Translate

TÜRKMENİSTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜRKMENİSTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2013 Çarşamba

Anau Medeniyeti ve Devamı Olarak Sümerler


The Blau Monuments , Sumerian ca. 2900-2700 BC



Tengri/Dingir ‘Sema’ Oğulları

Amerikan jeologu Prof. Raphael Pumpelly (08.09.1837 – 08.10.1923), yakından tanışmak amacıyla Washington Karegi Üniversitesi’nin malî yardımını kullanarak Türkmenistan’a ilk defa 1903 yılında geldi. 1904 yılında Aşkabat yakınlarında yerleşen Anau’da (Anev) ve Marı’da (Merv) yapmış olduğu kazılarının sonuçlarından oluşan ve 1908’de Washington’da yayımlanan ‘Exploration in Türkestan Expedition of 1904’ (Türkistan’daki Araştırmalar 1904 Yılı Heyeti) adlı kitabı ve bazı diğer eserleriyle bilim dünyasında çok zeki bir arkeolog ve tarihçi olarak da kendisini tanıtmayı başardı. 

Prof. Pumpelly’nin Anau’da elde ettiği buğday taneleri ve koyun kemikleri gibi buluntular, kıymetli numuneler halinde günümüze kadar Philadelphiya’daki Tabiat Müzesi’nde korunmaktadırlar. Philadelphiya müzesindeki numuneler, Türkmenistan’ın Ahal vilayetinde son yıllarda kurulan Ak Buğday Müzesi’nde tekrar sergilenmektedirler.

Prof. Pumpelly, 1904 yılında Anau tepelerinde yaptığı kazılar sonucunda 5 ayrı medeniyet tespit etti ve toprak tabakalarına dayanarak bu medeniyetlerin:

Anau I (M.Ö. 9000 – 6000),

Anau II (M.Ö. 6000 – 5200),

Anau III (M.Ö. 5200 – 2200),

Anau IV (M.Ö. 2200 – M.S. 150),

Anau V (M.S. 370 – 1850) senelerinde yaşamış oldukları neticesine vardı.

Prof. Pumpelly; 1904 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anau harabelerinde, buradaki insanların tahıl üretmiş olduklarının işaretlerini buldu. O eski zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral tatlısu gölünün güneydoğu sahilleri bugünkü Aşkabat’a kadar uzanmaktaydı.

Kendisinin elde ettiği bazı sonuçlar üzerinde durmaya değer ehemmiyettedir.

Anau medeniyetinin başlıca bulunduğu yerler, dağ çaylarının düzlüğe çıktığı yerlerdeki yamaçlardır. Avcılık hayatından yavaş yavaş tarım ve çobanlık hayatına geçen kabilelerdeki en eski sulama şekilleri her halde bu gibi tabiî şartlar içinde meydana gelmiştir. 

Anau’da önce tarım başlamış olup,hayvanların evcilleştirilmesi daha sonra ortaya çıkmıştır. Anau II’de, Anau I’deki büyükbaş hayvanlardan ziyade, koyun ve keçi beslendiği ortaya çıktığı görülmektedir.

Prof. Raphael Pumpelly, Anau’da topladığı arkeoloji malzeme ve materyallerinde insanoğlunun ilk tarımsal faaliyetleriyle ilgili olarak “Oasis (Vâhâ Tatlıgöl) Teorisi” adlı bir teoriyi ortaya attı ve taş devri insanlarının son Buzul çağının sonlarında meydana gelen kurak bir iklim bölgesinde yaşamlarını sürdürebilmek için, vahşi hayvanlar ve bitkilerle birlikte, büyük tatlısu gölleri etrafında toplanmış olduklarını öne sürdü. Bir araya gelerek toplanmış olan bu insanlar buralarda büyükce köyler kurmuşlardır. 

Topluluğun besin ihtiyacını daha kolay karşılayabilmek için çok önemli bir kültürel evrim gerçekleştirerek bazı bitkiler ve hayvanlar evcilleştirilmişlerdir.

Buğday ve arpa evcilleştirilmiş ilk tahıl ürünleri; koyun ve keçi ise
evcilleştirilmiş ilk hayvan türleri olmalıdırlar. Tahıl çiftçiliği ve
hayvancılık ilk defa Orta Asya’da (Türkmenistan’da) gerçekleştirilmiş ve daha sonra Karadeniz sahillerinden Avrupa’ya geçmiştir.

İlk defa Prof. Pumpelly tarafından ortaya atılan “Oasis Teorisi” daha sonra bazı bilim adamları (mesela İngiliz arkeologu Gordon Childe) tarafından geliştirildi.

Onlara göre tarımdaki bu gelişmeler, insanoğlunun parazitlikten kurtulup tabiatla ortaklık kurarak üretken hale gelişinin ilk evrimidir. Bu üreticilik uzun zaman boyunca devam ederek tarihte ilk primitif sanat ve edebiyat eserlerini ve sonuçta bugünkü Türkmenlerin çok eski atalarında, ilk sözle folklorda sonra boyala kayada resimleri çekilen, kendine ve Tanrıya (Tanrılara) dini inancını doğurmuştur.

Amerikan bilim adamı Prof. Raphael Pumpelly, aydınlattığı Anau (Anev) medeniyetiyle, Türkmenlerin Eski Çag’dan da daha önceki dönemlere ait kültürel geçmişini tespit ederek, günümüz tüm tarih kitaplarında ve bilimsel ansiklopedilerinde yer almasını sağladı.

Ama ne yazık ki aynı tarih kitaplarda yer alan Sümerler konusunun Anau medeniyetiyle ilgisinden bu ana kadar söz edilmez. Aslında o eski zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral gölü sahilleri bugünkü durumundan daha da geniş idi ve Türkmenlerin Anau medeniyetini meydana getiren eski atalarının bir kısmı çok sayıdaki gemileriyle Hazar-Aral gölünde yüzerek Türkmenistan’dan Mezopotamya’ya gelmiş ve Sümerlerin de ataları olmuştular. 

Çünkü aynı ilahilere tapan Sümerlerin ve Eski Türkmenlerin (Oğuzların, Hunların) kendilerini Tengri/Dingir ‘Sema‘ oğulları hesaplamaları boş yere değildi. Toplumu (daha sonra devleti) yönetmenin iki kanatlı sistemi her ikisi için de aynı idi.

