Translate

EROL BİLBİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EROL BİLBİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2013 Cumartesi

ZEiTGEiST SADECE BİR FİLM DEĞİL !

Zeitgeist Ne Anlatıyor?


Peter Joseph’in ünlü filmi Zeitgeist The Movie hayatımıza 2007 yılında girdi. 2008 yılındaysa piyasaya Zeitgeist Addendum çıktı. Her iki film de kısa sürede büyük bir popülerliğe kavuştu. Yakın bir tarihte üçüncü filmin gösterime gireceği ilân ediliyor. İnternet üzerinden bedava indirilebilen filmlerin yaklaşık 100 milyon kişi tarafından izlendiği tahmin ediliyor. 

Mesele sadece sayıyla da ilgili değil. ABD ve sistem karşıtı çevreler arasında Zeitgeist’ın savunduğu fikirler hızla yayılıyor. İnternet sayesinde Zeitgeist Hareketi adı altında örgütlenmeye çalışılıyor. 


Peki, Zeitgeist hakikaten bir sistem eleştirisi yapıyor mu? Kaynakları ne kadar güvenilir? 

İleri sürdüğü tezler hangi dünya görüşünün ürünü? 
11 Eylül Olayları ya da perde arkasından dünyayı yönetenler hakkındaki iddiaları komplo teorisi mi yoksa Amerikan karşıtlığı mı? 
Dinler tarihi bir aldatmacadan mı ibaret? 
Zeitgeist ile New Age akımları arasında bir ilişki var mı? 
Venüs Projesi gerçekleşebilir mi? 
Enerji konusunda söylenenler doğru mu? 

Zeitgeist Ne Anlatıyor? bütün bu sorulara çeşitli yanıtlar veriyor. Farklı yazar ve araştırmacılar Zeitgeist belgesellerini farklı açılardan değerlendiriyor. 


Emrah Alpat, Zeitgeist The Movie’nin dine bakışını ve ileri sürdüğü tezleri büyük bir titizlikle inceliyor. 

Sinema eleştirmeni Tunca Arslan, her iki filmin sistem karşıtlığını eğlenceli bir üslupla ele alıyor. 

Araştırmacı yazar Erol Bilbilik enerji meselesinden yola çıkarak Zeitgeist’a değişik bir açıdan yaklaşıyor. 

Haluk Hepkon, her iki filmin komplo teorileri ve New Age akımlarla ilişkisini değerlendiriyor. 

Viyana Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde görev yapan Karin Liebhart ise ufuk açıcı makalesinde ezoterik ve okültik akımların aşırı sağcı akımlarla olan bağlantılarını gözler önüne seriyor. 

Zeitgeist Ne Anlatıyor? Zeitgeist filmlerini izleyen, izlemeyi düşünen ya da popüler kültürün son ürünü olan bu filmlerin etrafında kopan tartışmaya ilgisiz kalmak istemeyen herkese eleştirel ve farklı bakış açıları vaat ediyor.(kitaptan)



ZEİTGEİST  : THE MOVİE



ZEİTGEİST  : ADDENDUM



ZEİTGEİST  : MOVİNG FORWARD (2011)



ZEİTGEİST : ÖZET


                        VE DİĞERLERİ İÇİN : tıklayın






ATATÜRK’ÜN AKILLI PROJESİ (2) “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden Venüs Projesi’ne”
                      

İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi

Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ dışındaki “akıllı projelerinden” biri de İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ PROJESİ’dir.

 “Köylü milletin efendisidir” diyen Atatürk, Türkiye’nin “tabandan kalkınması” için 1937 yılında İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ni hazırlamıştır. Atatürk’ün üzerinde çalışarak uygulanmasını istediği bu proje, Afet İnan’ın “Devletçilik İlkesi” ve “Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz” adlı kitaplarında yer almıştır.[1]

Afet İnan, aslını TTK’ya bağışladığı, Atatürk’ün “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nin belgesini, Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik’ten aldığını ve Atatürk’ün bu projeyi onaylayıp geliştirerek uygulanmasını istediğini belirtmiştir.

Afet İnan, Cumhuriyet’in 50 yılı nedeniyle 1970’lerde tekrar gündeme gelen projenin hayata geçirilmesi için Bayındırlık Bakanlığı ve valilere mektuplar göndermiştir. 70’li yıllarda bu projenin hayata geçirilmesi için “çalışma atölyeleri” bile kuran Afet İnan, finansman sorununun çözülmesi için Meclis’e yasa tasarısı sunulmasına da önayak olmuştur. Ancak proje bir türlü hayata geçirilememiştir.

İşte bir zamanlar Başbakan Bülent Ecevit’in “Köykent” ve MHP’nin ‘Tarımkent” projelerinin esin kaynağı Atatürk’ün bu ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’dir.

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nin amacı “çağdaş” ve “çevreci” bir köy yaratmaktır.

İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, daire yerleşim planına sahiptir. Daire planın tam merkezindeki küçük dairenin etrafına, gittikçe genişleyen dört daire eklenmiştir. Plan, bu yönüyle ilk bakışta bir “dart tahtasını” andırmaktadır. Merkezden çevreye doğru helezonik bir biçimde gittikçe genişleyen dört parçalı köy planı, merkezden dışa doğru 6 yolla bölünmüştür.

Aslı Türk Tarih Kurumu’nda muhafaza edilen “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nde okul, cami, köy konağı, sağlık ocağı, otel–han, çocuk bahçesi ve fabrika dahil toplam 43 yapı bulunmaktadır. Plana göre köyün orta yerine yapılacak ‘anıt’ın etrafında sosyal tesisler, terzi, bakkal, berber gibi mekanlar yer alacaktır.

Planın tam merkezinde bir “anıt” vardır. Merkezin hemen sağına “Köy Meydanı” yerleştirilmiştir. Köy Meydanı’nda ise “Köy Parkı” ve “Çocuk Bahçesi” vardır. Köy Parkının ve Çocuk Bahçesinin çevresinde ise oyun yeri, telefon, itfaiye, çeşme, havuz ve tuvalet göze çarpmaktadır. Planın sağında, en dış çemberden dışa doğru açılan alanda çok geniş bir koruluk vardır. Koruluğun sonundaki çayın kenarında kuzeyde değirmenler, güneyde ise “yaş ve kuru yonca ile hayvan pancar tarlası” görülmektedir. Planın sağ üst köşesinde “Hayvan Mezarlığı” , sol üst köşesinde ise “Asri mezarlık” vardır. Planın yine sol üst köşesinde “Kireç ve taş ocakları”na yer verilmiştir.

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü’nde yer alan kurumlar, yapılar ve alanlar şunlardır:
1. Okul ve Tatbikat Bahçesi,
2. Öğretmen Evi,
3. Halk Odası (CHP Kurağı)
4. Köy Konağı,
5. Konuk Odası,
6. Okuma Odası,
7. Konferans Salonu,
8. Otel Han,
9. Çocuk Bahçesi,
10. Köy Parkı,
11. Telefon Santralı ve Köy Söndürgesi,
12. Radyolu Köy Gazinosu
13. Ebe ve Sağlık Kurucusu,
14. Tarımbaşı,
15. Hayvan Sağlık Kurucusu,
16. Sosyal Kurumlar,
17. Ziraat ve Et İşleri Müzesi,
18. Gençler Kulübü,
19. Hamam,
20. Etüv Makinesi (Buğu s.)
21. Köy Yunak Yeri,
22. Cami,
23. Revir,
24. Kooperatifler
25. Köy Dükkanları,
26. Spor Alanı,
27. Damızlık Tavuk, Tavşan ve Arı İstasyonları,
28. Damızlık Ahır (Aygır ve Boğa)
29. Kanara,
30. Mandıra,
31. Değirmenler,
32. Fabrika,
33. Asri Mezarlık,
34. Hayvan Mezarlığı,
35. Kireç, Taş, Tuğla ve Kiremit Ocakları,
36. Yonca ve Hayvan Pancar Tarlası,
37. Koruluk,
38. Köy Gübreliği
39. Fenni Ağıl,
40. Pazar Yeri ve Köy Zahire Locası,
41. Aşım Durağı,
42. Panayır Yeri,
43. Selektör Binası

İşte Atatürk’ün, 1937 tarihli “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”!



Uygulandığı halde aşiret, tarikat eksenli “feodal yapıyı” yok ederek, kalkınmayı ve aydınlanmayı “tabandan”, “köyden” başlatacak; merkezinde “insan”,”hayvan” ve “doğa” olan bir “akıllı proje”!…

Hayvan mezarlığıyla, geniş yeşil alanlarıyla, koruluklarıyla, yaş ve kuru yonca, hayvan pancar tarlasıyla, tavuk, tavşan, arı, aygır ve boğa istasyonlarıyla, hayvan sağlığını koruma merkeziyle dört dörtlük gerçek bir “çevreci” proje…

Bugün, Türkiye’nin kurtuluşunu, HES’lerde, “çılgın kanal projelerde” görenlerin “çevreye” verdikleri önemle, “İdeal Cumhuriyet Köyü”nün mimarı Atatürk’ün “çevreye” verdiği önemi şöyle bir karşılaştırın bakalım ne sonuç çıkacak!…
Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, sadece bir Türkiye projesi değil, bir dünya projesidir; hatta geleceğin projesidir.

