Translate

Pazırık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazırık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2014 Pazar

AZERBAYCAN - İRAN - PAZIRIK / KEÇİ VE KUŞ İKONOGRAFİSİ







Solda : 
Gobustan - Azerbaycan 'dan Türk Kaya Resmi
Sağda : 
Orta Asya kurganından çıkan ve atlara takılan bir maske MÖ.5.4.yüzyıl - Hermitage Müzesi

Gobustan sanatsal kaya oymalarının olduğu yerleşim yeri, 40.000 yıl öncesine dayanan, 6.000 den fazla olağanüstü kaya oymasıyla Orta Azerbaycan yarı çölünün kenarında yükselen üç kayalık platoyu kapsar. Bu yer ayrıca, üst paleolitikten orta çağlara kadar son Buzul Çağını takip eden ıslak dönemde, tümünün bölgenin yerlileri tarafından yoğun bir şekilde kullanıldığı görülen iskan edilmiş mağaraların, yerleşim alanlarının ve mezarlıkların kalıntılarını içerir. 537 hektarlık alanı kapsayan yerleşim yeri, daha geniş korunan Gobustan Bölgesinin bir parçasıdır.

Bölgeyle ilgili ilk buluşlar 1939 - 1940 yıllarında yapılmış, daha sonra sistemli araştırmalar 1947'den sonra araştırmacı arkeolog İshag Ceferzade (I. Djafarsade) tarafından devam ettirilmiştir. Ceferzade, 750'den fazla kaya üzerinde 3.500'den fazla oyma belirlemiş ve kayıt altına almıştır. Bu kayıtlar, daha ileri düzeyde kazılar yapan R.Djafarguly tarafından genişletilmiştir. 1965'den beri, 20'den fazla tarih öncesi yerleşim yerinde kazılar devam etmiş ve bronz çağına ait çok sayıda yapı tespit edilmiştir. Kazıları devam ettiren D.Rustamov tarafından bir mağarada 10.000 yıllık 2 metrelik bir katman ortaya çıkarılmıştır. Bu katmanlarda ele geçirilen insana ait figürün ise en az 10.000 yıllık olduğu, ve hatta daha önceki tarihlere de ait olabileceği belirtilmiştir.

KAYNAK : UNESCO World Heritage Center
Hermitage Müzesi







URMU TEORİSİ : 
Türklerin Anayurdu buraları, Atayurdu ise Altaylardır:Dilmizde buralarda oluşmuştur. Mesela Tarkan adını sıkça görürüz....

Ön Asyada yaranmış prototürk dili m.ö. IV binyılın ortalarında batı ve doğu kollara ayrılmış, doğuya giden prototürk urugları Orta Asyadan İtil yakalarına ve Altaya kadar ayrı-ayrı bölgelerde ikinci Atayurdlar salmışlar.






MÖ.1000 İRAN'DA BULUNMUŞ
PERSLER MÖ.6.YÜZYILDAN SONRA BURALARA GELMİŞTİR!




İRAN'DAN MÖ.1000




kitap




_______TÜRK KÜLTÜRÜ ve TARİHİ_________ 








PAZIRIK HÖYÜKLERİNDEN ÇIKANLAR





Batı-Sibir'de, Obi ırmağı kaynaklarındaki Altay Dağları'nın doğu kesiminde, 3500 m. Pazırık Yaylası'nda donmuş Kurganlar'da: Giyim, başka eşya ve atlar da gömülü Eski Türk kabirleri bulunmuştur. Bu çok değerli Kurganlar'ın bulunduğu yerin adı "Pazırık", Altay Türkleri lehçesinde "Pasırık" demek olup; anlamının, "gömü, define" olduğu anlaşılıyor.

Kırgızlar'da "Pasırık, tazyik (basıp, sıkıştırma)" anlamındadır (Prof.K.K.Yudahin, Türkçeye çeviren Abdullah Taymas, Kırgız Sözlüğü, TDK yayını, Ankara 1945,I,92)
Bu deyim Anadolu ve Rumeli'de de yaşamaktadır.
a) "Basırık (II/I) ,gizli, kapalı yer, hücre" (Trakya'da) Saray, Çorlu, Çankırı)
b) "Basırmak (I/I) , kapamak, örtmek, bastırmak" (Kilis-Gaziantep, Afşin, Elbistan (Maraş, Gürün/Sivas), TDK yayını "Türkiye'de Halk Ağzında Derleme Sözlüğü II B, Ankara 1965, s.541)

Ardahan ve Kars illerimizdeki yerli , Ağrı (Tutak, Taşlıçay) ile Sivas ve Tokat'taki '93 (1878) Göçmeni' olan "Karapapak" adlı Türk Boyu Ağzı'nda da:
a) "Basırmak, gömmek (Cenaze ve değerli eşya için), kuy(u)lamak (turp, şalgam-havuç ve tahıl için)
b) "Basırık: gömme define, yeraltında saklı" anlamında kullanıldığını, oralarda yaptığım araştırmalarımda öğrendim.


ALTAYLARDAN TUNA BOYUNA TÜRK DÜNYASINDA ORTAK YANIŞLAR (MOTİFLER)
Prof.Dr. Neriman Görgünay-Kırzıoğlu


In eastern Siberia, at the source of the Obi River, in the frozen tumuli on the Pazırık (Pzyryk) Plateau at 3500 m in the eastern Altay Mountains, ancient Turkish graves containing clothing, belongings and horses have been found. The name of this very valuable tumulus area is "Pazırık", in Altay Turkish dialects it is "Pazırık" which means "buried treasure". In Kırgız (Kyrgyz) "Basırık" means pressed, compacted. (Prof.K.K.Yudahin, translated into Turkish by Abdullah Taymas, Kırgız (Kyrgyz) Dictionary, TDK publications, Ankara 1945)

This expression still exists in Anatolia and European Turkey
a) "Basırık", hidden, closed place, cell (in Thrace, Saray, Çorlu, Çankırı)
b) "Basırık", to close, cover, press (Kilis-Gaziantep, Afşin, Elbistan-Maraş, Gürün-Sivas)

In my studies in this areas, the locals in the provinces of Ardahan and Kars, Ağrı (Tutak, Taşlıçay), Sivas and Tokat and in the dialect, they use;
a) "Basırmak", burial (funerals and valuable belongings) Kuy(u)lamak (for radishes-turnips-carrots and grains)
b) "Basırmak", buried, treasure, hidden underground.
































"ALTAY MÜZESİ TÜRK TARİHİ ACISINDAN 
ÇOK ÖNEMLİ BİR MÜZE, 
PAZIRIK KURGANINDAN ÇIKAN BULUNTULARIN 
BİR KISMI BURADA,
AMA SADECE BİR KISMI,
DÜŞÜNÜN Kİ PAZIRIK KURGANINDAN ÇIKAN BULUNTULARI DAHİ TEK BİR MÜZEDE SERGİLEMİYORLAR, 
ŞİMDİ BURADA ÇOK FAZLA İYİ NİYET DÜŞÜNEMİYORUZ."

SERVET SOMUNCUOĞLU VE TAŞTAKİ TÜRKLER
link



...


ALL TURKISH PEOPLES, UIGHURS, KÖK-TURKS,OTTOMAN TURKS, BELONG TO THAT CENTRAL GROUP OF EURASIAN HUMANITY WHICH WE ARE CALLING SCYHTIAN.



THE EARLIEST SCYTHIAN AND THE EARLIEST INDO-EUROPEAN WERE MUTUALLY INTELLIGIBLE SISTER LANGUAGES.



THE AR AZ AS SA OR SU PEOPLES.... AZ WERE IN SOME WAY ANCESTRAL TO KASSITES AND KHAZARS.



WE MAY SUPPOSE THAT THIS SA POPULATION WAS THE LONG SOUGHT PRE-SUMERIAN. AFTER THE ARRIVAL OF THE SUMERIANS PROPER, THE SA PEOPLE SEEM TO HAVE BEEN PUSHED TO THE NORTH, TO THE NORTHERN MOUNTAINS, THE PART OF THE SUMERIAN WORLD DESIGNATED IN CUNEIFORM DOCUMENTS AS SABARTU. IN RECENT LITERATURE THESE PEOPLE ARE OFTEN CALLED SUBARAEANS.

SUMERIANS WERE THE CREATORS OF THE FIRST HIGH CIVILAZATION IN MESOPOTAMIA.

THE SUMERIANS WERE- THIS TRUTH EMERGES SLOWLY FROM THE RECENT PROGRESS OF ARCHEAOLOGY- THE PROBABLE BIOLOGICAL , AND CERTAINLY THE CULTURAL ANCESTORS OF ALL THE LATER PEOPLES CALLED SCYTHIAN.

* THE MEDES, ONE OF THE GREAT PEOPLES OF ANTIQUITY, WHO APPEAR AFTER THE ASSYRIANS AND BEFORE THE PERSIANS. THE ORIENTALIST JULES OPPERT ASSERTED (IN 1879) THAT THEY WERE A TURANIAN PEOPLE. THEY WERE PRESENT NOT ONLY IN CLASSIC MEDIA ; HERODOTOS WRITES ABOUT MEDES NORTH OF THE DANUBE.

THE DAHA PEOPLE (DACIANS) RULE IN CENTRAL EUROPE WAS DEFEATED BY THE ROMANS, BUT DACIANS SEEM TO HAVE SURVIVED IN RUMANIA AND IN SOUTHERN HUNGARY TOO, WHERE THEY ARE CALLED TAHO. EARLY GROUPS OF THE DAHAE MAY HAVE INFLUENCED MANY PEOPLES OF ASIA. IT IS POSSIBLE THAT THEY WERE THE ANCESTORS OF THE THRACIANS AND THE TURKS.

THE HUNS IN THE WEST THEY WERE CALLED SCYTHIANS. SOVIET EXCAVATIONS HAVE SHED LIGHT ON THE SURPRISINGLY HIGH CULTURE OF THOSE HUNS (SCYHTIANS) WHO LIVED AND BURIED THEIR DEAD IN THE SIXTH AND FIFTH CENTURIES B.C. IN THE ALTAI MOUNTAINS.

THE AVARS MANY DIFFERENT NAMES LIKE OBORS, VARS, PARS, IN ROMAN TIMES AS PARTIANS. THEIR ETHNIC GROUP UNITED WITH SIMILAR SCYTHIAN ELEMENTS.

ALEXANDER THE GREAT CONQUERED THE AVAR LAND, BUT SOON AFTER HIS DEATH ARSACUS LIBERATED THE AVAR, WHO UNDER THE ARSACID DYNASTY FOUGHT THE ROMANS UNTIL 250 AD. , WHEN ROME PUSHED THEM BACK TO THE ARAL SEA. FROM THERE MENACED BY THE KÖK-TURKS PART OF THE AVARS MOVED WEST AND IN 568 SETTLED IN THE CARPATHIAN BASIN.

THE TURKS; ALL TURKISH PEOPLES, UIGHURS, KÖK-TURKS, OTTOMAN TURKS, BELONG TO THAT CENTRAL GROUP OF EUROSIAN HUMANITY WHICH WE ARE CALLING SCYTHIAN.


Dr.IDA BOBULA (1900-1980) 





_____



26 Ekim 2013 Cumartesi

Tarihte Pars Motifinin Türklerde Yaygınlığı






Küçük Asya’da Pars Kültü

Anadolu’da da leoparların, insanın ilgisini çok eski devirlerden beri çekmiş, hatta bir kült hayvan konumuna yükselmiş olduğu söylenebilir. Nitekim dünyaca tanınan Konya Çatalhöyük’te arkeolojik kazılar neticesinde keşfedilen Neolitik Çağ(M.Ö. 8000-5500) döneminde yer alan M.Ö. 6000’li yıllara ait Leopar Tapınağı (Leopard Shrine) bunun belki de en eski kanıtlarından biridir. 

Anılan bu tapınağın iç duvarlarından birinde solda dişi, sağda ise erkek olmak üzere iki leopar kabartma tasviri (Anadolu Medeniyetler Müzesinde bunlar Çatalhöyük VI.A.44 veVI.B.44 no’lu leopar kabartmaları olarak geçer) bulunmaktadır. 

Sözü edilen butasvirlerin üzerinde ise leoparlara özgü lekelerden hareketle bu leoparlarınaslında kar leoparı, yani pars olma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu ifade edilebilir. Ian Hodder (2006: 7, 20-21) tarafından M.Ö: 7400-6000 yılları olarak tarihlendirilen, yani günümüzden tam 9000 yıl öncesine ait olan dünya çapında tanınan Çatalhöyük’te gerçekten de en çok bulunan memeli türün motifi leopara aittir.

Bu yönden bu höyük yerinin gerçekten birçok ilginç olguya imza atmış olduğu söylenebilir. Daha da yakından bakacak olursak leopar motifi bu kazı bölgesinde ortaya çıkan mirasın içinde resim olarak %65 (ki buna en yakın oran ancak kızıl geyiğe aittir - %12), rölyef olarak ise leopar ile ilgili oran %35 (ki bu alanda birincilik %46 ile sığır motifine aittir). 