Sümerliler eklemeli bir dil kullanıyordu. Sümerce tarihte bilinen ilk yazılı dildir. Güney Mezopotamya’ da M.Ö. 4000 yılında konuşulan ve M.Ö. 2000′li yılların başlarında yerini konuşma dili olarak Akatça’ya bırakan Sümer dili Türkmen dilinde (genellikle Altay ailesine ait dillerde) olduğu gibi kelimeler kök halinde, onlara ekler yapılarak yeni kelimeler oluşturuluyor.

Sümer dilinde Türkmen dilinde olduğu gibi fiil bakımında çok zengin. Ses uyumu var. Erkek, dişi ayrımı yok. Türkmencede olduğu gibi kısa anlatımla geniş anlam veriliyor.

Türkiyeli bilgin Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, 165 Sümer kelimesini, hem anlam hem de fonetik bakımından uyan Türkçe kelimelerle eşleştirmiş olursa Almanyalı Türkmen Begmurat Gerey, Sümer kültürünü arkeolojik buluntular, mimarlık, efsaneler, yer adları ve dil yoluyla Türkmen kültürü ile karşılaştırmış, anlam ve fonetik bakımından Türkmence – Sümerce 295 kelimeyi eşleştirmiştir.

Bunu da bilmemiz gerekiyor ki bugün Sümerliler denilen medeniyete Almanlardan İngilizlere, Farslardan Araplara kadar bir çok millet sahiplenmekte ve atalarının Sümerliler olduğunu ileri sürmektedirler. Bunun nedeni şüphesiz medeniyetin, tarihin, hukukun, bilimin, edebiyatın, tarım ve ekonominin Sümerlerle başlamasıdır.

Tarihsel gerçek ise sonuç olarak böyledir: 

İnsanlık Tarihinin insanlığın inanç edinmesiyle geçmişi M.Ö 13000 yıllarda sona eren buz çağı ve Altay inançları ile başlar. Daha sonra M.Ö 9000 yıllarında Altay dağlarından inen Eski Türkmenler (Altaylılar) güneye daha sıcak coğrafyaya yerleşmişlerdir.

Türkmenistan’ın şimdiki başkenti Aşkabat’ın yakınlarında Anau kentini kurmuşlardır. İlk olarak insanlığın hayvanları evcilleştirdiği ve tarım yaptığı yer burasıdır. M.Ö 4500 yıllarda Anau kentini bırakıp Mezopotaya’nın verimli topraklarına göçmüştür.

Dile ait konumuzu toparlayacak olursak: 

Sümer belgelerinin ilk okunuşundan itibaren Sümercenin Ural-Altay dillerine benzediği söylenmiş. Daha sonra ayni anlam ve fonetikte olan Sümerce ve Türkçe kelimeler karşılaştırılmış. Bu yeterli görülmeyerek konulara göre karşılaştırma istenmiş. Son çalışmalarda bu da yapıldı ve Türkmen dili ile Sümerce arasında büyük bir yakınlık ortaya çıktı, hatta bazı kelimelerin zamanımıza kadar ulaştığı görüldü. Bilim adamları da Türkmen dilinin çok sağlam, kolay kaybolmayan bir dil olduğunu kabul ediyorlar. Bunlara göre Sümer dilini Çok Eski Türkmen dili veya o dilin bir dalı olarak vasıflandırabiliriz.


Prof. Dr. Muratgeldi Söyegov

Kaynaklar:

1- Raphael Pumpelly, Exploration in Turkestan Expedition of 1904. Washington,1908 (Türkmence Çevirisi Aşkabat 2005).

2- Muratgeldi Söyegov, Bilge Kagan Moniment // Miras (Heritage), Vol. 2. Ashgabat, 2007. Pg. 96-121.

3- Muratgeldi Söyegov, Çin Yıllıklarına Göre Birkaç Hunca Sözcük ve Kısa Açıklaması // Tarih Türk Dünyası Kültür Dergisi. Sayı: 256 Nisan. İstanbul, 2008. Sayfa: 52-54.

4- Muratgeldi Söyegov, Türkmencenin Mantıki Temelleri // Tarih Türk Dünyası Kültür Dergisi. Sayı: 260 Ağustos. İstanbul, 2008. Sayfa: 58-60.

5- Muratgeldi Söyegov, Chagry beg and Togrul beg: Continuation of the Ancient Oghuz Traditions // Literature and Culture of the Seljuk Epoch. Abstracts of Reports of the International Scientific Conference. Ashgabat, 2009. Pg. 187-188.

6- Muratgeldi Söyegov, Buğday Benizlilik ve Koyun Gözlülük veya Türkmen Etnolojisinin Bazı Özellikleri: Konuya Folklorik ve Tarihsel Yönlerden Bir Bakış // Türk Dünyası Belleteni – Herald of Turcic World. No 1 (2). Mahaçkale, 2010. Sayfa: 7-11.

7- Muazzez İlmiye Çığ, Sümer Dili ile Türk Dili Karşılaştırmaları
8- Sümerler Türk mü? Sümer Dili Türkçe mi? //



Muratgeldi Söyegov makalelerin listesi için tıklayın


araştırmax taki makaleleri için tıklayın


....















31 Ekim 2012 Çarşamba

SÜMERLER , MEDENİYETİN BAŞLANGICI






Sümerliler bundan 6000 yıl önce Dicle ve Fırat nehirleri arası olan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmiş, orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarını korumuşlardır. Uygarlıklarının en önemli buluşu dillerine göre bir yazı, alfabe icat etmeleridir. 




Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı gerek Sümerliler zamanında var olan, gerek daha sonra tarih sahnesine çıkan Orta Doğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. Güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda çıkan bol miktardaki Sümer belgeleri üzerinde büyük bir gayretle çalışıldı, sözcükleri, gramerleri yapılmaya başlandı. 


Bunlar üzerinde çalışanların hepsi "Batılı bilimadamları" idi ve Türkçe bilmiyorlardı.  Yine de Fritz Hommel (  Fritz Hommel, Ethnologie and Geographie des alien Orients, 1925 München) , Diyakonov, Zakar Andereyas (Zakar Andereyas, “Current Antropologie”, World Journal of the Science of Man, 1971) gibi bilim adamları Sümer dilini Fin, Kafkas, Uygur dillerine benzeterek bir hayli eş anlamlı Türk ve Sümer kelimelerini karşılaştırmışlardı.





