"Hunlar, zaman zaman Doğu Roma İmparatorluğu'na Germanlar'la yapılan savaşlarda yardım da ediyorlardı. Ancak, Pannonya'ya yerleşmiş bulunan Rugila ve Ruya kumandasındaki güçlü Hun öncü birlikleri ; Alanlar'ın Vandallar'la birlikte 406'da Galya'ya gitmesinden sonra onların boşalttıkları topraklara yönelmiştir. Hunlar 434'te Konstantinopolis'i de kuşattılar. Bizans rivayeti, şehrin kurtuluşunu sadece bir mucize olarak açıklamaktadır. Rugila'nın o yıl ölümü üzerine Hunlar'ın yönetimi iki yeğenine kalmıştı : Atilla ve Bleda" (sayfa 54) ... Atilla, tahtı paylaştığı kardeşi Bleda'yı 445'te öldürtüp yönetimi tekeline aldı. Ordusu ile Balkan yarımadasına akın düzenleyip 70 şehri yakıp yıktı ve İstanbul surlarına dayandı. 447 yılında Bizans İmparatoru 2.Theodosius'u sıkıştırıp yıllık vergi vermeye ve güney Tuna sahillerini Hunlar'a bırakmaya mecbur etti. (sayfa 45) ... Büyük Selçuklu Devletini imparatorluğa dönüştüren Tuğrul Bey, 1043'te Halife Kaim'e gönderdiği mektupta : "Ben hür insanların evladıyım ve Hünler 'in (Hunlar) kral hanedanına mensubum".... (sayfa 133) Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği - Rıza Zelyut kitabından alıntıdır.
“Arkadaşlar, bizim güzel âhengdâr, zengin lisanımız yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bunu anlamak mecburiyetindesiniz. Anladığınızın asarına yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Buna katiyetle eminim. Şimdi sözden ziyade iş zamanıdır...
Çok işler yapılmıştır, amma bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil lâkin çok lüzumlu bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi, okuma-yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir!
Fakat milletin yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını bir takım zincirlerle saranlardır. Artık mazinin hatalarım kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandaşların çalışmasını isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir.”
Mustafa Kemâl ATATÜRK, 9-10 Ağustos, Sarayburnu
YENİ HARFLERİN KABULÜ
1 Kasım 1928'de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) "Türk harfleri" adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.
Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet'in kabulünden sonra başlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zaman uyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harf İnkılabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak, modern öğretim ve eğitimin gerçekleşmesini sağlamaktı. Harf İnkılabının ilk adımı, 20 Mayıs 1928'de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile başlamıştı.
Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu Parkı'nda düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuştur; "Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz) yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz" demiştir. Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Çünkü, sosyal, kültürel ve siyasi alanda geniş yankıları olmuştur.
1 Kasım 1928'de Latin alfabesine dayalı yeni Türk Alfabesinin kabulünden sonra, 24 Kasım 1928'de yayımlanan Millet Mektepleri Talimatnamesi gereğince, yurdun her köşesinde Millet Mektepleri açılmış, halka yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Atatürk bu çalışmalara "Millet Mektepleri Başöğretmeni" sıfatıyla katılmıştır.
TEKRAR ÖZÜNE DÖNMEK :
Latin değil, TÜRK Abecesi!
Atatürk, Abece ithal etmedi. Gecesini gündüzüne
katarak araştırdı ve Türk Dili'ne "17 bin yıllık"
abecesini geri verdi.
SERVET SOMUNCUOĞLU
SİBİRYADAN ANADOLUYA TAŞLARDAKİ TÜRKLER
Türk tarihinin Avrasya steplerindeki sessiz tanıklarını yerinde görüp inceleyerek yüksek kaliteli fotoğraflarla belgeleyen Servet Somuncuoğlu’nun bu eşsiz eseri kamuoyunda ve bilim çevrelerinde büyük ilgi görmüştür. Eser, Türklük bilincine kattığı yeni heyecanların ötesinde ciddi ve bilimsel yaklaşımıyla Türk Tarihi araştırmacıları için vazgeçilmez bir başyapıt niteliğindedir.
