Translate

ÇANAKKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇANAKKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2013 Pazartesi

DİRİLİŞ 1915 - ÇANAKKALE - Turgut ÖZAKMAN






Dünya yeni bir savaşın kapısından içeri girmek üzereydi. Birçok devlet henüz resmiyette başlamamış olan bu savaşa rağmen taraflarını almışlardı. Ancak Osmanlı kalmıştı açıkta. Ne yapacağından haberi yoktu… 


Çünkü; çok zayıflamıştı Osmanlı bu dönemler içerisinde. İlk başlarda savaş dışı kalmak düşüncesi ile hareket edilmesi planlanmasına rağmen bunu başaramayacaklar ve Osmanlılar son savaşlarına girmiş bulunacaklardı… Kader ağlarını hafif hafif örmekteydi.



Savaşa katılma sebebinin temellerini; yakın zamanda sadrazamlığa gelen Sait Halim Paşa’nın “Eğer savaşa girilirse elimizde güçlü bir donanma olması şart” düşüncesi içerisinde, İngiltere’ye sipariş verdiği gemiler oluşturacaktır. Gemiler 7 milyon lira tutacak ama Hazinenin bunun ilk taksidini ödemeye bile gücü yetmeyecektir. Bunun üzerine halktan yardım istenecektir.



Vefakâr Türk halkı yok demeden elinde ne varsa temin edecektir. Öyle ki; o yıllarda Müslüman Türk kadınları saçlarını kestiremez bu günah sayılır, kişiler toplumdan dışlanırlardı. Ancak ismi tarihe geçmeyen bir nine bu düzene karşı gelerek “Elimde bu iki tutam saçımdan başka bir şeyim yok” deyip saçlarını, dışlanmak, kınanmak pahasına kestirecektir.



Bir yandan bu tip savaş hazırlıkları içerisinde olan halk aynı anda eğitilmeye de başlıyordu… İşe önce kadınlardan başlanıldı. O devirde peçe, çarşaf ve başörtü gibi şeylerle kapanan kadınlar bilinçlendirilmek üzere bir araya geliyorlardı sık sık. Yakın bir zamanda tiyatroda rol almak için başvuru yapmaya gelen bir genç hanıma tiyatroya alınamayacağı söylendi.



Genç hanım nedenini sorduğunda peçesi sebep olarak gösterilince daha dayanamadı. Peçesini bir hışımla açarak, etrafındakilere kan kusup birkaç cümlede çok can yakmıştı: “Aha buyurun peçemi çıkardım. Kıyamet mi koptu? Depremler mi oldu? Bağda, bahçede peçeyle çarşafla iş mi görülür? Bu şehir bağnazlarının savunduğu bir görenek. Bunun yanlış olduğunu görüyor ama kılınızı bile kımıldatmıyorsunuz. Ama bu böyle sürüp gitmez.” Ve bulunduğu yeri aynı hışımla terk etti.



Bu olaylar esnasında görünürde Sırplı bir genç Avusturya-Macaristan Veliahtı ile eşini öldürerek 1. Dünya Savaşını tetiklemiş oldu. Devletler artık kesin yanlarını belirlemişler, gruplar halinde savaşmaya hazır hale gelmişlerdi. Osmanlı hâlâ açıktaydı. Almanya Osmanlı’yı can deposu olarak görmekte savaşa girerse de o niyetle sokmak istemektedir.



Osmanlı, Almanya’nın iki savaş gemisini düşman devletlerden saklayarak tarafını belli etmişti. Ama bunun sonunun hazin olacağını kestirememişti. Çünkü Enver Paşa Alman hastasıydı. Varsa yoksa Almanlardı. İlk başlarda ağır başlılık yapmış ancak daha sonra Almanlık hayranlığı daha ağır basmıştı. Ve gemiler Osmanlı’ya sığındılar. Sığınmaları ile birlikte savaş çanları –bazıları için ölüm çanları olarak da geçer- çalmaya başlamıştı. Çünkü Osmanlı’dan kesin bir emir almadığı halde Alman gemileri, Rus Limanlarını bombalamışlardı. Böylece Osmanlı Savaşa girmiş oldu. Artık geri dönüş düşünülemezdi.



Bu bombalama üzerine diğer düşman devletlerde Osmanlı’ya savaş açmış ve Çanakkale Boğazı’na yavaş yavaş gelmekteydiler. İşte bu Çanakkale Deniz Savaşı’nın temellerinin atıldığının bir göstergesiydi. Çanakkale Boğazı’ndaki yenilmez denilen armada sonunu kesin zafer olarak gördüğü bu savaşa hazırlanıyordu.

İşler gittikçe karışıyor içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Bu esnada Osmanlı Devleti çareyi cihat etmekte bulmuş yada buldurulmuştu. Çünkü cihat teklifini Almanlar Osmanlılara önerdi. Almanlar açısından kusursuz bir plandı. Dünyanın salt çoğunluğunun Müslüman olduğu düşünülecek olursa cihat çağrısına gelen Müslümanlarla iyi bir zafer alınabilirdi.


Tabi ki Osmanlı cihat ilan ettikten sonra gelen bir tek Müslüman olsaydı… Kimse aldırmamış, duymamazlıktan gelmişti. Çünkü düşman birlikler Osmanlılar ve Almanlardan önce davranıp Müslümanların beyinlerini yıkamışlardı. Ama katılmama sebebi beyin yıkaması olmayan kişilerde mevcuttu. Örneğin tarihçi Ziya Şakir Bey. Bu cihat çağrısını ve çağrının aslını bildiği için durumun mahiyetini şu kin dolu cümle ile dile getirecektir: “Hz. Muhammed Cihat için Allah’tan emir alıyordu. Biz Alman İmparatoru’ndan alıyoruz.” Ve son derece haklıydı da…



Bir yandan Çanakkale’de boğazın suyu savaş öncesi sessizliğini korumaya çalışırken diğer yanda Doğu’da Rusların ilerleyişini durdurmak üzere büyük bir ordu Sarıkamış civarına doğru ilerliyordu. Vakit dar, hava koşulları olumsuz, ordu savaşlar sonrası çok bitap düşmüştü… Çünkü ne doğru dürüst bir giyeceği ne de adam akıllı bir azığı vardı. Bu şartlar göz önüne alınarak Doğu’da savaşın tehlikeli olabileceğini onlarca belki de yüzlerce kişi Enver Paşa’ya bildirdiler…



Ama bunlar nafile bir çaba olmaktan öteye gidemedi… Yapılan yanlış hesaplamalar, Enver Paşa’nın gözünü karartan hırsı sonucu Türk ordusu Ruslara değil ancak çetin hava koşullarına yenilecek ve bu büyük kayıp bir kez daha Türkleri acıya boğacaktır. Enver Paşa bu olayın duyulmasını istemese de zaman içerisinde Sarıkamış Olayı diye tarihe geçmek için dilden dile dolaşacaktır.



Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türk Kadını kendini bilinçlendirmeye, vatanı için elinden gelenin en iyisini yapmaya karar vermiş ve çalışmalarını hızlandırmıştı. Dergiler çıkarıyorlar, iş yaratmaya çalışıyorlardı… Hatta Enver Paşa’ya askere katılmaya hazır olduklarını beyan edeceklerdir.



Ve 19 Şubat 1915 günü büyük yenilmez armada, Çanakkale Deniz Savaşı’nı başlattı. Her bir gemi en güçlü silahlarıyla saldırıyor, mermilerle, toplarla beraber ölüm, dehşet ve felaket yağıyordu. Buna göre düşmanların kazanması için hiçbir engel yoktu ve zafer kesindi. Eee ne de olsa onların sınırsız mermileri, güçlü topları bir de yiğit olarak adlandırdıkları askerleri vardı ki…



Zafer düşmanlar için çantada keklik misali gibi bir şeydi. Ancak daha sonraları tekrarlanacak bir sözün düşmanlar tarafından bilinmediği de apaçık ortada gibiydi: “Geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz.” İyide ne alakası vardı? Yani ne geçmişiydi ki bu bilinmesi bu kadar önemliydi? Türklerin geçmişiydi. Zaman içerisinde tam da “Türkler bitti” derken Türkler bitiren taraf olmuşlardı. Yani planlarda ufak bir detay atlanılmıştı. Türkler hesaba katılmamıştı. Galiba savaş sonuna kadar da katılmayacaktı. Yani birkaç avuç Türk mü bu yenilmez armadayı durduracaktı…



Bu bir şaka olmalıydı… Ama görünen köyün bir kılavuza ihtiyacı vardı çünkü savaş gittikçe daha zor bir hale gelmişti… Türkler her an, her bir köşeden düşmanın önüne çıkıyor ya düşmanın canı alıyor yada kendi canını feda ediyordu.



Ama bu zorlama düşman tarafında hiçte iyi karşılanmıyor aksine daha çok sinir hastası olmalarına sebebiyet veriyordu. Hem karadan savunma hem de denizden savunma sürmekteydi. Bir deniz olayında Nazmi Bey’e ellerindeki mayın sayısı soruldu ve bu mayınların Çanakkale Boğazı’na çok dikkatli ve planlanan bir şekilde dizilmesi emredildi. Emir demiri keserdi bir Çanakkale Askeri için…



Bu değişmez yasalarıydı oradakilerin… Her ne kadar işin ucunda büyük bir armada denize çıkacak ilk kişiyi vurmak için sabırsızlanıyor olsa da… Nazmi Bey mürettebatını topladı ve Yüzbaşı Hakkı Bey’i de yanına alarak Nusrat Mayın’la yola çıktılar. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Sabaha karşı Nusrat Mayın görevini başarı ile tamamlamış bir biçimde döndü… Çanakkale’den sevinç çığlıkları yeri göğü inletti…



Belki Nusrat Mayın’ın geri dönüşünden belki de o mayınların armadaya mezar olacağından herkes müthiş bir sevinç içerisindeydi… Belki de ikisi yüzünden… Ne de olsa yenilmez armadanın arasından geçip sessiz sedasız bir şekilde canları pahasına verilen görevi yerine getirmişledi…



Savaş gün geçtikçe kızışıyordu ama henüz net bir netice yoktu…











***




Dinle Evlat! 
Bu topraktan başka yok, ölmeye değer ülke...
Vatan, onun uğrunda can verene aittir.
Sahip ol elindeki paha biçilmez mülke
O mülk, dünyada cennet olmaya müsaittir.


Bin yıldır ruhlarına Fatiha’lar okunan
Ölmüşleri zannetme alelâde meyyittir...*
Bin yıldır toprağından aynı kumaş dokunan
Ecdadının hepsi de, ya gazi, ya şehittir.


Ne işi var Boğaz’da müttefik donanmanın?
Onlar Türk’ü yok etmek üzere müttehittir...**
Bu millete bedeli Batı’ya inanmanın,
Rumeli’dir, Kerkük’tür, Kıbrıs’tır ve Girit’tir!


Onsekiz Mart dokuzyüzonbeş’in bu öyküsü
Nice Türk destanından sadece bir beyittir.
Sarsıyorken Boğaz’ı topların gürültüsü,
Seyit’in beş atışı, onbinlerle eşittir!


O sadece biridir beşyüzbin kahramandan,
Vilâyeti Karesi, kazâsı Edremit’tir,
Havran Manastır Köy’lü Cubur Abdurrahman’dan 
Bir Emine Kadın’ın doğurduğu yiğittir.


İstanbul Harbiye’de bir Askerî Müze var;
Oradaki her eser, tarihîmi teyittir.
Müzenin bahçesinde, mermisi adam kadar
Koskoca bir top durur, adı “Koca Seyit”tir...



Hasan Âli Göksoy
Ortaköy, 10 Temmuz 2001 
link
















DUR YOLCU...
BİLMEDEN BASTIĞIN BU TOPRAK, BİR DEVRİN BATTIĞI YERDİR...
EĞİL DE KULAK VER,
BU SESSİZ YIĞIN ,
BİR VATAN KALBİNİN ATTIĞI YERDİR...


















UYANAMAYANLARI YIKARLAR - Mustafa YILDIRIM





Tamı tamına 13 yıl önce belki uyanan çıkar diye “Sevr Mevr Demode! Mozaik kaç parça?” başlığıyla yayınlanmıştı. 

Şimdi “Ulus mu, millet mi?” diye bulanıklık yaratmaya çalışanları, “Türkiye geçmişiyle yüzleşmeli” diyen Y-CHP’lileri gördükçe o yazıyı yinelemek gerekti:



"Dersimiz bölme!" diyordu! Türkçesi de güzeldi doğrusu:


"Bölmenin anası etniktir: Türkler / Kürtler / Çerkesler / Gürcüler / Arnavutlar / Araplar / Yahudiler / Ermeniler / Rumlar / Lazlar vb.”


Şaşkınlığa uğradım. O bunu fırsat bilip, sesini yükseltti:


“Bu etnik toplulukları da kendi içinde bölmek olanaklı. Örneğin Çerkesleri; İnguşlar, Çeçenler, Abhazlar diye bölebiliriz.”

Amaç Türkleri bölmekse, kökenlerine başvurulabilir: Türkmenler / Özbekler / Kazaklar / Kırgızlar vb”.


“Bunu nasıl becereceksiniz? Biz artık kendimize ‘Türk’ demeyi benimsedik, senin dediklerin çok gerilerde kaldı.”


Göçmenler / Yerliler /Mubadiller, diye ayırıyoruz. Nasıl olsa siz Avrupalı olmaya kararlısınız. Balkan göçmenlerine ‘Siz Avrupalısınız, medenisiniz; oralarda malınız mülkünüz kaldı’ diyoruz.”



