"TÜRK ATA YURDUNA VE TÜRKÜN BAĞIMSIZLIĞINA SALDIRANLAR KİMLER OLURSA OLSUN , ONLARA BÜTÜN MİLLETÇE SİLAHLA KARŞI KOYMAK VE ONLARLA ÇARPIŞMAK GEREKİYORDU."
Mücadele ve savaş… İnsanlar mücadele eder, milletler savaşır. Hayatın ve tarihin gerçeklerinden biri. Bütün çabalara rağmen insanlar arasında sürekli uyum, milletler arasında sürekli barış kurulamamış, yer yüzünde kavgasız, çatışmasız bir dönem yaşanmamıştır. Çünkü mücadeleyi, savaşı doğuran sebepler ortadan kaldırılamamıştır. Mücadeleler, savaşlar birer sonuçtur; onların arkasında yatan sebepler vardır; sebepler yok edilmedikçe sonuçlar da zaman boyunca akıp gidecektir. Tarih boyunca savaşlar türlü sebeplerden meydana gelmiştir; coğrafyadan, toplum ve devlet yapısından kaynaklanan savaşlar gibi: Kabul etmek gerekir ki coğrafî şartlar savaşların başta gelen sebepleri arasında yer alır. Toprak yetersizliği, maddî vasıtaların, toplumu doyurucu ölçüde verim düzeyine ulaşmaması savaşların başta gelen sebepleri olarak tarihe geçmiştir. Özellikle imar ve refah açısından kıtalar arası dengesizlikler, bir kıtanın maddî darlık ve perişanlık içinde bulunmasına karşılık öbür kıtanın göz alıcı bir yaşantı gerçekleştirecek imkânlara varması tarihi kaplayan savaşlara yol açmıştır. Avrupa-Asya; Avrupa Anadolu arasında tarih boyunca süregelen savaşlar bu açıdan canlı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzyılları kaplayan mücadeleler gözden geçirildiği zaman temelde yatan önemli sebeplerle karşılaşılmaktadır. Yeni Çağ’da Avrupa’yla Asya arasında uzun savaşlar cereyan etmiştir. Ayrıca Anadolu-Batı savaşlarının Etilere kadar uzanan bir tarihi vardır. Bu savaşlar sebep açısından incelendiği zaman coğrafya, hayat düzeyi ve tabiat kaynakları gibi şartların ağırlık kazandığı görülmektedir. Orta Çağ Avrupa’sı maddî ve manevî açıdan tam bir perişanlık içindeydi; hiçbir insanî duygu ve anlayışla bağdaştırılması mümkün olmayan gladyatör oyunları, Engizisyon mahkemelerinin ölüm saçan kararlan, din ve mezhep kavgalarının yarattığı katliamlar, sade deyimiyle, soy kırımlar, Avrupa’nın tarihinde insan haklarının, insan sevgisinin yer almadığını ortaya koymaktadır. Bu gerçek şartlar aynı kıtanın Yeni Çağ’da uyguladığı sömürgecilik, insan sömürüsü düzeninin doğuşunun ve yayılışının ortamını hazırlayacaktır. Ayrıca kilise baskısı, iskolastik felsefe, derebeyi zulmü, yüz yıl, otuz yıl savaşları, maddî yokluktan kaynaklanan köylü isyanları Avrupa’yı yaşanmaz bir ülke durumuna getirmişti. Buna karşılık aynı dönemde Asya’da insanlar refah içinde yaşıyordu; ileri bir düşünce düzeyine ulaşılmıştı. Orta Asya’da Karahanlı Devleti’nde Farabi, İbni Sina, Yusuf Has Hacib hürriyeti tanımlıyor, müsbet ilmin, gökbilimin, tıbbın esaslarını ortaya koyuyor, halka hizmet devletinin yapısını inceliyordu. Anadolu’da Mevlâna dünyanın yuvarlaklığından söz ediyor, hangi dinden olursa olsun bütün insanları dergâhına çağırıyordu. Avrupa bu düşüncelere ancak yüz yıllar sonra Asya kaynaklarına eriştiği zaman varabilmişti.
Mev’ut toprakları, başka bir deyimle, vadedilmiş yüce toprakları kurtarmak amacıyla, din adamlarının önderliğinde yola çıktıklarını söyleyen Haçlıların asıl amaçlarının, oralardan gelenlerden dinledikleri refah düzeyine ulaşmak, Asya kaynaklarını ele geçirmek olduğu tarihin kaydettiği bir gerçektir. Bir gayeleri daha vardı: 1071′de Malazgirt Zaferi’ni kazanarak ikinci kez Batı’ya doğru ilerleyen Türkleri Anadolu’dan atmak. Doğu-Batı; Anadolu-Avrupa arasında kaynak ve pazar mücadelesi böyle başlar. Hıristiyan Avrupalılar Haçlı Seferi eri’nden hayal ettikleri sonuca varamadılar, ama, elleri boş olarak da dönmediler. Yanlarında getirdikleri eserlerle Avrupa’nın maddî ve manevî perişanlıktan kurtarılmasını sağlayan hareketin başlangıcının temelini hazırladılar. Haçlı Seferleri’ni izleyen Marco Polo’nun, Polo Kardeşlerin 25 yıl süren Asya seyahatinin de Avrupa’nın uyanışında büyük etkisi olmuştur. Özellikle anılan gezginlerin Asya’dan getirdikleri coğrafî bilgiler, pusula, barut ve matbaa Avrupa’da yeni bir dönemin açılmasını sağlamıştır. Coğrafi bilgiler özellikle pusula sayesinde Avrupalı denizciler okyanuslara açılacak, Amerika’yla birlikte bir çok yeni toprakları keşfedecek, Afrika’nın güneyinden dolaşmak suretiyle Hindistan’a varacaklar, Yeni Çağ tarihinde coğrafî keşifler, coğrafî yenilikler adıyla geçen bu hareketler sayesinde Avrupalılar dünya ticaretine hâkim olacaklar, sonraki dönemin en önemli atılımını oluşturan sanayii besleyecek kaynak ve pazar, geniş deyimiyle sömürge düzenini kuracaklardır. Avrupalı, ileri derecede imar ve refahı müsbet ilim ve sanayi sayesinde gerçekleştirmiştir. Müsbet ilmin hayata aktarılmasından doğan sanayi, canlı gücün yerini alan gaz, buhar, elektrik gibi canlı olmayan gücün yarattığı yeni üretim düzenidir. Bu suretle elde edilen sınırsız üretim imkânı Avrupa’yı iktisadî ve siyasî hakimiyete ulaştıran zenginliğin temelini meydana getirmiştir; müsbet ilim sayesinde tabiat kanunlarına ulaşılmış, tabiat kaynakları insanın emrine ve hizmetine verilmek suretiyle maddî ilerleme gerçekleştirilmiştir; sömürgelerden, sanayileşmemiş ülkelerden elde edilen ham madde sanayide işlenerek ürün haline getirilmiş, ürünlerin yine sömürgelerde, sanayileşmemiş ülkelerde satılmasından sağlanan servet Avrupa’ya aktarılmıştır. Avrupa’nın gücünün, imar ve refahının kaynağı budur. Bu kaynağın köküne indiğimiz zaman iki açıdan yine Asya ülkeleri karşımıza çıkmaktadır. Birincisi sanayii yaratan bilgi, ikincisi sanayinin işlemesini, ürünün satılmasını sağlayan çevre; kaynak ve pazar. Avrupa müsbet ilim sayesinde sanayiye ulaşmış, sanayiden elde ettiği güçle Asya ve Afrika topraklarını sömürge haline getirmiştir; dolayısıyla Asya ve Afrika Avrupa’nın sanayiini besleyen kaynak ve pazar olmuştur. Ası! önemlisi Avrupa’yı Avrupa yapan müsbet ilmin Asya’dan daha doğrusu Türk diyarından kaynaklandığı gerçeğidir. Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib’e göre insanın iki temel gücü vardır: Akıl ve bilgi. Akıl Tanrı vergisi. Bilgi insanın sonradan edindiği güç. Bilgiyle göğe dahi yol bulunur.’ Böylece Yusuf Has Hacib insanın bilgi sayesinde tabiata, dolayısıyla dünyaya hakim olabileceğini açıklamaktadır. İnsanın bir iş, bir eser, bir ürün meydana getirmesini sağlayan güç bilgidir; kişi onunla hayallerini gerçekleştirir; yine onunla düşünür; düşüncelerini ortaya koyar, dünyayı daha güzel bir düzeye çıkarmak suretiyle yaşanmaya değer hale getirir, ihtiyaçlarını karşılar. Tarihte yeni bir dönem olarak yer alan Yeni Çağ dünyası, Yeni Çağ medeniyeti de bilginin, ilmin, müsbet ilmin eseridir. Gözlem ve deneye dayanan müsbet ilim sayesinde insanoğlu tabiat kanunlarına ulaşmış, hakim durumuna gelmek suretiyle tabiat kaynaklarından yararlanarak her gün hayat düzeyini biraz daha yükseltmiştir. Geniş deyimiyle, müsbet ilme dayanan sanayiin sağladığı maddî vasıtalarla hem kendisini güçlendirmiş hem de dünyayı yaşantıyı güzelleştirmiştir. Batı’da ilmî yenilikler şeklinde nitelenen olay budur; olayın kaynağı da Türk dünyasıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi medeniyet tarihinde gözlem ve deneye dayanan müsbet ilim akımını ortaya koyan büyük Türk düşünürleri Farabi ve İbn-i Sina’dır. Avrupalılar müsbet ilmi onların kitaplarından öğrenmişler, hayata aktarmak suretiyle sanayii kurmuşlardır. Bu bakımdan Batı medeniyeti dediğimiz olay Avrupa’da birdenbire ve kendiliğinden doğmuş değildir; Türk dünyasından alınan bilgi üzerine kurulmuştur. Onun içindir ki üstün sayılan batı medeniyetinin, Doğu, Asya Türk medeniyetinin devamı olduğunu söylemek, sadece bir gerçeğin anlatımı şeklinde kabul edilmelidir. Ancak sonrası Asya açısından hazin bir dönem niteliğini taşımaktadır. Asya müsbet ilmin, geniş deyimiyle, medeniyetin beşiği olduğu halde sanayi dönemine giremediği için sanayileşen Avrupa’nın kaynağı ve pazarı olmaktan kurtulamamış, eserinin mükâfatını görememiştir. Üstelik Asya gerilik, iptidailik ve güçsüzlük anlamında kullanılan doğu deyimiyle nitelenmiş, daima küçümsenmiş, bu yüzden de Avrupalıya hizmetle yükümlü sayılmıştır. Muhteşem Osmanlı Devleti de aynı acıları yaşadı. 16. yy. sonuna, 17.yy. başların kadar Osmanlı Devleti’nde parlak bir bilim ve sanat hayatı vardı. Farabi ve İbni Sina’nın başlattığı müsbet ilim akımını geliştiren büyük düşünce adamı Kâtip Çelebi, bilginin kaynağının akıl ve nazar, başka bir deyimle, gözlem ve deney olduğunu ortaya koymak suretiyle, 16.yy.da büyük bir atılım gerçekleştirdi; elde edilen bilgi uygulamaya aktarıldı. Türk efsanelerinde yer alan, Nişabur’da büyük Türk bilgini İsmail Cevheri tarafından hayata geçirilmek istenen uçmak düşüncesini, Galata Kulesi’nden havalanarak Boğaz’ı geçen, Üsküdar’da Doğancılar Parkı’na inen Hezarfen Ahmet Çelebi gerçekleştirdi. Lagri Hasan Çelebi icat ettiği füzeyle Saray Burnu’ndan havalandı, Boğaz’da dolandı. Sinan Paşa Yalısı önünde denize indi. Ne var ki 16.yy.da Altın Çağını yaşayan Osmanlı Devleti aynı gücü devam ettiremedi.
Osmanlı Devleti’nde gerileme dönemi l6.yy. sonlarında ulumu akliyenin, bugünkü deyimiyle, akli ilimlerin, müsbet ilimlerin medrese programlarından çıkarılmasıyla başlar. Bu yüzden müsbet ilim akımının önü kesildi. Sonuç olarak da sanayi dönemine girilemedi. Buna karşılık Avrupa büyük sanayii kurdu. Türk dünyasının Avrupa karşısında gerilemesi böyle başlar. Bir sebep daha var. Orta Çağ’da, Osmanlı Devleti’nde halkın ve ordunun bütün ihtiyaçlarını karşılayan bir küçük sanat hayatı, üretim hayatı vardı. Fakat Avrupa’da gelişen sanayi karşısında canlı gücüne dayanan küçük sanatlar rekabet imkânı bulamadı; kapitülasyon ve gümrük himayesinin olmaması yüzünden Osmanlı ülkesinin Avrupa’nın açık pazarı haline gelmesi, üretim hayatının çökmesine sebebî oldu; zamanla Avrupa karşısında iktisadî gücünü yitiren Osmanlı Devleti tarihe mal oldu. Atatürk’ün Türk dünyasında ve Asya’da yeniden doğuş çağını yaratan büyük eseri bu noktada başlar. Atatürk asker olarak hayata atıldığı zaman Osmanlı Devleti gerileme sürecini yaşıyordu. Sömürge, dolayısıyla, sanayii beslemek için kaynak peşinde koşan Avrupalılar Osmanlı Devleti’ni parçalama, aralarında bölüşme yarışı içindeydiler. Böylece hem Osmanlı ülkesindeki kaynakları ele geçirmiş olacaklar hem de tarihi İpek Yolu’ndan Asya kaynaklarına ulaşmak imkânını bulacaklardı. Onun içindir ki kendini Türk dünyasını kurtarmak ülküsüne adayan Atatürk Avrupalılarla mücadele ederek büyük eserini kurmaya başladı, Atatürk’ün mücadele hayatı üç aşamalı bir seyir izler: Askerî mücadele, siyasî mücadele, başka bir deyimle, yeni bir devlet kurma mücadelesi, yeni bir medeniyet yaratma mücadelesi. Askerî mücadele Trablusgarp’ta başlar, 9 Eylül 1922′de İzmir’de zaferle sona erer. Yıl 1911. İtalyanlar Osmanlı ülkesinin bir bölümünü ele geçirmek için Trablusgarp’a saldırır. Atatürk bu savaşa katılmakla Avrupa sömürgeciliğine karşı mücadeleye başlamış oldu. Bundan sonra Atatürk askerî mücadele hayatında, Muş ve Bitlis Muhabereleri dışında Çanakkale’de Kanal Seferi’nde, Suriye’de, Filistin’de, Anadolu’da hep Avrupalılarla savaşmıştır. Denilebilir ki Yeni Çağ tarihinde sömürgecilerle, emperyalistlerle en çok savaşan asker Atatürk’tür. Bu mücadelenin ilk başarısı Çanakkale Zaferi’dir. Birincisi Dünya Savaşı’nda müttefikler, İngilizler ve Fransızlar, Ruslara yardım etmek suretiyle Almanya’yı çökertmek, savaşı kısa sürede bitirmek amacıyla Çanakkale’ye saldırdılar. Deniz savaşlarında yenilince Gelibolu yarımadasına çıkarma yapmak suretiyle kara savaşlarını başlattılar. Fakat Anafartalar’da Atatürk’ü aşamayınca geldikleri gibi gittiler, Ruslara yardım edemediler. Bu yüzden savaş dört yıl sürdü. Çanakkale Zaferi sömürgeciliğin gerileme dönemini başlattı. Büyük sanayinin sağladığı iktisadî ve siyasî hâkimiyet, Avrupa’nın üstünlük havasına girmesine yol açmıştı; Avrupa medeniyet dünyası, üstün ırkın, üstün insanların yaşadığı ülke sayılıyordu. Buna karşılık Asyalılar, geri, iptidaî toplumlar olarak aşağılanıyordu. Avrupalı güçlü, Asyalı, doğulu, güçsüz ve zavallı gibi deyimlerle