Translate

AZERBAYCAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AZERBAYCAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2014 Cumartesi

Turandot / Turandokht — Turan's Daughter









TURANDOT - G.PUCCINI / OPERA

Turandot / Turandokht — Turan's Daughter


"Turan" is the name given by the Persians to the "Turks". 
Turandot is a Turkish Princess...



Turandot, is an opera in three acts by Giacomo Puccini, completed by Franco Alfano in 1926, set to a libretto in Italian by Giuseppe Adami and Renato Simoni.

The original story is based on the epic Turan-Dokht from the book Haft-Peykar, work of 12th-century Azarbaijani poet Nizami Ganjavi ( Nizami Gencevi, 1141 – 1209 - He is not a Persian, but an Azarbaijani Turk) who wrote in Farsi language.

The opera's story is set in China and involves Prince Calàf, who falls in love with the cold Princess Turandot. To obtain permission to marry her, a suitor has to solve three riddles; any wrong answer results in death. Calàf passes the test, but Turandot still refuses to marry him. He offers her a way out: if she is able to learn his name before dawn the next day, then at daybreak he will die. (wiki)



TURANDOT / OPERA: video




NİZAMİ GENCEVİ IS A TURK
AND NOT PERSIAN



His statue in Azarbaijan - link




Sözün də su kimi lətafəti var,
Hər sözü az demək daha xoş olar.

Bir inci saflığı varsa da suda
Artıq içiləndə dərd verir su da.

İncitək sözlər seç, az danış, az din,
Qoy az sözlərinlə dünya bəzənsin.

Az sözün incitək mə’nası solmaz,
Çox sözün kərpictək qiyməti olmaz.

Əsli təmiz olan saf mirvarılar,
Suya və torpağa min bəzək vurar.

Mə’dənlə dolsa da hər xəzinə,
Hər kiçik zərrəsi dərmandır yenə.

Ürəyi oxşayan bir dəstə çiçək,
Yüz xırman otundan yaxşıdır, gerçək!

Yüz ulduz yansa da göylərdə, inan,
Bir Günə baş əymək xoşdur onlardan.

Göydə parlasa da nə qədər ulduz.
Günəşdir nur verən aləmə yalnız

Nizami Gencevi










TURKISH CULTURE










29 Temmuz 2014 Salı

LULUBİ ETNONİMİNİN KÖKENİ







GİRİŞ
Azerbaycan gerçekten eski kültür ocaklarından biridir. Bu nedenle eski zamanlardan bu bölgede yaşayan yerli halkın etnik mensubiyetinin öğrenilmesi gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki, bu mesele hem bizi, hem de yabancı tarihçileri ilgilendirmektedir. Fakat şimdiye kadar tarihçiler arasında temel konu hala tartışmalıdır: 

1. Bu ülkede çoğunluğu oluşturan Türkçe konuşan nüfus yerlidir, 
2. Türkler bu toprağa sonradan gelmişlerdir, onların gelişi sadece milattan sonraki döneme ait olabilir. 

İşte ikinci görüşün taraftarları Azerbaycan'ın "Türkleşmesi" kavramını ortaya atmışlardır. (Sümer, 1957: 429-47). Fakat son dönemlerde yapılan araştırmalara dayanarak (Əsifov, 1987: 19-37) bu meselenin bu türlü çözümü doğru değil ve önyargılıdır. Çünkü okuyucuya taraflı bir şekilde "Türkleşme" sorunu kabul ettirilmektedir. 

1965 yılında Prof. Dr. Ziya Bünyadov, “Türkleri, Azerbaycan toprağına dışarıdan gelmiş gibi göstermek doğru değildir (Буниатов, 1989: 171)” der. 

İşte Ziya Bünyadov’un yukarıdaki fikrine dayanarak, Azerbaycan'da hiçbir bir şekilde Türkleşme olmamıştır! Aksi takdirde birkaç soru ortaya çıkar: 

1. Neden Türkleşme sadece Adurbadaganlara- Atropatene (Kaerst, II/2, col. 2150; Nöldeke, 1880: 692; Togan, Azerbaican: 91-118; Köprülü, Azeri: 118-51; Sümer, 1957: 429-470; Housseinov, 1970: 71-81. MK.) (1*) ve Ablanlar (Hewsen, 1982: 27-40; Minorsky1953: 504; Məmmədova, 1993: 136. MK.) (2*) ilişkilendiriliyor? 

2. Nasıl oluyor da Haylar (Dédéyan, 2007: 48. Mk.) (3*)
 - Ermeniler asırlar boyu Türk etkisi altında yaşamış, fakat Türkleşmemiş ve şimdiki Ermeniler Azerbaycan Türklerine karşı toprak iddiasında bulunuyorlar. 


Ve yahut nasıl olabilir ki, Türkler, (göçebeler) Azerbaycan toprağına yerleştikten sonra yerel halkı devre dışı bırakıp, onların mirasından yararlanarak Nesimi, Fuzuli ve Ü. Hacıbeyli gibi örnek simalar yaratabilir bildiler. 

Olabilir miydi ki, ikinci görüşün taraftarlarının nazarında olan yerel gayri-Türk sayılan nüfus kısa zamanda kendi medeniyetlerinden uzaklaşıp ve adı geçen mümtaz şahıslar gibi kişilikler yaratabilsin. Eğer ikinci kavram taraftarları Türkleşme nedenlerinden olan Hun seferlerini, İslam'ın yayılmasını ve Selçuklu imparatorluğunu nazarı dikkate alıyorsa, şunu da belirtmek durumundayız, bu süreçlere Azerbaycan'ın Talış’ı (Kalafat, 2007: 65-82; Kalafat, 2000: 102-147) (4*) da, gurmançı da, Kafkas dillisi de maruz kalmıştır. 

Bu süreçler Fars ve Ermenileri de etkilemiştir. Nasıl oluyor da, Talış’ı - Talış, Gurmançı-Gurmanç, Kafkas dillisi-Kafkas dilli olarak yaşamını sürdürmüştür. Atropatenlılar ile Albanlar ise yukarıda adı geçen faktörlerin etkisine kalmışlardır. Ve nihayet, ikinci görüşün bu fikri de inandırıcı değildir ki, güya şimdiki Azerbaycan Türkleri iki ayrı dil grubuna mensup olan halkların birleşmesinden ve daha sonra onlara üçüncü, her ikisine de yabancı olan başka dil grubunun etkisiyle oluşmuştur. 

Bu bakımdan Azerbaycan topraklarında yaşayan eski Lulubi kavmi hakkındaki mitolojik yazılarda insanları meraklandırıyor. M. Ö. II. binyılın ortalarında kaleme alınan Mezopotamya salnamelerinde kaydediliyor ki, III. binyılda belirtilen arazide kuzey-doğuda “Kuti, Lulubi ve Su” aşiretleri yaşıyorlardı. Y. V. Yusifov’un neticelerinden de anlaşılıyor ki, Lulubi, Urmiye gölü yakınlarında oluşan Aratta/Alatey devletinin nüfusunun adıydı. (Юсифов, 1987: 19-37; Yusifov, 1986: 87-93. MK.)

Azerbaycan tarihçiliğinde Lulubiler’in dil ve kökeni hakkında iki görüş oluşmuştur. 

Birinci görüş İgrar Aliyev tarafından ifade edilir. Bizim görüşümüzce bu görüş muhafazakârdır, çünkü bir türlü Azerbaycan toprağında eskiden Türklerin yaşadığı fikrini kabul etmiyor. Belirtmek gerekir ki, müellifin görüşleri sonuçta açık değil ve İgrar Aliyev'in yazdığından hiçbir sonuca varılmıyor. 

