Translate

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2013 Çarşamba

SUMERLİLER TÜRKLERİN BİR KOLUDUR ve GEN ARAŞTIRMALARI





Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ, bu çalışmasında, Türkler ile Sumerliler arasındaki kültür ve dil bağlantılarını bir araya getirerek “Sumerliler Türklerin Bir Koludur” diyor. 

Çığ’ın ilk kanıtı ortak adlar... 

Altay Dağları’nın en yüksek noktasının adı, Üç Sumer Dağı. “Durun” hem Türkçede hem de Sumercede “yurt” demek. 
Sumercede “kur” Türkçede “kurgan” yeraltı demek. 
Sumercede “dingir” Türkçede “tengir” tanrı demek.

Sayılar da Türk-Sumer bağlantısına tanıklık ediyor... Sumerlilerde 7 dağ aşmak, 7 kapı geçmek, 7 kat gök, 7 tanrısal ışık, 7 ağaç, bu sayının önemini belgeliyor. Yazar; Tufan Efsanesi, Hıdrellez, Binbir Gece Masalları, Ergenekon, Bahar ve Yeniden Doğuş Bayramı, Dede Korkut Masalları, Cem Ayinleri ile de Türk-Sumer kültürel yakınlığını gözler önüne seriyor. 

Ve kamuoyuna sesleniyor Muazzez İlmiye Çığ:

"Ben bir yol açtım. İsteyenler bu yolda yürüyerek tezimizin savunmasını yapar, onu daha ilerilere götürür, Batı’nın gözüne sokar. Ben elimden geleni yaptım, kitabın gereken ilgiyi görmesi en büyük isteğim.”

.....................................





Genetik araştırmacı Yrd. Doç. Dr. Osman Çataloluk, Anadolu'nun tapusunun Türkler'e ait olduğunu açıklayarak; neolitik dönemdeki ilk Türkler'in saptandığını söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Osman Çataloluk, 1993 yılında Konya Çatalhöyük’te yapılan kazılarda insan kemiklerine rastlanıldığını ve DNA analizlerinde kemiklerin yüzde 40’ının Türk ırkına ait olduğunu açıkladı.

‘Türkün Genetik Tarihi’ adlı araştırma kitabının yazarı Genetik Araştırmacı Yrd. Doç. Dr. Osman Çataloluk, Anadolu’nun en eski yerleşim yeri olarak bilinen Konya Çatalhöyük’teki insan kemiklerinin incelenmesiyle burada yaşayanların genetik olarak Türk ırkı olduğunu açıkladı. Çataloluk, Konya Çatalhöyük’te 1993 yılında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında 800 insan kemiğinin toplandığını ve bu kemikler üzerinde genetik ırksal tiplemelerin belirlendiğini söyleyerek araştırmada baskın ırkın Türkler olduğunu belirtti.

Çataloluk, 1994 yılında Amerika’nın Stanford Üniversitesi'nde görevli Profesör Cavalli-Sforza tarafından Çatalhöyük'le ilgili kemiklerin Y-DNA analiz sonuçlarının yayınlandığını ancak dikkate alınmadığını ifade etti.

Çataloluk, günümüzden 10 bin yıl öncesinde Anadolu’daki ilk toplu yerleşim yeri olan Çatalhöyük’teki genetik bilimsel araştırmaların Proto-Türk diye adlandırılan Neolitik dönemdeki ilk Türkleri de saptadığını belirterek "Bu çalışmalar Anadolu’nun gerçek sahibinin Türkler olduğunu ortaya koymaktadır” diye konuştu.
(Nisan 2013-basın) 



Kitaptan:

Kim Türk’ün bir ırkı yok ya da hiç bir ırka Türk adı verilemez diyorsa ya bilmiyordur ya da bilmediği konuda ahkam kesiyordur. Türk adının “tu kaka” edildiği, Ötügen’in yok sayıldığı, Ergenekon destanının adının kirli bir dosyaya verildiği bu günlerde yapılabilecek en iyi iş varlık savunmasıdır diyorum. 
Ve bir Türk olarak korkmadan, yılmadan usanmadan neden 
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” 
dememiz gerekir en kesin kanıtlarla ortaya koyuyorum!!! 
Zira Türk adı gerçekten yücedir ve kutludur: sebeplerini bu kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız…


ÖNSÖZ
Bu kitap yaklaşık on yıllık bir çalışmanın birikimidir.
Daha bilmiş değildir, ama “Türkiye’de Türk nüfusu ancak % 10 kadardır diyenlere cevap verebilmek için bu hali bile yeterlidir!!!

Bu kitabı hazırlamamda bana tam otuz yıl önce ilk fikri veren ve bu gün ebediyete intikal etmiş bulunan hocalarım; Mevlevi, Kadiri ve Alevi Dervişanından Haluk Nur Baki Bey’in, O’nun hocası ve bir Zaza Kadiri dervişi olan İstanbullu Faik Saraç Efendi’nin, hepsinin de hocası ve kimsenin bilmediği son yüzyılın gavsı bir Zaza Nakşî dervişi olan ve bana geleceğimi gösteren, “Türk’ten başkasına maneviyat yolu yoktur oğul” diyen Ahmed Davut Efendinin, bana Kur’an’ı öğreten ve “Türk’ü bildin mi peygamberini bilirsin evlat!” diye geçmişi kurcalamayı öğreten HAK aşığı Alevi dervişi Çorumlu Elvan Dede’nin, Türk’ün İslam Ülküsünü beynime kazıyan Ahmet Arvasi Bey’in Aziz hatıralarına…


Osman Çataloluk  
(birazoku'dan alıntıdır)




Türk Irkının Kıtalara Uzanan Genetiği

Avrupa Yahudileri ile Hazar Türkleri'nin akraba olduğu araştırması, Türkiye'de Yrd.Doç.Dr.Osman Çataloluk tarafından da destek buldu.

Avrupa Yahudileri ile Hazar Türkleri'nin akraba olduğu araştırması, Türkiye'de Yrd.Doç.Dr. Osman Çataloluk tarafından da destek buldu. Avrupa'nın yüzde 51'nin Türk kökenli olduğunu savunan Çataloluk, Kürtlerin yüzde 40'ının Yahudi kökenli olduğunu öne sürdü.

Yrd.Doç. Dr. Osman Çataloluk, geçmişe olduğu kadar geleceğe de ışık tutan genetik araştırmalarda dünya tarihine mühür vurmuş Türk kökeninin kıtalara uzandığını öne sürdü. Türklerin dünyaya dağılış tarihinde takvimlerin epey geriye uzandığını açıklayan Çataloluk, özellikle Aşkenaz Yahudilerinin asıl kökeninin Hazar bölgesine yerleşen Türk boyları olduğunu dile getirdi. Yahudilikte soyun anneden geldiğini hatırlatan Çataloluk, Hz. İbrahim'in Sümerli olduğunu ve Sümeroloji ile Türkçe arasında yüzlerce benzer kelime olduğunu kaydetti. Çataloluk; kayıtlar da İbrahim'in Sümerli olduğunun söylendiğini belirterek şöyle konuştu: "Sümeroloji'de çalışan bilim adamları, Sümeroloji ile Türkçe arasında 978 tane kelimenin bunların içinde çoğunun ortak olduğunu söyleyince Sümerlerde Türklük kavramı ortaya çıkıyor."


