Translate

şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2012 Salı

EFES - EPHESUS - EFEZE





EFES'in  TARİHİ

Apaşa demişler ilk önce, 
Amazonlar kraliçesi gelince.
Sonra gelmiş Yunanlılar , 
Efes olarak adlandırmışlar.
Bir çok kereler savaşmış , 
Ama hep ayakta kalmış.
Doldurunca limanı Küçük Menderes , 
Taşımışlar şehri bir çok kez.
2600 yıl önce zengin olmuş , 
Çünkü Lidyalılar parayı bulmuş.
Ticari yolları açılmış uzanmış Pers imparatorluğuna, 
Göz koymuş gelmiş oturmuş Efes’in dağlarına.
Büyük İskender ile kurtulmuş esaretten, 
Tapınağı restore ettirmiş kurtarmış sefaletten.
Gezeriz şimdi generalinin şehrini, 
Milattan önce 250 lilerde vermiş emrini.
Olmuş adı Arsinu ,
Sevmemiş Efesliler bunu.
Ölünce general taraf tutmuşlar, 
Doğudan gelenlerle birlik olmuşlar.
Uzaklardan gelince güçlü Romalılar, 
Durmuşlar karşılarında savaş açmışlar.
Başlamış cephede büyük kavga ,
Hiç iyi bitmemiş sonu ,olan olmuş hayatlara.
Esir olmuş yine, kalmış elin düzenine, 
Dua etmiş kahraman gelsin diye.
İmparator Agustos özgürlük vermiş,
Şehir baştan aşağıya yenilenmiş.
İlan etmiş başkenti , 
Küçük Asya’nın incisini.
Değişim olmuş yeni dinle , 
İmparatorluk bölünmüş ikiye.
Doğu Roma taşımış başkenti,
İstanbul olmuş yeni şehri.
Mevsimler gelip geçmiş ,tarihler değişmiş, 
Efeslilerin gülücükleri silinmiş.
Efes parlak günlerini kaybeder, 
Zamanla halk şehri terk eder.
Yeni yüzyılda gelir arkeologlar, 
Bulurlar güzelim Efes’i korurlar.
Bir anda değişir rüzgarlar, 
Şimdi ışıl ışıl parıldar.

SB.









BÜYÜK ARTEMİS
EFES'in TANRIÇASI ARTEMİS

Artemis derler bana , doğmuşum suların başında Arvalya’da.

Anneme yardım ettim doğumda, ikizimi getirttim dünyaya.
Olmuşum kızların , anaların Tanrıçası, böylece almışım ünvanımı.
Vermişler ellerimize birer ok ile yay, hünerlerimizi bir bir say.
Roma’da Diana demişler, avcılığımı benimsemişler.
Bafa’da Selene demişler , gümüş Ay’a benzetmişler.
Efes’te değiştirememiş Yunanlılar beni , 
Anadolu’luyum bende Toprak ana gibi.
Berekettir esas baş tacım, evimdedir sana olan cevabım.
Uygarlığa önayak olmuşum , bankacılık hizmetleri sunmuşum.
Adımı tüm dünyaya duyurmuşum. 

Evime saldırmış herkes , istemiş kendisine beni

Korumuş canı pahası Efesliler şanımı şerefimi.
Böylece olmuşum herkesin sevdiği

Günlerden bir gün , biri geldi memlekete

Çok zarif biriydi ,ama yabancıydı bize,
Yıllar geçmiş yeni akım gelişmiş,
Yasayla da bana benzetilmiş.
Başka çaresi yokmuş halkımızın, zor günler yaşatılmış
Onu benimsemek zorunda bırakılmış,
Atalarının hatrına gömmüşler beni toprağa,
Eskileri gelecek nesillere aktarmaya

Unutulmadım , hala akıllardayım , 

7 harika dediniz evime , yitip gitmedim, buralardayım.
Zaman su gibi akıp gider,uluslar gelip geçer, 
Şöhretim ise ilelebet sürer.



SB.









