Translate

2 Haziran 2012 Cumartesi

YABANCILARIN GÖZÜNDEN KIBRIS'TA TÜRK KATLİAMLARI


KIBRIS'TAKİ KATLİAMLARA TANIK OLANLAR.



KANLI NOEL - LEFKOŞA/KIBRIS


Ayvasıl Katliamı

Gibbons'un Ayvasıl (Ayios Vasilios) köyü katliamı hakkındaki gözlemleri şöyledir:

"Silah sesleri duyuldu; tüfek dipçikleri ile kilitli kapıları kırdılar; insanlar sokaklara sürüklendi. 70 yaşında bir Türk, kırılan ön kapısının sesiyle uyandı. Sendeleyerek yatak odasından çıktığında, bir sürü silahlı gençle karşılaştı. "Çocuğun var mı?" diye sordular. Şaşkın bir biçimde "Evet" dedi. "Dışarı gönder" diye emrettiler. 19 ve 17 yaşlarındaki iki oğlu ve 10 yaşındaki kız torunu aceleyle giyinip, silahlı adamların peşinden dışarı çıktılar.

Çiftlik duvarının dibine dizildikten sonra, silahlı adamlar tarafından makineli tüfek ateşiyle öldürüldüler. Başka bir evde, 13 yaşında bir erkek çocuk elleri dizlerinin arkasına bağlanıp yere yıkıldı. Ev talan edildi ve talancılar çocuğu tekmeleyip ırzına geçip, sonra da bir tabancayla başının arkasından vurdular. 

O gece Ayios Vasilios'ta toplam olarak 12 Türk katledildi. Diğerleri toplandı, itilip kakılarak oradaki Türklerin yanına sığınmak üzere Skylloura yoluna çıkarıldı. Gecelikleri, pijamaları ve çıplak ayaklarıyla soğukta sendeleyerek ilerlemeye başladılar. Rumlar karanlıkta arkalarından ateş ediyorlardı.

Silahlı adamların dikkati Türk evlerine çevrildi. Evleri yağmalayıp tahrip ettiler, yorulduklarında da ateşe verdiler. Aynı yörede, tek kalmış çiftlik evlerinde dokuz Türk daha öldürüldü." (H. Scott Gibbons, Peace Without Honour, s. 73) 



***


İtalyan Gazetecinin Gözlemleri


Ocak 1964'de Kıbrıs'ta bir İtalyan gazetecinin gözlemleri ise şu şekilde idi:

"Şu anda Türklerin köylerinden göçlerine şahit oluyoruz. Rum terörü acımasız; binlerce kişi evlerini, topraklarını, sürülerini terk ediyor. Bu sefer Helenlik laflarının ve Plato'nun bütününün bu barbarca ve kudurmuş davranışları gizlemesi imkansız. Türk köylerinde akşam üstü saat dörtte sokağa çıkma yasağı yürürlüğe giriyor. Tehditler, silah sesleri ve kundakçılık girişimleri karanlık basar basmaz başlıyor. Ne kadın, ne de çocuğun gözetilmediği Noel katliamından sonra, herhangi bir mukavemet imkansız gözüküyor." (Giorgio Bocca, Il Giorno, 14 Ocak 1964) 



***


Lefkoşe'nin Ayios Sozomenos köyündeki olaylar hakkında, 
Time muhabiri Robert Ball'ın gözlemleri şöyledir:


"En şiddetli çarpışma, Rumların yumru yumru zeytin ağaçlarının örtüsünden yararlanarak taarruz ettikleri köyün batı kıyısında olmaktaydı. Dokuz Türk'ün sığındığı kerpiç evin bir penceresi bir roketatar mermisiyle uçurulmuş, ikinci katı da kurşun delikleriyle tam anlamıyla kevgire dönmüştü. Umutsuzluk içinde dere yatağına doğru, kaçmaya çalışan bir Türk çoban, kapıdan birkaç adım ötede vuruldu. Bir diğeri ise eline geçirdiği bir yabayla Yunan mevzilerine tek başına, nafile bir taarruza kalktı, hemen öldürüldü." (Robert Ball, Time, 14 Şubat 1964)