Prof.Osman Nedim Tuna, 165 Sümer kelimesini ,hem anlam hem fonetik bakımından uyan Türkçe kelimelerle eşleştirmiş. Bu tezini, Amerika'da Türkolog ve Sümerologların olduğu kongrede sunmuş ve hemen hiç tartışma olmadan bu tez kabul edilmiştir.


Nedim Tuna'ya göre; "Türk dili 5500 yıl önce bağımsız ve iki kollu bir dil olarak bulunuyordu. İlk ana Türkçe (ÖnTürkçe) ise 10.000 yıl eskiye gidiyor.."





Sümerce ,bugünkü Anadolu Türkçesinden ziyade Asyadaki Türk devletlerinin Türkçesine daha yakındır.






SÜMERLER kendilerine KENGERLER der. KENGERLER ORTA ASYA'da bir TÜRK BOYUDUR.

Sümerliler diyoruz; çünkü Sümer, halkın oturduğu yere verilen adtır. Bu, Türkçede “tepesi yüksek, sivri dağ” demek ( Prof. Ahmet Ercan). 




Bu isimde Moğolistan’da, Türkistan’da dağların olduğunu Servet Somuncuoğlu Sibirya’dan Anadolu'ya Taştaki Türkler/From Siberia to Anatoliathe Turks on the Rock adlı kitabında mevcuttur. 

Sümerliler, kendilerine “Kiengir, Kingir, Kenger” diyorlardı. Türkler arasında tarihteki en eski boy adı imiş “Kenger”. Bunların yoğun olarak bulundukları yerde bulunan Keş/Kiş yer adının, Sümerlilerin Mezopotamya’da ilk kurdukları şehrin adı olmasını bir rastlantı olarak kabul etmek hiç de kolay değil. Ayrıca, Türkmenistan’da bir Türkmen obasının adını “Kügür”, Azerbeycan’da bir yer adını da “Kenger” olarak buluyoruz. Burada yaşayanlar kendilerine “Kengerlu, Kengerli” diyorlar. Bu da Sümerlilerin “lu.kenger.ra = Kengerli insan” deyimine uyuyor. 








Ayrıca Sümerliler kendilerini “Karabaşlı” olarak tanımlıyorlar. Türklerde “kara” ile başlayan “Karakaşlar”, “Karaçorlular”, “Karapahpahlar”, “Karadağlılar”, “Karakalpaklar” gibi boy adları var. Bunlardan bir kısmı aynı ad ile Anadolu’nun doğusuna göç ederek Kars ve Muş vilayetlerine yerleşmişler. Manas Destanı’nda Manas ziyafete çağrılınca, “Karabaşlı kişiyiz” diyor. Bu “Yalnız başımıza yiğidiz” demekmiş. Sümerlilere Karakalpaklar, daha uygun görünüyor. Hakaslılar da kendilerine “Kara baş, Karabaşlı” diyorlarmış. Buradaki “kara” da saygınlığı ifade ediyormuş (Hakaslı Timur Davleto).






Almanca ve İngilizce kaynaklarda ilk etapta  "Dilleri hiçbir dillere benzemiyor" derlerdi . Lakin bu durum hala devam etmektedir. Bazı BATILILAR ısrarla TÜRK ismine değinmeden makaleler ve kitaplar yazmaktadır. !!!


" SÜMER MEDENİYETİ başka bir yerden gelmedir, çünkü MEZOPOTAMYA'da birden bire bir kültür çıkamaz, demek ki bu kültür başka bir yerde (Orta Asya'da) UYGARLIĞA ulaşmış, ama TUFAN'dan dolayı GÖÇMÜŞTÜR. Matematik, geometri,astronomi, su kanalları, maden işçiliği, mimari yapıları birden bire doğamaz. İşte bu MEDENİYET SÜMERLER / KENGERLER dir."




MARİ

Şimdiye kadar Batılılar hep dünya'nın ilk dili HİNT AVRUPA dili demiştir ,ama bu çökmüştür. İLK dil URAL ALTAY dilidir.
Osman Nedim Tuna Türkçe ve Sümerce ile ilgili değerli bir araştırması vardır. Philadelphia Üniversitesi Sümerce Lügatı yapmakla meşgul, 2019 da bitecekmiş.

Herhangi geniş bir çalışma yapmadan "Sümer dilini Türkçe diline" benzetenler A.Falkenstein ( A.Falkenstein, W. Von Soden, Sumerische und Akkadisch Hymnen und Gebete) , Hartmut Schmökel ve S.N.Kramer'dir. Kramer yeri geldikçe bunu bir çok yerde tekrarlamıştır.

DİL üzerine Alman Professör 1914-1915 yıllarında bir makalesinde " 200 Türkçe kelime ile Sümerceyi karşılaştırıyor ve Sümerce Türkçedir" diyor. 



“Sümer tabletleri çözülmeye başlayınca Sümerlerin gerçek adının Ki-Engir, Ke-Engera, Ki-Engürü, Kengir, Kengi, Kangı vs şeklinde geçtiği görülür”.

“Ancak en güçlü ve mantıklı olasılık, Sümerlerin muhtemel ata yurtlarının ismi olan Kenge’nin (Harezm) Sümerlere isim vermiş olmasıdır.


Kenge (Es. Tr.): Harezm bölgesi


Kenge-eri (Tr.): Kenge insanı, Kenge’den gelenler


Kengeri (Tr.): Sümerlerin gerçek adı”. 


“Dünyanın ilk uygarlığı Kenge (Sümer) adında bir Türk uygarlığıdır. Etrüskler Avrupa’da, Hattiler  Anadolu’da  ilk  uygarlıkları  yaratan  Türk  topluluklarıdır.” 




“Göz önüne alınacak bir nokta da, yüzyıl önce, ne bu eski günler, ne de Sümerler hakkında hiçbir şeyin bilinmemesiydi. Arkeologlar, (…) Sümerleri değil, Asur ve Babillileri arıyorlardı. Bu kavimler ve onların uygarlıkları hakkında Yunan ve İsrail kaynaklarında bir hayli bilgi vardı. Buna karşılık Sümer ve Sümerlere ait en ufak bir bilgi bile yoktu.”