Bölme işlemine iyice kaptırmıştı:



“Göçmenleri kendi içinde bölebilirsiniz: Yugoslav göçmenleri / Makedonya göçmenleri / Bulgaristan göçmenleri / Trakya göçmenleri vb. Yerlileri bir başka şekilde bölüyoruz: Karadenizliler / Egeliler / Doğulular / Batılılar / Karamanlılar / Dersimliler!”



"Bitti mi?"


Noo!.. Öbekler, bir ortak çıkar uğruna yan yana gelebilirler ve bölme işi toplamaya dönebilir.



O nedenle, bölme işini ufalama eylemiyle ve kolayca kışkırtılabilen duygularla örülmüş kine dönüştürebilirsiniz. Yapılması gereken, kutsallıkla oynamaktır. İnananlar / İnanmayanlar gibi."



"Neden Müslümanlar ve Hıristiyanlar değil de, inananlar ve inanmayanlar diye bölünecek?"


"Müslüman ve Hıristiyan olarak bölünürse; Müslümanları birlik olmaya itelersiniz. Bu durumda etnik bölme operasyonu zarar görür. Artık inananların içine Ortodokslar, Museviler, Katolikler, Protestanlar, Süryaniler, Müslümanların sünnisi, Alevisi, Şafisi, Caferisi vs. girecek."


İnanmayanlar kim? Komünistler mi?"


"O eskidendi. Yönetim düzeninde, din esas olarak alınmadığından laiklik birleştirici oluyor. Şimdi ‘inanmayan’ demek; laikliği savunan, din esaslarının yönetimde etkisini istemeyen demek oluyor."



"Yani laiklik taraftarı olanlar, inanmayanlar mı oluyor?"


"Aynen böyle! Kilise, cami, dergâh egemenliği isteyenlerle istemeyenler çatışması verimlidir. İnananlardan Müslümanları da ufalayabiliriz: Kürt Sünniler / Şafi Sünniler / Kürt Aleviler / Türk Aleviler / Hanefi Türkler / Caferi Türkler / Rufailer...”

“Mezhepler birleştirici olur!”


“ Kolayı var! Mezhepleri alt öbeklere, tarikatlara bölebiliriz: Nakşiler / Süleymancılar / Nurcular / İlimciler / Menzilciler / Kadiriler / Nizam-ı Âlemciler…

Böl bölebildiğin kadar.


Sınıfsal bölmeleri eklersek değme bilgisayar programı Anadolu insanını bir araya getiremez! Hele bir de işe partizanlık karıştırdın mı deme gitsin!"



"Coğrafi olarak bölemedikten sonra, mozaik senaryonuz gazetede kalır. Buradakiler, Amerika’daki gibi oradan buradan toplama halkınıza benzemez!"


"Yes Sir! You are right! Harita üstünde Sevr-Mevr yok artık, güçlendirilmiş yerel yönetimler var! Merkezi devlet yok; özerk-otonom devletler var! Ulus yok; sivil toplum örgütleri, vakıflar, şeyhler, dedeler, seyyidler, çelebiler, babalar, emirler, falcılar, büyücüler, üfürükçüler, nüshacılar, ağabeyler, bacılar...



Yurttaşlık bitti; ‘mensupluk’ var! Daha da eşit olmak için mensup olmak yetmez, ‘meczup’ olacaksın!"



"Bu işlerin mümkünü yok!"


"Çoğu oldu bile! Önce ‘Kimliğiniz nedir, Batılı mı, Doğulu’ mu?’ diye, sorduk. ‘Bizim kimliğimiz nedir? Büyük büyük dedem asil miydi? Bizim aslımız Türk değil mi acaba?!’ diye kendi kendinize sormaya başladınız."



“Doğru! 1980’lerde böyle başlamıştık.”


1000 yıldır sizi Anadolu’da bir arada tutan ne varsa yıkıyoruz. ‘İnsan hakları’ diyerek, ‘Demokrasi, din ve inanç özgürlüğü’ diyerek,‘sivil toplum’ diyerek, ‘resmi tarih’ diyerek, ‘ezen ulus-ezilen ulus’ diyerek; kutsal devlet adına çeteleştirerek, ülkenizin topraklarını beyaz zehir ticaretine yol ederek, babalarla devlet yöneticilerini aynı fotoğrafa sokarak, mafyanızla sağ ve solu birleştirterek, devlet yönetimini toplumuna yabancılaştırarak, ‘yurtta sulh’ünüzü bozarak, komşularınızla aranızı açıp ‘cihanda sulh’ünüzü silerek...



Yuvarlak masa, vakıf, burs, ziyaret, ticaret, konferans... Amerika severlerinize Amerikan Enstitüleri, “think tank”ler, Almanseverlerinize Kondrad, Ebert vakıfları; din severlerinize Hıristiyan diyalogçuları, Moon tarikatı, Presbiteryen, Evangelist misyonerleri, Nurculuk uzmanları, solcularınıza insan hakçıları, sağcılarınıza inanç hürriyetçileri yolladık. Doğudan Humeyni hattında Hizbullahi akınına ses etmeyerek ve hatta kışkırtarak!”



Biz sabırlıyızdır! Gün olur uyanırız!”


“”Uyumuyorsunuz ki! Uyanıksınız, ama artık aklınız şaştı... Üstelik aşağılık kompleksine kapılmayınız diye, Amerika'da eğitilmiş Uzakdoğuluları, Yahudileri, Afrikalıları size uzman olsun diye yollamaya çaba gösterdik. Burslar verdik; en zeki çocuklarınızı kendimize benzettik. Onlar şimdi özel-resmi üniversitelerinizde mensup, liberal gençler, liberal Müslümanlar, lider arılar eğitiyorlar!”



“Milli devlet, güçlü iktidar, ulusal birlik, mukaddesat diyenler susmaz!”


“Milliyet-ulus bitti, Yaşasın global dünya! Yaşasın tek dünya, tek devlet, tek din! Yok istiklal! Yok, başına buyruk yönetimler! Yaşasın Ronald, George, Billy, Hillary, Blair, Schroeder. Little Targıt, Hodja!.. Dede, Baba! Molla! "



Adaptasyon, entegrasyon-Prezidıntt, Suvpır Steyt, frend Yurop... İnşaa- Allah, Teksas, Yu Key, Pop, Bişop, Hodja... Effendiy, Rabbiy, Oya, Merve, Gül, Denis, Bulend... Barzan, Tayyib, Talaban ve Apo!"