Örneğin, İgrar Aliyev'e göre: "... lulubilerin dili Elam diline akraba olduğunu tahmin edebiliriz, fakat bu konuda kesin fikir söylemek mümkün değil" (Алиева, 1995: 62)

Azerbaycan tarihçiliğinde bir başka görüş, Y. B. Yusifov tarafından temsil edilir. Yusifov, Kuti ve Lulubi dilini Elam dili ile; sonuncusunun ise Hurri, Kassit ve başka dillerle akraba olması hakkındaki faraziyelerin asılsız olduğunu söyler (Юсифов, 1987: 19-37)

İgrar Əliyev’ göre, M. Ö. III. binyılın sonunda Lulubiler’in Hurilerle (Ünsal, 2008: 402-403. MK.) (5*) ilişkileri çok sert olmuş ve uzun süren düşmanlık sonucunda da Nullatum ("Nullu"dan) - yani "barbar" kavramı oluşmuş ve bu söz Nuzi Hurrileri’nden (6*) (Mitanni Devleti-MK.) Akkadlar’a geçmiştir. Əliyev’ göre Urartu dilinde "lullu" - "düşman" kelimesi de aynı anlayışla ilgilidir (Алиев, 1995: 61)

Fakat bu görüşte çelişki var, çünkü Hurriler de, Urartular da başka halklarla savaşmış, ama nedense bizi ilgilendiren ifade işte Lulubiler’e karşı kullanılmasıdır. Fakat bununla birlikte âlimin fikrinden şu sonuca varabiliriz ki, "Lulubi" adı yerel halka başkaları tarafından verilen bir isimdir. 

Yusifov’a göre, Aratta, Lullubum ve Su, Urmiye gölü civarında bulunan çeşitli dillerden istifade eden ülkenin adıdır ve kaynaklarda "lullu", "bi/mi" ekleri ile kullanılmıştır. 

Ona göre, bu isim Lulubi aşiret birliğine dahil olan Turukki ve Su aşiretleri için bağlayıcı isimdi. Fakat ilginçtir ki, Yusifov’da aynı adı yerel değil, dışarıdan verilen bir isim olarak düşünüyor. Belirtiyor ki, Lullu ifadesinden Azerbaycan çobanları hayvan otlatmaya gittiğinde ve dans ederken kullanıyorlardı ve buna örnek olarak da Orta Asya'da çingenelerin "lullu" olarak isimlendirilmesini örnek gösteriyor (Юсифов, 1987: 32; Bünyadov -Yusifov, 1995: 79-80)

Fakat Lulubiler’in savaşçı olmalarını ve onların Hurrilerle ilişkilerini dikkate alıp, bu türlü özelliklerin taşıyıcıları kendilerinin "dansçı" gibi adlandırılmasına izin vereceklerini düşünemiyoruz. Bilindiği üzere, Doğu'da rakkaslara bakış olumlu değildi örneğin sonraları rakkasları genellikle "mütrüb", yani, "hafif tabiatlı adam" olarak adlandırmışlardı (Azerbaycan Dilinin.., 1983: 372)

"Lulubi" etnoniminin "Lullu" "rakkas" gibi izahı, Aran (erenler) kahramanlar ("er" - erkek + "an" çoğul eki) eşleştirmesine (Yusifov-. Kərimov, 1987: 16) aykırıdır. 

Belirtmek gerekir ki, "erkek" anlamında kullanılan "er/ar" Türk etnonimlerine özgü alamettir, örneğin, Bulgar (bu etnonimin balık (7*) + er yani "şehir sakini" gibi izahı daha uygun), azar,  "Sabir/Suvar/Subar" (T- çoğul eki). 

Sanıyorum ki, kendilerini" erkek "gibi başka halkların temsilcilerine tanıtmak çeşitli uluslarda yayılmıştır.  

Örneğin, XIX.yüzyılın sonunda "Ağlar-beyazlar" California yakınlarında hinduyu yakaladığında, o kendini "işi", yani "erkek/adam" deyip tanıttı (Каримулн, 1987: 47)

Veyahut, Yunanlılar Küçük Asya'da geldikten sonra yerli nüfus Yunanlılar tarafından bilinmeyen "var/bar" sözlerini kullandıklarına göre gelenler onları "varvar/barbar" diye çağırıyordular. Bize göre, "varvar/barbar" adı "ar/er-erkek" kelimesi "b/v" harfinin protezleşmesi sonucunda oluşmuştur ve bu söz "insanlar/adamlar" demektir (var+var=varvar/kişiler). 

Bu tür izahlar bazı gerçeklerle da ispatlanabilir. Belirtmek gerekir ki, Yunanlılar, Balkan ve Küçük Asya'ya gelmeden önce buralarda Türk unsuru mevcuttu. Örneğin, Truva  Savaşı sırasında Truva hâkimi Priam (8*) müttefiklerine yardıma gitmişti. 

Bu müttefiklerden biri Peonlar’a başkanlık eden Pirhem idi. Homer’in verilerine göre Peonlar, Aksiy nehri Amidon ülkesinde yaşıyordular. Metne göre anlaşılıyor ki, Aksiy çay adıdır. 

Türk dillerinde "çay" isimleri - su/-sey/-sel/-çay söz terkiplerinin yardımı ile oluşur (Yansay, Aksu, Yenisey, Göysay vb. ). "İlliada" yorumcuları, "Aksiy" Balkan, Makedonya'da akan ırmaktır (Qomer, 1978: 519- Axius/Axios River!) der ve onun Yunanca karşılığı Strimon, modern ismi ise Bıstrisa’dır (9*).

Roma tarihçisi Tit Liviy’e göre Truva şehri yıkıldıktan sonra Venediklilerin başları olan Eneya ve Antinor’a, Rumlar tarafından Alp dağlarına Sarı ve Sicilya'ya göçmesine izin verilmiştir. (Liviy, 1989: 10)

Çeşitli dillerde yazılmış kaynak gösteriyor ki, eski ve ortaçağlarda kullanılan Venedik etnonimi Slavlar’a değil Oğuz Bulgarlar’a aitti. (Ələkbər, 1995: III/IV)

1222-1225 yıllarında İzlandalı tarihçisi Snorru Sturulson tarafından kaleme alınmış öyküye de göz atmak yerinde olur ki, bu yazar "as" Türklerinin başkanı Odin'in kendi toplumuyla Troya kentini terk edip İsveç'e doğru göçtüğünü belirtiyor (Sturulson, 1970: 11-12)

"As" ların kökeni tartışmalı olsa da, İzlandalı tarihçi onları Türklerle aynılaştırması tesadüf değildir. Belirtelim ki, Roma eyaleti "Asya"nın adı “Küçük Asya'da bulunan "Assuva" nın adı ile alakalıdır (Qenri, 1987: 37)


Ancak biz düşünüyoruz ki, Asya adı "Aslar Ülkesi" gibi okunmalıdır (örneğin, Persia - Farslar ülkesi, Rusya - Ruslar ülkesi vb. ) Yani bu durumda "~IYA" eki Türk "ey, ev, oba" - yani " ev, yerleşim yeri, mesken" kavramları ile aynı manadadır ve muhtemelen, " Assuva "adındaki"-uva", " IYA" eki ile aynı anlamdadır ve Türk" uva - oba "kelimesinden alınmıştır. 

"As"ların menşeyi tartışmalı olsa da, onların isimlerinden biri de "Alan" dır. İranistler kesin olarak "as/alan"ları İran dilli olduklarını sanırlar. (Abaev, 1949: 33)

Fakat yukarıda sunulan bilgilere dayanarak diyebiliriz ki, onların bu görüşleri asılsızdır ve Snorru Sturukson’un Aslar’ın Türk olması hakkındaki görüşünü onaylayan başka bir örnek getirelim. 

