. Bir aktivist, tarihçi, oyun yazarı idi, barışçı bir Amerika için kampanyalarda ön saflarda yer alan bir kampanyacıydı.

Siyah kadınlara eğitim veren Spelman Kolejinde öğretmenlik yapan bir beyazken, Şiddet Karşıtı Öğrenciler Komitesine akıl hocalığı yapıyordu, bu komite radikal bir yurttaş hakları örgütüydü. Okuldan, kadınların eğitiminin "hanımefendiler" yetiştirmek üzere olmaması gerektiğine dair görüşleri sebebiyle uzaklaştırıldı ve 24 yıl boyunca Siyaset Bilimi dersleri vereceği Boston Üniversitesine geçti.

1980 yılında "Birleşik Devletler Halklarının Tarihi" (İmge Yayınevi, 2005) isimli kitabını yayınladı. Kitap adaletsizlikler, baskı ve duyulmayan seslere odaklanıyordu, 1 milyonun üzerinde satışa ulaştı. Zinn bir pasifist olmadığını söylüyordu, ona göre bu çok sabit bir tarafgirlik olurdu. Ancak Vietnam, Irak ve Afganistan savaşları konusunda sert ve tutkulu bir eleştirel tutum takındı. İkinci Dünya Savaşında orduda bombacı idi ve Napalm bombasının ilk defa silah olarak kullanılmasında görev almıştı, Alman askerlerine ve Fransız sivillerine karşı işlenen bir savaş suçu olarak gördüğü bu olaydan dolayı kendisini asla affetmeyecekti.

Zinn'in ailesi ABD'ye göçen eğitimsiz Yahudilerdi, Brooklyn, New York'a yerleşmiş ve fabrikalarda iş bulmuşlardı. Babası Avusturya-Macaristan, annesi ise Sırbistan asıllıydı. Büyüdüğü evde hiç kitap bulunmazdı, babası ona ucuz Dickens kitapları alırdı ve akşamları gazete okurlardı.

Zinn 1930 yılı geldiğinde bir yandan lisede okuyup bir yandan tershanede çalışıyor, faşizm karşıtı gösterilerde yer alıyordu. Savaş sırasında ABD Hava Kuvvetlerine katıldı ve İngiliz üslerinden Fransa, Almanya ve Macaristan hava sahasına yapılan seferlerde yer aldı. Napalm olayı, Fransa'nın batısındaki Royan'da yaşanmış pek çok insanın diri diri yanmasına sebep olmuştu.

Savaştan sonra bölgeye kurbanlarla röportajlar yapmak üzere döndü ve bu konuda iki tane kitap yazdı. Kendi deneyimlerinden bu tür bombardımanların askeri ilerlemeler için değil bir takım ordu mensuplarının kariyerlerindeki ilerlemeler için gerçekleştirildiğini görmüştü. Daha sonra Hiroşima, Nagazaki ve Irak'ta yapılan bombardımanları konu alan kitaplar da yazdı.

Zinn savaşın ardından New York Üniversitesinde tarih okudu. Daha sonra Kolombiya'da 1952 yılında, Colarado'lu kömür madencilerinin aileleri ile ilgili yazdığı master tezi ile uzmanlık derecesi aldı, doktora derecesini alması ise New York'u reforme eden Fiorello LaGuardia kongresi hakkındaki tezi ile oldu. Kolombiya'da hocaları Henry Steele Commager ve Richard Hofstadter idi, daha sonra onlardan öğrendikleri hakkında şöyle yazacaktı: Amerikalı liberaller dünyanın sandığı kadar liberal değiller ve Amerika tarihi iki şeyden ibaret, milliyetçilik ve kapitalizm."

1956 yılında Spelman'a gitti.