HESTİA – VESTA ve VESTA RAHİBELERİ

Şehirlerin ,ailelerin koruyucusu ben Hestia,
Sunaklarım var her evde ,tapınakta. 
Evlenmek istememişim almışım sözümü , 
Tanrılar ve insanlar şereflendirdi ünümü.
Olimposlu diğer tanrılar gelip gittiler , 
Ben her daim kaldım, ama efsanelerde anılmadım.
Ocağımın ateşi yanınca , bakarlar bacasına, 
Tüten dumanlar anlatır , Yaşamın sırrı saklıdır. 
Duman olmayan yerde ateş yoktur , 
Evlerin ve şehirlerin içi boştur.
Kızlarım var bana yardımcı , 
Vesta rahibeleridir adları. 
Anlatsınlar size bir ayin , 
Ocağımın ateşi her daim sizin.

Vesta Rahibeleri
6 kızız biz , soylu aileden geliriz. 
Şehrin ateşini sahiplenmişiz. 
Koruruz onu gözümüz kapalı , 
Yoktur Rahibelerin başka amacı. 
Otuz yıl görev alırız , küçüklükten yetişiriz , 
Ayinlere katılır , kurbanlara tahıllı tuz serperiz.
Bereketli olsun hepimize , 
evimizde şehrimizde , sönmesin ateşimiz.

SB.




"Romalılar, Hellenlerde bilinmeyen daire şeklindeki tapınak mimarisini Etrüsklerden ödünç almıştır, ama bu sadece onların Mezar-tümülüslerine tanıdık bir form değil, aynı zamanda favorileriydi. İlk dönemlerde bu dairesel tapınaklar sadece Vesta veya Kibele'ye ithaf edilmiştir."

"Romans borrowed from the Etruscans a circular form of temple unknown to the Greeks, but which to their tomb building predecessors must have been not only a familiar but a favourite form....in early times these circular temples were dedicated to Vesta or Cybele."
Handbook of Archaeology: Egyptian-Greek-Etruscan-Roman
Hodder M.Westropp









HERAKLEİTOS’TUR ADIM, DOĞMUŞUM EFES’TE, 
MERAK SALMIŞIM DOĞAYA EVRENE
VARLIĞIMIZIN VE BİRLİĞİMİZİN 
BİLİMSEL OLARAK ARAŞTIRILMASINA
YORUMLANMASINA 
FELSEFE DENİR. 
BU İŞLERLE UĞRAŞIP 
CEVAP ARAYANLARA DA 
FİLOZOF ADI VERİLİR.
2500 YIL ÖNCE DÜNYA 
GÜNEŞ ETRAFINDA DÖNER 
DEDİM DİYE
BAKTILAR BANA DELİ GÖZÜYLE, 
DEDİM Kİ BEDEN İLE RUH BERABER YAŞAR, 
BEDEN ÖLÜNCE RUH KAÇAR.
HAYAT HEP BİR DEĞİŞİM İÇİNDEDİR
DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY İSE DEĞİŞİMİN KENDİSİDİR.
DOĞA VE EVRENLE AHENK İÇİNDE YAŞAMALI, 
YOKSA GELİR ONUN İNTİKAMI
HİÇ TÜKENMESİN MERAKINIZ HEP ARAŞTIRIN ,
EVRENSEL KANUN OLAN AKILLA BÜTÜNLEŞTİRİN
KARAKTERİMİZ KADERİMİZİ ÇİZER , 
İNSAN OLMANIN ÖDÜLÜ İSE BU BAŞARILARDAN GEÇER.




SB.





HERAKLEİTOS MÖ.5YY.







NİKE - VİKTORİA ZAFER TANRIÇASI



Zaferi simgeleyen tanrıça Nike’yim .
Olimposlulardan önce gelirim,
Lakin hep Athena’nın oyun arkadaşı olarak gösterildim. 
Yine de heykel ve resimlerimle ün saldım, 
Böylece ölümsüzler arasına katıldım.
Göklerden süzülerek zaferi getiren bir genç kızım,
Yarışmalarda kazananlarla turlar atarım.
Dört ata koşulmuş arabada, zafer şarkıları söylerim, 
Heykellerim çok meşhurdur, 
En ünlüsü de Bizans döneminde 
İstanbul’dan kaçırılarak Venedik’e götürülmüştür.
Spor derken, aklımıza gelen olimpiyatlar,
İlki milattan önce  776 da başlar,
Atletler, güreşçiler, cirit ve ok atanlar,
Arabaya koşulmuş atlarla turlayanlar, 
Ama ne yazık ki, milattan sonra 393 te yasaklarlar,
Tekrar başlaması için zamana ihtiyaç duyar.
Ve yeniden 1896 yılında Atina’da başlar, 
Dört yılda bir yapılan olimpiyatlarda 
Sarıdır Asya, Mavi de Avrupa,
Siyahtır Afrika, Kırmızı da Amerika, 
En son da Yeşil gelir o da olur Avustralya
Beş kıtayı temsil eder bu beş halka, 
Atatürk’ün katkılarıyla Türkiye 1924 yılında katılır. 
“ Ben sporcunun zeki ,çevik 
aynı zamanda ahlaklısını severim” sözü 
Daha yeni yeni olimpiyatlarda anlam kazanmıştır.
21.yy da her yerde kullanırlar adımı
Acaba telif hakkımı alsam mı ? 