Bu Slavcadan tercüme edilen İosif Flavi’nin “Yahudi Muharebisinin tarihidir: ….. язык же ясескый есть ведомо (! –düşününüz-вөдомо- yani “bilindiği gibi”- müellif) Peçenek boyundan (Peçeneklerden) gelen (doğan) biri olarak […], “Tan ve Meot denizi yakınlarında yaşayanlar…”; ve “As dili köken itibariyle Peçeneklere aitti.. ” (Мещерский, 1958: 454; Pritsak, 1975: 229)


b+it: Kurt: 1. Canavar; 2. Kurt: Böcek, haşerat. 

Okuyucuların dikkatini böyle bir açıklamaya yöneltmek isterim, "Yahudi Savaşının" çevirmeni "vedomo" yani "bilindiği gibi" kelimesini kullandığında artık bilinen bir olguyu kaydediyor. Tüm bu gerçekler şunu gösteriyor ki, Rumlar, Küçük Asya'ya gelmeden evvel artık bu bölgede Türkler yaşıyorlardı ve Elinler "var" sözünü anlamadıklarından yerli halkı sadece" barbar "olarak adlandırmışlardı. Yukarıdaki açıklamaları hesaba katarak şöyle bir kanata vardık ki, "var" kelimesi "b/v" fenomeninin protezleştirilmesi ile "er/erkek" anlamında oluşan bir ifadedir. Veyahut “ur/v+ur”, “vurmak” anlamında ve b+ur - burmak anlamında olduğu gibi. 

"Er" kelimesinin eş anlamlısı "erkek" tir. Lakin bu sözlerle beraber Türk dillerinde “kişi” için "ala" ifadesi kullanılmaktadır (yani burda rotasizm, lamdaizm (10*) kanunda g/l geçidi temelinde, örneğin, A-la-teı-e, A-ka-ta-a (Юсифов, 1987: 22); "ala" kelimesi ile birlikte halk arasında "ada" ifadesi de kullanılır; "d" harfinin protezleşmesi sonucunda ise "geda" sözü oluşur. Biz öyle düşünüyoruz ki, "ar/al" sinonimleri ancak ikinci anlayışta "er/nurdur" anlamında kullanılabilir ve onların birinci anlayışı "ışık/nurdur", çünkü "ışık" kendi fiziksel özelliklerine göre yukarı eğilimlidir ve zekanın aydınlık olması bireyin, yani "erin" sosyal durumunu belirler. 

Aynı zamanda "al (Ala)/erkek" ifadesi ile birlikte Türkçe kişiler için "lala" (sultanların terbiyecisi, büyük kardeş) sözü, büyükler içinse, "ulu/ulu (g)" ifadeleri kullanılır. 

"Povestğ vremennıx let" salnamesinin yazarı Nestor "Slav" ve "sklavin" ifadelerini karıştırıp bazı Türk kavimlerini slavyanlarla aynılaştırmıştır. Örneğin, Nestor’un bu aşiretler arasında Rumlar tarafından Büyük Skifiya adlandırılan "Uliçi" kavminide sayar. (Türk "ulu/büyük"+"çi" yapım eki (Alekperov, 1950: 207, 210)

Çoğul eki olan "lar" la birlikte kelimenin çoğul hali bazen "z" eki ile yapılır. Örneğin, bi+si (BEN+SEN) = BİZ; si+si (SEN+SEN) = SİZ ". (Suleymenov, 1989:. 545); veya" gidiyoruz/gediriz ". 

Bununla birlikte kelimenin çoğul hali “b/p/m”, “t/d” formatlarının yardımıyla oluşmuştur. Örneğin, kendilerini “Velet” olarak adlandıran, Oder, Elba ve Baltık çevresinde yaşayan slavyanların adı lutichi olmuştur. Bu da görüldüğü gibi, Türk kökenli etnonimdir “lu” (insan) (çoğul eki) + ^ y (mensubiyet eki). Biz bu fikrimizi kanıtlamak için etnoniminin “славяне” (Slav)/saklab/sakalar” (саки)" etnoniminden oluştuğunu dikkate alarak esaslandırıyoruz. Muhtemelen, sonraları Slav "lyudi" kelimesinin oluşmasında Türk "lu"-"insan" kavramı birleşti ("li" + "d" – çoğul eki). 

Birçok uluslarda "aslan" karakteri "ışıkla/nurla" ilgilidir. Modern Türk dillerinde "aslan"a "pars" da denir ve bu söz Kaşgarlı Mahmud’un "Sözlük"ünde ifade edilmiştir (Гашшарлы, 1945: 344). İlginçtir ki, Hint-Avrupa dillerinde ışık karakteri "aslan/bars" "le~"  söz birlikteliği ile oluşmuştur. 

(Örneğin, Rusça: - lev; Yunanca: - leo və s. (Qmarkelidze- İvanov, 1984: 500-507) ). 

Ve muhtemelen, hind avrupa dillerinde kullanılan "le/aslan/ışık" tamamen Türk olan "al/ışık" (Radlov, 1893: 350) kelimesinin metateze (yani kelimenin anlamının korunması ile harflerin yer değişimi) uğramış şeklidir. "ala/erkek" kelimesi ise gösterdiğimiz gibi "al" kelimesinden oluşmuştur. 

Böylelikle Lulubi etnoniminin Türk kökenlidir ve halkın kendi dilinde de kullanılan birifadedir, yani "lu (insan)+lu (insan) + bi (çoğul eki) ="lulubi/insanlar". Muhtemelen, " lulu "ifadesi sonraları da gelişmiştir, çünkü artık sonraki metinlerde "ulu(s)" artık "halk, ülke" manasında kullanılmıştır. (Клйашторный, 1964: 129)

Bütün bu olgular göstermektedir ki, Türk etnosu burada yerleşiktir ve Azerbaycan'da (kelimenin geniş anlamında ) hiçbir şekilde Türkleşme olmamıştır. 





Aləkbər Ələkbərov
А. Алекперов, "Луллуби Этнониминин Мeншejи Hаггында", Журнал Musavat, № 7(11), 1997,г., стр. 37-40. 

Çev. : Muhammet KEMALOĞLU
Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi 
Sayı 9 Ocak 2014-pdf 




ORIGIN OF THE ETHNONYM LULLUBI 


The Lullubi or Lulubi were a group of tribes during the 3rd millennium BC, from a region known as Lulubum, now the Sharazor plain of in Azerbaijan. Ethno-political communities Lullubiler Azerbaijan is one of the first land was years. 
South of the lake to the south of Azerbaijan Urmiye Lullubi 
tribe Alliance has been formed. 

XXIII th century BC, this alliance has become Lulubi state. 
In this study, 
Aləkbər Ələkbərov "Lulubis Ethnic Origin" covered.



dipnotlar:
1*) Atropatena (Yunanca: Ατροπατήνη) veya Medya Atropatena, M.Ö. 4. yüzyılda çoğu bugünkü Güney Azerbaycan olarak bilinen bölgede kurulmuş ve başkenti Gazaka kenti olmuş eski bir krallık. Günümüzdeki Azerbaycan'ın tarihi adı Atropatena'dan kaynaklanmıştır. 

2*) Bugünkü Azerbaycan ve Dağıstan'ın tamamı ile Çeçen/İnguşya topraklarının güney yarısını kapsayan geniş bir alan içinde hüküm süren Albanya'da 26 dil konuşulmaktaydı. Bu dillerin çoğunluğu bugün de Nah-Dağıstan dilleri olarak adlandırılan dillerin arkaik biçimleriydi. Kuzeydoğu Kafkas ya da Güney Kafkas dillerini konuşan Albanlar, Arnavutlar'la karıştırılmamalıdır. Arran Kraliyet ailesinin bağlı olduğu etnik grup; halen de kısmi olarak bölgede varlıklarını sürdüren ve Samur (Lezgi) dil ailesi içinde yer alan Udiler'di. 