niteleniyordu; onun alınyazısı sömürge olmaktı. Bu düşünce öylesine kabul ettirilmişti ki Asyalı, kaynaklarıyla, insanlarıyla Avrupalı’nın baskısı altına girdiği halde karşı bir harekette bulunamadı. Çanakkale Zaferi bu yanılgıyı kökünden yıktı. Çanakkale’de Avrupalılar, Türklere, dolayısıyla Asyalılara, Doğululara yenilmiş cepheden, savaştan çekilmiştir; sonuç şudur: Asyalı, Avrupalıyı yenmiştir; şu halde Asyalı Avrupalıdan daha güçlüdür; daha üstündür. Avrupalının üstün, Asyalı’nın geri ırk olduğu görüşü sadece bir yanılgıdır; onların başvurduğu bir aldatmacadır; Asya’nın uyanışı böyle olmuştur; gerek çekilme, gerek savaşın uzun sürmesi Asya’da mücadele ruhunun doğuşunu sağlamıştır. Asyalı yeni bir inanca kavuşmuştur; onun alınyazısı sömürge halkı olmak değil, hür ve bağımsız yaşamak, Avrupalı’nın pazarı durumuna düşmemek, kaynaklarını kendi gücüyle kendisi için kullanmaktır. Gücü bu amaca ulaşmaya yeterlidir. Çanakkale Zaferi sömürgelerin, mazlum milletlerin hürriyet ve bağımsızlık savaşına başlamaları için gerekli düşünce ve inanç ortamını hazırlamıştır. Bu sayede Asya’da, Afrika’da sömürgeler hürriyet ve bağımsızlık mücadelesine girişmişler, mücadeleyi kazanarak bağımsız devletler kurmuşlar, kaynaklarına hâkim olmuşlardır. Asıl önemlisi, sömürgelerin bağımsızlık mücadeleleri sonunda Avrupalıların kaynak ve pazarlarını yitirme dönemine girmiş olmalarıdır. Bu da Batı’nın yıkılışı demektir. Atatürk’ün Çanakkale’de kazandığı zafer sömürgeciliği, emperyalizmi ortadan kaldıracak süreci başlatmak suretiyle tarihin, özellikle Avrupa tarihinin akışını değiştirmiştir. Atatürk bu yoldaki mücadelesini İstiklâl Savaşı’yla devam ettirmiştir. Avrupalılar, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Ordusu’nu cephelerde yenememiştir. Ancak müttefiklerinin silâh bırakması üzerine Osmanlı Devleti mütareke istemek zorunda kalmıştır. Savaşarak değil, Mondros Mütarekesi’nden yararlanarak Anadolu’yu yer yer işgal eden Avrupalılar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar asırlık hayallerinin gerçekleştiğini sandılar. Anadolu’da kaynak arayışına giriştiler. Trabzon’daki İngiliz askerî temsilciliğinde bulunan bir mühendis Erzurum ve Sivas dolaylarındaki madenleri ve demiryollarını incelemeye koyuldu.2 Onlara katılan Amerikalılar da Anadolu’nun zenginliklerinden yararlanmak için önce yardım heyetleri gönderdiler; ardından kaynak arayışına giriştiler. Amerikalıların Osmanlı Devleti sınırları içinde 304 eğitim misyoneri, 65.104 kilise adamı, 11 çocuk yuvası, 337 ilkokul, 28 orta öğretim kurumu, 11 kolej, 11 hastane ve 12 dispanser vardı.3 Bunlardan başka Amerikalılar sermaye getirmek istemiştir, fakat güvenlik şartlarını yeterli görmedikleri için vazgeçmişlerdir. Görülüyor ki daha mütareke yıllarında Batılılar Anadolu’yu sömürge haline getirmeğe çalışmışlardı. Çünkü sömürgecinin, emperyalistin amacı her zaman ve her yerde kaynak ve pazar elde etmek, ham madde almak, ürün satmak, gelir sağlamak, sade deyimiyle, para kazanmak ve geçinmektir. Batı gerçeği budur. Avrupalıların, Amerikalıların bütün ülkelerle kurdukları ilişkilerde uyguladıkları değişmez siyaset, değişmez yöntem budur. Ne var ki Atatürk onların, emperyalistlerin Anadolu üzerindeki emellerine kavuşmalarına imkân vermedi. İstiklâl Savaşı’yla bu sonuca varılmıştır. Atatürk İstiklâl Savaşı’nın emperyalistlerle yapılan bir mücadele olduğunu açıkça ifade etmiştir. 29 Aralık 1921 tarihinde T.B.M.M.’de söylediği nutukla Türk Milleti’nin yüz yıllardan beri bütün bir emperyalist ve kapitalist âlemin baskısı altında bulunduğunu; yine aynı nutukla bir yıl, bir buçuk yıl önce milletin onlarla mücadeleye başladığını, emperyalist kuvvetlerin milleti haklarında onur ve bağımsızlığından yoksun kılmak istediklerini söylemiştir. Çünkü onlar sınırsız tabiî hazineleri, geniş memleketi Türk Milleti’nin elinde bırakmayı uygun görmemişler, ülkeyi parçalamak, milleti esir etmek istemişlerdir.4 Yine 19 Eylül 1921 tarihinde TBMM’de söylediği nutukta Yunanlıların yüz yıllar önce Haçlıların izlediği dinî amacı ihya etmeğe çalıştıklarını açıklamıştır.5 Gerçek şudur ki Avrupalılar, Anadolu’ya karşı Haçlı Seferleriyle giriştikleri mücadeleyi sanayileşme döneminde sömürgeciliğe, emperyalizme dönüştürerek devam ettirmişlerdir; amaç değişmemiştir:Anadolu kaynaklarını ele geçirmek! Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen işgal olaylarının sebebi budur.Atatürk İstiklal Savaşı sonunda Avrupalıları yenmekle Anadolu’ya yönelik Batı sömürgeciliğini ortadan kaldırmıştır.Böylece Atatürk Çanakkale Zaferi’nden sonra Batı sömürgeciliğine, Batı emperyalizmine karşı ikinci bir zafer daha kazanmıştır.Fakat mücadele bitmemiştir.
Atatürk’ün mücadele hayatında ikinci aşama siyasî mücadeledir; amaç halk devletini, halka hizmet ilkesine dayanan devleti kurmaktır.6Türkiye Cumhuriyeti Devleti budur. Yeni devlet, uzun savaşlar yüzünden harabolmuş bir Anadolu, maddî varlığı tükenme noktasına varan bir toplum devralmıştı. Onun için yeni devlet hizmet devleti olacak, ülkeyi imara, halkı refaha kavuşturacaktı. Bu da Anadolu’da yeni bir medeniyet kurmayı gerektiriyordu. Mücadelenin üçüncü aşaması budur. İmar ve refah geniş ölçüde iktisadi çalışmalara bağlıydı. Bu bakımdan Atatürk askeri zaferlerin iktisadî zaferlerle tamamlanması gerektiğini söylemiştir. Türk Milleti geniş kaynaklara, Atatürk’ün deyimiyle, sınırsız tabiî hazinelere, geniş topraklara sahiptir. Avrupa Haçlı Seferleri’nden beri bu hazineye göz dikmiştir. İstiklal Savaşı’yla Avrupalıların bu emelleri sona erdirilmiş, Anadolu hazinesi onların saldırısından kurtarılmıştır, bu hazineler Türk halkının refahı ve Anadolu’nun imarı için kullanılacaktır. "Milli kültürü muasır kültür seviyesinin üstüne çıkarmak" amacını bu şekilde anlamak ve anlatmak gerekir. Medeniyet, bir yönüyle, mücadele vasıtasıdır; insan varlığının korunması, geliştirilmesi, daha güzel, daha mutlu bir dünya yaratılması için gerekli maddî ve manevî vasıtaların bütünü. Toplumlar ancak medeniyetleriyle yaşarlar ve