Translate

5 Aralık 2013 Perşembe

KIRGIZ TÜRKLERİ





Milattan önce II. asırda “Gegun” olarak adlandırılan Kırgızlar, tarih boyunca Türklerin anayurdu olarak bilinen Altay ve Tanrı dağları dolaylarında yaşayan Türk boylarındandır. Kırgız adının “Kır gez”, “Kırk Oğuz”, “Kırk soy”, “Kırk boy”, “Kırk er”, “Kırk kız” gibi söz grublarıyla ilgisi olduğu yolunda ondan fazla açıklaması bulunmaktadır. “Kırgız” sözcüğünün Kırgız halkı tarafından çeşitli etimolojisi yapılmıştır. Halk tarafından yapılan “Kırgız” kelimesinin açıklamaları Kırgızların ortaya çıkış efsanelerinde belirtildiği gibi genellikle “kırk” sözcüğüyle bağlantılıdır.

Bilimsel olarak da ”Kırgız” sözcüğünün çeşitli etimolojisi yapılmıstır. S.E. Malov ve A. Kononov’a göre “Kırgız” kelimesi “kırk” sayı ismi ve “-z” çokluk ekinden meydana gelmistir. A. Margalen, M.Ö. III. yy’da Hun yönetimi altında yaşayan Gegunların bugünkü Kırgızların ataları olduğunu belirtmektedir. Ona göre “Gegun” kelimesinin Türkçe biçimi olan ”kırkın” sözcüğü daha sonra “Kırgız” (Kır adamları) seklini almıstır. K. Petrov’a göre ”Kırgız” kelimesi “kırıg” veya ”kırgu” (kızıl) sözcüğünden ve “-z” çokluk ekinden meydana gelmistir. Bunların dısında ”Kırgız” sözcüğünün “Kızıl Oğuz”, “Kırk Oğuz” gibi açıklamalaları da yapılmıştır. Genelliklle tarihçiler ve Türkologlar ”Kırgız” kelimesinin “Kırk Oğuz” sözünden meydana geldiği düsüncesindedirler. Kırgızların ortaya çıkıs efsanelerinde de Kırgızların atası olan Kırgız, Oğuz Han’ın torunu veya yakını olarak tanıtılmaktadır. (Çorotegin, Moldokasımov, 2000:11-12)

Orta Asya ile iliskisi olan Türk boylarına ait unsurların bugünkü Kırgız halkıyla karıştığı; Manas Destanı’nda ve Kırgız sancıralarında adı geçen Kıpçak, Döölös, Cediger, Nogay, Katagan, Sart, Cabağı, Çerik, Munduz, Özbek, Azık, Türkmen, Kıtay, Buğu, Moŋoldar gibi uruk adlarından anlaşılmaktadır.


KIRGIZLARIN ORTAYA ÇIKIŞI 
“Kırgız” Terimi Hakkında

PROF. DR. ÖMÜRKUL KARAYEV 
Kırgızistan Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü 


Türkiye Türkçesine Aktaran: MEHMET KILDIROĞLU


________________


KIRGIZLAR
Prof.Dr. Ahmet Taşağıl


Kırgızların eski yurdu yani esas anayurtları Kögmen Dağlarının kuzeyi, Yenisey Nehrinin kollarından Kem havzası idi. Kırgız adı etimolojik çalışmalarla etüd edilmiştir. Ancak, günümüze kadar kesin neticelere hala varılamadığı görülmektedir. Bu filolojik mesele ise de araştırmaların neticesinde kelime anlamı olarak Kırgız adının kır-gezmek’ten veya Kırk Oğuz’dan geldiği konusunda önemli fikirler olduğunu söyleyebiliriz. Çince metinlerde ise Kırgız ismi ilk defa Ke-k’un olarak kaydedilmiştir.