3*) Ermenice, Hint-Avrupa dil ailesine ait bir izole branştır. Çoğu dilde bu kişileri tanımlamak için "Ermeniler" ismi kullanıldığı gibi Ermeniler de aynen kendilerini "Hay" (Ermeni alfabesinde "Հայ", çoğul hâli "Hayer", "Հայեր") olarak tanımlıyorlar; bu isim Hayk adlı ulusal kahramandan kaynaklandığı düşünülüyor. Ayrıca "Ermenistan", Ermenice'de "Հայաստան" ("Hayastan") olarak yazılır. 

4*) Talişler veya Talişiler (تالش, Talışlar), Kuzeybatı İran dillerinden birini konuşan halk. Talişler, İran’ın kuzey eyaletlerinden Gilan ve Erdebil ile Azerbaycan’ın güney kesiminde yaşarlar. Azerbaycan’da yaşayan Kuzey Talişleri, Taliş-i Guştasbi olarak adlandırılır. 

5*) Hurriler M.Ö. III. binyıldan itibaren Doğu Anadolu Bölgesi'nde tarım ve hayvancılığa dayalı bir geçim ekonomisine bağlı olarak yaşamış bir devlettir. Günümüz kürd milliyetçileri tarafından tarih saptırılarak bir Gurmanc devleti olarak gösterilmek istense de Semitik ya da Hint-Avrupa dilleri içerisinde yer almayan bükümlü eklemeli bir dile sahip olan Hurrilerin Gurmanclarla hiç bir bağlantısı bulunmamaktadır. Artan nüfusun bir sonucu olarak M.Ö. 2500'lerde bölgedeki otlakların yetersiz kalması nedeniyle güney yönünde yayılma göstermişlerdir. Bu göçler iki ana hat üzerinden, Urmiye Gölü çevresinden Mezopotamya'da ve Elazığ - Malatya üzerinden Kuzey Suriye ve Filistin'e olmuştur. 

6*) Yorgantepe, (Hurri dili: Nuzi, Akad dili: Gasur), Irak'ın et-Tamim ilinde, Kerkük'ün güneybatısında höyük türü yerleşme. Düz bir ovada yer alan höyük yaklaşık 200 m çapında ve 5-8 m yüksekliğindedir. 1925-31 arasında ABD'li arkeologlar tarafından yapılan kazılar burada M.Ö. 3. binyıldan beri yerleşildiğini göstermiştir. Kazılar sonucu, Halef döneminden (V. binyıl), özellikle de Obeyd döneminden (IV. binyıl) M.Ö. XV. yy'a kadar birbirini izleyen on iki tabaka saptandı. M.Ö. XV. yy'da yıkılan kentte ancak Part ve Sasani dönemlerinde yeniden oturulmaya başlandı. Kent Akad döneminde (M.Ö. 2334-2154) Gasur adını taşıyordu. M.Ö. 2. binyılın başlarında Kuzey Mezopotamya'dan gelip Asur'u işgal eden Hurriler kentin adını da Nuzi olarak değiştirdiler. M.Ö. 16. ve 15. Yüzyıllarda da burasını zengin ve önemli bir yönetim merkezi haline getirdiler. 

7*) Kend, kent, şehir : balık (Ordu-Balık,Beş-Balık).

8*) Priamos ya da Priam, Yunan mitolojisinde Truva Savaşındaki yaşlı kraldır. Truva şehrinin son kralıdır. Hektor, Paris Aleksanros, elli oğlu arasından en tanınmışlarıdır. Ülkesini çok sevmesiyle ünlenmiştir. Truva ya duyduğu aşırı sevgi Truva nın sonunu getirmiştir.MK. 

9*) Bistriça veya Akdere (Arnavutça: Lumi i Bardhë; Sırpça: Призренска Бистрица/Prizrenska Bistrica), Kosova'nın güneybatısındaki bir nehir koludur. Geçtiği en büyük ve meşhur şehir Prizren’dir. Ak Drin nehrinin bir koludur. Ak Drin’den ayrılan Bistriça, Prizren’in ortasından geçer. Prizren’den sonra Şar Dağları’nın kuzey yamaçlarında, Sredska, Reçana gibi köylerden ilerler.1960-70’lerde daha yoğun bir akım gücüne sahip olan Bistriça, 1990’larla beraber, açılan kanallar, küçük santrallar sebebiyle suyunun büyük kısmını kaybetmiştir. Yaz aylarında seviyesi çok düşüktür. Kış aylarında kar ve yağmurla beraber biraz daha diri bir akıma sahiptir.MK. 

10*) Rotasizm(r’leşme): Türkçedeki z’nin asli olduğunu, Çuvaşça ve Moğolcadaki r’nin bu asli sesten türediğini savunan görüştür. Rotasizm olayının Doğu Avrupa ve Sibirya bölgesinde özellikle Çuvaşçaya ait bir özellik  olduğu görülür. Rotasiznıli kelimeler Çuvaşçadan, daha doğrusu eski Çuvaşçadan bir yandan Moğol ve Mançu – Tunguz dillerine, öte yandan da Macar diline alınmıştır. Lamdaizm (l’leşme): Türkçedeki ş’nin asli olduğunu, Çuvaşça ve Moğolcadaki l’nin bu asli sesten türediğini savunan görüştür. Zetasizm( z’leşme): Çuvaşça ve Moğolcadaki r’nin asli ses olduğunu, Türkçe z’nin bu asli sesten türediğini savunan görüştür. Sigmatizm (ş’leşme):  Çuvaşça ve Moğolcadaki l’nin asli ses olduğunu, Türkçe ş’nin bu asli sesten türediğini savunan görüştür. MK. 


