Translate

FİLM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FİLM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2014 Cuma

KIRIM HANLIĞI - HALİL İNALCIK





KIRIM HANLIĞI
Prof. Dr. Halil İNALCIK

Kırım Hanlığı, Kırım Altın-Ordu imparatorluğu içinde mümtaz bir bölge teşkil etmekte idi. XIII. asır sonlarına doğru Nogay, Altın-Ordu hanına karşı Karadeniz şimalindeki stepler ile Kırım'ı müstakilen elinde tutuyor ve Balkanlar ile Bizans üzerinde siyasî üstünlüğünü ve himayesini kurmağa çalışıyordu. 

Nogay'ın bertaraf edilmesinden sonra da (1300), Kırım geniş salahiyetli valiler idaresinde mümtaz durumunu muhafaza etti (bk. îbn Battüta, Seyyahatname, tür. yer.). Kırım'da oturan beyler yarımada dışındaki steplerde dolaşan kalabalık muharip kabîlelere dayanmakta idiler ve Cenevizliler ile ihtilafları eksik olmuyordu.

XIV. asrın ikinci yarısında Altın - Ordu'da hüküm süren taht kavgaları sırasında, Kırım rakip beylerin ve hanların sığındıkları başlıca bir bölge halini aldı. 1380'de Mamay, Toktamış Han'a yenilince, Kırım'a kaçtı. Aynı suretle İdikü (Edike) Toktamış'a karşı mücadelesinde Kırım'ı üs olarak kullanıyordu. 

Bu suretle Kırım parçalanmakta olan Altın - Ordu hanlığı içinde müstakil bir siyasî varlığa namzet görünüyordu. Cengiz Han soyundan prensler, bu bölgeye dayanarak, hanlıklarını ilan etmekte ve sonra Volga üzerinde merkezi ele geçirmeğe çalışmakta idiler. 

Toktamış Han bunlardan biridir. 1394/1385e doğru, Toktamış gibi, Cuci'nin küçük oğlu Tokay Timur soyundan olan Baş-Timur Kırım'da sikkeye kendi adını da koyarak, hakimiyet iddiasında bulundu. Kırım onun atalarının yurtluğu idi [bk. mad. GÎRAY, s. 784]. Onun oğulları rakiplere (Ulug Muhammed ve Edike) karşı mücadelelerden sonra nihayet Kırım'da ayrı bir hanlık kurmağa muvaffak oldular.

Kırım hanlığının hakikî kurucusu Hacı Giray [b. bk.] sayılır ve adını taşıyan en eski para 845 (1441/1442) tarihini taşımaktadır. XV. asır başlarında Altın-Ordu'da şiddetlenen iç rekabet ve savaşlar sebebi ile bir çok kabileler orta Asya'ya yahut garba Kırım'a ve Karadeniz şimalindeki steplere kaçmakta idi. Belli  başlı kabile beyleri, bu arada Şırın beyi gelip Hacı Giray'a iltihak ettiler. O daima daha çok miktarda kabileyi Volga havzasından kendi tarafına çekmek için çalıştı. Yarım asır sonra dahi Şırın beyi Eminek Mirza bir mektubunda «hep beyliğimiz dahi bu il ile durur» diyordu (bk. A. N. Kurat, Yarlık ve bitikler, vesika XI). 

Hacı Giray Altın-Ordu hanına karşı Moskova ile dostluk ve ittifak münasebetleri kurarak, durumunu kuvvetlendirdi. İstanbul'un zaptından sonra boğazlara ve Karadeniz'e hakim olan Osmanlılar ile Cenevizlilere karşı ittifak etti ve 1454 yazında müşterek Osmanlı - Kırım kuvvetleri, ilk defa olarak, Kefe'yi muhasara ettiler. Kefe Cenevizlileri Osmanlı sultanına ve Kırım hanına yıllık vergi vermeğe razı oldular (bk. Kırım'ın osmanlı tabiliğine girmesi ve ahidname meselesi. Belleten, sayı 30, s. 197 v.d.). 

Hacı Giray, Altın-Ordu hanlarının meşru varisi sıfatı ile, Kefe'yi yarlıklarında kendi ülkeleri arasında saymaktadır. Bundan başka Hacı Giray bir tarhanlık yarlığında (A. N. Kurat, vesika VI), Kırım'dan maada, Taman, Kabartay (Kabada) ve Kıpçak bölgelerini de hakimiyet sahası içinde göstermektedir.

Altın - Ordu gibi Kırım hanlığının da büyük zaafı irsî kabile beylerinin devletin hakikî hakim ve sahibi olmalarından doğmuştur. Kabile reisleri yahut han ailesi içinde rekabetler, bu kabilelerin birbirlerine karşı guruplanarak, kolayca bir iç harbe sürüklenmesini intaç etmekte idi. Hacı Giray Han'ın ölümünde (1466) oğulları arasında taht kavgası uzun bir kargaşalık devresi açtı. Yenilen rakip yarımada dışındaki steplere kaçarak yahut Kefe'ye sığınarak, mücadeleye devam etmekte idi. Kefe Cenevizlileri kendi durumlarını kuvvetlendirmek için, kah bunun ve kah ötekinin tarafını tutarak, bu mücadelelerde mühim rol oynamakta idiler. 

Esas mücadele Nurdevlet ile Mengli Giray arasında idi. Mengli Giray mağlup olarak, Kefe'ye sığındı. Orada Kefe tudunu olan Şırın kabîlesi beyinin ve Cenevizlilerin yardımı ile 1468'de Kırım tahtını tekrar ele geçirdi. Şimdi Cenevizliler Mengli Giray'ın Osmanlılara karşı sağlam bir müttefik olduğuna inanıyorlardı. 25 teşrin I. 1469'da Mengli Giray Fatih Sultan Mehmed'e «karındaşım» hitabı ile yazdığı bir mektupta Yakub Bey'in donanma ile gelip. Kırım sahillerinde iki şehri yakıp yağma etmesinden şikayet etti. 

1475'e doğru Kefe tudunu ve Sırın beyi Eminek, Osmanlılar ile anlaştığı ithamı altında Cenevizlilerin İsrarları ile, mevkiinden uzaklaştırıldığı zaman beyleri ve kabilelerim etrafında toplayarak, isyan etti. Mengli Giray'ı kaçmağa mecbur etti. Mengli Giray Cenevizlilere sığındı ise de, onlar Nurdevlet ile anlaşarak, kendisini mevkuf tuttular. Nurdevlet han ile de bozuşan Eminek cenevizlilere karşı Osmanlı padişahına müracaat etti. 

Fatih Sultan Mehmed, bunu fırsat bilerek, Gedik Ahmed Paşa [b. bk.]'yı kuvvetli bir donanma ile acele Kırım'a gönderdi (1475). Kefe ile Kırım sahillerinde cenevizlilere ait bütün limanları zaptettirdi. Gedik Ahmed Paşa tarafından hapisten çıkarılan Mengli Giray ceneviz dostu olan Nurdevlet'in elinden hanlığı almağa muvaffak oldu ve Ahmed Paşa ile bir anlaşma yaptı ve Osmanlı sultanının tâbîliğini kabul etti. Bir buçuk ay sonra padişaha yazdığı ,bir mektupta tâbiietini te'yit etti (A. Kurat, vesika VII). 

Umumiyetle iddia edildiği şekilde bir tâbiiyet vesikası (bk. Kırım'ın tabiiği, s. 225) mevcut olmamakla beraber, Ahmed Paşa ile imzalanan anlaşmada han padişahın dostuna dost, düşmanına düşman olmağı ve onun hâmiliğini kabul etmiştir. 

1476' da Altın-Ordu hanı Seyyid Ahmed Kırım'ı istila etti. Mengli Giray Kırker (Çufut-Kale)'e sığındı. Altın-Ordu hanı, Osmanlı padişahının tehdidi üzerine, Canibek adında bir valisini bırakarak, memleketine döndü ise de, bu sefer Nurdevlet Osmanlı himayesinde olarak Kırım hanlığını ele geçirmeğe muvaffak oldu. Mengli Giray İstanbul'a getirilerek, mevkuf tutuldu. 

Bir müddet sonra Kırım kabile aristokrasisinin başı Eminek, Nurdevlet Han'a karşı kargaşalıklar çıkarıp, padişahtan Mengli Giray'ın gönderilmesini istedi (Eminek Mirza'dan Fatih Mehmed'e bitik, nşr. A. Kurat, vesika IX) ve 1478'de Mengli Giray İstanbul'dan gönderilen ilk han sıfatı ile. Kırım tahtını tekrar işgal etti. Osmanlı vekayinamelerinde Mengli Giray'ın 1475'te tahta gelişine ait hadiseler ile 1478'deki hadiseler birbirine karıştırılmıştır (bk. Kırım'ın tabîliği, s. 217-221). 

Mengli Girayın bu üçüncü saltanatı (1478-1514) esnasında Kırım hanlığı sağlam bir şekilde teessüs etmiştir. Osmanlı himayesi hanlıkta otorite birliğini sağlamış, son Altın - Ordu hanlarının birleştirme teşebbüslerine, sonra Moskova'nın genişleme siyasetine karşı hanlığın varlığını garanti altına almış, hanlık da ilk defa 1484'te Bayezid II.'in Akkerman seferine iştirak ederek, Osmanlılar ile garpta işbirliği siyasetine bağlanmıştır. Nihayet Yavuz Selim'in kayın pederi olan Mengli Giray yaptığı askerî yardım ile onun osmanlı tahtına geçmesine yardım etmiştir.