Doç Dr. S. Yücel Şenyurt Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Arkeologlar Derneği Genel Başkanı
Türk tarihi nerede nasıl başlar? Sorusunun cevabı bu eşsiz eserin sayfalarında sergilenmektedir. Büyük kısmını birlikte yaptığımız saha gezilerinde sayısız resim alanını birlikte inceledik, o fotoğraflarını çekti. Doğuda Ulan Ude’den Anadolu’nun topraklarına kadar Avrasya coğrafyasının derinliklerinde gizli ve gizemli tasvirlerin fotoğraflarının yer aldığı eser, ilk basıldığında hakkettiği değeri gördü. İkincisinde daha fazla göreceğine eminim. Kitabın sayfalarındaki her bir resmin sanat değeri taşıdığı muhakkaktır. Onları çekenin ve bu eseri meydana getirenin duygularını, heyecanını en önemlisi Türk Kültür Tarihine karşı hizmet aşkını yansıtmaktadır.
Prof.Dr. Ahmet Taşağıl Mimar Sinan Ünv. Fen-Ed. Fak. Tarih Bölümü Başkanı
Taştaki Türkler
Bugün Avrupa Birliği denilen büyük yapıyı oluşturan devletler; milli devletlerdir. AB'nin başını çeken Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya; kendi içinde milli kimliğine bağlı; o kimlikle övünç duyan ülkelerdir. Demokrasi dediğimiz yönetim biçimi de işte bu milli devletlerin yönetim biçimi olarak gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti de bir milli devlet olarak kuruldu. Gel gör ki küreselleşme adı verilen 1980 sonrası dönemde; Türkiye Cumhuriyeti'nin milli kimliği yok sayıldı. Bu kimliğe karşı Batı'dan ve içimizden çifte saldırı başlatıldı. İçimizden gelen saldırı; din adına yürütüldü. Dışımızdan gelen saldırı ise cumhuriyeti kuran büyük kimlik olan Türklüğü aşağıladı, horladı. Çünkü, bu kimlik
Batı emperyalizminin Türkiye ve Ortadoğu'yu yutmasını engellemişti. Batılı emperyalizmin iç uzantıları da bu kimlikten söz etmeyi, şovenistlik, faşistlik gibi gösterdi. Böyle olunca da büyük Türk milletinin çocukları; kendi milli kimliklerinden korkar, utanır hale geldiler.
İşte bu horlama döneminin doruğa çıktığı günümüzde; devletten umudunu kesen araştırmacılar işe bizzat el attılar. Bu çabaların sonucunda da ortaya değerli eserler çıktı. Bunların en başında da hiç kuşkusuz ki TAŞTAKİ TÜRKLER adlı çalışma gelir.
TEŞEKKÜRLER 'A/Z YAPI'
Taştaki Türkler adlı çalışma, Türk tarihi ile ilgili yeni ve çok ilginç belgeler sunan bir fotoğraf albümü sayılabilir. Başında Prof. Ahmet Taşağıl, Prof. D. D. Vasilyev, Sencer Divitçioğlu, Özcan Yüksek, Ersin Alok gibi uzmanların tanıtım yazıları bulunuyor.
Bu zorlu çalışmayı yürüten, aylarca uğraşıp o taşlardaki fotoğrafları çeken ve bir sunuşla bilimin emrine veren kişi ise Servet Somuncuoğlu... Servet Somuncuoğlu TRT'de bir yapımcı ama Türk dünyasında kayalara kazılmış resimlerin peşine düşmüş. 150 bin kilometre yol kat etmiş. 5 ay boyunca dağlarda, çöllerde, vadilerde binlerce resim çekmiş. Kendisine bu çalışmasında 'A/Z YAPI' mesenlik etmiş.
Ufkumuzu zenginleştiren, Türk tarihi ve kültürü ile ilgili olarak bize bulunmaz bir hazine sunan Servet Somuncuoğlu'na gerçekten müteşekkirim... Onun bu çabasının, üniversitelerimize örnek olmasını istiyorum. Şimdiye kadar Türk Tarih Kurumu'nun bile başaramadığı bir işi; bir mücahit olan Servet Somuncuoğlu ile ona destek olan A/Z YAPI başardı.
Ben; A/Z YAPI'nın genç yöneticileri olan Cevdet Erdem ile Ali Coşkun'a ayrı bir teşekkürü de borç biliyorum. Bu genç girişimciler tek görevlerinin ev yapıp satmak ve böylece zengin olmak olmadığını; asıl işlerinin ülkelerine hizmet olduğunu kavramışlar. Kazançlarının bir bölümünü bu kutlu görev için ayırmışlar.