Kaynakça:
KAYNAKÇA 
*ABAEV, V; (1949), Osetinskiy Əzık i Folqklor, Moskva-Leningrad. 
*ALEKPEROV, A. F: (1950), "O Proisxojdenii Gtnonima `Saklab`", Srednevekovıy Vostok, №2,Baku. 
*AZERBAYCAN DİLİNİN SÖZLEŞME SÖZLÜĞÜ; (1983), Cilt:III, Bakü. s. 372. 
*BÜNYADOV, Z. M. - YUSİFOV, Y. B (1995),. Azerbaycan Tarihi, Bakü. 
*DÉDÉYAN, Gérard; (2007), Histoire Du Peuple Arménien, Fransızca, Toulouse. 
*ƏLƏKBƏR, Ə. F; (1995), "Avropada Erkən Türklər", Müsavat, III/IV. 
*Əsifov, Əsif; (1987). “Ранние контакты Месопотомии с северо-восточными странами, Приморийская зона”, Вестник Древней Истории, T-I, с. 19-37. 
*HEWSEN, Robert H; (1982). Etno-Tarih ve Kafkas Arnavutlar Üzerine Ermeni Etkisi, Samuelian, Thomas J. (Ed. ), Klasik Ermeni Kültürü, Etkiler ve Yaratıcılık, Chicago, pp 27-40. 
*HOUSSEİNOV, R; (1970). “Superpositions ethniques en Transcaucasie aux XIe et XIIe Siècles”, Turcica 2, pp. 71-81. 
*KAERST, J; “Atropates” in Pauly-Wissowa, II/2, col. 2150. 
*KALAFAT, Yaşar; (2000), Azerbaycan Halk Sufizmi ve Lenkeran Folklor Müşaveresi, Güney Kafkasya Sosyal Antropoloji Araştırmaları, Sosyal Antropoloji Araştırmaları, ASAM Yayınları, Ankara. 
*KALAFAT, Yaşar; (2007), Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları, Berikan Yayınları, C. IX-X, Ankara. 
*KÖPRÜLÜ, M. F; (1942), “Azeri”, İslam Ansiklopedisi, İstanbul: Maarif Matbaası, Cilt:II, s. 118-51. 
*LİVİY, Tit; (1989). İstorie Rima Ot Osnovanie Qoroda, Moskva, T-I, s. 10. 
*MƏMMƏDOVA, F; (1993), Albaniya Syasi Tarixi və Tarixi Coğrafiyası, Bakı. 
*MİNORSKY, V; (1953), Caucasica, IV. Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu Bülteni, Londra Üniversitesi, Vol. 15, No 3., s. 504. 
*NÖLDEKE, Th; (1880), “Atropatene, ” ZDMG 34, pp. 692f. 
*PRİTSAK, O; (1975), “The Pechenegs”, Archivum Eurasiae Medii Aevi, T-I, р. 229. 
*QENRİ, O; (1987), Xettı, Moskva. 
*QMARKELİDZE, M; İvanov, V; (1984), İndoevropeyüı i İndoevropeyskiy Əzık, Tbilisi, s. 500-507. 
*QOMER; (1978), İlliada, Perevod T. Qnediça, Moskva. 
*RADLOV, V; (1983), “Opıt Slovarə Törkskix Nareçiy”, SPb, T-I, s. 350. 
*SNORRU STURULSON; (1970), Mladşaə Gdda, Lüksemburg, s. 11-12. 
*SULEYMENOV, O; (1989), Az i Ə, Alma-Ata. 
*SÜMER, Faruk; (1957). “Azerbaycanın Türkleşmesi Tarihine Umumi Bir Bakış”, Belleten: 21, Say 83, pp. 429-47. 
*TOGAN, Z. V; (1944), “Azerbaycan”, İA., II., pp. 91-118. 
*ÜNSAL, V; (2008), “M. Ö. III. Binde Kuzeydoğu Anadolu”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı 3, S: 402-403. 
*VAKAYİNAMELER; (1950), Povestğ Vremennıx Let, I. (Povest Vremennıh Let (Editör Adrianova-Perets V. P. ), "AN SSR", Ç. 1, M., Ls. 149, 172, 201, 27, 51, 81, 67, 189, 84, 186, 134, 94, 53, 176, 341.), Moskva-Leningrad, s. 11. 207, 210. 
*YUSİFOV, Y. B; (1986), On the Ancient Population of the Urmia Lake Region, AMINF 19, 87-93. 
*АЛИЕВ, Играр; (1995), История Азербайджана под редакцией, Баку. 
*БУНИАТОВ, Зиa; (1989), Азербайджан в VII-IX вв., Баку, с. 171. 
*ГАШШАРЛЫ, М; (1945), Divan Lughat at-Turk, Ankara, T-I, с. 344. 
*КАРИМУЛН, Атрар; (1987), Татары: этнос и этноним, Казань. 
*КЛЙАШТОРНЫЙ, С. Г; (1964), Древнетюркские Рунические Памятники, Moskva, с. 129. 
*МЕЩЕРСКИЙ, Н; (1958), История Иудейской Войны Иосифа Флавия В Древнерусском Переводе, Moskva -Leningrad, с. 454. 
*ЮСИФОВ, Юсиф; (1987), “Ранние контакты Месопотамии с северо-восточными странами [Приурмийская зона]”, Вестник Древней Истории, Т-I, с. 19-37. 
*ЮСИФОВ, Ю. Б; (1987), Ранние Контакты Месопотамии С Северо-Восточными Странами (Приурмийская Зона), ВДИ, № 1, səh. 22. 

........

















29 Haziran 2014 Pazar

AZERBAYCAN - İRAN - PAZIRIK / KEÇİ VE KUŞ İKONOGRAFİSİ







Solda : 
Gobustan - Azerbaycan 'dan Türk Kaya Resmi
Sağda : 
Orta Asya kurganından çıkan ve atlara takılan bir maske MÖ.5.4.yüzyıl - Hermitage Müzesi

Gobustan sanatsal kaya oymalarının olduğu yerleşim yeri, 40.000 yıl öncesine dayanan, 6.000 den fazla olağanüstü kaya oymasıyla Orta Azerbaycan yarı çölünün kenarında yükselen üç kayalık platoyu kapsar. Bu yer ayrıca, üst paleolitikten orta çağlara kadar son Buzul Çağını takip eden ıslak dönemde, tümünün bölgenin yerlileri tarafından yoğun bir şekilde kullanıldığı görülen iskan edilmiş mağaraların, yerleşim alanlarının ve mezarlıkların kalıntılarını içerir. 537 hektarlık alanı kapsayan yerleşim yeri, daha geniş korunan Gobustan Bölgesinin bir parçasıdır.

Bölgeyle ilgili ilk buluşlar 1939 - 1940 yıllarında yapılmış, daha sonra sistemli araştırmalar 1947'den sonra araştırmacı arkeolog İshag Ceferzade (I. Djafarsade) tarafından devam ettirilmiştir. Ceferzade, 750'den fazla kaya üzerinde 3.500'den fazla oyma belirlemiş ve kayıt altına almıştır. Bu kayıtlar, daha ileri düzeyde kazılar yapan R.Djafarguly tarafından genişletilmiştir. 1965'den beri, 20'den fazla tarih öncesi yerleşim yerinde kazılar devam etmiş ve bronz çağına ait çok sayıda yapı tespit edilmiştir. Kazıları devam ettiren D.Rustamov tarafından bir mağarada 10.000 yıllık 2 metrelik bir katman ortaya çıkarılmıştır. Bu katmanlarda ele geçirilen insana ait figürün ise en az 10.000 yıllık olduğu, ve hatta daha önceki tarihlere de ait olabileceği belirtilmiştir.

KAYNAK : UNESCO World Heritage Center
Hermitage Müzesi







URMU TEORİSİ : 
Türklerin Anayurdu buraları, Atayurdu ise Altaylardır:Dilmizde buralarda oluşmuştur. Mesela Tarkan adını sıkça görürüz....

Ön Asyada yaranmış prototürk dili m.ö. IV binyılın ortalarında batı ve doğu kollara ayrılmış, doğuya giden prototürk urugları Orta Asyadan İtil yakalarına ve Altaya kadar ayrı-ayrı bölgelerde ikinci Atayurdlar salmışlar.






MÖ.1000 İRAN'DA BULUNMUŞ
PERSLER MÖ.6.YÜZYILDAN SONRA BURALARA GELMİŞTİR!




İRAN'DAN MÖ.1000




kitap




_______TÜRK KÜLTÜRÜ ve TARİHİ_________ 








27 Haziran 2014 Cuma

Med İmparatorluğu'na ait yazıt Türkçe çıktı.








Aryan olarak sınıflandırılan Med halkının Hint-Avrupa dili konuştuğu kabul edilmiş, lakin Hint-Avrupa dili ile hiçbir şekilde çözülememiştir. Med/Midiya'lere ait olduğu söylenen yazıtın arami alfabesi ile yazıldığı ama arami dilinde olmadığı söylenen yazıtı okudular.

Yazıtın arami alfabesinde bile yazılmadığı Orhun-Yenisey alfabesi ile Türkçe yazılmış olduğu ortay çıktı.


MADAY (MİDİYA) YAZISI, NƏHAYƏT Kİ, 
TAPILDI VƏ OXUNDU!!!