Bu Kırgız isminin tarihte bilinen ilk transkripsiyonudur. Daha sonra Chienk’un şeklinde zikredildiğine rastlıyoruz. Gök-Türklerin ilk zamanlarında (555’lerde) Ch’iku, 648 yılı dolaylarında Chie-ku, Büyük Uygur Kaganlığı döneminde(744-840) Chie-ku, Hsia-chia-ssu, Chia-chia-ssu ve Ho-ke-ssu gibi isimlerle yazılmışlardır. Bunların hepsi Kırgız isminin değişik transkripsiyonlarıdır.


Fakat, WHTK’da  verilen Ho-ke-ssu okununuşu Kırgız ismine en yakın olanıdır. 603 yılı dolaylarında Töles boyları için verilen listede geçen He-ku’ların ki, bunlar Tanrı Dağlarındaki Pai-shan’(Aktağ)ın kuzey eteklerinde yaşıyorlardı, Kırgız isminin son transkripsiyonu He-ke-ssu’ya yakınlığından dolayı söz konusu tarihte bu adla anıldıkları sonucunu ortaya koymaktadır. Bu durum Kırgız ismi konusunda yeni bir fikir verdiği gibi aslında aşağıda bahsedilen onların Türk kökenli olmadıkları konusundaki iddialara en iyi cevaptır.

Bunun yanında Kırgız adının yüzyıllar boyu devamlılığını göstermesi bir başka enteresan noktadır.

Kırgızların aslında Türk olmayıp VI. Asırda Türkleştiklerine dair ileri sürülen fikirlere kesinlikle katılmıyoruz. Onların fikri esasında Kırgızların “ yeşil gözlü sarışın veya kızıl saçlı olduklarına ve de kurttan türeyen kimselerden değildir” şeklindeki kayıtlara dayanmaktadır. Bunlardan başka diğer eski Türk boylarıyla kültürel açıdan her hangi farklı bir tarafları olduğu konusunda kayıt yoktur. Üstelik kurttan türeme rivayeti ile ilgili bilgiler sadece Gök-Türklere değil, Kao-ch’e’lara ve Wu-sun’lara aittir. Gök-Türk döneminde kurt yani A-shih-na’ya bağlananlar yalnız hanedandır. Bunun yanında çok sayıda diğer Türk boylarının kurt efsanesiyle ilgisi bulunmamaktadır( Töles boyları, Türgişler, Sir Tarduşlar, Bayırkular, Oğuzlar, Uygurlar, Karluklar ve benzeri küçük boylarda) . Dolayısıyla kurttan türeme rivayeti yok diye Kırgızları Türk asıllı saymamak kanaatimizce doğru değildir; ayrıca Eberhard “ Türklerden değildir demekle “  sadece Gök-Türk hanedanlığının bağlı olduğu kabileden gelmediğine işaret etmiştir. Renk açısından farklı olduklarının bildirilmesi de Kırgızların başka bir etnik kökenden geldiklerini göstermez. Çünkü Hazarlar, Bulgarlar, Kuman-Kıpçaklar tarihî kaynaklarda sarışın ve mavi gözlü tasvir edilmişlerdir.

Diğer taraftan Türk adını taşıyan I.Gök-Türk devletinin meşhur kaganı Mukan (553-572) dahi Çin kaynaklarında “kızıl yüzlü, renkli gözlü(donuk cam gibi)” ifadesiyle anlatılmıştır. Bizim görüşümüzü destekleyen en önemli delil Kırgızların ortaya çıktığı bölgenin yapılan arkeolojik kazılar neticesinde en eski Türk yurdu olarak belirlenmesidir.

M.Ö. 2500-1700 arası Afanesyevo sonra 1700-1200 arası Andronovo kültürlerinin temsilcilerinin Türk soyunun proto-tipi olduğu anlaşılmıştır. Kırgızlar, bilinen tarihte ilk defa Büyük Hun imparatorluğunun Shan-yü’sü Mo-tun zamanında zikredilmişlerdir.

Buna göre Hunların kuzeyinde bulunan Kırgızlar, Ting-ling, Ch’ü-she, Hun-yü, Hsin-li gibi boylar arasında yaşıyorlar ve Ke-k’un ismiyle adlandırılıyorlardı. Muhtemelen M.Ö.203 yılı dolaylarında adını saydığımız diğer kabilelerle bağlanan Kırgızlardan bundan sonra bahis yoktur. Bu esnada Altay dağlarının kuzeyinde Kem ırmağı civarında yaşıyorlardı.