Şöyle ki:
Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi Geleceğin Venüs Projesi Olmuş

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, dünya çapında bir hareket olan ve “tüm insanlığın iyiliği için bilimsel yöntemlerle büyük bir sosyal kalkınmayı” savunan Zeitgeist Hareketi tarafından geleceğin “Venüs Projesi” olarak dünyaya sunulmuştur.

Dünyayı kasıp kavuran Zeitgeist filmlerinde[2] anlatılan “Venüs Projesi” dikkatle incelendiğinde Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden (ç)alıntı olduğu görülecektir.
1916 yılında doğan Jacque Fresco, şu sıralarda Venüs Projesi’nin yaratıcısı olarak anılmaktadır.

Zeitgeist Hareketi, 3. filminde Venüs Projesi’ni anlatmıştır. Proje, gelecekteki medeniyetin nasıl planlanması gerektiğine dair tespitlerde ve ön görülerde bulunmaktadır.

Filmde, Venüs Projesi’yle ilgili çizimler yer almakta ve teknoloji ile çevrenin ideal kullanımından bahsedilmektedir.[3]
Venüs Projesi çizimlerindeki “şehir planının” Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ndeki “köy planına” şaşırtıcı derecede benzemesi, bir kez daha Atatürk’ün “dehasını” ve bizlerin bu dehaya karşı nasıl “kayıtsız” kaldığımızı göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.
Önümüzdeki günlerde Atatürk’ün diğer “akıllı projelerini” de açıklayacağım!…

Şimdilik elde var iki:

1. Atatürk’ün Sosyal Fabrika Projesi http://www.ilk-kursun.com/2010/12/sinan-meydan-yazdi-ataturkun-sosyal-fabrika-projesi/
2. Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi…

Sinan Meydan
İLK KURŞUN
1 Mayıs 2011

[1]A. Afet İnan, Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz; A. Afet İnan, Devletçilik İlkesi, Ankara, 1972, Ek, 7.,
[2] İlk belgesel film, 2007’de Zeitgeist: The Movie, ikinci, Zeitgeist: Addendum 2008’de yayınlanmıştı. Zeitgeist”in 3. filmi Zeitgeist – Moving Forward adıyla vizyona girmiştir.,
[3] Mehmet Öcal, “Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, Venüs Projesi Olmuş”, Eğitim Yuvası Formu, 30 Nisan 2011.


VENÜS PROJESİ - ZEİTGEİST

ATATÜRK'ÜN CUMHURİYET KÖYÜ PROJESİ
                         

                           ÖĞRENDİKÇE , ÖZGÜRSÜN...

SB.


***




12 Ekim 2012 Cuma

BiG BROTHER iS WATCHiNG - BÜYÜK ABİ GÖZLÜYOR







ÇİPLİ KİMLİKLER POTANSİYEL "TERÖRİST" AVINA ÇIKILABİLMESİ İÇİNDİR. 9/11'DEN SONRA TÜM DÜNYAYA YAYILMASI PLANLANDI VE BİR "BİG BROTHER İS WATCHİNG" PROJESİDİR...!!!

ÇİPLİ KİMLİKLER VATANDAŞ NELER YAPTIĞINI A-Z'YE NELER YAPTIĞINI GÖSTERECEK. HOŞLARINA GİTMEYEN BİR ŞEYDE "İMHA" YOLUNA GİDİLECEK...!!!


BUNUN ADI ... DÜNYA TİRANLIĞIDIR ....

FACEBOOK-GOOGLE-WİKİPEDİA VE BİLİMUM SERVİSLER DE "BİG BROTHER"LARA AİTTİR.








Çipli Kimlik Geliyor!

Geri sayım başladı. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin 'Pilot uygulama tamam. Nüfusun tümü 3 yıl içinde yeni kimliğe sahip olacak' dedi. Ayrıca tüm acil hatlar da 112 olarak tek numaraya dönüşecek.

Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Projesi`nde pilot il olarak Bolu seçildi. Bu ilde 220 bin kişiye yeni kimlik kartları dağıtılarak, bu kartlarla yapılabilecek işlemler gözden geçirildi. Üç sene içinde proje tamamlanmış ve yeni kimlikler dağıtılmış olacak.





KİMLİKTE PARMAK İZİ
Yeni kimlik kartları TÜBİTAK tarafından geliştirildi. Nüfus cüzdanının yanı sıra, sağlık karnesi, ehliyet ve vergi kimlik kartı olarak da kullanılabilecek. 10 yıllık kullanım ömrüne sahip kartlarda milli işletim sistemine sahip çip bulunuyor. Vatandaşın parmak izinin de yer aldığı dijital kimlik kartıyla, 6 haneden oluşan şifreyle işlem yapılacak. Yeni kimlik kartı, sigortadaki kaçakların önlenmesinin yanı sıra, sağlık karnesinin mükerrer kullanımı gibi sıkıntıların da önüne geçilmesini sağlayacak.

YURT GAZETESİ 10.ŞUBAT.2012








                             '' Resmin Bütünü Görebilmek... ''




İlk önce ABD halkı sonra da bütün insanlık  barkodlanacak.

Ve bir göz tarafından izleneceğiz. 
Kim izleyecek? -ALLAHOĞULLARI... 
Şaka değil bu haber ABD'de yayınlandı.
FBI'nın ilgili çalışmayı 2 yılda tamamlaması  bekleniyor...









Birthmarks, be damned: the FBI has officially started rolling out a state-of-the-art face recognition project that will assist in their effort to accumulate and archive information about each and every American at a cost of a billion dollars.

The Federal Bureau of Investigation has reached a milestone in the development of their Next Generation Identification (NGI) program and is now implementing the intelligence database in unidentified locales across the country, New Scientist reports in an article this week. The FBI first outlined the project back in 2005, explaining to the Justice Department in an August 2006 document (FBI Next Generation Identification (NGI) .pdf) that their new system will eventually serve as an upgrade to the current Integrated Automated Fingerprint Identification System (IAFIS) that keeps track of citizens with criminal records across America .

“The NGI Program is a compilation of initiatives that will either improve or expand existing biometric identification services,” its administrator explained to the Department of Justice at the time, adding that  the project, “will accommodate increased information processing and sharing demands in support of anti-terrorism.”

“The NGI Program Office mission is to reduce terrorist and criminal activities by improving and expanding biometric identification and criminal history information services through research, evaluation and implementation of advanced technology within the IAFIS environment.”

The agency insists, “As a result of the NGI initiatives, the FBI will be able to provide services to enhance interoperability between stakeholders at all levels of government, including local, state, federal, and international partners.” In doing as such, though, the government is now going ahead with linking a database of images and personally identifiable information of anyone in their records with departments around the world thanks to technology that makes fingerprint tracking seem like kids' stuff.

According to their 2006 report, the NGI program utilizes “specialized requirements in the Latent Services, Facial Recognition and Multi-modal Biometrics areas” that “will allow the FnewBI to establish a terrorist fingerprint identification system that is compatible with other systems; increase the accessibility and number of the IAFIS terrorist fingerprint records; and provide latent palm print search capabilities.”

Is that just all, though? During a 2010 presentation (Facial Recognition and Identification Initiatives.pdf) made by the FBI’s Biometric Center of Intelligence, the agency identified why facial recognition technology needs to be embraced. Specifically, the FBI said that the technology could be used for “Identifying subjects in public datasets,” as well as “conducting automated surveillance at lookout locations” and “tracking subject movements,” meaning NGI is more than just a database of mug shots mixed up with fingerprints — the FBI has admitted that this their intent with the technology surpasses just searching for criminals but includes spectacular surveillance capabilities. Together, it’s a system unheard of outside of science fiction.

New Scientist reports that a 2010 study found technology used by NGI to be accurate in picking out suspects from a pool of 1.6 million mug shots 92 percent of the time. The system was tested on a trial basis in the state of Michigan earlier this year, and has already been cleared for pilot runs in Washington, Florida and North Carolina. Now according to this week’s New Scientist report, the full rollout of the program has begun and the FBI expects its intelligence infrastructure to be in place across the United States by 2014.

In 2008, the FBI announced that it awarded Lockheed Martin Transportation and Security Solutions, one of the Defense Department’s most favored contractors, with the authorization to design, develop, test and deploy the NGI System. Thomas E. Bush III, the former FBI agent who helped develop the NGI's system requirements, tells NextGov.com, "The idea was to be able to plug and play with these identifiers and biometrics." With those items being collected without much oversight being admitted, though, putting the personal facts pertaining to millions of Americans into the hands of some playful Pentagon staffers only begins to open up civil liberties issues.