İRANŞÜNAS ALİMLƏRİN ƏSKİ MADAY (MİDİYA) ƏRAZİSİNDƏN TAPILDIĞINI, ARAMİ ƏLİFBASI İLƏ YAZILDIĞINI, AMMA ARAMİ DİLİNDƏ OLMADIĞINI SÖYLƏDİKLƏRİ VƏ MADAYLARA (MİDİYALILARA) AİD OLA BİLƏCƏYİNİ EHTİMAL ETDİKLƏRİ YAZILARIN ƏSLİNDƏ ARAMİ ƏLİFBASI İLƏ DEYİL, ORXON-YENİSEY ƏLİFBASI İLƏ TÜRKCƏ YAZILMIŞ OLDUĞU ÜZƏ ÇIXDI!!! 

QƏDİM TÜRK YAZILARI ÜZRƏ BÖYÜK MÜTƏXƏSSİS, GÜNEYLİ SOYDAŞIMIZ MƏNSUR RƏHBƏRİ ONLARI OXUDU!!! 



© Bəxtiyar Tuncay ; buyrun okuyun 




Günümüzdeki İran'ın Kuzeybatı ve günümüzdeki Azerbaycan'ın Güney ve Güneydoğu kesimlerinde yaşamış halktır. Yunanlar bu halkın yaşadığı bölgeye Medya (Azerbaycan Türkçesinde Midiya/Madaya) adını vermişler. Medler ilk kez Asur kralı III. Salmaneser'in dönemindeki (M.Ö. 858-824) yazılarda "Mada" adı ile kaydedilmişler... Heredot'un Media - Jason ve Argonatlar hikayesindeki Media'dan adlandırdığı ülkedir.

Yeni Babillilerle birleşerek Asur Krallığı'nı yıkan Medler, MÖ 6. yüzyılda Anadolu'dan Afganistan'a kadar büyük bir arazide imparatorluk kurmuşlardır. MÖ 550 yılında, Med-kökenli Büyük Kiros'un büyükbabası, Med kralı AStiages'i yenmesi sonucunda, Medya Ahameniş İmparatorluğu ile birleştirilmiştir.



Soldaki resim:
Bistunun qayasında madayların təsviri.
Madaylar, mataylar, madalılar və ya midiyalılar – mannalardan sonra Azərbaycanda ikinci dövlət qurumunun əsasını qoymuş müasir Azərbaycan Türklərinin etnogenezində mühüm rol oynamış tayfalardan biridir.

Sağdaki resim: 
Saxsı qab üzərində ibadət edən maq təsviri (Britaniya Muzeyi).
Maqlar — Azərbaycan Türklərinin təşəkkülündə mühüm rol oynamış Türk mənşəli tayfalardan biridir. (Q. Qeybullayev – Azərbaycan Türklərinin Təşəkkülü Tarixindən, Bakı, 1994)



NOT: Kendilerini ayrı bir millet olarak gören Kürtler; ki Türk boyu olduğunu hep dile getirdik ve eğer bu boydan geliyorlarsa, ki Azerbaycan Türklerinin atalarından sayılıyor; Türk oldukları tescillenmiş oldu....SB






Mensur Rehberi'nin diğer makalesi
Türkün oxunmamış bəlgələri : Nüvədi-Qarqadaşı kitabəsi





EK:

Son dövrlərdə Azərbaycandan tapılan çoxsaylı yazı nümunələrinin təhlil və oxunuşu ölkəmizin yerləşdiyi bölgənin, elm aləmində ilk dəfə tapıldığı yerin adı ilə “Orxon-Yenisey” yazıları adlandırılan qədim türk yazı sisteminin formalaşaraq, bütün Avrasiya məkanına yayıldığı ilkin ərazi olduğunu söyləməyə əsas verir. Bu baxımdan tərəfimizdən elm aləminə təqdim edilən “Ciroft yazısı”, “Zaqatala yazısı” “Nüvədi yazısı”, “Manna yazısı”, Midiya yazısı”, Cəlilabaddan tapılan yazı, “Mingəçevir yazıları” kimi çoxsaylı epiqrafika nümunələri deyilənlərə ən gözəl və əyani misallardır.

Bu günlərdə surətini əldə etdiyimiz və İran məbuatında eynən “Midiya yazısı” kimi “Əhəməni yazısı” olaraq təqdim edilən daha bir möhür, daha doğrusu onun gilbasması üzərində həkk edilmiş təsvir və 5 işarəlik qısa yazı yuxarıda söylənilən fikri təsdiqləmək və qüvvətləndirmək baxımından xüsusi önəm daşımaqdadır. Təqdim edilən şəkildən də göründüyü kimi, Türkiyənin Kappadokiya vilayətindən tapılmış bu möhürdə əlindəki bıçaqla qanadlı bir mifik (demonik) məxluqu qətlə yetirən insan təsvir olunmuşdur. Onun başında tac olması bu şəxsin hökmdar olduğunu düşünməyə əsas verir.


Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay - link
26 Kasım 2014




Kitap
Medler ve Türkler

Mehmet Bayrakdar


“Türkler ve Medler"


“Medler M.Ö 4500 yıllarında Sakalardan ayrılarak bugünkü Azerbeycan bölgesinde Mata (Mada) adındaki önderlerinin başkanlığında bir beylik olarak tarih sahnesine çıkmışlardır. Bugünkü Hemedan’ı başşehir olarak ilan ederek M.Ö 2500 yıllarında I. Dahaku başkanlığında Med İmparatorluğu denen bir imparatorluk kurmuşlar ve uzun geniş bir coğrafayada, birçok kavme hükmetmişlerdir. Son Med kralı Astiyages’ın (Efrasyap, Alp Er Tunga) kızından torunu I. Cyrus M.Ö 522 veya 520 yıllarında  bir ihtilalle dedesini tahttan ederek, İmparatorluk Pers İmparatorluğu adıyla I. Darius’un Ahamenid Devleti’ni kurmasına kadar aynen devam etmiştir. Pers İmparatorluğu denmesinin nedeni I. Cyrus’un babası Cambyse’in Persli olmasındandır.

Başta Babilli tarihçi Berosus (M.Ö. 3.yüzyıl) olmak üzere bütün eski tarihçiler ile özellikle de 19. yüzyılda Persepolis ve Asur yazıtlarını çözen E. Norris, Fr. Lenormant, Sir H.C. Rawlinson, J. Oppert, I. Taylor, N L. Westergaard, F. de Saulcy ve M. S. Zaborowski gibi Batılı  dilciler, tarihçiler ve antropologlar Medlerin dil, din ve ırk olarak Turani (Saka, Tatar,Türk) olduğunu ortaya koymuşlardır. 
Bu görüş baskın bir görüş olarak 1935-1940 yıllarına kadar devam etmiştir. Ancak bir kısım Batılı papaz tarihçiler ile Ermeni tarihçileri, 6. yüzyıldaki bir papazın Medler’e İranlı demiş olduğu iddiasıyla Medlerin İranlı olduğu iddiasında bulunmuşlardır. Özellikle 1950 yılından itibaren devrik İran şahı Muhammed Rıza Pehlevî’nin 17 kadar batılı oryantalisti toplatak ısmarlama bir  İran tarihi yazdırmasıyla sadece Medler değil; bugünkü İran bölgesinde yaşamış bütün eski kavimler İranlı yapılmıştır. İşte bu tarihten sonra Medlerin İranlı iddiası yaygınlık kazanmıştır. Ne yazık ki, Türk tarihçileri de bu yanlış görüşün tekrarlayıcısı olmuşlardır.