“İlk olarak İ.Ö. 4. Binin sonlarına doğru hemen hemen bundan 5 bin yıl önce (…) Sümerlere kil üzerine yazma fikri gelmişti.”


“İbraniler Tevrat’ı, Yunanlılar İlyada ve Odise’yi yazmadan 1000 yıldan fazla zaman önce, Sümer’de mitolojiler, destanlar, ilâhiler, ağıtlar, atasözü koleksiyonları, masallar ve hikayelerden oluşan zengin ve gelişmiş bir edebiyat bulunuyordu. Herşey Sümerlerden gitmedir.” 



“Sümerler, M.Ö. 4000 yılın ortalarından itibaren Mezopotamya’da insanlık tarihinin en eski ve en temel medeniyetini yaratmış kavimdir. Onlar, dünyada ilk olarak kendilerinin ürettiği çivi yazısı ile insanın beyninden geçirdiği ve dilinin söylediği şeyleri diğer insanlara ulaştırmanın ve gelecek nesillere iletmenin mümkün olduğunu ispat etmişlerdir. Bu yazıya, enine boyuna konulmuş çivilere benzediği için çivi yazısı denilmiştir. O kavmin kendi kendilerine verdiği isim, Ki-En-Gi ve sonraları Ki-İn-Gi, Kengi(r)’dir. Sümer ya da Sümerler adı ise onlara Akkadlar gibi Samî kavimler tarafından verilmiştir.” 


Anau medeniyetinin (Aşkabat çevresi, Türkmenistan, MÖ.4000) hemen ardından Mezopotamya’da insanlık tarihinin çok zengin uygarlığı, Sümerler tarafından meydana getirilmiştir. Tarih biliminin gelişmesi sonucunda Sümer ve Anau medeniyetleri arasında bulunan ilişkiler ve Sümerler ile Türkmenlerin atalarının arasındaki akrabalık aydınlanmaktadır.” (Explorations in Turkestan)


“Landsberger’in tespit ettiği alıntı kelimelerden oluşan bu malzeme, onun ‘Proto Euphrates’, ‘Proto Tigris’ diye adlandırdığı dillere bağlanıyor. Landsberger’in bu isimlerle işaret ettiği saha Fırat ve Dicle havzasıdır. (…) Şu halde Türkler daha M.Ö. en az 3500’lerde bugünkü Türkiye’nin doğusunda oturuyorlardı .





ADALET VE GÜNEŞ TANRISI UTU

“Türk dilinin zamanımızdan 5500 yıl önce müstakil ve iki kollu bir dil olarak varlığı ispatlanmıştır. Eğer doğuştan, Sümerlerle temasa geldikleri zamana kadarki çözülme hızı sabit ise, ‘ilk Türkçe’ veya ‘Ana Türkçe’nin muazzam bir zaman önce yaşamış olması gerekir. (…)

“Türk Dili’nin (…) yaşı, en pinti hesaplara göre 8500’dür. (…) Şimdi bu rakam doğrulanmaktadır. Çünkü Ana Türkçe’den Ana Doğu ve Batı Türkçesi’ne kadar geçen zamanı da hesaba katarsak, bu devreden zamanımıza kadar geçen 5500 yılın ikiye katlanması mümkündür”. 





ERAKLES / SUMER .... HERAKLES/HERCULES/HERKÜL
Bilgamış (Gılgamış olarak yanlış okunmuştur)


“Tanınmış Sümerolog S. N. Kramer, Sümerlerin Enmerkar ve Lugalbanda destanlarında anlatılan kahramanlık öykülerine dayanarak, ilk Sümer beylerinin Hazar denizi yakınlarında bir yerde aranan Aratta adlı şehir devletiyle yakın bir ilişki içinde olduklarını, Sümerce’nin de Ural-Altay dilleri gibi aglutinatif bir dil olduğuna dikkati çekerek, Sümerler’in ana yurtlarının Aratta bölgesinde olabileceğini söylemektedir”.

“Agade (Akad) Kralı Sargon, (Şarruken) Lugalzaggesi’yi (III. Uruk hanedanı kralı) yenerek imparatorluğuna son vermiştir. Kendisini de zincire vurarak halka teşhir etmiştir. Böylece Eski Sümer devri son bulmuştur (yaklaşık M.Ö. 2350)”. 





BİR DENİZALTI MI ?


“Ur-Nammu, III. Ur hanedanı olarak bilinen Sümer hanedanının kurucusudur. Eski Mezopotamya tarihinde, Yeni ve Klasik Sümer devri (Yaklaşık M.Ö. 2112-2002) olarak tanımlanan dönemi III. Ur hanedanının temsil ettiği kabul edilmiştir. Bu devir Sümerler’in en parlak, fakat aynı zamanda onların tarihte son defa görüldüğü zamandır”.



“Onun zamanında hemen hemen bugünkü Irak’ı içine alan büyük bir devlet kurulduğu anlaşılmaktadır. O, Sümerler’i tek devletin yönetimi altında birleştirmiştir. Bu çok önemli bir olaydır. Çünkü o zamana kadar Sümerler daima küçük şehir devletleri kurmuşlardır. Ur-Nammu, tarihte ilk defa ‘Sümer ve Akad kralı’ ünvanını kullanan kraldır”.


“Ur-Nammu’dan pek çok yazılı belge kalmıştır. Bunlar içerisinde şüphesiz hepsinden önemlisi yazdırdığı bir kanun metnidir. O, tarihte bilinen ilk kanun koyan kraldır”.



“Ur şehrinde kazılar yapmış olan L. Wooley, Ur devrine (yaklaşık M.Ö. 2600-2500) ait mezarlar ortaya çıkardı. ‘Ur kral mezarları’ olarak anılan bu mezarlardan pek çok değerli eser ele geçmiştir. Mezarlar taştan ve galeriler halinde yapılmıştır, üzerleri kubbelidir.” (Kurgan tipi)


“Her şeyden önce, icat ettikleri çivi yazısını sadece Mezopotamya kavimleri değil, M.Ö. 1950’lerden itibaren Anadolu kavimleri tarafından da alınıp kullanılmıştır. (…) (Ugarit) tipi yazı, çivi yazısı örnek alınarak yaratılmıştır”.