Şimdi A/Z YAPI’YI öbür inşaat şirketlerimize örnek gösteriyorum: Lütfen sizler de içinden çıktığınız milletin tarihini, kültürünü, geleneklerini araştıracak çalışmalara destek olun. Bu işleri devletten beklemek yerine özel sektörün taşın altına elini sokması çok güzel sonuçlar verecektir.
TAŞTAKİ TÜRKLER isimli çalışma bunun bir örneğidir. Sibirya'dan Kars'a kadar uzanan çok geniş Türk dünyasında Servet Somuncuoğlu'nun yaptığı çalışma, bu konuda atılmış ilk adımdır. Sayın Somuncuoğlu, A/Z Yapı’nın katkısıyla yeniden bir Doğu Asya çalışması yapmış; binlerce resim çekerek dönmüştür.Yani, Türk kültürünün kayalara aktarılan izlerini tespit etmek ve bunun yorumunu yapmak konusunda ilk adım atılmıştır ama iş daha bitmemiştir.
NEDEN ÖNEMLİ?
Taştaki Türkler adlı çalışmada özet bilgilerle bize sunulan yüzlerce resim var. Bu resimler (petroglif), Türklerin yaşadığı bölgelerde bulunuyor. Buralarda karşımıza çıkan yazı da eski Türk alfabesi olan Kök Türk alfabesiyle ilgilidir. 65 ayrı alanda bulunan kaya resimlerinin tarihi, MÖ 14. bin yıla kadar uzanıyor. Böyle olunca da Türk tarihi ile ilgili olarak var olan bilgilerin de yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Taştaki Türkler adlı bu koleksiyon gösteriyor ki, Türk milletinin tarihi; Asya'da binlerce yıl eskiye uzanıyor. Yine bu milletin egemen olduğu alan, Moğolistan'dan Anadolu'ya kadar uzanıyor. Çünkü kaya resimlerinin benzerliği; bu konuda en kuvvetli tanıktır.
Anadolu'daki Türk tarihinin Selçuklulardan çok öncelere uzandığını bilen birisi olarak bunun kayalardaki kanıtını yakalamaktan son derece mutlu oldum. Bu kanıtlardan bazılarını sizinle paylaşacağız.
Sümer Ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dili'nin Yaşı Meselesi - Osman Nedim Tuna
TÜRK DİLİ'NİN BEŞ BİN YILI / Selahi DİKER
ORHUN'DAN ANADOLUYA TÜRK DAMGALARI / PROF.DR.TUNCER GÜLENSOY
"TÜRKÇE KONUŞUYORLARSA BİLİN Kİ TÜRKTÜR.
GENÇLERİMİZ TÜRKLÜĞÜMÜZE AİT NE VARSA ÖĞRENMEYE ÇALIŞSINLAR. GENÇLERİMİZ AYRICA BİZİM ESKİ ALFABEMİZİ OKUSUNLAR, ÖĞRENSİNLER, BU ÇOK ÖNEMLİ.
YARIN ÖBÜR GÜN BENİM KANIM BÜTÜN YAZILARIN BİZİM YAZILARIMIZDAN ÇIKTIĞINI İSPAT EDEBİLİRLER VE DİLİMİZİN DE BÜTÜN DİLLERİN ANASI OLDUĞUNU DÜNYAYA DUYURABİLECEKLERDİR.
BÜTÜN DİLLERİN ANASI TÜRKÇE VE BÜTÜN YAZILARIN BAŞLANGICI DA TÜRKÇEDİR. TÜRK DİLİ ÇOK ZENGİN BİR DİL VE MATEMATİKSELDİR.
DİLİMİZİ MUHAFAZA ETMEYE ÇALIŞALIM VE KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ ÖĞRENELİM. BATILILARIN BİZİ KÜÇÜMSEMESİ VE BARBAR OLARAK ADLANDIRMASININ HİÇBİR DAYANAĞI YOKTUR.