1502'de Mengli Giray, Saray şehrini tahrip ederek, Altın-Ordu hanlığına son darbeyi vurduktan sonra, Moskova ile ittifak siyaseti sona erdi. Altın - Ordu'nun sukutu ile meydana çıkan bu iki devlet Altın - Ordu sahasına hakim olmak için mücadeleye giriştiler. Kırım hanlığı Moskova'ya karşı Yagellonlar ile sıkı ittifak siyasetini kabul etti (1511). 

Hanlık Cengiz Han oğullarının beyaz Rusya ve Ukrayna'da tarihî haklarından Yagellonlar lehine vazgeçiyor, fakat merkezi ele geçirmek istiyordu. Mehmed Giray I. (1514-1523) babasının son yıllarında kalgay [b. bk] sıfatı ile, sonra han olarak, Moskof beyliğine karşı şiddetli akınlara başladı. Yagellonlar ile ittifakı yeniledi (1520 muahede metni, bk. Feyhan- V. Zernov, 3 v.d.). Kardeşi Sahib Giray Kazan tahtına geçti (1521). Oka nehri üzerinde Belski'nin ordusunu bozguna uğratarak, Moskova önüne kadar geldi ve şehrin etrafını ateşe verdi. Ertesi sene Astırhan'ı zaptetti. Moskof beyi yıllık bir vergi (tıyış) vermeği kabul etti.

Mehmed Giray, hanlığı en satvetli noktasına eriştirdiği bir anda Astırhan seferinden dönerken, Nogaylar tarafından bir baskında katledildi ve eseri de yıkıldı. Bundan sonra Kırım hanlığı moskof devleti ile Volga havzasında Altın-Ordu mirası üzerinde şiddetli bir mücadeleye girişti. Bu mücadeleyi iki devreye ayırmak lazımdır: birincisi 1534'te eski Kazan ham Sahih ,Giray (1532 -1551) 'in padişahın yardımı ile Kırım tahtında yerleşmesine, ikincisi moskof çarı İvan IV.'ın Volga havzasını hakimiyeti altına almasına (1552-1556) kadar gelir. 

Birinci devrede Kırım'da kabileler rakip hanlar etrafında Osmanlı hakimiyetine karşı bir takım iç harplere ve Kazan ile Astırhan'da moskof nüfuzunun yerleşmesine sebep oldu lar. 1532'de moskof beyi. Sata Giray'ı Kazan'dan attırarak, kendi adamı Can Ali' han yapmağa muvaffak oldu. Bu esnada Mehmed Giray I.'ın oğlu Gazi Giray  sonra kardeşi İslam Giray, «Cengiz Han yasasına» göre, kabilelerin seçtikleri han lar sıfatı ile tahta çıktılar, İslam Giray padişahın gönderdiği hanlara. 

Saadet Giray ve sonra Sahib Giraya karşı şiddetli mücadelelere girdi, İslam Giray rakibine karşı tutunamadığı zaman, kabileler ile Or-Kapı (Perekop) berzahı dışında steplere çekiliyor ve taarruzlarını devam ettiriyordu. O nihayet, bağımsız han sıfatı ile, 1532'de hanlık tahtım ele geçirmeğe muvaffak oldu. Fakat sonunda İstanbul ile uzlaşmak zorunda kaldı. Sonra tekrar isyan edince, Sahih Giray, Kıpçak bozkırında Nogay beyi Bakî Bey vasıtası ile, onu bertaraf etmeğe muvaffak oldu. İki yıl süren bu mücadeleden sonra Sahib Giray Kırım tahtında mevkiini sağlamlaştırdı. (1534). Onun ile beraber Kırım hanlığı üzerinde Osmanlı metbüluğu ve nüfuzu hakikî bir şekilde yerleşti.

İkinci devre Sahib Giray Han'ın Moskova'ya karşı şiddetli taarruzları ile ken dini gösterir. Onun sayesinde Osmanlılar da moskof tehlikesini görmeğe ve hanı kuvvetle desteklemeğe başlamışlardır. 

Sahib Giray Kazan'da tekrar Safa Giray hanlığa getirdi ve 1549'da Osmanlı toplarının yardımı ile Astırhan'ı zapta muvaffak oldu. Onun bu kudret derecesine eriştikten sonra Osmanlılardan Közleve iskelesini istemesi ve sadrazam Rüstem Paşa ile üstünlük münakaşası endişeler uyandırdı. İstanbul'dan gönderilen Devlet Giray Han onu katlettirdi (1551). Ertesi sene ruslar Kazan'ı ve 4 yıl sonra da Astırhan'ı zapta muvaffak oldular ve şarkî Avrupa'da üstünlüklerini kurdular. 

Sahih Giray devrinde hanlığın nüfuzu bir sıra seferler ile Kafkasya'da çerkesler üzerinde kuvvetlendirildi ve Kıpçak boz - kırında Yusuf Mirza idaresindeki Kiçi - Nogay kabileleri Kırım haninin ve padişahın tabîliğini kabul ettiler. Sahib Giray atalarının siyayetine devam ile bir çok kabileleri Kırım yarımadasına getirerek, yerleştirdi. 

Orak, Kasay, ür-Mehmed (Or-Mem-bet) ve Tokuz (?) kabîlelerinin bir kısmı garba Karadeniz şimalindeki steplere,. Besarabya (Bucak)'ya nakledilmiştir. Umumiyetle Nogay kabîlelerinin zayıflaması stepleri Rus Kazaklarına serbest bırakmış ve aynı devirde kırımlılar tarafından sıkıştırılan mühim mıkdarda Çerkes gurupları bu kazaklara iltihak etmiştir. 

Daha 1559 da, Rus Kazakları ile Çerkesler Azak kalesini muhasara etmişlerdir. Devlet Giray Han (1551 - 1577)'dan XVII. asır başlarında Karadeniz sahillerine mütemadi rus akınları başlayıncaya kadar kırımlıların moskoflan Volga havzasından geri atmak için mücadele ettiklerini görüyoruz. 

Bu devirde Karadeniz ve Kafkaslar için Rus tehlikesine karşı Osmanlıların işbirliği dikkate değer. 

Devlet Giray Han 1565 kışında Osmanlı topçuları ile takviye olunmuş ordusu ile Rusya üzerine neticesiz bir sefer yaptı. Osmanlı divanı 1563'ten beri şimalde Astırhan'a bir sefer yapmağı ciddî olarak müzakereye başlamış idi. Yalnız Kırımlılar değil, Kıpçak bozkırındaki Nogayların bir kısmı (Kiçi-Nigaylar), orta Asya Türkleri Hvarizm hanı şimdi «halife-i rüy-i zemin» olan padişahı Rus Kazak ilerleyişlerine karşı yardıma çağırmakta idiler (vesikalar için bk. Belleten, sayı 46, s. 368 ve 399-402). 

Osmanlılar bir ordu göndererek, Don-Volga arasında bir kanal açmak ve Astırhan'ı zaptetmek suretiyle iki taraftan kazanacaklarını düşündüler. Böylece evvela moskofları şimalî Kafkasya ve aşağı Volga havzasından geri atmak ve Kıpçak bozkırında ve Kırım üzerinde Osmanlı nufüzünü takviye etmek imkanı hasıl olacak, diğer taraftan Maveray-i Kafkas ve İran'daki fütuhat için ordu sevkiyatına daha elverişli bir yol açılmış bulunacaktı. 

1569'da, Kefe beylerbeyi Kasım Paşa'nın idaresinde, 15.000 kişilik bir Osmanlı ordusu Devlet Giray Han'ın ordusu ile birlikte, Don nehri ile Volga'nın en ziyade yaklaştığı bölgede Altın-Ordu hanlarının harabe halindeki eski payitahtı civarına geldi. Kanalın kazılması tamamlanamadı. Ordu cenuba Astırhan'a giderek, moskof askerleri tarafından müdafaa edilen kaleyi muhasara etti. Kış yaklaşınca evvela hanın askeri, sonra Osmanlı ordusu çözülerek büyük zayiat ile Azak'a geldiler. 

Kırım hanı Astırhan ve Kıpçak bozkırında hanlık yerine Osmanlı hakimiyetinin yerleşmesini istemiyordu ve Osmanlı planını sonuna kadar desteklemedi (bk. Belleten, sayı 46, s. 381-384). 

Divanda Sokullu'ya muhalif olan yeni padişahın adamları da bunu neticesiz bir macera olarak tasvir ettiler. Ertesi sene çar İvan'ın elçisi Novosiltsev Osmanlılar ile sulhu sağladı. Padişah namesinde Kırım'da ve Çerkesler üzerinde hakimiyetini te'yit ediyor, Kabartay'da inşa edilmiş Rus kalelerinin yıkılmasını ve Astırhan'dan geçen ticaret yolunun serbestliğini istiyordu. 

1571'de Devlet Giray Han'ın Rusya'ya seferinde Kırım kuvvetleri Moskova'ya kadar ilerileyerek, şehrin etrafını bir defa daha yaktılar. Devlet Giray bu büyük muvaffakiyet üzerine «taht-algan» unvanını aldı. Padişah kendisini «islamın himayesinde büyük yararlık gösterdiği için» hususî şekilde tebrik etti (padişahın namesi için bk. Feridun Bey, II, 480). 

Fakat Kırım hanı esas maksadına. Kazan ve Astırhanın Ruslar tarafından boşaltılmasına muvaffak olamadı. 1592'de Osmanlı padişahı çardan resmen Kazan ve Astırhan'ın iadesini istemekle beraber, artık bu mücadele Kırım için kaybedilmiş sayılabilir. 1583'te Terek üzerinde moskof kuvvetleri Dağıstan'dan Kırım'a gitmekte olan Osmanlı ordusuna taciz hücumları yaptılar. 