Kıyas için şu bilgilere de yer vermekte yarar vardır. Resim ve rölyef alanında kurtların sahip olduğu oran %0’dır, oysa leoparın oranı,yukarıda da gösterildiği gibi % 65 ve %35’tir. Çok ilginçtir ki, Çatalhöyük’te diğer tür memelilerin rölyef bazında sahip oldukları oran bakımından leopardan sonra koyun gelmekte, o da ancak %19’luk gibi oldukça geride kalan bir orandır. Fakat aynı zamanda hayvan kalıntılarında kirpi, yaban tavşanı, kurt, köpek, tilki, ayı, kemirgen, katır, yaban domuz, alageyik, kızıl geyik, karaca, sığır, keçi, koyun şuya da bu oranda temsil edilirken, ilginçtir ki, leopara ait kalıntılar nerdeyse hiçyoktur (Hodder 2006: 9-11). 

Toplam yaklaşık 650.000 parça hayvan kemiği kazı neticesinde kayda geçirildi ve 24.000’i de sınıflandırıldı (Hodder 2006: 260), ancak neredeyse hiç bir leopara ait kalıntıya denk gelinmemiş, ancak 2004’te Antropoloji araştırmacısı Nerissa Russell kolyenin bir unsuru biçiminde delikli bir leopar kemiğini bulmuştur (Hodder 2006: 259-261). Zaten bulunan bu leopar kemiği Çatalhöyük toplumunda kadınların sahip olduğu güçlü toplumsal pozisyona ışık tuttuğu biçimde yorumlanabilir (Hodder 2006: 261). 

Büyük bir olasılıkla bu buluntunun inançsal bir anlam içerdiği söylenebilir. Resim ve kabartma rölyeflerin yanı sıra leopar motifleri leopar postlu erkek ve kadın heykelleri biçiminde vardır (Hodder 2006: 9-11).

Kazı yerinden çıkarılan ve kumaş ile deri süslemesinde kullanıldıkları tahmin edilen kilden yapma baskı mühürleri içerisinde leopar motifli mühürler de yer almaktadır (Hodder 2006: 233). Toplumsal boyutta cinsiyetler arası farkın özellikle erken dönemler için hiç olmadığı ya da çok düşük düzeyde olduğu düşünülen Çatalhöyük toplumunda (Hodder 2006: 211) leoparların cinsiyetlerinin arasında fiziksel farklılıklarının hem doğada hem de bu kazı yerinde bulunan nesneler örneğinde görüldüğü gibi büyüklük ya da boy bazında neredeyse gözlemlenemediği (Melaart 1967; Hodder’de 2006: 208) gerçeği düşünüldüğünde çok ilgi çekici gelebilir. 


ÇATALHÖYÜK - PARSLAR


Bu ilginç bilgi ise acaba leoparın aynı zamanda cinsiyetler arası ayırımın olmadığı ya da en az düzeyde olduğunun sembolü olabilir mi? diye düşünmemize yol açabilmektedir. Aynı zamanda kazı yerinde neredeyse hiç bir leopar kemiğinin rastlanmaması gerçeğinin Ian Hodder tarafından bu yırtıcı, avcı, güçlü ve çevik olmanın yanı sıra analık bağlarının “güçlü ve kalıcı” olduğu (Estes 1992: 411;Hodder’de 2006: 207) gözlemlenen ve çita ile aslandan farklı olarak tek başına yaşadığı, topluluk dışı durduğu ve evcilleştirilmesinin neredeyse imkansız olduğu bilinen leopar ile ilgili Çatalhöyük toplumunda bir çeşit inançsal uygulamalarla ilgili olabileceği yönünde yorumlanmaktadır (Hodder 2006: 52-53, 261).

Bütün bunlarla birlikte Çatalhöyük civarındaki kırsal yerleşim yerleri sakinlerinin Toros Dağlarının güneyinde leoparların görüldüğü yönde bilgi vermiş oldukları (Hodder 2006: 73) gerçeği de çok önenmlidir.

2.300.000-10.000 yıl öncesini kapsayan Yontma Taş (Paleolitik) Devrinden sonra Milattan 8000 yıl önce iklimde yumuşamanın meydana gelmesiyle birlikte insan mağaradan düz ovalara iner ve toplayıcılık ekonomisinden üretici ekonomiye geçer. Aynı dönemde hayvanların evcilleştirilmesine başlanır. Bolluk ve bereketin simgesi olarak Ana Tanrıça fikri yine ilk kez Neolitik (Cilalı Taş) dönemde ortaya çıkar. Hayvanların hâkimi olduğu düşünülen ve yine Anadolu Medeniyetler Müzesinde sergilenen bir Ana Tanrıça figürü konumuz itibariyle çok ilgi çekicidir. 

Çünkü bilinenlerin içerisinde en eski tanrı tasviri olduğu kabul edilen bu Ana Tanrıça’nın oturduğu taht iki yanından da tasvir edilmiş iki leopar tarafından korunmakta, bu ise bu figürü diğer Ana Tanrıçaları figürlerinden farklı ve belki de daha özgün kılmaktadır. Yani buradan anlaşılabileceği üzere leoparlar yine Küçük Asya ya da başka adıyla bilindiği gibi Ön Asya coğrafyasında çok eski dönemlerde de saygın bir yere sahipti.

....

Türklerde pars/ bars/ irbis/ alabars/ alaparıs olarak bilinmekteydi. 
Kimi araştırmacılara göre ise pars/bars sözcüğü Leopard sözcüğündeki pardın eşanlamlısıdır. Pars kültünün yaygın olduğu Türk halklarından biri Yenisey Kırgızları olmuştur. Hatta eski Türk yazısının Yenisey varyantına sahip olan Yenisey Kırgızlarının önderlerinin adı Bars Bek idi. Annesi Türgiş/Türkeş Türklerinden olan ve eşi ilk Kök Türk kağanlığını kuran İlteriş Kağan’ın oğullarından Kül Tegin ile (Kağan olduktan sonra Bilge Kağan adını alan) Mogilyan’ın küçük kız kardeşi olan Bars Bek daha sonra kendisini Kağan, devletini de Kırgız Kağanlığı olarak ilan etmiştir (Ugdıjekov 2003: 43, 89).

Pars motifi Türk halklarında çok eski zamanlardan beri uzayda bir yıldıztakımının adı olarak, Kök Türk ve Uygur dönemlerinde de sosyo-kültürel boyutta etkisini sürdüren bir motif olarak kullanılagelmiştir (Esin 2001: 26, 140, 45). Özellikle bilim dünyasının eski Yunan tarihçisi Herodot’un M.Ö. V.yy’da sözünü ettiği İskitlerin kültüründe de parsın önemli bir yere sahip olduğu söylenebilir. Yazılı tarihi kaynaklarda yer alan anlatım tarihinden çok daha öncesinde, yani, M.Ö. IX-VIII.yy’larda Merkezi Asya’da konar-göçerlik kültürün geliştiğini gösteren arkeolojik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. 

Asya kıtasının tam merkezinde yer alan Tıva Türklerinin yaşadığı topraklarda İskitlere ait olduğu bilimsel olarak ileri sürülen çok sayıda arkeolojik buluntu Arjan-1 (kazı yılları:1971-1974) ile Arjan-2 (kazı yılları: 2001-2002) kurgan kazılarında gün ışığına çıkarılmış, bilime kazandırılmıştır (Çugunov vd. 2004: 3-6). 

Konumuz açısından Arjan-1 olarak bilinen kurgan kazısı neticesinde ortaya çıkarılan M.Ö. VII-VI.yy’lara ait yüzü içe bakacak biçimde daire şeklinde çevrilmiş bir kedigil familyasına ait yırtıcı hayvan motifli kemer tokası büyük önem arzetmektedir (Çugunov vd. 2004: 5). 

Fakat çok ilginçtir ki, Kuzey Kafkasya’daki M.Ö. VII.yy’ın ikinci yarısına ait olan Kelermes-1 adlı kurgandan elde edilen yine kedigiller familyasına mensup olduğu anlaşılan yırtıcı bir hayvanın “Kelermes Panteri” olarak isimlendirildiği (Çugunov vd. 2004: 4) gibi Tıva’daki Arjan-1 kurganından çıkarılan kemer tokasındaki hayvan da panter olarak kabul edilmiştir (Çugunov 2004: 5). 

Oysa ki Hakas Cumhuriyeti’nin 1992’den 2003 yılına dek geçerliliği olan ve fikir müellifliği Prof.Dr. Viktor Butanayev’e ait olan resmi devlet armasında yer alan Tagar kültürüne (M.Ö. VIII-II.yy’lar) ait benzer buluntuda kiyırtıcı hayvan motifi kar leoparı olarak tanımlanmaktadır (Butanayev vd. 2008:53, 593). 

1992-2003 yıllarında arasında geçerli olan Hakas Cumhuriyeti resmi devlet armasındaki pars yukarıda sözü edilen Arjan-1 kurganında keşfedilen vepanter olduğu iddia edilen kemer tokasıyla aynı şekle sahip olduğunun belirtilmesinde yarar vardır. Ayrıca panterin Sibirya’da var olduğuna ilişkin bir bilgiye tarafımızca henüz ulaşılamamıştır. 

Bu arkeolojik buluntudan esinlenerek, daha ilerideki bir bölümde de değinileceği gibi, N.F.Katanov Hakas Devlet Üniversitesi Sayan-Altay Türkiyat Enstitüsü resmi ambleminde kar leoparına yerverilmiştir. Kar leoparı olarak düşündüğümüz, ancak yayın müellifleri tarafından panter olarak nitelendirilen figür ve tasvirlerin yanı sıra Tıva topraklarındaki Arjan-2 (M.Ö. VII.yy’ın ikinci yarısı) kurganından çıkarılan maddi kültür eşyaları üzerinde kaplan, kurt, yabani domuz, deve, at, geyik, boğa, koç ve dağ keçisi gibi güçlü hayvanların tasvirleri de yaygın olarak yer almakta olup bir bütün olarak tanınmış İskit Yabani Hayvan Stilini oluşturmaktadır (Çugunov vd. 2004: 1-16).

Bu arada İskit kültürünün en eski anıtlarının Karadeniz’de değil, Sayan-Altay ve Moğolistan bölgelerinde yer aldığını (Butanayev vd. 2008: 54) da burada vurgulamakta fayda var. Tagar arkeolojik kültür döneminde sanatta en yaygın yırtıcı hayvan motifleri kurt, kaplan ve pars olması (Butanayev vd. 2008: 58) konumuz açısından çok önemlidir. 

Pars adının Türklerde yaygın olduğunu gösteren başka bir örneğin ise Afrika kıtasının kuzey doğusunda bulunan Mısır topraklarında Orta Çağ’da kurulan Memluk Türkleri devletinin önderlerinden birinin de ordularıyla Kayseri’ye kadar ilerleyen, Moğolları Türk ve İslam dünyası tarihinde tek yenebilen hükümdar olarak Anadolu’da Türkmen beylikleri destekleyen, Ermeni ve Haçlıları yenilgiye uğratarak Orta Doğu’dan uzaklaştıran Kıpçak Türklerinden olup Altın Ordu Hakanı ve Cengiz Han’ın torunu Berke Han’ın damadı olan ve Türkiyye olarak tanınan Mısır Türk Devletine en güçlü zamanını yaşatan Orta Çağ dönemi en büyük Türk yöneticilerinden biri olarak kabul edilen Sultan Baybars (1223-1277) olduğu bilinmektedir.  (Biyografi.Net [http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3077], Vikipedi Özgür Ansiklopedi (2007) [http://tr.wikipedia.org/wiki/Baybars]). 

Oysa“bay” sözcüğünün anlamı genel Türkçede yalnızca “zengin” değil, aynı zamandada “kutsal” anlamına da gelebilir. Örneğin, Hakas Türkçesinde Pay Hazın “zengin kayın ağacı” değil, “kutsal kayın ağacı” demektir (Hakas-Orıs Söstik 2006: 779).

Dolayısıyla “baybars” sözcüğü “kutsal pars” anlamına da gelebilir. Afrika kıtasının kuzeyinde yer alan Mısır topraklarında hayatını sürdürmüş Kıpçak Türklerinden gelen ve “devletin kölesi” anlamına gelen Memlük kumandanlarından Baybars (Gumilev 2003: 223-224) Türk ve Orta Doğu tarihinde etkin bir rol oynamış Türklerdendi. Kazak Türklerinin tarihinde yer almış önemli şahsiyetlerden biri olan ve günümüzde türbesi eski Yassı (Türkistan) şehrindeki Hoca Ahmet Yesevi Mozolesi kompleksi içinde bulunan Jolbarıs Han adının da anlaşılabileceği üzere pars kültüne yönelik saygınlığı yansıttığı söylenebilir. Jolbarıs Han (1690-1740) ise Ulu Cüz’ün önderi ve önde gelen siyaset adamıydı ([http://www.inform.kz/kaz/article/1225806]).

Hem Karluk hem de Uygur yönetimi altında varlığını sürdürmüş bulunan Barshan adıyla bilinen bir şehir vardı (Gumilev 2003: 70, 107). Bars adının Barsbek ya da Parsbit şeklinde Museviliği kabul eden ve bunun yanı sıra atalarından devraldıkları Şamanlık dinlerini yaşatmış bulunan Hazar Türklerinin içinde de kullanıldığına ve Türk adları olarak kabul edildiğine ilişkin bilgi mevcuttur (Golden 1980: 159, 205-206.). 