BEN IRKÇILIK YAPMIYORUM, BİZ MEDENİYETE SAHİP BİR TOPLULUĞUZ VE BÜTÜN MEDENİYETLER DE ORTA ASYA'DAN GELİYOR. "
Dünyanın hızla yeni bir savaşa sürüklendiği ,Hatay’da çatışmaların başladığı 1937’de; Tunceli (Dersim) bölgesinde başlatılan ama kökü 1920’deki Koçkırı ayaklanmasına kadar uzanan isyanın sebebi neydi? O projenin arkasında hangi Kürtçü/Kürdistancı örgütler vardı? Seyit Rıza kimdi; isyanların Alevilikle ilgisi bulunuyor muydu? Tunceli’nin kültürel kimliği neydi? Dersim ayaklanmalarını; bu ayaklanmayı çıkartanların ve yürütenlerin belgelerini temel alarak ve Tunceli bölgesini de inceleyerek yazdık. “Dersimliler, beni dinleyin; başınızda bir felaketin dolaştığını görüyorum.” 1916- Hacı Bektaş postnişini, Çelebi Cemalettin Efendi "Tunceli’de Alevilik eğitimi de veren okullar açalım.” , 1926 - Mustafa Kemal ATATÜRK “İngiltere Hükümeti’ne, Türk hükümeti; Dersim bölgesine girmeye kalkışmıştır. (…) Kürtler, bu olay karşısında silaha sarıldılar. Ben ve yurttaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.” 1937- Dersim Generali Seyit Rıza “Ben Türk ordusuna tek kurşun atmadım” , Seyit Rıza (Yakalandıktan sonra) “İntikam!.. Kürdistan denilen yıkık anayurdun kurtarılması için. İntikam!... Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının (Türk’ün) pis vücutlarından Kürt vatanını temizlemek için.” Dersimli Baytar Nuri (Seyit Rıza’nın akıl hocası) “Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Bugün Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden, kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.” 29 Temmuz 1937 tarihli Komüntern'in yayın organı Rundschau.
Rıza Zelyut, “Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği” adlı eserinde bölgedeki aşiret reisleri ve ağalarının o dönemde yaptıkları PROPAGANDALARDAN bazılarını şöyle ifade eder: “- Dersim’deki kadınlar gündüz kocalarının, gece askerin olacak, - Elazığ halkevinde yaptıkları gibi, kadınlarla erkekleri birlikte toplayacaklar; sonra da mumları söndürecekler, - Evlerin bir giriş bir de çıkış kapısı olacak, iki kapıda da polis bekleyecek; sizlerin bütün kazandıklarınız elinizden alınacak. - Ekmek, odun, hatta keçilere toplayacağınız meşe yaprakları bile izin kağıdına (vesika) bağlanacak, bunların vergisini vereceksiniz ” .
İngiliz Devlet Arşivlerinden Gizli Belgelerle Kanıtlıyoruz: Dersim'de Zehirli Gaz Kullanılmadı :
Türkiye'ye yöneltilen suçlama; özetle şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1937 yılında, "Seyit Rıza" nın başını çektiği Dersim isyanını kanla bastırmış; yöre halkını kundaktaki bebeklerine, hamile ka dınlarına, yaşlılarına varıncaya dek meydan lara toplayıp üzerlerine ağır makinalı tüfeklerle kurşun yağdırarak ve de zehirli gaz kullanarak soykırıma uğratmış; bir bölümünü de maden ocakları vs. çalış tırmak amacıyla sağ bırakıp çalışma alanlarına sürmüş, buralardan ayrılmalarını yasaklamıştır. Bu işgal, ilhak ve soykırım; 1937-1938 yıllarında Cumhurbaşkanı Atatürk'ün, Başbakan İnö nünün, Başbakan Ce lalBayar'ın, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın, General Abdullah Alpdoğan'ın buyruklarıyla, şun yağdırarak Türk Ordusu tarafından gerçekleş tirilmiştir............