Kırgızların, Gök-Türk Devletinin kuruluşundan itibaren tarihî metinlerde yer almaya başladığı görülmektedir. Aslında Kırgızların Gök-Türk Devleti kurulmadan önce menşe efsanelerinde adlarına tesadüf edilmektedir. Gök-Türklerin ikinci menşe efsanesinde Abakan nehri ile kem nehrinin arasında yaşadıklarından bahis vardır. Buna göre:” Gök-Türklerin atalarından Ni-shih-tou’nun oğullarından birisi değişip, beyaz ördek olmuştur.

Kırgızlar, yine de Karluk, Tibet, İran(Ta-shih) gibi boy ve devletlerle münasebetlerini devam ettirdiler. Uygurlar, onların reisi A-je’ya makam ve unvanlar vermişlerdi. Zamanla Uygurlar kuvvetten düşünce A-je kaganlığını ilan etti. Bunun üzerine Uygurlar bazı kumandanlarını göndererek isyanı bastırmak istedilerse de Uygur kumandanları kuvvetli Kırgız ordularıyla baş edemediler. Üstelik Uygur kumandanlarından Küllüg Baga (Chü-lü Mo-ho), Kırgız kaganı Aje’ya rehberlik ederek Uygur kaganının merkezini bastırttı. Yenilen Uygur kaganı Ho-sa öldürüldü (840). Diğer bütün Uygur kumandanları ve teginleri de mağlup olmuştu. Uygurların altından otağı ve Çin asıllı T’ai-ho prensesleri Kırgızların eline geçti.

Ölülerini yakan tek Türk kavmi olarak gösterilirler, çadırlarda keçeden kulübelerde otururlar, öldürücü oyunludurlar, ateşe taparlar. Onlara bağlı Furî isimli bir kabile vardı. Kırgız Hakan’ının oturduğu Kemekâs kasabası bulunuyordu. Küseym adlı bir Kırgız boyu daha vardı. Kürk misk ve hutüvv(boynuz) elde emek için avlanırlardı.

Kırgızların en kuvvetli olduğu zamanda seksen bin iyi yetişmiş asker çıkarabildiklerini öğreniyoruz. O sırada doğularında Kurıkan’lar, güneylerinde Tibetliler, güney batılarında ise Karluklar bulunuyordu. Gelenekleri büyük oranda Gök-Türklerle aynı idi.

Kırgızların yaşadığı topraklar yazın çok sulu, rutubetli, bataklı idi. Kışın kar yığılırdı; yani çok yağardı. İnsanların hepsi uzun boylu ve iri yarıdır. Kızıl Saçlı, açık tenli yeşil gözlüdürler. Siyah saçlılara şanssız derlerdi. Kadın çok erkek az idi. Değerli taşlardan dizili küpeler takarlar, geleneklerine sıkı sıkıya geleneklerine bağlıdırlar. Erkekler ellerine kadınlar boyunlarına dövme yaparlardı. Eğlence ve şehvete düşkündürler.

Yıl başına Mao-shih(baş) ay derler ki, üç ay bir zaman birimi( mevsim) oluşturur. 12 ay bir yıl olur. Söz gelimi bir yıla kaplan derler. İklimleri çok soğuktur. Büyük ırmakların yarısı dahi donar. Darı buğday ve benzerlerini ekerler. Ezme suretiyle un yaparlar. Üçüncü ayda ekip, dokuzuncu ayda toplarlar. Yemek ve içki yaparlar. Ayrıca sebze ve meyvaları yoktur. Atları kuvvetli ve iridir. Mükemmel savaşanlar at başı (reis) olurlar. Develeri, sığırları koyunları çokça vardır.