Jim Harper, director of information policy at the Cato Institute, adds to NextGov that investigators pair facial recognition technology with publically available social networks in order to build bigger profiles. Facial recognition "is more accurate with a Google or a Facebook, because they will have anywhere from a half-dozen to a dozen pictures of an individual, whereas I imagine the FBI has one or two mug shots," he says. When these files are then fed to law enforcement agencies on local, federal and international levels, intelligence databases that include everything from close-ups of eyeballs and irises to online interests could be shared among offices.

The FBI expects the NGI system to include as many as 14 million photographs by the time the project is in full swing in only two years, but the pace of technology and the new connections constantly created by law enforcement agencies could allow for a database that dwarfs that estimate. As RT reported earlier this week, the city of Los Angeles now considers photography in public space “suspicious,” and authorizes LAPD officers to file reports if they have reason to believe a suspect is up to no good. Those reports, which may not necessarily involve any arrests, crimes, charges or even interviews with the suspect, can then be filed, analyzed, stored and shared with federal and local agencies connected across the country to massive data fusion centers. Similarly, live video transmissions from thousands of surveillance cameras across the country are believed to be sent to the same fusion centers as part of TrapWire, a global eye-in-the-sky endeavor that RT first exposed earlier this year.

“Facial recognition creates acute privacy concerns that fingerprints do not,” US Senator Al Franken (D-Minnesota) told the Senate Judiciary Committee’s subcommittee on privacy, technology and the law earlier this year. “Once someone has your faceprint, they can get your name, they can find your social networking account and they can find and track you in the street, in the stores you visit, the government buildings you enter, and the photos your friends post online.”

In his own testimony, Carnegie Mellon University Professor Alessandro Acquisti said to Sen. Franken, “the convergence of face recognition, online social networks and data mining has made it possible to use publicly available data and inexpensive technologies to produce sensitive inferences merely starting from an anonymous face.”

“Face recognition, like other information technologies, can be source of both benefits and costs to society and its individual members,” Prof. Acquisti added. “However, the combination of face recognition, social networks data and data mining can significant undermine our current notions and expectations of privacy and anonymity.”

With the latest report suggesting the NGI program is now a reality in America, though, it might be too late to try and keep the FBI from interfering with seemingly every aspect of life in the US, both private and public. As of July 18, 2012, the FBI reports, “The NGI program … is on scope, on schedule, on cost, and 60 percent deployed.”  kaynak:







                                           Aaron Russo's Last Message To Humanity (video)









SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA - MUSTAFA YILDIRIM




''Bugün de uyumayanlar var ve onlar bizim nasıl bir tuzağa düşürüldüğümüzün resmini çekmiş, dersem, resim değil ama, öyle bir çalışma ki, fazla zorlamaya gerek kalmadan, canlı bir fotoğrafa bakar gibi gerçeği göstermek için çalışmış. Bu kitabı okumak, içine düştüğümüz tuzağı görmemizi sağlayacak. Belki o zaman kendimizi sorgulamaya başlayabiliriz. Azıcık ulusal onurumuz kalmışsa ve gerçekleri okumayı biliyorsak; ders almayı biliyorsak. 
Oltanın ucundan kurtaramadığımız balığın, bu kez de bir ağda çırpınışını seyrettirmek isteyenlere 
ders vermenin gününü geciktirmemeliyiz.'' 

- M. Emin Değer- 










ABD ve Avrupa Birliği’nin güdümündeki Rum, Ermeni ve Yahudi örgütlerinin dışarıdan kuşattığı ülkemizi içerden çökertmek isteyen sözde “sivil toplum kuruşları” nı, belgelerle deşifre eden Mustafa Yıldırım, bu çirkin oyunun mutlaka bozulacağının ilk işaretini vermiş bulunuyor. 

“Sivil Örümceğin Ağı’nda” ki Türkiye’yi demir dağları eritip Ergenekon’dan çıkan Türk Milleti kurmuştur. Sömürgecilerin çürük iplikle ördükleri bu çirkin ağı yırtıp atabilmek için titreyip kendimize gelmemiz yeterlidir. Uzun zaman alacak, yorucu çalışmalara gerek yok. Sivil Örümceğin Ağında’yı okuyunca nasıl bir “tezgâh”la karşı karşıya bulunduğunu görürüz.

Osmanlı Devleti’nin son günlerini, mütareke dönemini yaşıyor gibiyiz. Devleti yönettiğini zannedenler gözlerini ve kulaklarını Batıya çevirmiş; gelecek sese veya işarete göre tavır alacaklar. 
Basın, batıcıların kontrolünde.

Topluma hizmet maksadı ile kurulduklarını beyan eden birçok vakıf ve dernek güdümlü; sadece ses veya işarete değil, paraya da endekslenmiş durumdalar.  “Sivil Örümceğin Ağında”yı açar açmaz Anthony Sum’un, bizim durumumuzu özetleyen şu cümlesi ile karşılaşıyoruz:  “Komplo teorilerim yok! Ama, komplolar hakkında teorilerim var.” 

Yazar da komplo teorileri üretmiyor; Türkiye’ye ve Türk milletine karşı kurulmuş olan uluslar arası komploları, komplocuların gizleyemedikleri belgelerle, deşifre ediyor. Sivil Örümceğin Ağında başlıklı kitabı okuyunca, ya Batılıların bizi çok sevdiklerine, bize maddî ve manevî destek vermek için birbirleriyle yarıştıklarına inanacaksınız veya öldürücü bir “tezgâh”la karşı karşıya bulunduğumuzu anlayacaksınız. 

Burada üçüncü bir yol yok. 

Kitaba, “Uyumayanlar da varmış” başlıklı bir önsöz yazan M. Emin Değer, 1969 yılı başlarında Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliği odasında yaşadığı şu “acı” süprizle söze başlıyor: “Amerikalı Albay, kapıdan çıkarken bir an durdu ve görüşmeyi şu acı sözlerle noktaladı: 

“ABD ile Türkiye arasında Ortak Savunma işbirliği anlaşmasına göre yapılan yardım, hibe, satış ya da malzemenin sahibi yalnız ve her zaman Amerika’dır, benim devletimdir. Bunlar size, Ortak Savunma (anlaşması)’nın gereği olarak devrediliyor. Dikkat ederseniz bunların statüsü Kongre Yasasının ¼ ve 3’üncü maddelerine göre saptanır. Buna göre de Türkiye zilyet durumundadır. Bu nedenle yasanızdaki (...) bütçeye kaydedilir, hükmü uygulanamaz. Unutmayın ki, Başkan veya Kongre istediği an, yardımı durdurduğu gibi o madde ya da bilgiyi geri isteyebilir.” 

Yani dost bildiğiniz Amerika, size bir yardımda bulunursa, bir şey hibe etse veya satsa bile bu şeyi istediği zaman geri alabilir. Çünkü ABD’nin kanunları böyle emrediyor. Sizin kanunlarınızın hiçbir önemi yoktur. 

Kitabı okuyunca, artık ABD’nin kendi vatandaşı CIA ajanlarıyla değişik ülkelerde operasyonlar düzenlemediğini fark ediyoruz. Bugün devrede çok uluslu şirketlerle içli-dışlı olan Ford Vakfı, Carnegie Vakfı ve Rockefeller Vakfı gibi kuruluşlar vardır ve bu kuruluşların 92 ülke ile sıkı işbirliği söz konusudur. Son yıllarda adı Türkiye’de de sık sık duyulan para piyasaları cambazı Soros da her zaman iş başındadır. 

Çok sayıda vakıf veya başka ad altında faaliyet gösteren kuruluş da işin içindedir. ABD’nin iki büyük partisi, (Cumhuriyetçi ve Demokratlar) de tıpkı Almanya’daki gibi vakıflar kurarak hedefteki ülkelere yönlendirmeye başlamışlardır. 

“Resmiyet dışı” göründükleri için “sivil toplum kuruluşu” adını alan bu örgütler, gerçekte ABD’nin devlet politikasına hizmet eden teşkilatlar arasında yer almaktadırlar. 

Yaklaşık on yıldır Türkiye ile çok yakından ilgilenen bu örgütler; Demokratikleşme, insan hakları, Ermeni Meselesi, Kürt sorunu, Aleviler... vesaire konuları içeren çalışmalara ciddi maddî destek sağlamaktadırlar. 

Türkiye’de ABD örgütlerinden maddî destek almada ilk sırayı Arı Derneği (Arı Hareketi) ile TESEV alıyor. 