SB,2010













HERMES - MERKÜR 

Ben tanrıların habercisi Hermes, 

doğduğum günden beri yaramazlıklar peşindeyim , 
Kimse durduramaz, hinlikler eşiğindeyim.
Daha beşikteyken çaldım Apollon’un kutsal ineklerini , 
Farkına varınca sorguya çekti beni. 
Bu sırada tutamadım kendimi yellendim ,herkes gülmeye başladı, 
Böylece kimse bana kızamadı, bıraktılar Zeus’a kararı , 
Çaldığımı geri verecektim.. 
Ve af edilecektim
Götürdüm Apollon’u inekleri sakladığım yere , 
Kaplumbağa kabuğuna gerdiğim 9 telli LİR’i görünce 
Ona vermemi istedi göğsünü gere gere. 
Karşılığında da benimle barışacaktı, 
Bu iyi bir fikir olacaktı. 
O günden sonra da Lir kardeşimin sembolü oldu , 
Çala çala müzisyenleri buldu.
Bir başka gün ise Pan’ın kavalını icat ettim ,
Onu da sihirli altın değneği karşılığında değiştirdim. 
Altın değnek benim olunca , 
Oldum rehber, çobanlara ve yolculara .
Bu görev kutsaldı, yollara Hermes heykelleri taştı ,
Şimdiki kilometre taşları. 
Çalıp saklamayı sevdiğim için dediler hırsızların kralı, 
Kıskandırdılar tüccarları. 
HERMES
Yeraltı dünyasında yerim var benim. 
Ölülerin ruhlarını götürmekti görevim, 
Ruhların kılavuzu dediler, 
Bir bebek gibi taşıdığım için hürmet ettiler.. 
Ele avuca sığmayan bir yapım vardı, 
Gezer gezer dinlerdim dedikoduları . 
Babam da beni kendisine Ulak yaptı, 
Tanrılar katından insanlara haberler uçacaktı.
Bu yüzden sandalet ve miğferim kanatlıydı.
Her zamankinden daha da hızlıydım ,
Şimdi ki çocuklarla da yarışabilirdim.

SB.










CELSUS KİTAPLIĞI

HİPATİA İLE PAPİRUS VE PARŞÖMEN SAVAŞI

İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİNDE ÇALIŞTIM,
KENDİMİ BİLİME ADADIM , HİPATİA’DIR ADIM.
BABAM YETİŞTİRDİ BENİ, KİM NE DERSE DESİN DEDİ.
MATEMATİK, FELSEFE , ASTRONOMİ , 
BENİM İÇİN KOLAYDI ,
ÇÜNKÜ EN BÜYÜK TUTKUM GEZEGENLER VE SAYILARDI.
ANLATACAĞIM SİZE PAPİRÜSLE PARŞÖMENİN SAVAŞINI
GÖRECEĞİZ SONUNDA KİMİN KAZANDIĞINI.
PAPİRÜS BİR BİTKİDİR, MISIR’DAN ÇIKMIŞTIR. 
GÖVDESİ DÖVÜLÜNCE, MERDANEDEN GEÇER, 
SUYA BIRAKILIR.
İNCECİK UÇLARI BİRBİRİNE YAPIŞTIRILIR, 
KURUYUNCA DA KÖMÜR KALEMİYLE YAZILIR.
LAKİN İKİ UYGARLIK BİRBİRİNE KÜSER, 
PAPİRÜS GİTMEZ YURTDIŞINA
BERGAMALILAR KIZAR SÖYLENİR, 
BİRŞEYLER BULSANA.!
HAYVAN DERİSİNİ KURUTURLAR , 
PARŞÖMENİ İCAT EDERLER.
DAYANIKLIDIR YIRTILMAZ , PAPİRÜS GİBİ YIPRANMAZ.
HERKES PARŞÖMEN İSTER, MISIR ŞAŞIRIR .
BÖYLECE PAPİRÜSÜN ADI TARİHE KARIŞIR.
PARŞÖMEN KİTAPLARIN ATASI SAYILIR.
ARTIK YENİ BİR DEVİR BAŞLAMAKTADIR.

