Translate

KADINA ŞİDDET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KADINA ŞİDDET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2013 Çarşamba

KADINA ŞİDDET HEM DE YETKİLİLER ELİYLE...





The Whistleblower - Muhbir (2010) , Rachel Weisz , Vanessa Redgrave , David Strathairn , Monica Bellucci

Filmi izlemek için tıklayın :


BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE VE ONUN KOMPLOCU ORTAKLARINA KAFA TUTAN KADIN , KATHRYN BOLKOVAC.


Nebraska’lı bir polis olan Kathryn, barış gönüllüsü olarak gittiği Saraybosna’da BM’nin Toplumsal Cinsiyet Bürosu’nun başına geçer. Ama karşısına BM memurlarından yerel polis ve barış gönüllülerine kadar her makamın bulaştığı korkunç bir sanayi olan seks ticaretinin yarattığı skandallar çıkar. Her yöne yayılan bu entrikayı ortaya çıkardıkça, kimsenin hesap vermeyeceğini de anlar. Gerçek bir hikâyeye dayanan Muhbir, tek bir kadının rezil gerçekler karşısında adalet arayışını anlatıyor.
Kathryn Bolkovac'ın ayrılmasının ardından, aralarında özel mütahitlerinde bulunduğu bazı arabulucu görevliler evlerine yollandı.

       HİÇBİRİ ÜLKELERİNDE CEZAİ KAVUŞTURMAYA               
                                             UĞRAMADI.


Kathryn Bolkovac'ı kovan özel mütahit firma Amerika Hükümeti ile iş yapmaya devam ediyor.

Bunların arasında IRAK ve AFGANİSTAN 'daki milyar dolarlık sözleşmelerde bulunmakta...!!!

Kathryn Bolkovac Jan'la birlikte Hollanda'da yaşamaktatır, uluslararası çevrelerde yeniden iş bulması mümkün olmamıştır.
İnsan ticareti en hızlı gelişmekte olan suç alanlarından biridir.

Her yıl dünyanın farklı bölgelerinden yaklaşık İKİBUÇUK MİLYON İNSANIN KAÇIRILDIĞI tahmin edilmektedir.

                        Gerçek Kathryn Bolkoviç ile röportaj:






BOSNIA AND HERZEGOVINA

TRAFFICKING OF WOMEN AND GIRLS TO POST-CONFLICT BOSNIA AND HERZEGOVINA FOR FORCED PROSTITUTION

To the Government of Bosnia and Herzegovina 
To the United Nations 
To the U.N. Mission in Bosnia and Herzegovina 
To the U.S. government 
To the Stabilization Force (SFOR)

III. BACKGROUND

The International Community in Bosnia and Herzegovina

IV. WOMEN'S AND GIRLS' EXPERIENCES OF TRAFFICKING INTO THE BOSNIAN SEX INDUSTRY

Women's and Girls' Reasons for Migrating 
Recruiting Practices 
Trafficking Routes and Transportation 
Sale of Women and Girls 
Conditions in the Nightclubs 
Police Raids 
Prosecutions of Victims 
Escaping from the Nightclubs 
Returning Home

V. INTERNATIONAL AND DOMESTIC LEGAL PROTECTIONS AGAINST TRAFFICKING

International Law Protections 
The Trafficking Protocol 
Standards Relevant to the Trafficking of Children: The Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the Sale of Children, Child Prostitution, and Child Pornography
Convention on the Rights of the Child
Other Relevant Standards for Combating Trafficking of Women and Girls 
Domestic Legal Protections 
The Federation: Criminal Law 
Criminal Charges against Corrupt Officials
Confiscation of Assets and Compensation of Victims 
Republika Srpska: Criminal Law 
Criminal Charges against Corrupt Officials 
Confiscation of Assets and Compensation of Victims 
Brcko Criminal Code