yükselirler. Onun için de medeniyet alanında daima ilerlemek zorundadırlar. Avrupa’yla Anadolu arasındaki mücadele coğrafyadan ve tarihten kaynaklanmıştır. Orta Çağ’da Asya’nın hayat, dolayısıyla medeniyet düzeyine özenen, bu amaçla Haçlı Seferleri’ne çıkan Avrupa, Yeni Çağda da iktisadî ve siyasî üstünlüğünden ve Osmanlı Devleti’nin gerilemesinden yararlanarak Anadolu’ya saldırdı, ama, Türk Milleti’nin gücü ve Atatürk’ün dehası karşısında geri döndü. Fakat amaç değişmemiştir. Bu sebeple daima hazırlıklı olmalı, tedbiri elden bırakmamalı. Onlar gelecekte de toplumun zayıf bir anında pazar ve kaynak ihtiyacıyla Anadolu’yu tekrar ele geçirmek isteyebilirler, çünkü onlar pazar ve kaynak sebebiyle daima bu emelin peşinde koşarlar, bu emelden vazgeçmezler; yine gelebilirler. Bunu önlemenin tek yolu onlardan üstün, onlardan güçlü olmak, milli kültürü muasır medeniyetin, özellikle Avrupa medeniyetinin seviyesinin üstüne çıkarmaktır. Avrupa karşısında hür ve bağımsız olarak yaşayabilmek için onlardan üstün duruma gelmeliyiz, saldırdıkları zaman onları yenecek, geri gönderecek bir güç düzeyine yükselmeliyiz. Bu düşünceyi uygulama dallarından biri kuşkusuz iktisat alanıdır. Avrupa’nın üstünlüğü müsbet ilim ve sanayiden geliyordu. Onun için Atatürk yeni devleti kurduktan sonra birinci derecede müsbet ilim ve sanayileşme üzerinde durdu. 10. yıl Nutku’nda "Türk Milleti’nin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir" demek suretiyle üç yüz yıl sonra Türk dünyasında yeniden müsbet ilim çağını başlattı. Bundan başka imar ve refah yolunda ülke kaynaklarının, milletin gücüyle kullanılmasını sağlayacak sanayileşmeye önçelik verildi, özel teşebbüsü destekleyen devletçilik düzeniyle birçok fabrikalar, sanayi tesisleri kuruldu. Sanayi ve yerli malının Avrupa’nın rekabetinden etkilenmemesini sağlayacak gümrük koruması ve uygulamasına geçildi. Yatırımcı, korumacı, destekleyici devlet düzeniyle iktisadî hayatı güçlendirmek bakımından paranın dışarıya akmasını önlemek amacıyla ne kadar satılırsa o kadar satın almak ilkesine dayanan dengeli dış ticaret yöntemi getirildi, faiz ve döviz denetim altına alındı. Böylece ülke iktisat, sanayi ve ticaret alanında Avrupa karşısında güçlü bir duruma yükseltildi. Atatürk askerî mücadele hayatı boyunca Türk Milletinin ve insanlığın sömürgeci, emperyalist Avrupa yüzünden çektiği acıları yakından görmüştü. Bu sonuç Batı medeniyetinin tarihten gelen yapısından kaynaklanıyordu. Çünkü sanayiden sağladığı güç sayesinde Anadolu’nun, Asya’nın ve öteki kıtaların servetini ülkesine taşıyarak imara ve refaha kavuşmuştu. Kendi kaynak ve pazarları yeterli olmadığı için bu düzeni sürdürmek zorundaydı. Ayrıca ulaştığı güç ve kurduğu hakimiyet dolayısıyla öteki kıtalardan üstün olduğu havasına girmişti. Bundan başka Orta Çağ’da yaşadığı maddi imkansızlıktan kurtulmak için yola çıktığında daima kazanç, sade deyimiyle para peşinde koşmuştur. Onun için Batı medeniyeti bencil ve maddeci bir medeniyettir. Bu niteliklerden doğan uygulamalar, savaşlar, özellikle sömürge paylaşımı yüzünden çıkarılan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın yarattığı felâketler yeni bir medeniyet anlayışı ihtiyacını ortaya koymuştur. İnsanlığın ortak malı olan medeniyet yalnız bir kıtanın, yalnız bir kıtada yaşayan toplumların, olayımızda Batı’nın tekelinde kalmamalıdır, bütün insanlığın hizmetinde olmalıdır. Bu görüşü getiren Atatürk’tür. Atatürk 10. yıl nutkunda "…. Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır." demiştir. Güneş Türk medeniyetinden gelen bir kavramdır. Büyük düşünür Yusuf Has Hacip ölümsüz eseri Kutadgu Bilig’de güneşi şöyle tanımlar. "Güneş doğar ve bu dünya aydınlanır, aydınlığını bütün halka eriştirir… Güneş doğunca yere sıcaklık gelir. O zaman binbir renkli çiçekler açılır."7 Yeni medeniyet bu nitelikleri taşımalı, bütün insanlığın hizmetinde olmalıdır. Atatürk Türk Milletinin geleceğin medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacağını söylemekle bütün insanlığın hizmetinde olacak bir medeniyetin müjdesini vermiştir. Güneş medeniyeti diyebileceğimiz bu medeniyet Batı’nın bencil ve maddeci medeniyetinin yerini alacaktır. Böylece dünya, özellikle mazlum milletler Asya ve Afrika insanları Batı’nın sömürgeci emperyalist medeniyetine, başka bir deyimle sanayi medeniyetine bağımlı olmaktan kurtulacak, dünya nimetlerini bütün toplumların hizmetine sunulacak; kaynaklar üzerinde oturanlar kendi güçleriyle bu kaynaklardan yararlanarak refaha kavuşacaktır. Sonuç olarak belirtmek isterim ki Türk insanını üç aşamalı bir görev beklemektedir. Anadolu’nun zengin kaynaklarını kendi gücüyle işleyerek ülkenin imarını, halkın refahını sağlamak, millî kültürü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak suretiyle Batılı sömürgecilerin, emperyalistlerin Anadolu’ya bir daha saldırmalarını imkânsız kılmak, zengin tarihinden alacağı hızla bütün insanlığa hizmet verecek yeni bir medeniyet yaratmak suretiyle yeryüzünü Avrupalı sömürgecilerin, Batılı emperyalistlerin bencil ve maddeci medeniyetinden kurtarmak, Türk Milletinin bu amaca varılmasını sağlayacak güce sahip olduğuna inanmalıyız.
Atatürk’ün şu sözünü hatırlamamız yeterlidir.
"Türk Öğün, Çalış, Güven".
Gizlenen Atatürk Belgeseli :
http://atam.gov.tr/ataturk-ve-somurgecilik-emperyalizm/
1 Süleyman Kazmaz, Hukuk ve Devlet Yönetimi Açısından Kutadgu Bilig, Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayını. Ankara 2000, s.30.
2 Haluk Selvi, Milli Mücadele Erzurum (1918-1923), Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 2000. s. 164-203-213.
3 A.g.e., s. 164-203-213.
4 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayın, Ankara, 1987, s. 1, 159- 160.
5 A.g.e.,s. 199.
6 A.g.e., s. 1-338.
7 Yusuf Has Hacip, Çeviren: Reşit Rahmeti Oral, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1991 s. 70.
Oyuncular: Şevket Çoruh, barış Çakmak, İlker Kızmaz, Bülent Alkış
Senaryo : Turgut Özakman
izlemek için:
ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI ...