Amerikan örgütleri, faaliyette bulundukları ülkelerde beyin temizleme, kimlik oluşturma, örgütleme ve eyleme geçirmek için 18 adımlık bir süreç izlemektedirler: Kamuoyu oluşturma, alt örgütler kurma,yeni propaganda aygıtları sağlama, casuslar yerine yaygın bir yayıncı eğitim programı gerçekleştirme, bilimsel ve toplumsal konferanslar düzenleme, iş adamlarının örgütlenmesi, açık ve yaygın istihbaratın güçlendirilmesi, etnik grupların kışkırtılması, toplumu yanlış ve eksik bilgilendirme, yolsuzluk kampanyasıyla yeniden yönetim taleplerinin yükseltilmesi, iktisadî ortamı denetleme, merkezi devlet güvensizlik yaratma, gençlerin örgütlenmesi, millî sanayiinin çökertilmesi, orduları millî savunma kimliğinden koparma, kendilerine inanmış örgüt lideri yetiştirme, millî bunalımlar yaratılması, kültürel kaynaşmanın yıkılması... 

Yakın zamana kadar, ülkemizde faaliyet gösteren bir kuruluşun dışardan para alması hem suç, hem de, utanılacak bir durumdu. Komünist parti veya örgütlerin Sovyetler Birliği’nden, kendilerine “İslamcı” diyen grupların Araplardan maddî destek gördüğü iddiaları mahkemelere düşerdi. Refah Partisi’ne Libya’dan 500 bin dolar yardım yapıldığı söylentileri bu partinin kapatılma sürecini başlattığını ve sonunu getirdiğini biliyoruz. 

Ama ABD’nin yarı resmî örgütü NED (Millî Demokrasi Fonu)’den Türkiye’deki “sivil” örgütlere 5 milyon dolara yakın para aktarıldığını belgeler ispatlıyor. Aynı kaynaklardan Soros’un 1 milyon 78 bin dolar, İngiliz WF örgütünün de 6250 sterlin verdiği kayıtlı. 

Bu paralar “demokrasi” adı altında verildiği için “suç” teşkil etmiyor, herhalde... 

ABD ve AB’den para alan kuruluşların bazılarını kaydedelim:

Yeni Forum Dergisi, 
Türk Demokrasi Vakfı, 
Stratejik Araştırmalar Vakfı (SAV), 
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), 
Toplumsal Sorunları Araştırma Vakfı (TESAV), 
Liberal Düşünce Topluluğu (LDT), 
Türk Kalkınma Vakfı, 
Helsinki Yurttaşlar Derneği, 
Arı Hareketi Sivil Örümceğin Ağında’nın sayfaları arasında dolaşınca adını önümüzdeki aylarda/yıllarda daha çok duyacağımız Arı Hareketi/Derneğini de şimdiden yeterince tanıyoruz. 

Özetle, bu tezgahtan kurtulmak için ağın nasıl kurulduğunu bilmemiz, Sivil Örümceğin Ağında’yı okumamız gerekir. 





''Mustafa Yıldırım, 'Şifre Çözücü/Project Democracy' başlıklı yazısında diyor ki: ''Türkiye'ye gelince, -durumu 'anlamak' için- çevrenizdeki partilere bağlı 'vakıflar'dan ya da, sözde 'bağımsız' vakıfların 'sivil örgütü' denen NGO'ların; üniversitelerin, özellikle 'sosyoloji', 'uluslararası ilişkiler', 'kamu yönetimi' -eski adıyla 'mülkiye'- bölümlerindeki akademisyenlerin, öğrencilik kökenlerine; ABD'den aldıkları 'doktora tezleri'ne bakmak kafidir. Bu duruma ancak, 'nerede bir workshop çalışması varsa, bilinmeli ki, orada bir 'project democracy' yürürlüktedir' denilebilir...'' 

- Attila İlhan, Cumhuriyet- 






SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA - MUSTAFA YILDIRIM
MUTLAKA OKUYUN ! OKUTUN !



ilgili:


“Türkiye’de ve dünyada çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu vardır ve çeşitli alanlarda faaliyet gösterirler. Bu Sivil Toplum Kuruluşları’nın çok büyük bir çoğunluğu da çeşitli yurtiçi ve yurtdışı örgütlerle içli dışlıdır ve maddi olarak da küresel güçlere bağımlıdır. Üstelik bu bağımlılık; efendilerinin kendilerine söylediklerini yapmaları için yeterlidir. Zira onları besleyen asıl damar paradır ve parayı veren düdüğü çalar!”
TURUNCU DEVRİMLER VE ARAP BAHARLARI NASIL HAZIRLANIYOR…İŞTE İTİRAFLAR…DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞI NASIL ÖRÜLÜYOR; 
ARI Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı Ural Aküzüm İle Söyleşi..
Ömür Kurt



















"Komplo teorilerim yok! Ama, komplolar hakkında teorilerim var.''
Anthony Summers





YENİ DÜNYA DÜZENİ - 3




Ahtapotun Ana kolları!




Türkiye’de Adli Yıl Açılış Töreni, Ankara’nın en lüks beş yıldızlı otellerinden biri olan JW Marriott Otel’de yapıldı.  Yani Mormonların Oteli’nde.. Üstelik bu törene Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel de katıldı. 


Mormon otelinde adli yıl açılış töreni


Türkiye’de ordu, kısa bir zaman önce, 28 Şubat sürecinde tarikat önderlerine yemek verdiği için Başbakan Necmettin Erbakan’ı “postmodern bir darbe” ile istifa etmeye zorlamıştı.. 2012 Eylül ayında ise Adli Yıl’ın açılış töreni bir Hristiyan Tarikatı’nın sahibi oduğu otelde yapılabildi. Üstelik yüksek yargı organlarının mensupları ile birlikte Genelkurmay Başkanı da bunda bir sakınca görmedi..

Geçtiğimiz haftalar içinde Mormon tarikatı, dünyünon gündemine geldi. Çünkü Mormonlar, ABD’deki Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Romney’i desteklediklerini ilan etti. Zira Romney de bir Mormon.. ABD’de kimin başkan olacağı elbette bütün dünya için önemli ama Baba Bush ve oğul Bush ile birlikte Yeni Muhafazakarlar denilen Neo-Con’lar, başka bir tanımlama ile Hıristiyan Siyonistler tarafından yönetilen Cumhuriyetçilerin şimdi Mormonların liderliğini benimsemesi, son zamanlarda bütünüyle bu ülkenin Büyük Orta Doğu ve Arap Baharı gibi projelerinin taşeronluğunu yapan Türkiye için daha da önemli.. Üstelik Mormonların önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Marriott Otelleri sahibi J. Willard Marriott, Michigan’da bir kilisede Romney lehine konuşma yaptı. Romney ve Marriott aileleri uzun zamandan beri çok yakınlar. Öyle ki şimdiki aday, Willard Mitt Romney’in adı da Mormonların lideri J. Willard Marriott’tan geliyor. Romney’in babası eski Michigan Valisi George Romney, yakın dostu J. Willard Marriott’ın adını oğluna vermiş.. 

Türkiye’de ise Adli Yıl Açılış Töreni, Ankara’nın en lüks beş yıldızlı otellerinden biri olan JW Marriott Otel’de yapıldı. Yani Mormonların Oteli’nde.. Üstelik bu törene Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel de katıldı. Türkiye’de ordu, kısa bir zaman önce, 28 Şubat sürecinde tarikat önderlerine yemek verdiği için Başbakan Necmettin Erbakan’ı “postmodern bir darbe” ile istifa etmeye zorlamıştı.. 2012 Eylül ayında ise Adli Yıl’ın açılış töreni bir Hristiyan Tarikatı’nın kontrolündeki otelde yapılabildi. Üstelik yüksek yargı organlarının mensupları ile birlikte Genelkurmay Başkanı da bunda bir sakınca görmedi.. 

Romney’in umudu kutsal iç çamaşırında!

CNN televizyonunda siyasi programlar yapan Rachel Streitfeld, kurumun İnternet sitesi için Boston’dan bir analiz yazısı yazdı. Yazıda, New Hampshire’de Mormonların Kilisesi Wolfeboro’da yapılan toplantıda Marriott otelleri zinciri başkanı, Marriott Jr’ın, Cumhuriyetçilerin başkan adayı Mitt Romney’e tam destek verdiği bildirildi. Toplantıya Mitt Romney, eşi ile birlikte katıldı. Rachel Streitfeld, siyasi analistlerin, Cumhuriyetçilerin liderinin Mormonlardan olmasının bazı Evangelik seçmenleri, partiden uzaklaştırabileceği üzerinde durduğunu belirtti. Rachel Streitfeld, Cumhuriyetçilerin kongresi sırasında açıklanan kampanya ile Mormonizmin kucaklandığını, kilisedeki toplantıda da kilise yetkilileri ve cemaatin Romney’e övgüler yağdırdığını, Romney’in de konuşmasında “Mormon” kelimesini kullandığını ifade etti.
Marriot ise Romney’e destek dışında kutsal çamaşırları müminlere giydirmekten söz etti ve Mormon geleneklerinden biri hakkında konuştu. Mike Wallace adlı bir Mormon, 1990 yılında bir tekne kazası geçirmiş.. ÇBS kanalına olayı anlatırken çıkan yangında polyester pantolonunun beline kadar yandığını ama alttaki çamaşırlarında en küçük bir yanma izi olmadığını, bu kutsal çamaşırların hayatını kurtardığını söylemiş.. Marriot, bu örneği vererek Romney’in başkanlığı ile bütün Amerikan halkına kutsal çamaşırları giydirmiş olacaklarını ifade etti. 