1964'te SNCC'ye, Martin Luther King'in yurttaş hakları hareketine katıldı ve o sene SNCC: Yeni Kölelik Karşıtları kitabını yayınladı. Kitap inancının ifadesi işe bitiyordu. SNCC'yi düzene karşı bir tehdit haline getiren şey ona göre "otoriteyi reddedişi, iktidarla yüzleşmedeki korkusuzluğu, itibarlılığa karşı önemsemezliği" idi. Hareketin radikalliği için şöyle yazıyordu "bu bir ideoloji değil, bir ruh hali, ruh hallerini tarif etmek zordur, tıpkı onları kafeslemenin zor olduğu gibi"

Zinn, Spelman'da eğitimin "hanımefendiler" yetiştirmek yerine politikayla ilgili kadınlar yetiştirmeye odaklanması gerektiğini savunduğundan yönetimle sorunlar yaşıyordu. Teorik olarak ayrıcalıklı olsa da bu işinden olmasına engel olmadı. Daha sonra eğitim verdiği Boston Üniversitesindeki yurttaş hakları dersi oldukça popüler oldu.

Çok geçmeden Vietnam savaşına karşı yürütülen kampanyada yer aldı. Kennedy ve Lyndon B. Johnson döneminde kabinede yer alan savaş karşıtı Daniel Elsberg, Pentagon Kâğıtları olarak bilinen ve resmi adı ABD-Vietnam İlişkileri 1945-1967: Savunma Bakanlığı Çalışmaları olan hükümetin gizli savaş belgelerini Zinn ve eşine vermişti. Zinn, Noam Chomsky ile beraber bu belgeleri düzenledi ve 1971 yılında kitap olarak piyasaya sürdü.

Savaş esnasında Daniel Berrigan ile beraber Hanoi'ye (Vietnam) gitti. (Berrigan, savaş karşıtı faaliyetler sebebiyle tutuklanan iki rahip kardeşten biri idi.) Vietnam'da, rehin alınmış üç ABD'li pilotun geri alınması için müzakereler yürüttü.

Yıllar boyunca savaşa ve hükümet politikalarına karşı makaleler yayınladı. Enerjisi ile başka yazarlarca yazılmış 30'un üzerinde kitabın önsözünü yazdı.

1986 yılında Ronald Reagan Tripoli'yi bombalarken şöyle yazıyordu Zinn; "Ulaşılmaz bir amaç uğruna masum insanları öldürmenin utancını örtebilecek kadar büyük bir bayrak yoktur" Irak'taki savaşa karşı çıktığı gibi, Başkan Obama'nın Afganistan savaşını genişletme politikalarına karşı çıktı. İsrail'i ve ABD'li Yahudileri terörizme karşı bir savaş verildiğini ve bu savaşın adil olduğunu söyledikleri için oldukça keskin bir dille eleştiriyordu.

Tüm bu eleştirilerinin muhafazakâr kesimleri rahatsız ettiğini söylemek sürpriz olmayacaktır. Amerikan Halklarının Tarihi kitabı öğrenciler arasında ve hatta toplumda oldukça popüler bir kitap olsa da, liberal tarihçiler dahi kitabın Amerikan tarihine karşı durmak bilmeyen suçlamalarını fazla buluyorlar. Örneğin New York Times'tan Eric Foner kitap için "Amerika deneyimine çok kötümser bir bakış" diyor "siyahlar, yerliler, kadınlar ve işçiler ya isyankarlar ya da kurbanlar olarak tasvir ediliyorlar. Ancak daha az dramatik ve tipik hayatlar -hayatlarını zor koşullarda onurlu bir biçimde sürdürmek için mücadele verenler- yazarın ilgisini çekmiyor" Başka bir radikal tarihçi, Michael Kamen, kitabın başarısız olduğunu söyler.

Her şey bir yana, kim Zinn'in inançlarının temelindeki düşünceyi reddedebilir ki; -insanlar kendi hakları için ve daha iyi bir toplumu yaratmak için seslerini çıkarmalılar. Hayatının son günlerinde şöyle yazmıştı Zinn, "Ne zaman biraz ilerleme olsa, nerede herhangi bir adaletsizlik ortadan kalksa bu oluyor çünkü orada insanlar politikacılar gibi değil, yurttaşlar olarak harekete geçiyorlar. Bir şeyler hakkında şikayet etmekle yetinmiyorlar, çalışıyorlar, eyleme geçiyorlar, örgütleniyorlar, isyan ediyorlar ve gücü elinde bulunduran insanları dikkatlerini çekiyorlar. İşte bugün ihtiyaç duyduğumuz tam da bu"


Kitabınız Amerikan Halklarının Tarihi'nin partizanlığından gurur duyduğunuzu söylüyorsunuz. Niçin bir tarihçinin açıkça partizan olması önemli?