İhsan Sabri Çağlayangil (Cumhurbaşkanı Yardımcısı), Muhsin Batur (Genelkurmay Başkanı) gibi Türkiye Cumhuriyeti devlet adamları, uygulanan soykırımın tanıkları olup, yıllar sonra yayınlanan anılarında "Dersim'de zehirli gaz kullanılarak 7'den 70'e soykırım yapıldığı"nı ikrar ve itiraf etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, soykırım suçundan dolayı uluslararası yargı organlarınca yargılanmalı; o tarihteki devlet yöneticileri soykırım suçlusu olarak damgalanmalı, adı "Tunceli'ye dönüştürülen beldenin "Dersim" olan önceki adı geri verilmeli; geçmişte yapılan bu soykırım için özür dilenmeli, topraklar kendilerine geri verilip tazminat ödenmeli; "Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı" (özerklik, bağımsızlık, vs.) tanınmalı, "Dersim"in 1937-1938 öncesi özgür, bağımsız, demokratik yönetim yapısına yeniden kavuşmalıdır... Bu suçlamaların gerçeğe aykırılığını, Bütün Dünya dergisinin, Ocak 2010, Ocak 2012 ve Şubat 2012 sayılarında yayımlanan "Dersim Dersi" başlıklı yazılarımla kanıtlayarak göstermiştim. İngiliz Devlet Arşivlerinin gizli belgelerinden, gizliliği kaldırılarak internet üzerinden araştırmaya ve telif hakkı ödenerek yayınlanmaya açılan belgelerde yaptığım araştırmada; "Dersim'de Zihirli Gaz Kullanıldı" suçlamasının gerçeğe aykırı ve iftiradan ibaret olduğunu kanıtlayan belgelere ulaştım; bunların telif ücretini ödeyerek satın aldım; ve işte şimdi yayımlıyorum: BELGE 1: (adresten bakınız) 24 Mayıs 1938 - Türkiye, İngiltere' den zehirli gaz savaşı konusunda uzman istiyor. BELGE 2: (adresten bakınız) 9-11 Ocak 1939 - İngiltere, Türkiye' nin 24 Mayıs 1938'de istediği Zehirli Gaz Savaşı uzmanını, en erken 1939 Nisan ayından sonra Türkiye'ye gönderebileceğini bildiriyor Dünyada ve Türkiye'de ilk kez şimdi yayımladığımız bu belgeler, 1937-1938 yıllarında Türkiye'de, zehirli gaz ve de zehirli gazın silah olarak nasıl kullanılacağı konusunda uzman kimsenin bulunmadığını; Türkiye'nin ilk kez 1938 yılı ortalarında İngiltere'ye başvurararak zehirli gaz savaşı konusunda İngiliz uzman isteminde bulunduğunu; İngiltere'nin Türkiye'yi 1939 yılı ortalarına dek oyaladıktan sonra, bu istemi 1939 yılı ortalarında kabul ettiğini göstermektedir. Sonuç: "Dersim'de zehirli gaz kullanılarak soykırım yapıldığı" ileri sürülen 1937-938 yıllarında, Türkiye'nin elinde zehirli gaz olmadığı gibi, zehirli gazın silah olarak nasıl kullanılacağını bilen uzman da yoktur. "Dersim Harekâtı"nda zehirli gaz kullanıldığı suçlaması; uydurmadır. Bu belgelerden sonra bir daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Atatürk'ü, İsmet İnönü'yü, Celal Bayar'ı, Fevzi Çakmak'ı, Abdullah Alpdoğan'ı, "Dersim"de zehirli gaz kullanmakla suçlayacak olanlar; iftira suçunu işlemiş olacaklardır. Atatürk, kendisini suçlayanlara Abraham Lincoln'e atfedilen şu sözle yanıt vermiştir: "Herkesi bir defa, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz. Ama herkesi her zaman aldatamazsınız." (You can fool all the people some of the time and some of the people all the time but you cannot fool all the people all the time.) Bir de atasözümüz vardır: "Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar." Cengiz Özakıncı/Bütün Dünya 2012/6 belgeler-PDF
Dersim’i Hıristiyanlaştırmak üzere çalışmalar yürüten ve bu doğrultuda 1911 yılında "Dersim Kürtlerinin Dini" başlıklı bir rapor yayınlayan Henry H. Riggs, Amerika’lı misyoner bir ailenin çocuğu olarak 1875 yılında Sivas’ta doğdu. Dedesi, Türkiye’ye gelen ilk misyonerlerdendir. Henry H. Riggs’in, aşağıda tam metnini okuyacağınız “Dersim Kürtlerinin Dini” başlıklı raporunda, bir takım ırkçı, etnik ayırımcı yargılar bulunduğu görülüyor. Yazar, Ermenilerle Kürtlerin ırkdaş olduklarını savunuyor. Rapor, Dersimlilerin 1908 Devrimi’nden sonra İttihad ve Terakki yönetimine bağlılık gösterdiklerini ortaya koyması bakımından ilginç olduğu gibi, Dersim’deki yaşama ilişkin doğrudan gözlemler içermesi bakımından da önemlidir. Riggs’in kimi yanlış saptamalarını irdelemeyi yazının sonuna bıraktım. işte raporun tam metni: (adreste : ) Henry H. Riggs’in Ocak 1911’de yayınlanan Dersim raporunu yukarıda aktardım. Burada özetin özeti olarak şunları söyleyebilirim: Riggs, kendilerini "Zaza" olarak tanımlayan Dersim’lileri Ermenilerin ırkdaşı "Kürt" ler olarak gösteriyor ve Türklere karşı ırksal ve dinsel nefret aşılıyor. 