***


Bir Alman Turistin Gözlemleri


"Yunanlıların kasaplığını insan zekası kavrayamaz... Magosa etrafındaki köylerde Rum Milli Muhafızları, vahşetin eşsiz örneklerini gösterdiler. Türk evlerine girdiler; acımasızca kadın ve çocuklara mermi sıktılar; birçok Türk'ün gırtlağını kestiler; Türk kadınlarını toplayarak ırzlarına geçtiler..." (Almanya'nın Sesi, 30 Temmuz 1974) 


***


Gözlemci James Rayner'in Tespitleri


"Kıbrıs Rumları, XX. yüzyılda, çağdışı davranışlar sergileyerek giriştikleri katliamlarda masum Kıbrıs Türklerini hunharca öldürmekle kalmayıp kazdıkları çukurlara yarı canlı insanları da doldurmuşlardır. İşte gün ışığında mezardaki pek çok insan cesedi Yunan vahşetini dünya kamuoyuna tanıtıyor. Toplu mezarlardan çıkarılan Kıbrıslı masum Türklerin cesetleri, yıllardan beri adada derebeylik yasalarını uygulayan Rumların, ne derece vahşi olduklarını kanıtlıyordu..." (James Rayner, Ezilmiş Çiçekler, Lefkoşe, 1982, s. 25)


***


Kıbrıs Vahşetini 
Rum Tanıklar Anlatıyor!


Rum Politis gazetesi, adını açıklamadığı ancak "mahkemeye çağrılırlarsa ifade vermeye hazır" olduklarını söyleyen iki Rum’un anlattıklarına dayanarak, 14 Ağustos 1974’te Sandallar, Atlılar ve Muratağa köylerinde meydana gelen katliamın bilinmeyen yönlerini ifşa etti. İşte iki Rum tanığın, tüyler ürperten açıklamaları:

"Türkler Kıbrıs’a girince EOKA-B üyesi 40 kadar palikarya gidip savaşacakları yerde başka şeylerle uğraştılar. Üç Türk köyündeki erkekleri toplayıp esir olarak Maraş’a gönderdiler. Bir okulda topladıkları kadınların ise evlerine dönmelerine izin verdiler. Ardından Türk köylerine giderek ilk başta hayvanları çalmaya başladılar. Bununla yetinmeyip evlere girdiler ve altınlarını çaldıkları kadınlara sarkıntılık ettiler. Sonrasında kadın kız demeden tecavüzlere başladılar. Köylerin kahvelerine giderek yaptıklarını marifetmiş gibi anlattılar. Karşı koyan kadınların şakağına tabancayı dayıyorlardı. Tecavüzler gecelerce sürdü.

EOKA-B’cilerin esir kampına göndermedikleri tek Türk, onlara bilgi veren kahveciydi. Ancak onun kızına da sarkıntılık etiler. Tepki gösterince Türk kahveciyi öldürdüler. (Katil daha sonra ölen F.K)

14 Ağustos şafak vakti Türklerin Maraş’a doğru ilerledikleri haberi gelince palikaryalar ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Toplandılar ve işledikleri cinayetleri örtbas etmeleri gerektiğine karar verdiler. Geride iz ve tanık kalmamalı idi. Korunmaları için Gazimağusa’ya götüreceklerini söyleyerek kadınları ve çocukları otobüslere bindirdiler. Otobüsleri tenha yerlerde durdup indirdikleri kadın ve çocukları kattetiler".


Katillerin İsimlerini Açıkladılar


POLİTİS gazetesine konuşan iki Rum tanık, Türk köylerindeki katliamlarda yer alan bazı Rumların isimlerini de açıklamaktan çekinmediler. Katillerden biri (P.Z) Aynoroz’da keşiş. Bir diğeri (G.K) Limasol yakınlarında bir köyde yaşayan su tesisatçısı, bir üçüncüsü de (M.S) EOKA-B örgütünün üst düzey yetkililerinden birisinin kuzeni.