Günümüzde de hem Ön Asya’da hem de Orta Asya’da Beybars, Baybars, Barsbek, Aybars, vs. kişi adlarına denk gelmek pek olasıdır. Bu ise kurt motifinin yanı sıra pars motifinin de varlığını eski dönemlerden günümüze dek Türk dünyası coğrafyasındaki sosyo-kültürel süreklilik ve bütünlük sürecinde sürdürdüğüne ilişkin oldukça güçlü bir kanıtolarak kabul edilebilir. Bu konu daha sonraki bölümlerde irdelenecektir. Örneğin Türk dünyasında tanınan Manas destanının baş kahramanının Bars Yılında dünyaya gelmesi ([http://e-bishkek.kg/?q=node%2F15]) kar leoparının eski Türk kültüründe çok önemli bir yere sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. 

IX.yy’ın sonunda Volga Bulgar Hanlarından Almas (Almuş) tarafından yönetilen Volga Bulgaryası’nın başkenti Bolgar şehrinin ve devletin arması olarak “Yürüyen Pars” sembolü kabul edilmiştir. Hatta günümüzde Çuvaş Cumhuriyeti’nde süren devlet arması tartışmasında araştırmacılardan Prof.V.D.Dimitriyev (1995: 115-121; Danilov’da [http://gov.cap.ru/hierarhy.asp?page=.%2F94353%2F116882%2F116920%2F116926%2F161765%2F303768%2F303778]11.04.2010/23:40) 

Günümüz Çuvaş Cumhuriyeti’nin resmi devlet armasında karleoparı sembolünün yer alması gerektiği görüşündedir.Kimi araştırmacılara göre ise kar leoparı motifi Volga Bulgar devletinin ortak ve resmi arması olarak XII.yy’dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır (Davletşin: 2008 [http://www.tatmir.ru/article.shtml?article=834&section=0&heading=0] 11.04.2010/23:54). 

Yine XIV.yy Anadolu’sunda İlhanlı Hükümdarlarından Sultan Olcaytu döneminde Erzurum’da 1310 yılında yaptırılan Yakutiye Medresesi konumuz açısından oldukça ilgi çekicidir. Çünkü bu Medresenin Taçkapısının üzerinde taşüzerinde bir kabartma tekniğiyle yapılmış birbirine bakan iki pars figürü yeralmaktadır. Araştırmacıların genelde bunları aslan olarak kabul etse de bunlarınkar leoparı olma olasılığı çok daha güçlü görülmekektedir (Arslan 2007: 20-23). Kanımızca bunda belki de erkek aslanlara özgü olan ve mutlaka tasvir edilen o güzel yelelerinin bu iki figürde yer almaması gerçeği de bu olasılığı pekiştiren bir gerekçe olarak değerlendirilebilir. 

Oysa ki tasvirlerden de anlaşılacağı üzere,kesin olmamakla birlikte, bu iki parsın erkek cinsinden olması pek muhtemeldir, çünkü karın bölgeleri içe doğru çekik bir biçimde şekillendirilmiştir. Yine bu konuda Anadolu’dan örnek vermek gerekirse Doğubeyazıt İshak Paşa Sarayı ile Tortum Bağbaşı Haho Kilisesi gibi yapı girişlerinde de yer alan pars tasvirleri birçok mimarlık anıtta karşımıza çıkmaktadır (Arslan 2007: 20-23). 

Parsın bir kült hayvan olarak eski Türk döneminde kabul edilmesine benzer bir biçimde Amerika kıtasının yerlilerinde yine leopargiller familyasına mensup puma ya da jaguar gibi yırtıcı hayvanların kült hayvanlar olarak kabul edilmesi biçiminde görüldüğü ifade edilebilir. Doğal olarak Sibirya’da puma ya da jaguarın varlığı söz konusu olmadığı gibi Amerika kıtasının sıcak bölgelerinde de karleoparının varlığına ilişkin bilgiler mevcut değildir. 



Timur B. Davletov 


ayrıca farklı bir kaynaktan da 


ORTA ASYA’DAN ANADOLU’YA TÜRK SANATINDA PARS FİGÜRÜ İKONOGRAFİSİ

Türklerde Kar leoparı Pars / Bars / Jolbars / İrbis / Alabars / Alapars olarak bilinmekteydi. Kimi araştırmacılara göre ise, Pars/ Bars sözcüğü Leopar sözcüğündeki Pardın eş anlamlısıdır. Pars Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir.“Oğuz” Ongun olarak “Gök Tanrı”nın temsilcisi “KÜN/GÜNEŞE ve eki AYA en çok yaklaşan “ÇİFT BAŞLI KARTALI seçmiştir. “İç Oğuz” Tek başlı kartalı ve “Dış Oğuz” ise yeryüzünde yüksek dağların başında “Gök Tanrı”nın temsilcisi “KÜN/GÜNEŞE ve eki “AYA” en çok yaklaşan “PARS”  ile kartaldan oluşan “SİMURG” kuşunu seçmiştir. Bunda parsın çok çevik ve güçlü bir yırtıcı hayvan olmasının yanı sıra, büyük sürüler hâlinde değil de tek başına avlanması ve yolun sonuna ulaşmadan avını terk etmemesidir. Bundan dolayı parsa yolun sonuna/hedefe varan sözcüğünün karşılığı JOL-BARIS adı verilmiştir.


Pazırık (Berel Koruganı) Koruganında bulunan kilimde pars figürü

___________
_____.



22 Mayıs 2013 Çarşamba

PAZIRIK KURGANLARI - DEĞERLENDİRME


KURGANLAR, DAĞILIMI, PAZIRIK BÖLGESİ, ARAŞTIRMA TARİHÇESİ VE TARİHLENDİRME

I. KURGANLAR VE GENEL ÖZELLİKLERİ


Bozkır toplumları, yaşamları gereği sürekli hareket halinde olduklarından çok fazla kalıcı izler bırakmamışlardır. Onların varlıklarına dair en önemli izler hayatını kaybeden önemli üyeleri için düzenledikleri kurganlar ve içlerindeki ölü hediyeleridir. Bu nedenle kurganlar ve buluntuları araştırmacılar için oldukça önem taşımaktadır.

Bozkır coğrafyasının yegane yapı taşlarını oluşturan kurgan kültürünün kaynaklarını Volga ve Ural nehirlerinin arasında aramak ve bu bölgeyi merkez alarak yayıldığını söylemek mümkündür. M.Ö. 3. Bin yılda Volga ve Ural nehirleri arasında oluşan Kurgan ve Yam kültürünün zamanla komşu bölgelere de yayıldığı görülmektedir.(1)

Güney Sibirya'da, Eneolitik ve Bronz çağlarını üç ana arkeolojik kültür çevresi belirler. Bölgede hakim durumda bulunan ilk kültür, M.Ö. III.-II. Binyıl başlarına tarihlenen Afenesyova kültürüdür. Ardından M.Ö. II.-I. Binyıl başı olarak belirlenen Andronova kültürü ve M.Ö. 1200-700 yılları arasında görülen Karasuk kültürü gelmektedir.(2) Karasuk kültürünü, Pazırık kültür coğrafyasının da olgunlaştığı dönem olan Tagar ve Taştık kültürleri izler .

Abakan ve Yüs bozkırlarında Radloff, Tunç Çağlarına tarihlenen otuza yakın mezar açmıştır. Mezarlar dış görünüşleri itibariyle hemen hepsi, yer seviyesinden yaklaşık 1-1.5 m. derinlikte olup dikdörtgen planlıdır. Etraflarında 10 büyük taş dikdörtgen olacak şekilde sıralanmış, mezar çukurunun zemini tokmaklanarak sertleştirilmiş yada ince taş levhalarla döşenmiştir (3). 

Ölü, sırtüstü yatırılmışve elleri çapraz olarak göğüslerinin üstüne yerleştirilmiştir. Yan yana yerleştirilmiş mezarların bazılarında bir, bazılarında ise beşgömü yapıldığıanlaşılmıştır (4). 

Ölüler, başları doğuya gelecek şekilde yatırılmıştır. Üzerinde, kalın ağaçlar ve onların üzerinde de iki yada dört karış kalınlığında taş levhalar yerleştirilmiştir. Abakan, Yüs, Altay, Yenisey, Baraba ve Kulunda'da açılan mezarlarda bakır ve az olarak tunç malzemeden yapılmış bıçak, silah, ok ucu. mızrak, orak, balta, iğne v.b. bulunmuştur (5). 

Buluntular arasında koyun ve at kemikleri ile beraber vahşi hayvan kemiklerinin yer alması, bu toplulukların çobanlığın yanısıra avcılıkla da uğraştıkları düşüncesini uyandırmaktadır. Bu kültürde bu tip mezar geleneği tüm doğu bozkırlarında hakim konumda bulunmaktaydı. Kurgan mezar geleneğinin temellerini oluşturan bu kültürde özellikle mezar odasının yapısındaki benzerlikler kültürel gelişim evrelerinin ilk basamağında kurganların yapısını
anlamamıza ve gelişim evrelerini görmemize yardımcı olur.

Andronova kültürü adını, Krosnoyarsk'ın kuzey-batısındaki Andronova köyünden almıştır. Bununla beraber daha sonra bu kültürün sadece Yenisey'de değil, bütün batı Sibirya ve Kazakistan'dan Ural dağlarına, Kırgızistan ve Pamir yaylasına kadar yayıldığı anlaşılmıştır. Mezar yapıları Afenesyova kültürüyle benzerlik gösterir. Dairesel taşsırası bütün mezarlarda görülür. Mezar odası bakımından kurganlarla benzeşse de kurganımsı yükseltilere az rastlanır. Mezar odası kütük yada büyük taş parçalarıyla oluşturulur. Mezarların hemen yakınında bir kurban tören mekanı vardır. Bu dönemde metal kullanımının artması buluntuların sayısını ve çeşidini de arttırmıştır. Mezarlara kadın erkek gömüsü beraber yapılmıştır. Kazılan mezar çukurlarının üzeri yassı taşlar ve ağaç dalları ile kaplanır. Bronz malzemelerin yanında ilk defa altından yapılmış eserlere de rastlanmıştır.(6)

Andronova kültüründen sonra, İç Asya'nın bronz çağıiçinde gelişen önemli kültürlerinden birisi de Karasuk kültürüdür. Andronova kültürü batıda devam ederken, Yenisey'in uzak doğusunda ve Ob'un yukarısında ortaya çıkan bu kültürün ekonomisinde, hayvan yetiştiriciliği başrolü oynuyordu.

Karasuk kültürel dönemi demirin yoğun kullanımı ile ön plana çıkmaktadır. Karasuk kültürünün mezarları bazen yüzden fazla gömüyü içermekteydi. Karasuk kültürünün ortaya çıkışında, doğudan gelen bazı Mongoloid boyların sebep olduğu, kültür kalıntılarından bilinmektedir. Doğudan gelip Karasuk kültürüne neden olan bu boylar bugünkü Çin'in kuzey bölgelerinde yaşamakta olan, bazı araştırmacılara göre, kısmen Europeoid, fakat Mongoloitler ile de gittikçe karışan boylardı. Karasuk kültürünü, bu dönemde de yerleşik olan Europeoid Kavimler üzerine arkeolojik ve antropolojik olarak da desteklenen Kuzey Çin’den geldiği anlaşılan Mongoloit Kavimler’in göçü sonucu yoğun bir ve nüfus artışı oluşmuş buna bağlı olarak hayvancılık ön plana çıkmıştır.

Karasuk mezarlarıüst taraftaki görünen kısmın kenarlarına dizilmiş dikdörtgen taş tabakasıyla ayırt edilirler. Mezar duvarlarının yüzeyleri kum taşı ile kaplanmıştır. Buluntular arasında Kıngırak adıverilen tipik dirsek biçimli iki yüzü keskin bronz bıçaklar yer almaktadır. Bu kültürden gelen eserler arasında en ilginç olanları koç başı ile taçlandırılmış sütun biçiminde veya insan biçimli stilize hayvan kabartmalı taş heykellerdir (7). Çin'deki An-yang kültürleri, Güney Sibirya'daki Karasuk çağı kültürlerine kuvvetli tesirler yapmıştır. Fakat karşılıklı iletişim sonucu Çin'de de Orta Asya kültürlerindekine benzer hayvan figürlerinin ağırlık taşıdığı bir üslup meydana gelmiştir (8).

M.Ö. Birinci binde de Altay kültür çevresinin, Sibirya ve Kazakistan'a göre kendi içinde daha muhafazakar geliştiği görülür. Minusinsk'deki Karasuk kültürü, Andronova Kültürü’nün yerini tamamen aldığı halde; Altay dağlarında, bazı yeni etkilere rağmen, Andronova Kültürü hâlâ çok kuvvetli olarak devam ediyordu. Altay kültür çevresi; Tanrıdağları, Çu vâdisi, Güney Moğolistan ve Ordos bölgelerini kültürel olarak etkilemiştir. Tunç çağına denk
gelen Altay buluntuları, başlıca Kamışenka ve Kızıl-Yar'daki kurganlarda ele geçmişti. Maden olarak hâlâ bakır ve bronz kullanılmaktadır. Kamışenka'da, bu devre ait 25 mezar bulunmaktadır. Ölülerin hemen hemen tamamı sağ taraflarına yatırılmış ve başları batıya çevrilmişti. Mezarlarda geyik dişleri de bulunmakta olup, bunların dinî bir anlamı vardı. Ayrıca bu dönem
mezarlarında yakın dövüş silahları çıkmıştır.