YAHUDİ GRUBUNA TÜRK IRKINDAN KAYIŞ VAR

ABD'de bulunan John Hopkins Üniversitesi'nde görevli gen bilim uzmanı Eran Elhaik'in Aşkenaz Yahudilerinin Hazar kökenli olduğu tezini kısmen doğrulayan Çataloluk; şunları söyledi: "Kan gruplarında R grubuna Türk grubu deniliyor. Ama Yahudilerin bulunduğu grup J grubunun ikinci alt kolu. Yani J2 grubu Yani Türk ırkı ile Yahudi ırkının yakın uzak alakası yok. Ama Yahudi grubuna Türk grubundan ya da ırkından kayış var. Birinci kayış,

MÖ. 2800-3000'lü yıllarda yani Sümer çöküşü ile birlikte bugünkü Filistin'e, İsrail'e geçen R1b grubu ile başladı. Amerikalı beyefendi 'Yahudilerin atası Türk' diyorsa bu yanlıştır. Yahudilerin Aşkenaz grubu Türktür. Kesindir. Bu gruplardan iki tanesi Filistin'e kaymış İsrail'e yerleşmişlerdir."

10 yıllık araştırmalarını 'Türkün Genetik Tarihi' isimli kitabı ile vücutlaştıran Çataloluk, kaleminin, alanında Türkiye'de tek olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "Şimdiye kadar hiç eleştiriye maruz kalmadım. Türkiye'de buna boyu yetecek genetikçi daha görmedim. Ama Stanford gurubu ile kavgalıyız. Böyle bir araştırma olmalıydı çünkü; Türk genetiğini ya reddetmeniz lazım, dünyayı ele geçirmeniz için ya da Türk genetiğini kabul etmeniz lazım bu seferde Türk ata demeniz lazım."


YÜZDE 52 TÜRK YÜZDE 40 KÜRT

Dünya nüfusunda iki milyar insanın Türk kökenli olduğunu aktaran Çataloluk, sınırları aşan Türk kimliğinin yüzdelik oranlarını şu şekilde sıraladı: "Yunanlıların yüzde 30'u, Bulgarların yüzde 30'u, bizi hiç sevmeyen Sırpların yüzde 24'ü, bizi sevmeyen Ermenilerin yüzde 35'i, İngilizlerin yüzde 40'ı, Almanların yüzde 40'ı Baskların yüzde 99 onda 7'si Türk kökenlidir. Bugünkü Avrupalıların yüzde 51'i Türk kökenlidir. Türkü attığınız zaman dünyada bir şey kalmıyor."

Çataloluk, ayrıca Kürt kökenine ilişkin Avrupalı ve Amerikalı bilim adamlarının çalışmaları hakkında da şöyle bilgi verdi: "Avrupalıların kendi araştırması var 'Kürtlerin yüzde 10-12'si Türk kökenlidir' diye. Bugünkü Türkiye'deki Kürtlerin yüzde 40'ı Yahudi kökenlidir. Hepsi Amerikalıların ve Avrupalıların araştırmasıdır."

Arkeoloji'nin tek başına mana ifade etmediğini aksine arkeolojinin genetik bilimi ile bütünlük içinde icra edilmesi gerektiğini söyleyen Çataloluk, sözlerini verdiği örnekle pekiştirdi; "Örneğin, bir mezar açtınız 3 bin yılına ait bir mezar. Örneğin içinde kap kaçak buldunuz ve araştırdınız dediniz ki, 'bu kap kaçaklar Lidyalılara ait' Yunanlı, Faslı. Kemik de dedi ki ben Türküm. Şimdi mezar kime ait. Kap kaçağa bakarak mı mezarın sahibini sorgulayacağız yoksa kemiğe bakarak mı?" 

İZMİR



Bir cenaze işlemi

Çölün geniş bir alanına hâkim bir tepenin üstünde yas tutanlar ölen bir kadını son yolculuğuna uğurlamak için dondurucu soğukta ellerinden gelen bütün gayretle mezar kazıyorlardı. Mezar, hanımefendinin ölümünden sonraki hayatında devam edecek yolculuğu için iyi bir biçimde hazırlanmalıydı. Mezarı 12 at boyu derinliğinde kazdılar. Zemini çakıl taşlarıyla kapladılar üzerine de çam, meşe ve gürgen kabuklarından oluşan yaygıyı serdiler. Onun üzerine kalın çam kütüklerinden bir sehpa yaptılar. Mezar duvarlarını tamamen çam ve gürgen kütükleriyle kapladılar.

Kundağa sarar gibi....

Ve Komünist Rusya’nın çöküşünden sonra uyanan, uyanırken de kendini reddeden Macar arkeologları köklerini aramak için Sincan Uygur özerk Bölgesinde 2010 yılında İngiliz Arkeolog Marc Aurel Stein’in önderliğinde Tarım Havzası denen kuru çölde haşin soğuğun mumyaya çevirdiği bu kadavrayı gün yüzüne çıkardılar.

Miras kavgası!

İşin garibi bu mezarlar üzerinde hak iddia edip Çin Hükümeti ile kavga edenler Uygurlar değil Avrupalılar! Daha doğrusu Macarlar! İtalyan Cavalli-Sforza, M. Alianei ve ABD’li M. Gimbutaş’ın ve Renfrew’in başını çektiği Avrupalı ve Amerikalı bilim adamları şöyle bir tezle Çin’den hak iddia ediyorlar. Bunlar Çinliler gibi çekik gözlü değil yuvarlak ve renkli gözlü, ayrıca bunların haplo grupları R1b ve R1a, saçlan da uzun ve dalgalı bunlar olsa olsa Avrupalı Aryan olup buraya Avrupa’dan göç ettiler ve yerleşerek bu kültürleri oluşturdular. İşte bu sebeple bunlar bizim kültürel mirasımızdır diyorlar. Bu yüzden de “Anadolu Teorisi” ni iddia ediyor ve Kurganın Avrupa kültürünün malı olduğunu savunuyorlar. Bunu savunmaları lazım ki Macarlar biz Türk kökenli değiliz diyebilsinler!

Sincanlılar ne mi yapıyor buna karşılık?

Biz ne yapıyorsak onlar da onu yapıyor! Sessiz kalıyorlar…


Dr. Osman ÇATALOLUK
Moleküler Genetikçi




Osman Çataloluk Türkün Genetik Tarihi  : video


ve diğerleri


......




MISIR, ASUR, GİRİT VE YUNAN'A ÖNAYAK OLMUŞ OLAN MEDENİYET 
SUMER MEDENİYETİDİR. SUMERLİLER SEMİTİK YA DA ARYAN DEĞİL TURANİ TOPLULUKTUR. DİL VE GRAMER YAPISI TÜRKÇEDİR.
TÜRKÇE "KAP KACAK" SUMERCE "GAP GACAK" TIR.

ROCKEFELLER BİRÇOK KAZILARA SPONSOR OLMUŞTUR. !!!
BU YÜZDEN EMİN BİR ŞEKİLDE TARİH VE MEDENİYET TÜRKLERLE BAŞLIYOR DİYEBİLMİŞTİR. 
yazı için tıklayın : 
bu yazı İlluminati/ Piramitte Sona Doğru - Şeref Mercan 
dan alıntıdır: 



FULLBRİGHT İLE EĞİTİM SİSTEMİ ELE GEÇİRİLDİKTEN SONRA İÇİMİZE SIZAN "DIŞ GÜÇLER" ARAŞTIRMALARA ENGEL OLMUŞ ,GERÇEKLERİ SAKLAMIŞTIR.! 
VE TARİHİMİZE YABANCI NESİLLER YETİŞTİRİLMİŞTİR. ARADAN SIYRILANLARDA VAR TABİİ.