Oysa, diğer bazı eserleri bir kenara bırakarak sadece tarihin babası kabul edilen Herodot’a bile bakmak yeterlidir; çünkü o da Medlerden bahsetmiş ve Medlerin kan ve ırk olarak Perslerden ayrı olduğuna vurgu yapmıştır. Medleri, Herodot’a dayanarak Aryan yapan Batılı tarihçilerin sahtekârlıklarını da görmüş olacaklardır. 

Çünkü Herodot’un Tarihi’ni modern Batı dillerine çevirenlerden  bazıları, Medlerin Med adıyla anılmazdan önceki adlarının Arioi (Arii) olduğunu belirtirtiği bu sözcüğü,  Aryan yaparak Herodot’un da Medlere Pers dediği anlamını çıkaranlara karşı notlar düşerek Arioi’nin Aryan olmadığını belirtmiş olduklarını da göreceklerdi.  

Hatta Firdevsî gibi Ortaçağ İranlı tarihçiler, Medleri Med adı ile değil “Kayân” ve “Kayânî” adıyla anmışlardır. Firdevsî’nin Şehname’sinde Keykavus, Keykubad gibi adlarla anlattğı Med veya Kayânî krallarının bu adları sanıldığı gibi Farsça değildir. Pehlevice telaffuza göre söylenmiş Medce veya Türkçe kökenli adlardır. Her ne kadar Firdevsî ve diğer Ortaçağ İranlı tarihçiler Kayânîleri anlatırken, Piştad krallığı dedikleri tamamen efsanevi krallar zincirinin bir devamı göstererek onları zımnen de olsa İranlılığına vurgu yapmak istemişlerdir. 

Son dönem Ahamenidleri ve Sasaniler de Medlere Kayânî demekteydiler. Çünkü “Kay” sözcüğü, İranlların adlandırılmasıyla Kayânilerin, eski Yunanların ve Batılıların adlandırmasıyla Medlerin krallık unvanıdır; anlamı da “Bey” veya “Bay” demektir. Bilinen hiçbir Pers veya Ahamend dönemi İran asılılı kral Kay sanıyla anılmamıştır. Türkler tarih boyunca bu Kay unvanını kullana gelmişlerdir. Bilindiği gibi, Osmanlıların da  boyu “Kayı” adını taşır; aslında bu adın “Kayı” değil, “Kay “ olması gerekir; tartışmasını burada yapacak değiliz.

Medlerin İranlı olamayacağını başka kaynaklar da gösterir. Örneğin Tevrat; Tevrat’ın Yaratılış (Genesis) kitabında Hz. Nuh’un üç oğlundan insanlığın yeniden türeyişi anlatılırken, Med ve diğer Türk soyluların adı geçerken, onlarla birlikte, ne Pers ve ne de İran adı geçer. Çünkü Tevrat’ın bu kitabı yazılırken bölgede İranlılar yoktu; bazı Batılılara göre söz konusu kitabın yazılışı M.Ö. 1500 yılına kadar gitmektedir. Eski kaynaklarda Medler hakkında anlatılan dini ve millî gelenekler ve görenekler de Medlerin Türk soylu olduğunu göstermektedir; bunlardan birisi örneğin “Kan Kardeşliği” olayıdır.

Med uygarlığı başta Persler olmak üzere Asurluları, Babillileri,
Yunanlıları ve Romaları büyük oranda etkilemiştir.”


Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar

link
















1 Ocak 2014 Çarşamba

HEYERDAHL, ODİN, TÜRK








THOR HEYERDAHL ;
Odin'in Türk olduğunu söyleyen İskandinav bilim adamı ; 
Norveç'te ulusal kahraman ilan edilen , Deniz Harpokulu Eğitim Gemisi'ne ismi verilen kişi...


Kitabı "Jakten på Odin" (The search for Odin, Thor Heyerdahl, Per Lillienström, J. M. Sternes Förlag, 2001), sadece Norveççe yayınlandı, İngilizcesi basılamadan vefat etti.

Kitap yayımlanınca büyük tartışma yarattı. Heyerdahl ve taraftarları arkeoloji, tarih, yer adları, dilbilim (lingvistik) ve kökenbilimi (etymologi) metotlarından yararlanarak bilimsel bir araştırma yaptıklarını öne sürerken, karşıtları bu araştırmaya "pseudo (uyduruk)" araştırma adını taktılar. 

Dilbilimci Even Hovdhaugen, Kuzey uzmanı Else Mundahl, din tarihçisi Gro Steinsland, arkeologlar Christian ve Anne Stahlberg ortak bir eleştiri yazarak Profesör Thor Heyerdahl ve heyetinin yazdıklarının modern din tarihi araştırması ve kökenbilimle ilgisiz kurgular olduğunu, onların yeterli arkeolojik metot bilgilerinin olmadığını, gerekli arkeolojik donanıma sahip olmadıklarını, İzlanda masallarını 1600'lü yıllarda olduğu gibi baştan sona doğruymuş gibi okuduklarını savundular. 

Vardıkları sonuç şuydu: 
"Bu yapıt ne araştırmadır, ne de modern verilere dayalı bilgi kitabıdır."


Thor Heyerdahl ve ekibi kitapta ; 
"Biz Avrupalılar yazı dahil pek çok kültürel unsuru Türklerden aldık ve medeniyetimizi bunun üzerine inşa ettik" diyordu...

İşte kanlarını donduran sonuç buydu ....


M.Turgay Kürüm
Araştırmacı Yazar


________________


Thor Heyerdahl'ın M.T.Kürüm'e yazdığı mektup: 






"Futhark " alfabesi M.S. 3. yüzyıl ile 17. yüzyıl arasında , Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan bir alfabedir.Yoğunluğu İsveç ve Norveç'de olmak üzere Avrupa da 3500 kaya yazıtının, bu alfabe ile yazıldığı kabul edilmiştir.

Bu makalenin konusu, diğer adıyla "Rün (1) " alfabesi de denilen "Futhark" alfabesinin, aslında Türk (2) asıllı GÖKTÜRK (3) alfabesi ile aynı temelden kaynaklandığını dikkatinize sunmaktır. 

FUTHARK ALFABESİNİN GİZEMİ: 


Kylver Kayası - Stanga Gotland İsveç


Mojbro Kayası - Uppland İsveç


Istaby Kayası - Blekinge İsveç


_____________


He was on the trail of Odin (Wotan), the Germanic and Nordic god of the mythologies of the early sagas. According to Snorre, the Icelandic author of the Nordic Sagas, who wrote in the 13th century, Odin was supposed to have migrated from the region of the Caucasus or the area just east of the Black Sea near the turn of the first century AD. Thor wanted to test the veracity of Snorre and, consequently, organized the Joint Archaeological Excavation in Azov, Russia in 2001.

Thor Heyerdahl's Final Projects
Azerbaijan International, Summer 2002: 


_____________________



The famous Norwegian anthropologist Thor Heyerdahl led the first archaeological expedition to Easter Island in 1955-56. In 1962 he gave a series of lectures to the Swedish Society of Anthropology and Geography in Stockholm. His lectures can be read in his book, Sea Routes to Polynesia.

Quoting from the text of the lecture on the Statues, he says, "at some unidentified date prior to AD 380, the first settlers landed on Easter Island, and found a verdant island covered by trees, shrubs, and palms." He proved this to be true from the extensive pollen samples taken from the crater lakes with the aid of 26 feet long cores from the sediments

His excavations proved that there were 3 separate epochs in the History of Easter Island, which the archaeologists have named Early, Middle and Late Periods. In the Early Period there was no production of giant statues, only altar-like elevations of very large, and most precisely cut and joined stones, which were erected with their facades towards the ocean, and a sunken court on the inland side. They were astronomically oriented, and constructed by highly specialised stone masons who studied the annual movement of the sun and in their religious architecture.