Şimdi gerek Kırım hanlığı ve gerek Osmanlı devleti için yeni bir devre başlamıştır. Bu devirde esas mesele moskof imparatorluğunun Kafkasya ve Karadeniz'e doğru genişlemesini durdurmak idi. Zayıflamış olan hanlık Rusya'ya karşı ancak Osmanlı himayesi sayesinde varlığını koruyabildi ve akınlarına devam etti. Diğer taraftan Kırımlılar yalnız şimalde değil, İran ve Macaristan cephelerinde Osmanlılar ile gittikçe daha sıkı iş  birliğinde bulundular. Macaristan'a ilk defa 1543'te, Kalgay Emin Giray kumandasında, bir Kırım ordusu gitmiştir.

Osmanlıların İran ve Avusturya ile uzun savaşlara giriştiği 1578 1606 yılları arasında Kırım kuvvetlerine ihtiyacı ziyadesi ile arttı. Kırım'ın Rus Kazaklarının hücumlarına açık kalmasına bakılmaksızın, hanların her yıl ısrar ve tehditler ile sefere çağırılması (İran seferine ilk defa 1578'de kalgay Adil Giray, ertesi sene Mehmed Giray II. iştirak ettiler), Osmanlı serdarlarının hanlara kendi maiyetlerinde bir kumandan muamelesi yapmak istemeleri Kırım'da ciddî muhalefetlere sebep oluyordu. 

Bizzat Osmanlı imparatorluğu bu devirde zayıfladığı için, Kırımlılar bu muhalefeti açık bir isyana kadar götürdüler. Mehmed Giray II. sadece isyan yoluna sapmakla kalmadı, aynı zamanda Kefe üzerinde hak iddia etti ve şehri kuşattı. Fakat İstanbul'dan gönderilen yeni han İslam Giray tarafından katlettirildi (1584). 

Maktul hanın oğlu Saadet, Giray, Kıpçak boz-kırından Nogaylar ile gelerek, İslam Giray'ı kaçırdı ve Kefe önünde Osmanlı kuvvetleri ile çarpıştı. Nogaylar ve Don kazakları ile birlikte yaptığı ikinci teşebbüste de muvaffak olamadı. Kardeşi Murad Giray Moskova'ya giderek, Kırım'ı istial tehdidinde bulundu. Bu Osmanlıları çok endişelendirdi (vesika, Belleten, sayı 46, levha LXV). 

İslam Giray II. nihayet, müessir osmanlı yardımı ile, tahtında yerleşebilmiştir. O, ilk defa olarak, hutbede padişahın adını da okutmağa başlamıştır (fakat para daima Giraylar adına basılmıştır), İstanbul Bora Gazi Giray [b. bk.] şahsında sadık bir müttefik buldu. O yalnız Macaristan'da Habsburglara karşı imparatorluğu müdafaa etmekle kalmadı, İstanbul kendisinden Anadolu'da Cela'ilere karşı da yardım istedi. Onun zamanında Kırım'da Osmanlı nüfuzu her sahada kuvvetlenmiştir.

Osmanlı imparatorluğunun iç kargaşalıklardan kurtulamadığı XVII. asrın ilk yarısında, her tarafta olduğu gibi, Kırım'da da İstanbul'un nüfuz ve otoritesi ciddî bir imtihan geçirmiştir. Canbek Giray padişaha mutî bir han olarak 1610 ve 1635 arasında üç defa hanlığa getirildi ve daima Mehmed Giray ve Şahin Giray'ın taarruzlarına uğradı. 

Bu ikisi Kıpçak bozkırındaki Nogayların ve rus kazaklarının işbirliği ile hanlığı zorla ele geçirdikten sonra, babaları rakip han Saadet Giray ve dedeleri asî han Mehmed Giray II. gibi, bağımsız harekete kalkışmışlar, imparatorluğun düşmanı Şah Abbas ile dostça münasebetlere girişmişler, 1610'da Osmanlı kuvvetlerini ve İstanbul'un gönderdiği hanı mağlup ederek, Kefe'yi zapta muvaffak olmuşlardır. 

Bu kargaşalık esnasında şimalde Rus Kazakları kuvvetlenerek, Osmanlı ve Kırım topraklarına cür'etli taarruzlara başladılar. 1614'te Sinop'u yaktılar, 1612'de Ahyolı'yı ve 1625'te İstanbul boğazında Yeniköyü yağmaladılar. Nihayet 1637'de Azak kalesini [b. bk.] zapta, Osmanlı ve Kırım kuvvetlerinin taarruzlarına rağmen, 5 sene ellerinde tutmağa muvaffak oldular. XVII. asır boyunca Rus kazakları meselesi yalnız Kırım için değil, Osmanlı imparatorluğu için de belli başlı bir mesele halini almıştır.

İslam Giray III. devri (1644-1654). Kırım hanlığının Osmanlılar ile sıkı işbirliği halinde şimaldeki düşmanlarına karşı harekete geçtiği bir devirdir. O 1644-1647 yıllarında Rusya'ya ve kazaklarına karşı dört büyük sefer yaptı. Zaporog kazaklarını Lehistan'dan ayırarak, kendi tarafına çekmesi en büyük muvaffakiyeti teşkil etmiştir, Hmelnitskiy onun, daha sonra Osmanlı padişahının metbüluğunu tanıdı. Bu sayede o 1648 -1653 yılları arasında Lehistan'a çok muvaffakiyetli seferler yaptı. Bu memlekete karşı İsveç ile Sisayî münasebetler kurdu. Fakat o Lehistan ile sulh imzalayınca, Kazaklar Rusya'ya yanaştılar (1654).

Köprülüler idaresinde kalkınan Osmanlı imparatorluğu Lehistan'dan Podolya'yı aldıktan sonra, Kazaklar üzerinde hakimiyetini kurarak, Ukrayna'ya yayılmak temayülünü gösterdi. Bu teşebbüs 1678'de Ruslar ile Osmanlılar arasında ilk büyük muharebeye sebep oldu. 

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kumandasında büyük bir ordu Kırım hanı Murad Giray (1678 - 1683)'ın ordusu ile Ukrayna'da Çigrin kalesini, çetin bir savaştan sonra, zapt ve tahrip etti. Kazaklar da Osmanlı himayesi altına alındı. Fakat bu çok sürmedi. Viyana bozgunu ile başlayan büyük ric'at esnasında şimaldeki bütün kazançlar kaybedildi. 

Ruslar Avrupa'da kurulan mukaddes ittifaka katılarak (1684), Kırım'a ve Azak kalesine taarruzlara başladılar. Moskof çarları bu ana kadar Osmanlı imparatorluğuna taarruzdan çekinirlerdi. Fakat bu tarihten itibaren çarların Kırım ve Karadeniz, Kafkasya ve Balkanlara doğrudan  doğruya taarruzları ve istilaları başlamıştır; Kırım hanlığının Rusya imparatorluğuna iltihakı ile neticelenen bu devre girmeden önce 1683 -1699 harp yıllarında hanlığın Hacı Selim Giray idaresinde (1671-1704 arasında dört defa han) Osmanlılar ile hayatî mahiyette işbirliğine temas etmek gerektir (bu devir için bk. H. İnalcık, Dil tarih coğrafya fakültesi habilitasyon tezi). 

Bu harpte rusların Kırım'ı istila teşebbüslerine karşı kırımlıların muvaffakiyetli müdafaası ve Besarabya'da leh kuvvetlerinin taarruzlarını bertaraf etmeleri ilk felaketli harp yıllarında Osmanlıları büyük bir endişeden kurtardı. Bundan başka Kırım kuvvetlerinin 1688'de Sırbistan'da Kaçanik boğazında Habsburg ordusunu püskürtmesi harbin gidişinde bir dönüm noktası teşkil etti ve Osmanlılar düşmanı Balkanlardan geri sürmek için fırsat buldular. 

Hacı Selim Giray harbin sonuna kadar sık sık değişen sadrazamlar ve padişahlar karşısında uzun zaman mevkiini muhafaza ederek, İstanbul'da devlet işlerinde üstün bir nüfuz kazandı, hatta bir defa padişah sadrazamını seçerken, onun re'yini aldı. Selim Giray bu sayede harbin sevk ve idaresinde birlik ve devamlılık sağladı ve şüphesiz imparatorluğun daha büyük felaketlerden korunmasında amil oldu. 

Bununla beraber Rus çarı 1696' da Azak kalesini zapt ve İstanbul muahedesi ile (1700) burayı elinde muhafazaya muvaffak olmuş idi. Yeni han Devlet Giray II., yeni kaleler ve Azak'ta bir donanma yaptıran Petro'nun hummalı hazırlıklarını bildirerek, İstanbul'u harekete geçirmeğe çalışıyor ve yeni bir harp ile Rus tehdidine son verebileceğini düşünüyordu. 1702'de azledildikten sonra 1708'de tekrar hanlığa getirilince, bu maksadında muvaffak oldu. İsveç kıralı Karl XII. ile birleşerek, Babıali'yi çara karşı harp açmağa ikna etti. Fakat Prut'ta (1711) çarın ezilmesi fırsatım kaçırdığı iddiası ile, Baltacı Mehmed Paşa aleyhinde bulundu (bk. Akdes Nimet Kurat, Prut seferi, Ankara, 1954).

Rus kuvvetleri ilk defa 1736'da Münnich kumandasında Kırım yarımadasını istilaya muvaffak oldu. Bahçesaray zaptedilerek yakıldı; 2.000 ev ile hanların sarayı kül oldu. Bu arada Selim Giray'ın kurduğu zengin kütüphane mahvoldu. 

Kalgayların merkezi Akmescid aynı akıbete uğradı. Ruslar Lasey idaresinde 1737 ve 1738 yıllarında da gelerek, tahribata devam ettiler. Belgrad muahedesi ile (1739) ruslar Prut'ta geri verdikleri Azak kalesini tekrar ele geçirdiler. Şimdi Kırım yeni istilalara açık bulunuyordu. Arslan Giray Han (1748-1756) yarımadayı müdafaa eden istihkamları takviyeye itina etti. 1760'ta Rus Kazakları taarruz ettiler. Kabartay'da yeni Rus kalelerinin inşası hanlığı bu taraftan da tehdit etmekte idi. Rusların Lehistan'da yerleşmesi ve Kırım hanına ait Balta şehrine sığınmış olan leh konfedere'lerini takip ile bu şehri zapt ve tahrip etmeleri, nihayet Osmanlı padişahı tarafından harp ilanına sebep oldu.

1768 -1774 harbi Kırım için felaket ile neticelenmiştir. 1769 yılı başında Kırım Giray Han'ın Besarabya'dan Rus topraklarına muvaffakiyetli bir akınından sonra, Rus orduları 1770'te Bucak'ı, 1771'de prens Dolgorukiy idaresinde Kırım yarımadasını istila ettiler. 

Kırım hanı Selim Giray III. güçlükle kurtulup, İstanbul'a geldi. Bu harp esnasında Kırımlılar ile Osmanlılar arasında anlaşmazlıklar ve idaresizlikler hakkında Osmanlı seraskerinin katibi Necati Efendi'nin hatıraları dikkate değer tafsilat ihtiva etmektedir (Tarih vesikaları, cild III, sayı 13-15). 

Bu ümitsiz durumda hanlığı Osmanlılardan tamamiyle bağımsız bir hale getirmek isteyen mirzalar kuvvetli bir durum kazandılar. 1772'de Rus işgali altında toplanan kurultayda, Osmanlıların tayin ettiği Maksud Giray'ı tanımadılar ve Sahip Giray'ı Kırım'ın müstakil hanı seçtiler. Moskova'ya mirzalardan mürekkep bir hey'et hareket etti. Küçük Kaynarca muahedesinin (21 temmuz 1774) 3. maddesi ile «Kırım, Bucak, Kuban, Yedisan, Camboyluk ve Yediçkul (Yedicek) tatar ulusları... serbest ve tam manası ile müstakil tanınacaklar, kendi rıza ve muvafakatleri ile Cengiz soyundan seçilerek hanların hükmü altında olacaklar ve han her hangi bir yabancı devleti nazar-ı itibara almadan, onları kendi kadîm kanun ve adetlerine göre idare edecek, bu sebep ile ne Rusya ve ne de Babıali hiç bir suretle mezkur hanın intihabına ve tahta çıkışına karışmayacaklar... 

Kendi kendilerini idare eden ve Allahtan başka kimseye tabî olmayan bütün diğer devletlere yapılan aynı muameleyi yapacaklar; fakat Tatarlar müslüman olduklarından ve sultan da islamın halifesi sayıldığından, bu uluslar kendisine şeriatın emrettiği şekilde muamele edecekler, bununla beraber bu, onların yukarıda te'yit olunmuş siyasî ve mülkî hürriyetlerini tehlikeye düşürmiyecek mahiyette olacaktır». 

Padişahı müslüman Kırımlıların halifesi tanıyan bu madde tenakuz ihtiva ediyordu, bu suretle ilerideki güçlüklerin menbaı oldu. Kırım yarımadası ile Bug ırmağından Kuban ırmağına kadar Türklerin oturdukları bölgeler müstakil Kırım haninin idaresinde bağımsız ilan edilmekle beraber, muahedenin diğer maddeleri ile Rusya mühim sevkülceyş noktalarını, Azak denizi ağzının iki tarafında Yeni-Kale ve Kerç, Dnepr ağızında Kılburnu kalesi ve etrafındaki hali araziyi, büyük ve küçük Kabartayları imparatorluğuna ilhak ediyordu. 

Bu şartlar altında hanlığın bağımsız bir varlığa sahip olması imkanı yok idi ve bu ileride yapılacak ilhakı kolaylaştırmak için, bir siyaset hîlesinden başka bir şey değil idi. Moskova'ya giden bağımsızlık taraftarı mirzalar bütün türk ve moğul kabilelerini temsil etmekte idiler (bk. Osman Akçoraklı, Kırım' da tatar damgaları, Bahçesaray, 1926).

Yarımada, şimaldeki berzah yani Or-Kapı (Perekop) üzerinde Baron de Tott'un dahi hayranlığını çeken, eski devirlerden kalma sağlam bir istihkam ile Kıpçak bozkırından ayrılıyordu. Or-Kapı'nın muhafazası Or beyine havale edilmiş idi. Kırım hanlarına tabî Kıpçak bölgesinin sınırları başlangıçta şimalde Belgorod'a kadar uzanmakta idi. 

Fakat Kıpçak sahası Karadeniz şimalinde Prut ırmağından Azak'a kadar bütün step bölgesini içine almakta idi. Mengli Giray I. 1484'te, Bayezid II. Akkerman seferine geldiği zaman, Kavşan kasabasını ve havalisini alarak Besarabya'da hakimiyetini genişletmiştir. Kıpçak sahasında Nogaylar [b. bk.] oturmakta idiler. 

Bunlar 1767'ye doğru, Baron de Tott geldiği zaman hala büyük kısmı itibarı ile göçebe hayatım muhafaza etmekle beraber Bucak'ta, Akkerman dolaylarında şehir ve köylere yerleşmişlerdi ve steplerdeki göçebeler de bu zengin topraklarda mühim miktarda hububat ziraati ile meşgul olmakta ve mahsulü Kırım'a ve İstanbul'a sevketmekte idiler. XVIII. asır boyunca İstanbul'da bir çok defa kıtlık tehlikesi bu bölgeden yapılan hububat sevkiyatı ile önlenmiştir.

XVIII. asırda Kıpçak Nogayları, Dnester ile Prut ırmakları arasında Bucak (Besarabya) türkleri, Dnester ve Bug arasında Yedisan türkleri, Bug ve Kırım arasında Camboyluk'lar olarak, üç büyük guruba ayrılmışlardır.

Kırım hanları için başlangıçtan itibaren Kıpçak boz  kırlarındaki Nogayları kontrol altına almak hayatî bir ehemmiyet taşıyordu. 1523'te Mehmed Giray I. Han'ı katleden Nogaylar Sahih Giray I. zamanında yarımadayı istila ile tehdit ettiler. 

Bu han ancak 1546'dan itibaren Nogay «kırgını» denilen bir sıra kanlı seferler neticesinde bunlara hanlık hakmiyetini tanıtabildi (Sahih Giray tarihi). Bu devirde Kiçi-Nogay kabîlelerinden bir kısmının Kırım ile Akkerman arasındaki sahaya göçürüldüğü yukarıda söylenmişti. XVIII. asır başlarında Kalmuk tazyiki altında ulu - Nogay kabîlelerinden bazılarının, Yedisan, Yembulad ve Yediceklerin de Kuban havzasından Karadeniz şimalinde adları ile gösterilen bölgelere göç ettiklerini görmekteyiz.

Nogayların hana tabiiyetleri gevşek olup, hanlık müddeîleri ile yahut Ruslar ve Kazaklar ile birleşerek. Kırım için ekseriya çok tehlikeli durumlar yaratmışlar ve bir çok defalar yarım  adayı çiğnemişlerdir. Kırım hanları bunları, daha iyi itaat altında bulundurmak için, zaman  zaman yarım  ada şimalindeki steplere getirip, yerleştirmek istemişlerdir. 

Bunlardan Mansuroğulları hanlık içerisinde çok mühim roller oynamışlardır. Mansur - oğullarından Kantimur 1620'den itibaren Osmanlılar nezdinde kazandığı nüfuzdan istifade ederek, hanlar karşısında müstakil ve mütehakkimane hareketlere başlamış idi. 

1621'de Hotin seferinde temayüz etmiş ve Osmanlı devleti kendisini Özü beyi yapmış idi. Asî Şahin Giray'a ve Mehmed Giray'a karşı mücadeleleri ile nufüzunu daha kuvvetlendirdi. Onun tahakkümüne tahammül edemeyen yeni han İnayet Giray, üzerine hücum etti. Orada Kantimur'a Silistre valiliği tevcih olundu, înayet Giray tekrar üzerine yürüyüp, kabîlesini yağma etti ise de, bu hareketi azline sebep oldu (1637). Çok geçmeden înayet Giray da Kantimur da Murad IV.'ın emri ile idam olundular.


HALİL İNALCIK
Millî Eğitim Bakanlığı,İslam Ansiklopedisi
1954, 64.Sayı


KIRIM HANLIĞI'NIN OSMANLI TABİLİĞİNE GİRMESİ
Halil İNALCIK





“Haytarma” soykırıma dokunuyor!
Kırım-Tatar Sürgününü Konu Alan İlk Film

“Film insanlık tarihinin kara lekesi olan 18 Mayıs 1944 tarihinde Kırım Tatarlarına yapılan sürgün ve soykırımı anlatıyor. 
İkinci dünya savaşında 2 defa kahraman 
madalyasıyla ödüllendirilen efsanevi pilot Ahmethan Sultan 
köyüne gider, tüm halkının Stalin tarafından 
sürgüne gönderilişine çaresizce şahit olur. 
Kırım Tatar halkının %46’sı bu sürgünde yok oldu, 
sürgünü yaşamış insanlar, 
kendi trajedilerini tüm dünyaya anlatmak için filmde rol aldı.”