SON OLARAK ANKARA, VAN VE HAKKARİ DE YAPILAN KAZILAR VE ARAŞTIRMALARDA, ORTA ASYA'DA RASTLANAN KAYA TAMGALARI VE BALBALLAR BULUNMUŞTUR. 
BU DA ANADOLUNUN VE DOĞU ANADOLUNUN TÜRKLERİN YURDU OLDUĞUNU KANITLAR.

GAMALI HAÇ, DÖRTYÖN TAMGALARI , OVO'LAR,
DİL, KÜLTÜR BAĞLARI VE 
TROYA'DA BİLE TÜMÜLÜSTE AT KEMİKLERİ BULUNMASI, LİDYALILAR İLE MEDLERİN KAN ANT'I İLE BİRBİRLERİNİN KANINI İÇMESİ, 
İSKİTLER, HUNLAR, 
ETRÜSKLERİN GEN ARAŞTIRMASINDA 
99,7 TÜRK DNA'INA RASTLANMASI, 
BASKLARIN ETRÜSKLERLE AKRABALIĞI VE 
DİLLERİN DAĞISTANLILARLA AYNI OLMASI, 
İSKANDİNAV MİTOLOJİSİNDE ODİN'E TÜRK DENİLMESİ, MACARLARIN HUNLARLA AKRABALIĞI, 
URARTULAR, HATTİLER, HURRİLER, 
KIZILDERİLİLERİN TÜRKLERLE DİN,DİL VE KÜLTÜR AKRABALIĞI (ARİZONA DA "HAVASU" KANYONU BULUNMASI, Kİ KELİME ANLAMI HAVA SU'DUR) , 
GİRİT PHAİSTOS DİSKİNDEKİ KIZILDERİLİ İLE GÖKTÜRK PRENSİ ALTIN ADAM KURGANINDAN ÇIKAN YÜZÜKTEKİ KIZILDERİLİ...VS.. 
HEP AYNI ŞEYİ GÖSTERMEKTEDİR.

TÜRKLER MEDENİYETİ VE YAZIYI GETİRMİŞ VE ÇOK BÜYÜK BİR ALANA YAYILMIŞTIR. 
AVRUPA VE AMERİKA UYGAR OLMADAN ÖNCE HEM DE
SUMERLİLER 3BİNLER DE YAZIYI HAYATA GEÇİRDİKLERİNDE DÜNYA TAŞ DEVRİNDEYDİ. YUNANLILARIN YAZIYI ALMALARI 
MÖ.8.YY'A DENK GELİR. Kİ 
HATTİLER, İSKİTLER YAZIYI KULLANIYORDU. ROMALILAR ETRÜSKLERDEN ALDIKLARINI KENDİLERİNE MAL ETTİLER. 
ETRÜSKLÜLERDE DEMİRCİ OLARAK TANINIRDI ! YUNANLILARIN PART DEDİKLERİ , 
KUŞHANLAR, HATTA ÇİNE GİDEN CHOU'LAR 
BİLE TURAN.

(http://www.hunmagyar.org/turan/

J.G.R.FORLONG - RİVERS OF LİFE
(http://archive.org/stream/RiversOfLifevolume2/J.G.R.Forlong-RiversOfLifeVol.Ii#page/n0/mode/2up)

(http://turkoloji.cu.edu.tr/makale_sistem/tum_list.php?t=tum&psearch=arkeoloji)

ESKİ KİTAPLARDA TURAN,TURANİAN OLARAK GEÇEN TÜRKLÜK KİMLİĞİ VE TARİHİ GEÇERLİDİR. 
20.YY SONRALARINDA BU KİTAPLARDAN 
TURAN,TÜRK KELİMESİ ÇIKARILMIŞ, DEĞİŞİME UĞRATILMIŞTIR. 
ÇÜNKÜ "BATI" DİYE TABİR ETTİĞİMİZ VE KENDİLERİNİ ARI IRK OLARAK ADLANDIRAN KİŞİLER , 
BU BÜYÜK MEDENİYETE DUYDUKLARI SAYGIDAN, KISKANÇLIKTAN VE UTANÇLARINDAN NE YAPACAKLARINI ŞAŞIRDILAR. 
KENDİLERİNİ ARADILAR AMA YOKTULAR.

BU KİTAPLAR GEÇERLİ DEĞİLDİR, BİZ BUNLARA ÇÖP DİYE BAKIYORUZ DİYENLERE

BİR İKİ TANE DEĞİL Kİ ÇÖP OLSUNLAR, AMERİKALISINDAN, RUSUNA, JAPONUNDAN MACARINA, YAHUDİSİNDEN HIRİSTİYANINA KADAR TÜM YAZARLAR BUNLARI DİLE GETİRMİŞTİR. 
ADAMLARA NE KADAR ZOR GELMİŞTİR BUNLARI YAZMAK, 
HER TAŞIN ALTINDAN BU "BARBAR" TÜRKLER ÇIKIYOR..DİYE :)

TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI YAPANLARIN 
ELİNE SAĞLIK.
AYRICA KİMİ NEREDEN KOVUYORLAR....
"HADDİNİZİ BİLİN" DEMEK ZAMANI GELMİŞTİR.
BEN IRKÇI DEĞİLİM AMA 
TARİHİME DE SAHİP ÇIKIYORUM VE 
HİÇ KİMSENİN DE TOPRAĞINDA GÖZÜM YOK , 
TÜRKİYE'Yİ TÜRKİYE OLARAK SEVİYORUM.

SEVGİ VE SAYGIYLA KALIN.

SB.

***




9 Ocak 2013 Çarşamba

Anadolu'nun tarihi baştan yazılıyor








Sedat Simavi Ödüllü Servet Somuncuoğlu, akademisyenlerle 'Türkler ne zaman Anadolu'ya geldi' sorusunun peşine düştü. Çalışmalarını 'Damgaların Göçü' isimli kitapla sundu.

Türklerin bilinenin aksine 1071'den önce Anadolu'ya geldiğini düşünen yapımcı-yönetmen Servet Somuncuoğlu'ndan ezber bozan araştırma. Türk mezarı olarak bilinen kurganların Anadolu'daki varlığının, Türklerin bu coğrafyadaki tarihini ortaya koyacak en önemli unsur olarak gören Somuncuoğlu, farklı disiplinlerden akademisyenleri bir araya getirdi. 


GERÇEĞİN PEŞİNDE 

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Doç. Dr. İsmail Doğan, Dr. Mustafa Aksoy gibi isimlerin de bulunduğu dev kadro yıllar önce birlikte yola çıktı. Arkeolog ve rehberlerin de katkılarıyla 'Damgaların Göçü - Kurgan / Ankara Güdül Kaya Resimleri' eserini yarattı. Ankara Güdül Dağı ve uzantılarında yapılan çalışmalar sonucu Damgaların Göçü, ortaya çıktı. İşte projeye destek veren akademisyen ve araştırmacıların ağzından Damgaların Göçü:

1071'den önce geldik

l Dr. Cengiz Saltaoğlu (Araştırmacı): Ankara Güdül Salihler Köyü kırsalındaki kaya resmi alanlarında saptanan runik yazılı belgeler Türklerin Anadolu'daki çok eski varlığı ve sahipliğinin birer doğrudan kanıtı ve tapu senedi konumundadırlar. Bu yazıtlar kuşkusuz, Türklerin 1071 yılından çok daha önceleri de Anadolu'da bulunmuş ve yerleşmiş olduklarına ilişkin doğrudan birer kanıt oluşturmaktadırlar.