19 ŞUBAT 1915 - 18 MART 1915
I. Dünya Savaşı'nda çarpışmaların ve kahramanlıkların en üst düzeyde gösterildiği Çanakkale Cephesi Savaşları Türk ve Dünya tarihleri arasında önemi yadsınamayacak bir yere sahiptir.Kuşkusuz tarihte hiçbir cephe Çanakkale Cephesi gibi dünya tarihinin akışını değiştirmemiştir.Bağımsız Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasının temel taşlarından birini teşkil eden ayrıca Emperyalizme karşı verilen bu üstün direnişin tarihi Türk milletinin cesareti sayesinde zaferle sonuçlanmıştır. 11 Ocak 1915 -Amiral Carden'in, Bahriye Nezareti'ne Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlattığı Planı Sunması 15 Ocak 1915 - Saphir Adındaki Fransız Denizaltı Gemisinin Köseburnu Önünde Batırılması. - Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlanmış Planın Uygun Olduğunun Amiral Carden'e Bildirilmesi 28 Ocak 1915 -Savaş Komitesinin Bugünkü Toplantısında Çanakkale Boğazı'nın Yalnız Donanmayla Zorlanmasına Karar Verilmesi 19 Şubat 1915'in Taarruz Tarihi Olarak Saptanması 1 Şubat 1915 -Mustafa Kemal'in Tekirdağ'da Göreve Başlaması 17 Şubat 1915 -Barbaros ve Turgut Reis Muharebe Gemilerinin, Savunmaya Katılmak Üzere Nara'ya Gelmesi 18 Şubat 1915 -Başkomutan Vekili'nin Denetleme İçin Çanakkale'ye Gelmesi 19 Şubat 1915 - Birleşik Filo'nun Çanakkale Boğazı Giriş Tabyalarına Tarruz ve Muharebeleri. - İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazına ikinci büyük saldırısı. 23 Şubat 1915 -19. Tümen Kuruluşuna 6. Kolordu'dan Verilen 72. Piyade Alayı'nın Eceabat'a Gelmesi 25 Şubat 1915 - 19. Tümen Komutanı, Karargahı, 57. Piyade Alayı, Dağ Bataryası, Sıhhiye Bölüğü, Seyyar Hastane Ekmekçi Müfrezesi'nin, Tekirdağ'dan Eceabat'a Gelmesi. - Çanakkale Müstahkem Mevkii Karargahı'nın Hacıpaşa Çiftliği'ne Yer Değiştirmesi. - Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı'nın, 19. Tümen Komutanı'nı Eceabat Bölgesi Komutanlığına Atanması. - Mustaf Kemal'in 19. Tümen Komutanlığı'na atanması. - Birleşik Filo'nun, Giriş Tabyalarındaki Topları Tahrip Etmesi ve Boğaz'a Girmeye Başlaması. 26 Şubat 1915 - Değirmendurnu - Çanakkale Feneri Arasında 10. Mayın Hattı'nın Kurulması. - Seddülbahir ve Kumkale'ye Yapılan Çıkarma. 1 Mart 1915 Venizelos'un, Gelibolu Yarımadası'nda 3 Tümen Çıkarılmasını Önermesi. 2 Mart 1915 General Liman Von Sanders'in Çanakkale'deki Osmanlı Kara Kuvvetleri Başkomutanlığına atanması. 4 Mart 1915 İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Boğazlar'ın taksimini öngören 'İstanbul Antlaşması' nın imzalanması. 3. Avustralya Tugayı'nın, Mondros Limanı'na Gelmesi . 5 - 6 Mart 1915 Çamkoyu Batısından Queen Elizabeth Muharebe Gemisinin Merkez Tahkimatını Aşırma Biçiminde Bombardımanı. 7 - 8 Mart 1915 - Nusret Mayın Gemisi'nin, elde kalan son 26 mayınla Boğaz girişindeki Karanlık Koy'a mayın döşemesi. 11 Mart 1915 Sir Ian Hamilton'un, Akdeniz Bağlaşık Kuvveti Komutanlığı'na Atanması. 12 Mart 1915 - 11. Tümen'in Ezine, Bayramiç Bölgesine Gelmesi. - İngiliz Deniz Piyade Tümeni'nin Artanının Limni Adasına Gelmesi. 13 Mart 1915 Kitchener'in, Hamilton'a Kara Kuvvetlerinin Kullanılması Konusunda Yönerge Vermesi. 15 Mart 1915 General d'Amade Emrindeki Fransız Doğu Sefer Kuvveti'nin Mondros Limanı'na Gelmesi. 16 Mart 1915 - Amerika Büyük Elçisi, Adliye Nazırı, Avusturya Askeri Ateşesi'nin Çanakkale'ye Gelmesi. - Amiral Carden'in Sağlık Nedeniyle Görevinden Ayrılması. 17 Mart 1915 - Amiral de Robeck'in, Birleşik Filo Komutanlığı Görevine Başlaması.
18 Mart 1915 Çanakkale Boğazı Muharebesi, İtilaf devletleri donanması yaklaşık 30 savaş gemisiyle savaşın en geniş kapsamlı saldırısını başlattı. Altı büyük gemiden Bouvet, Irresistible ve Ocean zırhlıları batırıldı, üçü ise kullanılmaz duruma geldi. Çanakkale Boğazı’nı denizden geçme girişimi Türk deniz ve kara savunması karşısında başarısızlığa uğradı. 23 Mart 1915 Alman general Liman Vona Sanders 5. Ordu Komutanlığı'na getirildi. Bu ordunun ihtiyatını oluşturacak 19. Tümen’in komutanlığına ise Kurmay Yarbay Mustafa Kemal getirildi.
24 Mart 1915 General Hamilton'un Birliklerini Düzenlemek Üzere Mısır'a Hareket Etmesi. 25 Mart 1915 9. Tümen Komutanı'nın, Eceabat Bölgesi Komutanlığı'nı 19. Tümen Komutanı'ndan Devralması. 26 Mart 1915 5. Ordu Komutanı'nın Gelibolu'ya Gelerek Göreve Başlaması. 27 Mart 1915 Churchill'in, Birlikte Harekata Karar Verildiğini Amiral de Robeck'e Bildirmesi. 28 Mart 1915 Tengerdere – Domuzdere Arasında Boğaz'ın Ortasına Doğru 19 Mayından Oluşan Son Mayın Hattının Kurulması. 31 Mart 1915 - 3. Tümen'in Muharip Birlikleriyle Erenköy'e Gelmesi. 31 Mart 1915 -1 Nisan 1915 Bu Mayın Hattına Paralel Olarak, Boğaz Doğrultusunda 10 Mayının Uzatılması. 1 Nisan 1915 -General Weber'in Kalvert Çiftliği'nde Mürettep Kolordu Komutanlığı Görevine Başlaması. 10 Nisan 1915 - General Hamilton'un Mondros'a Gelmesi. - Avustralya Tümeni'nin Büyük Kısmının, Mondros'a Gelmesi. 16 Nisan 1915 Demirhisar torpidobotunun kendini karaya oturtup batması. 17 Nisan 1915 E-15 İngiliz Denizaltı Gemisinin, Boğaz'da Hasara Uğratılıp Karaya Oturtulması. 18-19 Nisan 1915 İngilizlerin, Torpido Atarak E-15 Denizaltı Gemisini Batırmaları. 25 Nisan 1915 İtilaf güçlerinin en geniş kapsamlı ilk çıkarması. 27 Nisan 1915 İngiliz denizaltı gemilerinin Marmara’da denizaltı savaşına başlamaları ve Barbaros zırhlısının bir denizaltı tarafından batırılması. 28 Nisan 1915 Birinci Kirte muharebesi. 30 Nisan 1915 Sultanhisar torpidobotunun E-2 İngiliz denizaltı gemisini batırması. 6-8 Mayıs 1915 İkinci Kirte muharebesi 12 Mayıs 1915 Muavenet-i Milliye torpidobotunun İngiliz Goliath zırhlısını torpilleyerek batırması. 14 Mayıs 1915 Churchill ve Amiral Fisher istifa ettiler. 19 Mayıs 1915 Liman Von Sanders’in 42 bin kişilik bir kuvvetle Arıburnu çıkarma noktasındaki Anzaklar’a yönelik başarısız saldırısı. Türkler 10 bin kayıp vererek geri çekildi. 25 Mayıs 1915 Alman U-21 denizaltı gemisinin İngiliz Trumph zırhlısını batırışı. Aynı denizaltı gemisinin önünde Majestic İngiliz zırhlısını batırışı. 1 Haziran 1915 Mustafa Kemal’in Albaylığa yükseltilmesi. 4-6 Haziran 1915 Üçüncü Kirte muhaberesi. 21 Haziran 1915 Kerevizdere muharebesi. 4 Temmuz 1915 Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber Cesarettepesi'ndeki 18.Alay'a ait siperleri gezmesi ve buradaki mevzilerin kuvvetlendirilmesi için bazı direktifler vermesi, düşmanın taarruzu halinde uygulanacak hareket hakkında komutanlarla görüşmesi. 10 Temmuz 1915 Tasir-i Efkar gazetesi muhabirlerinden Ferit Bey'in, 19.Tümen Karargahı'nda Atatürk'ü ziyareti. 13 Temmuz 1915 İngiliz ve Fransızların, Seddülbahir'e yeni bir taarruzu, ancak yedekteki birliklerin ileri sürülmesiyle önlenebilmesi. 