Bush’un tarikatı: Hıristiyan Siyonistler

Mormonları ele almışken Hıristiyan Siyonistler’i, rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 2003 yılı Şubat ayında, bizzat bana anlattığı şekilde hatırlayalım. 

-ABD Başkanı Bush yanlış bir tarikatın mensubu olduğu için, o tarikatın etkisiyle bir takım dogmatik fikirlerle, gözünü yummuş, ağzını açmış, aklıyla hareket etmiyor, hissiyle hareket ediyor ve dünyayı felakete sürüklüyor. Genç Hiristiyanlar, Yeni Hıristiyanlar mezhebi... Bu tarikat 100 seneye yakın bir zamandan beridir, Amerika’da faaliyette bulunuyor. Ve şu anda 40 milyon mensubu var, 40 bin tane papaz bunun için çalışıyor. 7 tane ilahiyat fakültesi, 50 tane televizyonu var... Yoğun bir çalışmayla, Amerika’da insanları belli bir inanca getiriyorlar. Bu inancın temelinde İsrail ile işbirliği yatıyor. Bunları asıl yürüten İsraillilerdir. Çünkü Amerika, İsrail’e istediği parayı vermiyor. Ama “İyi bir Hiristiyan olmak için kiliseme para ver” derseniz veriyor. Nitekim aralarına karışan Amerikalı bir yazar, bunu kitap haline getirdi. O kitabı okuduğu zaman insan gerçekleri görüyor. 


Tanrıyı Kadere Zorlamak 


“Tanrıyı Kadere Zorlamak” kitabın adı... Yani onun manası şu, Hıristiyanlar, İsa Aleyhisselam tekrar yeryüzüne gelecek diye bekliyor. Siyonistler ise başka bir Mesih bekliyor. Sırf Hıristiyanları kendi maksatlarına yönelik kullanabilmek için, “Bizim beklediğimiz de aynı, İsa Aleyhisselamdır” diyorlar. Takıyye yapıyorlar. “Ancak bizim dinimize göre, bunun yeryüzüne gelmesi için ön şartların yerine gelmesi lazım. Bu ön şartlar bildirilmiş. Bunun için İsrail kurulacak” diyorlar... Bu tabii asırlardan biri söyedikleri bir sözdür. “Ve Arz-ı Mevud’a sahip olacağız. Süleyman Mabedi’ni yeniden yapacağız. Cenab-ı Hakk’ın asıl kulları biziz. Diğer kullar bize köle olarak yaratılmıştır” diyorlar. Bu inancı yürütmek için ellerinden gelen her gayreti sarfederken, Hıristiyanları kendi yanlarına çekmek maksadıyla “İsa peygamberin dünyaya gelmesi için, İsrail devletini kurmamıza ve Süleyman Mabedi’nin yeniden kurmamızda bize yardım etmelisiniz” diyorlar... 

Çünkü, 500 sene evvel İspanya’da, büyük bir hahamlar toplantısı yapıldı. “İsa Aleyhisselam’ın, (daha doğrusu onların söylediği Mesih’in), yeryüzüne gelmesi, Cenab-ı Hakk’ın takdirine mi bağlıdır, yoksa kullar olarak bizim bazı olayları hızlandırmamızla bu olay çabuklaşır mı?” sorusunu ortaya attılar. Bu mülakat yapıldıktan sonra “Bu bizim elimizdedir” kanaatine gelmişlerdir. “Biz ne kadar çabuk İsrail’de toplanırsak, ne kadar çabuk Süleyman Mabedi’ni yaparsak, kurtarıcımız o kadar çabuk yeryüzüne gelecekitr. Öyleyse bunları bir an evvel gerçekleştirelim” dediler. Bu Amerikalı yazar da kitabın adını bunun için, “Tanrıyı Kadere Zorlamak” koydu. Kader Cenab-ı Hakkın takdiridir. Cenab-ı Hakkın kaderini zorlamak! Yani “Biz bunları yaparsak kader de buna göre öne gelir. Bir an evvel gerçekleşir” inancını yaydıklarından dolayıdır, kitaba bu adı vermiş bulunuyor. Bütün bunlardan maksat, Amerikalılar’ın, kendi kiliselerine yardım etmesini sağlamak, onlar “kendi kiliseme yardım ediyorum” diye düşünürken, o hanım yazarın ifade ettiği gibi asıl maksat İsrail’e mali imkan temin etmektir. Faaliyetler yoğun bir şekilde sürdürülüyor. Geniş propagandalarla asırlardır çalışıyorlar. 

Bush ve babası, Clinton bunların hepsi bu mezhebin mensuplarıdır. Clinton “Ben Amerika için askerlik yapmadım, çünkü filanca derneğin üyesiydim, bizim derneğimiz savaş istemiyor. Ama İsrail için silah alır cepheye gider savaşırım” diyor. Bunu “Ben iyi bir Yahudiyim” diye söylemiyor. “Ben iyi bir Hıristiyanım” diye söylüyor. Yani “İsa Aleyhisselamın bir an önce yeryüzüne inmesi için, bütün bunları canımla, başımla yapmaya hazırım” düşüncesiyle söylüyor. Çünkü bu mezhep bunları böyle yetiştirmiş. 

Bu tamamen dogmatik bir hareket. Bir tarikatın inancı bu... Kullandığı kelimeler de öyle. Bush, “Adalet savaşı yapıyorum” diyor. “Ben görevlendirildim” diyor. 








ARSLAN BULUT 14.09.2012








YENİ DÜNYA DÜZENİ - 4
Ahtapotun ana kolları!


Mormonluğu genç vaizler sürüklüyor!


“Akıcı konuşması ile dikkat çeken, uzun boylu, yakışıklı ve şık giyimli Osteen, 30 bin dinleyici önünde irticalen konuşuyordu. Kendinden geçmiş 30 bin kişinin bazıları gözyaşları içerisinde dinliyordu anlatılanları..” 

“Amerika’da cemaatlerin eğitim alanında da önemli bir yeri ve etkinliği var. 100 bine yakın devlet okuluna karşılık faaliyet gösteren 33 bin özel okulun yüzde 80’i resmen cemaatler tarafından işletiliyor.” 

Mormonluk veya Mormonizm, Joseph Smith, Jr. tarafından 1830’da başlatıldı. Joseph’in eşi Emma Smith tarafından kurulan “Tekrardan Düzenlenmiş İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi” ne ve Mormon Kitabı’na dayanır. Mormonizmin kurucusu Joseph Smith Jr.’nun ilk takipçilerine Mormon denilmiş ve onların inancı Mormonluk olarak adlandırılmıştır. Başlangıçta hakaret için kullanılan kelime sonradan tarikatın veya bu yeni dinin adı haline gelmiştir. 

Mormonların Türkçe yayınlarına göre, İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi İstanbul Derneği 19 Ekim 2011’de kurulmuştur. Duyurularda “Bizi ziyaret etmek istiyorsanız, Pazar günleri saat 13.00’te Rab’bin Sofrası toplantımıza katılabilirsiniz” denilmektedir. Mormon Kitabı’nın Joseph Smith tarafından altın levhalardan tercüme edildiği iddia edilir .

Mormon Kitabı MÖ 600 - MS 400 yılları arasında yaşayan Nefililer ve Lamanlılar adlı iki halkın başından geçenleri, onların arasındaki peygamberlerin kayıtlarını ve kehanetlerini içerir. Birçok Hıristiyan, bu kitabın Yeni Ahit’e ekleme olduğunu düşünüp kitabı kabul etmez. Joseph Smith’in anlattıklarına göre Moroni adlı bir melek ona bu levhaların nerede olduğunu göstermiştir. Mormon Kitabı’na inanan Mormonlar Amerika’nın doğusundan batısına göç ederek Utah eyaletini kurmuşlardır. Zaman gazetesinden Emrah Ülker’in 26 Nisan 2009 tarihinde yayınlanan incelemesine göre Mormonlar, Amerikalıları, gerek binlerce kişinin katıldığı toplantılarda gerekse aynı anda birçok televizyon programında irticalen konuşan cerbezeli vaizler vasıtasıyla etkilemeye çalışıyor. Bu toplantılardan birini anlatarak söze başlayan Ülker şöyle diyor: 

* “Akıcı konuşması ile dikkat çeken, uzun boylu, yakışıklı ve şık giyimli Osteen, 30 bin dinleyici önünde irticalen konuşuyordu. Kendinden geçmiş 30 bin kişinin bazıları gözyaşları içerisinde dinliyordu anlatılanları. 