Not until the Second Period were the well known Giant Statues quarried and placed on the platforms. The archaeologists believe that during this period, around AD 1100, the Birdman Cult arrived and marked the commencement of the raising of the large ancestor statues. During a period of less than 6 centuries, more than 600 giant ancestor statues were carved from the quarries on the slopes of Rano Raraku after the forests had been cleared. 


Thor Heyerdahl - The Statues of Easter Island:


Birdman Cult




AKU AKU - THOR HEYERDAHL 


_______________



Snorri Sturluson, around 1220- 1240, gives the following account:

"The country east of the Tanaquisl in Asia was called Asaland, or Asaheim, and the chief city in that land was called Asgaard. In that city was a chief called Odin (Vodin/Wodan), and it was a great place for sacrifice. [...] People sacrificed to Odin and the twelve chiefs from Asaland, and called them their gods, and believed in them long after."

"Afterword to Gylfi's Mocking
But the ASA set them now to talk, and take their rede and call to minde all these tales that were told him, (Gylfi) and give these very same names, that are named before, to the men and steads that were there; for the sake that when long times pass by, men should not doubt, that those ASA of whom these tales were now told, and these to whom the same names were given, were all one.

Then was there (one) called Porr, and he is ASAPORRi the old one he is ÖKÜPORR, and to him are given those great deeds that EKTOR, wrought in TROJA; but men think that the TYRKS, have told about Ulyxes, and have called him Loki, because the TYRKS were his greatest foes." 

"Priamus king of Troja was a great lord over all the TYRKISH host..."


The Prose or Younger EDDA - by SNORRI STURLUSON 
translated from the old NORSE by George Webbe Dasent, Stockholm,1842 ; 





NOTE: 

*Tror (Thor), alleged son of Priamos's daughter Troan (Turan) and (Aga) Memnon.

* As / Asas people is also called as Alan's (Alanlar= Turks), they lived by the Van and Azov Lake, they are realeted with the Urartians. (YNGLINGA SAGA) The Urartian language seems unrelated to Semitic nor Indo-European. Urartian is a ergative-agglutinative language, like Sumerian, Hurrian (later Urartian), Turanian-Turkish languages. Urartu was finally destroyed in either 590 BC or 585 BC. Armenians today often claim that they are Urartians. In fact the Indo-European Armenians came to power on the waves of invasions. After the kingdom of Urartu had been destroyed, Armenians came to dominate the Urartian territory. At the same time, they absorbed parts of the remaining Urartian culture. In that sense the Armenians are the successors of the Urartians, but ethnically and linguistically they are the descendants of Indo-European invaders.


__________



"3-17. yüzyıl arası Futhark veya Rünik alfabesi: Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan bir alfabedir.Yoğunluğu İsveç ve Norveç‟de olmak üzere Avrupa da 3500 kaya yazıtının, bu alfabe ile yazıldığı kabul edilmiştir. Gerek Gôktürk diye anılan Türk kavmi, gerekse de Kuzey Avrupa Germen kavimleri bu temel alfabeden yararlanarak kendi yazı sistemlerini kurmuşlardır. Bu alfabenin Gôktürk alfabesi ile aynı temelden kaynaklandığı ispat edilmiştir."


Türk Tarih Kronolojisi / Şevket Koçsoy
Türkler-Cilt- 01 İlk Çağ - TTK Yayını -


....

"Doğudan Baltık bölgesine hareketin bir başka delili ise, Göktürk alfabesinin hemen hemen aynının kullanıldığı „Futhark‟ abecesi ile yazılmış taşların İskandinavya bölgesinde bulunmuş oluşudur."


Türk-Slav İlişkilerinin Başlangıç Dönemleri Üzerine  
Osman Karatay 
Türkler-Cilt 02- İlk Çağ - TTK Yayını -



.....

"Bu bilgilerin ışığında Türklerin bugünkü Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya‟yı içine alan coğrafya içerisinde MÖ. 3500‟den daha önceki bin yıllarda var olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz.

Bütün bu delillerden hareketle edindiğimiz kanaat, Göktürk (Runik) yazı, bu coğrafyada ideogram ve piktogram evresini geçirmiş, yarı hece aşamasına kadar gelmiştir. Göktürk yazısı, Doğuya yani Orta Asya ve Altay bölgesine doğru olan göçler sürecinde o bölgede edebi metinleri ifade edebilecek ölüde gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.

Doğuya olan bu göre paralel olarak Batıya, Avrupa‟nın doğusuna ve hatta bugün Futhark yazısı diye anılan yazının kullanıldığı İskoçya, Danimarka ve İsveç‟e kadar yayılmış edebi metinleri ifade edebilecek işlek bir yazı haline gelmiştir. Eldeki belgeler, yazının gelişim evresi, arkeolojik buluntular ve tarihi seyir bunun açık göstergesidir."

"Futhark:
M.S. III. yy. ile XVII. yy. arasında Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan yazıdır. Yoğunlukla, İsveç ve Norveç‟te olmak üzere, Avrupa‟da 3500 kaya yazıtının bu yazıyla yazıldığı kabul edilmiştir. 16 ve 26 karakterli iki eski Futhark yazısı bilinmektedir. Bunlardan 16 karakterli olanına eski Futhark yazısı diyen bilim adamları bunları okuyamamaktadırlar. Bunlardan İsveçte bulunan Kylver Kayası (Stanga Gotland), Mojbro Kayası (Uppland), Istaby Kayası (Blekinge) Yazıtları ile İsveç ve Norveç‟te değişik zamanlarda bulunan metal, ağaç ve taş üzerine yazılmış birkaç eser de eski Futhark olarak adlandırılmaktadır. Ancak Batılı bilim adamları ısrarla bu yazının SlavGerman (Viking) ırkına ait olduğunu söylemektedirler. Bununla birlikte soldan sağa doğru Viking yazısı şeklinde olan bu yazıyı okumada da başarılı olamamışlardır."

"Kuzeybatıda ise özellikle İsveç, Norveç ve Danimarka‟da yaklaşık 3500 taş üzerinde bulunan ve Futhark adıyla anılan buluntuların da Göktürk (runik) yazı ailesi içerisinde değerlendirilmesi doğru olacaktır."


Göktürk Yazısı / İsmail Doğan  
Türkler Cilt 03- TTK Yayını - 



...

Avrasya'da Runik Yazı / M.Turgay Kürüm
Türkler Cilt 03 - TTK Yayını -


....

THE HISTORY OF THE RUNES :


Runic Inscriptions From Skåne, Halland and Blekinge:



KON-TİKİ MÜZESİ

....




KON-TIKI / FİLM

Norveçli bilim adamı Thor Heyerdahl ve beş arkadaşının 1947'de Güney Amerika'nın batı kıyılarından Tahiti'nin doğusundaki adalara yaptıkları yolculukta kullandıkları (efsanevi İnka tanrısına gönderme yaparak) sallarına verdikleri addır. 

Heyerdahl, eski çağlarda Amerika'da yaşayan insanların, okyanusu salla geçerek Polinezya'da koloniler kurmuş olabileceği düşüncesini kanıtlamak üzere arkadaşlarıyla birlikte çıktıkları yolculuğun güncesini 1950 yılında yayınlamıştır. 

Bu yolculuk biyografisi ilk kez 1954 yılında siyah beyaz olarak filme çekilmiştir. 2012 yılında tekrar bu filme konu alınan yolculukta ağaç kütüklerinden yapılan salla 4,300 millik ve 101 gün süren macera anlatılmaktadır. (online)


1947 yılı filmi : link


___________


ilgili diğer yazı: