Translate

3 Temmuz 2013 Çarşamba

KÜLTEPE KANİŠ KAZILARI






Kültepe eski Kaniš ören yeri Kayseri’nin 20 km. Kuzey Doğusunda bugünkü Karahöyük köyünün yanında yer almaktadır. Bu höyükteki araştırmaların başlangıcı bir asır önceye gitmektedir. Kültepe höyüğünde ilk kazı, E. Chantre tarafından 1893 ve 1894 yıllarında yapılmıştır. Höyüğün doğu ve kısmen de merkezi kısımlarında sondajlar yapan Chantre, bir çok mimari kalıntıları, pişmiş topraktan yapılmış Hitit vazoları, ritonları hayvan heykelcikleri, gün ışığına çıkarmıştır. 

Chantre, burada bulduğu eserleri, Mission en Cappadoce, (Paris 1898) adlı eserinde yayınlamıştır. H. Winckler, 1906 yılında yapmış olduğu kazılarda önemli eserler ele geçmediğinden yayınlamamıştır. Aynı yıl H. Grothe de küçük çapta bir araştırma yapmış ve bu araştırmayla ilgili olarak, Meine Vorderasien Expedition in 1906-1907, adlı eserinde bilgi vermektedir. 1925 yılında B. Hrozny, Kültepe’de kazıya başlamış ve höyüğün eteğindeki tarlalarda yaptığı kazıda 1000 kadar tablet bulmuştur. Böylece, tabletlerin bulunduğu yerin Asurlu tüccarların ve yerli halkın birlikte oturdukları kārum alanı olduğu anlaşılmıştır. 

Bu kazıda bulunanlarla, Avrupalı seyyahların Anadolu’da dolaşırken satın aldıkları tabletler, çeşitli Avrupa müzelerine dağılmış ve Avrupalı bilim adamları tarafından seriler halinde yayınlanmıştır. Söz konusu yayınlara ilerde değineceğim. 

Kültepe’de sistemli kazılara 1948 yılında Türk Tarih Kurumunun desteğiyle ve Prof. Dr. T. Özgüç ‘ün teşebbüsüyle başlanmış ve halen devam etmektedir. (2007)

Kültepe’de kazılar iki ayı yerde; biri Eski Kaniš Şehri’nin olduğu höyükte diğeri ise, höyüğün eteğindeki sonradan kārum şehri olduğu anlaşılan yerde yapılmıştır. 

Her iki yerleşim yerinde de dört yapı katı ortaya çıkarılmıştır. İlk iki tabakada yazılı belge ortaya çıkmamıştır. Bunlar IV. ve III. tabakalar olup Eski Tunç Çağı katlarıdır. Söz konusu Çağ (M.Ö: 3000-2000) da Kaniš etrafı surlarla çevrili bir kent olmalıdır. Bu dönemde Orta Anadolu’da şehir devletlerinin varlığını Akad Krallarının kahramanlıklarını anlatan, Boğazköy ve Kültepe’de bulunmuş olan belgelerden öğrenmekteyiz. 1958 yılı Kültepe kazısında bulunan ve yakın zamanlarda yayınlanan belgede, Akadlı Sargon’un batı seferinde Kaniš’e de geldiği anlaşılmaktadır (15)

Kaniš Şehri’nin III. bin yılın ikinci yarısından itibaren gelişerek önemli bir merkez haline geldiği biliniyor. Kaniš kārumunun II ve Ib katı tam planlarıyla korunmuş yapıları, yazılı belgeleri, güzel sanat eserleriyle Önasya’nın kendine özgü bir dünya ticaret merkezi olduğu görülür. II- Ib katı binalarının yapı teknikleri ve planları birbirine benzerdir. II-Ib katı yapılarının temelleri taştır, andezit kolay kırıldığından yapı ustaları düz taşlar kullanmışlardır. Üstüne kerpiç duvarın bastığı taşların düzgün olmasına özen gösterilmiştir. Harç her zaman olduğu gibi çamurdur. II. kat yapılarında taş direk kullanılmamıştır. Ağaç dikmeler dam örtüsünü taşıyan ahşap kirişlere kaide görevi yapmıştır. Evler sıvalı olup, odaların tabanları sıkıştırılmış topraktır. Evlerden bazılarının dar ve uzun odaları veya merkezî salonun yarısı taş döşemelidir. 

Evlerin planları dikdörtgendir. Üst katta bir oda bulunup, hayatın önemli bir kısmı zemin katta ocaklı, fırınlı ve tandırlı odada geçiyordu (16). Asurlular Aşağışehrin sınırlı bir bölümüne topluca yerleşmişlerdir. Asurlularla teması olan yerli tüccarların da onlara yakın mahallelerde oturdukları bilinir. 

Yerli halkın büyük kısmı Aşağışehrin geniş mahallelerinde oturuyorlardı. Nüfusun büyük kısmını yerliler tüccarların çoğunluğunu da Asurlular oluşturuyordu (17) 





M.Ö. II. bin yıl başlarında Yukarı Mezopotamya’daki Asur şehrinde oturan büyük tüccarların sermayelerini birleştirmek suretiyle şirketler kurup Anadolu ile ticari ilişkilere giriştiklerini anlıyoruz. Anadolu’da varlığını bildiğimiz şehir beyleri Asurlu tüccarlara saraylarının ihtiyacı olan kalay ve mamul eşyayı sağlamaları karşılığında onlara şehirlerin etrafında oturma imtiyazı vermişlerdir. Böylece, Anadolu’ya gelerek pek çok şehirde birer ticaret mahallesi oluşturan Asurlu tüccarların hepsinin Kaniš kārumu’na bağlı olduğu da anlaşılmıştır. O günkü Anadolu’nun bir çok şehrinde bir kārum ya da wabartum bulunmasına rağmen Kaniš kārumu merkez kārum
olup, Asurlu tüccarların en yüksek temsilcisinin Kaniš’te bulunduğu bilinmektedir. 

Asurlu tüccarların, Mezopotamya’da Sumerlilerin M.Ö. 3200 yıllarında icat ettikleri çivi yazısını Anadolu’ya getirdikleri anlaşılmıştır. Çivi yazısıyla ve Eski Asurca olarak yazılan 5-10 cm. eninde ve 10-15 cm. boyunda olan kilden tabletlerle Anadolu’da tarihi dönemlere geçilmiştir. 




Kültepe Kaniš Kazılarıyla İlgili Yayınlanan Raporlar

1948 yılı kazısı raporu T. Özgüç tarafından yayınlanmıştır (18). Bu eserde Kaniš şehrinin Kayseri civarındaki konumu, Kaniš şehrinin doğu ve batıya giden yıllara göre durumu, kazılarda ele geçen eserlerin tarihlenmesi üzerinde durulmuştur. 

1949 yılı kazısı raporu T. Özgüç tarafından hazırlanarak Türk Tarih Kurumu yayınları arasında çıkmıştır (19). 

Bu yılda (2007) ele geçen maddi kültür kalıntılarının hangi kavme ait olacağı üzerinde durulmuş ve bu eserlerin Hititlere ait olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Böylece, Koloni Devri’nde Hititlerin Anadolu’da yaşadıkları arkeolojik materyallerle de tespit edilmiş oluyordu. Zira, burada ele geçen eserler M.Ö. 17. ve 16. yüz yıllardan itibaren Hititlerin kullandığı eşyaların aynı olduğu görülmektedir.

1956 yılında Kaniš harabelerinde yapılan kazıda büyük bir odanın içinde 2 adet çivi yazılı tablet ele geçmiştir. Bu belgeler hem bölgenin hem de Anadolu’nun ilk tarihi belgesi olup, Mama Kralı Anum-Hirbi’nin Kaniš kralı Waršama’ya gönderdiği mektuptur. Mektup 1957 yılında K. Balkan tarafından yayınlanmıştır (20). 

Bu belgeler sayesinde, söz konusu dönemde varlığı bilinen krallıklar arası ilişkiler, tâbi-metbû ilişkileri ve bu dönemde vuku bulan olayları öğrenmekteyiz. 1958-62 yılları kazı mevsimlerinde Kültepe höyüğünde yapılan kazılarda sarayda, Kaniš krallarının tasdikledikleri belgeler ele geçmiştir. Bu belgeler sayesinde, kralların isimleri, icraatları, sarayda görevli devlet erkanının isim ve unvanları, pozisyonları konusunda bilgi sahibi olduğumuz gibi, devlet ve saray teşkilatını tanıma imkanı da mümkün olmuştur. Kuššara krallarına ait Boğazköy’de bulunan Anitta belgesinden sonra burada ele geçen belgelerle, Kuššara kralı Pithana’nın Kaniš’te hüküm sürdüğü, onun ölümünden sonra Anitta’nın büyük kral olduğu ve oğlunu Alişar’a vali olarak atadığı anlaşılmış bulunuyor. 

Kültepe’de yapılan kazılarla ilgili raporlar, Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından yayınlanmaya devam edilerek, 1959 yılında Türk Tarih Kurumu yayınları arasında yeni bir eser çıkmıştır (21). 

Söz konusu eserde, Kaniš kārumunun binaları, şehirdeki cadde ve sokaklar, evlerde bulunan ocak, fırın, seramikler, mühürler, madeni eserler tasnif edilerek ilim alemine tanıtılmış oluyordu. 1986 yılında Kültepe Kaniš kazılarının hafiri tarafından yeni bir kitap yayınlandı (22). 

Bu eserde, kazılarda ele geçen seramik eserlerin tümü incelenmiş, mutfak eşyaları, ölü hediyesi olan kaplar, dinî muhtevalı eserler konu edilmiştir. Özellikle asılları altın ve gürmüş gibi madenlerden yapılan ancak pişmiş toprak benzerleri ele geçmiş olan ve dinî törenlerde kralların tanrılara içki sunduğu riton denilen kaplar çok ilgi çekicidir. Bunlar, hayvan şeklinde ve ya boğa başı, insan başı, kayık ya da çizme şeklinde olan kaplardır. 

Kültepe’de yapılan kazılarda ortaya çıkarılan saray ve tapınaklarla ilgili bir diğer çalışma yine kazının hafiri tarafından yapılmıştır (23). 