Altaylar çevresinde özel olarak gelişen bu kültürün önemli özelliklerinden biri de bozkır kültürünü en iyi anlatan unsur olan insanların tabiat üstü eğilimlerinden ortaya çıktığı düşünülen hayvan üslubunun (9) ön hazırlayıcısı niteliğinde olmasıdır.

Kuzey Altaylar’da gelişen bu özel kültür adınısonraları MÖ 7.- 6 yy Mayemir kültürü 6.- 5. yy Pazırık Kültürü ve daha sonra bu kültürlerin devamı niteliğindeki Tagar ve Taştık kültürleri yerini alır. Pazırık Kurganları, Altay’larda erken dönemlere tarihlenen mezarlardan daha komplike bir yapı göstermektedir. Buna rağmen Hibert’e göre en son yapılan değerlendirmeler neticesinde MÖ 5. yy tarihlenen Pazırık Kurganlarıdaha önceki ve sonraki dönemlerde ortaya çıkan kültürün Pazırık’tan sonrada genel hatlarıyla devam
ettiği gözlenmektedir. Bölgede erken mezarlarda çıkan mezar eşyaları, daha çok basit bronz silahlar ve altın mücevherattan oluşmasına karşın Pazırık Kurganlarının da içerisinde bulunduğu dönem de daha iyi işlenmiş bronz, demir ve altın eşyalar yer almaktadır.

Pazırık ve Tagar Kültürleri Tuva Bölgesi’nde Albi-Bel ve Saglin kültürleri daha güneyde bugünkü Moğolistan’a kadar olan bölgede Uyuk Kültürü ismini almıştır.(10) Bu dönemde Güney Rusya'daki Pontik Bozkırları’nda da İskitler egemen durumda idiler. Mayemir Kültürü’nden önce gelen Karasuk kültürünün batı kolunda, Altay ve Tanrıdağlarında "hayvan üslubu" olarak adlandırılan İç Asya sanatının meydana geldiği görülür. "Hayvan Üslûbu" teriminin ortaya çıkmasına neden olan bozkır sanatı ürünlerinin M.Ö. 5. yüzyılla M.Ö.3. yüzyıl arasında tarihlenen bu bölümü çevresindeki hayvanla doğanın sırlı yaşamının bir simgesi olarak bakan bozkır sanatçısının bakış açısı yansıtılır.

Karasuk kültürü verileri üretilirken Asya tarihinin karakterini değiştirecek toplumsal ve ekonomik yapı değişlikleri ortaya çıkmış ve bozkır toplumları göçebe yaşamına geçmiştir. Bu dönemde Kuzey Çin’den gelen Mongoloit kavimler bölgede büyük bir nüfus patlamasına neden olmuş ve yerleşik halk ile karışarak yeni bir kültürün temellerini atmışlardır. Bu dönemde yerleşik halk çeşitli baskılar nedeniyle içtimai ve ekonomik yapısında değişikliğe gitmiştir. Andronova kültürü içerisinde kendine hayat bulan bu kültürde en önemli özellik demirin yaygınlaşmasıdır. Demir, Orta Asya'da Andronovo kültürü ile birlikte M.Ö. 1400’lerde insan hayatına girmiştir.(11)

Sibirya'da Erken Demir Çağı kültürünün izlerini Minusinsk (YukarıYenisey) ve Altay bölgelerinde takip edilebilir.

M.Ö. 700 sıralarında, Karasuk kültürü, bazı europoid göçlerin etkisi ile Tagar kültürüne dönüşmüştür. Coğrafi yayılış sahasına dayanarak yapılan arkeolojik ve antropolojik çalışmalar sonucunda, Kem (Yenisey) ırmağı boyundaki M.Ö. yedinci yüzyılda başlayan Tagar kültürünün, Karasuk kültürünün devamı niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Karasuk kültürü ile bozkıra giren demir Tagar kültürüyle hızlı bir gelişim göstermiştir.

Bu kültürün belirleyici kalıntıları kurganlar olmuştur. Kurganlar, köşelerde yüksek taşların kare şeklinde bazen de yan yana duvar gibi dizildiği bir biçim gösterir. Bu kültüre ait 200’den fazla kurgan, 600’den fazla gömü tespit edilmiştir. Mezarlarda kadın erkek beraber gömülmüştür. Tagar kültürü bozkır sanatının karakteristik örneği olan hayvan üslubunda da buluntular vermektedir.

Tagar kurganlarının yakınlarına gayet büyük taşlar dikilmekte ve bu
taşlar üzerine resimler çizilmekte idi. Dikili taşlar üzerindeki resimlerde, resmedilen kişilerin kıyafetleri Altay kıyafetlerine yakın şekilde, mintan ve çakşır giymiş, çekik gözlü ve köseliğe eğilimli şahıslar dikkati çekmektedir.

Karasuk kültüründe hazırlanan mezar odalarıkurganlardaki teferruatlı yapının aksine basit ve sade özellikleriyle ön plana çıkar. Buna karşın Pazırık kurganlarının da içinde yer aldığı Tagar kültüründe atlar içinde ayrıbir bölüm ayrılmıştı. Yine Karasuk kültüründe ölüye sadece elbiseleri, takıları ve toprak kaplarda hediyeler bırakılırken, Tagar kültürü ile birlikte, ölünün silahları, eyerlenmiş, binit takımları ile birlikte kurban edilmiş atlarıda bırakılıyordu (12).

Uyman bozkırında ve Berel yakınlarındaki Buhtarma boyunda bulunan Katanda nehrinin sol yakasındaki mezarların daha çok halk tabakasına ait olduğunu düşündürmektedir. Buradaki mezarlar genel olarak yerden 30 cm. yüksekliktedirler ve üstleri ufaltılmış kaya parçalarıyla örtülmüştür. Yükseltinin tam ortasındaki dikdörtgen mezar çukuru doğu istikametinde açılmıştır. Ölüler başı batıya dönmüş olarak sırtüstü yatırılmışlardır. Mezar taşla örtüldükten sonra üstlerine, başları batıda olmak üzere at bedenleri bırakılmıştır. Buluntular arasında kadın takılarını oluşturan bakırdan yapılmış, küpe, alınlık, yüzük, akik kalp motifleri ve mavi cam işleri, erkeklerin kullandığı demir ok-mızrak uçlan, kılıç ve günlük elbiselerinin kalıntıları yer almaktadır. 

Buradaki mezarlarda da bir metreye yaklaşan derinliklerde donmuş toprak ile karşılaşıldığından kazı esnasında güçlük çekilmiştir. Aynı bölgedeki daha büyük kurganlarda kayın kabuğu parçaları, üzerinde motifli deri parçaları, altın parçalarıyla süslenmiş deri matara, kürkten yapılmış elbiseler, hayvan motiflerinin işlenmiş olduğu kabartmalar, doğu-batı yönünde levhalar üzerine konmuş cesetler burasının Erken Demir Çağı'na ait olduğu izlenimini vermektedir (13). 

Radloff kurgandan çıkan hayvanların ne tarzda tasvir edildiklerine değinmediği gibi ölülerin de mumyalanmış olup olmadıkları hakkında bir bilgi vermemiştir. Ancak burasının Griaznov ve Rudenko'nun açtığı gibi gömü odalı bir kurgan olması mümkündür.

Altay dağlarında bugüne kadar Demir Çağına tarihlenen bir yerleşim bulunamamıştır (14). Günümüze sadece kurganlar gelmiştir. En zengin kurgan topluluğu Pazırık'ta olup, dönem itibarıyla Tagar ve Taştık kültürleri denilen Demir Çağı içinde yer alır.

Asya bozkırlarından Kafkasya ve Karadenizin kuzeyinden Doğu Avrupa bozkırlarına dek uzanan geniş alanlarda karşılaşılan en karakteristik mezar yapıları, tepecik şeklindeki yükseltilerdir. Bu tip mezar yapılarına Asya’da Kurgan adı verilirken Avrasya'nın Avrupa tarafında ve Anadolu'da Tümülüs denen bu yapılara bozkırlardaki göçebe hayat tarzında, belli bir hiyerarşik düzen içinde önem taşıyan kişiler defnedilmekteydi. (15)

Genişbozkır coğrafyasında sosyal ve dinsel yaşamın bir neticesi olarak ortaya çıkan bu mimari öğeler çeşitli isimler almıştır. Bu yığma mezar tepeleri, antik batı kaynaklarında ve daha sonraki literatürde Tümülüs olarak adlandırılmaktadır (16). 

Bozkır yaşamını nitelik ve niceliksel olarak en iyi şekilde temsil eden bu devasa yapıların kıtalar arası geçişlerde isim değiştirmesi yada tarihi kaynaklarda çeşitli isimlerle anılmasından ziyade bu yapıların önemini, dağılmış bulundukları geniş coğrafya arz etmektedir.

Kurganların yayılım sahaları bozkır kültürünün etki sahasını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bin yıllar içinde bölgelere göre bazı farklılıklar gösteren bu tip mezar kültürü, ister Ural-Altay Türk kökenliler olsun, ister Hint- Avrupa kökenliler. Bozkır göçebelerinin tipik mezarlarıdır (17). Bozkır kültürünün izlerini takip etmemizde ve yayılımın sınır taşları olması itibariyle maddi olarak da büyük önem taşımaktadırlar.



A. Kurgan Yapımıve Genel Özellikleri


Kurganlar, bozkır hayatının nasıl bir hiyerarşik düzlem içinde geliştiğini bize en iyi şekilde gösteren maddi ve manevi eserlerdir. Bu yapıtlar bozkır hiyerarşisini tanımamızda birinci el kaynak olanağı sunması bakımından büyük önem taşımaktadırlar. Kurganların inşası, bozkır insanının dinsel yapısını yakından ilgilendiren ve bu yapının gereği olarak yaşadıkları dünyaya yaşayacakları dünya için bıraktıkları maddi ve manevi yapılar
olarak değerlendirmek daha doğru bir durum arz etmektedir.

"Kurgan" öz Türkçe ölüp, “korıgan” dan gelmektedir. 

Ölüleri koruyan özellikleri nedeniyle bu ad verilmiş olmalıdır (18). Kurgan kelimesi mana bakımından iki farklı yaşamı korumayı ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Korugan kelimesi Türkçe de hem şehirleri çevreleyen sur yada koruma duvarı hem de ruhun ebedi bekleyişte bozulmadan korunacağı bir mekanının ismiyle özdeş tutulmuştur. 

Koruma unsuru kurganların inşa edilişinin birincil nedenini teşkil etmektedir. Kurganların iç dizaynında yaşadıkları çadırları model alınmaları bu yaklaşımı açıkça ortaya koymaktadır.
Kurganların niteliksel büyüklüğünü, defni yapılan kişinin hiyerarşik düzen içinde yüksek rütbeye sahip olması yada daha düşük rütbeye sahip olması gibi etkenler önemli şekilde etkilemiştir. Ölü, yüksek dereceli bir prens yada veliaht ise mezarı da diğer soylulara göre nispeten büyük olmaktadır. 

Kurganların yapımı büyük bir külfet olarak görülse de bu yapılar bir inancı sembolize ettiklerinden bozkır insanı tarafından büyük bir ibadet ve bu ibadettin getirisi olarak görülmekteydi. Defin işleminde herkes mezarın üzerine kürekle toprak atar ve en yüksek tümseği yapmak için birbirleriyle yarış edercesine bu ibadetlerini gerçekleştirirdi (19). Kurganlar bu bakımdan kutsaldı, korumaya ve korunmaya ihtiyacı vardı. Kurgan, ismini de buradan almaktaydı. Yapıların ihtişamlı görünmesinin diğer bir sebebi de koruma ve
korunmaya bağlı olarak mezar soygunculuğuydu. Defin yapıldıktan hemen sonra yaşanan mezar hırsızlığı olaylarını engellemek için mezar odasının derinliği ve kurganın yüksekliği oldukça önem taşımaktaydı. Hırsızlığı engellemek için yapılan bu çalışmalar maalesef amacına ulaşamamıştır. Çünkü yapılışlarından hemen sonra olmasa da, kurganın sahibi olduğu kavim yada devlet, otoritesini kaybeder kaybetmez, gömü sırasında neler bırakıldığını bilen diğer kavimler, tarafından soyulmuştur.



B. Kurgan Tipleri ve Mimari Özellikleri


Kurgan tipleri, bozkır kültür çevresinde ve etki alanlarında hemen hemen aynı özellikler taşıdığını söyleyebiliriz. Kurganların yapılış amaçlarının temelde aynı olması, bu tip yapıların dış görünüşten ziyade mezar odalarının yapılarında ve dizaynında da aynı anlayışın hakim olduğunu söylemeyi mümkün kılar.