VI. LOCAL POLICE INVOLVEMENT IN TRAFFICKING

Direct Links to Trafficking of Women and Girls
Police As Bar/Brothel Owners and Traffickers 
Police As Employees of Establishments Holding Trafficked Women and Girls 
Police Complicity and Corruption: Bribes and Freebies 
Police Visitors to the Nightclubs 
Tip-offs about Raids 
Involvement by Police Foreigners' Departments 
Fake and Forged Documents 
The International Police Task Force (IPTF) and Monitoring the Local Police

VII. THE BOSNIAN GOVERNMENT RESPONSE

Failure to Prosecute Traffickers 
Failure to Prosecute or Discipline Corrupt Police Officers 
Prosecution and Deportation of Trafficking Victims 
Lack of Witness Protection 
Lack of Regularized Immigration Status

VIII. THE U.N. RESPONSE

Failure to Define Trafficking in accordance with International Law 
Failure to Provide Safe Shelter outside the Capital

IX. LEGAL IMMUNITY AND IMPUNITY FOR INTERNATIONAL COMMUNITY MEMBERS INVOLVED IN TRAFFICKING

The Stabilization Force (SFOR) 
International Police Task Force (IPTF) 
The U.S. Government Position

X. IPTF AND TRAFFICKING

IPTF Officers As Clients 
The Prijedor Case 
Clients and "Contracting" 
Purchases of Women from Brothels 
Alleged Retaliation against Whistleblowers 
Lack of Transparency in U.N. Internal Investigations 
UNMIBH's Response in the Prijedor Case 
Operation Makro
A Record of Impunity

XI. SFOR CONTRACTOR INVOLVEMENT

U.S. SFOR Contractors and Trafficking 
Impunity for SFOR Contractors Engaged in Trafficking-Related Crimes
DynCorp and Corporate Responsibility

XII. CONCLUSION

Read everything :



BUNLARIN "İÇİNDE" OLAN VE KENDİSİNE "MEDENİYİM" DİYEN "BATI" BU YÜZDEN BANA DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARINDAN BAHSEDEMEZ...!

SB.
ilgili haber:

DÜNYA KADINLARI AYAKLANIYOR ve KADINA ŞİDDET




Ayaklanmanın nedeni, kadına yönelik şiddet. 

1 milyar kadına ulaşmayı hedefleyen kampanya "1 Billion rising" adıyla yürütülüyor.

onebillionrising



***

10 yıllık AKP iktidarında kadının bilançosu ağır oldu

AKP iktidarının beslendiği alanlardan biri “cemaatçi kadın hareketi” olurken, 10 yıllık iktidarında AKP kadınlara saldırmaktan da geri kalmadı. Kadına yönelik şiddet, tecavüz yasası, kürtaj tartışmaları derken kadınlar AKP’nin şiddetinden en fazla pay alan taraflardan oldu.

AKP’nin türbanla başlattığı süreç “kadını eve kapatmaya” doğru hızla ilerlerken, 10. yılını dolduran iktidarın kadın dosyası hayli kabarık. Eşitliğe inanmıyorum diyen başbakan, “tecavüze uğrayan kadının bebeğine gerekirse devlet bakar” diyen Sağlık Bakanı, evli ve 3 çocuklu asgari ücretli vatandaşlardan vergi alınmayacağının ‘müjdesini’ veren başbakan yardımcısı, kadına yönelik şiddeti engellemek için cami, kışla ve okul formülünde ‘aydınlanma projesi’ başlatan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, AKP iktidarının kadına bakışını temsil eder nitelikte.

AKP için kadın erkek eşit değil
Gericiliği her alanda yaygınlaştıran hamleleriyle kadın düşmanlığını besleyen AKP iktidarında başbakan Erdoğan kadınların erkeklerle eşit olmadığını hemen her fırsatta dile getiriyor. "Kadın kadındır erkek erkektir. Bunların eşit olması mümkün mü?” diyen Erdoğan, “ Bazı kadınlar ekranlarda kadın erkek eşitliği diyorlar. Bu eşitlik haklar konusunda eyvallah. Ama diğeri ise yaradılışa ters. Siz önce kadınlar arasındaki eşitliği halledin” diye buyurmuştu.