Haytarma (2013)
Yönetmen :Akhtem Seitablayev
Senaryo : Nikolay Rybalka

Aleksey Gorbunov, Usnije Khalilova, Adrey Mostrenko gibi oyuncuların yanı sıra 
Rus ve Ukraynalı oyuncularla birlikte 
Kırım sürgününü yaşamış bir çok kişi de rol aldı. 









//TARİHİN BAŞLANGICINDAN BERİ
//TÜRK MİLLETİ KADAR ACI ÇEKMİŞ BAŞKA 
BİR MİLLET YOKTUR !
//HATIRLA VE HATIRLAT!



____________//TÜRK SOYKIRIMI




1 Ocak 2014 Çarşamba

HEYERDAHL, ODİN, TÜRK








THOR HEYERDAHL ;
Odin'in Türk olduğunu söyleyen İskandinav bilim adamı ; 
Norveç'te ulusal kahraman ilan edilen , Deniz Harpokulu Eğitim Gemisi'ne ismi verilen kişi...


Kitabı "Jakten på Odin" (The search for Odin, Thor Heyerdahl, Per Lillienström, J. M. Sternes Förlag, 2001), sadece Norveççe yayınlandı, İngilizcesi basılamadan vefat etti.

Kitap yayımlanınca büyük tartışma yarattı. Heyerdahl ve taraftarları arkeoloji, tarih, yer adları, dilbilim (lingvistik) ve kökenbilimi (etymologi) metotlarından yararlanarak bilimsel bir araştırma yaptıklarını öne sürerken, karşıtları bu araştırmaya "pseudo (uyduruk)" araştırma adını taktılar. 

Dilbilimci Even Hovdhaugen, Kuzey uzmanı Else Mundahl, din tarihçisi Gro Steinsland, arkeologlar Christian ve Anne Stahlberg ortak bir eleştiri yazarak Profesör Thor Heyerdahl ve heyetinin yazdıklarının modern din tarihi araştırması ve kökenbilimle ilgisiz kurgular olduğunu, onların yeterli arkeolojik metot bilgilerinin olmadığını, gerekli arkeolojik donanıma sahip olmadıklarını, İzlanda masallarını 1600'lü yıllarda olduğu gibi baştan sona doğruymuş gibi okuduklarını savundular. 

Vardıkları sonuç şuydu: 
"Bu yapıt ne araştırmadır, ne de modern verilere dayalı bilgi kitabıdır."


Thor Heyerdahl ve ekibi kitapta ; 
"Biz Avrupalılar yazı dahil pek çok kültürel unsuru Türklerden aldık ve medeniyetimizi bunun üzerine inşa ettik" diyordu...

İşte kanlarını donduran sonuç buydu ....


M.Turgay Kürüm
Araştırmacı Yazar


________________


Thor Heyerdahl'ın M.T.Kürüm'e yazdığı mektup: 






"Futhark " alfabesi M.S. 3. yüzyıl ile 17. yüzyıl arasında , Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan bir alfabedir.Yoğunluğu İsveç ve Norveç'de olmak üzere Avrupa da 3500 kaya yazıtının, bu alfabe ile yazıldığı kabul edilmiştir.

Bu makalenin konusu, diğer adıyla "Rün (1) " alfabesi de denilen "Futhark" alfabesinin, aslında Türk (2) asıllı GÖKTÜRK (3) alfabesi ile aynı temelden kaynaklandığını dikkatinize sunmaktır. 

FUTHARK ALFABESİNİN GİZEMİ: 


Kylver Kayası - Stanga Gotland İsveç


Mojbro Kayası - Uppland İsveç


Istaby Kayası - Blekinge İsveç


_____________


He was on the trail of Odin (Wotan), the Germanic and Nordic god of the mythologies of the early sagas. According to Snorre, the Icelandic author of the Nordic Sagas, who wrote in the 13th century, Odin was supposed to have migrated from the region of the Caucasus or the area just east of the Black Sea near the turn of the first century AD. Thor wanted to test the veracity of Snorre and, consequently, organized the Joint Archaeological Excavation in Azov, Russia in 2001.

Thor Heyerdahl's Final Projects
Azerbaijan International, Summer 2002: 


_____________________



The famous Norwegian anthropologist Thor Heyerdahl led the first archaeological expedition to Easter Island in 1955-56. In 1962 he gave a series of lectures to the Swedish Society of Anthropology and Geography in Stockholm. His lectures can be read in his book, Sea Routes to Polynesia.

Quoting from the text of the lecture on the Statues, he says, "at some unidentified date prior to AD 380, the first settlers landed on Easter Island, and found a verdant island covered by trees, shrubs, and palms." He proved this to be true from the extensive pollen samples taken from the crater lakes with the aid of 26 feet long cores from the sediments

His excavations proved that there were 3 separate epochs in the History of Easter Island, which the archaeologists have named Early, Middle and Late Periods. In the Early Period there was no production of giant statues, only altar-like elevations of very large, and most precisely cut and joined stones, which were erected with their facades towards the ocean, and a sunken court on the inland side. They were astronomically oriented, and constructed by highly specialised stone masons who studied the annual movement of the sun and in their religious architecture.

Not until the Second Period were the well known Giant Statues quarried and placed on the platforms. The archaeologists believe that during this period, around AD 1100, the Birdman Cult arrived and marked the commencement of the raising of the large ancestor statues. During a period of less than 6 centuries, more than 600 giant ancestor statues were carved from the quarries on the slopes of Rano Raraku after the forests had been cleared. 


Thor Heyerdahl - The Statues of Easter Island:


Birdman Cult




AKU AKU - THOR HEYERDAHL 


_______________



Snorri Sturluson, around 1220- 1240, gives the following account:

"The country east of the Tanaquisl in Asia was called Asaland, or Asaheim, and the chief city in that land was called Asgaard. In that city was a chief called Odin (Vodin/Wodan), and it was a great place for sacrifice. [...] People sacrificed to Odin and the twelve chiefs from Asaland, and called them their gods, and believed in them long after."

"Afterword to Gylfi's Mocking
But the ASA set them now to talk, and take their rede and call to minde all these tales that were told him, (Gylfi) and give these very same names, that are named before, to the men and steads that were there; for the sake that when long times pass by, men should not doubt, that those ASA of whom these tales were now told, and these to whom the same names were given, were all one.

Then was there (one) called Porr, and he is ASAPORRi the old one he is ÖKÜPORR, and to him are given those great deeds that EKTOR, wrought in TROJA; but men think that the TYRKS, have told about Ulyxes, and have called him Loki, because the TYRKS were his greatest foes." 

"Priamus king of Troja was a great lord over all the TYRKISH host..."


The Prose or Younger EDDA - by SNORRI STURLUSON 
translated from the old NORSE by George Webbe Dasent, Stockholm,1842 ; 





NOTE: 

*Tror (Thor), alleged son of Priamos's daughter Troan (Turan) and (Aga) Memnon.

* As / Asas people is also called as Alan's (Alanlar= Turks), they lived by the Van and Azov Lake, they are realeted with the Urartians. (YNGLINGA SAGA) The Urartian language seems unrelated to Semitic nor Indo-European. Urartian is a ergative-agglutinative language, like Sumerian, Hurrian (later Urartian), Turanian-Turkish languages. Urartu was finally destroyed in either 590 BC or 585 BC. Armenians today often claim that they are Urartians. In fact the Indo-European Armenians came to power on the waves of invasions. After the kingdom of Urartu had been destroyed, Armenians came to dominate the Urartian territory. At the same time, they absorbed parts of the remaining Urartian culture. In that sense the Armenians are the successors of the Urartians, but ethnically and linguistically they are the descendants of Indo-European invaders.


__________



"3-17. yüzyıl arası Futhark veya Rünik alfabesi: Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan bir alfabedir.Yoğunluğu İsveç ve Norveç‟de olmak üzere Avrupa da 3500 kaya yazıtının, bu alfabe ile yazıldığı kabul edilmiştir. Gerek Gôktürk diye anılan Türk kavmi, gerekse de Kuzey Avrupa Germen kavimleri bu temel alfabeden yararlanarak kendi yazı sistemlerini kurmuşlardır. Bu alfabenin Gôktürk alfabesi ile aynı temelden kaynaklandığı ispat edilmiştir."


Türk Tarih Kronolojisi / Şevket Koçsoy
Türkler-Cilt- 01 İlk Çağ - TTK Yayını -


....

"Doğudan Baltık bölgesine hareketin bir başka delili ise, Göktürk alfabesinin hemen hemen aynının kullanıldığı „Futhark‟ abecesi ile yazılmış taşların İskandinavya bölgesinde bulunmuş oluşudur."


Türk-Slav İlişkilerinin Başlangıç Dönemleri Üzerine  
Osman Karatay 
Türkler-Cilt 02- İlk Çağ - TTK Yayını -



.....

"Bu bilgilerin ışığında Türklerin bugünkü Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya‟yı içine alan coğrafya içerisinde MÖ. 3500‟den daha önceki bin yıllarda var olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz.