Söz konusu eserde saraylarda ele geçen seramik eserler, madeni eserler, mühürler, bullalar ve tablet ve zarf parçaları incelenmiştir. Ayrıca, mabetlerde bulunan arkeolojik buluntular tasnif edilerek verilmiştir.

Koloni Devri’nde Anadolu’da ölü gömme geleneğiyle ilgili bir çalışma, İ. Metin Akyurt tarafından yapılmıştır (24). Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan eserde, diğer eski Anadolu kentleriyle birlikte Kültepe’de yapılan kazılarda ortaya çıkarılan mezar tipleri de araştırılmış ve sekiz adet farklı mezar türü incelenmiştir. Ayrıca mezarlarda bulunan eserler de burada belirtilmiştir.

Kültepe Kazılarında Bulunan Mühürler ve Tabletler Üzerindeki Mühür Baskılarıyla İlgili Çalışmalar 

Kültepe kazılarında ele geçen mühürler ve mühür baskıları üzerinde ilk çalışma Nimet ÖZGÜÇ tarafından yapılmıştır. Kültepe’de Asurlu, Babilli ve Suriyeli mühür kazıyıcıların bulunduğu ve her birinin kendi ülkesinin mühür üslubunu getirdiği görülmüştür. Böylece her bir ülkenin mühür geleneği bilim adamları tarafından incelenmektedir. Kazılarda ele geçen mühür baskılarının tasnifleri yapılarak Anadolulu sanatkarların yaptıkları mühürler N. Özgüç tarafından bir kitap halinde yayınlanmıştır (25). 

Eserde mühür baskılarındaki tasvirler incelenmiştir. Kültepe 
Kaniš karumunun Ib katında ele geçen, damga ve silindir mühürler ve mühür baskıları da aynı bilim adamı tarafından yayınlanmıştır (26). 

Ib katı mühürleri 4 ayrı grupta incelenmiştir. Bunlar, Anadolu mühürleri, Eski Asur mühürleri, Eski Babil mühürleri, Eski Suriye mühürleridir. Bullalar üzerinde bir diğer çalışma, Veenhof tarafından N.Özgüç’e Armağan isimli eserde yayınlanmıştır (27).

Kültepe’de ortaya çıkan mühür baskılarıyla ilgili yeni bir eser yine, N. Özgüç ile Ö. Tunca tarafından yayınlanmıştır (28).

Kültepe tabletleri üzerindeki mühür baskılarıyla ilgili bir başka eser, B. Tessier tarafından Sealing and Seals on Texts from Kültepe kārum Level 2, (İstanbul 1994) yayınlanmıştır. 

R.L. Alexander Kaniš kārumundaki yerli mühür kazıyıcılarla ilgili bir çalışma yapmıştır (Native Group Cylinder Seals Engravers of Karum Kanish Level  II, Belleten 43, s. 573-618). 
M. Tosun, Kültepe metinleri üzerindeki mühür baskılarıyla ilgili bir makale yayınlanmıştır (Kapadokya Tabletleri Üzerindeki Mühür Baskıları, Belleten, IV. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1952, s. 209-313).





Avrupa Müzelerine Dağılan Tabletler ve Yayınlanması

Kültepe’de 1925 yılı kazısında bulunarak, Avrupa’ya kaçırılmış olan ve bugün Avrupa müzelerinde bulunan tabletler seriler halinde yayınlanmıştır. Bu yayınlar ve serilerini aşağıda veriyoruz. 

J. B. Nies Koleksiyonunda bulunan Kültepe metinleri, Babylonian 
Inscriptions in the Collection of J.B. Nies serisinde yayınlanmıştır. Bu serinin IV. cildi A.T. Clay tarafından bilim alemine sunulmuş olup (29)’ bu seride toplam 233 belgeden, ilk 99 mektup, 100-114 mahkeme zabtı, 115-216 senet, 217-233 mektuptur. Özellikle, Asurlu tüccar Pušu-ken’in yazışmalarından oluşmaktadır. Ayrıca pek çok mektup Aššur-nādā’ya gönderilmiştir. 

F.J. Stephens, aynı serinin altıncı cildini yayınlamıştır (30). Toplam 270 adet Kültepe metninden, ilk 135 adeti mektuptur. 136’dan 196’ya kadar iş dokümanı, 196-209 mektup, 209-211 mahkeme zabtı, 222-252 senet, 252-260 mahkeme zabtı, 260-270 iş dokümanıdır. 

British Museum’da bulunan Kültepe tabletleri, altı ciltlik bir seri de yayınlanmıştır (31). Bu seriden 5 cilt S. Smith, tarafından yayına hazırlanmıştır. Birinci cilt 45 adet senet ve toplu kayıt belgesi ile 5 adet mahkeme zabtından oluşmaktadır. 

İkinci cilt, Asurlu tüccarlar, Šallim-Ahum-Pušu-ken, İmdilum-Pušu-ken arasındaki mektuplaşmalar, İmdilum ve diğer bazı tüccarların yazışmalarıyla alakalı mektuplardan oluşmaktadır. Üçüncü ciltte, Aššur-idi-Aššur-nādā arasındaki yazışmalar, Inā’ya gönderilen mektuplar ve diğer tüccarların haberleşmelerinden oluşan 50 adet mektup vardır. Dördüncü cilt, pek çok Asurlu tüccarın birbirleriyle olan haberleşmelerinden oluşan 50 adet Kültepe metninden ibarettir. Beşinci cilt, mektuplar, mahkeme zabıtları ve senetlerden meydana gelmiştir. 

Bu serisinin altıncı cildi, P. Garelli- D. Collon tarafından yayınlanmıştır (32).

Bu cilt mektuplar, senetler, iş dokümanları ve mahkeme zabıtlarından oluşmaktadır. 

Rudolf Blanekertz Koleksiyonunda bulunan Kültepe metinleri, J. Lewy tarafından, yayınlanmıştır (33). Bu eserdeki Kültepe metinleri, mektuplar ve senetlerden meydana gelmiştir. 

Frida Hahn Koleksiyonunda bulunan Kültepe tabletleri, J. Lewy tarafından yayınlanmıştır (34). Bu belgeler, Asurlu tüccarların birbirleriyle olan yazışmaları ve senetlerden ibarettir. Lewy’nin hazırlamış olduğu diğer bir eser ise (35), senetler, mektuplar, iş dokümanları ve mahkeme zabıtlarından oluşmaktadır. 

Prag’ta bulunan Kültepe tabletleri, bir seri halinde yayınlanmıştır. Birinci cildi, B. Hrozny tarafından hazırlanmıştır (36). Bu ciltte, mektuplar, senetler, iş dokümanları, mahkeme zabıtları ve evlenme vesikası mevcuttur. Bu serinin ikinci cildi, Matouš tarafından yayınlanmıştır (37). Bu cilt, senetler, toplu kayıtlar, mahkeme zabıtlarından ibarettir. 

Bu serinin son cildi, L. Matouš-M. Matoušova-Rajmova tarafından bilim alemine sunulmuştur (38). Bu eserde, mahkeme zabıtları, senetler, ev satış belgesi, borç mukaveleleri, mühürlerle birlikte yayınlanmıştır. Prag Müzesindeki diğer tabletler, K. Hecker-G. Kryszat-L.Matouš, tarafından yayınlanmıştır (39).

N.B. Jankovska, Klinopisnye Teksty iz Kjultepe Sobraniiakh, (SSSR Moskova 1968) isimli eserinde bir kısım Kültepe metni yayınlamıştır. 

Heidelberg Üniversitesi ve Erlenmeyer Koleksiyonunda bulunan Kültepe tabletleri, B. Kienast tarafından yayınlanmıştır (40). Bu eserde, iş mektupları, senetler, mahkeme zabıtlarından oluşan 52 adet Kültepe tableti bulunmaktadır. Ayrıca Erlenmeyer Koleksiyonu ve her iki koleksiyona ait tabletler üzerindeki mühür baskıları bu eserde yayınlanmıştır. Das Altassyriche Kaufvertragsrecht Freiburger Altorientalische Studien, Beihefte Altassyriche texte und Untersuchungen (Stutgart 1984) isimli eser yine B. Kienast tarafından hazırlanmıştır. Giessen Üniversite Müzesi’nde bulunan Kültepe tabletleri, K. Hecker tarafından (Die Keilschrifttexte der Universitatsbibliothek Giessenunter Benetsung Nachgelenasser vorarbeiten von J. Lewy, Giessen 1966) yayınlanmıştır. Bu eserdeki Kültepe metinleri, senetler, mektuplar, mahkeme zabıtlarından ibarettir. 

Liverpool Arkeoloji Enstitüsü’ndeki Kültepe tabletleri, Th. G. Pinches tarafından yayınlanmış olup, (41) mektup ve senetlerden oluşmaktadır. 

Edinburg Müzesi’nde bulunan Kültepe tabletleri, S. Dalley tarafından (A Catalogue of the Akkadian Cuneiform Tablets in the Collections of the Scottisch Museum Edinburg with Copies of the Texts, Royal Scottisch Museum Information Series, Art and Archaeology, Edinburg 1979) yayınlanmıştır. Bu eser, mahkeme zabtı, mektup ve senetlerden oluşmaktadır. 

Pennsylvania Müzesi’nde bulunan Kültepe tabletlerinin bir kısmı, W.C. Gwaltney tarafından HUCA 3 de yayınlanmıştır. (Cincinnati 1983). Bu tabletler, mektuplar, senetler ve mahkeme zabıtlarından oluşmaktadır. Bu müzedeki Kültepe metinlerinin diğer kısmı, F.J. Stephens tarafından, (The Cappadocian Tablets in the Universty of Pennsylvania Museum) yayınlanmıştır. Bu seride 15 adet kārumlar arası mektup, 5 adet mahkeme zabtı ve diğer iş dokümanlarıyla birlikte 45 adet belge mevcuttur. 

Louvre Müzesi’nde bulunan Kültepe tabletleri, Tablettes Cappadociennes adı altında 3 cilt halinde yayınlanmıştır. Birinci cildi Conteneau (Paris 1920), yayınlamıştır. Bu ciltteki tabletler, Asurlu tüccarların mektuplaşmalarından ibarettir. 