16 Temmuz 1915 Gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir edebi hayatin, harp alanını ziyaret etmek üzere, İstanbul'dan Çanakkale'e gelişi. (Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip (Yöntem), Ömer Seyfettin, Mehmet Emin (Yurdakul), İbrahim Alaettin (Gövsa), Hakkı Süha (Gezgin), Enis Behiç (Koryürek)'in de içinde bulunduğu heyet, Çanakkale cephesine gelerek 5.Ordu ve 3.Kolordu Karargahlarını ziyaret etmiş, Arıburnu ve Seddülbahir harp bölgelerini gezmiştir. Heyet, Cesarettepesi'ne giden yolun düşman kontrolünde ve tehlikeli oluşu nedeniyle Atatürk'ü ziyaret edememiş ancak telefonla konuşarak başarılarını kutlamıştır. 17 Temmuz 1915 Gelibolu Mutasarrıfı Süreyya (Yiğit) Bey'le Maydos (Eceabat) Kaymakamı Rahmi Bey'in, 19.Tümen Karargahı'nda Atatürk'ü ziyareti ve geceyi karargahta geçirmeleri. 19 Temmuz 1915 Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber, öğleden sonra, 3.Kolordu Karargahı'nın bulunduğu Kemalyeri'ne gelerek Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'yi karşılama töreninde bulunması, akşam yemeğini Kemalyeri'nde yemesi, tekrar 19.Tümen Karargahı'na dönüşü. 28 Temmuz 1915 Atatürk'ün Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber 27.ve 57. Alay cephelerini gezmesi. 30 Temmuz 1915 3.Kolordu Komutanı Esat (Bülkat) Paşa'nın, Kurmay Başkanı Fahrettin (Altay) Bey'le beraber 19.Tümen Karargahı'na gelerek Atatürk'ü ziyareti. 6-7 Ağustos 1915 İngilizler’in Suvla Limanı çıkarması ve 1 nci Anafartalar savaşının kazanılması. 8-9 Ağustos 1915 İtilaf Güçlerinin Seddülbahir’i boşaltmaları. 10 Ağustos 1915 Türklerin Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal öncülüğünde geniş kapsamlı Conkbayırı taarruzu. 14 Ağustos 1915 Mariot adlı Fransız denizaltı gemisinin ağlara takılıp batması 17 Ağustos 1915 Kireçtepe savaşının kazanılması 21 Ağustos 1915 2 nci Anafartalar savaşının kazanılması 1 Eylül 1915 Mustafa Kemal'e, Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndaki üstün başarılar nedeniyle "Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası" verilişi. 2 Eylül 1915 Mustafa Kemal'in, Çanakkale Savaşlarında yaralanan ve sakatlanan Osmanlı askerleri için para toplayarak gönderen -Almanya'nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh'a teşekkür mektubu :"...Kaderin savurduğu her haşin darbeye bizimle katlanmakla kalmayıp bundan doğan ıstırapları da hafifletmek için akla gelen her yardımı esirgemeyen siz sadık dosta, Fevzi (Çakmak) Bey de selamlarını ve teşekkürlerini yollar." Atatürk'ün komuta ettiği Anafartalar Grubu Komutanlığı'nın Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin (Çalışlar) Bey'in, 16.Kolordu Kurmay Başkanlığı'na atanması. 4 Eylül 1915 Mustafa Kemal'in, Anafartalar'da 4.ve 8.Tümen cephelerine giderek incelemelerde bulunması. Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın, 5.Ordu Komutanı Liman von Sanders'in -Anafartalar Grubu'ndaki yeni düzenleme ile ilgili- 29 Ağustos 1915 tarihli önerisine cevabı :"Anafartalar Grubu'nun devamını, bu grup içindeki tümenlerin şimdilik yalnız 2.ve 15.Kolorduları oluşturmasını ve Gruğ Komutanlığı'nın 16.Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Bey tarafından yapılmasını, yüksek öneriniz üzerine uyarınca uygun gördüm." 6 Eylül 1915 Bulgaristan’ın Türkiye ve Almanya’nın yanında savaşa katılması. 14 Eylül 1915 Mustafa Kemal'in Bulgar Generali Petroff'un eşi Sultane Petroff'a Çanakkale'den Fransızca mektubu :"...Düşman kuvvetlerine karşı kendi istediğimiz şekilde karşı koyduk ve daha önce Arıburnu'nda benim karşımda hezimete uğrayan düşman kuvvetleri, aradan aylar geçtikten sonra bu defa da Anafartalar'da tam anlamıyla felç oldular. Generalimin, muhtemelen bunlardan haberi vardır; ama olan biteni doğrudan benden öğrenmesi, sanırım kendisini çok daha fazla memnun edecektir. General Hamilton'a ve Lord Kitchener'e ardı ardına bu başarıları elde etmeme vesile oldukları için teşekkür etmem gerektiğine inanıyorum." Mustafa Kemal'in, 2.ve 15.Kolordu Komutanlarıyla Abdurrahman Bayırı'na gidişi. 20 Eylül 1915 Mustafa Kemal'in rahatsızlanması, Mareşal Liman von Sanders'in Anafartalar Grubu Karargahı'na gelerek, kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunması, sonra özel doktorunu gönderişi. 23 Eylül 1915 Mustafa Kemal'in, - Almanya'nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh'ı çadırında kabulü ve söyledikleri :"Tam manasıyla Ruslar gibi karaya tıkıldık. Ruslar çökmeğe mahkumdurlar; çünkü Boğazları kapayarak onları Karadeniz'e tıkadım. Bu suretle, müttefiklerinden ayrı düşürdüm. Fakat biz de aynı sebep dolayısıyla yıkılmaya mahkumuz. Gerçekten biz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahillerine yerleşmiş bulunuyoruz; fakat herhangi bir okyanusa çıkmayı göze alamayız. Deniz kuvvetlerine sahip olmayan bir kara kuvveti olmak itibariyle biz, yarımadamızı, kara kuvvetlerini hiçbir tehdide uğramaksızın istediği sahile getirebilen deniz kuvvetlerine karşı savunmaya asla muktedir olamayacağız." (Atatürk, bu görüşmenin yapıldığı günlerde rahatsızlığı nedeniyle çadırında istirahat etmektedir. Ernest Jackh, hatıralarında şu bilgileri vermektedir :"Mustafa Kemal Bey ağır surette hastaydı ve bu yüzden kendisini ziyaret için çadırına gittim. Malarya (sıtma)'ya tekrar yakalanmıştı. O kadar zayıflamıştı ki, ilkin tanıyamadım. Bununla beraber ateşli tabiatı, evvelce sık sık yaptığımız bütün gece devam eden çok sevdiği görüşmeler gibi, bizi, siyasi bir tartışmaya daldırdı." 24 Eylül 1915 Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın beraberinde Başkomutanlık Vekaleti Harekat Şubesi Müdürü Yarbay İsmet (İnönü) Bey olduğu halde Gelibolu'ya gelişi. 26 Eylül 1915 Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın sabahleyin Kuzey Grubu Karagahı'na gidişi, daha sonra -Anafartalar Grubu cephesine ait- Conkbayırı'nı gezdikten sonra Gelibolu'da 5.Ordu karargahı'na dönüşü (Enver Paşa, bu inceleme gezisinde Anafartalar Grubu Karargahı'na uğramamıştır.) 27 Eylül 1915 Mustafa Kemal'in, 5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'e Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndan affını isteyen yazısı :"...Geçenlerde Ekselansları Başkomutan, Kuzey, Güney ve Asya Gruplarını ziyaretiyle gereği gibi onurlandırmıştır; ancak Anafartalar Grubu'nun varlığını tanımak istememekle, bizi ziyaretinin onurundan mahrum kılmıştır. ...Ekselansları Başkomutan'ın şahsıma karşı beslediği duygular böylece bilinirken, orduda aynı koşullar altında hizmet vermem benim için imkansızdır. Siz Ekselanslarından beni şu andan itibaren Grup Komutanlığı'ndan istifa etmiş sayma ve şahsımla ilgili daha sonraki işlemleri tayin etme lütfunda bulunmanızı rica etmek onurunu taşımaktayım." 30 Eylül 1915 5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndan affını isteyen deilekçe vermiş olduğunu, ancak kabul edilmemesini isteyen yazısı :"...Bu dilekçeyi destekleyemem. Çünkü Mustafa Kemal Bey'i vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdım ve takdir ettim. ...Şimdilik ilişikte takdim etmediğim ayrılma dilekçesini, Ekselanslarınızın, güvenini belirtmek suretiyle reddetmek lütfunda bulunmalarını rica ediyorum." 