Türkiye'nin, dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yapılandırmaya çalışan küresel güçlerin doğrudan hedefi olduğunu ve çok yönlü psikolojik savaş tehdidi ile karşı karşıya bulunduğunu biliyor musunuz? -MGK Toplumla İlişkiler Başkanlığı, 21 yıl boyunca ne tür iç psikolojik harekatlar yaptı? -Psikolojik harekat olarak kene, kuş gribi ve Metal Fırtına ve Kurtlar Vadisi ne anlam taşıyor? - Halen 24 ülkenin planlı psikolojik savaş tehdidi altındaki Türkiye'nin bu saldırıları karşılayacak teşkilatının bulunmadığını ve küresel psikolojik tehditlere karşı toplumumuzun tamamen savunmasız olduğunu biliyor musunuz? - Başdöndüren hızla gelişen kitle iletişim teknolojilerini kullanan küresel psikolojik savaş uzmanlarının beyninizi 24 saat kontrol altında tuttuğunu biliyor musunuz? - Küresel odakların televizyon, bilgisayar, sinema ve basın vasıtasıyla evinizin en mahrem noktalarına kadar ulaşıp fikir ve düşüncelerinizi yönlendirdiğini ve sizi her istenileni yapacak birer robot haline dönüştürdüklerini biliyor musunuz? - Günümüzde küresel güçlerin kendi tank, top ve askerlerini kullanmadan ülkemiz üzerindeki milli çıkarlarını sizi kullanarak kolaylıkla elde ettiklerini biliyor musunuz? - Anadoluda bin yıldır birarada yaşayarak et-tırnak misali kaynaşmış milletimizin birbiri ile çatışmasının ve dökülen kardeş kanlarının arkasında küresel psikolojik savaş güçlerinin bulunduğunu biliyor musunuz? - Küresel güçlerin Türk halkı üzerinde uyguladıkları psikolojik savaş yöntemlerini ve kullandıkları teknikleri biliyor musunuz? - Psikolojik savaş tehditlerine karşı koymanın aslında çok kolay olduğunu, bunun en güzel örneğini milli mücadelede Atatürk'ün verdiğini, istenildiği takdirde halkımız bilgili ve bilinçli kılınarak bütün saldırılara karşı koyabileceğimizi biliyor musunuz? Ve siz; sahip olduğu milli güç potansiyeli dolayısıyla oyun kurucu ve yönlendirici dünya devleti konumunda bulunan Türkiye'nin, kendi içinde kurgulanan ve çevresinde oynanan oyunlarda bugün sadece seyirci durumunda bulunduğunun ve küresel merkezlerden aldığı ödevleri yerine getirmekten başka bir işlevi olmadığının farkında mısınız? Eğer bütün bu gelişmelerin farkında iseniz, kafanızda oluşan neden ve nasıl sorularının cevabını psikolojik harekat uzmanı Dr.Tahir Tamer Kumkale'nin hazırladığı "Beynimizi kimler ve nasıl Yönetiyorlar" kitabında bulacaksınız. Basım tarihi 2006 !
...
Tarihten süzülüp gelen Türk seciye ve ahlakının yaşatılarak gelecek nesillere aktarılmasında çok önemli bir müracaat kitabı olabilecek bir kitap; Dr.Tahir Kumkale'nin ustalık eseri olarak değerlendirebilinir. Birçok kitabın yazarı olan, değerli asker ve fikir adamı olan Kumkale alışılmış ve sık rastlanan diğer "Toplum Mühendisleri"nden farklı olarak, konulara akademik gözlükle tarafsız bakabilecek bilgi ve tecrübededir. Bu bakımdan da çalışmanın muhtevası ilgililerce ayrıca dikkatele incelenmelidir. Günümüz dünyasındaki mücadeleler istisnaları da olsa; sıcak savaş konseptinden uzaklaşma eğilimi sergilenmektedir. Artık ülke ve toplumlara fiziki zararlar vermek yerine daha ziyade zihni (mental) zararlar hedeflenmektedir. Rakip fert ve toplumların inanç sistemleri, duygu ve düşünceleri hedef alınarak, milli güç ve mücadele azimleri törpülenerek tahrip edilmektedir. Dünya ve bölge güçleri hedef ve çıkarlarını gerçekleştirebilmek maksadıyla artık riski sıfır, başarı ihtimali yüksek ve maliyeti düşük olan savaşlara yönelmektedir. Sadece bir tek "karikatür" örneği bile bu mücadele tarzının ne ölçüde başarılı olabileceğinin bir göstergesidir. Fransa'da yayımlanan bir karikatür;bütün İslam Dünyasını ayağa kaldırırken, totaliter bir yapı sergileyen İran'da yayımlanan diğer bir karikatür de bu ülkenin sosyal yapısı ve istikrarını altüst etmeye yeterli olmuştur. Yaygın ve özgün örneklerini bu çalışmada göreceğiniz psikolojik savaş uygulamaları, artık senenin 365 günü ve günün 24 saati en mahrem özel alanlarımıza kadar sızmıştır. Hepimizi ciddi bir tehdit altında bırakan bu mücadelede "beynimize" sahip olabilmek için; yeterli ve doğru bilgilerle donanmış, sadece maddeyi değil, beraberinde milli şuuru da özümsemiş nesiller yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Aksi halde eski de olsa gelişen teknoloji ile sınırsız güce ulaşan psikolojik savaş ve onun en güçlü silahı oalrak bilinen propagandanın hedefi ve mağduru olmaktan kurtulamayız.