İkinci cilt, Thureau- Dangin tarafından (Paris 1928) yayınlanmıştır. Bu ciltte, Pušuken ve Ina’ya gönderilen mektuplar çoğunlukta gözükmektedir. Belgelerin tümü iş mektuplarından oluşmaktadır. Bu serinin son cildi ise, J. Lewy tarafından (Paris 1935) hazırlanmıştır. Bu cilt, mahkeme zabıtları, boşanma belgeleri, mektuplar ve senetlerden oluşmaktadır. Louvre Müzesi’nde bulunan tabletlerin bir kısmı ise, C. Michel tarafından, RA 81’de (Nouvelles Tablettes Cappadociennes du Louvre, 1987) yayınlanmıştır. Bu belgeler, mektuplar, muhasebe kayıtları, taşıma mukaveleleri, senetler ve zarflardan ibarettir. 

Berlin Vorderasiatisches Museum’da bulunan Kültepe metinleri, K.R. Veenhof- E.K. Brandt tarafından hazırlanmıştır (42). Bu seride, iş dokümanları, senetler, mektuplar, mahkeme zabıtları, köle satışı hakkında Kültepe tabletleri mevcuttur. 

Alişar’da bulunan Kültepe Ib tabakası ile çağdaş tabletler, I. J. Gelb tarafından OIP XXVII’de yayınlanmıştır. (Chicago 1935). Bu tabletler arasında, Anitta tarafından tasdiklenen belgeler mevcuttur. Nabi-Enlil arşivi olarak bilinen bu belgelerde mahkeme zabıtları, mektuplar ve senetler vardır. 54 nolu belge ise, Develi’de satın alınmış olup, Kaniš’ten Wahšušana’ya kadar yapılan harcamalardan bahseder. 

Avrupalı bilim adamları tarafından Kültepe tabletlerinden hareketle yapılan çalışmalar bulunmaktadır. P. Garelli, Les Assyrians en Cappedoce, Paris 1963; M. T. Larsen, Old Assyrian Caravan Procedures, İstanbul 1967; Old Assyrian City-State and its Colonies, Copenhagen 1976; K. R. Veenhof, Aspects of Old Assyrian Trade and its Colonies, Leiden 1972; L.L. Orlin, Assyrian Colonies in 

Cappadocia, Paris 1970. J.G. Dercsen, Old Assyrian Copper Trade in Anatolia, İstanbul-Leiden 1996; Old Assyrian Institutes, Leiden 2004. 

Kültepe’de bulunan tabletlerin çoğunluğu senetler ve tüccarların birbirleriyle olan yazışmalarından ibarettir. Bu bağlamda bazı tüccarların yazışmaları toplanmak suretiyle bir bütün halinde yayınlanmıştır. Bu tür yayınlara ilk örnek, Metin İçhisar tarafından yapılan çalışmadır: Les Archives Cappadociennes des Marchand Imdilum, Paris 1981. C. Michel önce Innāya arşivini yayınlamıştır (Innayā dans les tablettes paleo-assyriennes, Paris 1991, vol 1. Analyse, vol. 2 Edition des textes), 

Sonra ise, tüccarlar arası mektuplaşmalardan örneklerle bir eser hazırlamıştır: Correspondence des Marchand de Kanis, Paris 2001. M.T. Larsen, bir Asurlu tüccarın arşivini yayınlamıştır: The Aššur-nādā Archive (Old Assyrian Archives 1) Leiden 2002. B.L. Rosen, borç mukaveleleriyle ilgili bir eser yayınlamıştır: Studies in Old Assyrian loan Contraks UM 1, 1977.

Başlıca İstanbul ve Ankara Müzelerinde Bulunan Kültepe Metinleri Üzerine Yapılan Çalışmalar 

İstanbul Arkeoloji Müzesindeki Kültepe Tabletlerinden bir kısmı, J. Lewy tarafından ilim alemine sunulmuştur (43). Bu eser Asurlu tüccarlar, İmdilum ve Inā’ya gönderilen mektuplar ile senetlerden oluşmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan Kültepe tabletlerinin diğer kısmı ise, V. Donbaz tarafından yayınlanmıştır (44).

Sadberk Hanım Müzesi’nde bulunan Kültepe metinleri, V. Donbaz tarafından, Sadberk Hanım Müzesi’nde bulunan Çivi Yazılı Belgeler, (İstanbul 1999) yayınlanmıştır. 

Boğazköy’de bulunmuş olan, Da’a arşivine ait 50 adet tablet, H. Otten tarafından KBo serisinin 9. cildinde yayınlanmıştır (Berlin 1957). Bu belgeler de mektuplardan ibarettir. 

1958 yılında Bursa Arkeoloji Müzesine satın alma yoluyla gelen 5 adet Kültepe metni, V. Donbaz- E. Horasanlı tarafından Belleten 158, (1976) de yayınlanmıştır. Yine Asurlu tüccar Innaya’nın arşivi, V. Donbaz tarafından RA 85 (1991) de yayınlanmıştır. Adana Müzesinde bulunan Kültepe metinlerinden biri, (Adana 237 b) yine V. Donbaz tarafından AfO 21 (1984) de yayınlanmıştır. 

Kayseri Müzesinde bulunan Kültepe tabletlerinden 3 adedi, Landsberger tarafından Türk Tarih Arkeologya ve Etnoğrafya Dergisi 4 de yayınlanmıştır. (İstanbul 1940). Kültepe metinlerinin bu şekilde yayınlanmasıyla birlikte, Asurlu tüccarların Anadolu’da bir koloni ağı kurmak suretiyle Anadolu-Mezopotamya arasında ticaret yaptıkları anlaşılmıştır. Asurlu tüccarların Anadolu’da uzun süre yaşadıkları görülmüş ve bu belgeler okunduktan sonra Anadolu’da Asur Kolonileri, Anadolu’nun iktisadi yapısı ile ilgili çeşitli eserler yazılmıştır. 

Bu eserlere bir göz atalım; 

E. Bilgiç, Etilerden Önce Anadolu’da Maden Ekonomisi, İstanbul 1940-1941; Kültepe Metinlerinde Geçen Yerli Apellatifler ve Bunların Anadolu Dileri İçerisindeki Yeri, Ankara 1953; Kaniš kārumunun kronolojisi ile ilgili olarak, K. Balkan tarafından bir eser, Kaniš Karumunun Kronoloji Problemleri Hakkında Bazı Müşahedeler, (Ankara 1955) kaleme alınmıştır. 

Kültepe ve Kayseri’nin tarihiyle ilgili bir çalışma Nezahat Baydur tarafından yapılmıştır. Kültepe ve Kayseri Tarihi Üzerine Araştırmalar, İstanbul 1970.

Kültepe Tabletleri Yayın Komisyonu 1986’da kurulmuş ve Kültepe tabletleri üzerinde çalışmalar hız kazanmıştır. Bu komisyonda, E. Bilgiçle birlikte, H. Sever, C. Günbattı, S. Bayram ve S. Çeçen yer almışlardır. Şu ana kadar AKT serisinden 3 cilt yayınlanmıştır. AKT I’de borç senetleri, mektuplar, kārum dairesinin kararları, ikribum olarak verilen parayla ilgili bir kayıt, mal teslimiyle ilgili belgeler yer almaktadır. Bilgiç-Bayram tarafından hazırlanan AKT II’de, toplu kayıtlarla ilgili belgeler, borç karşılığı rehin konusu, masraf listeleri, mahkeme zabıtları, Kaniš kārumunun kararları, Asur Şehir Meclisinin kararları ve iş mektupları mevcuttur. Bilgiç-Günbattı tarafından hazırlanan AKT III’de, senetler, mektuplar, mahkeme zabıtları, toplu kayıtlar, masraf listeleri yer almaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzesinden Çivi Yazısı Uzmanı Sumerolog V. Donbaz da bu komisyona dahil olup, Kültepe tabletlerini yayınlamaktadır. Özellikle, Ib tabakası dönemine ait olan, höyükte Waršama’nın sarayında bulunan ve Kaniš krallarının tasdiklediği iqqati vesikalarını, T. Özgüç’e Armağan, (1989); N. Özgüç’e Armağan, (1993); X. Türk Tarih Kongresi Bildirileri’nde (1990) yayınlamıştır.

K. Balkan, S. Alp’e Armağan’da (Ankara 1992), 1948, 1949 ve 1950 yılı kazı mevsiminde ele geçen tabletlerden 18 adedini yayınlamıştır.

1988 yılı Kültepe kazısında çıkan belgeler, AKT serisinde S. Bayram ve S. Çeçen tarafından yayına hazırlanmaktadır. Yine 1992 yılı kazı mevsiminde ortaya çıkan belgeler, C. Günbattı, S. Bayram ve S. Çeçen tarafından AKT serisinde yayınlanmak üzere hazırlanmaktadır. 1963 yılı kazısında bulunan belgeler İ. Albayrak tarafından yayına hazırlanmaktadır.

1956 yılı Kültepe kazısında bulunan tabletlerin bir kısmı, A.F. Karaduman, tarafından doktora tezi yapılmıştır. Bu tezde, mahkeme zabıtları, senetler ve EnnaSuen’in yazışmalarından oluşan mektuplar yer almaktadır.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde korunan bu tabletler, yabancı ilim adamları tarafından da yayınlanmakta olup, 1990 yılı kazısında bulunan vesikaların bir kısmı Fransız Asiriyologlar tarafından yayınlanmıştır (45). Bu eserde, Aššur-mutabbil’e gönderilen mektuplar, Šumi-abiya’ya görderilen mektuplar, senetler, mahkeme zabıtları ve tabletlerin zarfları yer almaktadır. Son olarak Veenhof tarafından Kültepe’de ele geçen Asur limum listeleri yayınlanmıştır (46).

Alman Assiriyolog K. Hecker, Kt. 1959, 1961 ve 1987 kazı dönemi tabletlerinin yayını üzerinde çalışmaktadır. K.R. Veenhof ise, 1991 yılı kazı mevsiminde çıkan tabletleri yayına hazırlamaktadır. Japon asıllı Kawazaki 1989 yılında ortaya çıkan Kültepe tabletlerini doktora tezi olarak hazırlamıştır.

Yukarıda bahsi geçen bilim adamları tarafından Kültepe belgelerinden hareketle yazılan makaleleri burada zikretmedim. Bunların da sayıları oldukça fazladır. Elimizde bulunan belgelerden Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda (M.Ö. 1975-1725) Anadolu’nun ve Eski Asur Devletinin siyasi, sosyal ve kültürel hayatını öğrenmekteyiz.