SB.












EFES'TE BULUNAN GLADYATÖR AMAZON  RÖLYEFİ/ MÜZEDE




GLADYATÖRLER



GLADYATÖRÜZ BİZ , RAKİPLERİMİZİ YENERİZ
HALKI EĞLENDİRİR , ARENAYI FETH EDERİZ .
ATALARIMIZIN ZAMANINDA SOYLU BİR SPORDU ,
TÖRENLERDE OYNANAN GÖSTERİYDİ BU.
ROMALILAR ESİRLERİ BESLEMEK İSTEMEDİ
GÖSTERİLERİMİZİ KANLI BİR DÖVÜŞE ÇEVİRDİ.
ÖZEL OLARAK OKULLARDA EĞİTİLDİK,
FARK ETMEDİ ESİRMİŞ, SOYLUYMUŞ, DEVŞİRİLDİK.
KILIÇLARI VERDİLER ELLERİMİZE
SÜRDÜLER RAKİPLERİMİZİN ÖNÜNE
YA ÖLÜRÜZ, YA DA ÖZGÜRÜZ, BİZLER BİRER DÖVÜŞÇÜYÜZ.
ÇIKARDIK ARENAYA, BAŞLARDIK ÇARPIŞMAYA 
ÇOŞARDI KIZLAR, FAVORİLERİ KAZANINCA, 
5 KEZ AYAKTA KALAN SERBEST BIRAKILIRDI,
SONUNDADA ADIMIZ YAZITLARA KAZINIRDI.




İLKÖĞRETİM ÇOCUKLARINA YAZDIĞIM ŞİİRSEL EFES






AMAZONLAR



Kimmerler, Ural-Altay kökenli bozkır göçebelerinin batı koluna 
mensupturlar. Eski Çağ'daki Türk Kültür Tarihi'nin ilk temsilcilerindendir. 


Strabon'a göre Trabzon yakınlarında Kimmerius / Kimmerius Dağı

bulunmaktadır. Kimmerius / Kimmerius Dağı daha sonra Ağırmış Dağı adını almıştır  . Arisn'e bağlı Kuzgurcuk köyünün eski ismi Korgen'di  . 


XIV. yüzyılda Canik sancağına bağlı Satılmış kazasında Korgan isimli (günümüzde Ordu iline bağlı Korgan ilçesi) bir köy bulunmaktadır
. Korgan, Türk devlet hayatında önemli kişilerin mezarına denmektedir. Kelimenin aslı korugan (koru-gan)dır. Ölüleri korumasından dolayı bu ismi almıştır. İlk kez Kimmerler tarafından yapılmıştır. Gelenek daha sonraki Türkler tarafından sürdürülmüştür. 


Herodotos'tan öğrendiğimize göre, Terme çevresinde Amazonlar yaşamaktadır. Efsanelere de konu olan erkeksiz savaşçı kadınlar
, Kimmerler olduğu artık bilinen bir gerçektir .



Prof. Dr.Necati DEMİR
Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi-Sivas






***



Kimball, hint-avrupacı ve ırkçıdır, Amazon kemiklerinin DNA'sı Kazak kızımız Meryemgül'le eşleştiği halde, 
bir türlü Türktür diyememiştir.