Gazetedeki yazı adamın söylediklerini onaylar gibiydi:


Almanya Rügen Adası'nda çoğunluğu Kürdistanlıların yaşadığı mülteci kampı, esir kampından beter – PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Mustafa Karasu: Asıl bölücü Ecevit- FEK (Kürdistan Aleviler Federasyonu) Kongresi sonuçlandı: Aleviliğin okullarda tek başına ders olarak verilmesi için çalışmaların yürütülmesi… Kongremiz ayrıca geçtiğimiz 29 Ekim'de 2. Barış ve Demokrasi Grubu ile Türkiye'ye giden FEK eski başkanı İmam Canpolat'ı ve PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ı selamlayarak kongre adına mesaj gönderilmesi..."



Bir başlık daha vardı:



"MGK'nın ‘tehlike’ dediği okullara olumlu rapor. T.C, Moskova Büyükelçisi Hocaefendinin okullarını övdü."


Siyah beyaz gazetedeki yazı da çarpıcıydı:


"Alman Hıristiyan Demokrat Kondrad Vakfı ve Türk Demokrasi Vakfı, Türk Anayasası reformu için TBMM'de toplantı düzenledi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, toplantıyı açış konuşmasında ‘Anayasa reformu yapılmalıdır’ dedi."



Sabır taşım çatlamıştı. Ulus'a koştum. İstiklal Meclisinin salonuna girdim; mebusların oturduğu okul sıralarına, ortada duran küçük odun sobasına baktım. Salonun ağır sessizliğinde, başkanlık kürsüsüne doğru ilerlerken derinlerden sesi geliyordu:



"Benim anladığıma ve katiyen hüküm verdiğime göre bu millet karar vermiştir!

Ya namusu ile yaşayacaktır veyahut bütün memleket yansın, yıkılsın, harap olsun, gene bu (savaş) devam edecektir!
Bu memleketin en son tepesine kadar çıkacağız ve en son nefesimizi orada teslim edeceğiz. Ancak ondan sonradır ki düşmanlar bu memlekete sahip olabilirler."


Utançtan ne diyeceğimi bilemedim; ancak "Koruyamadık, Gazi Paşa!" diye fısıldayabildim.




Dipçe: 



Orada burada "Amerika'dan yanadır! Avrupa'dan yanadır!" diye müzevirlik edenler, kendileri yazacak kadar yürekli olamayan, kıvırtarak internette yazar gibi yaparken takma ad kullanan ödlekler midir, yoksa karanlık kişiler midir? Yakında adlarıyla ortaya dökülecekler... Başka yolu yok!



Mustafa YILDIRIM / 7 Mart 2013
bütün yazıları : guncelmeydan.com



***

Şehidin isyanı işgalciye değil




İzin verirseniz, bugün bu vatanın evladı olarak üzerime düşen bir görevi yerine getirmek istiyorum. Bir ustanın kaleminden dökülen satırların beynimde yarattığı fırtınayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Halit Çapın ustanın satırlarıdır sözünü ettiğim. Önceki gün bizlere öyle bir "Çanakkale" dedi ki, kalemin ne büyük silah olduğunu, her harfin nasıl da yağlı birer kurşuna dönebileceğini bir kez daha gördük. 

250 bin şehit yatıyor 


70 milyon yurttaşım gibi bugünümü borçlu olduğum geçmişimin o büyük kahramanları karşısında boynumu büken satırlar, "Çanakkale'nin okul kitaplarına sıkıştırılmış bir destan olmadığını" bir kez daha haykırıyordu.

Tarihin akışının değiştiği, kanın, barutun ve inancın toprağında, Gelibolu'da 250 bin şehit yatıyor.

250 bin şehidin düştüğü o kutsal topraklarda, 250 tanemizin boyalı ayakkabıları tozlanmıyor belki. Şu an benim de yaptığım gibi, 18 Mart dışında, yolu düşenler dışında, bir abideye dönüştüremiyoruz geçilmez toprakları.

Her yıl binlerce Anzak'ın, yine binlerce kilometre öteden gelip de atalarını yad edişini sıradan bir seyahat gibi izlemek de rahatsız etmiyor bizleri.

Sabahlara kadar içip, sınırlarımızı fazlasıyla aşan taşkınlıkları ile kirlettiklerini düşünüyoruz o toprakları. Düşünüyoruz da, o çirkinlikle kirlendiğini düşündüğümüz toprakları ziyaret edip, iki damla şükran gözyaşıyla temizlemeyi aklımıza getiremiyoruz.

Bir kez daha izin istiyorum sizden bir yurttaşınız olarak. Bugün bu köşede, yalnızca o büyük destanın adı geçsin istiyorum. Bunu gazetenin bir köşesine kurulup, büyük bir destanla ilgili küçük ukalalıklar yapan biri olarak değil, bir oğlunuz, kardeşiniz ya da abiniz olarak istiyorum. Hemen her kanalda Çanakkale'den söz edilecek bugün. İzleyebildiğiniz kadarını izlemelisiniz.

Bulduğunuz her bilgiyi, yazılan her destanı, tarih kitaplarının arasından çıkartıp hissetmelisiniz. 250 bin dedemin aziz ruhlarına birer küçük hediye belki ardından. 

Sessiz isyan... 


Onbaşı Yusuf dedemin, Antepli Hasan dedemin, Samsunlu Rıfat dedemin, İzmirli Ali dedemin, Bitlisli Mahmut dedemin isyanı kulaklarınızda çınlayacaktır.

Biliniz ki o isyan, o gün o toprakları zorlayan işgal kuvvetlerine değil. Biliniz ki o isyan, vatan evlatlarının, sadece inançlarıyla bedenlerini siper ettikleri torunlarınadır. Hangi zor, insanı ölüme bu kadar koşturabilir ki? O isyanı duymak zor tabii. Sessiz çünkü. O sessizlik, hiçbir şey düşünmeden toprağa düşecek büyüklüğü gösterenlerin alçakgönüllülüğü aslında.

***


O siperlerde yürüdünüz mü? 


"Şuheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...

O rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar" 

Mehmet Akif'in ne dediğini anlamak için o sırtlara bakmış olmak gerekiyor. O siperlerde birkaç adım da olsa atmış olmak gerekiyor. Ben bunu yapanlardanım. Ama bir müze gezintisi gibi. Oysa daha iyi anlıyorum ki, o adımlar bir müzede değil, kendi gerçeğim üzerinde atılmış. Hayranlık ve şükran duyguları, arşı buluyor. Ama yetmez. Her adımda, bizi tanımayan, görmeyen dedelerimizin, bizler için nasıl da kolayca toprağa düştüklerini hissetmek gerekiyor. İşte o zaman diğer mısraların anlamı var: 

"Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor; 

Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer." 

Akif, "Gökten inip ecdad öpsün" diyor da, ayağımız yerdeyken biz hakkını veremiyoruz.