Kurganların boyutları ile bozkır toplumunun sosyal kanunları ve
dinleri arasında yakın bir bağ bulunmaktadır. Kurgan boyutları, hiyerarşik düzlem içerisinde “akbudun” olarak tanımlanan, yönetici zümrenin kendi aralarındaki rütbesel bir yaklaşım olarak da açıklanmaktadır. Akbudunun yani yönetici zümrenin tanrısal bağlantıları, tanrı tarafından verilmiş olan ‘kut’ yetkisi de kurgan yapımında dinsel ve sosyal yapının birbirleriyle bağını ize en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Kurganların hazırlanışı, çeşitli safhalarıda beraberinde getirir. Kurganlar isminden de anlaşılacağı üzere saklayacağı kutsal varlığı korumak üzere dizayn edilmişlerdir. Bu amaca uygun olarak korunaklı bir yapıya sahip olmadan önce korunaklı bir yerde yapılmaları ihtiyacı duyulmuştur. 

Bu yüzden de seçilen alanın, önemli yolların kesişmediği veya otlaklara yakın olmayan ıssız tepeler ve dağ yamaçları olmasına dikkat ediyorlardı. (20) Bu koşulun sağlanmasıyla koruduğu varlığın ebedi istinatgahında rahatsız edilmesin önüne geçildi.

Kurganların hazırlanışı ve defin işlemi inanışa göre yada doğal bir zorunluluk gereği merasimler yılın belli dönemlerinde yapılmaktaydı. Gömme işlemi senenin sadece belli dönemlerinde yapılıyordu. Bunun en önemli nedeni, gömme anına kadar bozulmayı engellemek maksadıyla yapılan mumyalama geleneği ile bağlantılıdır. Gömme işlemi ise ilkbahar ve sonbaharda olmaktaydı (21). 

Pazırık kurganlarında yapılan çalışmalarda kurganların yapıldıkları anda herhangi buzul kalıntısına rastlanmaması ve yapılan arkeobotanik çalışmalar da mezar odasında ele geçen bitki kalıntılarının Rudenko’yu desteklediğini söylemek mümkündür. Kurgan yapımı ve mimari özellikleri için en net verileri Herodotos’tan edinmekteyiz.

Herodotos’un bu konu hakkında vermiş olduğu bilgilerin önemi bizzat merasimleri ve kurgan inşasını görmesinden kaynaklanmaktadır. Herodotos’un İskit ülkesine ziyareti sırasında vermiş olduğu bilgide İskitler hükümdarları öldüğü zaman, o bölgede kare şeklinde büyük bir mezar kazmakta ve mezar hazır olduğunda ölü getirilmektedir. Gövdesi mumyalanan ölü bir arabaya konulmaktadır. Merasime katılanlar kulak memelerini kesmekte, saçlarını Çepeçevre kazımakta, kollarını çizmekte ve burunlarını yırtmaktadır. Hükümdar mezara konulunca onunla beraber karılarından birisi, bir haberci ve atları da boğulup aynı mezara
konulmaktadır. Kullandığı bazı eşyalardan da birer tane konulduğunu bildirmektedir. Yine halktan insanların da nasıl bir merasimle defin işlemini gerçekleştiğini de Herodotos detaylı olarak aktarmaktadır.

Kurgan mimarisi hakkında Herodotos’un verdiği bilgileri bugün bozkır coğrafyasında gerçekleştirilen kazılar da desteklemektedir. Yapılan bir çok kurgan kazısında gerek mimari gerekse merasim ve mezar odalarının düzenlenmesi bakımından hem Herodotos’u destekler nitelikte benzer özellikler göstermesi hem de genişbir coğrafyayı kapsayan büyük bir inanç sisteminin varlığını ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Pazırık kurganlarında yapılan çalışmalar da bu yapıların inanç sisteminin bir parçası
olarak ortaya çıktığını açıkça bize göstermektedir.

Ölen kimse toplum içindeki hiyerarşik düzlemde yüksek makamda ise, genelde iki odalıbir mezar çukuru hazırlanıyor, biri kurgan sahibi için olurken, diğeri kurban edilen atlar için düzenleniyordu. (22) Tek odalı kurganlarda ise atlar mezar odasının kuzey tarafına kütüklerle duvar arasındaki boşluğa binit takımları ile birlikte bırakılırdı. Bunda amaç; defnedilen kişi öbür dünyaya yolculuğu sırasında, kullanacağı atların hazır olmalıki, bir de atı eyerlemek, dizginlerini takmakla uğraşmasın. (23) 

Pazırık'taki atların sayısı yediden on altıya kadar değişir. Mezar odasının çukurunu açarken çıkan toprağı gömü yapıldıktan sonra tekrar mezar odasının üzerine konması, kurganlara küçük bir tepe görünümü verir. Tepe, ne kadar büyük olur, mezar odasının üzerine ne kadar çok kütük ve büyük kaya koyulursa, (249 mezar, soygunculara karşı biraz daha korunmuş olur. Çukur açıldıktan sonra karaçam kütükleriyle yan duvarlar oluşturulur. Tomruklarla kaplı mezarın duvar ve tavanı kumaş ve keçelerle örtülür. (25) Bu dizayn, kurganların aslında günlük yaşamda kullanılan çadırın öbür dünya için hazırlanmış bir örneği olduğunu göstermektedir.  

Buda bize ‘kurgan’ kelimesi manasına uygun olarak bu yapıtlara
verildiğini gösterir. Kurganların da tıpkı bozkır yaşamı için şehir
manasına gelen çadırların koruyucu vasıfları ön planda tutulmuş, mezar odalarıda buna göre döşenmiştir. Çadır nasıl keçe ile kaplanıyorsa, kurganın kütük duvarlarıda keçe ile kaplanıyordu. (26) 

Mezar odasının üst kısmı yukarıdaki toprak tabakasını taşıyacak şekilde bazen kütüklerin çift sıra halinde düzenlenmesini gerektiriyordu. Çatıyımeydana getiren kütüklerin aralarını, kayın ağacıkabuklarıile kapattıktan sonra ağaç kökleri ile çevrede yetişen Kuril Çayıdallarıile örterlerdi. Çatının üzerine büyük kaya parçalan ile kazısırasında çıkarılan toprak yığılmakta, son işlem olarak kurganın tamamıorta boy taşlarla kaplanmaktadır. (27) Bu durum bölgedeki diğer kurganların geneli için aynıdır.



II. BOZKIR COĞRAFYASINDA KURGANLARIN DAĞILIMI


Bozkır coğrafyasında kurganların yayılım aşamaları bu kültür insanlarının etki alanlarına aldıkları bölgelerle alakalıdır. Zira bozkır kültürünün etkileşim sahalarını, daha doğrusu sınırlarlarını belirlemede tek maddi kalıntılar tepelik şeklindeki bu mezarlardır.

Kurganların yayılım sahalarını kabaca çizecek olursak 40. ve 50. paraleller arasında Tuna nehrinden Çin Seddine kadar uzanan 7000 km uzunluğunda bir sahada yayılmaktadırlar (28). Karadenizin kuzeyine kurganların yayılması ise 4. binin sonlarına doğru gerçekleşmiştir. Bölgede daha sonraları giderek yayılan kurgan yapım kültürü M.Ö.3.Bin ortalarında Kuzey Kafkasya’da Maykop Arkeolojik Kültürü oluşmuştur. Bu Maykop adı Maykop şehri yakınındaki kurganın adından gelmektedir (29). Maykop kurgan kültürünün Gürcistan’daki Sioni kültürü ve gerekse Doğu Anadolu kültürleriyle yakın ilişkileri vardır (30).

Bu ilişkiler sonucunda 3. Binin son çeyreğinde Transkafkasya ve oradan Anadolu’ya giren bu kültürün insanları, bölgede önemi tartışılmaz olan Üçtepe Kurgan’ını yapmışlar ve oradan da Urmiye’ye kadar bu kültürün kalıntılarını yaymışlardır. Karadenizin kuzeyinde 1. bine gelindiğinde ise bölgede tamamen bir bozkır kültürü egemenliği söz konusudur. Dolayısıyla kurganların sayısı buna bağlı olarak artmıştır.

M.Ö. 8. ve M.S. 1.yy’lar arasında Kuban, Poltova, Volga, Ural, Altay, Kuzey Moğolistan ve batıda genellikle Macaristan ve Romanya ve Ukrayna da kümelenmişlerdir. Bugün Ukrayna’yıiçine alan bölge ise kurgan kültürünün en yoğun yaşandığı coğrafya olmuştur. M.Ö 4. ve 3. yüzyıllara tarihlenen Ukrayna’nın Dnepropetrovsk , Zaprozhye ve Kherson bölgesinde bulunan Chertomlyk, Solokha, Oguz, Alexandropol, Kazel, Bol’shaia, Tsymbalka ve Chmyrev kurganlarıdır. Kırımda ise Kerch yakınlarındaki Kul Oba en ünlü kurganlardandır (31).

Kimmerler ve İskitler kökenleri MÖ. 3. Bin yılları aşan Kurgan kültürlerinin MÖ.2. ve 1. Bin yıldaki temsilcileridir (32). Doğu Avrupa , Ön Asya, Kafkasya, Güney Sibirya Ukrayna ve diğer bölgelerin tarihleri yaklaşık olarak 5 asır İskitlerle bağlantılıdır. İskitya; Karadeniz kuzeyi ve Kırım bozkırlarını, Kuzey Kafkasya ve Ural dağlarını kaplamakla beraber Orman ve bozkır bölgelerinde yaşayan kavimleri de kapsamaktaydı (33).



III. ÇEVRE KURGANLAR


Pazırık Kurganları’nın yapılarını ve bu mezarları inşa eden insanların kültürel yapılarının anlaşılabilinmesi, aynı kültür coğrafyası içerisinde farklı bölgede yer alan ve daha az tahribata maruz kalmış kurganların net olarak tanımlanmasıyla gerçekleştirilmiştir.

Aragol, Katanda, Şibe, Başadar, Berel, Tüekta, Noin- Ula gibi bölgelerde yapılan çalışmalar neticesinde ele geçen maddi kalıntılar bize Pazırık insanıyla aynı kültüre sahip insanların ne kadar geniş bir bölgeye yayıldıklarını kanıtlamıştır. 

Bu bölgelerde yapılan çalışmalar neticesinde atlara ait eyerler, koşum takımları ve eyer örtüleri gibi atla ilgili zengin malzemeler (34) ve hayvan üslubunun eşsiz kullanımına ait sanat eserlerinin bire bir benzerlerinin ele geçmesi kültürel birliğin devamlılığı ve yayılım alanları hakkında bize bilgiler sunmaktadır. 

Altay bölgesinde yapılan çalışmalarda koşum takımları bölgede MÖ 2000’nin ortalarında çıktığı düşünülmektedir. Bu tarihten itibaren MÖ 600’lere kadar çok çeşitli koşum takımları bulunmasına karşın MÖ 600’lerden sonra Pazırık Tipi olarak nitelendirilen koşum takımları çeşitliliğini yitirerek Macaristan’dan Moğolistan’a kadar standart tip koşum takımları ortaya çıkmıştır. 

Ortaya çıkan bu standart tipte Çok fazla sanatsal öğelere yer verilmemesine karşın Pazırık ‘ta ele geçen koşum takımlarının birkaçı üzerinde insan yüzü tasvirli ahşap aplikeler bulunmuştur. (35) Bu standart koşum takımlarından kültürel devamlılık sürecinin mekansal anlamda atlar üzerinde aşıldığını kanıtlamaktadır.

1927 yılında Ursula Irmağı kıyısında, Griaznov tarafından Şibe’de yapılan çalışmalarda ele geçen cesetlerin iç uzuvları ile beyinlerinin boşaltılmış olduğu ve vücuttaki kesiklerin kalın bir kirişle dikilmiş olduğu görülmüştür. V numaralı Pazırık Kurganı’nda açığa çıkarılan erkek cesedinin ayaklarındaki kesi izleri ve dikişler aynı teknikle yapılmıştır. 

Yine II numaralı Pazırık Kurganı’nda çıkarılan erkek ve kadın cesetinde beyin boşaltılmış yerine kokulu otlar ve kozalak ve toprak doldurulmuştur. (36) Burada ele geçen sanatsal amaçla yapılmış malzemenin çoğunluğunda tekbir yapım malzemesi kullanılmamıştır. Şibe’de ele geçen malzeme içerisinde genel olarak ahşap üzerine altın varak kaplama tekniğinin kullanılması Pazırık Kurganları’nda ele geçen malzemeyle birebir örtüştüğünü göstermektedir.

Aragol'da iki ve Katun nehri üzerindeki Katanda köyünde iki mezar pazırık kültür çevresinin tanımlanmasında etkili olmuştur. Aragol bölgesi, Büyük Ulagan Vadisi kıyısında yer alır. Aragol bölgesi Pazırık bölgesine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. (37)

Aragol’un kazılmış üç kurganından biri 8 m çapında ve 0.6 m yüksekliğindeydi. 3 m derinlikte, 0.9 m eninde 2 metre boyunda ve 0.4 m yüksekliğindeki bir ahşap bir mezar odası bulunmaktadır. Tek iskelet bulunan sandukanın kuzey kenarının arkasında, başları doğuya doğru, biri diğerinin üzerinde iki at iskeleti uzanıyordu. Mezar taş ve toprakla doldurulmuştu.