Dr. Veysel GANİ *(Eylül 2012 de sosyal paylaşıma düşen ve İslamı karalayan film gibi -SB)
...
ATATÜRK DİYOR Kİ ;
Aciz ve korkak insanlar, herhangi bir felaket karşısında milletin hareketsiz kalmasına ve çekingen bir hale gelmesine yol açarlar. Beceriksizlik ve tereddütte o kadar ileri giderler ki, adeta kendi kendilerini küçük görürler. Derler ki, biz adam değiliz ve olamayız ! Kendi kendimize adam olmamıza imkan yoktur. Biz kayıtsız ve şartsız, mevcudiyetimizi bir yabancıya bırakalım. Balkan muharebesinden sonra milletin, bilhassa ordunun başında bulunanlar da başka tarzda ve fakat aynı zihniyeti takip etmişlerdir. Türkiye'yi böyle yanlış yollarda batma ve yok olma vadisine sevk edenlerin elinden kurtarmak lazımdır. Bunun için bulunmuş bir hakikat vardır, ona uyacağız. O hakikat şudur; Türkiye'nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir imanla donatmak. Bütün millete taze bir maneviyat vermek...
NUTUK s.637
Şurada acıklı bir hakikat olmak üzere arz edeyim ki, memleketimizde külliyetli ecnebi parası ile birçok propagandalar cereyan ediyor. Bundaki gaye pek aşikardır ki, milli hareketi neticesiz bırakmak, milli emelleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı mühim parçalarını işgal gayelerini kolaylaştırmaktadır. Bununla beraber her devirde, her memlekette ve her zaman zuhur ettiği gibi bizde de kalp ve asabı zayııf, kavrayışsız insanlarla beraber vatansız ve aynı zamanda refah ve şahsi menfaatini vatan ve milletin zararında arayan adi kimseler de vardır. Şark işlerini çevirmede ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek usta olan düşmanlarımız, memleketimizde bunu adeta bir teşkilat haline getirmişlerdir. Fakat mukaddesatını kurtarma gayesiyle çırpınan bütün millet, işbu azim ve mücadele yolunda her türlü güçlükleri muhakkak ve mutlaka kırıp süpürecektir.
NUTUK s.930
ATATÜRK DİYOR Kİ;
İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yaraya hareket ve enerjidir. 1931
Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Millet varlığını ve yurt bütünlüğünü korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak, bir milletin en yenilmez silahı ve koruma vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk milletinin idaresinde ve korunmasında milli birlik,milli şuur ve milli kültür en yüksekte tuttuğumuz idealdir. 1935
Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkartmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zapt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak için kafi değildir. Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hakim olmanın imkanı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hiçbir kuvvet mukavemet edemez. Mahkum olmak istemeyen bir milleti, esareti altında tutmaya gücü yetecek kadar kuvvetli müstebitler artık dünya yüzünde kalmamıştır.