Birkaç gün önce Mehmetçik Vakfı Genel Müdürü E. Tümgeneral Melih Tunca ile birlikte, 22 saniyelik "Şehitler Günü" mesajını izledim. Komutan heyecanlı ve titizdi. Gözlerindeki buğu ise kurşun gibi ağırdı. Çanakkale'deki abide geldiğinde ekrana, çatılan kaşlarıyla, o şehitlerin bir askeri olarak, yardıma atılacak gibi duruyordu. 

İnançla ve saygıyla... 

O siperlere yeniden gireceğim. Dediğim gibi, müzede değil, tarihimin gerçeğinde yürüyeceğim bu kez. Bu bir itiraftır. İlkokul sıralarından başlayarak, Milli Eğitim Bakanlığı eserlerine hapsettiğimiz bir destanı, en az bir Anzak kadar inançla ve saygıyla anacağım. Ve 250 bin dedemin kanıyla sulanan o topraklarda göreceğim her Anzak torununa, her İngiliz torununa düşman gözüyle değil, yüzüm kızararak bakacağım. Geçmişimize ve bizim için ödenen bedellere, benden daha şükran dolu oldukları için. Ben bugün her yerde "Çanakkale" den söz edeceğim. 

***


Ey vatan, gözyaşların aksın... 


"Ey vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz" diyerek toprağa düştüler. Gözyaşlarımızı dindirmek için düştükleri toprak, gözyaşından başka hangi suyu kabullenir ki. 



Unutmayın, bugün 18 Mart. Bunları okuyabiliyorsanız, Çanakkale geçilemediği içindir. 


***


SON SÖZ 


Tarih ile efsanenin amacı birdir; geçici insanda, ebedi insanı anlatmak.



Victor Hugo




ÇANAKKALE'DE YATAN DEDEMİN İSYANIYDI O YAZI.. 18/03/2013
MURAT İDE 


(https://www.facebook.com/murat.ide?fref=ts)
2005 yılında yazmışım bu yazıyı.. TAKVİM Gazetesi'nde..
(Tabi o vakit henüz MEDYA PAYLAŞIM OPERASYONU YAPILMAMIŞTI:)


***

17 Mart 2013 Pazar

ÇANAKKALE 1915 ve DENİZ SAVAŞLARIN KRONOLOJİSİ



           Yönetmen : Yeşim Sezgin , 2012 Türkiye
           Oyuncular: Şevket Çoruh, barış Çakmak, İlker Kızmaz, Bülent Alkış
           Senaryo : Turgut Özakman


           izlemek için:






ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI ... 
                                       19 ŞUBAT 1915 - 18 MART 1915

I. Dünya Savaşı'nda çarpışmaların ve kahramanlıkların en üst düzeyde gösterildiği Çanakkale Cephesi Savaşları Türk ve Dünya tarihleri arasında önemi yadsınamayacak bir yere sahiptir.Kuşkusuz tarihte hiçbir cephe Çanakkale Cephesi gibi dünya tarihinin akışını değiştirmemiştir.Bağımsız Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasının temel taşlarından birini teşkil eden ayrıca Emperyalizme karşı verilen bu üstün direnişin tarihi Türk milletinin cesareti sayesinde zaferle sonuçlanmıştır.


11 Ocak 1915
-Amiral Carden'in, Bahriye Nezareti'ne Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlattığı Planı Sunması

15 Ocak 1915
- Saphir Adındaki Fransız Denizaltı Gemisinin Köseburnu Önünde Batırılması.
- Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlanmış Planın Uygun Olduğunun Amiral Carden'e Bildirilmesi

28 Ocak 1915
-Savaş Komitesinin Bugünkü Toplantısında Çanakkale Boğazı'nın Yalnız Donanmayla Zorlanmasına Karar Verilmesi 19 Şubat 1915'in Taarruz Tarihi Olarak Saptanması

1 Şubat 1915
-Mustafa Kemal'in Tekirdağ'da Göreve Başlaması

17 Şubat 1915
-Barbaros ve Turgut Reis Muharebe Gemilerinin, Savunmaya Katılmak Üzere Nara'ya Gelmesi

18 Şubat 1915
-Başkomutan Vekili'nin Denetleme İçin Çanakkale'ye Gelmesi

19 Şubat 1915
- Birleşik Filo'nun Çanakkale Boğazı Giriş Tabyalarına Tarruz ve Muharebeleri.
- İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazına ikinci büyük saldırısı.

23 Şubat 1915
-19. Tümen Kuruluşuna 6. Kolordu'dan Verilen 72. Piyade Alayı'nın Eceabat'a Gelmesi

25 Şubat 1915
- 19. Tümen Komutanı, Karargahı, 57. Piyade Alayı, Dağ Bataryası, Sıhhiye Bölüğü, Seyyar Hastane Ekmekçi Müfrezesi'nin, Tekirdağ'dan Eceabat'a Gelmesi.
- Çanakkale Müstahkem Mevkii Karargahı'nın Hacıpaşa Çiftliği'ne Yer Değiştirmesi.
- Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı'nın, 19. Tümen Komutanı'nı Eceabat Bölgesi Komutanlığına Atanması.
- Mustaf Kemal'in 19. Tümen Komutanlığı'na atanması.
- Birleşik Filo'nun, Giriş Tabyalarındaki Topları Tahrip Etmesi ve Boğaz'a Girmeye Başlaması.

26 Şubat 1915
- Değirmendurnu - Çanakkale Feneri Arasında 10. Mayın Hattı'nın Kurulması.
- Seddülbahir ve Kumkale'ye Yapılan Çıkarma.

1 Mart 1915
Venizelos'un, Gelibolu Yarımadası'nda 3 Tümen Çıkarılmasını Önermesi.

2 Mart 1915
General Liman Von Sanders'in Çanakkale'deki Osmanlı Kara Kuvvetleri Başkomutanlığına atanması.

4 Mart 1915
İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Boğazlar'ın taksimini öngören 'İstanbul Antlaşması' nın imzalanması. 3. Avustralya Tugayı'nın, Mondros Limanı'na Gelmesi .

5 - 6 Mart 1915
Çamkoyu Batısından Queen Elizabeth Muharebe Gemisinin Merkez Tahkimatını Aşırma Biçiminde Bombardımanı.

7 - 8 Mart 1915
- Nusret Mayın Gemisi'nin, elde kalan son 26 mayınla Boğaz girişindeki Karanlık Koy'a mayın döşemesi.

11 Mart 1915
Sir Ian Hamilton'un, Akdeniz Bağlaşık Kuvveti Komutanlığı'na Atanması.

12 Mart 1915
- 11. Tümen'in Ezine, Bayramiç Bölgesine Gelmesi.
- İngiliz Deniz Piyade Tümeni'nin Artanının Limni Adasına Gelmesi.