İkinci kurgan ortasında 0.5 m derinliğinde, mezarı 0.5 m yüksekliğinde, çapı 12 m olup birinci kurgana göre daha genişbir yapıya sahiptir. Mezar çukuru yüzeyin altında 3.1 m derinliğinde, bir mezar odası kalıntıları, doğu batıyönünde uzayan uzun kenarlarıyla 1.6 metre eninde, 2.5 metre boyunda bir ölçüye sahiptir. Tabanın üzerinde bir tahta döşemenin kalıntıları vardı ve takriben 3.5 metre yüksekliğindeki sanduka karışık halde bulunan iki kişinin kemiklerini içeriyordu. Mezar çukurunun kuzey tarafında, başları doğuya dönük iki at iskeleti bulunmuştur.

Katanda nehri üzerinde yer alan ve 1865 yılında Katanda bölgesindeki kurganları üzerinde ilk çalışmaları Radloff yapmıştır. (38)

Katanda da kazılan kurganlardan ilki, takriben 0.4 metre yüksekliğinde ve 20 cm derinliğinde, 9 metre çapındadır. 15 metre eninde 2.5 metre boyunda ölçülere sahip olan mezar çukuru, doğu batı yönünde ve 3.5 metre derinliğindedir. Mezarda yapılan çalışma neticesinde İskelet kalıntılarının yetişkin bir erkek ve bayana ve yanmış bir çocuğa ait olduğu ortaya çıkmıştır. kalıntıların üzerinde, çukurun kuzey kısmında birinin başı doğuya ve birinin de batıya olmak üzere iki kat halinde atlar yatırılmıştır.

Diğer bir Mezar çukuru ise tepede 2.35 metre eninde 3.4 metre boyunda, altta 2 metre eninde 3.11 m, 3.4 derinlikte ve doğu-batı yönünde kazılmıştır. Mezar çukurunun altında başıdoğuya dönük bir kadının iskeleti bulunmakta batısında ve ona paralel durumda olan başı doğuya doğru dönük bir at iskeleti vardı. Mezar çukuru 1 m derinliğe kadar üzeri taşlarla kaplanmış taşlarla doldurulmuştu. (39)

Katanda Bölgesi’nde avam tabakasına ait olduğu düşünülen bu mezarda, büyük kurganlardaki gibi aynı temel ölü gömme metotlarını, bir destek üzerine yapılmış mezarlara sahip olan sıradan kurganlarda da görebiliriz. Bir mezar çukurunun içerisinde, ahşap sanduka içerisine gömülmüş bir yada iki kişinin olması ve sandukanın ötesinde mezar çukurunun üçte birlik kısmının kuzeyinde bir at gömülü bulunmuştur. Mezar çukuru toprak ve taşlar ile doldurulmuştu. Mezarın üstü küçük bir toprak yığını ile örtülmüştü (40).

1924 yılında Kozlof tarafından Mogolistan’ın Noin- Ula bölgesinde yapılan çalışmalarda MÖ 1 ile MS 1 yüzyıla tarihlenen keçe örtüler at koşum takımları gibi eserler Pazırık’ta ele geçen eserlerle büyük benzerlikler arz etmektedir.




IV. PAZIRIK BÖLGESİ, ARAŞTIRMA TARİHÇESİ VE TARİHLENDİRME



A. Pazırık Bölgesi


Bugün Rusya'ya bağlı olan bölge Gorno Altay sınırları içinde yer alır .  Altay bölgesindeki nehirlerin aktığı vadilerde, küçüklü büyüklü bir çok kurgan tipi mezara rastlanmaktadır. Pazırık olarak adlandırılan yer Chulyshuman sahasının güney yamaçlarında ve Yukarı Altaylar'ın doğu kısmındaki Tuva sınırında bulunmaktadır. Bu alan güneydoğudan kuzeybatıya doğru, Teletskoye gölüne güneyden akan Chulyshuman nehri ile ona bağlanan Bashkaus nehri arasındadır. (41)

Pazırık, Büyük Ulagan (42) sahası içerisinde Greenwich'e göre 50'44 kuzey, 88'03 doğuda bulunan bir vadidir. Büyük Ulagan vadisi U şeklinde Pazırığın bir kilometre güneyinde uzanmaktadır. Balyktyol nehri Pazırık’ın güneybatısından Büyük Ulagan içlerine akar. (43)

Büyük Ulagan vadisinin oluşumu tamamen buzul taşlarla alakalı bir yapı göstermektedir. Vadinin oluşumunda buzullar ilk etapta vadi tabanında büyük göletler oluşturmuş vadiyi ikiliye bölmüş daha sonra buzulların ikinci bir hareketiyle son şeklini almıştır. Aşınmış vadi içlerini ileriye doğru bastırarak bu vadiye has U şeklini vermiştir.(44)

Doğu Altay’larda özellikle Ulagan vadisinin iklim özellikleri şöyledir; yıllık sıcaklık farklarının fazla olmayıp hemen hemen aynı döngüsel iklim özelliklerine sahip bölgede, günlük sıcaklık farkları çok fazladır. Düşük bir sıcaklık ortalaması bütün yıl boyunca geçerlidir. Uzun kış dönemi, sıcaklık ortalamalarını oldukça düşürür. Kışboyunca Bölge üzerinde sürekli oluşan rüzgârlar kalın bir kar tabakasını önler fakat vadide dondurucu soğuklara neden olur. Bu soğukların ardından gelen yaz ise çok kısadır. Böylece kurganların içine dolup, soğuktan dolayı donan kar ve yağmur suları, eserleri ilk günkü gibi korumuştur (45).

Pazırık kurganları sayısal olarak değerlendirildiğinde büyük Ulagan vadisi içerisine inşa edilmişbir dizi irili ufaklı mezar olarak gösterilebilir. Fakat Pazırık Kurganları kültürel açısından değerlendirmeye tabi tutulacak olunursa bu saha Ulagan vadisiyle sınırlı kalmaz ve geniş bir bozkır coğrafyasına yayılır.



B. Araştırma Tarihçesi


Bölgedeki ilk bilimsel kazılar yaklaşık olarak üç yüz yıl öncesine gitmektedir. Radloff’un verdiği bilgiler ışığında, Altay bölgesindeki ilk çalışmalar 1722 tarihinde Messerschmidt tarafından yapılmıştır (46).

Ancak, bu araştırma daha çok gezi ve yüzey araştırması düzeyinde olmuştur. Oysa Radloff 1859-1893 yıllan arasında Türkistan ve Sibirya bölgesinde 12 yıl boyunca araştırmalar yaparak, Berel ve Katanda kurganlarında kazı çalışmalarıyla bunlara ait yayınları yaparak bu konuda ilk bilimsel adımları atmıştır.

Altay Bölgesi’nde ilk olarak 1924 yılında Antropoloji ve Etnoğrafya çalışmaları ile ilgili heyetin başkanı Rudenko tarafından mezarlardan biri kazıldı.(47) Fakat yapılan bu çalışmada herhangi bir kalıntıya rastlanmadı. Bu durum Altay’daki diğer yerlerde kazılmış bulunan benzer mezarlar gibiydi. 

Sadece Büyük Ulagan'ın 2.5 kilometre aşağısının sol kıyısında ve yüzeyden 0.4 m. aşağıda bir çukur içindeki Balyktyul ile kesişme yerindeki mezarda bir insan ve bir koyun kemikleri bir demir at kırıntısı ile beraber, ok başı ve tokalar bulundu. Bölgede yapılan bu çalışmalar neticesinde ulaşılan bu kalıntıların hangi kültüre ait olduğu ve dönemi tespit edilememiştir.

Bölgedeki ilk kapsamlı çalışmalar ise Rus Devlet Etnoğrafya Müzesi tarafından 1929 yılında başlatılmıştır. Pazırık yaylasında dağınık halde pek çok kurgan vardır (48). Ancak yapılan çalışmaların yetersizliği ve kurganların çoğunun soyulmuş olması nedeniyle birkaç kurgan haricinde önemli buluntulara rastlanmamıştır. 

Bölgede Griaznov ve Rudenko 1929 yılında bir, 1947-1949 yıllarında dört,(49) 1993 yılında Polosmak'ın açmıştır. (50)

Pazırık bölgesindeki yapılan ilk çalışmalarda vadilerde ve açık bozkırlara yayılmış olarak kırka yakın kurgan bulunmuştur (51). Kurganların hepsi numaralandırılmıştır. Fakat dünyadaki önemli siyasi gelişmeler bölgedeki çalışmaları önemli ölçüde durdurmuştur. Çalışmalar tekrar 1947 yılında başlayabilmiştir. 1990’lı yıllarda bölgedeki çalışmalar son şeklini almaya başlamıştır. 

Bölgedeki çalışmalarını bir misyon haline getiren Rus Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü tarafından yürütülen çalışmalarda 1993 yılında Polosmak tarafından bir kurgan daha açılmıştır. Bu kurgan ise daha önceleri diğer kurganlarla karışmaması için “ The Lady ” adı verilmiştir. Rus Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nün Bölgede yaptığı yirmi yıllık çalışmalar neticesinde Vilademir Kubarov tarafından yüz elli irili ufaklı kurgan tespit edilmiştir. Bölgedeki mezar yapıları genelde bir tepe üzerine veya nehir teraslarına yapılmıştır.(52)

Büyük Ulagan içindeki Pazırık vadisinde bulunan beş büyük kurgan 
kabaca vadinin kuzeyinde 3 ve 4; ortada 1 ve 2; güneyinde 5 numaralı kurganlar olarak kabaca yerleri tarif edilebilir. Bu kurganlar Griaznov ve Rudenko’nun çalışmalarının merkezini oluşturmuştur. Ayrıca bölgede bu beş büyük kurganla aynı tipte fakat boyut olarak daha küçük yapıda dokuz (6-14) küçük kurgan daha bulunmaktadır. Bu kurganların içine son yıllardaki çalışmalarla birlikte “ The Lady” kurganıda katılmıştır.

Yapılan araştırmalar neticesinde bölgedeki diğer kurganlarında yapısal ve kültürel açıdan aynı özellikleri taşıdıklarını söylemek mümkündür. Bölgedeki diğer kurganlar Berel, Tüekta, Noin-Ula, Başadar, Şibe, Katanda- arasında gerek plan, gerek buluntu olarak bir benzerlik göze çarpar (53). 

Şimdiye kadar açılmış Pazırık Kurganları bölgede tespit edilen yüz elli kurganı gerek mimari gerek kültürel açıdan tanımlamaktadır. Aynı kültüre bağlı fakat farklı bölgede yapılan kurganlar ortak mimari ve kültürel yapıyı barındırırlar. Genel yapı özellikleri itibariyle Şibe ve Başadar kurganlarıda bu tezi destekler nitelikte aynı özellikler taşımaktadır.(54)

C. Pazırık Kurganları’nın Yapılış Dönemleri ve Tarihlendirme Problemi


Pazırık kurganlarını tarihlendirme konusunda, akademisyenlerin farklı görüşleri vardır. Franz Hancar, tarih olarak Bronz çağının en belirleyici özelliklerinin yaşandığı Karasuk kültüründen sonraki bir döneme yani genel olarak M.Ö.VII. yüzyıl ile I. yüzyıl arasına tarihlendirmektedir (55). 

Sergei I. Rudenko, Karbon 14 metoduna dayanarak kurganların M.Ö.V. yüzyıla ait olduğunu belirtmektedir. (56) Buna rağmen büyük kurganlar arasında tam bir zaman birliği yoktur.(57) İlk yapılan ile son yapılan arasında muhtemelen bir yüzyıl vardır. (58) 

Anne Roes ise kartal-grifon ve nokta-virgül motiflerine bağlı olarak kurganların M.Ö.IV. yüzyıldan daha erken bir döneme tarihlendirilemeyeceğini ifade eder (59). 

Nejat Diyarbekirli ise, Çin'de çağdaş bir uygarlık olan Hun dönemine ait ipekli kumaş, ayna, lake eşyalar nedeniyle M.Ö.III-II. yüzyıllar üzerinde durmaktadır (60). 

Bahaeddin Ögel de, Pazırık kurganlarını, çıkan buluntular ışığında M.Ö. II-I. yüzyıllara tarihlendirmektedir. (61)

Polasmak’ın 1993 yılında bölgedeki yoğun çalışmaları ve kazılarında elde ettiği bulguların MÖ 600- 200 yıllarına ait olabileceği ve Pazırık insanının bu dönemler arasında yaşadığından bahsetmektedir. (62)

1960 yılında yapılan karbon testleri mezarları MÖ 430 yıllarına, son yıllarda James Millory’nin yaptığı karbon testlerine göre ise MÖ 300 civarına tarihlenir.(63)

Pazırık Kurganları’nın inşası meselesinde en büyük tartışma konusu
kurganların yapıldığı mevsimsel dönemdir. Yapılan iklimsel değerlendirmeler neticesinde inşa için uygun şartlar, yılın belirli zamanına bir imkan vermekteydi. Bu zaman aralığı, zeminin kazmaya uygun sertliğe ulaşılabildiği bir dönem olmalıdır.

Çivi ve çekiç ile özellikle toprakta, donmuş zeminde mezar çukuru
kazmak oldukça zordur. Çoğu faktörler bu kurganlardaki mezarların yapılma zamanının yaz ve sonbahar mevsiminin başları olduğuna işaret eder (64).

Pazırık kurganlarının yapılış mevsimi ile ilgili olarak atların ve bitkilerin fiziksel durumu da bilgi vermektedir.