1908 Devrimi konusunda "bütün ırklara yeni bir gün doğuyor" sözleriyle, Osmanlının ırksal, dinsel, etnik ayrışmayla parçalanmasını istediğini açığa vuruyor. "Hıristiyan atalar" nitelemesiyle, soy ve din harmanı yaparak, bin yıl önce dedesi ninesi Hıristiyan olanın yeniden Hıristiyanlığa döndürülmesi gerektiğine inandığını gösteriyor. Dersim’de koyun, koç biçimli mezar taşlarını, İsa’nın lakabının "Kuzu" (İng. The Lamb)olmasıyla bağlantı kurarak, halkın geçmişte Hıristiyan olduğuna kanıt gösteriyor. Oysa, Orta Asya’da, İsa’nın doğumundan önce yapılmış koyun, koç biçiminde mezar taşları vardır; bunun eski Türk gömü geleneğinde yeri olduğunu, Akkoyunlular ve Karakoyunlular ile Dersim bölgesine getirildiğini bilmiyor. İsa’nın doğum yeri olan Nasıra’nın, M.Ö. 600’lerden başlayarak bir İskit Türk yerleşim bölgesi olduğunu; İsa’nın ve annesi Meryem’in Sami olmayıp, İskitlerden olduğunu; İsa’nın "Son Yemek"te; "bu şarabı içiniz o benim kanımdır, şu lokmayı yiyiniz o benim etimdir" sözlerinin, tamı tamına İskit kan kardeşliği andından ibaret olduğunu; bozulmadan önceki ilk Hıristiyanlığın, İskit Türk damgalı gelenek ve görenekler içerdiğini bilmiyor. Bildiği tek şey, Ermeni ve Kürtleri, Türklere düşman etmek ve Osmanlı topraklarını parçalamak. Misyoner Henry H. Riggs’in 1911 Dersim Raporu, bu bakımdan önemli ve anlamlı… CENGİZ ÖZAKINCI – DERSİM RAPORU 3 /pdf BÜTÜN DÜNYA, 2012/2
CENGİZ ÖZAKINCI - DERSİM DERSİ I ve II :
Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey, 3 Ekim 1921 günü Büyük Millet Meclisi gizli oturumunda yaptığı konuşmada, Koçgiri Ayaklanması'nı kışkırtanların Dersim aşiretlerine giydirmeye çalıştıkları etnik kimliği reddederek, bu aşiretlerin çoğunun yüzyıllar önce Horasan'dan gelmiş, süreç içerisinde çeşitli nedenlerle komşu aşiretlerin etkisinde kalarak Kürtçe konuşmaya başlayan Alevi-Kızılbaş Türkmenler olduğunu söylemişti. Dersim aşiretlerinden Hasan Hayri Bey'in 1921 yılında Meclis' te yaptığı bu açıklama, Atatürk karşıtlarının sıkça dile getirdikleri: "Kemalistler, 1924'ten sonra, Kürtleri asimile etmek için 'Kürtlerin bir Türk boyu olduğu’ yalanını uydurdular" savını geçersiz kılıyordu; çünkü ayrılıkçıların "Te-Ce' nin resmi tarih tezi" diyerek yalan saydıkları bu tarihsel olgu; 1924'te değil, 1921'de; Atatürk tarafından değil, bir Dersim aşiret reisince dile getirilmişti. DERSİM DERSİ I : PDF Bütün Dünya, 2010/1
...1938 Harekatında çok sayıda yurttaşımızı yitirdiğimiz doğrudur. Fakat bunların çoğu, düzenli birliklerce değil, aralarında kan davaları bulunduğu için askerle birleşip isyancı aşiretlerle kurşun sıkan Dersim aşiretlerince öldürülmüşlerdir. Sözü edilen toplu intiharlar, kadınların, çocukların öldürülmesi; düzenli birliklerin değil, ilkel “kan hukuku”na uygun davranan aşiretlerin eylemleridir. Kan Hukuku, suçlu sayılan aşiretlerin, diğer aşiretlerce kadın çocuk ayırmaksızın toptan katledilmelerini buyurduğu gibi; kuşatılan bir aşirette erkekler önce kendi kadınlarını ve çocuklarını öldürüp sonra düşmanla savaşa tutuşmakta; yenileceğini anlayan aşiret üyeleri,topluca intihara yönelmektedir... DERSİM DERSİ II : PDF Bütün Dünya,2010/9