Prof. Dr.Emin Bilgiç, makalesinde ; Sümer dili, yazının M.Ö. 3100’lerde icadından sonra, çağının tarihi, edebi, dini, hukuki, iktisadi muhabere (iletişim) dili olmuş ve sadece Sümerliliğin, Sümercenin değil, Hitit, Urartu, Babil ve Asurlular’ın ortadan kalkışına, hatta Hz. İsa’nın doğumuna kadar Orta Doğu’nun mektep ve ilim dili olmasına devam etmiştir”.


SÜMER BAŞLIĞI


Bu sebeple de, Hititler, Hurriler, Urartular, Yahudiler, İsrailliler onların eserlerinden bazılarını kendi dillerine tercüme ederek, geniş ölçüde taklit etmişlerdir”. 









“İlk defa Dr. Edward Hincks, çivi yazılarının, Mezopotamya’da Samilerden önce yaşamış olan bir millet tarafından icat edildiğini fark etti. İki yıl sonra, 1852 yılında Rawlinson (…) bu dilin ‘İskitçe veya Turani’ bir dil olduğunu fark etti.. Kısaca Rawlinson Sümerlileri ve dillerini keşfetmiş bulunuyordu. Mamafih, çivi yazısını icat eden bu Sami olmayan milletin doğru olarak isimlendirilmesini Jules Oppert’in (Écriture Anarienne,1855 / Casdo-Scythian-Turanian / Sumerian language 1869 -Turanian) dehasına borçluyuz. O, 1869 yılında, dilin yapısını tetkik ettikten sonra Sümerce’nin Türkçe, Fince ve Macarca ile yakın akraba olduğu sonucuna vardı.

Sir Henry Rawlinson’un Sümer dilini ‘Turani bir dil’ olarak tanımladığı dönemde Sümer medeniyeti henüz keşfedilmemişti. Bilim adamları onların, büyük Sami medeniyeti içinde yaşayan geri bir toplum olduğunu düşünüyorlardı. Daha sonra arkeolojik araştırmalar Sami medeniyetinin asıl dayanağı olan büyük Sümer gerçeğini ortaya çıkarınca, Batı bilim çevreleri Sümerlilere atfedilen ‘Turani’ damgasını bırakıp onların ‘bilinmeyen bir dile ve ırka’ sahip oldukları tezini ortaya attılar”.





SÜMER ESKÜLAPI/ TIP/DNA ?!

“Sümer tarihini yazan bilginlerin çok garip bir temayülleri de, Sümerlileri ve dillerini her fırsatta tarihten silmeye teşebbüs etmeleridir. Hem de öyle bir millet ki dilleri, Tevrat yazarına göre, ‘bütün dünyanın dili’ idi”. 


Çağımızın bir bilgini, Sir Leonard Woolley, bunu şu sözlerle destekliyor: ‘Sümer medeniyeti, ilkel barbarlığa gömülmüş bir dünya ışık saçan bir ilk sebep (illeti-asliye) mahiyetini taşıyordu. ARTIK BÜTÜN SANAT VE BİLİMLERİN YUNAN'A DAYANDIĞI DÜŞÜNCESİNİ AŞMIŞ BULUNUYORUZ. DEHA TOMURCUKLARININ NASIL LYDİALILARDAN VE HİTİTLERDEN, FENİKE VE GİRİT'TEN , BABİL'DEN VE MISIR'DAN BESLENDİĞİNİ ÖĞRENMİŞ BULUNUYORUZ.  KÖKLER DAHA GERİLERE DAYANIYOR, BUNLARIN ARKASINDA SÜMER YATIYOR.”


“Bugün insanlığın ruhsal gücünü oluşturan dini geleneklerin köklerini genelde Sümer’e dayanır”. 




ANA TANRIÇA İNANNA Utu/Shamash’ın ikiz kız kardeşi, Nanna/Sin’in kızıdır.  / (ARTEMİS ! Er-Temiz -SB.)




“...Sümerliler artık yoktu… (Mamafih) M.Ö. 1600 yıllarına kadar hâlâ Sümerce yazılmış metinler bulunuyordu. (…) İki dilli Sümerce ve Akkadca metinlerin hemen hepsi M.Ö. 1400 yılı ile Hıristiyanlık devri arasında yazılmıştır… M.Ö. 1400 yılından itibaren, Akkadlı bilginler, (Kassitler), Sümerce tarihi ve dini metinler düzdüler, ekseriya da mevcut Sâmi (Akkadca) metinleri tekrar eski kutsal dile, ‘Sümerce’ye tercüme ettiler… Babilli bilginler, Sümerce’nin kayboluşundan en az bin yıl sonra bile bu eski kutsal dilde metinler yazdılar.” 

“Bundan en az 5 bin yıl önce Sümerlilerin uyguladıkları kemer, kubbe sistemi, sütunlar, yuvarlak pencereler, mozaikler, duvar süsleri, kabartmalar, sunaklar, nişler Ortadoğuda olduğu gibi, Yunan, Roma yoluyla Batı mimarisine girmiştir. (…)


Yapılarda kullanılan tuğla, kerpiç, evlere kadar künklerle getirilen su yolları, tuvalet (EVLERDE TUVALET VARDI) , lağım teşkilatı Sümerlilerde başlamıştır.(…)





SÜMER POSEİDON'U/YA DA YUNUS PEYGAMBER (araştırmak gerek-SB)

Kanallar açılarak bataklıkların kurutulması, tarımın sulanması (…) bir tür baraj uygulaması (…) yine Sümerlilerde başlamıştır.

Bugün uygarlığımızın temeli olan tekerlek, bundan en az 5 bin yıl önceye ait Ur kral mezarlarında gömülmüş arabalarda ve birçok kabartmada görülmektedir. (…)


Sümerlerin uygarlığa en önemli katkıları, dillerine göre bir yazı icat etmeleri ve okullar açarak onu istedikleri her konuya yazacak şekilde geliştirmeleridir”. 


“(…) böylece hem kendileri istediklerini yazabilmişler, hem de Ortadoğu milletleri olan Babilliler, Asurlular, Hurriler, Hititler ve Urartuların da kendi dillerini yazmalarını sağlamışlardır. Ugaritler ve Persler de bu yazıdan harf yazısı yaparak yararlanmışlardır. Sümer yazısı Mısır yazısının icat edilmesine de önderlik etmiştir.”