Başbakanın sıkılıka vurguladığı ‘kadın-erkek eşit değildir’ söyleminin uygulama alanı ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması oldu. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yerine kurulan bakanlığın kadın–erkek eşitliğini sağlamakla görevli olması beklenirken kadın “aile” kurumu içinde konumlandırılarak ötelenmiş oldu.

Soyut bir “aileyi koruma” tanımı içinde, kadına da korunması gereken ailede ‘3 çocuk doğurma’ görevi verilirken Dünya Ekonomik Forumu’nun 2011 raporu yaşanan durumu rakamlarla gösteriyor. Rapora göre kadın-erkek eşitliğinde Türkiye 135 ülke arasında 132. sırada. Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü şiddet görüyor ve her gün ortalama 5 kadın cinayeti işleniyor.

Buna karşılık AKP iktidarı kadına şiddeti önleme olarak sürdüğü yasaya bile “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” adını verirken, yasada şiddet gören kadının ikna, uzlaşma gibi yöntemlerle hukuki yollardan hakkını aramaktan vazgeçirilmesi isteniyor. Kadınlara sağlanan “sığınakların” gizliliği ortadan kaldırılıyor ve adına yönelik şiddetin insan haklarına aykırılığına değinilmediği yasada şiddet gören kadınlara tedbir kararı verilebilmesi için gördükleri şiddeti ispatlamaları da isteniyor.

Kadına yönelik şiddette 10 yılda %1400 artış 
AKP iktidarı süresince kadına yönelik şiddetle mücadele edemediği gibi istatistikler kadına yönelik şiddette %1400 artış olduğunu söylüyor. Avrupa Konseyi’nin kadına yönelik şiddetle mücadele çağrısına "Kadına şiddetle mücadele sözleşmesi"ni imzalayarak cevap veren Türkiye’de yaşananlar AKP’nin bu konuda hassas bir politika yürütmediğini gösteriyor. Erdoğan'da kadına yönelik şiddet olaylarının muhalefetin ve medyanın istismarıyla artıyormuş gibi bir havada takdim edildiğini söyleyerek konuyu yok saymaya devam ediyor. Ancak veriler durumun vahametini ortaya koyuyor.

Kadın düşmanlığında sınır tanımayan AKP iktidarı boyunca kadına uygulanan şiddet, tecavüz ve cinayetler raporlara hep artan sayılarla konu oldu. Son verilere göre sadece 2011 yılında 257 kadın öldürülürken, 102 kadın tecavüze uğradı ve 202 kadın yaralandı. 2012 yılının ilk altı ayının bilançosunu çıkaran Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre de 100’e yakın kadın hayatı kaybetti. 2012 Eylül ayı itibarıyla İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi'ne 5 bin 9 kadın fiziksel ve duygusal şiddete uğradığı gerekçesiyle başvurdu. Cinsel saldırıya uğrayan kadınlardan yüzde 40’ı ise korku, baskı gibi gerekçelerle şikayetçi dahi olamadı.

AKP kadınları şiddete teslim ediyor
AKP kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda sıklıkla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üzerinden ‘samimiyet gösterisi’ yapmaya çalışsa da kadına yönelik taciz, tecavüz, şiddeti durdurma konusunda samimi olup olmadığını anlamak için AKP zihniyetinin kadına bakış açısına dair birkaç örneği hatırlamak yeterli aslında.

- AKP’li belediyeler düzenledikleri etkinliklerde gerici kadın rolünü topluma benimsetmeye çalışıyor. AKP’li Küçükçekmece Belediyesinin düzenlediği etkinlikte konuşma yapan gerici yazar Sema Maraşlı, kadınları erkeklerin üstünlüğünü kabul etmeleri yönünde uyarmıştı. Kur’an’da evin reisinin erkek olduğunu belirten Maraşlı kadınların yaratılışları gereği teslimiyetçi olduklarını savunmuştu.