'KAYIP Otobüs’ adlı belgesele konu olan Rum katliamı, 13 Mayıs 1964 tarihinde Larnaka’da yaşandı. 

Dikelya’daki İngiliz Üslen bölgesinde çalışan 11 Türk, her zamanki gibi sabah erken saatte işyerlerine götüren otobüse bindi. Otobüs ve içindekilerden bir daha haber alınamadı. 

Yönetmenliğini Fevzi Tanpınar’ın yaptığı Kayıp Otobüs belgeseli 2007 de çekildi ve ortadan kaybolan Türkler ilk kez gündeme geldi. Belgesel, 45’inci Altın Portakal Festivali ile Boston Türk Festivali’nde de gösterildi. 

Adada BM öncülüğünde Türk ve Rumların ortaklığında faaliyet gösteren Kayıp Şahıslar Komitesi ’Kayıp Otobüs’ün kayıp kurbanlarının tespit edildiğini açıkladı. Kayıp Şahıslar Komitesi, 2007 de Rum kesiminde Larnaka kenti yakınlarındaki Voroklini köyünde kör bir kuyuda bulunan kemikler ile kayıp yakınlarından alınan örneklere DNA karşılaştırması yapıldığını ve ’Kayıp Otobüs’ yolcularını böylece belirlediklerini bildirdi. 

Kemikler üzerindeki kurşun izlerinden de kayıp otobüsteki kayıp Türklerin, Rumlar tarafından kaçırılıp kurşuna dizildiği kesinleşmiş oldu.
Şehit yakınları ayrıca, tek tek ya da topluca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Rumlara dava açma girişimlerine başlamıştı.






BELGESEL KAYIP OTOBÜS 1



BELGESEL KAYIP OTOBÜS 2



BELGESEL KAYIP OTOBÜS 3











DIŞ BASINDA KIBRIS KATLİAMLARI


Kıbrıs’ta özellikle 1963-74 arasında Kıbrıs Türkünün yaşadıkları unutturulmak istenmektedir. 

“Yahu geçmişi deşmenin anlamı ne? Eski defterleri karıştırmanın kime ne faydası vardır? 

Siz önünüze bakın; Rum komşularınızla yeni bir sayfa açın, kuracağınız Birleşik Kıbrıs Federal Devleti çatısı altında barış içerisinde kardeşçe yaşayın” telkinleriyle Kıbrıs’ta yaşananlar, gerçekler örtbas edilmek istenmektedir. 

Rum tarafı ise Kıbrıs sorununun 1974’te başlamış bir işgal sorunu olduğunu, Türkiye’nin adadan çekip gitmesiyle sorunun hal olacağı propagandasını yapmaktadır. 

20 Temmuz Barış Harekatı’nın 36. yıl dönümünde 1963-74 arasında yaşanan vahşet bir yana, 15 Temmuz 1974’teki Yunan darbesi sonrasında yaşananlardan bir kesiti yabancı basında aldığı şekliyle sizlerle paylaşmak istiyorum:

* 24.07.1974, UPI Ajansı Kıbrıs Muhabiri (ABD): “Yunanlılar, Limasol’da birçok kadın ve çocuğu öldürdü. Yol üstünde 20 çocuk cesedi gördüm. Yunanlı askerler evlerine girip kadın öldürmek için akbabalar gibi beklemektedirler.” 

* 30.07.1974 Washington Post Gazetesi Muhabiri (ABD): “Larnaka Alaminos köyünde yaşları 25 - 55 olan 14 Türk öldürülmüş ve cesetleri buldozerlerle bir çukura doldurulmuştur. Limasol yakınında küçük bir Türk köyüne Rumlar’ın yaptığı bir baskın sonucu 200 kişiden 36’sı öldürülmüştür.” 

* 29.01.1974, CBS Televizyonu Muhabiri (ABD): “Lefkoşa’da bir çöplükte 88 Kıbrıslı Türk’ün cesedi bulundu. Bu Türklerin tümü Rum ve Yunanlılarca kurşunla delik deşik edilerek öldürülmüş ve öldürülmeden önce tellere bağlanmış. Cesetlerden kiminin başı gövdeden koparılmış.” 