Sonuç 

Kültepe kazıları sayesinde Anadolu’nun tarihi üç asır kadar geriye gitmiştir. Anadolu tarihine ait ilk yazılı belgeler Kayseri yöresinde bulunmuş ve bölgenin dört bin yıl öncesi tarihi araştırılarak, uluslararası ticaretin merkezi olduğu anlaşılmış bulunmaktadır. Kültepe Kaniš kazıları sonucunda, M. Ö. II. bin yılın ilk çeyreğinde Anadolu’nun şehir hayatı, saray hayatı, devlet teşkilatı, esnaf teşekkülleri, ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, Asurlu tüccarlarla yerli halk arasındaki ilişkiler, uluslar arası hukuk konusu ilk defa bu dönemde görülmüştür. 

Kazılar sonucunda Anadolu tarihi kadar Eski Asur tarihini de öğrenmiş bulunuyoruz. Eski Asur Şehir Devleti’nin siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi hayatını Kültepe tabletleri yansıtmaktadır. 

Aynı belgelerden, Mezopotamya’dan Anadolu’ya gelen ticaret yolları ve yollar üzerindeki kentler, kervansaraylar, yol güvenliği, posta örgütü gibi konularda bilgi edinmekteyiz. 

Kültepe’de 50 yılı aşkındır yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılan eserlere ait örnekler Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca, bir kısım eserler, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde teşhir edilmekte olup, 1948 yılından itibaren Kültepe kazılarında ortaya çıkarılan çivi yazılı tabletlerin tamamına yakını söz konusu müzede korunmaktadır. Kayseri dört bin yıl öncesinden itibaren önemli bir ticaret ve kültür merkezi olmuştur. 

Koloni Çağı’nda olduğu gibi, Geç Hitit Şehir Devletleri ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde her zaman önemini korumuştur. Kayseri yöresinden gelen çok sayıda eser Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmesine rağmen müzenin teşhir salonlarının yetersiz kaldığını belirtmeliyiz. Kayseri Müzesi’ne gelen eserlerin daha iyi sergilenmesini sağlayacak daha büyük müzenin yapılmasıyla her bir döneme ait eserlerin ayrı ayrı salonlarda teşhiri imkanı sağlanacak ve bölgenin kültür mirasını tanıtma fırsatı verecektir diyebiliriz.



Yrd. Doç. Dr. Hasan Ali ŞAHİN 
Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi 
CUMHURİYETİN 80. YILINDA KÜLTEPE KANİŠ KAZILARI

pdf için tıklayın:




_________________________________________
15) C. Günbattı, “Kültepe’den Sargon’a Ait Bir Tablet”, III. Uluslararası Hititoloji KongresiBildirileri, (Ankara 1998), s. 261-279.
16) T. Özgüç, Kültepe Kaniš/Neša, İstanbul 2005, s. 51-56. 
17) T. Özgüç, Kültepe Kaniš/Neša, İstanbul 2005, s. 51. 
18) T. Özgüç, Türk Tarih Kurumu Tarafından Yapılan Kültepe Kazısı Raporu 1948, Ankara 1950. 
19) T. Özgüç, Türk Tarih Kurumu Tarafından Yapılan Kültepe Kazısı Raporu 1949, Ankara 1953.
20) K. Balkan, Mama Kralı Anum-Hirbi’nin Kaniš Kralı Waršama’ya Gönderdiği Mektup, Ankara 1957. 
21) T. Özgüç, Kültepe-Kaniş Asur Ticaret Kolonilerinin Merkezi’nde Yapılan Yeni Araştırmalar, Ankara 1959. 
22) T. Özgüç, Kültepe-Kaniş II, Eski Yakındoğu’nun Ticaret Merkezinde Yeni Araştırmalar., Ankara 1986. 
23) T. Özgüç, Kültepe Kaniş/Neşa Sarayları ve Mabedleri-The Palaces and Temples of Kültepe, Kaniş/Neşa, Ankara 1999.
24) İ. Metin Akyurt, M.Ö. 2. binde Anadolu’da Ölü Gömme Adetleri, Ankara 1998. 
25) N. Özgüç, Kültepe Mühür Baskılarında Anadolu Grubu, Ankara 1965. 
26) N.Özgüç, Kaniş Karumu Ib Katı Mühürleri ve Mühür Baskıları, Ankara 1968. 
27) K. R. Veenhof, On the Identification and Implications of Some Bullae from Acemhöyük and Kültepe, Nimet Özgüç’e Armağan, Ankara 1993, s. 645-657. 
28) N. Özgüç-Ö. Tunca, Kültepe Kaniš: Mühürlü ve Yazıtlı Kil Bullalar- Sealed Inscribid Clay Bullae, Ankara 2001.
29) A. T. Clay, Babylonian İnscriptions in the Collection of J.B. Nies ( BIN IV, Letters and Transactions from Cappadocia New Haven 1927) 
30) F. J. Stephens, Babyonian İnscriptions in the Collection of J.B. Nies BIN VI, Old Assyrian Letters and Business Documents New Haven 1944) 
31) S. Smitth, Cuneiform Texts from Cappadocian Tablets in the British Museum (CCT I, London 1921; CCT II, London 1924; CCT III, London 1925, CCT IV, London 1927; CCT V, London 1956 ) 
32) P. Garelli- D. Collon, Cuneiform Texts from Cappadocian Tablets in the British Museum (London 1975).
33) J. Lewy, Die Kültepetexte der Sammlung Rudolf Blanekertz, Berlin 1929. 
34) J. Lewy, Die Kültepetexte aus der Sammlung Frida Hahn Berlin, Leipzig 1930. 
35) J. Lewy, Die Keilschrifttexte aus Kleinasien, Texte und Materialien der Frau,Leipzig 1932. 
36) B. Hrozny, Inscriptions Cuneiformes du Kültepe I, ICK I Praha 1952. 
37) L. Matouš, Inscriptions Cuneiformes du Kültepe II, Praha 1962. 
38) L. Matouš-M. Matoušova-Rajmova , Kappadokische Keilschrifttafeln mit Siegeln aus den Sammlungen der Karisuniversitat in Prag, (Prag 1984). 
39) K. Hecker-G. Kryszat-L.Matouš, Prager Kültepe-Texte I: Kappadokische 
Keilschrift Tafeln aus der Sammlungen der Karlsuniverstat Prag Praha, 1998. 
40) B. Kienast, Die Altassyrichen Texte des Orientalischen Seminars der Universitat Heidelberg und der Sammlung Erlenmeyer-Basel, Berlin 1960. 
41) Th. G. Pinches, The Cappadocian Tablets Belonging to the Liverpool Institu of Archaeology.
42) K. R. Veenhof- E.K. Brandt, Altassyrische Tontafeln aus Kültepe Texte und Siegellabrollungen 1992. 
43) J. Lewy, Keilschrifttexte in den antiken-museen zu Stanbul, İstanbul 1926. 
44) V. Donbaz, Keilschrifttexte in den Antiken Museen zu Stanbul II, Stutgart 1989. 
45) C. Michel-P. Garelli, Tablettes Paleo-Assyriennes de Kültepe I, Kt. 90/k İstanbul 1997. 
46) K. R. Veenhof, The Old Assyrian List of Year Eponyms from Karum Kanish and its Chronological Implications, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2003

......

ayrıca Kültepe Kaniş kazılarına ait onbinlerce eser dijital ortama geçiriliyor. ilgili haber için tıklayın.



****




Kültürün en önemli unsurlarından biri de mutfaktır.



'Osmanlı Mutfağı', insanlığın uluslar biçimde gruplandırıldığı bir çağda hemen herkese garip gelecek bir deyim. Milliyetçiliğin güçlenmeye başladığı 18.yüzyıldan bu yana, giderek artan, bir biçimde, Türk, Yunan, Arnavut, Fransız, Alman, Japon, Çin, hatta İngiliz mutfağı deyimlerine bile sık sık rastlıyoruz. Ancak, aynı nedenlerden ötürü, adında bir ulustan çok bir devletin ön plana çıktığı 'Osmanlı mutfağı' türünde bir deyimin kulaklarımıza yabancı geldiğini söylememiz gerek. Gerçi Çin de, Japonya'da birer imparatorluk ama, oralarda kültürel anlamda tek bir öğe egemendi, baskın bir kültür vardı.

Osmanlılar'ın kültürel yapısı ise daha çok Bizans'tan devraldığı Roma İmparatorluğu'nunki andırır. Çok budunlu, çok dinli, çok dilli, kısacası rengarenk bir halklar topluluğudur Osmanlı İmparatorluğu. Egemen kültür Türk olmakla birlikte, bu herşeyin Türkler'le bağlantılı olması gibi bir zorunluluk taşımaz. Milliyetçilikle zaten imparatorluğun geç dönemlerinde tanışan Osmanlı'nın böyle resmi bir tavrı olmamıştır.

Mutfak adına bundan çıkarılacak sonuç belli.osmanlı mutfağı diye bir deyim kullanıyorsak bunun anlamı, ancak başkent İstanbul'da en seçkin biçimin alan, İmparatorluğun bütün halklarının mutfak geleneklerine açık, buna karşılık Türk kültürünün ağır bastığı, aynı zamanda tarihten gelen köklü mirası da barındıran bir ortadoğu mutfağı uygulamasından başka bir şey olamaz.

Tuğrul Şavkay



Kitap iki bölüm olarak hazırlanmış. Birinci bölüm; 

Mutfağın Ardındaki Felsefe
Anadolu'ya Göç Öncesi Türk Mutfağı
Bizans Geleneği
Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluş Döneminde Anadolu Türk Mutfağı
Fatih Dönemi
Kanuni Dönemi
Son Dönem, başlıklarında incelenmiştir.

İkinci Bölüm ise;

Çorbalar, Kebaplar, Yahniler ve Pilakiler, Köfteler, Tava Yemekleri ve Mücverler, Yumurta Yemekleri, Hamur İşleri ve Börekler, Sebze Yemekleri, Dolmalr, Pilavlar, Hamurişi Tatlılar, Helvalar, Meyveli ve Sütlü Tatlılar, Salatalar ve Turşular, Hoşaflar ve Şuruplar olmak üzere tarifleri içermektedir.