CIA’in 1953’te başlattığı meşhur MK-ULTRA zihin kontrolü projesinin alt kolu olan Monarch (Hükümdar) programı çerçevesinde küçücük kızıyla beraber sayısız tecavüze, hem fiziki hem de psikolojik barbarlık, taciz ve işkenceye uğratılan Cathy O’Brien’ın (kurtarıcısı Mark Phillips’le birlikte) 1995’te yazdığı ve Türkçeye “Baykuş İmparatorluğu” şeklinde tercüme edilen “Trance-Formation of America” adlı eserden öğreniyoruz ki, Telegramcı “Yeni Dünya Düzeni”nin yolu fuhuş ve pornodan geçiyor. Uzaktan elektromanyetik zihin-beden kontrolü ve yönlendirmesi olarak nitelendirebileceğimiz Telegram’ın ABD’deki bir önceki teknik, teknolojik ve metodolojik seviyesine tekabül eden MK-ULTRA-Monarch programı çerçevesinde zihnen kontrol edilip yönlendirilecek kurbanlar, çoğu daha bebekken seçiliyor, ilk çocukluklarından başlayarak ensest ve pedofili saldırılarına, akıl almaz bedenî ve psikolojik işkencelere, elektrik şoklarına, zorla ilaç ve uyuşturucu kullanımına maruz bırakılıyor.
Kendilerine her vesileyle “travma” yaşatılıp, daimi bir HİPNOZ ile de desteklenerek, bu kurbanlarda “çoklu şahsiyet bozukluğu” veya “bölünmüş kimlik bozukluğu” denilen bir rahatsızlık kökleştiriliyor. Travma doğurucu işkenceler belli bir dönemle de sınırlı kalmıyor, bu süreçte ölenlerin veya kasten öldürülenlerin arasından sıyrılıp da sağ kalmayı başaran kurbanlara hayatları boyunca tatbik ediliyor. Sonuçta kendi iradelerini neredeyse tamamen yitirip bir “Mankurt”a dönüşen bu zavallılar, biri diğerinden habersiz sayısız “şahsiyet” halinde kendi içinde bölünüyor, aynı insanda toplu tüm bu farklı “şahsiyet”lere Batılı-Batıcı Yeni Dünya Düzeni’nin casusluğu, fahişeliği, tetikçiliği, kaçakçılığı, ayakçılığı, hizmetçiliği yaptırtılıyor. Hipnotik bir metodla programlandıkları için de kendi normal (!) zamanlarında tüm bu yaptıklarını hatırlamıyorlar. (özellikle bazı politikacıların, aydınların ,sanatçıların söylediklerini, yaptıklarını inkar etmesi !) “Köle”lerinin hafızasızlığına, devlet ve dünya iktidarlarına sonsuzca güvenen “efendi”ler ise, bu zavallılar üzerinde tüm sapıkça, hayvanca ve sadistçe arzularını tatmin ediyorlar. Dilediklerine diledikleri gibi tecavüz ediyor, dilediklerini öldürüyor, yaralıyor veya sakat bırakıyorlar. Yine de işi şansa bırakmamak için, 30 yaşını geçen “zihin kontrolü köleleri”ni çoğu ortadan kaldırmayı tercih ediyorlar. (kazayla,intihar süsü...) Ne var ki “program”da umulmadık aksamalar yaşandığı da oluyor ve Cathy O’Brien, Brice Taylor, Kathleen Sullivan gibi kurbanlar bu cendereden bir şekilde kurtulup, yıllar süren ve çok masraflı psikolojik tedavilerden sonra “hafıza”larını geri kazanıyor, “bölünmüş şahsiyet”lerinin derinliklerinde yatan sırları gün yüzüne çıkarabilecek imkanı buluyor. Bununla da kalmayıp, her biri bu yaşadıklarını kitaplaştırıyor. “Yeni Dünya Düzeni”nin Amerikalı mimar, idareci ve icracılarının akla hayale gelmedik barbarlık, fuhuş ve sapkınlıkları yer yer delilli ispatlı şahitliklerle tek tek ifşa ediliyor. “Zihin kontrolü köleleri”nin zorla fahişelik yaptığı Gerald Ford’tan Ronald Reagan’a, George W. Bush’tan Bill Clinton’a, Dick Cheney’den Hillary Clinton’a, en üst seviyeden en alt memura kadar, kimi pedofil, kimi nekrofil, kimi