Bütün bu delillerden hareketle edindiğimiz kanaat, Göktürk (Runik) yazı, bu coğrafyada ideogram ve piktogram evresini geçirmiş, yarı hece aşamasına kadar gelmiştir. Göktürk yazısı, Doğuya yani Orta Asya ve Altay bölgesine doğru olan göçler sürecinde o bölgede edebi metinleri ifade edebilecek ölüde gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.

Doğuya olan bu göre paralel olarak Batıya, Avrupa‟nın doğusuna ve hatta bugün Futhark yazısı diye anılan yazının kullanıldığı İskoçya, Danimarka ve İsveç‟e kadar yayılmış edebi metinleri ifade edebilecek işlek bir yazı haline gelmiştir. Eldeki belgeler, yazının gelişim evresi, arkeolojik buluntular ve tarihi seyir bunun açık göstergesidir."

"Futhark:
M.S. III. yy. ile XVII. yy. arasında Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan yazıdır. Yoğunlukla, İsveç ve Norveç‟te olmak üzere, Avrupa‟da 3500 kaya yazıtının bu yazıyla yazıldığı kabul edilmiştir. 16 ve 26 karakterli iki eski Futhark yazısı bilinmektedir. Bunlardan 16 karakterli olanına eski Futhark yazısı diyen bilim adamları bunları okuyamamaktadırlar. Bunlardan İsveçte bulunan Kylver Kayası (Stanga Gotland), Mojbro Kayası (Uppland), Istaby Kayası (Blekinge) Yazıtları ile İsveç ve Norveç‟te değişik zamanlarda bulunan metal, ağaç ve taş üzerine yazılmış birkaç eser de eski Futhark olarak adlandırılmaktadır. Ancak Batılı bilim adamları ısrarla bu yazının SlavGerman (Viking) ırkına ait olduğunu söylemektedirler. Bununla birlikte soldan sağa doğru Viking yazısı şeklinde olan bu yazıyı okumada da başarılı olamamışlardır."

"Kuzeybatıda ise özellikle İsveç, Norveç ve Danimarka‟da yaklaşık 3500 taş üzerinde bulunan ve Futhark adıyla anılan buluntuların da Göktürk (runik) yazı ailesi içerisinde değerlendirilmesi doğru olacaktır."


Göktürk Yazısı / İsmail Doğan  
Türkler Cilt 03- TTK Yayını - 



...

Avrasya'da Runik Yazı / M.Turgay Kürüm
Türkler Cilt 03 - TTK Yayını -


....

THE HISTORY OF THE RUNES :


Runic Inscriptions From Skåne, Halland and Blekinge:



KON-TİKİ MÜZESİ

....




KON-TIKI / FİLM

Norveçli bilim adamı Thor Heyerdahl ve beş arkadaşının 1947'de Güney Amerika'nın batı kıyılarından Tahiti'nin doğusundaki adalara yaptıkları yolculukta kullandıkları (efsanevi İnka tanrısına gönderme yaparak) sallarına verdikleri addır. 

Heyerdahl, eski çağlarda Amerika'da yaşayan insanların, okyanusu salla geçerek Polinezya'da koloniler kurmuş olabileceği düşüncesini kanıtlamak üzere arkadaşlarıyla birlikte çıktıkları yolculuğun güncesini 1950 yılında yayınlamıştır. 

Bu yolculuk biyografisi ilk kez 1954 yılında siyah beyaz olarak filme çekilmiştir. 2012 yılında tekrar bu filme konu alınan yolculukta ağaç kütüklerinden yapılan salla 4,300 millik ve 101 gün süren macera anlatılmaktadır. (online)


1947 yılı filmi : link


___________


ilgili diğer yazı:





















17 Mart 2013 Pazar

ÇANAKKALE 1915 ve DENİZ SAVAŞLARIN KRONOLOJİSİ



           Yönetmen : Yeşim Sezgin , 2012 Türkiye
           Oyuncular: Şevket Çoruh, barış Çakmak, İlker Kızmaz, Bülent Alkış
           Senaryo : Turgut Özakman


           izlemek için:






ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI ... 
                                       19 ŞUBAT 1915 - 18 MART 1915

I. Dünya Savaşı'nda çarpışmaların ve kahramanlıkların en üst düzeyde gösterildiği Çanakkale Cephesi Savaşları Türk ve Dünya tarihleri arasında önemi yadsınamayacak bir yere sahiptir.Kuşkusuz tarihte hiçbir cephe Çanakkale Cephesi gibi dünya tarihinin akışını değiştirmemiştir.Bağımsız Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasının temel taşlarından birini teşkil eden ayrıca Emperyalizme karşı verilen bu üstün direnişin tarihi Türk milletinin cesareti sayesinde zaferle sonuçlanmıştır.


11 Ocak 1915
-Amiral Carden'in, Bahriye Nezareti'ne Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlattığı Planı Sunması

15 Ocak 1915
- Saphir Adındaki Fransız Denizaltı Gemisinin Köseburnu Önünde Batırılması.
- Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlanmış Planın Uygun Olduğunun Amiral Carden'e Bildirilmesi

28 Ocak 1915
-Savaş Komitesinin Bugünkü Toplantısında Çanakkale Boğazı'nın Yalnız Donanmayla Zorlanmasına Karar Verilmesi 19 Şubat 1915'in Taarruz Tarihi Olarak Saptanması

1 Şubat 1915
-Mustafa Kemal'in Tekirdağ'da Göreve Başlaması

17 Şubat 1915
-Barbaros ve Turgut Reis Muharebe Gemilerinin, Savunmaya Katılmak Üzere Nara'ya Gelmesi

18 Şubat 1915
-Başkomutan Vekili'nin Denetleme İçin Çanakkale'ye Gelmesi

19 Şubat 1915
- Birleşik Filo'nun Çanakkale Boğazı Giriş Tabyalarına Tarruz ve Muharebeleri.
- İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazına ikinci büyük saldırısı.

23 Şubat 1915
-19. Tümen Kuruluşuna 6. Kolordu'dan Verilen 72. Piyade Alayı'nın Eceabat'a Gelmesi

25 Şubat 1915
- 19. Tümen Komutanı, Karargahı, 57. Piyade Alayı, Dağ Bataryası, Sıhhiye Bölüğü, Seyyar Hastane Ekmekçi Müfrezesi'nin, Tekirdağ'dan Eceabat'a Gelmesi.
- Çanakkale Müstahkem Mevkii Karargahı'nın Hacıpaşa Çiftliği'ne Yer Değiştirmesi.
- Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı'nın, 19. Tümen Komutanı'nı Eceabat Bölgesi Komutanlığına Atanması.
- Mustaf Kemal'in 19. Tümen Komutanlığı'na atanması.
- Birleşik Filo'nun, Giriş Tabyalarındaki Topları Tahrip Etmesi ve Boğaz'a Girmeye Başlaması.

26 Şubat 1915
- Değirmendurnu - Çanakkale Feneri Arasında 10. Mayın Hattı'nın Kurulması.
- Seddülbahir ve Kumkale'ye Yapılan Çıkarma.

1 Mart 1915
Venizelos'un, Gelibolu Yarımadası'nda 3 Tümen Çıkarılmasını Önermesi.

2 Mart 1915
General Liman Von Sanders'in Çanakkale'deki Osmanlı Kara Kuvvetleri Başkomutanlığına atanması.

4 Mart 1915
İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Boğazlar'ın taksimini öngören 'İstanbul Antlaşması' nın imzalanması. 3. Avustralya Tugayı'nın, Mondros Limanı'na Gelmesi .

5 - 6 Mart 1915
Çamkoyu Batısından Queen Elizabeth Muharebe Gemisinin Merkez Tahkimatını Aşırma Biçiminde Bombardımanı.

7 - 8 Mart 1915
- Nusret Mayın Gemisi'nin, elde kalan son 26 mayınla Boğaz girişindeki Karanlık Koy'a mayın döşemesi.

11 Mart 1915
Sir Ian Hamilton'un, Akdeniz Bağlaşık Kuvveti Komutanlığı'na Atanması.

12 Mart 1915
- 11. Tümen'in Ezine, Bayramiç Bölgesine Gelmesi.
- İngiliz Deniz Piyade Tümeni'nin Artanının Limni Adasına Gelmesi.

13 Mart 1915
Kitchener'in, Hamilton'a Kara Kuvvetlerinin Kullanılması Konusunda Yönerge Vermesi.

15 Mart 1915
General d'Amade Emrindeki Fransız Doğu Sefer Kuvveti'nin Mondros Limanı'na Gelmesi.

16 Mart 1915
- Amerika Büyük Elçisi, Adliye Nazırı, Avusturya Askeri Ateşesi'nin Çanakkale'ye Gelmesi.
- Amiral Carden'in Sağlık Nedeniyle Görevinden Ayrılması.

17 Mart 1915
- Amiral de Robeck'in, Birleşik Filo Komutanlığı Görevine Başlaması.



18 Mart 1915
Çanakkale Boğazı Muharebesi, İtilaf devletleri donanması yaklaşık 30 savaş gemisiyle savaşın en geniş kapsamlı saldırısını başlattı. Altı büyük gemiden Bouvet, Irresistible ve Ocean zırhlıları batırıldı, üçü ise kullanılmaz duruma geldi. Çanakkale Boğazı’nı denizden geçme girişimi Türk deniz ve kara savunması karşısında başarısızlığa uğradı.

23 Mart 1915
Alman general Liman Vona Sanders 5. Ordu Komutanlığı'na getirildi. Bu ordunun ihtiyatını oluşturacak 19. Tümen’in komutanlığına ise Kurmay Yarbay Mustafa Kemal getirildi.