"Açıkça partizan" diyorsunuz. Bu güzel bir nokta. Çoğu tarihçi için hiçbir konuda açık değildir. Tarihçiler tarafsız, objektifmişler gibi davranırlar, bir tarafı tutmadıklarını söylerler ancak taraf tutmaktadırlar çünkü toplumun bilinci için hiçbir şey yapmamaktadırlar. Bu hiç kimseyi harekete geçmeye teşvik etmeyecek, statünün devamını sağlayacak bir tarihçiliktir.

Bu pasif, gösterişçi akademik tarz aslında oldukça partizandır, ben de bunu ifşa ediyorum. Bence bir tarihçi, bir tarihçi olmasının öncesinde bir vatandaştır, bir insandır. Tarihçilik tüm bunlardan sonra gelir.

Tarihçilik, doğası gereği geçmişten kalan sonsuz sayıda verinin bir kısmını seçmeyi gerektirir. Verilerin içerisinden neyi seçtiğiniz, neyi kitabınıza ya da dersinize alıp neyi bir kenara koyduğunuz bakış açınızdan kaynaklanır. Bu seçimi yapmak sizi taraflı hale getirir, zararsız, suya sabuna dokunmayan şeyleri mi tercih ediyorsunuz, yoksa öfke uyandıran, insanları harekete geçmeye sevk edecek şeyleri mi? Bunu öğretmenlik ve yazarlık kariyerimin en başlarında fark etmiştim.

Bir keresinde "Eğer elinizde tarih yoksa şu anın esiri olursunuz" demiştiniz. Kimileri bugün ABD'nin sarsılmaz olduğunu düşünüyorlar. Onlara ne derdiniz?

Biraz tarihsel bakış açısı işe yarayacaktır. Bu ABD gibi çok güçlü görünen bir ülkenin bile Vietnam Savaşı sırasında hareket yeteri kadar büyüdüğünde boyun eğdiğini ve pes ettiğini görmenizi sağlar. Ya da güneye baktığınızda, bir noktada harekete boyun eğen beyaz liderleri görürsünüz. Tarihte her şeyin korkunç görüldüğü zamanlarda işlerin tamamen değiştiği öyle çok örnek vardır ki!

Ya da, Güney Afrika'yı, Doğu Avrupa'yı, Latin Amerika'yı; o asla yıkılmaz gibi gözüken diktatörlüklerden geriye bir şey kalmadı. Onlara karşı öylesine çok öfke birikti ki bir noktadan sonra yok olmak zorundaydılar. 
Bunları göz önüne alınca, bu çok güçlü ülkenin değişimi için de bir umut görebiliyorum.  (alıntıdır) 

Godfrey Hodgson, The Guardian ,2010




“Amerika’nın Kurucu Ataları ve Devlet Başkanlarını merkez alarak yazılan bu ülkenin bütün tarih kitapları ... kriz zamanlarında bize bir kurtarıcı aramamız fikrini aşılarlar: Devrim krizi zamanında Kurucu Atalar; kölelik krizi zamanında Lincoln; Büyük Darboğaz’da Roosevelt; Vietnam-Watergate krizi sırasında ise Carter bulunmuştur.  Arada bir gelen krizler arasında ise her şey yolundadır; normal 
yaşama dönmek bizim için yeterlidir. Bize en önemli yurttaşlık görevimizin, her dört yılda bir seçim sandığına giderek, kurtarıcılar arasında mali durumu iyi, beyaz, Anglosakson, zararsız kişiliği ve Ortodoks fikirleri olan iki erkekten birini seçmek olduğu öğretilir.”  

“Fakat zaman zaman Amerikalılar bu durumu reddeder ve ayaklanırlar. Bu ayaklanmalar şimdiye dek hep denetim altında olmuştur. Amerikan sistemi dünya tarihinin denetim konusunda en yaratıcı sistemlerinden biridir.  Doğal kaynaklar, 
yetenek ve işgücü konusunda bu kadar zengin olan bir ülkede sistem, yeterince refahı yeterince kişiye dağıtıp hoşnutsuzluğu sürekli sorun çıkaran bir azınlıkla sınırlandırabilir.  Bu ülke o denli güçlü, o denli büyük ve bir çok vatandaşı için o denli rahatlatıcıdır ki aykırı olma özgürlüğünü hoşnutsuz küçük bir gruba bağışlayabilir”. 

“Denetimlerini seçim sistemi, iş durumu, kilise, aile, okul, kitle iletişim araçları aracılığıyla daha karmaşık bir biçimde yayan bir başka ülke yoktur.  Hiçbir ülke, muhalefeti reformlarla, insanları birbirinden ayırarak ve vatansever bir bağlılık 
yaratarak yatıştırmada Amerika kadar başarılı olamaz. (Oysa)...Nüfusun yüzde biri ulusal refahın üçte birine sahiptir. Refahın geri kalanı, nüfusun geri kalan %99’unu birbirine düşürecek bir biçimde dağıtılmıştır; küçük mülkiyet sahipleri hiçbir mülkü olmayanlara; siyahlar beyazlara; Amerika’da doğanlar, yabancı ülkelerde doğup Amerikan vatandaşı olanlara; entelektüeller ve profesyoneller, eğitilmemiş ve 
vasıfsızlara karşıdırlar bu ülkede. Bu gruplar birbirlerine karşı kin beslerler ve kendi aralarında öylesine bir öfke ve şiddetle savaşırlar ki, çok zengin bir ülkede artıkları paylaşan kişiler olarak ortak bir kaderi paylaştıklarını unuturlar.”

Arka Kapaktan :

Bu kitapta Howard Zinn, işte bu "öteki" Amerika'yı anlatıyor. Kolomb'un bu koca kıtayı "keşfetmesinin" ardından bakir topraklara akın eden halkların , katledilen ve sürülen Kızılderililerin, görülmemiş bir hızla gelişen kapitalizmin ezip sömürdüğü işçilerin, toprakların ellerinden alınan çiftçilerin , ırk ayrımcılığının acısını çeken siyahların, protest müziğin ve edebiyatın, savaşlara karşı mücadele eden kitlelerin, liberterlerin, sosyalistlerin ve feministlerin verdiği mücadeleler "öteki" Amerika'nın tarihini "Amerikan Halklarının Tarihi"ni oluşturuyor.


Amerika  Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi 1492'den Günümüze -
A Poeple's History Of The United States - Howard Zinn.  / Prof. Sevinç Sayan Özer’'in çevirisi ile


Zinn'in Türkçe'ye çevrilen kitapları arasında "Halkların Tarihi"nin yanı sıra "Marx Döndü" adlı oyunu ve "Öteki Amerika" bulunuyor.

İŞTE AMERİKAN RÜYASI....

***


14 Şubat 2013 Perşembe

AŞK VE BARIŞ


Fırtına , önüne dikilen her şeye baş eğdirdikten sonra şiddetini azalttı. Işık artıklarından kırpılmış benzerlikleriyle yıldızlar göründü gökyüzünde. Ve karlar, maddenin dinmeyen savaşını düşünüp durdu.


O sırada bir kız girdi odasına ve kendini yatağına atıp acıyla ağladı. Hıçkırıkları yükseldi ve kırılmış kalbi dile geldi ;



"Onu bana geri getir, ah Tanrım, çünkü gözyaşlarım kurudu artık. Onu bana geri gönder, ey insan anlayışını aşan bilge Ruh, çünkü ruhum beni eziyor ve keder tutsak ediyor. Onu savaşın bilenmiş dişlerinden koru ve ölümün pençesinden kurtar ve güce kapılmış o narin gence acı."



"Ah aşk, fethet, yen savaşı, o senin düşmanın. Sevdiğim insanı koru, çünkü senin oğlun o. Git yanımdan, ey Ölüm, git ki o beni görebilsin, ya da gel al beni, ona götür."



O anda içeriye başı sarılı bir genç girdi, beyaz sargılarının üstünde kırmızı harflerle savaşın adı yazılıydı. Kızın yanına gidip, onu gözyaşlarıyla ve gülümsemeyle selamladı. Ellerini tutup dudaklarına götürdü ve istekli bir aşk ve neşeli bir bekleyiş dolu sesiyle şöyle dedi:



"Korkma, çünkü senin ağlayışınla geri döndü o . Sevin artık, savaşın senden aldığını barış geri getirdi, aç gözlülüğün yağmaladığını, yüce gönüllülük onardı. Kurut gözyaşlarını aşkım ve gülümse. Sağ dönüşüme şaşırma, çünkü ölüm gelmeden önce aşk kaçırdı beni ve düşmanlarım görüp şaşırdılar."



"Evet, benim. Beni karanlık yörelerden senin güzelliğini ve barışın topraklarını ziyarete gelmiş bir hayalet zannetme. Korkma, çünkü ben herkesin önünde, aşkı savaşa olan zaferine tanıklık edeyim diye ateşten ve kılıçlardan kurtarılmış bir gerçeğim. Senin mutluluk masalına bir barış insanının önsöz olarak söylediği sözüm."



Bu sözlerle dili yoruldu ve konuşmasının yerini gözyaşları aldı. İki gönül ve sevinçle dolan ruhlar, kaybettikleri parçalarını buldular. Ve sabah geldiğinde ikisi, kırlarda durup Doğa'nın güzelliğine baktılar. Asker, kısa bir sessizlikten sonra Doğu'ya doğru bakıp, sevdiğine ded ki :



"KARANLIĞIN ARDINDAN YÜKSELEN GÜNEŞE BAK."





HALİL CİBRAN (1883-1931)

(Bir damla yaş ve bir gülümseyiş-kitabından)


OZAN


Bir bağ,

Bu dünya ile sonraki arasında;
Susayanlar için, bir tatlı su havuzu;
Bir dikili ağaç
Güzellik ırmağının kıyısında
Dileyen aç kalplere olgun meyveler sunan.


Umutla şakıyan bir kuş

Konuşmanın dallarında
Bedenleri duyarlılıkla dolduran ezgiler söyleyerek.
Yükselip cennetleri dolduran
Bir beyaz bulut gökyüzünde
Ve sonra cömertlik saçan Hayat'ın kırlarındaki çiçeklere.


Bir melek,

Tanrılar'ın gönderdiği, insanlara tanrıların yollarını öğretsin diye.


Astarte'nin yağla doldurduğu

Karanlığa yenilmemiş,
Işıması gizlenmemiş bir ışık,
Apollo'dan saçılan.


Tek başına

Basitliği giyinmiş
Ve duyarlılıkla beslenmiş;
Doğa'nın koynuna oturmuş, yaratmayı öğrenirken,
Ve ruhun inişini beklerken,
Gecenin sessizliğine uyanmış.
Duygu bahçesine gönlünün tohumlarını ekmiş bir çiftçi,
İnsanlar götürür ürününü
Toplanacağı ambara.


Ozan'dır o , insanların o yaşarken kulak vermedikleri,

Ve ayrılınca dünyadan, kendi cennetine gideceğini bildikleri
İnsanların küçük bir gülüşü bile sakındığı şeyleri arayan O'dur;
Onun nefesleri yükselip, güzelliğin canlı hayaliyle gökkubeyi doldurur.
Oysa insanlar, ondan yiyeceği ve sığınağı sakınır.


Ne zamana kadar ey insan,

Ey varlık, ne zamana kadar
Onur evleri kuracaksın onlara
Kanla yoğrulmuş topraktan
Ve sana barış ve rahatlık sunanlardan kaçınacaksın?
Ve baskı boyunduruğu altında boyun eğenleri ?
Ve unutacak mısın, günlerin görkemini görmen için
Karanlığa ışık saçanları?
Onlar ki sırlar içinde yaşarlar
Senin erişemeyeceğin o mutluluk ve keyifle.


Ve siz Ozanlar

Bu hayatın hayatları;
Fethettiniz yılları,
İnsanların zalimliğine karşın,
Ve bir defne dalı kazandınız
Aldatmanın dikenlerinden,
Siz, gönüllerin üstünde bağımsızsınız,
Ve sonsuz olacak sizin krallığınız.


HC.