“(…) MÖ. 3000 yıllarında kurdukları şehir beylikleri, Hindistan’dan Akdenize kadar olan alandaki ve ortaçağ Avrupa’sındaki şehir krallıklarının öncüleri olmuştur. Şimdiye kadar bulunan ilk Sümerce yazılı kanun kitabı, yeni Sümer devrini başlatan üçüncü Ur sülalesinin kurucusu Urnammu tarafından kaleme aldırılmıştır”. 



“Dünyadaki bütün olayların gökyüzünde yazılı olduğuna inanan Sümerliler, onu incelerken astronomi ve astrolojinin temelini kurmuşlardır. Matematikte onlu ve altılı sistemi bulmuşlardır. (…) Yunanlı Fisagor’a (Psagor) mal edilen Fisagor teoremi de tablet üzerinde çizilmiş olarak bulunmaktadır. Cebirin kökeni de Sümerlilere dayanmaktadır”. 


kaynak kitaplardan ALINTIDIR.


Ur kazıları Kraliyet Mezarı

Ur kazılarından

Ur kraliyet Mezarından çıkan KOÇ (Hz.İbrahim ? / Altınpost ?)




***



Hiç şüphe yoktur ki ; Sümerler Türk'tür ve Orta Asya'dan dünyanın neredeyse her noktasına göç eden Türklerin bir koludur. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'da, elindeki sayısız yazıt ve tabletleri okuyup, yazarak bunu kanıtlamıştır.



Tevrat , Gılgamış Destanı, Sümer Kral Listeleri ve Sümer efsanelerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi Sümer Nuh'unun Akad topraklarındaki Shuruppak köyünde yaşamış iyi bir insan olarak tanımlanan, göçmen bir Sümerli olan Uta-Napisthim olduğunu ortaya koymuştur. (Woolley,Ceram,Çığ)




Sümerlilerin Türk olduğu kanıtlandıysa..NUH TÜRK olmuyor mu ? !!!




"Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu 
tarafından yayımlanan “Tarih Sümer’de Başlar” kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990’da bana şöyle yazmıştı:

“Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney Mezopotamya’ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya’nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sümer halkı hakkında. Sümerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerli idi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir”.

Sümeroloji Hocam Benno Landsberger de : “Sümer dili, hem dil bakımından, hem de, bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala yaşayan dil Türk dilidir” diyor.  " 



"TÜRKÇE KONUŞUYORLARSA BİLİN Kİ TÜRKTÜR. GENÇLERİMİZ TÜRKLÜĞÜMÜZE AİT NE VARSA ÖĞRENMEYE ÇALIŞSINLAR. GENÇLERİMİZ AYRICA BİZİM ESKİ ALFABEMİZİ OKUSUNLAR, ÖĞRENSİNLER, BU ÇOK ÖNEMLİ. YARIN ÖBÜR GÜN BENİM KANIM BÜTÜN YAZILARIN BİZİM YAZILARIMIZDAN ÇIKTIĞINI İSPAT EDEBİLİRLER VE DİLİMİZİN DE BÜTÜN DİLLERİN ANASI OLDUĞUNU DÜNYAYA DUYURABİLECEKLERDİR. BÜTÜN DİLLERİN ANASI TÜRKÇE VE BÜTÜN YAZILARIN BAŞLANGICI DA TÜRKÇEDİR. TÜRK DİLİ ÇOK ZENGİN BİR DİL VE MATEMATİKSELDİR. DİLİMİZİ MUHAFAZA ETMEYE ÇALIŞALIM VE KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ ÖĞRENELİM. BATILILARIN BİZİ KÜÇÜMSEMESİ VE BARBAR OLARAK ADLANDIRMASININ HİÇBİR DAYANAĞI YOKTUR. BEN IRKÇILIK YAPMIYORUM, BİZ MEDENİYETE SAHİP BİR TOPLULUĞUZ VE BÜTÜN MEDENİYETLER DE ORTA ASYA'DAN GELİYOR. "


M. İLMİYE ÇIĞ / 2011







Kaynaklar:
* Muazzez İlmiye Çığ, Sumer’de Tufan, Tufan’da Türkler (e-kitap)
*Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni (E-KİTAP)
*Muazzez İlmiye Çığ, Gilgameş (E-KİTAP)
*Sumer ve Türkler Muazzez İ.Çığ (e-kitap)
*Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar
* Sumer Mitolojisi - Samuel N.Kramer (e-kitap)
*Selahi Diker. Anadolu’da on bin yıl, Türk dilinin beş bin yılı, Eski Kayıp Dillerin Çözümü (e-kitap)
*Begmyrad Gerey, 5000 Yıllık Sumer - Türkmen Bağları (E-KİTAP)
*Osman Nedim Tuna. Sumer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi (E-KİTAP)
* M. Ünal Mutlu, Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve Kenger Uygarlığı
*Sadi Bayram, Kaynaklara Göre Güney-Doğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri
*Prof.Dr.Cahit Günbattı, Sümerler, Gutlar, Hattiler, Hurriler, Urartular (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Sümeroloji Anabilim Dalı , Genelkurmay Ataşe Başkanlığı yayınları)
*Prof.Atakişi Celiloğlu Kasım, Sümerce kesin Türkçedir,(Azerbaycan)
*Raphael Pumpelly ,Explorations in Turkestan (E-KİTAP) ANAU KAZISI
Ur Excavation the Royal Cemetary - Mezar odaları - C.Woolley 
Ur Excavation the Royal Cemetary - Buluntular  - C.Woolley 


SB.






14 Ağustos 2012 Salı

TÜRK DÜNYASI VE KURULTAY






Macaristan’ın Bugac kasabasında 12 Ağustos’ta gerçekleştirilen İkinci Dünya Kurultayı ,Türkiye dahil 21 ülkenin katılımıyla 3 gün sürdü. 

Macaristan Turan Derneği’nce düzenlenen organizasyonun başkanı Türkolog ve Antropolog Andras Biro, eski Macar-Hun Türk kültürlerinin ayrıca doğudaki bozkır atlı göçebe kültürlerinin en büyük tanıtım gösterilerinin bu organizasyonda sunulduğunu söylüyor. 