" Tilla Deniz Baykuzu hocamızın bir çalışması var, yaklaşık 1500 sene önce Kadınlardan Hassa Ordusu kurulmuştur, MS.4.yy'da, Geç Hun Dönemi. 10 bin kadın savaşçı, 13 yaşından 20 yaşına gençkızlardan oluşuyor ve bunların eğitimi atlı ve piyade okçuluk olarak verilmiş. Bunların bin taneside padişahın/kağanın koruması olarak görev almıştır. Çin topraklarında Kadınlara ilk kez bu kadar çok önem verilmiştir. Çinli kadın kahraman Mulan, yapılan araştırmada bir şiirden ortaya çıkarılıyor, bu kişi Çinli değil, Moğol veya Hun Türk olduğu varsayılıyor...Mulan diye bir çizgi film var, bunu Çinli diye tanıtıyorlar, lakin bu Moğol ya da Türk Hun'dur. Eski Türklerde kadınlar asla soyutlanmamış. 
Baskınlar esnasında herkesin hazır olması lazım. İlk defa kadın savaşçılarını gören Yunanlılar şaşırıyor."

"Çok meşhur bir belgesel kanalında amazonların kökenini aradılar , Amazonlar nerede diye...bulunan mezarlarda gen araştırmaları yaptılar , Kazakistan'da...Kazak steplerdeki kızları buldular, aynı şekilde ata biniyorlar, alınan örnekler birebir tuttu, ama sonunu çok kısaca bağladılar..Amazonların izini bulduk "
"BUNLAR DA TÜRKMÜŞ"" diyerek çok kısa bir şekilde sonlandırdılar." 
Erhan Afyoncu
video












Excavations Pokrovka, Russia, 1995 - Dr. KİMBALL
Warrior Women of Eurasia by Jeannine Davis-Kimball


(excavating a hundred and fifty burials, but in the PBS program, only one of these women is discussed. The people of these regions are called "Sauromatians" and "Sarmations" and the area of the diggings is "Pokrovka." All we know from the DNA is that in this one particular woman that we excavated the DNA is the same as the little girl and mother we tested. It was serendipitous that we'd find something like that. Ms. Davis-Kimball explains that not all the people in the tribe would have the same DNA because they always marry from outside the tribe.)








THE KAZAKS AND THE SAKA/SCYTHİANS ARE TURKİSH PEOPLE, AMAZONS ARE KİMMERİAN "Cimmerians” or “Kimmerians" AND KİMMERİAN ARE ALSO TURKİC.




Sarmations or Sarmatlar were mixed with Turkic people in the time 

 


Bozkır efendileri olan Sarmatların bir kısmı Türk'tüler...okumak için tıklayın "Türk dünyası el kitabı: Coğrafya-tarih , 1992 sayfa 176"








Azov Priestess. Although little seems to be recorded in textual sources concerning the women performing cultic duties during the Medieval Period (ca. 12th century A.D.), this sculpture in the Tanais Museum, near the town of Azov north of the Black Sea. reveals the continuing tradition. 


The conical-crowned hat with a brim is similar to one excavated in the Tarim Basin made of felt and found in a Saka/ Scythian female's burial. 

It also is reminiscent of the "witches" hats in England and Salem.











***














11 Mayıs 2012 Cuma

ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI ŞİİR VE KİTAPLAR








OĞUZ OĞULLARI 


Gafil, hangi üç asır, 
Hangi on asır, 
Tuna ezelden Türk diyarıdır. 
Bilinen tarihler söylememiş bunu. 
Kalkıyor örtüler, Örtülen doğacak. 
Dinleyin sesini doğan tarihin, 
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak. 
Yalan tarihi gömüp doğru tarihe gidin. 
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, 
Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları, 
Doğudan çıkan biz, batıdan yine biz; 
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz. 
Hep insanlar kendilerini bilseler, 
Bilinir o zaman ki, hep biziz. 
Türk sadece bir ulusun adı değil, 
Türk bütün adamların birliğidir. 
Ey birbirine diş bileyen yığınlar! 
Ey yığın yığın insan gafletleri! 
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde. 
Dünya o zaman görecek, 
Hakikat nerde? Hakikat nerde? 


Başbuğ Gazi Mustafa Kemâl Atatürk



***


Beşike Hadisesi İçin
Sinop-1905

Çıkıyor gönüllere istimdadı
Sâmiamda vatanın feryâdı
Çıkıyor gönüllere istimdadı
Yaralı bir ananın evlâdı
Etmesin mi anaya imdadı?

Rumeli can veriyor yok mu ilaç.
Edelim sıhhatini istimzaç;
Etmeyelim kimseyi izaç?

Zırhlılar her yeri tehdit ediyor,
Makedonya bunu tes'it ediyor.
İnkırazı bize teyit ediyor.