- AKP gerici kadın modelini yaratma sürecinde rol model oluştururken kendi starlarını da yaratıyor. Bunlardan en bilindik olanı, yaşam koçluğu ve aile danışmanlığı sıfatıyla AKP’li belediyelerin düzenlediği etkinliklerde seminerler veren Sibel Üresin. Üresin, katıldığı bir televizyon programında İstanbul'da tek eşli kimse olmadığını savunarak "Kocama arkadaşımı tavsiye ettim" yönündeki açıklama yapmıştı. Bu açıklamalarla yetinmeyen Üresin, imam nikahının resmileşmesini savunurken “zengin bir erkek olsaydım 4 kadın alırdım” sözleriyle dinci gericiliğin kadın zihninde yaratabileceği tahribatın sınırı olmadığını göstermişti.

- Ordu'nun Ünye ilçesinde, AKP Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci sosyal paylaşım sitesi Facebook'taki sayfasına, başı açık kadınlar için "Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır" yazmıştı.

- Tayyip Erdoğan, Münevver Karabulut cinayetinden sonra aileyi suçlamış ve "kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" yorumunu yapmıştı.

- Başbakan Erdoğan Ankara'da Metin Lokumcu'nun katledilmesini protesto eden Dilşat Aktaş için "Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara'da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem" demiş, AKP zihniyetinin kadına bakış açısını net olarak gözler önüne sermişti.

Şiddete çözüm önerileri kadınlarla dalga geçiyor
Türkiye’de ortalama her gün 5 kadın eşleri, sevgilileri ya da tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor, boşanmak isteyen kadınlarsa şiddetten en fazla mağdur olanlar olarak karşımıza çıkıyor. Devletten koruma talep eden kadınların kaldığı sığınma evleri açılış törenlerinde teşhir edilirken, koruma talebiyle polise veya savcılığa başvuran kadınların yüzde 73'ü, sığınma evlerinde olan kadınların ise yüzde 27'si cinayete kurban gidiyor. AKP ise geliştirdiği söylemle kadın cinayetlerini adeta teşvik ederken, çözüm için önerdiği yöntemlerle kadınlarla dalga geçiyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, problemin çözümünde zihinsel dönüşüm boyutunun olduğunu söylerken bu dönüşümü gerçekleştirmek için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da içinde olduğu kurumlarla 'aydınlanma projesi'ni yürütüleceğini açıklamıştı.

Şiddetin engellenmesinde önerilen bir başka çözüm ise panik butonu. Uyguladığı politikalarla kadına şiddeti adeta teşvik eden AKP'nin önerisi ise skandal niteliğinde. Panik butonu uygulamasında şiddet gören kadınlara dağıtılacak cihazlarla "Emniyet'e erkenden haber verilmesi" planlanıyor. Kadınların şiddet anında ellerindeki cihazı kullanarak emniyete haber vermesi planlanırken Şahin konuşmasında, "Aslında bu buton, şiddeti psikolojik olarak engelleyecek bir sistem. Sosyal devlet olarak, şiddet görenin yanında olduğumuzu gösterebilsek, psikolojik bir yaptırım da getirmiş olacağız." diyerek çağrı aletinin işlevsiz kalacağını da kendi ağzıyla söylemiş oldu. AKP’nin kadına dönük şiddeti engelleme önerisi panik butonu ise herkese dağıltılmayacak. Bunun için aile mahkemesi hakiminin kararı gerekiyor. Koruma için başvuran kadınların ölüm oranları düşünüldüğünde ise uygulamanın başarılı olma şansı olmadığı anlaşılıyor.

Kürtajla kadınlar hedef tahtasında
Kadına dönük muhafazakar politikaların en son örneği kendini kürtaj tartışmalarında gösterdi. Başbakan Erdoğan, partisinin Genel Merkez Kadın Kolları 3. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada “Yatıyorsunuz kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere'dir” diyerek katliamın sorumluluğunu üzerinden atan bir açıklama yapmıştı.