Orta Asya Türk kökenli 200 otağ çadırının kurulduğu kurultayda, 350 süvari akıllara durgunluk veren savaş sanatlarını sergiledi. Türk kavimlerinin geleneksel özelliklerinin tanıtımının yapıldığı etkinliği yaklaşık 300.000 kişi ziyaret etti.






TÜRK TARİHİ
Türk milleti doğuda Japon denizinden, batıda Baltık denizine; Kazan-Güney Sibirya hattından güneyde Hindistan’a; Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’nın Atlas Okyanusu kıyılarına kadar uzanan sahada, belirli zaman dilimleri içinde, çeşitli hanedan adları altında hükümran olmuş dünyanın en eski milletidir. Kabaca Avrupa-Asya kıtalarının orta kesimini oluşturan Avrasya bozkırları çeşitli adlar altındaki Türk kavimlerinin vatan topraklarını oluşturmuştur. 

Bugünkü bilgiler ışığında M.Ö. 3000 yıllarına kadar indirilebilen Türk tarihi, 5000 yılı aşkın bir devamlılık arz etmesi yanında, dünya medeniyetine sağladığı katkılar bakımından da insanlık tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü hiçbir Avrupa ülkesi veya Avrupalı bir milletin, Türk tarihinden ayrı bir tarihi düşünülemez. Bugünkü Batı medeniyetini meydana getiren toplulukların her biri tarih boyunca Türklerle ilişkiler kurmuşlar, siyasî, sosyal ve kültürel alanlarda karşılıklı etkileşim içinde bulunmuşlardır. Avrupalı milletlerin eski ataları olan Germenler, Franklar, Gotlar, Slavlar, Vandallar vb.nin tarihî başlangıçlarından günümüzdeki torunlarının, tarihî süreç içinde çeşitli Türk unsurları ve hanedanları ile ilişkileri dünya tarihinin belki de en önemli bir kesitini oluşturur. 

Hatta denilebilir ki, Türk tarihi değerlendirilmeden bir dünya tarihi yazılamaz. Diğer yandan Türkler tarih boyunca oldukça coğrafya olarak geniş bir alanda, çeşitli kültürler ve temsilcileri ile karşılaşmış ve o coğrafyada egemen olmuşlardır. Siyasî, sosyal ve kültürel alanda bu coğrafî sahada Türk etkisi yüzyıllar boyunca devam etmiş ve hâlâ Türk izleri Türkiye Cumhuriyeti ve 1990 sonrası bağımsızlığına tekrar kavuşan Türk devletleri ile yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Türk kültürünün bütün unsurlarını bu mekân üzerinde, geniş coğrafî hareketliliğe rağmen bir arada tutan temel sosyo-kültürel kurumları da bu tarihî zaman içinde gelişme göstererek günümüze gelmiştir. 

Öyle ki, Türk medeniyeti ve kültürü, çeşitli hanedan adlarını taşıyan Türk devletleri ile çevre ülkelere, o ülkelerin kavimlerine âdeta taşınmıştır. Türk tarihinin gelişimi ister istemez, Türk tarihine bakışında farklı olmasına sebep olmuştur. Bilindiği gibi tarihî kuruluşları ve gelişmeleri farklı farklı olan milletlerin, tarih sistemleri de farklılık arz eder. Bugün dünyadaki belli başlı milletlerin oluşumu, tarihî süreç içinde gözlemlenebilmektedir. 

Aynı şeyi Türk tarihi için söylemek mümkün değildir. Çünkü Türk milletinin oluşumu tarihle yaşdaştır. Aynı şekilde birçok milletin tarihi belli bir coğrafyada geliştiği hâlde, Türk tarihi aynı zaman dilimi içinde, değişik ve çok geniş coğrafyalarda gelişme göstermiştir. Türk tarihinin bir diğer özelliği, tarihî derinlik ve coğrafî genişliğe rağmen sosyo-kültürel yapısı sonucu, millet olarak, faaliyetlerinin büyük bir bölümünü belgeleyememiş olmasıdır. Osmanlı öncesi Türk tarihinin özellikle Türkistan Türk tarihinin, Türkçe belgeleri hemen hemen yok denecek kadar azdır. Ancak bu eksiklik ilişkide bulunulan milletlerin tarihî kaynaklarındaki bilgilerle giderilebilmektedir. 

Bu ilişkiler doğrultusunda Çin, İran, Arap, Roma, Bizans, Slavlar ile Yahudi, Hıristiyan ve İslâm kaynakları Türkler hakkında oldukça önemli bilgileri günümüze ulaştırmışlardır. 





TARİHTE TÜRK DEVLETLERİ
Tarih boyunca Türkler birçok devlet ve medeniyet kurmuştur. En eski devirlerden itibaren günümüze kadar devam eden bu medeniyet devamlı ve üst düzey bir karakter göstermektedir. Neolitik çağlardan itibaren başlayan Türk medeniyet kalıntıları devamlı bir surette bir sonraki Türk uygarlığına ışık tutmuş, geliştirilerek bugünkü hâlini almıştır. Arkeolojik dönemlerden kalan başlıca kalıntılar, Afond dağı kalıntıları, Afanesyevo Kültürü, Andronova Kültürü, Karasug Kültürü, Uyuk, Tagar, Esik/Eşik ve Pazırık kültür sahalarıdır. 

Tarihî devirler incelendiğinde ise, bilinen en eski Türk devleti Cov Devleti’dir. Yaklaşık 800 yıl Kuzey Çin’e hâkim olan bu devletin ilk Türkler tarafından kurulduğu düşünülmekte ve Çin kaynaklarında yer alan Cov efsanelerinde dağ tekesi ve koç-koyun motifleri dikkat çekmektedir. 

İlk büyük Türk imparatorluğu ise, Asya Hun İmparatorluğu kabul edilmektedir. Hunlar Çin’in kuzeyinde yaşamakta ve sürekli olarak Çin şehir devletlerine akınlar düzenlemekteydiler. Bu akınları durdurmak isteyen Çin imparatorları bugün dünyanın sayılı harikaları arasında gösterilen Çin Seddi’ni inşa ettirmişlerdir. Ancak Çin Seddi bile çoğu zaman kuzeyden gelen Türk akınlarını durduramamıştır. Mo-tun Tanhu zamanında gücünün zirvesine ulaşan Hunlar, yarattıkları üstün kültür seviyesiyle de dikkati çekmektedirler. Hunlar zamanında teşkilâtlandırılan devlet yapısı ve ordu, daha sonra kurulacak olan birçok Türk Devleti’ne örnek teşkil etmiştir. 