24 Mart 1915
General Hamilton'un Birliklerini Düzenlemek Üzere Mısır'a Hareket Etmesi.

25 Mart 1915
9. Tümen Komutanı'nın, Eceabat Bölgesi Komutanlığı'nı 19. Tümen Komutanı'ndan Devralması.

26 Mart 1915
5. Ordu Komutanı'nın Gelibolu'ya Gelerek Göreve Başlaması.

27 Mart 1915
Churchill'in, Birlikte Harekata Karar Verildiğini Amiral de Robeck'e Bildirmesi.

28 Mart 1915
Tengerdere – Domuzdere Arasında Boğaz'ın Ortasına Doğru 19 Mayından Oluşan Son Mayın Hattının Kurulması.

31 Mart 1915 
- 3. Tümen'in Muharip Birlikleriyle Erenköy'e Gelmesi.

31 Mart 1915 -1 Nisan 1915
Bu Mayın Hattına Paralel Olarak, Boğaz Doğrultusunda 10 Mayının Uzatılması.

1 Nisan 1915
-General Weber'in Kalvert Çiftliği'nde Mürettep Kolordu Komutanlığı Görevine Başlaması.

10 Nisan 1915
- General Hamilton'un Mondros'a Gelmesi.
- Avustralya Tümeni'nin Büyük Kısmının, Mondros'a Gelmesi.

16 Nisan 1915
Demirhisar torpidobotunun kendini karaya oturtup batması.

17 Nisan 1915
E-15 İngiliz Denizaltı Gemisinin, Boğaz'da Hasara Uğratılıp Karaya Oturtulması.

18-19 Nisan 1915
İngilizlerin, Torpido Atarak E-15 Denizaltı Gemisini Batırmaları.

25 Nisan 1915
İtilaf güçlerinin en geniş kapsamlı ilk çıkarması.

27 Nisan 1915
İngiliz denizaltı gemilerinin Marmara’da denizaltı savaşına başlamaları ve Barbaros zırhlısının bir denizaltı tarafından batırılması.

28 Nisan 1915
Birinci Kirte muharebesi.

30 Nisan 1915
Sultanhisar torpidobotunun E-2 İngiliz denizaltı gemisini batırması.

6-8 Mayıs 1915
İkinci Kirte muharebesi

12 Mayıs 1915
Muavenet-i Milliye torpidobotunun İngiliz Goliath zırhlısını torpilleyerek batırması.

14 Mayıs 1915
Churchill ve Amiral Fisher istifa ettiler.

19 Mayıs 1915
Liman Von Sanders’in 42 bin kişilik bir kuvvetle Arıburnu çıkarma noktasındaki Anzaklar’a yönelik başarısız saldırısı. Türkler 10 bin kayıp vererek geri çekildi.

25 Mayıs 1915
Alman U-21 denizaltı gemisinin İngiliz Trumph zırhlısını batırışı. Aynı denizaltı gemisinin önünde Majestic İngiliz zırhlısını batırışı.

1 Haziran 1915
Mustafa Kemal’in Albaylığa yükseltilmesi.

4-6 Haziran 1915
Üçüncü Kirte muhaberesi.

21 Haziran 1915
Kerevizdere muharebesi.

4 Temmuz 1915
Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber Cesarettepesi'ndeki 18.Alay'a ait siperleri gezmesi ve buradaki mevzilerin kuvvetlendirilmesi için bazı direktifler vermesi, düşmanın taarruzu halinde uygulanacak hareket hakkında komutanlarla görüşmesi.

10 Temmuz 1915
Tasir-i Efkar gazetesi muhabirlerinden Ferit Bey'in, 19.Tümen Karargahı'nda Atatürk'ü ziyareti.

13 Temmuz 1915
İngiliz ve Fransızların, Seddülbahir'e yeni bir taarruzu, ancak yedekteki birliklerin ileri sürülmesiyle önlenebilmesi.

16 Temmuz 1915
Gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir edebi hayatin, harp alanını ziyaret etmek üzere, İstanbul'dan Çanakkale'e gelişi. (Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip (Yöntem), Ömer Seyfettin, Mehmet Emin (Yurdakul), İbrahim Alaettin (Gövsa), Hakkı Süha (Gezgin), Enis Behiç (Koryürek)'in de içinde bulunduğu heyet, Çanakkale cephesine gelerek 5.Ordu ve 3.Kolordu Karargahlarını ziyaret etmiş, Arıburnu ve Seddülbahir harp bölgelerini gezmiştir. Heyet, Cesarettepesi'ne giden yolun düşman kontrolünde ve tehlikeli oluşu nedeniyle Atatürk'ü ziyaret edememiş ancak telefonla konuşarak başarılarını kutlamıştır.

17 Temmuz 1915
Gelibolu Mutasarrıfı Süreyya (Yiğit) Bey'le Maydos (Eceabat) Kaymakamı Rahmi Bey'in, 19.Tümen Karargahı'nda Atatürk'ü ziyareti ve geceyi karargahta geçirmeleri.

19 Temmuz 1915
Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber, öğleden sonra, 3.Kolordu Karargahı'nın bulunduğu Kemalyeri'ne gelerek Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'yi karşılama töreninde bulunması, akşam yemeğini Kemalyeri'nde yemesi, tekrar 19.Tümen Karargahı'na dönüşü.

28 Temmuz 1915
Atatürk'ün Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber 27.ve 57. Alay cephelerini gezmesi.

30 Temmuz 1915
3.Kolordu Komutanı Esat (Bülkat) Paşa'nın, Kurmay Başkanı Fahrettin (Altay) Bey'le beraber 19.Tümen Karargahı'na gelerek Atatürk'ü ziyareti.

6-7 Ağustos 1915
İngilizler’in Suvla Limanı çıkarması ve 1 nci Anafartalar savaşının kazanılması.

8-9 Ağustos 1915
İtilaf Güçlerinin Seddülbahir’i boşaltmaları.

10 Ağustos 1915
Türklerin Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal öncülüğünde geniş kapsamlı Conkbayırı taarruzu.

14 Ağustos 1915
Mariot adlı Fransız denizaltı gemisinin ağlara takılıp batması

17 Ağustos 1915
Kireçtepe savaşının kazanılması

21 Ağustos 1915
2 nci Anafartalar savaşının kazanılması

1 Eylül 1915
Mustafa Kemal'e, Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndaki üstün başarılar nedeniyle "Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası" verilişi.

2 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, Çanakkale Savaşlarında yaralanan ve sakatlanan Osmanlı askerleri için para toplayarak gönderen -Almanya'nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh'a teşekkür mektubu :"...Kaderin savurduğu her haşin darbeye bizimle katlanmakla kalmayıp bundan doğan ıstırapları da hafifletmek için akla gelen her yardımı esirgemeyen siz sadık dosta, Fevzi (Çakmak) Bey de selamlarını ve teşekkürlerini yollar." Atatürk'ün komuta ettiği Anafartalar Grubu Komutanlığı'nın Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin (Çalışlar) Bey'in, 16.Kolordu Kurmay Başkanlığı'na atanması.

4 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, Anafartalar'da 4.ve 8.Tümen cephelerine giderek incelemelerde bulunması. Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın, 5.Ordu Komutanı Liman von Sanders'in -Anafartalar Grubu'ndaki yeni düzenleme ile ilgili- 29 Ağustos 1915 tarihli önerisine cevabı :"Anafartalar Grubu'nun devamını, bu grup içindeki tümenlerin şimdilik yalnız 2.ve 15.Kolorduları oluşturmasını ve Gruğ Komutanlığı'nın 16.Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Bey tarafından yapılmasını, yüksek öneriniz üzerine uyarınca uygun gördüm."

6 Eylül 1915
Bulgaristan’ın Türkiye ve Almanya’nın yanında savaşa katılması.

14 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in Bulgar Generali Petroff'un eşi Sultane Petroff'a Çanakkale'den Fransızca mektubu :"...Düşman kuvvetlerine karşı kendi istediğimiz şekilde karşı koyduk ve daha önce Arıburnu'nda benim karşımda hezimete uğrayan düşman kuvvetleri, aradan aylar geçtikten sonra bu defa da Anafartalar'da tam anlamıyla felç oldular. Generalimin, muhtemelen bunlardan haberi vardır; ama olan biteni doğrudan benden öğrenmesi, sanırım kendisini çok daha fazla memnun edecektir. General Hamilton'a ve Lord Kitchener'e ardı ardına bu başarıları elde etmeme vesile oldukları için teşekkür etmem gerektiğine inanıyorum." Mustafa Kemal'in, 2.ve 15.Kolordu Komutanlarıyla Abdurrahman Bayırı'na gidişi.

20 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in rahatsızlanması, Mareşal Liman von Sanders'in Anafartalar Grubu Karargahı'na gelerek, kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunması, sonra özel doktorunu gönderişi.