...


Gurme ve yazar Tuğrul ŞAVKAY 29 Eylül 2003 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. 1951'de Nazilli'de doğan ŞAVKAY Galatasaray Lisesi'nde okudu. Üniversite öğrenimine Avusturya'da Graz Üniversitesi'nde bağlayan ŞAVKAY. Türkiye'ye dönüp Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesinde sosyoloji eğitimini tamamladı. Aynı fakültede siyaset bilimi alanında master ve doktora yaptı.

Öğrenciyken Kervansaray Oteli mutfağında bulaşıkçı olarak işe başladı. Daha sonra ünlü otellerle restoranlarda aşçı, yiyecek içecek yöneticisi danışmanlık gibi görevler yaptı. Beş yıl boyunca da Birleşmiş Milletlere bağlı Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'nin tanıtım programlannda görev aldı. ŞAVKAY bölüm başkanlığını yaptığı Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ne bağlı dört yıllık Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü'nün kurucuları arasındaydı. Ayrıca çeşitli gazetelerde görevler aldı yazılar yazdı. Şefin Sofrası adlı UBF'nin katkıları ile hazırlanan bir yemek ansiklopedisi yayını ile çeşitli kitapları bulunmaktadır.

....



23 Haziran 2013 Pazar

NEW MEXİCO 'DA YERLİ TAMGALARI













Amerika kıtası Yerlilerinden Tamgalar:

Three Rivers Petroglyph Site, New Mexico

More than 21,000 petroglyphs of animals, people, fish, insects, plants, etc

The inhabitants of a nearby Native-American farming village made the Three Rivers Petroglyphs (rock carvings) between 1000 to 1400 AD. The people of this village were of the Jornada Mogollon prehistoric Indian culture. The below map shows the range of the Jornada Mogollon people with the dotted line representing the Eastern Mogollon that shared many characteristics similar to the Mogollon:

One of the more interesting places to visit in New Mexico for those interested in exploring the state’s Native-American past is the Three Rivers Petroglyph Site located between the cities of Tularosa and Carrizozo, New Mexico



video:




link:







around the world:




.....



DİREN TÜRKİYEM / DİREN DÜNYA


ORANTISIZ ZEKA




YANDAŞ/SATILIK MEDYA



NO NWO (NO NEW WORLD ORDER)

NED STARK BU GÜNLERİ GÖREMEDİ !




DİRENİYORUM
ÖYLEYSE VARIM 





***

ORANTISIZ ZEKA


(D)elta, (I)ndia, (R)omeo, (E)cho , (N)ovember ,
 (G)olf , (E)cho, (Z)ulu , (I)ndia 





ODTÜ Sloganları 

Marx burada, Spencer nerede?

Dünyada bir çapulcu dolaşıyor.

Bu Marx bir harika dostum.

Diren Darwin —Evrim Lobisi

Mezun olacağımızın istihbaratını bir yıl önceden aldık.

Asistanarımızı zor tutuyoruz.

Devrim'e ayakkabılarla girdiler.

Anne merak etme ben iyiyim, burada polis yok.

Mutantlar baş olmuş.

Onlar gaz sıkar, Müjgan'la ben ağlaşırız.

En az üç diploma.

Mezun olamıyoruz, bu da mı tesadüf?

Tezimi bitirmeme dış mihraklar engel oldu.

GEZİ'ye sahip olabilirsin, ama RUHUna asla!

Direniş yaz twiter'a yolla, polis evine gelsin.

Zincirlenimi kaybettim, hükümsüzdür.

Laboratuvarlarda kızlı erkekli robot yapıyorlar.

Slogan bulamadık, galiba bize nazar değdi.

Geç oldu ama temiz oldu.

%50'miz mezun oldu, kalan %50'yi zor tutuyoruz.

TOMA'ya petrol veren bizden değildir.

Öldürmeyen TOMA güçlendirir.

Bu stadyum çok büyük AVM yapalım.

En güzel taş kaldırım taşıdır.

Sistemli bir delilik ancak örgütlenerek tedavi edilebilir.

White Sea çok güzel, sen de gelsene!

Diren babamın cüzdanı.

Einstein'ın saçının kılıyız. —Fizik B.

8 barlık basıncı deneyerek öğrendik. —Fizik B.

Freud'un saçının teliyim. —Biyoloji B.

Taksitle çaldığın özgürluğümüzü faizi ile geri alacağız. —İşletme B.

Kahrolsun bağzı faiz lobileri. —İşletme B.

Fıskıyenin arkasındaki belediyeyi kim soydu? —Bilgisayar Müh.

Bunca yıllık eletronikçiyiz böyle direnç görmedik. —
Elektronik Müh.

Helikopteri biber gazı atın diye mi yapıyoz la! —
Havacılık ve Uzay B.

Çapulcu nesil bizim eserimiz olacak. —Eğitim F.

Beton kadar dirençliyiz. —İnşaat F.

Bizim meselemiz 3-5 ağaç değil. —Çevre Mühendisliği B.

Yönetecek kamu mu bıraktınız? —Kamu Yönetimi B.

Biz bu bölümü promterdan okumadık. —Kamu Yönetimi B.

Dış mihraklar biziz. —Uluslararası İlişkiler B.

Sosyolojiyi size öğretecek değiliz. —Sosyoloji B.

Michel Foucault'nun askerleriyiz. —Sosyoloji B.

Senden tez konusu olmaz. —Psikoloji B.

Olur öyle. —Psikoloji B.

Aynı TOMA'da 2 kere yıkanılmaz. —Felsefe B.

Aklımın %50'sinin zor tutuyorum. —Enformatik Enstitüsü

80 kişiden 23 mezun, %70'i bölümde zor tutuyoruz. —
Matematik B.

Kadınlı erkekli integral alıyoruz. —Matematik B.

DİRENmek KİMYAmızda var! —Kimya B.

Valimutlu su da (H2O) kimyasaldır. —Kimya B.

Kırılmayan fışkiye tasarlarız. —Endüstriyel Tasarım B.

Su uyur, tasarımcı uyumaz. —Endüstriyel Tasarım B.

Benim tasarımcı bacılarımı juride üzmüşler. —
Endüstriyel Tasarım B.

Rant için değil halk için mimarlık. —Mimarlık B.

327 koltuklu uzay gemiciğiniz hazır başbakan, bi binin bişey deniyeceğiz.Uzay Lobisi - 
Uzay Bilimleri


VATANDAŞ



Duyuyor musun bizi? İşte çapulcunun sesi" 
(Do you hear the people sing?)














Gün gün Gezi Parkı direnişi için tıklayın :





***





ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS ve BAŞKALDIRI KAVRAMI






İnsanın Prometheus tarafından, maddeden yaratıldığı, daha doğru bir deyimle ‘yapıldığı’ mitosu, geç bir dönemde, İ.Ö. 4. yüzyılda ortaya çıkar. Bu mitosa göre Prometheus, suya ya da gözyaşlarına kil karıştırarak, ölümlü ilk varlığın bedenine biçim verir. Sonra çamurdan yapılmış bu bedene yaşam soluğunu üfler. 

Bir başka mitosa göre Prometheus, ilk insanın yalnızca yapıcısıdır, onu yalnızca biçimleyen kişidir. İlk insana hayatı, ruhu Athena vermiştir. (68)

Prometheus’a, insanların dostu olarak başlangıçtan beri rastlıyoruz. Hesiodos şöyle bir olay anlatır: 

Tanrılarla ölümlü insanlar Mekone’de toplanmışlar, kesilen her kurbanda tanrılara ait payı saptıyorlarmış. Kurnaz Prometheus, koca öküzü keserek ikiye bölmüş, bir yana etini koymuş, üstünü iskembeyle örtmüş; bir yana kemikleri koymuş, üstünü parlak yağla örtmüş. Zeus kötü tarafı seçerse, aslan payı onların olacaktır; tersi olursa, üstünlük yine tanrıda kalacaktır. Prometheus, Zeus’a iki parçadan birini seçmesini söylemiş. Zeus yağla kaplı olan parçayı seçmis. 

Aldatılıp, kemik yığını seçtiğinin farkına varınca da öfkelenmiş, insanları cezalandırmak için ateşi ellerinden almış. Prometheus bunun da bir çaresini bulmuş hemen. Olympos’a çıkmış, bir kamışın içine bir kıvılcım saklayarak, yeryüzüne insanlara getirmiş. İnsanları tekrardan ateşe kavuşmuş görünce Zeus’un öfkesi daha bir artmış. Hem insanları, hem de tanrılar babasına karşı gelen Prometheus’u cezalandırmak ve onu kendi isteğine boyun eğdirtmek için yeni çareler düşünmüş.Tanrılar kralının onu cezanlandırışı müthiş olmuştur. Onu zincirle kayalara bağlatarak karaciğerini kartallara yedirtir. Kartal yedikçe, karaciğer yeniden büyümektedir. (69)

Bu konuda Hesiodos’ta olmayan ayrıntıları Aiskhylos’tan öğreniyoruz.

Zeus’un geleceği ile ilgili bir gizi yalnızca Prometheus biliyordu. Zeusun birlikte olacağı bir kadından doğacak bir çocuk, babasınının krallığına son verecekti. Zeus bu kadının kim olduğunu ögrenip, onu bekleyen tehlikeyi savuşturmak için, zincire vurdurduğu Prometheus’u salıvermek zorunda kaldı, zincirlerini çözdü. Kahramanın ciğerini kemiren kartalı öldürsün diye Herakles’i yolladı. Yeniden tanrılar katına kabul edilen Prometheus, gizi açıkladı; Zeus, Nereus Kızı Thetis’e gönül vermişti.

Ne var ki, Thetis’in doğuracağı çocuk babasından daha güçlü olacaktı. Zeus, Thetis’le birleştiği taktirde, krallığı son bulacaktı.(70)

Prometheus, Titanlar soyundandır. Hesiodos’a göre Iapetos’la Okeanos kızı Klymene’nin oğludur.(71) Mitosa göre Titan karı koca Iapetos’la Klymene’nin dört oğlu olmuştur: Atlas, Menoitios, Prometheus, Epimetheus. Bu çocukların dördü de akıl gücü bakımından tanrılara üstündürler ve tanrılara kafa tutmaktadırlar. Bu yüzdendir ki Tanrılar Tanrısı Zeus onlara karşı özel bir kin duymaktadır.