* Amerika’nın en önemli tele-vaizlerinden olan rahip Osteen, vaazlarında insanları doğru yola çağırması ile biliniyor. Babasının kurduğu cemaatin şimdiki lideri olan Osteen, her hafta sonu binlerce müntesibinin önünde heyecanlı vaazlar veriyor. Houston’daki 16 bin kişilik spor salonunu, aynı anda 30 bin kişinin ibadet edebileceği bir kiliseye çevirerek dikkatleri topladı. Televizyondan canlı yayınlanan haftalık vaazlarını izleyenlerin sayısı 7 milyona ulaşınca yayınevlerinin de ilgisini çekti. Çıkardığı kitap 2005 yılının en çok satanları arasına girdi. 

* Çoğunlukla dindar insanlardan oluşan, Osteen gibi vaizlerin konuşmalarını dinleyen bir halk Amerikan halkı. Halkın yüzde 80’inden fazlası bir ibadethaneye -kiliseye veya camiye, havraya- üye olduğunu, başka bir deyişle bir cemaate mensubiyetini beyan ediyor. Cemaat üyeliği ve bağlılığını açıklamak, hatta onun yolunda koşturmak da toplumda saygı gören bir davranış. 


ABD’nin imam-hatipleri 


* Amerika’da cemaatlerin eğitim alanında da önemli bir yeri ve etkinliği var. 100 bine yakın devlet okuluna karşılık faaliyet gösteren 33 bin özel okulun yüzde 80’i resmen cemaatler tarafından işletiliyor. Devlet okullarının seküler yapısına karşılık, özel okullar -bir benzetme yaparsak- Türkiye’deki imam-hatipleri andırıyor. Bu okulların müfredatında fen ve sosyal bilimlerin yanında din dersleri de bulunuyor. 23 bin cemaat okulunun 7500’ünü Katolikler, kalanını da onlarca değişik cemaat işletiyor. Hepsi paralı eğitim veren bu cemaat okullarından mezun olan öğrenciler, istedikleri üniversitenin istedikleri bölümüne -elbette puanları yeterse- devam edebiliyor. 

* Sayısı 4100’ü aşan yükseköğrenim kurumlarının içinde özel üniversitelerin oranı yüzde 70’ler civarında. Aralarında 200 yıllık tarihi olan özel üniversitelerin önemli bir kısmını ise cemaatler işletiyor. İsimlerini tüm dünyadan insanların bildiği çok prestijli bu üniversitelerin mütevelli heyetlerinde kiliselerin papazları da bulunuyor, o cemaate mensup işadamları da... 

* Onlarca farklı cemaatin binlerce eğitim kurumu yanında, gazeteleri, televizyonları, radyoları ve yayınevleri de var. Faaliyetleri finanse etmek için birtakım ticari işler de yürütüyorlar. Dini bir cemaat tarafından işletilen bir apartmanda oturmak, bazıları için tercih edilen bir durum olurken, dini bir cemaatin işlettiği markette alışveriş yapmak, kandırılmayacağını düşünen vatandaş için cazibe noktası da olabiliyor. 


Mormonluğun kurucusu Joseph Smith peygamber sayılıyor!


1805’de, Illinois’e bağlı Carthage’de doğan Joseph Smith, Jr. 25 yaşında Mormonluk adıyla bilinen Latter Day Saint hareketini kurdu. İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi’nin ilk başkanıdır. 1844’te öldü. Joseph Smith, Jr. Tanrı ve İsa’yı görüp onlarla konuştuğunu, Tanrı’nın ona yeni bir mezhep kurması gerektiğini söylediğini iddia etmiştir. Kendi anlatımına göre bir gece bir melek onu ziyaret etmiş ve kutsal kitabın yerini ve urim ve tumim taşları ile nasıl tercüme edeceğini anlatmıştır. Mormonlara göre o bir peygamberdir. “Bir peygamber olarak Joseph Smith” diye söze başlarlar.



“Bir şeytana tapan, aday olsa seçer misiniz?” 


Rachel Streitfeld’in CNN’deki yazısının hemen altında yer alan okur mektuplarında şöyle deniliyor: “Bir dine göre ’sihirli iç çamaşırı’ndan bahsediyoruz! İnanamıyorum. Mormonizm, Evanjeliklerin inançlarına aykırı.. Bir şeytana tapan, aday olsa seçer misiniz? Veya bir ateist..”  “Onun kültleri kimin umurunda! O korkunç adamı, başkan yapmak istiyorsunuz! Onun gerçek dünyada dışarı çıkmaya ve hayatın ne olduğunu öğrenmeye ihtiyacı var..” 

“Sayın Marriott’un Sayın Romney’e desteği, sadece ona bir platin elit üye kaybettirdi Artık ben Marriott zincirini kullanmayacağım. Hilton’da kalıyorum.” 

“ABD’de seçmenin desteğini kazanmak için Amerikan folklorü ve masonluğa dayanan herhangi bir inanç olması gerekir. Mormon Kitabı ise saf kurgudur. Mark Twain Mormon kitabına kloroform demişti.  Hiçbir Hıristiyan kilisesi Mormon kitabını tanımaz. Bu size ne ifade ediyor?” 


ARSLAN BULUT 15.09.2012








SİZE SAHİPLER...
ONLAR İTAATKAR İŞÇİ İSTERLER...
EĞİTİMLİ OLSUN İSTEMEZLER...
SİZİN EMEKLİLİK PARANIZI İSTİYORLAR..
ÇÜNKÜ ONLAR BURAYA SAHİPLER..
ONLAR ÇOK BÜYÜK BİR KULÜP
VE SİZ BU KULÜBE ÜYE DEĞİLSİNİZ.









6 Ekim 2012 Cumartesi

KÜRESEL SERMAYENİN TAPINAĞI - BOHEMİAN CLUB VE BAYKUŞ İMPARATORLUĞU






CIA’in 1953’te başlattığı meşhur MK-ULTRA zihin kontrolü projesinin alt kolu olan Monarch (Hükümdar) programı çerçevesinde küçücük kızıyla beraber sayısız tecavüze, hem fiziki hem de psikolojik barbarlık, taciz ve işkenceye uğratılan Cathy O’Brien’ın (kurtarıcısı Mark Phillips’le birlikte) 1995’te yazdığı ve Türkçeye “Baykuş İmparatorluğu” şeklinde tercüme edilen “Trance-Formation of America” adlı eserden öğreniyoruz ki, Telegramcı “Yeni Dünya Düzeni”nin yolu fuhuş ve pornodan geçiyor.

Uzaktan elektromanyetik zihin-beden kontrolü ve yönlendirmesi olarak nitelendirebileceğimiz Telegram’ın ABD’deki bir önceki teknik, teknolojik ve metodolojik seviyesine tekabül eden MK-ULTRA-Monarch programı çerçevesinde zihnen kontrol edilip yönlendirilecek kurbanlar, çoğu daha bebekken seçiliyor, ilk çocukluklarından başlayarak ensest ve pedofili saldırılarına, akıl almaz bedenî ve psikolojik işkencelere, elektrik şoklarına, zorla ilaç ve uyuşturucu kullanımına maruz bırakılıyor. 



Kendilerine her vesileyle “travma” yaşatılıp, daimi bir HİPNOZ ile de desteklenerek, bu kurbanlarda “çoklu şahsiyet bozukluğu” veya “bölünmüş kimlik bozukluğu” denilen bir rahatsızlık kökleştiriliyor. Travma doğurucu işkenceler belli bir dönemle de sınırlı kalmıyor, bu süreçte ölenlerin veya kasten öldürülenlerin arasından sıyrılıp da sağ kalmayı başaran kurbanlara hayatları boyunca tatbik ediliyor.

Sonuçta kendi iradelerini neredeyse tamamen yitirip bir “Mankurt”a dönüşen bu zavallılar, biri diğerinden habersiz sayısız “şahsiyet” halinde kendi içinde bölünüyor, aynı insanda toplu tüm bu farklı “şahsiyet”lere Batılı-Batıcı Yeni Dünya Düzeni’nin casusluğu, fahişeliği, tetikçiliği, kaçakçılığı, ayakçılığı, hizmetçiliği yaptırtılıyor. Hipnotik bir metodla programlandıkları için de kendi normal (!) zamanlarında tüm bu yaptıklarını hatırlamıyorlar. (özellikle bazı politikacıların, aydınların ,sanatçıların söylediklerini, yaptıklarını inkar etmesi !)

“Köle”lerinin hafızasızlığına, devlet ve dünya iktidarlarına sonsuzca güvenen “efendi”ler ise, bu zavallılar üzerinde tüm sapıkça, hayvanca ve sadistçe arzularını tatmin ediyorlar. Dilediklerine diledikleri gibi tecavüz ediyor, dilediklerini öldürüyor, yaralıyor veya sakat bırakıyorlar. Yine de işi şansa bırakmamak için, 30 yaşını geçen “zihin kontrolü köleleri”ni çoğu ortadan kaldırmayı tercih ediyorlar. (kazayla,intihar süsü...)