Zengin çiftçilerde birkaç bin hayvan olabilir. Yabani hayvan olarak vahşi at, Ku-t’u , sarı koyun, koç, kara kuyruk, geyik bulunur ki, kara kuyruklar ala geyiklere benzer ve kuyrukları daha büyük ve siyahtır. Balık olarak yedi-sekiz kadem(ayak) uzunluğunda Mie vardır. Mo-ken’ların ise kemikleri (kılçık) yoktur ve ağızları çenelerinin altında bulunur.

Kuş olarak kartal, yabanî ördek, saksağan ve yabanî kaz vardır. Ağaç olarak, çam, kayın ağacı, kara ağaç, söğüt ve P’u çamı bulunmaktadır. Öyle yüksektirler ki; ok atılsa tepesine ulaşmaz. En çok kayın ağacı bulunur.

Maden olarak altın demir ve kalay çıkmaktadır. Her yağmurdan sonra demir elde edilir. Chia-sha adlı iyi cins demirden keskin silahlar yapılır ve bunlar Gök-Türklere ulaştırılırdı. Silah olarak okları, yayları ve sancakları (mızrakları) bulunmaktadır. Süvarileri kendilerine ağaçtan kalkan yapıp, ayak ve bacaklarını korurlar. Bir de omuzlarına koydukları yuvarlak kalkanları imâl ederler ve bu şekilde kendilerini mızraklardan korurlar.

Onların reislerinin unvanı A-je idi. Bundan dolayı A-je soyadını taşıdıkları bilinmektedir. Bir sancak dikerek etrafında toplanırlar ve kızıl renge değer verirlerdi. Diğerleri ise kendi kabilelerine göre unvan almışlardı. Elbiseleri değerli samur ve kunduzdandır. A-je, kışın samurdan yazın altından başlık takar. Ucu sivri süslü altı tarafı bükülmüştür. Halkının(maiyetinin) hepsi beyaz keçeden başlık takarlar, yanlarında bıçak ve bileği taşı taşımayı severlerdi. Milletin giydiği elbise deridendir. Başlık takmazlar, kadınların elbiseleri yün ve ipekten imâl edilir. Elbiselerde kullanılan ipek, Beşbalık, Fergana ve İran’dan getirilirdi.

A-je, Yeşil Dağ’Ch’ing-shan)da konaklar. Etrafında duvar yerine çit vardır. Keçeler birleştirilmek suretiyle yapılan Mi-t’e Ch’ih-t’o adlı çadırı vardır. Kabile reisleri küçük çadırlarda otururlar. Askerler vazifeye çağrıldığında hepsi harekete geçerler. Samur ve yeşil fare kürkünü vergi olarak sunarlardı.

Devlet yönetiminde Kırgız hükümdarından başka altı makam vardır. Bunlar, başbakan (hsin-hsiang),tudun (T’u-tu), ch’ang-shih(sivil memur), general (chiang-chün), takan (Takan) gibi atı makam bulunuyordu. Yedi başbakan, üç tudun, on subayın hepsi askeri makamdırlar. Aynı zamanda, on beş yüksek memur bulunur. General ve tarkan olarak kimse tayin olunmamıştı. Kabilelerin hepsi at kımızı ile et yerler. Sadece A-je etli pide gibi bir şey yerdi.

Musıkî aleti olarak, flüt, davul, pipa, Tatar pipası, düdük, plaka ve ziller vardır. Oyun olarak deve ve arslan oyunları, at oyunları ve ip oyunları bulunuyordu. Zamana bakmadan ruhlar arasında sadece otlara sulara kurban sunarlar. Sihirbazlarına kan derler.

Evlenirken at ve koyun başlık parası olarak verilir. Zenginleri yüz veya bin koyun ile at verirler. Biri ölünce yüzlerini kesmezler. Sonra ceset yakılır, külleri ve kemikleri bir yıl sonra toprağa gömülür. Gömme işlemi sırasında yine ağlaşırlar. Kışın ağaç kabuğundan  örtülü evlerde otururlar.


Onların yazı dilleri tamamen Uygurlarla aynıdır. Kanunları çok serttir. Savaştan kaçanlar, memuriyetlerini iyi yapamayanlar, vatana ihanet edenler, hırsızlık yapanlar gibi suçların cezası başı uçurulmak suretiyle yerine getirilir. Hırsızlık yapanlar gibi suçların cezası başı uçurulmak suretiyle yerine getirilir. Hırsızlık yapan çocuğun başı babasının boynuna asılır ve ölünceye kadar bunu taşırdı.