* 1.08.1974, David Lancashinge, AP Ajansı Muhabiri (ABD): “Muratağa köyü dışında 20’den fazla Kıbrıslı Türk erkek, kadın ve çocuğun bulunduğu toplu bir mezar açılmıştır. Bu, Kıbrıs’taki harbin bitiminden bu yana tespit edilen sivillere karşı yapılmış en büyük mezalimlerden biridir.” 

* 30.07.1974, Almanya’nın Sesi Radyosu: “İnsanlık aklı, Yunanlıların Kıbrıs’ta yaptığı bu cellatlığı asla kabul edemez. Türk evlerine giren Yunan-Rum Milli Muhafızları, kadın ve çocuklar üzerine mermi yağdırıyor, büyükleri boğazlıyor ve yakaladıkları Türk kadınlarının ırzına geçiyorlardı...” 

* 24.07.1974, Kurt Lariken, Die Welt Gazetesi Muhabiri (Alm.): “Rum ulusal birlikleri Türk köy ve kasabalarda kadın, çoluk, çocuk bütün sivil halkı gaddarca öldürüyorlardı.” 

* 24.07.1974, France Soir Gazetesi Muhabiri (Fransız): “Son derece utandırıcı olayları kendi gözlerimle gördüm. Rumlar Türk camilerini yaktılar ve Mağusa civarındaki köylerde bulunan Türk evlerini ateşe verdiler. ” 

* 11.02.1974, Bernard Nicolas, AFP Ajansı Muhabiri (Fransız): “Atlılar köyünde bir çukura doldurulmuş, Rumlarca katledilen Türklere ait cesetler çıkarılmıştır.” 

* 30.09.1974, Jhon Akass, The Sun Gazetesi Muhabiri (İngiliz): “Muratağa köyünün Türk sakinleri 16 Ağustos’ta katledilmişlerdir. Bunlar Türk taarruzunun ikinci gününde komşu köylerdeki üniformasız Rumlar tarafından öldürülmüşlerdir” 

* Ekim 1974 Lars Harkanson, BM Barış Gücü Kıbrıs Temsilcisi: “Rumların yaptığı Atlılar köyü Katliamı... Ömrüm boyunca böyle bir facia, böyle bir barbarlıkla karşılaşmadım. ” 

* 11.02.1974 Cunnar Hilson Expressen Gazetesi Muhabiri: “Muratağa, Yunan askerleri ile Kıbrıslı Rumların geçen Ağustos’ta 83 Türk erkek, kadın ve çocuğu öldürdükleri katliam köyünde bugün sadece 15 kişi yaşıyor. Muratağa’da kalan 15 kişi için artık hayat yok.” 


Ve daha nice haber Kıbrıs’ta Rum-Yunan vahşetini tüm dehşeti ile göstermektedir. 

Bu vahşeti olmamış gibi varsayarak yolumuza devam etmemiz mümkün değildir. 

Bu şehitlerimize ve gazilerimize ihanet olur. 

Korumak ve yaşatmakla yükümlü olduğumuz devletimiz KKTC için bir zafiyet olur. 

Adada yaşanan gerçeklerin üstü örtüldüğü müddetçe Kıbrıs sorununa anlaşma ile çözüm bulmak da mümkün olmayacaktır. 
36 yıldır adada yaşanan gerçeklere gözünü ve kulağını kapamış odaklar artık kendine gelmeli uykudan uyanıp gerçekleri görüp kabullenmelidir. 

Adada yaşananlar hesaba katılmadan Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir sonuçla çözülemeyeceği gerçeği artık yüksek sesle haykırılmalıdır.



TÜRKLER SOYKIRIM YAPTI DİYEREK SAHTE CE ÇİRKİN PROPAGANDA 
YAPAN RUM-YUNAN VAHŞETLERİ UNUTTURULMAMALIDIR....



Hüseyin Macit Yusuf - 21.07.2010

YENİÇAĞ



BEŞPARMAK DAĞLARI- KKTC






HATIRLA VE HATIRLAT

SB

***