Ne var ki “program”da umulmadık aksamalar yaşandığı da oluyor ve Cathy O’Brien, Brice Taylor, Kathleen Sullivan gibi kurbanlar bu cendereden bir şekilde kurtulup, yıllar süren ve çok masraflı psikolojik tedavilerden sonra “hafıza”larını geri kazanıyor, “bölünmüş şahsiyet”lerinin derinliklerinde yatan sırları gün yüzüne çıkarabilecek imkanı buluyor. Bununla da kalmayıp, her biri bu yaşadıklarını kitaplaştırıyor.

“Yeni Dünya Düzeni”nin Amerikalı mimar, idareci ve icracılarının akla hayale gelmedik barbarlık, fuhuş ve sapkınlıkları yer yer delilli ispatlı şahitliklerle tek tek ifşa ediliyor. “Zihin kontrolü köleleri”nin zorla fahişelik yaptığı Gerald Ford’tan Ronald Reagan’a, George W. Bush’tan Bill Clinton’a, Dick Cheney’den Hillary Clinton’a, en üst seviyeden en alt memura kadar, kimi pedofil, kimi nekrofil, kimi homoseksüel, kimi lezbiyen, kimi sadist, artık “Lut kavmine parmak ısırtır” hatırınıza ne gelebiliyorsa hepsi olanca çirkefliğiyle ortalığa saçılıyor. Bir diğer ifadeyle, “tetikçi fahişe” olarak programlanan Kathleen Sullivan, şu sözleriyle kesinlikle abartmıyor:


- “Sullivan, Lücifercilerin [Satanist Elit’in], alt sınıfları hayvan olarak gördüğüne, aşağı ırktan olduklarını düşündüklerini safha safha yok etmeyi tasarladıklarına inanıyor. Onlar Lucifer’in [Şeytani arzuların] açıkça uygulanabileceği, pedofili ve hayvanlarla cinsi ilişki gibi bazı aktivitelerin kanunileştirileceği yeni bir dünya düzeni yaratmak istiyorlar.” 

[Jim Keith, Amerikan Derin Devleti ve Beyin Yıkama Operasyonları, Trc: Sibel San, Nokta Yayınları, İstanbul 2006]



Amerikan başkanlarının zorunlu fahişesi” Cathy O’Brien’ın söyledikleri “bile” bizce yeter:

- “Zihin kontrolü gerçektir. MK-Ultra Hükümdar Projesi travmaya dayalı zihin kontrolü altında, kendi hür irademi, düşüncelerimi kontrol etme kabiliyetimi kaybettim. Ne soru sormayı, ne muhakeme yapmayı, ne de şuurlu olarak kavramayı becerebiliyordum ; sadece bana söylenilenleri yapıyordum. Zihnimi ve sonuç olarak tüm davranışlarımı kontrol edenler, kendilerinin “uzaylı”, “şeytan” ve “tanrı” olduklarını iddia ediyorlardı. Ama Yeni Dünya Düzeni peşinde koşan hainlerin terör amaçlı iddialarına ve hayâllerine rağmen, dünyaya ait insanlar olduklarını kendi tecrübelerimden biliyorum. Gerçekten de bizim için geçerli olan tabiat kanunları onlar için de geçerli. Beni dini, annelik içgüdülerimi ve insanlara art niyetsiz yaklaşımımı kullanarak manipüle ettiler ama iç varlığıma asla “sahip olamadılar”. Beni kendilerinden biri yapamadılar. İnsan ruhunun gücünün ne kadar büyük olacağını hesaplamamışlardı. Hatta bunun varlığından bile haberleri olmamıştı. İşte bu yüzden üzerimde başarılı olamadılar.” 




BAYKUŞ İMPARATORLUĞU ve ANGELİNA JOLİE !
[Mark Philips - Cathy O’Brien, Baykuş İmparatorluğu -Bir CIA Zihin Kontrolü Kölesinin Gerçek Yaşam Öyküsü-, Trc: Uğur Alkapar, Aykırı Yayınları, İstanbul 2002]







- "Global Çete’nin gizli örgütleri içinde en esrarlısı olan ve bugüne kadar hakkında örgütün yapısı ve işleyişine dair ülkemizde hiçbir kitap yazılmayan, Bohemian Club’dır. Anılan örgütte genellikle Temmuz ayında iki Cumartesi-Pazar’ı da kapsayacak bir süre içinde ABD’nin global elitleri(!), global seçkinleri, yani tüm dünyaya büyük adam diye yutturulan ABD’li örgüt üyesi kodamanlar, bir yandan global dünyayı yönetmek için kararlar alırken, öte yandan da nekrofili (ölüye tecavüz) dahil her türlü cinsi sapıklık ve sapkınlıklarını tatmin ediyorlar. Bununla da kalmayıp, modern insanın çoktan terk ettiği, pagan dinlerinden kalma dev bir baykuş (Moloch) heykeli altında gam yakma töreni diye adlandırdıkları sözümona sembolik insan yakma törenine de katılıyorlar. Üstelik işledikleri bu alçakça suçları kendi çıkarttıkları kanun ile suç kapsamı dışına alarak Amerikan adaletinin içyüzünü sergilemiş oluyorlar. George W. Bush başta olmak üzere birçok ünlü Amerikan Başkanı ve devlet adamı bu gizli örgütün üyesidir.” 




[Talat Turhan - Faik Kurtulan, Küresel Sermayenin Tapınağı Bohemian Club, İleri Yayınları, İstanbul 2006]



(radikal dincilerin arzuları Arap Baharından sonra birbir ortaya çıktı, Mısır'da mesela, nekrofillik için yasa talep ettiler....solhaber)









“Baykuş İmparatorluğu”
Cathy O’Brien’ın anıları olarak "Bir CIA Zihin Kontrolü Kölesinin Gerçek Yaşam Öyküsü" alt başlığı ile yayınlanan “Baykuş İmparatorluğu” kitabında Holywood yıldızları ile Amerikan yönetimin en üst düzeyden yetkilileri arasındaki ilişkiye dair pek çok ipucu yer almaktadır. Dünyanın egemen gücü olarak dünyanın her ülkesine müdahale etmeyi kendilerinin bir hakkı olarak gören ABD elitlerinin sapkın tercihlerini konu alan bu kitabı, dünyada olan biteni anlamak isteyen herkes okumalıdır. Kendisi de bir seks kölesi olarak programlanan yazarın, küçük kızının da daha çocuk yaşta seks kölesi haline getirilme sürecine sokulduğunu anlayan bir annenin, annelik fıtratının koruma içgüdüsü ile harekete geçerek ABD’yi yöneten elitin mahrem hayatının pisliklerini ortaya seren bu itirafları bir yönüyle tiksindirici unsurlar içerse de hayra hizmet açısından takdir edilmelidir.

Bu anıları psikanalitik bir okumaya tabi tutarsak ABD’nin dünyaya yön vermek iddiasındaki isimlerinin; George W. Bush’dan Dick Cheney’e, Madeleine Albright’tan Hillary Clinton’a rezilane tablolar sergiledikleri görülür.

İslam Ülkeleri Liderlerine Cinsel Tuzaklar

Kitabın bir bölümünde ,Suudi Arabistan’ın ABD büyükelçisi olan Suud Kraliyet Ailesi’nden bir prensin (Bender bin Sultan bin Abdulaziz) cinsel ihtiyaçlarının resmi yönetimin bilgisi altında, bazı görevliler tarafından karşılanması hakkındaki bilgiler ile İslam ülkeleri yöneticilerinin cinsel içerikli şantajlara muhatap kalmasında, haklarında oluşturulan bu cinsel eğilim dosyalarının -ve muhtemel ki görüntü arşivlerinin- bir yeri olduğu kesindir.


Ülkesinin Washington’daki elçilik görevini üslendiğinde orada tam 22 yıl kaldı, bu süre zarfında Amerika’daki diplomasi ağının generali, Cumhuriyetçi partinin siyasilerinin özellikle de Baba ve oğul Bush’un yakın dostu oldu. Yazar Bob Woodward kitabında, Irak savaşının ayrıntılarına dönemin Savunma Bakanı Powell ve diğer bakanlar sahip olmadan önce Bender bin Sultan’ın bunları bildiğini yazmıştır. Sırada Suudi Arabistan vardır. Birinci sınıf prenslerin hayata gözlerini yumması ve geride kalıp tahta aday olanların önemli bir bölümünün yaşlanmasıyla birlikte Suudi Arabistan’da yönetim meselesi son derece rahatsız edici bir konu haline gelmiş durumda. Özellikle de Abdülaziz’in torunlarının sayısının bu kadar çok olduğu göz önüne alındığında. Bu net tablo içerisinde Prens Bender’in yükselişinin, Suudi Arabistan’ın etrafında ciddi siyasi dalgalanmalar yaşarken işin sonuna gelindiğini ya da bu yolda önemli adımlar atıldığını mı gösteriyor? Ve son olarak Prens Bender’in yeni görevine atanması, yavaş yavaş davulları çalınmaya başlanan savaşın göstergesi sayılabilir mi? Her halükarda durum oldukça ciddi! (basından Temmuz 2012)


(Son seçim sürecinde MHP’nin maruz kaldığı şantaja, hattâ CHP Genel Başkanlığı görevini terk etmek zorunda bırakılan Deniz Baykal’ın başına gelenlere bu açıdan bakılırsa net anlaşılabilecektir.!)