Asya ve Balkanlar Türkleşti

l  Prof. Dr. Ahmet Taşağıl (Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı): Türkler, Güney Sibirya'dan dünyanın değişik yerlerine gerçekleştirdikleri göçler vasıtasıyla yayıldılar. Bu göçleri M.Ö. büyük 7 göç, M.S. ise 13 büyük göç olarak tespit edebiliyoruz. Bunların hepsi kitleler halinde yayılma idi. Göçler neticesinde Kuzey Çin, Moğolistan, Kırgızistan, Tanrı Dağları, Doğu Türkistan, Hindistan, Batı Türkistan dediğimiz bölge Türkleşti. Daha sonra Anadolu'nun, Ön Asya'nın Türkleştiğini görüyoruz. Türkler gittikleri yerlerde kendi damgalarını da bıraktılar. Bu damgaları mimari eserlerde görebiliyorduk; ama bizi esas heyecanlandıran, ilk göçler esnasında Türklerin gittikleri yerlerdeki kayaların üzerine bıraktıkları hatıralar oldu.

5 bin yıl önce de vardık

l DOÇ. Dr. İsmail Doğan (Ordu Ü. Fen-Edebiyat Fak. Öğret. Üyesi): Bu resimleri kim veya kimler çizmişler? Haliyle Sibirya'dakini, Kafkasya'dakini kim yapmışsa bunları da onlar yapmıştı. Şimdiye kadar pek görülmedi, araştırılmadı. Bu, bizim Anadolu'da 1071'den önce var olduğumuzu göstermekte. Yazılanların aksine tarihimizi bu kaya resimleriyle kazımışız. Ben bir bilim adamı olarak hem fikir yazısı olan bu panoramayı, hem de etrafındaki yazıları şöyle görüyorum: En az 5000 yıl öteden başlayan günümüze gelen kültürün devamlılığını gösteriyor.

Akşam 04 Ocak 2013







ANKARA – GÜDÜL – SALİHLER KÖYÜ 


ASMALIYATAK MEVKİİNDEKİ KAYA RESİMLERİNDEN KAĞAN PANOSU. ÜZERİNDE MUTLAKA Kİ ÇOK SÖZ SÖYLENEBİLİR. 

KISACA BİLGİ VERMEM GEREKİRSE, BİR KAĞANIN ÖLÜMÜNDEN SONRA ONUN HAYAT HİKAYESİNİ ANLATAN, TEK ZAMANLI RESİMLERİN YER ALDIĞI BU PANO, ANADOLU TÜRK TARİHİNİN EN ÖNEMLİ BELGELERİNDEN BİRİDİR. 
TAHMİNİ OLARAK MÖ. ÜÇÜNCÜ BİNLİ YILLARA AİTTİR. DAHA GENİŞ BİLGİ İÇİN “DAMGALARIN GÖÇÜ” BELGESELİNE BAKILABİLİR YA DA “DAMGALARIN GÖÇÜ – KURGAN” KİTABIMIZDAN İSTİFADE EDİLEBİLİR. 
SİYAH BEYAZ ÇIKARTMA DEĞİŞİK BİR AÇIDAN BAKIŞ AÇILARI DOĞURABİLİR. 






SERVET SOMUNCUOĞLU
kendi sitesi
atok yayınları




















15 Aralık 2012 Cumartesi

ETRÜSK-TÜRK BAĞI






Vergilinin qədim Roma tarixindən bəhs etdiyi «Eneida» əsərində bu şəhərin əsasını qoyan etrusk soyköklü Romul və Remin Troyalı Eneyin törəmələri olduğu bildirilir.

Romanın məşhur Qay sülaləsi də özünü Troyalı Eneyin soyuna bağlayırdı. Məşhur Roma imperatoru Qay Yuli Sezar senatda ilk çıxışında «Mən əsilzadəyəm, Troyalı Eneyin nəslindənəm» deyərək özünü təqdim etmişdir.

Qədim Etrüsk əfsanəsinə görə, Eneyin törəmələri Romul və Rem sahibsiz qaldıqda onları bir dişi börü (qurd) əmizdirir, ölümdən xilas edir. Sonralar bu ekizlər Roma şəhərinin əsasını qoyurlar. Bu baxımdan, Etrusklarda da Türklərin qayı boyunun, monqolların qıyat soyunun dişi bozqurd əfsanə-sinə uyğun mifoloji inanc olmuşdur.

Etruskları Türklərlə bağ-layan başqa bir oxşarlıq eyni əlifbadan, yəni Orxon-Yenisey abidələrinin yazıldığı runik əlifba ilə eyni qaynaqdan olan əlifbadan istifadə etmələridir.

Tunc çağından dəmir çağına keçid dönəmlərində İtaliyada Villanova kulturu adlanan bəsit bir uyqarlıq vardı. O çağlarda burada latın, rutul, umbr, sabin, samnit, falisk və başqa xalq-lar yaşayırdı. Villanova kulturunda görünməyən bukkero ad-lanan yeni tipli keramik qabların Çerveteri (Tsere) şəhərində 700-650-ci illərdə ortaya çıxması göstərir ki, bura etruskların ilk yerləşim bölgəsi idi. II minilin sonlarında Kiçik Asıyanın batısından köçərək Apennin yarımadasının quzey-batısında Arno və Tibr çayları arasında Etruriya (Toskana) bölgəsində yerləşən Etrusk boyları artıq I minilin başlarından İtaliyanın önəmli xalqlarından birinə çevrilmiş, 8-ci əsrin ortalarından 6-cı əsrə qədər Etrusk ekspansiyası ətraf bölgələri və adaları bürümüşdü.

Etrusk çağında Toskana əraziləri Massa-Carrara, Lucca, Pistoya, Prato, Firenze (Florensiya), Piza, Livorno, Arezzo (Arestso), Siena, Grosseto adlanan 10 əyalətə bölünmüşdü.

Miladdan öncə III-I əsrlər Etruskların asimilyasiya olunma dönəmidir. Etruskların sonu çatdı, bu acı sonluq İtaliyanın mərkəzində Yuli Sezar və Oktavian Avqust dönəmində tarix yazarlarının gözü önündə baş verdi, ancaq bu acımasız olayı qələmə alan olmadı, oldusa da, itbata düşdü, gəlib bizlərə çatmadı.

Roma imperiyasını yönətən latın siyasi elitası və latın yazarları hər vəchlə Etrusk adının tarixdən silinməsinə çalışırdılar. Bu duruma münasibət bildirən Q. Müleşteynin gerçəkliyi yansıtan belə bir deyimi var: "Etruriya Romanın beşiyi, Roma Etruskların məzarı oldu".

Etrusk-Türk əlaqəsindən danışmaq Almanlar Etrusklara Turx demişlər.

Etrusk tarixini, mədəniyətini, dilini öyrənmək üçün baxa biləcəyimiz ən önəmli qaynaq hələlik dili açılmayan Etrusk yazılarıdır. Sayı 12 minə çatan bu yazıların içində bir neçə iri həcmli mətnlər olsa da, əksəriyəti müxtəlif nəsnələr üzə-rində yazılmış kiçik mətnlərdir.
Bugün Sofiya muzeyində saxlanan altı səhifəlik etrusk bitiyi Bolqariyanın güney-batı bölgə-sində qazıntı vaxtı tapılmışdır. Uzmanların MÖ. 600-cü illərə aid etdiyi bu tapıntı ən qədim kitablardan sayılır. Bloknot formalı bitiyin yarpaqları Pirqi ya-zısının altun lövhəsi kimi altun falqadandır. Döyüşçü, su pərisi, lira və atlı rəsmləri ilə yanaşı bitikdə Etrusk dilində mətn var.