23 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, - Almanya'nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh'ı çadırında kabulü ve söyledikleri :"Tam manasıyla Ruslar gibi karaya tıkıldık. Ruslar çökmeğe mahkumdurlar; çünkü Boğazları kapayarak onları Karadeniz'e tıkadım. Bu suretle, müttefiklerinden ayrı düşürdüm. Fakat biz de aynı sebep dolayısıyla yıkılmaya mahkumuz. Gerçekten biz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahillerine yerleşmiş bulunuyoruz; fakat herhangi bir okyanusa çıkmayı göze alamayız. Deniz kuvvetlerine sahip olmayan bir kara kuvveti olmak itibariyle biz, yarımadamızı, kara kuvvetlerini hiçbir tehdide uğramaksızın istediği sahile getirebilen deniz kuvvetlerine karşı savunmaya asla muktedir olamayacağız." (Atatürk, bu görüşmenin yapıldığı günlerde rahatsızlığı nedeniyle çadırında istirahat etmektedir. Ernest Jackh, hatıralarında şu bilgileri vermektedir :"Mustafa Kemal Bey ağır surette hastaydı ve bu yüzden kendisini ziyaret için çadırına gittim. Malarya (sıtma)'ya tekrar yakalanmıştı. O kadar zayıflamıştı ki, ilkin tanıyamadım. Bununla beraber ateşli tabiatı, evvelce sık sık yaptığımız bütün gece devam eden çok sevdiği görüşmeler gibi, bizi, siyasi bir tartışmaya daldırdı."

24 Eylül 1915
Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın beraberinde Başkomutanlık Vekaleti Harekat Şubesi Müdürü Yarbay İsmet (İnönü) Bey olduğu halde Gelibolu'ya gelişi.

26 Eylül 1915
Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın sabahleyin Kuzey Grubu Karagahı'na gidişi, daha sonra -Anafartalar Grubu cephesine ait- Conkbayırı'nı gezdikten sonra Gelibolu'da 5.Ordu karargahı'na dönüşü (Enver Paşa, bu inceleme gezisinde Anafartalar Grubu Karargahı'na uğramamıştır.)

27 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, 5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'e Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndan affını isteyen yazısı :"...Geçenlerde Ekselansları Başkomutan, Kuzey, Güney ve Asya Gruplarını ziyaretiyle gereği gibi onurlandırmıştır; ancak Anafartalar Grubu'nun varlığını tanımak istememekle, bizi ziyaretinin onurundan mahrum kılmıştır. ...Ekselansları Başkomutan'ın şahsıma karşı beslediği duygular böylece bilinirken, orduda aynı koşullar altında hizmet vermem benim için imkansızdır. Siz Ekselanslarından beni şu andan itibaren Grup Komutanlığı'ndan istifa etmiş sayma ve şahsımla ilgili daha sonraki işlemleri tayin etme lütfunda bulunmanızı rica etmek onurunu taşımaktayım."

30 Eylül 1915
5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndan affını isteyen deilekçe vermiş olduğunu, ancak kabul edilmemesini isteyen yazısı :"...Bu dilekçeyi destekleyemem. Çünkü Mustafa Kemal Bey'i vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdım ve takdir ettim. ...Şimdilik ilişikte takdim etmediğim ayrılma dilekçesini, Ekselanslarınızın, güvenini belirtmek suretiyle reddetmek lütfunda bulunmalarını rica ediyorum."

11 Ekim 1915
Gelibolu Yarımadası’nın İtilaf Devletleri’nce boşaltılmasının ilk kez söz konusu oluşu

17 Ekim 1915
Çanakkale bölgesinde General Hamilton'un komutayı General Birdwood'a devrederek cepheden ayrılışı.

26 Ekim 1915
Mustafa Kemal'in, Başkomutanlık Vekaleti'nce 9.,11.ve 12.Tümenlerin birleşmesinden oluşacak 16.Kolordu komutanlığına atanması ve Kolordu Komutanı yetkisiyle "Anafartalar Grubu'nu yönetmekle görevlendirilmesi.

30 Ekim 1915
Turquoise isimli Fransız denizaltı gemisinin esir edilmesi.

31 Ekim 1915
Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın, beraberinde Ahmet İzzet Paşa, Yarbay Feldmann ve Başyaver Kazım (Orbay) Bey olmak üzere Anafartalar Grubu Karargahı'nı ziyareti, Atatürk'le görüşmesi, daha sonra at üzerinde İsmailoğlu Tepesi'ne gidilmesi.

3 Kasım 1915
İstanbul'dan Gelibolu'ya gelen Ayan ve Mebusan Heyeti'nin Anafartalar Grubu karargahı'na giderek Mustafa Kemal'i ziyareti ve beraber cepheyi gezmeleri.

6 Kasım 1915
Çanakkale’den geçerek Marmara’ya girmiş olan E-20 İngiliz denizaltı gemisinin esir edilmesi.

7 Kasım 1915
İngiliz Harp Kabinesi'nin Çanakkale'yi boşaltma kararı.

10 Kasım 1915
Fransız denizaltı gemisi Turquoise’a Enver Paşa’nın katıldığı bir törenle “Müstecip Onbaşı” adının verilmesi.

5 Aralık 1915
Mareşal Liman von Sanders'in Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişi ve Mustafa Kemal'e, beraberinde getirdiği hava değişimi izin yazısını vermesi.

6 Aralık 1915
İtilaf Güçlerinin Gelibolu Yarımadası’nı boşaltma hazırlıkları.

8 Aralık 1915
Fethi (Okyar), Dr.Bahattin Şakir ve Dr.Tevfik Rüştü (Aras) Bey'lerin akşam Atatürk'ün misafiri olarak Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişleri. Atatürk'ün aldığı hava değişimi izni üzerine Anafartalar Grubu Komutan Vekilliğine atanan Fevzi (Çakmak) Paşa'nın Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişi.

10 Aralık 1915
Atatürk'ün -beraberinde misafirleri Fethi (Okyar), Bahattin Şakir ve Tevfik Rüştü (Aras) Bey'ler olmak üzere- Çanakkale'den İstanbul'a hareketi. (Atatürk İstanbul'a dönüşünü takiben Çanakkale'den izinli olarak ayrılış sebebini Salih (Bozok) Bey'e şöyle anlatmıştır :"Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını teklif etmiştim. Fakat benim bu teklifimi kabul etmediler. Bundan dolayı canım sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul'a geldim. Eğer ben orada iken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı, herhalde daha çok sıkılacaktım. Burada bulunmaklığım benim için bir talih eseridir.)

11 Aralık 1915
Mustafa Kemal'in Çanakkale'den İstanbul'a gelişi

19-20 Aralık 1915
İtilaf Güçlerinin, işgal ettikleri siperleri boşaltarak gece Anafartalar, Arıburnu bölgesinden gizli olarak çekilmeleri (Bu bölgedeki boşaltma son günlerde mevcut sisten de yararlanılarak gizli olarak yapılmakta idi. Ancak birlik ve malzemelerin büyük kısmını kapsayan boşaltma bu gece gerçekleştirilmiştir. İngilizler 8/9 Ocak 1916 gecesi de Seddülbahir bölgesinden çekilmişlerdir.)

8-9 Ocak 1916
Müttefiklerin Seddülbahir’i boşaltmaları

9 Ocak 1916
5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in -İngilizlerin Gelibolu yarımadasından çekilip gitmeleri üzerine- sabah 8.45'de Alçıtepe'den Başkomutanlık Vekaleti'ne telgrafı :"Tanrı'ya şükür Gelibolu yarımadası tamamen düşmandan temizlenmiştir. Diğer ayrıntılar ayrıca sunulacaktır."

18 Ocak 1916
5.Ordu Karargahı'nın, Müttefiklerin Gelibolu yarımadasını boşaltmaları üzerine Çanakkale'den Lüleburgaz'a alınması.

1 Şubat 1916
Atatürk'e Anafartalar Grubu Komutanlığı döneminde gösterdiği üstün başarıları nedeniyle "İkinci Rütbe'den Osmani Nişanı" verilmesi.

http://www.canakkale.gen.tr/kronoloji/kronoloji.html, Alıntıdır.


           ÇANAKKALE CEPHESİNDE 50 LİSELİ 


                    Çanakkale Cephesi'nde 50 Liseli - İZLE



Yıl 1915. Harbiye Nâzırı Enver Paşa, Beyazıt Meydanı'ndaki Harbiye Nezareti'nin bahçesinde ünlü konuşmasını yapıyor.'Vatan elden gidiyor, daha çok asker lazım!' Bahçe hınca hınç dolu. İstanbul halkı orada, İstanbul Sultanisi'nin (lisesinin) elli öğrencisi de orada...Onlar gibi Darü'l Fünun öğrencileri ve tıbbiyeliler de meydanda. Herkesin içi kan ağlamakta... Balkan faciasının da izleri taze üstelik. Meydandaki o 50 öğrenci, her vatan evladı gibi cepheye koşmak için can atmaktalar. Ancak bir kanun var: 1909-1914 Askerî Mükellefiyet Kanunu. Kanuna göre Sultaniye öğrencileri askere alınamaz.

Ancak durum değişir, Çanakkale'de asker ihtiyacı doğar. Gönüllü olmak koşuluyla lise öğrencileri de askere kabul edilmeye başlanır. O 50 öğrenci soluğu cephede alır. İkinci tümen ihtiyatları ile birlikte oluşturulur. Tümenin başında Yarbay Hasan Bey vardır. Bu gencecik yiğitler bu bıyığı yeni terlemiş gençler, gece yarısı cepheye intikal ederler. Başlarındaki Yarbay Hasan Bey üstlerine, 'Bunlar daha yeni geldiler, biraz cepheyi tanısınlar, sabah çatışmalara girsinler' der fakat dinletemez. Ne hazindir ki cepheye gittikten altı saat sonra şehit olurlar. General Liman Von Sanders'in yanlış savaş taktiği gençlerin erkenden ölmelerine sebep olur.



"Şehadetname"




Osmanlılarda hem diploma hem de şehitlik belgesi manasına gelir.







VATAN HAİNLERİNE İNAT ŞEHİTLERİMİZİN KANI YERDE        

            KALMAYACAK !
 HEPSİNİ SAYGI İLE ANARIM.


SB.


***