______________


KIRGIZLARDA KUUDULLUK VE APENDİ 
(NASREDDİN HOCA)

Yrd.Doç.Dr. Zekeriya KARADAVUT

Bu makalede Kırgız fıkra tipi olarak tarif edebileceğimiz kuudulluk ve kuudullar tanıtılmakta, ayrıca bir kuudul olarak tanıtılan Nasreddin Hoca (Apendi) ve onun Kırgızlar arasındaki pozisyonu hakkında bilgi verilmektedir. Kuudulluk Kırgızların geleneksel millî sanatları içinde kökü eskiye dayanan ve halk arasında büyük itibar gören sanatlardan biridir. 

Kuudul hünerbâzlar yaratıcı kabiliyetleri, olaylar karşısındaki tavırları ve hazır cevaplılıkları ile halkın gönlünü okşamış, onları güldürerek rahatlatmışlardır. Kuudullar hasisliği, cimriliği, açgözlülüğü ve cahilliği de tenkit ederek bu vasıflara sahip kişilerle dalga geçmek suretiyle de halkı eğlendirerek güldürmüş, sosyal adaletsizliklere karşı yaptıkları mücadelelerle de halk arasında önemli itibarlar elde etmişlerdir. Kırgızların önemli kuudulları arasında Cooşbay Borso Uulu, Kökötöy Toto Uulu, Karaçunak Şıldır Uulu, Kuyruçuk Ömürzak Uulu, Beknazar ve Şarşen’i sayabiliriz. 

Anadolu Türklerinin Nasreddin Hoca olarak bildikleri fıkra tipine Kırgızlar, Apendi ve Koco Nasır adını verirler ve onu da kuudullar arasında sayarlar. Veya kuudulu tarif ederken Nasreddin Hoca’dan da bahsederler. Ancak Hoca’nın anlattıklarına veya Hocaya mal edilen fıkralara anektod adını da verirler. Ayrıca genel olarak hikâye kelimesiyle karşılayabileceğimiz angeme terimini Nasreddin Hoca’nın fıkraları için de kullanarak Apendi angemeleri demektedirler.




___________




Kırgızistan Koçkor'daki Türgeş Yazıtları


Tanrı Dağları ile Yedisu, Fergana ve Doğu Türkistan gibi komşu bölgeler, eskiden beri çeşitli ırk ve dine mensup pek çok kavmin yoğun olarak yaşadığı coğrafyadır. Bunun en sağlam kanıtı bu topraklarda yaşayan halkların çeşitli malzemeler üzerinde bıraktıkları yazılı anıtlardır. Günümüz Kırgızistan topraklarında Soğd, Süryani, Arap, Tibet, Sanskrit, runik ve Uygur harfli çok sayıda yazıt bulunmaktadır.

 Bu yazıtların çoğunluğunu ise eski Türklere ait runik harfli yazıtlar oluşturmaktadırlar. Şimdiye dek türkoloji literatüründe Kırgızistan, Türk runik yazısının kullanıldığı kenar bölgelerden biri olarak kabul edilirdi. Ancak bilim dünyasına kazandırılan runik yazılı anıtların sayısının halihazırda elliyi geçmiş olması, Moğolistan ve Güney Sibirya gibi, Tanrı Dağları ve civarının da, artık, erken Ortaçağda runik yazının genişçe bilindiği ve uygulandığı ana merkezlerden biri olarak kabul edilmesine  imkan vermektedir. Runik yazının tatbik edildiği yerel malzemenin çeşitli oluşu ise bu görüşümüzü destekleyen önemli bir unsurdur.

 A. M. von Gabain’in de dediği gibi “yazılırken her ne kadar böyle bir amaç güdülmediyse de, bu yazıtlar bizim için zengin ve kıymetli birer tarihi belge niteliğindedir”








___________
















***