Qablar üzərindəki kiçik yazılar. Adətən belə yazılarda qabın kim tərəfindən hazırlanması və kimin hədiyəsi və ya kimə məxsus olması haqqında bilgi verilir; Tapınağa və ya müəyən alpərənə yönəlik andiçmə və ya yəmin etmə mövzusunda yazılar; Sarkofaq, başdaşı, külqabı üzərində epitafiya xarakterli yazılar; Müəyən şəxslərə həsr olunmuş yazılar; Əl güzgüsü üzərində çəkilmiş bəlli mifoloji surətlərin adı və bəlli olaylarla bağlı bir neçə sözlü tanıtmalar. Tərkibində nisbətən çox söz olan mətnlər isə bunlardır:

1) Mumiyalanmış bir qadını bürümək üçün istifarə olunan kətan üzərindəki Liber Linteus (Kətan bitik) adlanan yazıda 1200-ə yaxın söz vardır;
2) Kapuidən tapılmış V-IV əsrə aid kirəmid üzərindəki 62 sətirlik bustrefedon yazıda 300-ə yaxın oxuna bilən söz vardır;
3) Perucidə II əsrə aid sınır (mərz) daşı sayilan daş lövhə üzərində 130 sözü olan 46 sətirlik yazı;
4) Minerva tapınağına aid V əsr yazısında təxminən yarısı oxunan 80 sözlü 11 sətirlik mətn;
5) 70 sözlü VII əsrin Aribal yazısı;
6) Malyano qəsəbəsində (Toskana) 1883-də tapılan V-IV əsrə aid iki üzü yazılı metal disk üzərində təxminən 70 sözlü yazı;

7) Pirgi məbədindən tapılan üç qızıl lövhə üzərində törənlə bağlı V əsrə aid yazılar: ikisin-də 52 söz Etrusk hərfləri ilədir, biri isə Aramey həflərilə yazılmışdır;

Kortonadan tapılmış III-II əsrə aid iki tərəfli tunc lövhə yazısı: bir üzündə 32, o biri üzündə 8 sətir vardır.
Romulun ulu babası kimi verilən Eney yunanca Afrodita, latınca Venera adlanan tanrıcanın oğlu idi. Etrusklarda bu tanrıca Turan adlanırdı.
Savaşda yenilən Troya MÖ. 1200-də yağmalanıb dağıdıl-mışdı. Hökmdar Priam ailəsilə öldürülmüş, Eneysə arvadını itirmişdi. Salamat qalan Troyalıları toplayıb yeni yurd salmaq üçün bir neçə il ətraf ölkələri dolaşan Eney sonra gəmilərlə İtaliyaya keçdi. Burada başçıları Latın adlanan latın boyları yaşayırdı. Eney Latının razılığı ilə o vaxtlar Albula, Troyalılar gələndən sonra isə Tibr adlanan çayın dənizə axdığı bölgədə yurd saldı.


Türkolog Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu
Azerbaycan’ın Eski Eğitim Bakanı






http://agasioglu.wordpress.com/
kitabı adresinden indirebilirsiniz.( Azerbaycan Türkçesi ile )






Etrüsk Lahiti



Mesudiyelilerle Etrüksler Akraba Çıktı





Osmanlı döneminde 'Milas' olarak adlandırılan, bünyesinde tarih öncesi birçok arkeolojik kalıntıyı barındıran Mesudiye ilçesinde yaşayanlarla İtalya'nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yer alan Etruria bölgesinde yaşamış ve M.Ö. 6. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş bir halk olan Etrüsklerin genlerinin aynı olduğu ortaya çıktı.


Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GÜSAM) Başkanı ve Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İstanbul Galip Erdem Salonu'nda yaptığı "Tarih Sohbetleri" toplantısında Türklerin Anadolu'daki tarihinin 1071'de başlatıldığını, oysa daha eskilere, M.Ö.100'lere kadar gittiğini söyledi. Birilerinin, bir yerlerde yaşadığının en önemli delilinin mezarlar olduğunu vurgulayan Halaçoğlu,


 "2008 mayısında Bodrum'da Etrüsklerle ilgili toplantı düzenledik. Yabancı bilim adamları da vardı. M.Ö. 3 binde Anadolu'dan İtalya'ya göç eden Etrüsklerle Mesudiyelilerin genlerinin birbirini tuttuğu anlatıldı. Anadolu medeniyetinde Türklerin önemli bir rolü vardır" dedi.



('Tarihten Bir Kesit: Etrüskler' sempozyumu,2008: okumak için tıklayın)








ETRÜKSLER KİMDİR?

İtalya'nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yer alan Etruria bölgesinde yaşamış ve M.Ö. 3. yüzyıldan 6. yüzyıla dek varlığını sürdürmüş bir halk olan Etrüskler, eski Romalılar tarafından Etrusci veya Tusci adlarıyla tanımlanıyordu.

Etrüsk halkı ve kültürü zamanla Roma İmparatorluğu içinde eridi. Etrüskler İtalya'daki diğer kavimlerden çok daha ileri bir uygarlık düzeyindeydi. Roma uygarlığının, mitolojisinden, hukukundan yol yapım tekniklerine kadar, kökünü hemen hemen tümüyle Etrüsk uygarlığından aldığı belirlendi.







MESUDİYE'DE ORHUN'DAN ESKİ YAZILAR

Bir süre önce Mesudiye ilçesi Esatlı köyünde bulunan ve Göktürklere ait olduğu ortaya çıkan kaya üstü resimlerinin dünya üzerindeki benzerleri ile karşılaştırıldığında M.S. 1. veya 2. yüzyıllara ait olduğu belirlenmişti. Esatlı köyündeki kaya üstü yazıtlarının ve burada bulunan resim ve kitabelerin Orhun Abideleri'nden yaklaşık 500 yıl önce yazıldığı ortaya çıkmıştı.

Basın 2010



Heredot, Etrüsk dilinin hiçbir dile benzemediğini belirtmekteydi. Romalı tarihçi Livius da MÖ 8-6. yüzyıllarda orta İtalya'ya egemen olan Etrüskler'i, Hint-Avrupa dilinden olmayan bir halk olarak niteliyor. 




***


ISAAC TAYLOR




SB.

***

15 Kasım 2012 Perşembe

SON SÜMER KRALİÇESİ VE SÜMERLER/KENGERLER


Türklerin tarihe ilk çıkışı MÖ 9000
Bir kol Alplere bir kol Amerikaya gidiyor

2000 yıl sonra tekrar göç ediyorlar.

Hammurabiler bile Sümerlilerden kopya yapmıştır.

1876 Paris'te Şarkiyatçı kongresinde oryantalist ,tabletlerden Sümer dilini çözüyor.

Demeçte "Sümerlerin ,Turani bir kavim olduğunu  ,ne Hint Avrupa  ne semitik olduğunu ve Türklerle akraba olduğunu" söylemiştir.

Semitik baskılarla  Sümerler geldikleri yere doğru göçüyor. Bizim bildiğimiz CHU (Çin'e göçüp Çinleşen bir Türk boyu)  Sümerlerin bir kolu. Öteki Türklerle karışıyor. Bir kol Anadolu'ya giriyor. Hatti medeniyetini kuruyorlar. Bir kolda Egeye kadar gidiyor, Lidyalılar, Tuskalar, Etrüskler....