Kürtajla başlayan tartışma sezeryan meselesi ile dallanmıştı. Özel bir hastahanenin açılışında sezeryana ilişkinin öfkesinin üç çocuk meselesinden kaynaklı olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, konuşmasında “ Kürtaj ve sezeryan cinayettir” diyerek kürtaj yasağının sinyallerini vermişti. Aynı konuşmada Başbakan, “ Kürtaj yasasını çıkartacağız” demiş, yasa tasarısı Haziran ayında mecliste görüşülmüştü. Aynı konuşmada Erdoğan, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a yetki verdiğini söyleyerek, “ Bakanıma söyledim. Kürtajla ilgili yasayı çıkaracağız” açıklamasını yapmıştı.

Başbakan’dan tam yetkiyle sezeyan ve kürtaj tartışmalarının uygulayıcısı Akdağ ise, “Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?’ deniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar.” diyerek tecavüze uğrayan kadınların da gebeliklerini sonlandırmaması gerektiğini savunmuştu. Akdağ’ın açıklamalarının hemen ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün de kürtajın tecavüzden daha büyük bir suç olduğunu iddia etmiş ve tecavüze uğrayan kadınların doğurması gerektiğini savunmuştu. Bosna’da tecavüze uğrayan kadınlar üzerinden kürtajın tecavüzden daha büyük bir dram olduğunu ileri süren Üstün, “Anne karnında o bebekler öldürülseydi, tecavüzcülerin yaptığından çok daha büyük bir dram, suç ortaya çıkacaktı” diyerek down sendromlu doğacak diye bebeklerin aldırılmasının yanlış olduğunu söylemişti.

AKP yargısında tecavüz mahkemelerce aklanıyor
Tecavüz mağdularının kürtaj hakkının elinden alınmasının tartışıldığı ülkemizde, mahkemeler tecavüz ve taciz davalarındaki kararlarıyla gericilerin söylemlerini meşru kılacak hamleler yapıyor. Kürtajı yasaklayan iktidar, yargının tecavüzcüden yana tutumuyla destekleniyor. Yargı taciz ve tecavüz davalarında ya suçluları aklıyor ya da çok geç kararlar alıyor.

Geçtiğimiz yıl Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yargıda iş yükünü hafifletmek amacıyla düzenlediği çalışmada yapılan öneriler yargıyı eline geçiren AKP’nin kadına bakış açısını ortaya koymuştu. Önerilerden birisi tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi olurken diğer öneri ise daha hızlı rapor alınabilmesi için tecavüze uğrayan kadının ‘beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırılmayarak bunun yerine sadece ‘beden sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırılması idi.

Mahkemelerin verdiği kararlar gericilerin istismar olaylarında istediğiyle örtüşüyor. Tecavüze uğrayan kadının çocuğu doğurması yönünde muhafazakar ideolojinin imdadına mahkemeler koşuyor ve tecavüz olaylarında mahkeme kararıyla kürtaja izin verilmiyor.

3 Kasım 2012
(soL - Haber Merkezi)



***

AYŞE ARMANDAN....

DEHŞET BİR İZLEYİCİ MEKTUBU...


Kadın doktor kürtaj olmak isteyen hastasına narkozsuz kürtaj yaptı. Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman bugünkü köşesinde okuyanı altüst eden bir kürtaj hikayesine yer verdi. Devlet hastanesinde narkozsuz kürtaj edilen Eda K.B.'nin hikayesinin anlatıldığı mektupta tüyleri diken diken ifadeler yer alıyor. Kürtaj olduğu için doktorun kendisini cahillikle suçladığını, "kocanın altına yatmayı biliyorsunuz ama.." şeklinde hakaret içeren cümleler kurduğunu yazan Eda K.B., kürtaj olanları cezalandırmak için devlet hastanesinde narkozsuz kürtaj uygulandığını iddia etti.