13 Mart 1915
Kitchener'in, Hamilton'a Kara Kuvvetlerinin Kullanılması Konusunda Yönerge Vermesi.

15 Mart 1915
General d'Amade Emrindeki Fransız Doğu Sefer Kuvveti'nin Mondros Limanı'na Gelmesi.

16 Mart 1915
- Amerika Büyük Elçisi, Adliye Nazırı, Avusturya Askeri Ateşesi'nin Çanakkale'ye Gelmesi.
- Amiral Carden'in Sağlık Nedeniyle Görevinden Ayrılması.

17 Mart 1915
- Amiral de Robeck'in, Birleşik Filo Komutanlığı Görevine Başlaması.



18 Mart 1915
Çanakkale Boğazı Muharebesi, İtilaf devletleri donanması yaklaşık 30 savaş gemisiyle savaşın en geniş kapsamlı saldırısını başlattı. Altı büyük gemiden Bouvet, Irresistible ve Ocean zırhlıları batırıldı, üçü ise kullanılmaz duruma geldi. Çanakkale Boğazı’nı denizden geçme girişimi Türk deniz ve kara savunması karşısında başarısızlığa uğradı.

23 Mart 1915
Alman general Liman Vona Sanders 5. Ordu Komutanlığı'na getirildi. Bu ordunun ihtiyatını oluşturacak 19. Tümen’in komutanlığına ise Kurmay Yarbay Mustafa Kemal getirildi.




24 Mart 1915
General Hamilton'un Birliklerini Düzenlemek Üzere Mısır'a Hareket Etmesi.

25 Mart 1915
9. Tümen Komutanı'nın, Eceabat Bölgesi Komutanlığı'nı 19. Tümen Komutanı'ndan Devralması.

26 Mart 1915
5. Ordu Komutanı'nın Gelibolu'ya Gelerek Göreve Başlaması.

27 Mart 1915
Churchill'in, Birlikte Harekata Karar Verildiğini Amiral de Robeck'e Bildirmesi.

28 Mart 1915
Tengerdere – Domuzdere Arasında Boğaz'ın Ortasına Doğru 19 Mayından Oluşan Son Mayın Hattının Kurulması.

31 Mart 1915 
- 3. Tümen'in Muharip Birlikleriyle Erenköy'e Gelmesi.

31 Mart 1915 -1 Nisan 1915
Bu Mayın Hattına Paralel Olarak, Boğaz Doğrultusunda 10 Mayının Uzatılması.

1 Nisan 1915
-General Weber'in Kalvert Çiftliği'nde Mürettep Kolordu Komutanlığı Görevine Başlaması.

10 Nisan 1915
- General Hamilton'un Mondros'a Gelmesi.
- Avustralya Tümeni'nin Büyük Kısmının, Mondros'a Gelmesi.

16 Nisan 1915
Demirhisar torpidobotunun kendini karaya oturtup batması.

17 Nisan 1915
E-15 İngiliz Denizaltı Gemisinin, Boğaz'da Hasara Uğratılıp Karaya Oturtulması.

18-19 Nisan 1915
İngilizlerin, Torpido Atarak E-15 Denizaltı Gemisini Batırmaları.

25 Nisan 1915
İtilaf güçlerinin en geniş kapsamlı ilk çıkarması.

27 Nisan 1915
İngiliz denizaltı gemilerinin Marmara’da denizaltı savaşına başlamaları ve Barbaros zırhlısının bir denizaltı tarafından batırılması.

28 Nisan 1915
Birinci Kirte muharebesi.

30 Nisan 1915
Sultanhisar torpidobotunun E-2 İngiliz denizaltı gemisini batırması.

6-8 Mayıs 1915
İkinci Kirte muharebesi

12 Mayıs 1915
Muavenet-i Milliye torpidobotunun İngiliz Goliath zırhlısını torpilleyerek batırması.

14 Mayıs 1915
Churchill ve Amiral Fisher istifa ettiler.

19 Mayıs 1915
Liman Von Sanders’in 42 bin kişilik bir kuvvetle Arıburnu çıkarma noktasındaki Anzaklar’a yönelik başarısız saldırısı. Türkler 10 bin kayıp vererek geri çekildi.

25 Mayıs 1915
Alman U-21 denizaltı gemisinin İngiliz Trumph zırhlısını batırışı. Aynı denizaltı gemisinin önünde Majestic İngiliz zırhlısını batırışı.

1 Haziran 1915
Mustafa Kemal’in Albaylığa yükseltilmesi.

4-6 Haziran 1915
Üçüncü Kirte muhaberesi.

21 Haziran 1915
Kerevizdere muharebesi.

4 Temmuz 1915
Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber Cesarettepesi'ndeki 18.Alay'a ait siperleri gezmesi ve buradaki mevzilerin kuvvetlendirilmesi için bazı direktifler vermesi, düşmanın taarruzu halinde uygulanacak hareket hakkında komutanlarla görüşmesi.

10 Temmuz 1915
Tasir-i Efkar gazetesi muhabirlerinden Ferit Bey'in, 19.Tümen Karargahı'nda Atatürk'ü ziyareti.

13 Temmuz 1915
İngiliz ve Fransızların, Seddülbahir'e yeni bir taarruzu, ancak yedekteki birliklerin ileri sürülmesiyle önlenebilmesi.

16 Temmuz 1915
Gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir edebi hayatin, harp alanını ziyaret etmek üzere, İstanbul'dan Çanakkale'e gelişi. (Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip (Yöntem), Ömer Seyfettin, Mehmet Emin (Yurdakul), İbrahim Alaettin (Gövsa), Hakkı Süha (Gezgin), Enis Behiç (Koryürek)'in de içinde bulunduğu heyet, Çanakkale cephesine gelerek 5.Ordu ve 3.Kolordu Karargahlarını ziyaret etmiş, Arıburnu ve Seddülbahir harp bölgelerini gezmiştir. Heyet, Cesarettepesi'ne giden yolun düşman kontrolünde ve tehlikeli oluşu nedeniyle Atatürk'ü ziyaret edememiş ancak telefonla konuşarak başarılarını kutlamıştır.

17 Temmuz 1915
Gelibolu Mutasarrıfı Süreyya (Yiğit) Bey'le Maydos (Eceabat) Kaymakamı Rahmi Bey'in, 19.Tümen Karargahı'nda Atatürk'ü ziyareti ve geceyi karargahta geçirmeleri.

19 Temmuz 1915
Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber, öğleden sonra, 3.Kolordu Karargahı'nın bulunduğu Kemalyeri'ne gelerek Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'yi karşılama töreninde bulunması, akşam yemeğini Kemalyeri'nde yemesi, tekrar 19.Tümen Karargahı'na dönüşü.

28 Temmuz 1915
Atatürk'ün Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Bey'le beraber 27.ve 57. Alay cephelerini gezmesi.

30 Temmuz 1915
3.Kolordu Komutanı Esat (Bülkat) Paşa'nın, Kurmay Başkanı Fahrettin (Altay) Bey'le beraber 19.Tümen Karargahı'na gelerek Atatürk'ü ziyareti.