11 Ekim 1915 Gelibolu Yarımadası’nın İtilaf Devletleri’nce boşaltılmasının ilk kez söz konusu oluşu 17 Ekim 1915 Çanakkale bölgesinde General Hamilton'un komutayı General Birdwood'a devrederek cepheden ayrılışı. 26 Ekim 1915 Mustafa Kemal'in, Başkomutanlık Vekaleti'nce 9.,11.ve 12.Tümenlerin birleşmesinden oluşacak 16.Kolordu komutanlığına atanması ve Kolordu Komutanı yetkisiyle "Anafartalar Grubu'nu yönetmekle görevlendirilmesi. 30 Ekim 1915 Turquoise isimli Fransız denizaltı gemisinin esir edilmesi. 31 Ekim 1915 Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın, beraberinde Ahmet İzzet Paşa, Yarbay Feldmann ve Başyaver Kazım (Orbay) Bey olmak üzere Anafartalar Grubu Karargahı'nı ziyareti, Atatürk'le görüşmesi, daha sonra at üzerinde İsmailoğlu Tepesi'ne gidilmesi. 3 Kasım 1915 İstanbul'dan Gelibolu'ya gelen Ayan ve Mebusan Heyeti'nin Anafartalar Grubu karargahı'na giderek Mustafa Kemal'i ziyareti ve beraber cepheyi gezmeleri. 6 Kasım 1915 Çanakkale’den geçerek Marmara’ya girmiş olan E-20 İngiliz denizaltı gemisinin esir edilmesi. 7 Kasım 1915 İngiliz Harp Kabinesi'nin Çanakkale'yi boşaltma kararı. 10 Kasım 1915 Fransız denizaltı gemisi Turquoise’a Enver Paşa’nın katıldığı bir törenle “Müstecip Onbaşı” adının verilmesi. 5 Aralık 1915 Mareşal Liman von Sanders'in Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişi ve Mustafa Kemal'e, beraberinde getirdiği hava değişimi izin yazısını vermesi. 6 Aralık 1915 İtilaf Güçlerinin Gelibolu Yarımadası’nı boşaltma hazırlıkları. 8 Aralık 1915 Fethi (Okyar), Dr.Bahattin Şakir ve Dr.Tevfik Rüştü (Aras) Bey'lerin akşam Atatürk'ün misafiri olarak Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişleri. Atatürk'ün aldığı hava değişimi izni üzerine Anafartalar Grubu Komutan Vekilliğine atanan Fevzi (Çakmak) Paşa'nın Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişi. 10 Aralık 1915 Atatürk'ün -beraberinde misafirleri Fethi (Okyar), Bahattin Şakir ve Tevfik Rüştü (Aras) Bey'ler olmak üzere- Çanakkale'den İstanbul'a hareketi. (Atatürk İstanbul'a dönüşünü takiben Çanakkale'den izinli olarak ayrılış sebebini Salih (Bozok) Bey'e şöyle anlatmıştır :"Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını teklif etmiştim. Fakat benim bu teklifimi kabul etmediler. Bundan dolayı canım sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul'a geldim. Eğer ben orada iken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı, herhalde daha çok sıkılacaktım. Burada bulunmaklığım benim için bir talih eseridir.) 11 Aralık 1915 Mustafa Kemal'in Çanakkale'den İstanbul'a gelişi 19-20 Aralık 1915 İtilaf Güçlerinin, işgal ettikleri siperleri boşaltarak gece Anafartalar, Arıburnu bölgesinden gizli olarak çekilmeleri (Bu bölgedeki boşaltma son günlerde mevcut sisten de yararlanılarak gizli olarak yapılmakta idi. Ancak birlik ve malzemelerin büyük kısmını kapsayan boşaltma bu gece gerçekleştirilmiştir. İngilizler 8/9 Ocak 1916 gecesi de Seddülbahir bölgesinden çekilmişlerdir.) 8-9 Ocak 1916 Müttefiklerin Seddülbahir’i boşaltmaları 9 Ocak 1916 5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in -İngilizlerin Gelibolu yarımadasından çekilip gitmeleri üzerine- sabah 8.45'de Alçıtepe'den Başkomutanlık Vekaleti'ne telgrafı :"Tanrı'ya şükür Gelibolu yarımadası tamamen düşmandan temizlenmiştir. Diğer ayrıntılar ayrıca sunulacaktır." 18 Ocak 1916 5.Ordu Karargahı'nın, Müttefiklerin Gelibolu yarımadasını boşaltmaları üzerine Çanakkale'den Lüleburgaz'a alınması.
1 Şubat 1916 Atatürk'e Anafartalar Grubu Komutanlığı döneminde gösterdiği üstün başarıları nedeniyle "İkinci Rütbe'den Osmani Nişanı" verilmesi.
Yıl 1915. Harbiye Nâzırı Enver Paşa, Beyazıt Meydanı'ndaki Harbiye Nezareti'nin bahçesinde ünlü konuşmasını yapıyor.'Vatan elden gidiyor, daha çok asker lazım!' Bahçe hınca hınç dolu. İstanbul halkı orada, İstanbul Sultanisi'nin (lisesinin) elli öğrencisi de orada...Onlar gibi Darü'l Fünun öğrencileri ve tıbbiyeliler de meydanda. Herkesin içi kan ağlamakta... Balkan faciasının da izleri taze üstelik. Meydandaki o 50 öğrenci, her vatan evladı gibi cepheye koşmak için can atmaktalar. Ancak bir kanun var: 1909-1914 Askerî Mükellefiyet Kanunu. Kanuna göre Sultaniye öğrencileri askere alınamaz. Ancak durum değişir, Çanakkale'de asker ihtiyacı doğar. Gönüllü olmak koşuluyla lise öğrencileri de askere kabul edilmeye başlanır. O 50 öğrenci soluğu cephede alır. İkinci tümen ihtiyatları ile birlikte oluşturulur. Tümenin başında Yarbay Hasan Bey vardır. Bu gencecik yiğitler bu bıyığı yeni terlemiş gençler, gece yarısı cepheye intikal ederler. Başlarındaki Yarbay Hasan Bey üstlerine, 'Bunlar daha yeni geldiler, biraz cepheyi tanısınlar, sabah çatışmalara girsinler' der fakat dinletemez. Ne hazindir ki cepheye gittikten altı saat sonra şehit olurlar. General Liman Von Sanders'in yanlış savaş taktiği gençlerin erkenden ölmelerine sebep olur.
"Şehadetname"
Osmanlılarda hem diploma hem de şehitlik belgesi manasına gelir.
Peter Joseph’in ünlü filmi Zeitgeist The Movie hayatımıza 2007 yılında girdi. 2008 yılındaysa piyasaya Zeitgeist Addendum çıktı. Her iki film de kısa sürede büyük bir popülerliğe kavuştu. Yakın bir tarihte üçüncü filmin gösterime gireceği ilân ediliyor. İnternet üzerinden bedava indirilebilen filmlerin yaklaşık 100 milyon kişi tarafından izlendiği tahmin ediliyor. Mesele sadece sayıyla da ilgili değil. ABD ve sistem karşıtı çevreler arasında Zeitgeist’ın savunduğu fikirler hızla yayılıyor. İnternet sayesinde Zeitgeist Hareketi adı altında örgütlenmeye çalışılıyor. Peki, Zeitgeist hakikaten bir sistem eleştirisi yapıyor mu? Kaynakları ne kadar güvenilir? İleri sürdüğü tezler hangi dünya görüşünün ürünü? 11 Eylül Olayları ya da perde arkasından dünyayı yönetenler hakkındaki iddiaları komplo teorisi mi yoksa Amerikan karşıtlığı mı? Dinler tarihi bir aldatmacadan mı ibaret? Zeitgeist ile New Age akımları arasında bir ilişki var mı? Venüs Projesi gerçekleşebilir mi? Enerji konusunda söylenenler doğru mu? Zeitgeist Ne Anlatıyor? bütün bu sorulara çeşitli yanıtlar veriyor. Farklı yazar ve araştırmacılar Zeitgeist belgesellerini farklı açılardan değerlendiriyor. Emrah Alpat, Zeitgeist The Movie’nin dine bakışını ve ileri sürdüğü tezleri büyük bir titizlikle inceliyor. Sinema eleştirmeniTunca Arslan, her iki filmin sistem karşıtlığını eğlenceli bir üslupla ele alıyor. Araştırmacı yazarErol Bilbilikenerji meselesinden yola çıkarak Zeitgeist’a değişik bir açıdan yaklaşıyor. Haluk Hepkon, her iki filmin komplo teorileri ve New Age akımlarla ilişkisini değerlendiriyor. Viyana Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde görev yapan Karin Liebhart ise ufuk açıcı makalesinde ezoterik ve okültik akımların aşırı sağcı akımlarla olan bağlantılarını gözler önüne seriyor. Zeitgeist Ne Anlatıyor? Zeitgeist filmlerini izleyen, izlemeyi düşünen ya da popüler kültürün son ürünü olan bu filmlerin etrafında kopan tartışmaya ilgisiz kalmak istemeyen herkese eleştirel ve farklı bakış açıları vaat ediyor.(kitaptan)