Çocuklardan ilk ikisi Atlas’la Menoitios, Tanrılarla Titanlar arasındaki ünlü savaşa katılmış ve Zeus tarafından Atlas gökkubbeyi omuzlarında taşımakla, Menoitos da yerin dibine kapatılmakla cezalandırılmıştır. Daha sonra da Prometheus’u,karaciğerini kartallara yedirerek, Epimetheus’u da ilk kadın Pandora’yı kendisine eş etmekle cezalandıracaktır. ( 72)

Zeus’un Iapetsogullarına olan özel hıncın asıl nedenini onlara verilen sıfatlardan anlıyoruz: bu Titanların dördü de kafa gücünden pay almışlardır, akıldan yana üstündürler ve bu üstünlükleriyle övünüp Zeus’a karşı gelmeye yeltenirler. 

Akıl gücüyse Zeus’un tekelindedir, o dünya egemenliğini bu güçle ele geçirmiştir. Bu gücü başkasında görmek, içinde dinmez bir öfke doğurur. Prometheus da bu öfkeyi körükler durur: sivri aklını, geleceği önceden görme gücünü Zeus’u aldatmak, kuşkulandırmak, küçük düşürmek için kullanır.

Adı ‘’önceden gören’’ anlamına gelen Prometheus bir kahindir ve Gaia Kronos’a nasıl devrilebileceğini haber verdiyse, Prometheus da Zeus’un bir gün tahtından düşeceğini bilir. 

Aiskhylos’a göre Prometheus, Klymene’nin değil, başka bir adı Themis (Adalet) olan Gaia’nın oğludur. Bu bilgiden edindiği üstünlükle Prometheus, Zeus’u sürekli bir kuşkunun altında tutar. Prometheus başlangıçtan beri insanlardan yana olmuştur, onlara dayanarak Titanların öcünü almak ve Olymposluların egemenliği yerine insanların egemenliğini getirmek emelindedir.

Yeni bir devrimin hazırlayıcısıdır. Zeus’u aldatmakla onu insanlara karşı kışkırtır., Kurduğu bu düzen tanrılar için küçük düşürücüdür. Zeus bile bile aldanır, ama oldu bittiyi önleyemez. Bu onur yarasından öç almak içindir ki ateşi vermez olur insanlara. Prometheus da tanrıyı bir daha aldatır ve ateşi alıp götürür, insanlara verir. (73)

Prometheus, öteki kardeşleri gibi tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış, ne var ki öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanlar yaratmak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı ) vermekle bu düzeni değistirmeyi başarmıştır. Bu yüzden de Zeus tarafından zincire vurulmuş ve Zincire Vurulmuş Prometheus adıyla anılmıştır (74). Tanrılarca görevlendirilen bir kartal, sürekli olarak her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Onu, Kafkas Dagı'nın tepesindeki bu tanrısal işkenceden bir insan, bir ölümlü olan Herakles kurtarır. Prometheus “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yok” der, böylelikle de insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur . (75)

Zincire Vurulmuş Prometheus başlığıyla Türkçeye çevrilmiş olan tragedyanın Yunanca adı "Prometheus Desmotes", yani “Bağlanmış Prometheus” dur. Aiskhylos, Prometheus konusunu üç tragedyada işlemiştir. Zincire Vurulmuş Prometheus bu üçlünün birinci ve elimize geçen tek oyunudur. Öbür ikisi yitirilmiş, yalnız adları kalmıştır: birinin Kurtulmuş Prometheus, öbürünün Ateş taşıyan Prometheus olduğu bir oyun listesinde yazılıdır. Prometheus’un hangi yıl oynandığı bilinmiyor. Tragedyanın biçimini ve dilini inceleyen bilginler onun Persler’den sonra ve Oresteia üçlüğünden önce yani İ.Ö. 472 ile 458 yılları arasında yazıldığını ileri sürmektedirler.

Prometheus’un asıl konusu insan, oynanan dram da insanlığın dramıdır. İnsan dostu, Tanrı düşmanı Prometheus, Aiskhylos’dan bu yana, en çok da bizim çağımızda bu özelliği ile insanlığı temsil eden bir kahraman olarak benimsenmiştir (76)

Oyun tanrılar arasında geçmesine rağmen asıl anlamı insanlarla ilintilidir. Prometheus, bir düzene karşı bilinçli olarak baş kaldıran insanın temsilcisidir. ( 77)

Prometheus bir efsane kişisidir. Gerçi Homeros destanlarında adı geçmez, ama Hesiodos’un iki büyük şiiri Theogonia ile İşler ve Günler’de çok sözü edilir. Ne var ki, Prometheus, insan dostu olarak ilk kez Aiskhylos’un tragedyasında karşımıza çıkmaktadır (78).

Prometheus, bir başkaldırı öyküsü üzerine kurulmuştur. Prometheus, Olympos tanrılar düzeninin kurulması için Zeus ile işbirliği yapmış ve kendi soyundan olan Titanlara baş kaldırmış olan ileri görüşlü bir tanrıdır. Daha sonra Zeus’un yönetim biçimine de karşı çıkmış, onun zorbalığına ket vurmak için tanrıların ayrıcalığı olan ateşi çalarak insanlara iletmiştir. Zeus bu davranışı cezalandırır. Oyun başladığında Prometheus’un Zeus’un buyruğu uyarınca dağlar üzerindeki bir kayaya zincirlendiğini görürüz (79).

Prometheus uğratıldığı bu aşagılayıcı ceza yüzünden Zeus’a karşı korkunç bir kin beslemektedir. Zeus’un egemenliğini sona erdirecek olan olayı bildiği halde bu gizi açıklamamakta direnir. Zeus istediği bilgiyi koparamayınca Prometheus’u daha büyük cezalara çarptırır, daha dayanılmaz acılara uğratır.(80) Ama hiç bir işkence tehdidi onun kararını değiştiremez. Bu cezası onu caydırmak için yeterli değildir ve bu yüzden Tartarus’da zindana atılır. Trajik üçlemenin ilk oyunu olan Zincire Vurulmuş Prometheus oyunu bu şekilde son bulur (81).

Titanları yenerek yönetimi ele geçiren Zeus, daha sonra bir düzen kurmaya girişmiştir. Bu düzende kendisine krallık tahtını ayırmış, diğer tanrılara da şeref payları, egemenlik alanları dağıtmıştır. Ne var ki bütün tanrılar paylarına düşen alanı yönetirken Zeus’un buyruklarını isteyerek ya da istemeyerek yerine getirmektedirler. 

Buna tek başkaldıran Prometheus olmuştur. Kavga, Zeus ile Prometheus arasındadır ve bir özgürlük-kölelik kavgasıdır. (82)

Zincire Vurulmuş Prometheus, yalnızca bir tragedyayı değil, tüm üçlemeyi işgal eden kahraman bir figür üzerine odaklanmıştur. Prometheus’un acısı ve faciası onun doğası ve kendi hareketlerinden kaynaklanmaktadır. Der ki; “bilerek, evet tamamen kendi arzumla günah işledim, inkar etmeyeceğim: insanoğluna yardım ederek kendi sonumu hazırladım”. Bu yüzden bu tragedya diğerleri arasında farklı bir yere sahiptir.

Prometheus’un tragedyası , aslında tüm ruhsal katılımcıların çektiği acıdır. Kahraman, Aiskhylos’un hayalgücü tarafindan yaratılmıştır. 

Hesiodos, Prometheus’u Zeus tarafından cennetten ateş çaldığı için cezalandıran kötü biri olarak biliyordu. Fakat Aiskhylos, büyük bir hayal gücüyle tam bir insanlık sembolü yaratmıştır. Aiskhylos’a göre ateşin ilahi gücü uygarlığın sembolüydü. Dünyayı keşfeden, güçlerini organize ederek onu arzusunun kölesi haline getiren, onun hazinelerini ortaya çıkaran Prometheus dünyayı uygarlaştıran bir dahiydi. (83)

Prometheus’da Yunan tragedyasının tüm mitolojik figürlerinin sanki gerçekten yaşamışlar gibi bireyselleştirildikleri görülür. Tüm çağların insanları Prometheus’u insanoğlunun bir temsilcisi saymışlar, onunla birlikte bir kayaya zincirlenmişler ve onun güçsüz ama baskın nefret çığlığına katılmışlardır. Aiskhylos onu başta daha insani bir figür olarak tasarlamış olabilir, fakat onun karakterinin özünde, ateşi keşfetmesi her zaman psikolojik bir öge, binlerce yıl boyunca ulaşılamamış zengin bir insanlık ideali vardır. Bu yüzden, şairler ve filozoflar asırlar boyunca Zincire Vurulmuş Prometheus’u diğer Yunan dramalarından daha fazla sevmişlerdir. (84)

Bu tragedyada acı çekmek insan ırkının bir zorunluluğudur. İlk kez insanoglunun “zavallı ve kısa” varoluşuna ateşi getiren Prometheus’tur. İnsanlığın acınacak durumu bize gösterilir. Zeus ateşi sakladığı gibi, yaşamın anlamını da insanlardan saklamıştır. Sayısız kötülüğü serbest bırakmıştır; her yer bu kötülüklerle doludur ve onlardan kaçış yoktur. Hayat zordur ve her zaman ölümün gölgesi altındadır. Aslında hepsinden daha tehlikelisi Zeus, zaman zaman mutsuz bir canavar gibi insanlığı toptan yok etme planları yaparak eğlenmektedir. Troya Savaşı’nı çıkardığında düşündüğü de işte budur .(85)

Ateş, uygarlığın temelini simgeler .(86) Prometheus mitosunun tasarımı, salt insanlığın yükselmekte olan özüne kattığı, verimli bir değ erdir. Çünkü insan bağımsız olarak ateş beklemiş, onu göğün bir göndermesi olarak değil, tutuşturan yıldırımdan ya da ısıtan Güneş’ten almıştır. Böylece ilk felsefe sorunu, kişiyle Tanrı arasına üzücü, giderilmez bir karşıtlık koymuştur. İnsanlık bölüşebileceği en iyi ve en üstün nesneyi kan dökmekle kazanıyor, sonra da onun sonuçlarını alma gereğini duyuyordu. Acıların ve yıkımların tüm dalgalanışıyla, yüce insan soyuna ulaşmaya çabalıyordu. (87)

Prometheus’un armağanı olan akıl, insanı özgürleştirmişti. Çünkü onun doğanın yasalarını anlamasını ve böylece kontrol altına almasını olanaklı kılmıştı (88).