Yemenin purişi malumu cihan
Ne için eyledi millet isyân?
Zulme ister mi bu yoldan burhan
Turuşkalar bile aldı meydan

Hani kânun-u adaâlet nerede?
Mülk-ü millette himâye saadet nerede?
Haricen mülk-ü himaye nerede?
Bizde evvelki şecaat nerede?

Gelse Ertuğrul şöhret-i pervas
Eder elbette tahayyür ibraz
Vatanın feyzine kâdir olamaz
Yeniden fethine verseydi cevâz...

Yıldırım görse şu ahvâlimizi
Ateş kahrı yakar hâlimizi,
Af eder mi bizim efâlimizi,
Mahveder cumle-i emsâlimizi,

Ey büyük Fâtih'i İstanbul'un...
Bu revş olmadı mı makbulün
Sây ile toplanılan mahsulün
Berhava oldu fakat meçhulün...

Yazık oldu Vatana âh yazık...
Her ağızdan çıkıyor: Eyvâh yazık!..
Acısın bizlere, âh yazık!

MUSTAFA KEMAL










Kaside-i İstibdat Yahut Kırmızı İzler
Şanlı Ordu Gazetesi : 24 Kasım 1908


Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi,
Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus
Efkârı sakimane ile âleme karşı
Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
Âmali harisanesini eyledi tezyit...
Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur...
Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük.
Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
Ey enmilei sürbu cinayata delâil
Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet,
Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur.
Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler..
Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken
Âtimizi dendanı harisin kemirirken
Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
Hürriyetin enfası ile herkes uyandı.



MUSTAFA KEMAL








Bir Askerin Mezarına

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...



MUSTAFA KEMAL
(Harbiye talebesi iken yazmıştır.)




HAYAT SERENADI

Atatürk'ün Salih Bozok'a yazdığı mektuptan :

"Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor :
Hayat kısadır,
Biraz hayal,
Biraz aşk
Ve sonra Allahaısmarladık.
Diğeri de :
Hayat boştur.
Biraz kin,
Biraz ümit
Ve sonra Allah'a ısmarladık.













ATATÜRKÜN YAZDIĞI KİTAPLAR:




NUTUK

Atatürk'ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara'da toplanan İkinci Kurultayı'nda 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır. 


Nutuk ilk defa 1927 yılında, biri asıl metin, diğeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Aynı yıl, tek cilt halinde lüks bir baskısı da yapılmıştır. Yazı inkılabından sonra, bu ilk metnin okunması güçleştiğinden, 1934 yılında, Milli Eğitim Bakanlığınca üç cilt olarak yeniden basılmıştır. Daha sonra Nutuk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezince yeniden basılmıştır.




MEDENİ BİLGİLER ( YURTTAŞLIK BİLGİLERİ )

"Medeni Bilgiler ve Atatürk'ün El Yazıları" adlı kitap Prof. Dr. A. Afetinan tarafından ilk kez 1930'da "Vatandaş İçin Medeni Bilgiler" adıyla yayımlanmıştır. Art arda baskıları yapılan ve uzun yıllar ortaokullarda ders kitabı olarak okutulan "Vatandaş İçin Medeni Bilgiler" in büyük çoğunluğu Atatürk'ün doğrudan doğruya kendisinin kaleme aldığı belgelere dayanmaktadır...




TAKIMIN MUHAREBE TALİMİ

Kitabın özü; seferi tam mevcutlu bir takımın, değişik hava şartları ve çeşitli arazide, basit bir mesele içinde muharebe yöntemlerinin uygulaması, avcı hattı teşkiliyle bir avcı hattının ateş muharebesi üzerinde toplanmaktadır. Atatürk, subayların arazide yetiştirilmesini amaçlayan tatbikatın, önemini vurgulayan bu eserini, 1911 yılında 5. Kolordu Harekat Şube Müdürü iken yazmıştır.