IV numaralı kurgan haricindeki bütün kurganlarda atlar üzerinde kış
tüyleri olarak kabul edilmeyen üzerinde kıllar kalmıştı. Dokuz at içerisinde sadece V numaralı kurgandaki at yanmıştı, koşum takımları bakımından zengin olan ve taç ile başı süslenmiş bulunan atlardan biri iyi tımar edilmiş durumdaydı. Midesinde toplanmış besin kalıntılarının çıkması atın dışarıya çıkarılmadığını kış boyunca ahırda beslendiğini göstermektedir (65). Bu at haricinde diğer bütün atlar zayıftı. Kış mevsiminde beslenmek için dışarı bırakıldıkları öldüklerinde ilkbahar ve yaz başları olduğu için biraz zayıflamış olduklarını söylemek mümkündür. Bir numaralı kurganda eyer ve koşum takımlarıyla birlikte on adet sarırenkli kısrak açığa çıkarılmıştır. Bu kısrak kalıntıları çok iyi korunmuş durumdadır. Atların iç organları korunduğu için ölmeden önce ne yedikleri tespit edilebilmiştir. (66)

I ve II numaralı kurganlarda genç atların köpekdişi onların 3.5
yaşlarında olduğunu gösterir ki bu onların kışmevsiminde değil de yaz sonlarında öldürüldüklerine dair başka bir delildir (67).

Mezarlarda bulunan bitkisel kalıntıların yetişme zamanları atlar
üzerindeki bulgulardan daha net kanıtlar sunmaktadır. Kurgan 3'te mezar odasını kaplayan ağaç kabuğu levhalarından oluşan şeritler arasında biriken yosun içindeki çiçekler beyaz-yeşil otlar şeklindeydi. Bu bitkinin gelişim safhası onun haziranın sonunda veya temmuzun başında yani yaz mevsiminin ilk yarısında toplanmış olduğunu göstermektedir.

Kurganlarda ortaya çıkarılan bazı yosunlarda toplanan Hylocomium Splendens filizleri yetişme zamanı ilkbahar veya yaz mevsimine dayandırır (68).

Mezar odalarında kullanılan karaçam ağacının gövdesi ve mezar
odalarının bazı bölümlerinde kaplama olarak kullanılan karaçam kabuğu soyulmuş olması açısından ilkbahar-yaz mevsimine işaret etmektedir. Zira teknik olarak sonbahar ve kış aylarında karaçam ağacının kabuğunu belli şeritler halinde soymak imkansızlaşır....

.....devamı pdf de




PAZIRIK KURGAN BULUNTULARI VE BULUNTULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ



I. PAZIRIK KURGANLARI BULUNTULARI


Pazırık Buluntuları’nda yapıldığı malzemeye göre herhangi bir ayrıma gitmek oldukça zordur. Eserler üzerinde kullanılan malzemenin kompozit olması tek başına kullanılan malzemenin yok denecek kadar az olması bundaki en önemli faktördür. Altay sanatının dikkat çeken bir yönü malzemeye uygulanan sanat tekniklerinin ve çok çeşitli malzemenin tek bir eserde kullanılmasıdır.

Örneğin canlı renklerin yanında mat renklerin kullanılması hem de üzerlerinin kalay yada gümüş gibi madenlerle kaplanması bu fikri destekleyen en önemli örneklerdir.(126)

Kurgan buluntuları arasında sayısal çoğunluk açısından yaşadığı dünyada ve inandığı diğer dünyada her zaman yanında bulunan at ve onunla ilgili koşum takımları önemli bir yer tutar. Pazırık buluntularında atla ilgili eserlerin yoğun olması at gömülerinin sayısal çoğunluğunun yanısıra atların, koşum takımları ve süslenmiş olarak gömülmesinden kaynaklanmaktadır.

Atla ilgili malzemenin sayısal çoğunluğuna bağlı olarak asıl malzemesi ahşap ve deri olan maddelerin yoğunluğu söz konusudur. Asıl malzemesi ahşap ve deri olan bu tür eserlerin dış yüzeyleri üzerine çeşitli altın ve gümüş gibi maddelerle yapılan aplikler ve kaplamalar mevcuttur.

Pazırık Buluntuları içerisinde atlarla ilgili buluntular arasında kalabalık bir grubu dizginler oluşturmaktadır. Altaylardaki tipik dizginlerle uyum gösteren Pazırık dizginleri, genel olarak hafif gemlerden, iki yanak ipi, çapraz ip, kayışa asılı başın ön tarafı için kullanılan plakalardan oluşmaktadır. Gemlerde kullanılan halkalar bronz ve demirdendir. Hafif olan gemler genellikle düz olmakla beraber bazı dizginlerde S şeklinde olanlarıda vardır.

Tipik gemler ahşap olmasına rağmen Pazırık’ta rastlanılanlar bronz ve demirdir. Bozkır kültürünün hakim olduğu sahalarda yoğun olarak rastlanan ve Pazırık örneklerinde de çokça bulunan bu tür hafif gemler savaşalanında at üzerinde hızlı ve kontrollü manevralar yapmak için yapılmıştır. Dizgin deri iplerin sarmal hale getirilmesi ile dikilerek tahta oymalarla süslenmişlerdir.

Yanak iplerinin uçları, açılan gem parçasının içinden geçmektedir. Bazı dizgin örnekleri; eğri gagalı, grifon başları; kanatlarıaçık, kartal grifonu, moflon başları ile süslü olması, ona bir şematik bir özellik kazandırmıştır. Dizginlerin üzerlerine sonradan aplike edilen ahşap parçaların tamamıyla altın kaplı olması atlara zengin bir görünüm kazandırmıştır.

Pazırık’ta ele geçen eyer tipleri Keçeden ve kıldan yapılmış eyer atın arkasından ve alttan bir iple bağlanabilen uzantılara sahiptir. Eyerlerin üzerlerine genellikle bir avcı hayvanın otçul bir hayvana saldırması figürleri işlenmektedir.

Kurganlar içerisinde sadece V numaralı kurgandan çıkarılan at arabası; bulunan parçalardan en önemlisidir. 3 metreden daha fazla
uzunluğa sahip olan ahşap arabada 3 çerçeve, tahta direkler ve deri iplerle tutturulmuş, tente için taban oluşturmuştur. Her dört tekerleğinde 34 tane tahta akort bulunmaktadır. Daha sağlam olması için ağaç kabuğu ve tutkalla yapıştırılmıştır. Akslar dönme özelliği göstermediğinden sadece düz yolda gitmek için kullanıla bilinmektedir. Bu arabanın çok iyi korunmuş olması açısından eşsiz bir parça olarak değerlendirilmektedir.

Pazırık Buluntuları arasında sayısal yoğunluk açısından ikinci sırada
yer alan grup ise keçe örtüler ve kaplamalar ile dokuma halı ve kilimler öneli yer tutmaktadır. Keçe örtüler mezar içine konulan buluntulardan çok mezar odasının dizaynında kullanılmıştır. Bozkır çadırlarında kullanıldığı üzere mezar odalarında da duvar kaplamalarında ve taban döşemelerinde kullanıldığı düşünülen keçeler, mezar buluntularından daha çok mezar odası yapısı içine alınmalıdır.

Dokuma eserler içerisinde az da olsa sağlam kalabilen halı parçaları,
eserler arasında bulunan nadir parçalardır. Dünyanın en eski yığma halısı olarak değerlendirilen ve nitelik açısından zengin ve çok çeşitli bir yapıya sahip olan V numaralı kurgandan çıkarılmış olan halıda her biri dört lotus bitkisi figürlü yirmi dört çapraz şekilli figür içermektedir. Bu kompozisyonun iç kenarlarına yirmi dört geyik işlemesi arkasında grifonlar yapılmıştır.

Bordürden bir sonraki kenarlar at üzerinde insan figürleriyle süslenmiştir. Bir zamanlar canlıkırmızı, koyu mavi ve sarırenkler zamanla matlaşmıştır.

Simetrik ünlü Türk çift düğüm tekniğiyle yapılmıştır. Her desimetrekarede 3600 düğüm, toplamda 1,250,000 düğümden oluşmuştur. Bu yüzden halı çok sık bir yapıdadır.

VI numaralı kurganda ele geçen ön önemli eser yarısı korunmuş bir
aynadır. Ortasında ilmik halkalısı bulunan aynanın ön tarafı cilalı, arka tarafı ise kabartma teknikle süslenmiştir. Kabartma süs ünlü ‘kanat ve tüy’ figürü ve T şeklinde figürler içermekte, figürlerin arasında kalp şeklinde yapraklar da işlenmiştir.

Kurganlarda ele geçen buluntuların malzemesel değerlendirilmesinden çok eserler üzerindeki üslupları değerlendirmek dönemsel anlayışı ve düşün yapısını çözümlemek açısından son derece önemlidir. Tekstilden ahşaba, keçeden vücutlarındaki dövmelerine kadar çok çeşitli malzemeler kullanılarak oluşturulan eserler üzerinde ortak, tek bir üslubun kullanılarak büyük sanat eserleri meydana getirmeleri yaşamları ve inanışlarını günümüz kültürel şartlarında anlaşılabilmesi büyük önem taşımaktadır.

Kurganlarda bulunan silahlar ilgi çekici olmasına rağmen herhangi
bir karşılaştırma yapmak oldukça zordur. Karşılaştırma için en önemli buluntu İskit tipi bir yaydı. Bu yay tipi hakkındaki karşılaştırma olanağı sadece V numaralı kurganda bulunan halının üzerindeki ata binen savaşçı figürünün sol yanındaki İskit tipindeki yay kabıdır. Fakat kurganların hiç birinde gerçek bir yay çıkmaması ilginç bir niteliktir.

Silahlarla ilgili olarak zayıfta olsa II numaralı kurgandan ele geçen
kemik ok başları ve III numaralı kurgandaki ok çubukları önemlidirler. Ele geçen iki adet ok başları geyik boynuzundan olup şekil itibariyle İskit tipi gizli yuvalı piramit şeklindedir.

60cm uzunluğunda ok başlarının yuvalarının 15 mm derinliğinde ve
5mm çapında olduğu anlaşılmıştır. Çubuklar 6-7mm çapındadır, ön tarafın arka uçlarındaki çentiklerin genişliğinden yay iplerinin 5mm çapında oldukları anlaşılmaktadır. Oklar da muhtemelen tüylere bağlı bulunmaktadır, çünkü çubukların uçlarında ipler bulunmuştur.

Ok çubuklarının üzerindeki resimlerden özellikle bahsetmek
gerekir. Bunların hepsi oyma tekniğinde yapılmıştır, bazıları bütün çubuk boyunca, bazılarıda arka taraftan çubuğun 1/3 inde bulunmaktadır.

Resimlerde kırmızıve siyah renkler kullanılmıştır. Ancak zamanla bunlar fark edilmeyecek kadar koyulaşmışlardı. Motiflerin çeşidi az olmasına rağmen değişik kombinasyon ve renk karışımlarıyla çok çeşitli figürler ortaya çıkmıştır. Temel motifler enine eğri çizgiler, devamlı ve diyagonal bölme işareti gibi çizgiler, kavisli-kıvrımlı çizgiler, düz veya sıralı dişlemeler ve çengellerdir. Bu motiflerin kombinasyonunun yanında renklerin de kullanılmasıyla çok çeşitli figürler ortaya çıkmıştır.

2. mezardaki öldürülmüş savaşçının kafatasındaki ve bütün mezarlarda bulunan atların kafataslarındaki 16-18mm çaplarındaki izlerden anlıyoruz ki savaş baltaları da silah olarak kullanılmışlardır. Savaş baltalarının kesitleri yuvarlak değil oval (11-16mm) biçimdedir. Vurucu kısmı yuvarlak daha çok rhomboidal biçimdedir.

Savunma silahları olarak sadece kalkanlar bulunmuştur. Bunlar
birbirine benzer iki tiptir. Küçük bir kalkan (28-36cm), 34-35 yuvarlak çubuk parçasından oluşuyordu. Bunlar dikkatlice yontulmuş ve ince bir deriye geçirilmişlerdir. Bu çubukların deriye geçtikleri yerler, eşkenar dörtgen bir motif oluşturacak şekilde kesilmişlerdir. Kenarlar boyunca deri kıvrılmış ve arka tarafa tutturulmuştur. Arkanın ortasında ön taraftan geçen genişbir
kayış bulunmaktadır. Bu kayışlarınla eyerlere bağlandıkları anlaşılmıştır.

Bu tip kalkanlar Pazırık'taki I, II, IV numaralı kurganlarda bulunmuşlardır. Diğer bir tip kalkan ise III. numaralı kurgandan çıkmıştır. Üç adet bulunan ve diğerlerine oranla büyük olan bu tiplerin (53cm-69cm) üst tarafları eğimliydi. Diğerlerinde olduğu gibi bunlar dikkatlice yontulmuş yaklaşık l cm çaplı tahta çubuklardan oluşmakta ve bir deriye geçirilmişti.

Diğerlerinden farklı olarak iki adet de çapraz çubuklar bulunmaktadır. Deriye geçirilmiş çubuklardan oluşan bu tip kalkanlar İskitlerin tipik savunma silahları arasındadır.