İşte o mektup:

'İÇİMİZ ÇOK ACISA DA ALDIRMAYA KARAR VERDİK' 
İki evladım var, 37 yaşındayım. Eşimle korunmamıza rağmen bir şekilde hamile kaldım. “Olurdu olmazdı” derken, içimiz çok acısa da, aldırmaya karar verdik. Çok zor bir karardı ama yaptırmak zorundaydık. Maddi olarak üçüncü bir çocuğu büyütmemiz, yetiştirmemiz mümkün değil. Çocuk demek para demek. Yok böyle bir imkânımız.

Konut kredisi almak isteyenler mutlaka tıklayın! Tam 15 bankanın en uygun kredileri Burada Kredi Kartı Borçlarınızdan kurtulmanın zamanı gelmedimi? Arayın yardımcı olalım... 'KÜRTAJ OLMAK 750 LİRADAN BAŞLIYORMUŞ' 
Böyle sakin yazdığıma bakmayın. Geçen hafta hamile olduğumu öğrenince şok yaşadım. Eşim de, en az benim kadar perişandı. Hemen fiyatları araştırmaya başladık, kürtaj olmak 750 liradan başlıyormuş, dedik ki, “Devlet hastanesine gidelim...”

'DOKTOR AÇTI AĞZINI YUMDU GÖZÜNÜ' 
Salı günü bir devlet hastanesinin Aile Planlama Merkezi’ne gittim. Ultrasona aldı doktor beni. Evet, bebek vardı. Kadın doktor açtı ağzını yumdu gözünü, “İlkokul mezunuyla üniversite mezunu arasında en ufak bir fark yok. Hepiniz aynısınız!” dedi. Hekimlikten ve hasta psikolojisini anlamaktan uzak, sadece kişisel egosunu tatmine dayalı bir sürü söz sarf etti. Hiç cevap vermedim, vermek de istemedim, çünkü benim üzüntüm bana yetiyordu.

'ETEK TIRAŞI OL, BANYO YAP' 
Perşembe gününe randevu verdi. Gelirken etek tıraşı olmamı, banyo yapmamı ve bir de etek getirmemi söyledi. Tuhafıma gitti. “Ha bir de gelmeden, mutlaka bir şeyler ye!” dedi. Oysa narkoz alacağımı düşündüğüm için, “Bu doğru olmaz!” diye geçirdim aklımdan.

‘KOCANIN ALTINA YATMAYI BİLİYORSUN AMA’ 
Perşembe sabahı erkenden kalktım ve hazırlandım, eşimle yola koyulduk. Saat tam 08.45’te hastanedeydik. Eşimi bekleme salonuna aldılar, beni de başka bir bölüme. Odada 4 kadın dık. Bir saat kadar bekledikten sonra doktor hanım geldi. Sanki çocuklarıymışız gibi, “Geçin bakim şuraya” dedi, geçtik. Üreme sistemini anlattı. Sonra da verdiği bilgilerin pekiştiğinden emin olmak adına, “Neyle korunacaksın bundan sonra?” gibi sorular sordu. Cevap veren kadına, “Madem öyle, bunu daha önce niye yapmadın?” dedi. Kadın, “Kocam...” diye geveleyince “Altına yatmayı biliyorsun ama” diye azarı bastı.

ODADAN ÇIKAN KADINLARIN YÜZÜNDEKİ DEHŞET İFADESİ Sonra bizi ranzaların olduğu bir odaya aldılar. 4 yatak vardı 4’ü de birbirinden leş, camlar açık. Eteklerimizi giymemiz söylenince, hiç tanımadığım kadınların önünde soyundum, iç çamaşırımı çıkardım, eteğimi giydim ve sıramı beklemeye başladım. Kadınları tek tek, başka bir odaya alıyorlardı. Meğer en korkunç şey o odada yaşanacakmış da, haberim yokmuş! Ben en sonuncuydum. Odadan çıkan her kadının yüzünde dehşet ifadesi vardı ve kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Sıra bana geldi.

NARKOZSUZ KÜRTAJ 
Odaya girdim. O odanın da camı açıktı, jinekoloji masası da camın yanındaydı. Uzanmam söylendi. Ben hâlâ saf bir şekilde narkozcu bekliyorum. “Herhalde bir narkozitör gelip beni uyutacak” diyorum. Masanın hemen yanında ağzı açık bir tıbbi atık çöp kovası var, içi de kanlı gazlı bez ve pamuk dolu, ona bakıyorum. Bu arada, odanın kapısı açık hasta mahremiyeti yok, isteyen istediği gibi girip çıkıyor. “Allah’ım ben n’apıyorum burada? Bu insanların arasında işim ne?” demeye kalmadan, bir spekülümün kabaca içime yerleştirilmesiyle irkildim. Meğer kürtaj yaparken ne narkoz, ne sakinleştirici, ne de ağrı kesici hiçbir şey vermiyorlarmış!

'BEBEĞİMİ, BEN KENDİMDEYKEN VAKUMLADILAR' 
O an yaşadığım bedensel ve duygusal travmayı asla unutmayacağım. Ağlamaya başladım. Ki ben ketum bir insanım kolay kolay ağlamam ama rızam da olsa, gözümün önünde bebeğimin alınması, kocaman bir aletin bebeğimi ben kendimdeyken vakumlaması...

'HER ŞEYDEN NEFRET ETTİM' 
Beni çok sarstı. Her şeyden nefret ettim. Kendimden, eşimden, çaresizliğimizden, bunu bana yapan insanlardan, maruz kaldığım bu iğrençlikten, bu zihniyetten... Beş dakika kadar sürdü. Masanın kenarlarını sıkmaktan avuçlarımın içi acıdı, morardı. Ayağa kalktığımda titriyordum. Kendimi tecavüze uğramış gibi hissediyordum. Zaten duygusal olarak, orada tecavüz ettiler bana.

'DEVLET KADINLARI BÖYLE CEZALANDIRIYOR' 
Yaşadıklarımı şimdi değerlendirdiğimde... Kürtajın, narkoz, sakinleştirici, hatta ağrı kesici bile verilmeden yapılmasını, devletin kadınları bir tür “cezalandırma” şekli olduğunu düşünüyorum. “Benim bedenim, benim kararım diyorsunuz öyle mi? Alın size!” demek bu. Başka yerlerde, tür acı deneyimler yaşayan kadınlar var mı bilmiyorum. Ben yaşadıklarımı paylaşmak istedim, belki konu dikkatini çeker, yazarsın ve bu sayede bazı şeylerin değişmesine vesile olursun... 

Sevgiler. (Eda K.B.)

***

Başbakanımız diyor ki: “Bayanların futbol maçında küfrettiklerini görünce, nevrim dönüyor.”

Kadın küfredince…
Nevir dönüyor, AMA ŞİDDETE MAARUZ KALINCA NEVRİ DÖNMÜYOR !!!

YILMAZ ÖZDİL'in yazısını okumak için tıklayın


                                              ***
                          HER TÜRLÜ ŞİDDETE KARŞI 

                                      ARTIK KORKMUYORUM


                                 HERŞEY SEVGİ VE SAYGIYLA



                                 UMAY ANA BİZİMLE 
SB.
ilgili haber:

17 Mayıs 2012 Perşembe

KADIN'A İKİ FARKLI BAKIŞ




Başbakanımız diyor ki: “Bayanların futbol maçında küfrettiklerini görünce, nevrim dönüyor.”

*
Haklı, küfür elbette yakışmıyor.
Ama…

*
Bedensel engelli eşini keser’le yaralayan koca, baktı yaşıyor, kaynar suyla haşlıyor.
86 yaşındaki koca, eşini gırtlaklayarak öldürürken…
81 yaşındaki koca, market arabasıyla taşıdığı eşinin cesedini çöp konteynerine götürürken yakalanıyor.

Bir koca, ayrılmak isteyen eşinin kafasını taşla ezip, kuyuya atarken… Bir başka koca, baba evine dönen eşinin kafatasını odun’la kırıp, nehre atıyor.

Dünya Kadınlar Günü’nde… Koca dayağından kaçan kadın, ilk gördüğü mekana, tıp merkezine sığınıyor, tıp merkezi eşinin akrabaları tarafından basılıyor, kadına da iki şarjör kurşun basılıyor, tıp merkezinin cerrahi müdahalesine rağmen kurtarılamıyor.

Cüce ay, şubatta… 29 günde, 24 kadın öldürülüyor, 10 kadın tecavüze uğruyor.

Sopalı koca, karakola şikayet ediliyor, savcılığa sevk ediliyor, mahkemede üç bin lira para cezası alıyor, eve dönüyor, ulan senin yüzünden az daha tutuklanıyordum deyip, haşırt haşırt 30 yerinden bıçaklıyor.

Hamile eşini av tüfeğiyle infaz eden, yatağa gelmiyordu derken… Eşini yatakta yastıkla boğan, rüyamda aldatıyordu diyor.

17 yaşındaki İzmirli garson, 15 yaşındaki İrlandalı kız arkadaşıyla evlenmelerine izin vermeyen İrlandalı anne’yi ve İrlandalı annenin kadın arkadaşını bıçakla doğruyor, kanlı elbiseleri çöpe, cesetleri ormana fırlatıyor.

Manyağın biri, eski sevgilisini kıskanıp kürek’le dövüyor, bayıltıyor, aynı kürekle çukur kazıp, diri diri gömmeye başlıyor, manyağın yeni sevgilisi kız, onu bu kadar kıskanmanı kıskanıyorum diyor, manyağı yumuşatıyor, ikna ediyor, yeni sevgili eski sevgiliyi çıkarıp, hastaneye götürüyor.

İstanbul Barosu, kadın cinayetlerinin son 7 senede %1400 arttığını açıklıyor.

Ağzı burnu kırılan, balta’yla tehdit edilen, yalvara yakara devletten koruma isteyen, isteği kabul edilmeyen kadıncağız, boşandığı eşi tarafından delik deşik edilerek öldürülüyor, göğsünden girip sırtından çıkan 26 santimlik bıçağın öldürücü olmadığına kanaat getiriliyor.

16 yaşındaki kızcağızı aşık olmuyor diye 37 yerinden deşip, kafasını testere’yle kestikten sonra buzdolabına koyan sapık, serbest bırakılıyor, yuh be kardeşim denilince, ay pardon yanlış hesaplamışız, 24 senecik daha yatması gerekiyormuş denilerek, rica minnet içeri tıkılıyor.

Profesör koca, eşini aralıksız dokuz saat dövüyor, aslında yaz’ın da dövüyor ama, bu defa mevsim kış, sokağa çıkıp kar topluyor, küvete dolduruyor, iç kanaması dursun diye, eşini küvete yatırıyor.

Kocanın biri, eşini kelepçe’yle yatağa bağladıktan sonra, kerpeten’le etlerini koparıp, vücuduna tuzruhu dökerken…
16 yaşındaki imam nikâhlı bi kızcağızın, kayınpederinin tecavüzüne uğradığı, cinsel organının da kayınvalidesi tarafından kızgın demirle dağlandığı ortaya çıkıyor.

*
Kimsenin nevri dönmüyor.

*
Kadın küfredince…
Nevir dönüyor...

Yılmaz Özdil 
17 Mayıs 2012






"Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir  organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir." ... Şubat 1923



"İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?" ... Eylül 1925



"Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."




"Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni konumunu yetki ile işgal etmiş, iş hayatının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasi hayatla, belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve lihakatle kullanacaktır." ... 1935




MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


***