Öte yandan Olympos Tanrıları’nın varlığında Antik Yunan insanının, bütün kuşkulu değişimleri ortadan kalkmıştır. Antik Yunan sanatçısı, özellikle, bu tanrısal varlıklardan ötürü, değişen bağımlılığının karanlık duygusunu sezmişti. Aiskhylos’un Prometheus’unda bu duygu simgeleşmiştir. Titan sanatçısı, kendini, insanları yaratma, Olympos tanrılarını yok etme gibi başkaldırıcı inançlar içinde bulmuştu. Bu durum onun, üstün bilgeliği yüzünden, sonu gelmez acıları çekmeye itilmesinden doğmuştur. Sonu gelmez acı ile baskı altına alınarak ödenen şey, üstün usun görkemli gücüdür. Aiskhylos’da, şiirin içeriğini ve özünü kuran; sanatçının kati büyüklenmesidir .(89)

Prometheus insana en değerli varlığı olan aklını kullanmasını öğretmekten başka bir şey yapmamıştı. Aiskhylos da bu gerçeği Prometheus’a usta bir incelikle söyletmektedir. Artık insan çocukluk evresini atlatmıştır. Düşüncelerini geliştire geliştire olgunluk çağının bilincine varmaktadır. Böylece artık us çağını yakalaması çok yakındır . (90)

Aiskhylos “ateşi çalmakla” ilgili mitolojideki eski temayı büyük bir ustalık ve coşkuyla yeniden kurgulayıp işler. Bu temaya yeni boyutlar kazandırır ve ona bambaşka simgesel bir anlam yükler. Prometheus, mitolojideki gibi yalnızca ateşi çalıp onu başkalarına ulaştıran bir hırsız değildir. O aynı zamanda insanlığın eğiticisidir. Prometheus, insanlara ateşi vermiş, böylece insanoğlu da bu dehayı kullanarak kendi büyüklüğünün ve gücünün sınırsızlığını kanıtlamıştır. Ateşe sahip olmak demek simgesel olarak sanatları yaratmak, uygarlığı bütün alanlarda kurup ortaya koymak demektir. Çünkü ateş en kolay şekilde uygarlığın önünü açan bir nesnedir; ve insanoğlunun öteki alanlarda gerçekleştireceği kazanımların ön simgesidir; o tohum ve topraktır, uygarlığın sonsuz yoludur. Prometheus, çaldığı ateşin insanlara ulaşmasından sonra, teknikleri keşfedip doğanın sert, acımasız yasalarını yenen insanlığın, yaratıcı dehasının bir simgesi olmuştur . (91)

Aiskhylos, Prometheus’un günahını sadece tanrıların sahip olduklarına karşı yapılmış bir savunma olarak göstermeyi değil; onun ateşi getirmek yoluyla insanoğlu için yaptıklarıyla alakalı bir tür trajik kusurluluk olarak göstermeyi planlamıştır. Her çagda, bilginin ve sanatın zaferini hayal eden, aydınlanmış ruhlar ortaya çıkmıştır. Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus’da kahraman insanoğlunu karanlıktan ilerleme ve uygarlığın ışığına çıkarmakla övünür ve koro da onu tam olarak onaylamasa da, utangaç bir şekilde onun bir tanrı gibi kullandığı yaratıcı dehasına olan hayranlığını ifade eder. ( 92)

Hesiodos’un epiklerinden Aiskhylos’un çalışmasına kadar bütün eski Yunan hikayelerinde, Prometheus efsanesinin merkezi olan Prometheus, dünyadaki birçok eski kültürle paralellik kurulabilecek kadar basit ve ilksel bir figürdür; Prometheus hile ile tanrılardan ateşi çalar ve bu büyük hediyeyi insanlara verir. Zincire Vurulmuş Prometheus’da hırsızlık ona karşı Zeus ve diğer tanrılar tarafından yöneltilen ilk suçlamadır. Diğer suçlardan sadece birisidir ve anlamı bir maddenin hırsızlığından çok daha fazlasıdır; insanlığa yapılan büyük bir faydanın ilk adımıdır. 

Ates yani Prometheus’un hediyesi, onun ölümlülerin entellektüel ve teknolojik icatları üzerine olan görüşlerinin sembolüdür .(93)

Prometheus “İnsanoğlu hayaletler gibi kasvetli bir karmaşa içinde yaşıyordu” der. Ta ki o insanlara mimariyi,astronimiyi, matematiği, alfabeyi, hayvanları evcilleştirmeyi, gemi yapımını, rüyalarda geleceği okumayı, kehanetleri ve metalurjiyi öğretene kadar. (94)

Prometheus sayesinde insanoğlu, yeraltı magaralarından günyüzüne çıkar. Ağaçtan, taştan ve güneşe bakan evler yapar. Yıldızların doğuşları, batışlarıyla ilgili bilimleri keşfeder. Sayıların bilimini keşfeder. Bütün insan düşüncelerini toparlayan bir bellek görevini gören ve aynı zamanda bilimsel araştırmalarda kullanılacak olan yazıyı icat eder. Öküzü sabana koşar; atı evcilleştirip eğitir, metalleri işler. İnsan yaşamını güvenlik altına alan ve onu uzatan tıp bilimini kurar  (95)

Onun ateşi çaldığını duyunca gösterdiği cüretten şaşkına dönen Okeanos Kızları günah işlediğini haykırırlar, ama böyle bile olsa, bu insanlığı yok olmaktan kurtaran bir günahtır. (96)

Prometheus kendisini kardeşi olan Titanlardan ayırmış ve onların yaşamlarının umutsuzluğunu fark etmiştir. Çünkü onlar sadece vahşi gücün önemini bilirler ve yalnızca bilimin dünyayı yönettiğini hiçbir zaman anlayamazlar. İşte bu şekilde Prometheus Titanlar üzerinde hakimiyet sürecek yeni Olympialı düzenin büyük gücünü tasarlar. (97) 

Titanlar seviyesine yükselen insan, kültürünü kendisi elde eder ve tanrıları onunla işbirliği yapmaya zorlar. Çünkü kendisine yeterli olan zekası ile elinde onların varoluş ve kısıtlamalarını tutar. Bu Aiskhylos’un adalet arzusudur ve onun dünyaya bakış açısının temel pozisyonunu ortaya koyar. Tanrıları düşünürken, Yunanlı sanatçılarda karşılıklı bağımlılık konusunda bulanık bir duygu vardır ki Aiskhylos’un Prometheus’unda bu duygu sembolleşir. Titan sanatçısı insan yaratma ve tanrıları yok etme cesaretinin gücünü kendinde keşfeder. Bunu, emin olduğu üstün zekası ile yapabilir. Bunun kefaretini ebedi acıyla ödeyecektir. Büyük zekanın muhteşem “yapabilirim” gücü ile ebedi acı, sanatçının vazgeçemediği gururu pahasına elde edilir ki Aiskhylos şiirinin özü ve ruhu budur . (98)

Böylece ilk felsefi problem, insan ve tanrı arasındaki acılı ve uzlaşmaz bir düşmanlık olmuştur ve bu her kültürün kapısına bir kaya kütlesi gibi yerleşmiştir. 

İnsanlar en yüksek ve iyiyi suç yoluyla elde edebileceklerse sonuçlarına katlanmalıdırlar. Küstah Titan Prometheus, eğer Zeus onunla hemen anlaşmaya varmazsa egemenliğinin tehlikeye gireceğini kendisine söyler. Aiskhylos’da ürkmüş, sonundan korkmuş olan ve Titanla işbirliği yapan Zeus’u görürüz. Böylece ilk Titanlar Çağı, bir kez daha Tartarus’dan ele geçirilerek gün ışığına çıkartılır . (99)

Aiskhylos’un Prometheus’unun çektiği acılar, cennetten yoksunluğa ve ölüme atılmış fakat yeniden yukarı çıkmaya çalışan insanın kendisinin acıları olarak görülür .(100)

Aiskhylos, en yüce bilgiye yalnızca acı çekilerek ulaşılabileceğini söylerken aslında, kendi dini inancına yönelik bir ifade ortaya koymaktadır. Aiskhylos’un tüm işleri acı çekmenin ve bilginin yüce ruhsal birliği üzerinde odaklanmıştır. Onun hayatında bir şiir olarak gelişen düşüncenin izini sürmek kolaydır: Zincire Vurulmuş Prometheus’dan Persler’e kadar, derin tutkunun ve düşüncesizliğin sergilendiği Yalvaran Kızlar’dan, Oresteia’ya ve Agamemnon’daki kutsal duacı koroya kadar hepsi şairin kadere olan inancının soylu ifadesini bize sunar. Aiskhylos’un, hayatı boyunca şüphe ve korkuya karşı güçlendirmeye çalıştığı acının kutsanması esnasında yavaş yavaş yolunu çizen talihin, insan ruhunu yenileme ve kilavuzluk etme adına muazzam bir gücü vardır.. Doğası yalnızca onun yaptıkları tecrübe edilerek anlaşılabilen Tanrının, ölümlüler için yasalar koyarak onlar için bilgiye giden yolu hazırlayan Tanrının kuralı şudur: “Acı çekerek öğren.” 