Hunlar’dan sonra kurulan Kök-Türk ve Uygur Devletleri ise İslâm öncesi Türk kültür ve uygarlığının zirveye çıktığı dönemler olmuştur. Bu dönemlerden kalma birçok yazıt ve kitabe Türk tarih ve edebiyatının birinci dereceden kaynaklarıdır. Bu dönemin etkisi uzun olmuş, devlet teşkilatı ve diğer siyasî ve sosyal müesseseler daha sonraki Türk İslâm Devletleri’nde de devam ettirilmiştir. 




Birkac kere dünya rekoruna sahip olan geleneksel uzun okcu József Mónus (Macar), Atilla Hun hükümdarının 453 yılındaki ölümünü anarak geçen cumartesi Kurultay mücadele sahasinda onbinlerce ziyaretçinin önünde 453 metre uzaklıkta olan hedef tahtasını isabet ettirdi ve başarıyla hedefi vurdu. 








KAVİMLER GÖÇÜ
Asya Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra meydana gelen siyasal istikrarsızlık, birçok Türk kavminin batıya göç etmesine sebep olmuştur. Batı’ya göç eden Türk kavimleri, özellikler Karadeniz’in kuzeyindeki Avrasya bozkırlarında yerleşik durumdaki birçok kavmi yerlerinden oynatarak, daha batıya göç etmeye zorlamışlardır. O zamanın süper gücü Roma İmparatorluğu bu kavimler göçünden dehşete düşmüş, Avrupa’nın demografik yapısı tamamen değişmiştir. Batıya göç eden Türkler kısa sürede siyasî teşkilâtlanmalarını tamamlayarak Avrupa Hun Devleti olarak adlandırılan bir devlet çatısı altında birleşerek Avrupa’da fetihlere girişmişlerdir. Avrupa Hunları’nın zirve dönemi Attila zamanında olmuştur. Attila hem Batı hem de Doğu Roma İmparatorlukları’nı baskı altına almış, onları vergiye bağlamış ve topraklarını teker teker zapt etmeye başlamıştır. Roma kapılarına kadar ilerleyen Attila, kendisine elçi olarak gönderilen Papa Leon’un ricasını kırmayarak şehri tahrip etmekten vazgeçmiştir. Ancak, Attila’nın ölümünden sonra oğulları devletin birlik ve bütünlüğünü koruyamamış ve kısa süre içinde Hun Devleti yıkılmıştır.

Avrupa Hunları ile Batıya göç eden ve daha sonraki dönemlerde Avrupa’ya ilerleyen Türk kavimleri, özellikle Doğu ve Orta Avrupa’da hâkimiyet sağlamışlardır. Özellikle Onogur, Utrigur ve Kutrigur Türk kavimlerine dayanan İtil/Volga ve Tuna Türk Bulgar Devletleri’nin önemi büyüktür. 












Türk kültür ve uygarlığı kendine özgü bir yapı göstermektedir. Kabaca atlı-göçebe kültür olarak adlandırılmasına rağmen, Türk kültür ve medeniyeti üst seviyededir. 

Türk kültür ve etkisi Türkler’in hâkimiyet kurduğu coğrafyada uzun yıllar devam etmiş ve bugün de hâlâ devam etmektedir. Özellikle Kök-Türk ya da Orkun yazısı adını verdiğimiz alfabe ile yazılmış Türkçe metinler incelendiğinde, Türkçe’nin o dönemde etkin bir kültür ve edebiyat dili olduğu gerçeğini görüyoruz.







                          
                 
KAZAKİSTANLI FOLK-METAL GRUBU





TURANİ KIZLAR




KKTC Bayrağına Tahammül Edemediler!

Bayrağın Macaristan'da dalgalanmasına Yunan ve Rum yetkililer tepki gösterdi.

Macaristan'da düzenlenen Dünya Türk-Turan Kurultayı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağının dalgalanması ile gündemde. 

Kurultayda Kıbrıs Türk bayrağının yüzbinlerce insanın gözü önünde dalgalanması, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin tepkisini çekti. Yunan ve Rumların bu çıkışına Macaristan Turan Derneği Başkanı Andras Biro sert tepki gösterdi.

21 Ülke Katıldı

Macaristan'da ikinci Dünya Türk-Turan Kurultayı düzenlendi. Macaristan'ın güneyindeki Bugac kasabasında 21 ülkenin katılımıyla düzenlenen kurultayda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağının dalgalanmasına Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi tepki gösterdi.

Ünlü Macar Türkolog,: "KKTC Özgür Bir Ülke"

Macaristan Turan Derneği Başkanı Andars Biro, kendisini arayıp rahatsızlıklarını belirten Yunan ve Rum yetkililere tepki gösterdi.

Ünlü Macar Türkolog, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin özgür bir ülke olduğunu belirterek bayrağın her yerde dalgalanabileceğini vurguladı.

Dünya Türk-Turan Kurultayı'nın Kuyez Kıbrıs Temsilcisi Mehmet Aldemir de, üç gün süren kurultayın yaklaşık 300 bin kişi tarafından ziyaret edildiğini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gösterilen büyük ilginin kendilerini çok mutlu ettiğini ifade etti.

"Macar halkı KKTC Bayrağına Sahip Çıktı"

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Meclisi Özel Kalem Müdürü Gökhan Güler ise Macar halkının Kıbrıs Türk bayrağına sahip çıktığını belirterek, bundan böyle bu kurultaya katılımlarının daha büyük ekiple gerçekleşeceğini açıkladı




EY TÜRK, OĞUZ BEYLERİ, MİLLETİ İŞİT:




ÜSTTE GÖK BASMASA, ALLTA YAĞIZ YER DELİNMESE, TÜRK MİLLETİ , İLİNİ, TÖRENİ KİM BOZABİLECEK..?


       NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE









                Yazılar  Prof. Dr. Abdulhaluk Mehmet Çay
                 Kültür ve Turizm Bakanlığı  



***