6-7 Ağustos 1915
İngilizler’in Suvla Limanı çıkarması ve 1 nci Anafartalar savaşının kazanılması.

8-9 Ağustos 1915
İtilaf Güçlerinin Seddülbahir’i boşaltmaları.

10 Ağustos 1915
Türklerin Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal öncülüğünde geniş kapsamlı Conkbayırı taarruzu.

14 Ağustos 1915
Mariot adlı Fransız denizaltı gemisinin ağlara takılıp batması

17 Ağustos 1915
Kireçtepe savaşının kazanılması

21 Ağustos 1915
2 nci Anafartalar savaşının kazanılması

1 Eylül 1915
Mustafa Kemal'e, Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndaki üstün başarılar nedeniyle "Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası" verilişi.

2 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, Çanakkale Savaşlarında yaralanan ve sakatlanan Osmanlı askerleri için para toplayarak gönderen -Almanya'nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh'a teşekkür mektubu :"...Kaderin savurduğu her haşin darbeye bizimle katlanmakla kalmayıp bundan doğan ıstırapları da hafifletmek için akla gelen her yardımı esirgemeyen siz sadık dosta, Fevzi (Çakmak) Bey de selamlarını ve teşekkürlerini yollar." Atatürk'ün komuta ettiği Anafartalar Grubu Komutanlığı'nın Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin (Çalışlar) Bey'in, 16.Kolordu Kurmay Başkanlığı'na atanması.

4 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, Anafartalar'da 4.ve 8.Tümen cephelerine giderek incelemelerde bulunması. Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın, 5.Ordu Komutanı Liman von Sanders'in -Anafartalar Grubu'ndaki yeni düzenleme ile ilgili- 29 Ağustos 1915 tarihli önerisine cevabı :"Anafartalar Grubu'nun devamını, bu grup içindeki tümenlerin şimdilik yalnız 2.ve 15.Kolorduları oluşturmasını ve Gruğ Komutanlığı'nın 16.Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Bey tarafından yapılmasını, yüksek öneriniz üzerine uyarınca uygun gördüm."

6 Eylül 1915
Bulgaristan’ın Türkiye ve Almanya’nın yanında savaşa katılması.

14 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in Bulgar Generali Petroff'un eşi Sultane Petroff'a Çanakkale'den Fransızca mektubu :"...Düşman kuvvetlerine karşı kendi istediğimiz şekilde karşı koyduk ve daha önce Arıburnu'nda benim karşımda hezimete uğrayan düşman kuvvetleri, aradan aylar geçtikten sonra bu defa da Anafartalar'da tam anlamıyla felç oldular. Generalimin, muhtemelen bunlardan haberi vardır; ama olan biteni doğrudan benden öğrenmesi, sanırım kendisini çok daha fazla memnun edecektir. General Hamilton'a ve Lord Kitchener'e ardı ardına bu başarıları elde etmeme vesile oldukları için teşekkür etmem gerektiğine inanıyorum." Mustafa Kemal'in, 2.ve 15.Kolordu Komutanlarıyla Abdurrahman Bayırı'na gidişi.

20 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in rahatsızlanması, Mareşal Liman von Sanders'in Anafartalar Grubu Karargahı'na gelerek, kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunması, sonra özel doktorunu gönderişi.

23 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, - Almanya'nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh'ı çadırında kabulü ve söyledikleri :"Tam manasıyla Ruslar gibi karaya tıkıldık. Ruslar çökmeğe mahkumdurlar; çünkü Boğazları kapayarak onları Karadeniz'e tıkadım. Bu suretle, müttefiklerinden ayrı düşürdüm. Fakat biz de aynı sebep dolayısıyla yıkılmaya mahkumuz. Gerçekten biz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahillerine yerleşmiş bulunuyoruz; fakat herhangi bir okyanusa çıkmayı göze alamayız. Deniz kuvvetlerine sahip olmayan bir kara kuvveti olmak itibariyle biz, yarımadamızı, kara kuvvetlerini hiçbir tehdide uğramaksızın istediği sahile getirebilen deniz kuvvetlerine karşı savunmaya asla muktedir olamayacağız." (Atatürk, bu görüşmenin yapıldığı günlerde rahatsızlığı nedeniyle çadırında istirahat etmektedir. Ernest Jackh, hatıralarında şu bilgileri vermektedir :"Mustafa Kemal Bey ağır surette hastaydı ve bu yüzden kendisini ziyaret için çadırına gittim. Malarya (sıtma)'ya tekrar yakalanmıştı. O kadar zayıflamıştı ki, ilkin tanıyamadım. Bununla beraber ateşli tabiatı, evvelce sık sık yaptığımız bütün gece devam eden çok sevdiği görüşmeler gibi, bizi, siyasi bir tartışmaya daldırdı."

24 Eylül 1915
Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın beraberinde Başkomutanlık Vekaleti Harekat Şubesi Müdürü Yarbay İsmet (İnönü) Bey olduğu halde Gelibolu'ya gelişi.

26 Eylül 1915
Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın sabahleyin Kuzey Grubu Karagahı'na gidişi, daha sonra -Anafartalar Grubu cephesine ait- Conkbayırı'nı gezdikten sonra Gelibolu'da 5.Ordu karargahı'na dönüşü (Enver Paşa, bu inceleme gezisinde Anafartalar Grubu Karargahı'na uğramamıştır.)

27 Eylül 1915
Mustafa Kemal'in, 5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'e Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndan affını isteyen yazısı :"...Geçenlerde Ekselansları Başkomutan, Kuzey, Güney ve Asya Gruplarını ziyaretiyle gereği gibi onurlandırmıştır; ancak Anafartalar Grubu'nun varlığını tanımak istememekle, bizi ziyaretinin onurundan mahrum kılmıştır. ...Ekselansları Başkomutan'ın şahsıma karşı beslediği duygular böylece bilinirken, orduda aynı koşullar altında hizmet vermem benim için imkansızdır. Siz Ekselanslarından beni şu andan itibaren Grup Komutanlığı'ndan istifa etmiş sayma ve şahsımla ilgili daha sonraki işlemleri tayin etme lütfunda bulunmanızı rica etmek onurunu taşımaktayım."

30 Eylül 1915
5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanlığı'ndan affını isteyen deilekçe vermiş olduğunu, ancak kabul edilmemesini isteyen yazısı :"...Bu dilekçeyi destekleyemem. Çünkü Mustafa Kemal Bey'i vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdım ve takdir ettim. ...Şimdilik ilişikte takdim etmediğim ayrılma dilekçesini, Ekselanslarınızın, güvenini belirtmek suretiyle reddetmek lütfunda bulunmalarını rica ediyorum."

11 Ekim 1915
Gelibolu Yarımadası’nın İtilaf Devletleri’nce boşaltılmasının ilk kez söz konusu oluşu

17 Ekim 1915
Çanakkale bölgesinde General Hamilton'un komutayı General Birdwood'a devrederek cepheden ayrılışı.

26 Ekim 1915
Mustafa Kemal'in, Başkomutanlık Vekaleti'nce 9.,11.ve 12.Tümenlerin birleşmesinden oluşacak 16.Kolordu komutanlığına atanması ve Kolordu Komutanı yetkisiyle "Anafartalar Grubu'nu yönetmekle görevlendirilmesi.

30 Ekim 1915
Turquoise isimli Fransız denizaltı gemisinin esir edilmesi.

31 Ekim 1915
Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın, beraberinde Ahmet İzzet Paşa, Yarbay Feldmann ve Başyaver Kazım (Orbay) Bey olmak üzere Anafartalar Grubu Karargahı'nı ziyareti, Atatürk'le görüşmesi, daha sonra at üzerinde İsmailoğlu Tepesi'ne gidilmesi.

3 Kasım 1915
İstanbul'dan Gelibolu'ya gelen Ayan ve Mebusan Heyeti'nin Anafartalar Grubu karargahı'na giderek Mustafa Kemal'i ziyareti ve beraber cepheyi gezmeleri.

6 Kasım 1915
Çanakkale’den geçerek Marmara’ya girmiş olan E-20 İngiliz denizaltı gemisinin esir edilmesi.

7 Kasım 1915
İngiliz Harp Kabinesi'nin Çanakkale'yi boşaltma kararı.

10 Kasım 1915
Fransız denizaltı gemisi Turquoise’a Enver Paşa’nın katıldığı bir törenle “Müstecip Onbaşı” adının verilmesi.

5 Aralık 1915
Mareşal Liman von Sanders'in Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişi ve Mustafa Kemal'e, beraberinde getirdiği hava değişimi izin yazısını vermesi.

6 Aralık 1915
İtilaf Güçlerinin Gelibolu Yarımadası’nı boşaltma hazırlıkları.

8 Aralık 1915
Fethi (Okyar), Dr.Bahattin Şakir ve Dr.Tevfik Rüştü (Aras) Bey'lerin akşam Atatürk'ün misafiri olarak Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişleri. Atatürk'ün aldığı hava değişimi izni üzerine Anafartalar Grubu Komutan Vekilliğine atanan Fevzi (Çakmak) Paşa'nın Anafartalar Grubu Karargahı'na gelişi.

10 Aralık 1915
Atatürk'ün -beraberinde misafirleri Fethi (Okyar), Bahattin Şakir ve Tevfik Rüştü (Aras) Bey'ler olmak üzere- Çanakkale'den İstanbul'a hareketi. (Atatürk İstanbul'a dönüşünü takiben Çanakkale'den izinli olarak ayrılış sebebini Salih (Bozok) Bey'e şöyle anlatmıştır :"Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını teklif etmiştim. Fakat benim bu teklifimi kabul etmediler. Bundan dolayı canım sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul'a geldim. Eğer ben orada iken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı, herhalde daha çok sıkılacaktım. Burada bulunmaklığım benim için bir talih eseridir.)

11 Aralık 1915
Mustafa Kemal'in Çanakkale'den İstanbul'a gelişi

19-20 Aralık 1915
İtilaf Güçlerinin, işgal ettikleri siperleri boşaltarak gece Anafartalar, Arıburnu bölgesinden gizli olarak çekilmeleri (Bu bölgedeki boşaltma son günlerde mevcut sisten de yararlanılarak gizli olarak yapılmakta idi. Ancak birlik ve malzemelerin büyük kısmını kapsayan boşaltma bu gece gerçekleştirilmiştir. İngilizler 8/9 Ocak 1916 gecesi de Seddülbahir bölgesinden çekilmişlerdir.)

8-9 Ocak 1916
Müttefiklerin Seddülbahir’i boşaltmaları

9 Ocak 1916
5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in -İngilizlerin Gelibolu yarımadasından çekilip gitmeleri üzerine- sabah 8.45'de Alçıtepe'den Başkomutanlık Vekaleti'ne telgrafı :"Tanrı'ya şükür Gelibolu yarımadası tamamen düşmandan temizlenmiştir. Diğer ayrıntılar ayrıca sunulacaktır."

18 Ocak 1916
5.Ordu Karargahı'nın, Müttefiklerin Gelibolu yarımadasını boşaltmaları üzerine Çanakkale'den Lüleburgaz'a alınması.

1 Şubat 1916
Atatürk'e Anafartalar Grubu Komutanlığı döneminde gösterdiği üstün başarıları nedeniyle "İkinci Rütbe'den Osmani Nişanı" verilmesi.

http://www.canakkale.gen.tr/kronoloji/kronoloji.html, Alıntıdır.


           ÇANAKKALE CEPHESİNDE 50 LİSELİ 


                    Çanakkale Cephesi'nde 50 Liseli - İZLE



Yıl 1915. Harbiye Nâzırı Enver Paşa, Beyazıt Meydanı'ndaki Harbiye Nezareti'nin bahçesinde ünlü konuşmasını yapıyor.'Vatan elden gidiyor, daha çok asker lazım!' Bahçe hınca hınç dolu. İstanbul halkı orada, İstanbul Sultanisi'nin (lisesinin) elli öğrencisi de orada...Onlar gibi Darü'l Fünun öğrencileri ve tıbbiyeliler de meydanda. Herkesin içi kan ağlamakta... Balkan faciasının da izleri taze üstelik. Meydandaki o 50 öğrenci, her vatan evladı gibi cepheye koşmak için can atmaktalar. Ancak bir kanun var: 1909-1914 Askerî Mükellefiyet Kanunu. Kanuna göre Sultaniye öğrencileri askere alınamaz.

Ancak durum değişir, Çanakkale'de asker ihtiyacı doğar. Gönüllü olmak koşuluyla lise öğrencileri de askere kabul edilmeye başlanır. O 50 öğrenci soluğu cephede alır. İkinci tümen ihtiyatları ile birlikte oluşturulur. Tümenin başında Yarbay Hasan Bey vardır. Bu gencecik yiğitler bu bıyığı yeni terlemiş gençler, gece yarısı cepheye intikal ederler. Başlarındaki Yarbay Hasan Bey üstlerine, 'Bunlar daha yeni geldiler, biraz cepheyi tanısınlar, sabah çatışmalara girsinler' der fakat dinletemez. Ne hazindir ki cepheye gittikten altı saat sonra şehit olurlar. General Liman Von Sanders'in yanlış savaş taktiği gençlerin erkenden ölmelerine sebep olur.



"Şehadetname"




Osmanlılarda hem diploma hem de şehitlik belgesi manasına gelir.







VATAN HAİNLERİNE İNAT ŞEHİTLERİMİZİN KANI YERDE        

            KALMAYACAK !
 HEPSİNİ SAYGI İLE ANARIM.


SB.


***