Aiskhylos şüpheden kurtulmaya çalışırken yalnızca bu trajik bilgide huzur bulmuştur. Ve bunu yapmada kolayca saf bir sembole dönüşebilen mitosdan yardım almıştır. Tüm saldırılara rağmen düzen, kaosa karşı kendini tekrar oluşturmaktadır. Bu, acı çekmenin anlamıdır. (101)

Bireysel bir ruh tarafından hissedilen her nese veya acı evren boyunca titreşimler yaratır ve böylece hayatin tümü acı çeker. Bu düşünce belki de en erken ifadelerinden birini Prometheus’da Okeanos kızlarından birinin şarkısında bulur. Onlar onunla birlikte ızdırap çekerler; aslında tüm dünya bu acıyı çekmektedir. (102)

Yunan tragedyasındaki en güçlü faktörlerden biri de lirik haykırışlarıyla aktörlerin trajik tecrübelerini nesnelleştirecek bir koroya sahip olmasıdır. Zincire Vurulmus Prometheus’un korosu acıma ve dehşetten oluşmaktadır. Koro kendisini Prometheus’un acılarına o kadar içten bir şekilde adamıştır ki, Hermes’in uyarılarına rağmen sonunda onunla cehenneme gitmeyi ve acılarını paylaşmayı seçmişlerdir. Buna rağmen koronun sahip olduğu trajik duygu trajik bilgiye aktarılmıştır. Böylece koro kendisini duyguların üzerinde tamamen düşünceye dayanan bir yere yükseltir ve tragedyanın gerçek amacına bu şekilde ulaşılmış olur .(103)

Zincire Vurulmuş Prometheus için şöyle söylenebilir: “kaosa - entellektüel, politik ve dini kaosa- odaklanmış bir zihinden ortaya çıkmıştır” (104).

Prometheus’un karakteri efsanede politik bir nitelik taşımaktadır, ama bu kişiliği tam değerlendirip, dramını modern anlamda politik bir durum olarak canlandırabilmek, Atina’nın tragedya yazarları arasında politik görüşü en köklü olan Aiskhylos’a verdiği bir başarıdır.

Prometheus ateşi tanrıdan çalmış ve insanlara vermiş, tanrıların kurmuş olduğu düzene karşı geldiği için de zincire vurulmuş, korkunç bir ceza çekmektedir. Mıhlanmış olduğu kayadan bize seslenip, eylemini, eyleminin uyandırdığı tepkiyi, kendini ve karşısındakileri eleştirip değerlendirmektedir. Prometheus insanın temsilcisidir aslında. Ve içinde çırpındığı olaylar da günümüzün deyimiyle politik olarak adlandırılabilecek insan toplumlarına has olaylardır .(105)

Zincire Vurulmuş Prometheus politik bir tragedyadır. Aiskhylos politika anlayışının en derinini yansıtmaktadır. Bu yansımayla kalmayıp, uygarlık değerlerinin ne olduğunu kavrayıp dile getirmekle insancı eserin en özlüsünü de vermiştir. Yönetimi ele geçirmiş pek çok iktidar sahibi kişi ya da partiler vardır ki, karşılarına dikilip direnen tek tük düşünce sahiplerini susturup yok edebileceklerini zannederler. Oysa ki, sonuç hayal ettiklerinin tersine çıkar: 

İktidar sahipleri devrilir gider, düşünce sahipleri yener ve kalır. İnsan toplumunun bu değişmez yasasının bilincine varan Aiskhylos ,onu Prometheus diye bir mitolojik kişinin ağzından bildirir. 

Akıl gücü kaba güçten üstündür, düşünceye gem vurulmaz, özgür düşünce tutuklamaz, susturulamaz, alt edilemez, olaylar nasıl gelişirse gelişsin, gelecekte egemenlik kaba kuvvetin değil, özgür düşüncenin olacaktır. (106)


AISKHYLOS’UN “ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS” 
TRAGEDYASINDA BAŞKALDIRI KAVRAMI 
VE 18-20. YÜZYIL BATI RESIM SANATINA YANSIMASI
(Yüksek Lisans Tezi)

Tuna Sağkol, 2005
Tez Danışmanı :Doç. Dr. Zühre İndirkas


----------------------------------------
68) Bedrettin Cömert, Mitoloji ve Ikonografi, Ayraç Yayınevi, Ankara, 1999, s. 21-22
69) Hesiodos, Theogonia-İşler ve Günler, Çev.Azra Erhat, Sabahattin Eyüboglu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1999, s.103-141; Gruppe Kiel, “Prometheus”, DNP, Stuttgart, 2001, s.402.
70) Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus, Çev. Azra Erhat, Sebahattin Eyüboglu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000, s. 80-83
71) Erhat, a.g.e, s.254; Kiel, a.g.e., s.402.
72) Hançerlioglu, a.g.e.,s. 58-59
73) Erhat, a.g.e., s.254; Aiskhylos, a.g.e., s.10
74) Walter Pötscher, “Prometheus”, Der Kleine Pauly, 4, München, 1962, s. 1175.
75) Hançelioglu, a.g.e.,s.58
76) Aiskhylos, a.g.e., s.5-6
77) Özdemir Nutku, Dünya Tiyatrosu Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1985, s.36
78) Aiskhylos, A.g.e, s.6
79) Pötscher, a.g.e.,s. 1176.
80) Sevda Sener, Insani Geçitlerde Sinayan Sanat; Dram Sanati, Mitos-Boyut yayinlari, Istanbul, 2003, s.34
81) Gibert Murray, Aeschylus:The Creator of Tragedy, Oxford University Press, Great Britain,London, 1940, s.88-89
82) Aiskhylos, a.g.e.,s.14
83) Jaeger, a.g.e.,s.252
84) A.e., s.253-254
85) Murray, a.g.e., s.92-95
86) Thomson, a.g.e., s.331
87) Nietzche, Müzigin Ruhundan Tragedyanin Dogusu, Çev. Ismet Zeki Eyüboglu, Say Yayınları, Istanbul, 2003, s.53
88) Thomson, a.g.e.,s.342
89) Nietzche, a.g.e.,s.52
90) Andre Bonnard, “Insan ve Tragedya”, Evrensel Basim Yayin, Çev.Yasar Atan, Istanbul, 2004, s.93
91) A.e.,s.91-92
92) Jaeger, a.g.e.,s.255-257
93) John Herrington, Aeschylus, Yale University Press, USA, New York, 1986, s. 158 159
94) Aiskhylos, a.g.e.,s.60-61
95) A.e., s.61-63
96) Thomson, a.g.e.,s.340
97) Jaeger, a.g.e.,s.258
98) Nietzche, a.g.e., s.62
99) A.e., s.63
100) Thomson, a.g.e., s.334
101) Jaeger, a.g.e.,s.258-261
102) Murray, a.g.e.,s.97
103) Jaeger, a.g.e.,s.262
104) Herrington, a.g.e., .s.157
105) Aiskhylos, a.g.e.,s.6-7,12
106) A.e.,s.15-17

**********************

Prometheus "Esas Oğlan'dır", 
Zeus ise onun tahtına oturmuş bir "Soytarı"

ZEUS'A ÖLÜM, PROMETHEUS'A ÖZGÜRLÜK !!!

********************************

















18 Haziran 2013 Salı

"DAŞBABA" DİKİLİTAŞLAR, BALBALLAR






GİRİŞ
Türk etnosunun qədim tarixinə işıq salan bəlgələr sırasında daşbaba gələnəyi önəmli yer tutur. Bu yöndə aparılan araşdırmalarda doğru və yanlış yorumlar, alınan nəticələr bir daha gözdən keçiriləndə alınan sonuclar Urmu teoriyasının prototürklərin Atayurdu kimi təsbit etdiyi Ön Asiyadan olan miqrasiyalarla daşbaba gələnəyinin Avrasiya cöllərinə yayılma çağlarını və yönlərini aydınlatmağa yardım edən bilgiləri də artırdı. 

Həm də bəlli oldu ki, bəlgələr artdıqca türk mifologiyasındakı daş kultu etnoqrafik daş nəsnələrin ayrı-ayrılıqda deyil, yalnız sistemli şəkildə öyrənilməsi ilə aydınlaşa bilir. 

Ona görə də, bu bitikdə əsas mövzu daşbaba gələnəyi olsa da, balbal, mengir kimi dikilidaşlar, daşbaba gələnəyilə birbaşa bağlantısı olan kurqan kulturu və basırıq gələnəyində daşdan yonulmuş mahiyətcə daşbaba ilə oxşar at, qoç heykəlləri və daşbaba gələnəyinin Azərbaycandan ətraf ölkələrə yayılma yönlərinə işıq tutan başqa daşişləmə nəsnələrindən də danışmaq gərəkir...

SONUC
Türk daşbaba gələnəyi m.ö. III minildən günümüzəcən 150-dən çox dövlət qurmuş bir etnosun basırıq-kurqan kulturunda yaranmış və 5-6 minil boyu davam edən bu türk
daş yaddaşı köçlərlə ayrı-ayrı bölgələrə daşınmışdır. Urmu teoriyası üçün önəmli tarixi bəlgələrdən olan daşbaba bədizləri türk boylarının tarixi, etnoqrafiyası, daş plastika sənəti, tarixi coğrafiyası baxımından önəmli tutalqadır. Bu tutalqadan tutub keçmiş çağlara qayıtmaq, türklərin əsrlərlə keçdiyi yerlərə getmək və onların tarixboyu haralarda köç saldığını görmək olur. Nə yazıq ki, hələ də belə tarixi tutalqaları görməzdən gəlib də, türkün qədim tarixini yazanlar vardır....

Arxeoloji ədəbiyatda daşbaba gələnəyinin amacı və anlamı (semantikası) haqqında müxtəlif yorumlar vardır, ancaq bu yöndə ortaq sonuca varmaq üçün mövcud arxeoloji, etnoqrafik, mifoloji və yazılı qaynaqlara dayanmaq gərəkir.

Belə bəlgələr isə az deyil, belə ki, 629-659 ilərini qapsayan Çjouşu, Suyşu, Beyşi və daha sonralara aid Sin-Tanşu kimi Cin xronoloji tarixində və orta çağ səyyahların əsərlərində, Göytürk yazılarında, türk yas kulturunun mifoloji qatında və
Qırğız elində son çağlara qədər olduğu kimi bəzi türk boylarının etnoqrafiyasında hələ yaşarı olan və arxeoloqların canlı təmasda ola biləcəyi daşbaba bədizləri də ortalıqdadır. Sadalanan qaynaqlardan bir qismini incələyib, oradakı bəlgələrdən
yararlanan arxeoloq L. A. Kızlasov yazır: 

«Beləliklə, indi bəlli faktlar toplusu belə yeganə mümkün yoruma gətirir ki, qədim türklərin yapdığı daş bədizlər yas törənilə bağlı olub, ölən ərənin görkəmini əks etdirir».


Prof.Dr.Feridun Ağasıoğlu "Daşbaba"




.............