Marilyn Monroe’dan Angelina Jolie’ye…


“Baykuş İmparatorluğu” kitabında O’Brien, Marilyn Monroe’yu Zihin Kontrolü operasyonuna tabi tutularak ABD başkanları için hizmete sunulmuş ‘seks kölelerinin ilk örneği’ olarak takdim etmektedir. Gerçekten de ölüm sebebi resmi evraklarda aşırı dozda yatıştırıcı ilaç alımı sonucu intihar olarak kayıtlara geçen Marilyn Monroe’nun ölümündeki sır hala gizemini korumaktadır. Zamanın ABD başkanı John F. Kennedy (ölümü ve sözde katili hala şüpheli !) ve başkanın erkek kardeşi Bobby Kennedy (ölümü şüpheli) ile sürdürdüğü eş zamanlı ilişkinin yol açtığı psikolojik ve siyasi sorunların CIA’yi harekete geçirerek Marilyn Monroe’nun 5 Ağustos 1962 tarihinde henüz 36 yaşında ölümü ile sonuçlanan sürecin düğmesine basıldığı yaygın bir kanaattir.

Kendisi de ABD elitlerinin ‘hayvani’ zevklerinin tatmini için kullanılan Cathy O’Brien’ın anıları; Marilyn Monroe’dan sonra da devam ettiği anlaşılan ‘seks kölesi üretimi’ yanı sıra pek çok Holywood ve müzik sektörü yıldızının CIA operasyonlarında kullanıldığını göstermektedir. Bazı müzik yıldızlarının ülke içi turnelerinin eroin ve kokain sevkiyatı için önemli bir kanal haline getirildiği anlaşılmaktadır.

Daha sonra ABD başkanı olacak Bill Clinton’un daha Arkansas eyaleti valiliği sırasında bir kokain bağımlısı olduğunu dile getiren satırların arka planında CIA’nin ABD içerisinde kokain trafiğinin tam ortasında olduğu da ima edilmektedir. Cathy O’Brien’ın Bill Clinton ile ilgili anılarını içeren bölümde halen ABD Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton’un özel cinsel tercihleri ile ilgili satırlar da okunabilir. 

Angelina Jolie’nin bir süredir ABD’nin operasyon bölgelerinde aktif olarak “faaliyet” göstermesi konusuna bu itiraflar ışığında bakıldığında konunun ABD yönetimine uzanan ayaklarını görebiliriz. Afganistan’dan Etyopya’ya, Libya’dan Hatay’a her ‘üretilmiş kriz’ bölgesinde ‘bir halkla ilişkiler kahramanı’ olarak boy gösterip fotoğraf veren Angelina Jolie’nin bu çalışmalarını “bir iyi niyet meleği”nin naif çabaları olarak görmek için oldukça saf olmak gerek. Cinsel yöneliminin biseksüel olduğunu itiraf eden Jolie’nin aktif olarak sürdürdüğü bu faaliyetlerinden bir hayır ummak imkânsızdır. 







VE İNANÇ YÖNÜ
Kendilerini ,hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, "dini imanı bir" olarak tanıtarak ta tüm dünyayı kandırmaktadırlar. Ayrıca 3 semavi dinin tek bir ilah'a inanması , tek bir yerden çıkması onları hiç ama hiç ilgilendirmiyor, aksine ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bağnaz, fanatik ve gönderilen öğretilerle hiç alakası olmayan bu dincilerin finansal olarak desteklenmesiyle de "MUSEVİLİK, HIRİSTİYANLIK VE MÜSLÜMANLIK" , yani KISACA 3 dinin bütünün olan İSLAM "BARIŞ" DİNİ çok farklı bir şekillerde anlatılıp, insanların üzerinde bir antipati yaratma gayreti içindedirler. Çünkü onların yegane hedefi GÜÇ'tür, nereden ve nasıl geldiği önemli değildir. Kendileri hiçbir şekilde bu üç büyük dinden hiçbirine mensup değildirler. Gerçek dindar insanların (hangi dine mensup olursa olsun) buna kanmadığını da belirtmek gerek.


Orta Doğu'da estirilen "Arap Baharları" nın birçok senaryoları mevcuttur. A planı tutmaz ise B planı, o da tutmaz ise C ve D planları ortaya sürülür.Bunlardan biri de Youtube 'da yayınlanan ve müslümanları galyana getiren , islamı karalayıcı, propaganda filmin nelere kadir olduğu görülmüştür. Bunu gören diğer dinlere mensup dindar olanlar da "Müslüman" olan herkesi barbar ve vahşi olarak algılar. Yani bu bohemci, illuminatici, yeni dünya düzenciler ,hedeflerine bu şekilde ulaşmaktadır..! 

Bu yüzden dikkatli olmalıyız. Tüm duyularımızı açık tutacak ve arkasında ne olduğunu düşünerek hareket edeceğiz.
Hatta gördüğümüz, duyduğumuz ve okuduğumuz herşeye sorgusuz sualsiz inanmayacağız.

Çünkü "yöneticiler", bildiğimiz "varlıklardan" değiller.

Kaynaklar:
*17 ağustos.org
*Cathy O'Brien’ın “Trance-Formation of America” (Baykuş İmparatorluğu)... E-KİTAP İngilizce indirebilir/okuyabilirsiniz:
*BOHEMİAN CLUB - E-KİTAP Türkçe olarak indirebilirsiniz.
Talat Turhan – Faik Kurtulan
* Kathleen Sullivan-Unshackled a Survivors Story of Mind Control  E-Kitap İngilizce olarak okuyabilir/indirebilirsiniz.




*ABD'nin Cesur Gazetecisi ALEX JONES ile BOHEMİAN GROVE (6 DK.)





*ABD'nin Cesur Gazetecisi ALEX JONES ile BOHEMİAN GROVE (1:31 DK.)




*MİCHAEL JACKSON uyanın diyor ! Medya'nın yalan söylediğini anlatıyor.(Büyük bir ihtimalle öldürüldü !)





*Bu konuyla ilgili bir film:
MANÇURYALI ADAY / The Manchurian Candidate
DENZEL WASHİNGTON - 2004 ABD
Körfez Savaşı'nda esir düşen bir Amerikan askerinin beyni yıkanarak ülkesi aleyhine kışkırtılır. Artık Ben Marco, ülkesine karşı bir görev üstlenmiştir. Burada bilincini kaybeden Marco, başkan adayı olan Raymond Shaw'ın bir kahraman olup olmadığı konusundaki soruları zamanla çözmeye başlar.




THE MANCHURIAN CANDIDATE/CASUSLARA KARŞI (1962)

Frank Sinatra , Angela Lansbury , John Frankenheimer




Soğuk Savaş döneminde anti-komünizm filmleri bilimkurgu filmleri olarak tasarlanırdı. Genelde dünyayı ele geçiren uzaylılar metaforuyla ABD'yi ele geçirmesi muhtemel "yabancı"lar ve elbette ki Amerikan yaşam tarzını ve düşünce sistemini kökten değiştirecek Kominizm "bela"sı işlenirdi.

Tam anlamıyla bir anti-komünizm filmi değil, film boyunca özdeşleşme yaşadığımız kişilerin arasında kominüzme pek de soğuk bakmayan insanlar da var. Öte yandan senaryonun izleyicinin nefretini ele geçirmeyi planladığı en önemli karakterler de anti-komünistler. Ama filmin ana teması komünistlerin Kore'de Amerikan askerlerinin beyinlerini yıkamaları sonucu gelişen olası felaketler olunca filmin dengesi de sağa doğru kayıyor ister istemez.!


BİR DOLARIN ÜZERİNDEKİ  BAYKUŞ !
DOLARIN ÜZERİNDEKİ AYİNDEKİ TAŞBAYKUŞ !




Bu “sapkın dünya düzeni” heveslilerinin çirkin yüzleri...
DEMOKRASİ BİR YALANDIR...
VE TÜRKİYE'DE UZANTILARI VARDIR..!
GÖRENE ve ANLAYANA TABİİ...




"Amerikalılar dünyayı filmleri gibi sanıyorlar, kendi çektikleri filmlerde hep kendileri kazanıyorlar. Zannediyorlar ki her yerde öyle olacak." Attila İlhan


ÇOCUKLAR İÇİN ÇEKİLMİŞ MASUM BİR FİLM Mİ , YOKSA BİR ZİHİN YIKAMA MI ?

SB