CUMALI ORDUGÂHI

Cumalı Ordugahı; Makedonya bölgesinde, Köprülü - İştip yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu ordugahta, 3. Süvari Tümen Komutanı Tuğgeneral Suphi Paşa'nın komutası altında kurulan bir süvari tugayına eğitim ve manevra yaptırılmıştır. Bu manevraya katılan Mustafa Kemal, "Cumalı Ordugahı" adlı eserini yazmış; süvari, bölük, alay, tugay eğitim ve manevralarını anlatmıştır. 10 gün süren bu tatbikat sırasında tututuğu gözlem notlarını, hazırlanan meseleleri ve komutanların yaptıkları eleştirileri yazmış, bol kroki ile küçük bir broşür haline dönüştürmüştür. 12 Eylül 1909'da tamamladığı bu eseri, Selanik'te 1909 yılında matbaa harfleriyle basılmıştır. Eser; 39 sayfa metin ve 7 adet krokiden oluşmaktadır.




TAKTİK TATBİKAT ve SEYAHATİ

Bu eserinde, bir muharebeyi sevk ve idarede belirli kuralların olamadığını vurgulaması yanında, komutan olan kişinin nitelikleri üzerinde de durmuştur. Bunlar ise; birliğini barışta ve savaşta eğitmek, yönetmek ve gözetmekteki üstün başarı, elindeki kuvvetin eksikliğini giderecek düşünce gücü ve astlarından her konuda üstünlüğü sağlamaktır. Bu eserde ayrıca bir komutanın başarılı olabilmesi için bu kuralları sadece okumuş ve öğremiş olmanın yeterli olamadığı, bunların tatbikatının da önemi belirtilmiştir.




BÖLÜĞÜN MUHAREBE EĞİTİMİ

Bu eser, meskun yerlerde muharebe, savunma ve taarruz konularını kapsamaktadır. Meskun yerlerin sınırlayıcı durumlarının muharebeye etkisi, savunma mevziinin seçimi, savunma mevziinin hazırlanması, ateş sahalarının temizlenmesi, ateş taksimi, ateş tutmayan ölü bölgelerin kapatılması ve mevziin işgali gibi savunmanın esasını oluşturan konular işlenmiştir.




SUBAY ve KOMUTAN İLE KONUŞMALAR

"Subay ve Komutan ile Konuşmalar" Atatürk'ün askerliğe ilişkin eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Bu eser, Atatürk, 1914 yılında Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya askeri Ataşesi olarak bulunduğu sırada, Nuri Conker'in "Zabit ve Kumandan (Subay ve Komutan)" adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır. 


Genç subayın, içinde bulunduğu ordudaki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini; bunlara karşı tepkisiz kalmayarak üst makamlara hatalar ve çözüm yollarını nasıl sunduğunu; ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasal durumdan duyduğu acılar kitabın birinci bölümünde yer almaktadır.


Atatürk, bir subayın taşıması gereken özveri, ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, insiyatif özellikleri hakkında, Nuri Conker'in görüşlerine katılmış ve kendi düşüncelerini de çeşitli örneklerle destekleyerek açıklamıştır. 
Bunların yanı sıra, Türk kadınının, aslında toplumu yaratmada çok etkili olabilecekken, suskunluğu seçtiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktan kendini alamamıştır. Türk ulusu hakkında ise "kuşkusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen şekle girmeye elverişlidir. Fakat kendi kendisine olmak koşuluyla..."dedikten sonra, dışardan ulusumuzun karakterine yapılmak istenen etkilerin amacına ulaşamayacağını vurgulamıştır. 


Subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelliğine eserinde geniş bir bölüm ayıran Atatürk, kendi dönemindeki ile daha önceki dönemlerde Osmanlı ordusunu kıyaslamıştır. Özellikle Trablusgarp Savaşı'nda edindiği deneyimler ile kendiliğinden hareket ve iş görme özelliğinin, olması gereken sınırını göstermiştir. 


Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika'da birlikte çarpıştığı korkusuz ve yiğit silah arkadaşlarını anmış ve onları "yüksek askerlik niteliklerine" sahip insanlar olarak tanımlamıştır. Bu davranışı O'nun diğer bütün üstünlüklerinin yanı sıra insancıl yönüne de tanıklık eder.





GEOMETRİ KILAVUZU

Atatürk'ün ölümünden bir buçuk yıl kadar önce kendi el yazısı ile yazdığı Geometri Kılavuzu ( 1936 - 1937 ), dil, bilim, kültür ve eğitim açısından çok önemli, çok değerli bir çalışmadır. Kitap, ilk olarak Kültür Bakanlığı ( o yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı'na bu ad veriliyordu ) tarafından yayımlanmıştır. 














Kaynak: 




SB.

***