Translate

18 Aralık 2012 Salı

MUSTAFA KEMAL VE HAKİMİYETİ MİLLİYE YAZILARI



Birlik İhtiyacı! 

Millet barış antlaşmasından sonra uğranılan tüm zararların telafi edilmesine ve özellikle de, bu zararların en az seviyeye indirilmesine kendisini hasretmek, bu amaç etrafında tüm güç ve zamanını seferber etmek ve birleştirmek ihtiyacındaydı.

Bu durum o kadar kolay ve o kadar halin icabına uygun ve bilhassa da, olumlu bir biçimde türemişti... Yalnız bir tek şeye, Hükümet'in, esasen en mühim olan bir vazifesine bağlıydı: Adalet!..

Adalet prensiplerine samimiyetle bağlı olan bir hükümet, her şeyden önce milletin yüksek menfaatlerini düşünecektir.

Her türlü siyasi ihtirasın, her türlü şahsi çalışmanın ve hatta her şekilde memleket ve millet kıtalarının, nihayet basit ve yüksek bir müşterek hattı vardı: Vatan ve Devlet'in bağımsızlığı...

Bu saydıklarımız tehlikeden kurtarılmadıkça, zaten, ne şu veya bu çalışmaların, ne de, milletin mutluluğunu geciktiren şu veya bu düşüncelerin söz konusu olması uygun değildir... Çünkü, bütün bu çalışmalar ve düşüncelerin uygulama zemini tehlikeye girmiş olmaktadır. Ve her fikir ve kanaat, öncelikle bu müşterek zemini kurtarmaya mecbur bulunuyordu. Bundan dolayı hangi siyasi farti veya zümreye mensup olursa olsun, adil bir hükümet, her şeyden önce bunu düşünecek, memleketin kuvvetlerini mümkün olduğu kadar israf ve yok olmadan kurtarıp kurtuluşa yöneltilmiş çalışmaya döndürecektir.

Adalet ilkesine içtenlikle bağlı olan bir hükümet, kurtuluş, vatan ve bağımsızlık hedeflerinde başarılı olabilmek için, memleketin ve milletin siyasi durumunu tespit eden barış antlaşmasına eksiksiz ve tam olarak uymak ve bütün siyasi yeteneğini söz konusu antlaşmanın belirlemiş olduğu koşullardan daha fazlasının elde edilmesi yönünde çaba göstermeye hasretmek zorundaydı.

Çünkü adaletin gayesi, "hak"ka doğru sürekli olarak ilerlemek, gücün kullanılmasından doğabilecek baskılardan doğabilecek hasar ve zararların giderilmesinde yeni başarılar göstermektedir. Aynı zamanda Barış Antlaşması yapan Hükümet'ten sonra, iktidara gelenlerin yegâne kişisel düşünceleri de bu ilerleme yolunda bulunacaktı... Çünkü siyasette başarı, daima bir öncekinden daha fazla milli menfaatleri temin etmektir.

Adalet ilkesine içtenlikle bağlı olan bir Hükümet, adaletin esasında intikam düşüncesinin asla yer bulanamayacağını ve adaletsiz bir yönetimin daima ayrılıklara, husumetlere ve sonuçta da, ihtilallere sebep olacağını bilmek durumundadır.

Millet, geçen on yıldan beri, özellikle savaş yılları boyunca hukuku, ülkeyi, özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele etmeyi, kan dökmeyi ve gerektiğinde en çetin fedakârlıkları göze almayı öğrenmiş ve benimsemişti.

Oysa, Barış Antlaşması'nı izleyen hükümetlerden hiçbiri, bu erdemi gösteremedi.

İsimleriyle, cisimleriyle ve yayınladıkları bildirilerle adalete uyduklarını ilan edenler, pratikte O'nun en kahredici düşmanı olarak görevlerini yerine getirdiler. Milleti birbirinden ayırmak ve bir taraftan vatanın topraklarını, bir taraftan milletin birliğini parçalamak için ne gerekliyse yaptılar... Ve bu durumda birlik ihtiyacı, şiddetli ve kesin bir yaşamsal savunma gereksinimi niteliğinde ortaya çıktı. O kadar ki, bugün siyasi durumun lehimize gelişmesi, özellikle sözünü ettiğimiz bu milli birliğin bir semeresidir. Hatta bugün, buna meydan vermiş olmaları nedeniyle Türkiye'nin barışa kavuşmasını ertelemiş olanları eleştirenler bile vardır.

Bolşevizm (Sovyetler Birliği'ndeki komünist ihtilal) hareketi, lehimizde bazı siyasi eğilimler ortaya çıkardıysa bu, her şeyden önce hukukumuzu ve ulusumuzun özgürlüğünü tanınmış olmamız ve sözünü ettiğimiz bu esaslar üzerinde birleşmiş bulunmamızdan dolayıdır.

Yoksa bundan sekiz-dokuz ay önceki ayrılık ve karışıklık dönemleri içinde olsaydık, Türkiye'nin insanlık ve uygarlık âleminde artık hiçbir şeye, iyi ya da kötü hiçbir eylem ve hareket ve faaliyete sebep olamayacağı kanaati, bizi hatır ve hayalimize gelmez bağımlılıklara mahkûm edecek, bir Fas'ın ve bir İran'ın mutsuz durumuna düşürecekti.

Bu hakikatleri örtmek isteyenlerin azgınlıkları karşısında susmayı yeğliyoruz. Çünkü suçluların savunma reflekslerine başka türlü bir karşılık vermek, onurlu kimselere yakışmaz.

Milletin birliği Anadolu'da, Rumeli'de, cephelerde ve işgal alanlarında olduğu gibi Milli Meclis'in merkez düşüncesinde ve milletin vekillerinin iç hayatında da görüldü...

Bu itibarla geleceğin ümit verdiği iyilikler çoğaldı.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (3) ve diğer yazılar

****

Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Savaşımızı örgütlerken 27 Aralık 1919 günü Sivas'tan Ankara'ya gelir. 10 Ocak 1920 günü de (13 gün sonra) , Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin yayın organı olan HAKİMİYETİ MİLLİYE Gazetesi'ni çıkartmaya başlar ve dergimizin bu bölümünde yayınlamakta olduğumuz başyazıları bizzat kaleme alır. Atatürk, gazetenin görevinin, milletin hâkimiyetini savunmak olacağını açıklıkla belirtmiştir. Söz konusu başyazılar, Milli Kütüphane ve TBMM Mikrofilm Arşivi'nden temin edilmiş avukat Özge Haksal tarafından bugünün Türkçesine uyarlanarak yayınlanmaktadır.




***