                                  SÜMERLER  (8 BÖLÜM)
                                   UYGARLIĞIN KÖKENİ
                            GÜNLÜK YAŞAM VE EKONOMİ 

                                   AİLE ,KADIN VE AŞK
                                       EĞİTİM VE BİLİM
                                   HUKUK VE ADALET
                                      EDEBİYAT VE SANAT
                       ÜÇ BÜYÜK DİNİN SÜMERDEKİ KÖKENİ
                                SÜMERLERDE TÜRK İZLERİ


Sumerian Mythology By Samuel Noah Kramer

The Sumerians were a non-Semitic, non-Indo-European people who lived in southern Babylonia from 4000-3000 B.C.E. They invented cunieform writing, and their spiritual beliefs influenced all successive Near Eastern religions, including Judaism, Christianity and Islam. They produced an extensive body of literature, 
among the oldest in the world. Samuel Noah Kramer spent most of his life studying this literature, by piecing together clay tablets in far-flung museums. This short work gives translations or summaries of the most important Sumerian myths. 


SAMUEL NOAH KRAMER 1897 de Ukrayna'da doğdu. 1905 Rusya'daki anti-semitik akımlarından dolayı ailesi , Çar II.Nicholas tarafından sürüldü. Amerika'ya yerleşen Kramer ,dünyanın önde gelen Asur bilimcilerinden ve dünya çapında tanınmış Sümer ve Sümer dili uzmanı oldu.

Eserleri:
Sümerler :Tarihleri,Kültürleri ve Karakterleri
Sümerlerin Kurnaz Tanrısı Enki
Sümer Mitolojisi
Tarih Sümer'de Başlar (Muazzez İlmiye Çığ'ın çevirisi ile)


*S.N.Kramer Sumerian Mythology READ PDF: 

Uygarlığı Doğuran Halk Sümerler - Bilim ve Teknik (E-kitap)


*S.N.Kramer - i SUMERİ alle radici della storia (E-Book)

*S.N.Kramer  - Historija Pocinje u Sumeru (E-book)

*S.N.Kramer - La Historia Empieza en Sumer (E-book)





Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar. 

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


SB.

4 Kasım 2012 Pazar

ANADOLU'NUN 10 BİN , TÜRK DİLİ'NİN BEŞ BİN YILI










...Anatanrıça yanında iki yırtıcı hayvan (pars veya aslan) bulunan bir taht üzerinde oturmaktadır. Bazen de Anatanrıça kendisi yerine sadece yüz yüze duran iki pars ile temsil ediliyordu. Prof.Mellaart bu kültün Çatalhöyük'teki devamlılığından bahseder ve bu halin MÖ.6500 ile 5650 yıllarını kapsayan on iki seviyede yani 8850 yıl boyunca devam ettiğini belirtir. 



ANATANRIÇA KYBELE VE PARSLAR / PARS ORTA ASYA'DA Kİ TÜRK UYGARLIKLARINDA DA GÖRÜLÜR


Daha sonra Frigya adıyla anılan bölgenin hemen güneydoğu kıyısında bulunan Çatalhöyük'te MÖ.6000 yıllarında yaşayan halkın yarattığı bu kültü MÖ.500 yıllarında Etrüsk şehri Tarquinia'da yaşayan ve Lydia'dan gelmiş olan halkın yaptığı resimlerde aynen görüyoruz. İki halk arasındaki bu mükemmel kültür benzerliği, Anatanrıça kültünün ve aynı zamanda Anadolu halkının 5500 yıl gibi uzun bir zaman diliminde değişmeyen devamlılığının göstergesedir. Virgil (MÖ.70-19) Aeneid destanında , Batı Anadolu'da yaşayan ve Teukri adı verdiği eski Truvalılar'ın da aynı geleneklere sahip olduklarını şöyle anlatır :

" Aeneas'ın gemisi filonun önündeydi, gemisinin baş tarafında (Kybele'nin) Frig aslanları yükseliyordu."

Anadolu halkı bu geleneği Mezopotamya'ya aktardı. Anatanrıça'nın aslanlarını Sumer'in Lagaş hanedan armasında da görüyoruz. Kral Eannatum (MÖ.2500) tarafından dikilen bir stele üzerinde bulunan bu armadada kanatları açık bir kartal, pençelerinde iki aslan tutmaktadır. Bu amblem Lagaş Kralı Lugalanda'nın (MÖ.2400) silindir mühüründe de bulunuyordu. 

Yani, Çatalhöyüklüler, Sümerliler ve Etrüskler on bin yıllık bir devamlılığı temsil eden zincirin sadece üç halkasını oluşturuyorlardı.

Prof.Mellaart tabiatıyla Çatalhöyük'te 8000 yıl önce adeta modern görünümlü bir kasabada yaşayan halkın kimliğinden habersizdi. Afrodisias kentini kazan ve geçmişinin MÖ.beş binli yıllara uzandığını ortaya çıkaran Prof.Erim de Anadolu'da ilk medeniyeti yaratanların hakiki hüviyetlerini bilmiyordu. Fakat, bu toparklarda yetişmiş medeniyerlerin içimize kök saldığına inanan Erim şu sözleri söylerken onlarla akrabalılığını hissediyor gibiydi : 

" Bu eserler Grek,Roma,Bizans falan değil. Bu taşlar bizim kökümüz. Hepsi Anadolu !"

Anadolu'nun ve onun ilk dünya uygarlığını yaratan çocuklarının uzun tarihi yeniden yazılacaktır. Onlar ve akrabaları Sumerliler, Babilliler ve Elamlılar bu uygarlığı öyle bir olgunluğa eriştirdiler ki, bir modern yazar şunları yazmaktan kendini alamıyordu: 

"Yunanlılar, Yunanistan da değil burada (Anadolu da ) o parlak uygarlıklarını yarattılar. Burada onların ilk dehaları çiçek açtı; edebiyatta Homeros, felsefede Thales, matematikte Pythagoras, tarihte Herodot,tıpta Hippokrates burada doğdu."

Diğer bir ifadeyle, eski parlak Yunan uygarlığını Yunanistanlı Yunanlılar değil, önce Pelasg kanı taşıyan ve Küçük Asya'ya göçtükten sonra da Karyalı kadınlarla evlenmek suretiyle daha da çok Türk kanı ile donanmış olan Anadolulu Yunanlılar yaratmışlardır diyebiliriz.

Roma uygarlığının oluşumunda düşünüldüğü gibi Yunanlılar değil daha ziyade Etrüskler rol oynamışlardır. Virgil'in Aeneid adlı epik eserinde belirttiğine göre, Etrüskler Roma'yı uygarlaştırırken kendi dillerini kaybederek Latinlerin asimilasyonuna maruz kalmışlardır. Prof. Muller'e göre :

"...sanatları, resmi ve tiyatroyu Romalılar Etrüsklerden, Yunanlılar ise Friglerden ve Lidyalılardan öğrendiler. Yunanlılar Frig flütünü aldılar, Fenike (Arami) alfabesini, Lidya sikkesini ve Babil (Sumer) ilimini benimsediler."

Çatalhöyük halkı ve Etrüskler, Pelasglar ve diğer Türkçe konuşan Akdenizliler, Mezopotamya ve İran'ın Sümerlileri ve Elamlıları Avrasya'nın İskitleri ve daha sonra Kumanlar, Göktürkler ve Moğollar binlerce yıl devam eden aynı müşterek gömme geleneğine bağlı kaldılar. Genelde kraliyet ailesine mensup kişiler veya asiller, onlara "gönüllü" refakat eden askerleri ve yakınları ile beraber mezarlara gömülüyorlardı. Bu "gönüllü" refakat olayını Orta Asya'da Issık Gölü yakınında kazılan bir kurganda keşfedilen bir yazıttan öğreniyoruz. Hatta, Çin'deki Şang ve Yunanistan'daki Mykenae mezarlarında rastlanan aynı gömü geleneği bu uygarlıkların da Türk kökenli olduklarına işaret edebilir.

Bu eserde genelde Akdeniz ve Avrasya bölgelerini ve İran, Mezopotamya ,Horasan, Orta Asya'yı içine alan geniş sahada yaşadıkları bilinen Pelasglar, Etrüskler, Frigler,Teukriler (Truvalılar), Lidyalılar, Karayalılar, Likyalılar, Hitit-Hattiler, Hurriler, Urartular, İskit-Sakalar,Elamlılar,Partlar, Sümerliler,Aramiler,Yüeçiler ve Soğdlar gibi milletleri inceleyip dillerini birer Türk diyalekti olduklarını tesbit etmiş bulunuyoruz...



KİTABIN "SONUÇ" BÖLÜMÜNDEN ALINTIYDI
İÇİNDEKİLER:
TÜRKÇENİN ESASLARI
GÖKTÜRK YAZITLARI
ÇUVAŞ DİLİ
MACAR VE FİN DİLLERİ
MOĞOL DİLİ
HORASANLILAR VE TÜRKLER
İSKİTLER VE DİLLERİ
GÜNEY KARADENİZ HALKLARI
ETRÜSK DİLİNİN ÇÖZÜMÜ
TRUVALILAR,GİRİTLİLER VE KARYALILAR
FRİGYA VE LYDİA DİLLERİNİN ÇÖZÜMÜ
LİKYA DİLİNİN ÇÖZÜMÜ
PELASGLAR-OĞUR TÜRKLERİ
ETİ -HİTİT/HATİ DİLİ
HURRİLER VE DİLLERİ
URARTU DİLİNİN ÇÖZÜMÜ
SUMER-BABİL DİLLERİ
ARAMİLER VE DİLLERİ
AKAMEN ARAMCASININ ÇÖZÜMÜ
AKAMEN ELAMCASININ ÇÖZÜMÜ
PERSLER VE MEDLER
PONTUS,KAPADOKYA VE KOMMAGENE KRALLIKLARI
PART DİLİNİN ÇÖZÜMÜ
ISIK YAZITININ ÇÖZÜMÜ
ÇİNLİ SEYYAHLAR VE SEMAVİ TÜRKLER
SAKALAR,YÜEÇİLER VE EFTALİTLER
SOĞDLAR
ESKİ MISIR
HİNT-AVRUPA DİLLERİ
SAMİ DİLLERİ
KÜRT DİLİ
COĞRAFİ İSİMLERİN ÇÖZÜMÜ
ESKİ ALFABELER







TÜRK DİLİ'NİN BEŞ BİN YILI / Selahi DİKER
AND THE WHOLE EARTH WAS OF ONE LANGUAGE By Selahi DIKER 















Begmyrar Gerey, 5000 yıllık Sumer Türkmen bağları
Explorations in Turkestan Raphael Pumpelly
Osman Nedim Tuna. Sumer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi
TÜRKİC WORLD- LANGUAGE 








GERÇEKLER SANDIĞIMIZDAN DAHA DA YAKIN !
PEKİ GERÇEKLERE HAZIR MISINIZ ?





"BÜTÜN DİLLERİN ANASI TÜRKÇE VE BÜTÜN YAZILARIN BAŞLANGICI DA TÜRKÇEDİR. TÜRK DİLİ ÇOK ZENGİN BİR DİL VE MATEMATİKSELDİR. " MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ 



1 Kasım 2012 Perşembe

Harf Devrimimizin 84. Yılı Kutlu Olsun!



Halûk Tarcan: Latin alfabesi Ön-Türk alfabesidir




“Arkadaşlar, bizim güzel âhengdâr, zengin lisanımız yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bunu anlamak mecburiyetindesiniz. Anladığınızın asarına yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Buna katiyetle eminim. Şimdi sözden ziyade iş zamanıdır...

Çok işler yapılmıştır, amma bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil lâkin çok lüzumlu bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi, okuma-yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir!

Fakat milletin yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını bir takım zincirlerle saranlardır. Artık mazinin hatalarım kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandaşların çalışmasını isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir.”


Mustafa Kemâl ATATÜRK, 9-10 Ağustos, Sarayburnu










YENİ HARFLERİN KABULÜ


1 Kasım 1928'de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) "Türk harfleri" adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.

Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet'in kabulünden sonra başlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zaman uyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harf İnkılabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak, modern öğretim ve eğitimin gerçekleşmesini sağlamaktı. Harf İnkılabının ilk adımı, 20 Mayıs 1928'de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile başlamıştı.

Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu Parkı'nda düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuştur; "Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz) yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz" demiştir. Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Çünkü, sosyal, kültürel ve siyasi alanda geniş yankıları olmuştur.

1 Kasım 1928'de Latin alfabesine dayalı yeni Türk Alfabesinin kabulünden sonra, 24 Kasım 1928'de yayımlanan Millet Mektepleri Talimatnamesi gereğince, yurdun her köşesinde Millet Mektepleri açılmış, halka yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Atatürk bu çalışmalara "Millet Mektepleri Başöğretmeni" sıfatıyla katılmıştır.



TEKRAR ÖZÜNE DÖNMEK : 


Latin değil, TÜRK Abecesi!

Atatürk, Abece ithal etmedi. Gecesini gündüzüne

katarak araştırdı ve Türk Dili'ne "17 bin yıllık" 

abecesini geri verdi.












                      
SERVET SOMUNCUOĞLU     

SİBİRYADAN ANADOLUYA TAŞLARDAKİ TÜRKLER




Türk tarihinin Avrasya steplerindeki sessiz tanıklarını yerinde görüp inceleyerek yüksek kaliteli fotoğraflarla belgeleyen Servet Somuncuoğlu’nun bu eşsiz eseri kamuoyunda ve bilim çevrelerinde büyük ilgi görmüştür.  Eser, Türklük bilincine kattığı yeni heyecanların ötesinde ciddi ve bilimsel yaklaşımıyla Türk Tarihi araştırmacıları için vazgeçilmez bir başyapıt niteliğindedir.

Doç Dr. S. Yücel Şenyurt 
Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı
Arkeologlar Derneği Genel Başkanı





Türk tarihi nerede nasıl başlar? Sorusunun cevabı bu eşsiz eserin sayfalarında sergilenmektedir. Büyük kısmını birlikte yaptığımız saha gezilerinde sayısız resim alanını birlikte inceledik, o fotoğraflarını çekti. Doğuda Ulan Ude’den Anadolu’nun topraklarına kadar Avrasya coğrafyasının derinliklerinde gizli ve gizemli tasvirlerin fotoğraflarının yer aldığı eser, ilk basıldığında hakkettiği değeri gördü. İkincisinde daha fazla göreceğine eminim. Kitabın sayfalarındaki her bir resmin sanat değeri taşıdığı muhakkaktır.  Onları çekenin ve bu eseri meydana getirenin duygularını, heyecanını en önemlisi Türk Kültür Tarihine karşı hizmet aşkını yansıtmaktadır.

Prof.Dr. Ahmet Taşağıl
Mimar Sinan Ünv.
Fen-Ed. Fak. Tarih Bölümü Başkanı





Taştaki Türkler 

Bugün Avrupa Birliği denilen büyük yapıyı oluşturan devletler; milli devletlerdir. AB'nin başını çeken Fransa, Almanya, İngiltere,  İtalya, İspanya; kendi içinde milli kimliğine bağlı; o kimlikle övünç duyan ülkelerdir. Demokrasi dediğimiz yönetim biçimi de işte bu milli devletlerin yönetim biçimi olarak gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti de bir milli devlet olarak kuruldu. Gel gör ki küreselleşme adı verilen 1980 sonrası dönemde; Türkiye Cumhuriyeti'nin milli kimliği yok sayıldı. Bu kimliğe karşı Batı'dan ve içimizden çifte saldırı başlatıldı. İçimizden gelen saldırı;  din adına yürütüldü. Dışımızdan gelen saldırı ise cumhuriyeti kuran büyük kimlik olan Türklüğü aşağıladı, horladı. Çünkü, bu kimlik
Batı emperyalizminin Türkiye ve Ortadoğu'yu yutmasını engellemişti. Batılı emperyalizmin iç uzantıları da bu kimlikten söz etmeyi, şovenistlik, faşistlik gibi gösterdi. Böyle olunca da büyük Türk milletinin çocukları; kendi milli kimliklerinden korkar, utanır hale geldiler.

İşte bu horlama döneminin doruğa çıktığı günümüzde; devletten umudunu kesen araştırmacılar işe bizzat el attılar. Bu çabaların sonucunda da ortaya değerli eserler çıktı. Bunların en başında da hiç kuşkusuz ki TAŞTAKİ TÜRKLER adlı çalışma gelir.

TEŞEKKÜRLER 'A/Z YAPI'

Taştaki Türkler adlı çalışma, Türk tarihi ile ilgili yeni ve çok ilginç belgeler sunan bir fotoğraf albümü sayılabilir. Başında Prof. Ahmet Taşağıl, Prof. D. D. Vasilyev, Sencer Divitçioğlu, Özcan Yüksek, Ersin Alok gibi uzmanların tanıtım yazıları bulunuyor.

Bu zorlu çalışmayı yürüten, aylarca uğraşıp o taşlardaki fotoğrafları çeken ve bir sunuşla bilimin emrine veren kişi ise Servet Somuncuoğlu... Servet Somuncuoğlu TRT'de bir yapımcı ama Türk dünyasında kayalara kazılmış resimlerin peşine düşmüş. 150 bin kilometre yol kat etmiş. 5 ay boyunca dağlarda, çöllerde, vadilerde binlerce resim çekmiş. Kendisine bu çalışmasında 'A/Z YAPI' mesenlik etmiş.

Ufkumuzu zenginleştiren, Türk tarihi ve kültürü ile ilgili olarak bize bulunmaz bir hazine sunan Servet Somuncuoğlu'na gerçekten müteşekkirim... Onun bu çabasının, üniversitelerimize örnek olmasını istiyorum. Şimdiye kadar Türk Tarih Kurumu'nun bile başaramadığı bir işi; bir mücahit olan Servet Somuncuoğlu ile ona destek olan A/Z YAPI başardı.

Ben; A/Z YAPI'nın genç yöneticileri olan Cevdet Erdem ile Ali Coşkun'a ayrı bir teşekkürü de borç biliyorum. Bu genç girişimciler tek görevlerinin ev yapıp satmak ve böylece zengin olmak olmadığını; asıl işlerinin ülkelerine hizmet olduğunu kavramışlar. Kazançlarının bir bölümünü bu kutlu görev için ayırmışlar. 

Şimdi A/Z YAPI’YI öbür inşaat şirketlerimize örnek gösteriyorum: Lütfen sizler de içinden çıktığınız milletin tarihini, kültürünü, geleneklerini araştıracak çalışmalara destek olun. Bu işleri devletten beklemek yerine özel sektörün taşın altına elini sokması çok güzel sonuçlar verecektir.

TAŞTAKİ TÜRKLER isimli çalışma bunun bir örneğidir. Sibirya'dan Kars'a kadar uzanan çok geniş Türk dünyasında Servet Somuncuoğlu'nun yaptığı çalışma, bu konuda atılmış ilk adımdır. Sayın Somuncuoğlu, A/Z Yapı’nın katkısıyla yeniden bir Doğu Asya çalışması yapmış; binlerce resim çekerek dönmüştür.Yani, Türk kültürünün kayalara aktarılan izlerini tespit etmek ve bunun yorumunu yapmak konusunda ilk adım atılmıştır ama iş daha bitmemiştir.


NEDEN ÖNEMLİ?

Taştaki Türkler adlı çalışmada özet bilgilerle bize sunulan yüzlerce resim var. Bu resimler (petroglif), Türklerin yaşadığı bölgelerde bulunuyor. Buralarda karşımıza çıkan yazı da eski Türk alfabesi olan Kök Türk alfabesiyle ilgilidir. 65 ayrı alanda bulunan kaya resimlerinin tarihi, MÖ 14. bin yıla kadar uzanıyor. Böyle olunca da Türk tarihi ile ilgili olarak var olan bilgilerin de yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Taştaki Türkler adlı bu koleksiyon gösteriyor ki, Türk milletinin tarihi; Asya'da binlerce yıl eskiye uzanıyor. Yine bu milletin egemen olduğu alan, Moğolistan'dan Anadolu'ya kadar uzanıyor. Çünkü kaya resimlerinin benzerliği; bu konuda en kuvvetli tanıktır. 

Anadolu'daki Türk tarihinin Selçuklulardan çok öncelere uzandığını bilen birisi olarak bunun kayalardaki kanıtını yakalamaktan son derece mutlu oldum. Bu kanıtlardan bazılarını sizinle paylaşacağız.

Rıza Zelyut
Güneş Gzt.
11.09.2008





Sümer Ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dili'nin Yaşı Meselesi - Osman Nedim Tuna
TÜRK DİLİ'NİN BEŞ BİN YILI / Selahi DİKER
ORHUN'DAN ANADOLUYA TÜRK DAMGALARI / PROF.DR.TUNCER GÜLENSOY 









"TÜRKÇE KONUŞUYORLARSA BİLİN Kİ TÜRKTÜR. 
GENÇLERİMİZ TÜRKLÜĞÜMÜZE AİT NE VARSA ÖĞRENMEYE ÇALIŞSINLAR. GENÇLERİMİZ AYRICA BİZİM ESKİ ALFABEMİZİ OKUSUNLAR, ÖĞRENSİNLER, BU ÇOK ÖNEMLİ. 
YARIN ÖBÜR GÜN BENİM KANIM BÜTÜN YAZILARIN BİZİM YAZILARIMIZDAN ÇIKTIĞINI İSPAT EDEBİLİRLER VE DİLİMİZİN DE BÜTÜN DİLLERİN ANASI OLDUĞUNU DÜNYAYA DUYURABİLECEKLERDİR. 
BÜTÜN DİLLERİN ANASI TÜRKÇE VE BÜTÜN YAZILARIN BAŞLANGICI DA TÜRKÇEDİR. TÜRK DİLİ ÇOK ZENGİN BİR DİL VE MATEMATİKSELDİR. 
DİLİMİZİ MUHAFAZA ETMEYE ÇALIŞALIM VE KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ ÖĞRENELİM. BATILILARIN BİZİ KÜÇÜMSEMESİ VE BARBAR OLARAK ADLANDIRMASININ HİÇBİR DAYANAĞI YOKTUR. 
BEN IRKÇILIK YAPMIYORUM, BİZ MEDENİYETE SAHİP BİR TOPLULUĞUZ VE BÜTÜN MEDENİYETLER DE ORTA ASYA'DAN GELİYOR. "


M. İLMİYE ÇIĞ / 2011





                                           
SERVET SOMUNCUOĞLU İLE
Karlı Dağlardaki Sır



                                     


The Romans borrowed the Etruscan alphabet.