II. numaralı kurganda Altaylarda, dönemiyle uyuşmayan savaş adetlerine rastlanmıştır. Burada bir cesedinin kafasında derisinin
yüzüldüğünü gösteren izler bulunmuştur. Başın ön kısmındaki deri kulaktan kulağa kadar kesilmiş ve arkaya doğru boyuna kadar sıyrılmıştır. Bu izler Herodotos tarafından anlatılan, bir İskitlinin öldürülen bir düşmanın kafa derisini yüzme metoduyla aynıdır. (127)

Yerleşik kavimlerde gelişen sanatsal öğelerden yoksun olmalarında
hiçte azımsanmayacak kadar sanatkarane hayvan üslupları bozkır kültürünün hiçte basit bir göçer kültürü olmadığını göstermektedir. Genelde günlük eşyalar üzerinde kullandıkları bu sanatsal figürlerin kaynağını doğadaki akıcılık ve canlılık oluşturur. Pazırık Buluntuları’nın bir çoğu üzerine yapılan incelemeler neticesinde bir çok gerçek ve fantastik hayvanlar etkileşim içerinde figürsel bir dille işlenmiştir. Fantastik hayvanlar bu kültüre sahip insanların mitolojik dünya görüşünün temsilcilerini gösterir. Pazırık sanatı
daha çok süslü kompozisyonları ve hayvan figürleri arasındaki etkileşimleri resmeden kompozisyonları içerir.

Buluntular üzerinde bozkır insanının kompozisyonlarda ağırlıklı doğada iç içe olduğu gerçek hayvanların yanısıra dinsel öğelerinde etkisiyle hayali ve karmaşık hayvan figürleri de yer almaktadır. (128)

Ahşap eserlerden keçe ve hemen hemen diğer bütün eserler üzerine
çeşitli tekniklerin kullanılmasıyla aktarılan tasvirler doğadaki gerçek çizgiler ışığında gerçekleştirilmiştir. Canlı hareket kuralına bağlı kalınarak yapılan tasvirlerinde sanatçının ait olduğu kültürün ince çizgilerini görmek mümkündür. Buluntular üzerinde işlenen tasvirlerin koruna gelmişen önemli parçalarını II numaralı kurganda görmek mümkündür. 

Bu kurganda keçe örtüler üzerine işlenen apliklerde yabani hayvanların av sahneleri canlandırılmıştır. Bir kaplanın geyiğe yada aslanın dağkeçisiyle mücadelesin anlatıldığı sahnelerde hayvan üslubundaki canlılık imgesini burada aynen görmek mümkündür. Bu mücadele sahnelerinde bazen av niteliğindeki hayvanın aldığı darbeler neticesinde yüzündeki acı ifade, vücudunun yere çömelmesi bazen de arka ayaklarının ters dönmesiyle tasvir edilmiştir. Bir hayvanın diğerine saldırdığını gösteren hareketli sahneler, o dönemin ekonomik ve sosyal hayatını getirileri sonucu doğan hayvan üslubundan kaynaklanmaktadır. Avlanan hayvanı tüm doğallıyla tasvir eden bozkır sanatçısı kaplanın karın ve kas yapılarını doğadakine uygun olarak betimlemiştir. Hayvanları canlı biçimde anlatıldığı sahnelerde hareketliliği sağlayan kaslar nokta, virgül ve hilal şeklinde tasvir edilmiştir.

Yine günlük kullanım eşyaları üzerinde de hayvan üslubu tüm
canlılığıyla kullanılmıştır. The Lady ve II numaralı kurganda ele geçen küçük masaların ayakları arka ayakları üzerinde duran, ön ayakları ve ağzıyla birlikte masayı tutarmış gibi gözüken kaplanla motifiyle süslenmiştir. Kaplan dişlerini ve pençelerini dayamış masanın plakasını tutmakta ve kıvrık kuyruğuyla yere daha sağlam basar pozisyondadır.

Hayvan üslubunda gerçek hayvanlara yüklenen canlılığın yanısıra
sanatçı düşsel hayvanlara da düşündüğü ölçüde canlılık ve gerçeklik
yüklemiştir. Figürlerde kullanılan en önem düşsel hayvan grifondur. 

Genellikle Kaplan vücudu ve kartal kafası birleşimli olarak; ağzında bir geyikle ve geyikle av münasebetinde tasvir edilen grifonu sadece belli bir malzeme ve eser üzerinde sınırlandırmamıştır. Sanatçı bu tür çalışmalarında soyut olan güç ve iktidarın grifon figüründe tek vücut haline getirerek somutlaştırdığını söyleyebiliriz. Grifon figürler oluşturulurken kullanılan yatay oyma teknikleri ve motiflerin seçimi Altay Bozkır Kültürü’nün tipik yansımasıdır.

Altaylarda ve Pazırık Kültürü’nde bozkır sanatçısının yoğun olarak
kullandığıhayvan harici diğer figür ise lotus çiçeği motifidir. Kil kapların üzerinde ve kesme deri apliklerde yoğun görülen bu figürün güneşi sembolize ettiğini söylemek mümkündür. Hintlilerin kutsal çiçeği Altay Kültürü’nde iyi tanınmaktadır. Ağaç, deri ve keçe işlerinde önemli bir süs niteliği taşımaktadır.

Önemli buluntular arasında yer alan Herodotos’ta da bahsi geçen
buhar banyolarının (tepirhane) bir benzerine de II numaralı kurganda rastlanılmıştır. Altıbacaklı konik bir çadır biçiminde olan tepirhanelerin yanı sıra banyo esnasında kullanılan uyuşturucu tohumların konulduğu sürahi yada mataralar ile buharlaşmanın sağlandığı içi taşlarla dolu bronz legen şeklinde kaplar açığa çıkarılmıştı.

Tohumların konulduğu kaplara Pazırık insanı ayrı bir önem göstererek hayvan üslubunun en güzel örneklerini bu kaplara aplike etmiştir. The Lady ve İki numaralı kurgan buluntuları arasında bu tür kaplara rastlanılmıştır.

Aynı figürlerin işlendiği bu kaplara verilen değeri ortaya çıkarmaktadır. Bu tür kaplar İki parça deriden iç kısımdan dışa doğru dikilerek oluşturulmuştur. Sürahinin iki tarafında da bir akbaba-kartal grifonu’nun bir kekliğe saldırışı resmedilmiştir. Düzgün Kesimler ile uzatılmış üçgenler tüy, kuyruk ve diğer detayları vurgulamak için kullanılmıştır. Sürahi kenevir tohumu saklamak için kullanılmaktadır. Tepirhane adı verilen dinsel uyuşturucu içme törenlerinin bir parçası olarak kullanılmış olmalıdır. Vücudu hayvan üslubunun çarpıcı örneklerini sergileyen dövmelerle kaplıdır. 

II numaralı kurganın mezar odasında bulunan dövmelerle kaplı cesedin gövdesi maalesef kötü korunmuş durumdadır. Buna rağmen vücudun sağ tarafında yer alan dövmeler koruna gelmiştir. Bilekten omuza kadar olan sağkol üzerine, altı düşsel hayvanın dallıboynuzları, arka kısımları avlanma sahnelerindeki vahşi bir hayvan tarafından vurulan ilk darbede olduğu gibi ters bükük şekildeki geyikler dövme olarak işlenmiştir. 

Mumyanın sağ ayağında diz kapağından ayak bileğine kadar balık figürüyle işlenmiştir. Göğsündeki kaplan figürünün kuyruğu helezon şeklindedir. Sol kol üzerinde iki erkek geyik ve arka ayakları üzerinde zıplayan bir dağkoyun bulunmaktadır. İkinci kurganda bu cesedin şaman güçleri olduğunu düşündürmekte ve kurgandan yoğun olarak çıkarılan ritüel objeler de bu fikri desteklemektedir.
Sadece II numaralı kurganda değil, diğer kurganlarda da ele geçen
mumyalanmış cesetler üzerinde çeşitli dövmeler bulunmaktadır. 

Dövme sanatın ilkleri sayılabilecek MÖ 500- 300 tarihlenen Pazırık’ta ele geçen bu dövmeler üzerinde yapılan çalışmalar erken dönem dövmeciliğinin anlaşılabilmesi açısından son derece önemlidirler. (129) Mumyalarda dövme dizaynları İskit kurganlarında ele geçen dövme örnekleri ve günümüz Türk Pers stilleriyle benzeşmektedir.(130)

Dövmeler olasılıkla iğneyle ve genç yaşta yapıldığı anlaşılmaktadır.
Pazırık dövmeleri üzerinde yapılan incelemelerde doğadaki hayvan
hareketlerini esas alarak ortaya çıkmışolan hayvan üslubundaki canlılığın dövmelerde kullanımı, mistik hayvanlara doğadaki hayvanların hareket canlılığı yüklenerek sağlanmıştır.

Pazırık Kurganları’ndan yaklaşık olarak bin iki yüz yıl sonrasına ait
olan manas (131) destanında verilen bilgilerle Pazırık buluntuları arasında benzerlik gözlenmesi bize kurgan kültürüne sahip halklar arasında yatay pareliklerin yanısıra zamansal dikey paralelliklerinde olduğunu söylemeyi mümkün kılar.



1) Mızıulu 1994: 20.
2) Mongait 1961: 145.
3) Radloff 1954: 90.
4) Ögel 1991: 17.
5) Radloff 1956: 90.
6) Ögel 1991:24-25.
7) Mongait 1961: 149.
8) Ögel 1991: 31.
9) Durmuş2002: 15- 24
10) Bleeker 1997: 5, Cosmo 2004: 35 Hiebert 1992: 117- 129.
11) Kafesoğlu 1987: 12.
12) Hancar 1952: 180
13) Radloff 1954: 115-117.
14) Mongait 1961: 169.
15) Tarhan 2002: 598.
16) Tarhan 2002: 598.
17) Tarhan 2002: 598.
18) Tarhan 2002: 598.
19) Ökmen 1991:84- 221
20) Diyarbekirli 1992: 23.
21) Rudenko 1970: 279
22) Diyarbekirli 1993: 101.
23) Tarhan 1969: 164
24) Mongait 1961:172.
25) Diyarbekirli 1993: 227.
26) Tarhan 1969: 165
27) Diyarbekirli 1992: 21- 22.
28) Pitrowsky 1976:4- 8.
29) Mızıulu vd. 1994: 20- 29.
30) Ünal 2002: 3- 34.
31) Artemenko- Bidzilia 1976:17-18.
32) Tarhan 2002: 598
33) Mızıulu vd. 1994: 20- 29.
34) Diyarbekirli 1972: 40
35) Drews 2004:19
36) Diyarbekirli 1972: 65
37) Rudenko 1970: 26
38) Diyarbekirli 1972: 99
39) Rudenko 1970: 26
40) Rudenko1970: 27

41) Drews2004: 74
42) İnan 1998: 261
43) Rudenko 1970: 1
44) Rudenko 1970: 1
45) Rudenko 1970: 1-7, İnan 1998: 261
46) Radloff (Çev.: Ahmet Temir)1956: 101.
47) İnan 1998: 261
48) Ögel 1991: 62.
49) Rudenko 1970: 13, Drews 2004: 74
50) Polosmak 1994:80-103.
51) Diyarbekirli 1972: 99.
52) Polosmak 1994:80-103
53) Mongait 1961: 167-177
54) Rudenko 1970: 28
55) Hancar 1952:172
56) Rudenko 1970: 307
57) Rudenko 1970: 6
58) Rudenko 1970: 11
59) Roes 1958: 27.
60) Diyarbekirli 1972:103.
61) Ögel 1991: 62.
62) Polasmak 1994: 88- 89
63) Drews 2004: 74.
64) Rudenko 1970: 27- 28
65) Gryaznov 1969: 32.
66) Drews 2004:74
67) Rudenko 1970:28 -29
68) Rudenko 1970: 28

126) Zavituthina 1976: 37.
127) Herodotos, IV, 64. "Kulakların yalanından kafayı dolaşacak şekilde bir oyuk açar, kafayı elleriyle tutup derisini çıkartır sonra bir öküz kemiğiyle yağım sıyırır eliyle ovarak yumuşatır şimdi artık onu bir tozluk olarak kullanabilir. Atının başlığına asar ve bundan büyük bir onur duyar."
128) Trıshına 2005: 19- 48 (Kaplan 11, aslan 6, kuşgrifon 14, Aslan grifon 6, kurt 6, ayı1, düşsel hayvan 2, geyik 13, elk 4, siyah keklik 1, koç 6, at 3, keçi, 2, kaz / kuğu 7, balık 1, yaban domuzu 2, antilop 3, horoz 2.)
129) Rush 2005: 27.
130) Rush 2005: 28
131) İnan 1998: 164(1. cilt), İnan 1998: 209(2. cilt). (“Ak saray içerisine defin ettiler. Kök saray yaptılar. Dokuz günde doksan kısrak altıgünde altmış kısrak kestiler. Sırmalı elbiselerini dokuzar dokuzar ayırıp halka üleştirdiler. Çam ağacından kalın tabut yaptırıp iç tarafını altınla dıştarafını gümüşle süsleyerek manası koydular.(metin, s.114 mısra 1792)” MS. IX. yüzyıla ait Manas Destanı’nda geçen bu mısra Han Kökütey’e ait cenaze merasimi hakkında bilgiler vermektedir.)





Yunus Ekim , 2006 
Tez Danışmanı : Prof.Dr.İlhami Durmuş 


***