ATATÜRK’ÜN AKILLI PROJESİ (2) “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden Venüs Projesi’ne”
İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi
Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ dışındaki “akıllı projelerinden” biri de İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ PROJESİ’dir. “Köylü milletin efendisidir” diyen Atatürk, Türkiye’nin “tabandan kalkınması” için 1937 yılında İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ni hazırlamıştır. Atatürk’ün üzerinde çalışarak uygulanmasını istediği bu proje, Afet İnan’ın “Devletçilik İlkesi” ve “Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz” adlı kitaplarında yer almıştır.[1] Afet İnan, aslını TTK’ya bağışladığı, Atatürk’ün “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nin belgesini, Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik’ten aldığını ve Atatürk’ün bu projeyi onaylayıp geliştirerek uygulanmasını istediğini belirtmiştir. Afet İnan, Cumhuriyet’in 50 yılı nedeniyle 1970’lerde tekrar gündeme gelen projenin hayata geçirilmesi için Bayındırlık Bakanlığı ve valilere mektuplar göndermiştir. 70’li yıllarda bu projenin hayata geçirilmesi için “çalışma atölyeleri” bile kuran Afet İnan, finansman sorununun çözülmesi için Meclis’e yasa tasarısı sunulmasına da önayak olmuştur. Ancak proje bir türlü hayata geçirilememiştir. İşte bir zamanlar Başbakan Bülent Ecevit’in “Köykent” ve MHP’nin ‘Tarımkent” projelerinin esin kaynağı Atatürk’ün bu ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’dir. Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nin amacı “çağdaş” ve “çevreci” bir köy yaratmaktır. İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, daire yerleşim planına sahiptir. Daire planın tam merkezindeki küçük dairenin etrafına, gittikçe genişleyen dört daire eklenmiştir. Plan, bu yönüyle ilk bakışta bir “dart tahtasını” andırmaktadır. Merkezden çevreye doğru helezonik bir biçimde gittikçe genişleyen dört parçalı köy planı, merkezden dışa doğru 6 yolla bölünmüştür. Aslı Türk Tarih Kurumu’nda muhafaza edilen “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nde okul, cami, köy konağı, sağlık ocağı, otel–han, çocuk bahçesi ve fabrika dahil toplam 43 yapı bulunmaktadır. Plana göre köyün orta yerine yapılacak ‘anıt’ın etrafında sosyal tesisler, terzi, bakkal, berber gibi mekanlar yer alacaktır. Planın tam merkezinde bir “anıt” vardır. Merkezin hemen sağına “Köy Meydanı” yerleştirilmiştir. Köy Meydanı’nda ise “Köy Parkı” ve “Çocuk Bahçesi” vardır. Köy Parkının ve Çocuk Bahçesinin çevresinde ise oyun yeri, telefon, itfaiye, çeşme, havuz ve tuvalet göze çarpmaktadır. Planın sağında, en dış çemberden dışa doğru açılan alanda çok geniş bir koruluk vardır. Koruluğun sonundaki çayın kenarında kuzeyde değirmenler, güneyde ise “yaş ve kuru yonca ile hayvan pancar tarlası” görülmektedir. Planın sağ üst köşesinde “Hayvan Mezarlığı” , sol üst köşesinde ise “Asri mezarlık” vardır. Planın yine sol üst köşesinde “Kireç ve taş ocakları”na yer verilmiştir. Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü’nde yer alan kurumlar, yapılar ve alanlar şunlardır:
1. Okul ve Tatbikat Bahçesi,
2. Öğretmen Evi,
3. Halk Odası (CHP Kurağı)
4. Köy Konağı,
5. Konuk Odası,
6. Okuma Odası,
7. Konferans Salonu,
8. Otel Han,
9. Çocuk Bahçesi,
10. Köy Parkı,
11. Telefon Santralı ve Köy Söndürgesi,
12. Radyolu Köy Gazinosu
13. Ebe ve Sağlık Kurucusu,
14. Tarımbaşı,
15. Hayvan Sağlık Kurucusu,
16. Sosyal Kurumlar,
17. Ziraat ve Et İşleri Müzesi,
18. Gençler Kulübü,
19. Hamam,
20. Etüv Makinesi (Buğu s.)
21. Köy Yunak Yeri,
22. Cami,
23. Revir,
24. Kooperatifler
25. Köy Dükkanları,
26. Spor Alanı,
27. Damızlık Tavuk, Tavşan ve Arı İstasyonları,
28. Damızlık Ahır (Aygır ve Boğa)
29. Kanara,
30. Mandıra,
31. Değirmenler,
32. Fabrika,
33. Asri Mezarlık,
34. Hayvan Mezarlığı,
35. Kireç, Taş, Tuğla ve Kiremit Ocakları,
36. Yonca ve Hayvan Pancar Tarlası,
37. Koruluk,
38. Köy Gübreliği
39. Fenni Ağıl,
40. Pazar Yeri ve Köy Zahire Locası,
41. Aşım Durağı,
42. Panayır Yeri,
43. Selektör Binası
İşte Atatürk’ün, 1937 tarihli “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”! … Uygulandığı halde aşiret, tarikat eksenli “feodal yapıyı” yok ederek, kalkınmayı ve aydınlanmayı “tabandan”, “köyden” başlatacak; merkezinde “insan”,”hayvan” ve “doğa” olan bir “akıllı proje”!… Hayvan mezarlığıyla, geniş yeşil alanlarıyla, koruluklarıyla, yaş ve kuru yonca, hayvan pancar tarlasıyla, tavuk, tavşan, arı, aygır ve boğa istasyonlarıyla, hayvan sağlığını koruma merkeziyle dört dörtlük gerçek bir “çevreci” proje… Bugün, Türkiye’nin kurtuluşunu, HES’lerde, “çılgın kanal projelerde” görenlerin “çevreye” verdikleri önemle, “İdeal Cumhuriyet Köyü”nün mimarı Atatürk’ün “çevreye” verdiği önemi şöyle bir karşılaştırın bakalım ne sonuç çıkacak!… Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, sadece bir Türkiye projesi değil, bir dünya projesidir; hatta geleceğin projesidir. Şöyle ki: Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi Geleceğin Venüs Projesi Olmuş Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, dünya çapında bir hareket olan ve “tüm insanlığın iyiliği için bilimsel yöntemlerle büyük bir sosyal kalkınmayı” savunan Zeitgeist Hareketi tarafından geleceğin “Venüs Projesi” olarak dünyaya sunulmuştur. Dünyayı kasıp kavuran Zeitgeist filmlerinde[2] anlatılan “Venüs Projesi” dikkatle incelendiğinde Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden (ç)alıntı olduğu görülecektir. 1916 yılında doğan Jacque Fresco, şu sıralarda Venüs Projesi’nin yaratıcısı olarak anılmaktadır. Zeitgeist Hareketi, 3. filminde Venüs Projesi’ni anlatmıştır. Proje, gelecekteki medeniyetin nasıl planlanması gerektiğine dair tespitlerde ve ön görülerde bulunmaktadır. Filmde, Venüs Projesi’yle ilgili çizimler yer almakta ve teknoloji ile çevrenin ideal kullanımından bahsedilmektedir.[3] Venüs Projesi çizimlerindeki “şehir planının” Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ndeki “köy planına” şaşırtıcı derecede benzemesi, bir kez daha Atatürk’ün “dehasını” ve bizlerin bu dehaya karşı nasıl “kayıtsız” kaldığımızı göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir. Önümüzdeki günlerde Atatürk’ün diğer “akıllı projelerini” de açıklayacağım!… Şimdilik elde var iki: 1. Atatürk’ün Sosyal Fabrika Projesi http://www.ilk-kursun.com/2010/12/sinan-meydan-yazdi-ataturkun-sosyal-fabrika-projesi/ 2. Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi… Sinan Meydan İLK KURŞUN 1 Mayıs 2011 [1]A. Afet İnan, Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz; A. Afet İnan, Devletçilik İlkesi, Ankara, 1972, Ek, 7., [2] İlk belgesel film, 2007’de Zeitgeist: The Movie, ikinci, Zeitgeist: Addendum 2008’de yayınlanmıştı. Zeitgeist”in 3. filmi Zeitgeist – Moving Forward adıyla vizyona girmiştir., [3] Mehmet Öcal, “Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, Venüs Projesi Olmuş”, Eğitim Yuvası Formu, 30 Nisan 2011.