homoseksüel, kimi lezbiyen, kimi sadist, artık “Lut kavmine parmak ısırtır” hatırınıza ne gelebiliyorsa hepsi olanca çirkefliğiyle ortalığa saçılıyor. Bir diğer ifadeyle, “tetikçi fahişe” olarak programlanan Kathleen Sullivan, şu sözleriyle kesinlikle abartmıyor: - “Sullivan, Lücifercilerin [Satanist Elit’in], alt sınıfları hayvan olarak gördüğüne, aşağı ırktan olduklarını düşündüklerini safha safha yok etmeyi tasarladıklarına inanıyor. Onlar Lucifer’in [Şeytani arzuların] açıkça uygulanabileceği, pedofili ve hayvanlarla cinsi ilişki gibi bazı aktivitelerin kanunileştirileceği yeni bir dünya düzeni yaratmak istiyorlar.” [Jim Keith, Amerikan Derin Devleti ve Beyin Yıkama Operasyonları, Trc: Sibel San, Nokta Yayınları, İstanbul 2006]
Amerikan başkanlarının zorunlu fahişesi” Cathy O’Brien’ın söyledikleri “bile” bizce yeter: - “Zihin kontrolü gerçektir. MK-Ultra Hükümdar Projesi travmaya dayalı zihin kontrolü altında, kendi hür irademi, düşüncelerimi kontrol etme kabiliyetimi kaybettim. Ne soru sormayı, ne muhakeme yapmayı, ne de şuurlu olarak kavramayı becerebiliyordum ; sadece bana söylenilenleri yapıyordum. Zihnimi ve sonuç olarak tüm davranışlarımı kontrol edenler, kendilerinin “uzaylı”, “şeytan” ve “tanrı” olduklarını iddia ediyorlardı. Ama Yeni Dünya Düzeni peşinde koşan hainlerin terör amaçlı iddialarına ve hayâllerine rağmen, dünyaya ait insanlar olduklarını kendi tecrübelerimden biliyorum. Gerçekten de bizim için geçerli olan tabiat kanunları onlar için de geçerli. Beni dini, annelik içgüdülerimi ve insanlara art niyetsiz yaklaşımımı kullanarak manipüle ettiler ama iç varlığıma asla “sahip olamadılar”. Beni kendilerinden biri yapamadılar. İnsan ruhunun gücünün ne kadar büyük olacağını hesaplamamışlardı. Hatta bunun varlığından bile haberleri olmamıştı. İşte bu yüzden üzerimde başarılı olamadılar.”
BAYKUŞ İMPARATORLUĞU ve ANGELİNA JOLİE !
[Mark Philips - Cathy O’Brien, Baykuş İmparatorluğu -Bir CIA Zihin Kontrolü Kölesinin Gerçek Yaşam Öyküsü-, Trc: Uğur Alkapar, Aykırı Yayınları, İstanbul 2002]
- "Global Çete’nin gizli örgütleri içinde en esrarlısı olan ve bugüne kadar hakkında örgütün yapısı ve işleyişine dair ülkemizde hiçbir kitap yazılmayan, Bohemian Club’dır. Anılan örgütte genellikle Temmuz ayında iki Cumartesi-Pazar’ı da kapsayacak bir süre içinde ABD’nin global elitleri(!), global seçkinleri, yani tüm dünyaya büyük adam diye yutturulan ABD’li örgüt üyesi kodamanlar, bir yandan global dünyayı yönetmek için kararlar alırken, öte yandan da nekrofili (ölüye tecavüz) dahil her türlü cinsi sapıklık ve sapkınlıklarını tatmin ediyorlar. Bununla da kalmayıp, modern insanın çoktan terk ettiği, pagan dinlerinden kalma dev bir baykuş (Moloch) heykeli altında gam yakma töreni diye adlandırdıkları sözümona sembolik insan yakma törenine de katılıyorlar. Üstelik işledikleri bu alçakça suçları kendi çıkarttıkları kanun ile suç kapsamı dışına alarak Amerikan adaletinin içyüzünü sergilemiş oluyorlar. George W. Bush başta olmak üzere birçok ünlü Amerikan Başkanı ve devlet adamı bu gizli örgütün üyesidir.”
[Talat Turhan - Faik Kurtulan, Küresel Sermayenin Tapınağı Bohemian Club, İleri Yayınları, İstanbul 2006] (radikal dincilerin arzuları Arap Baharından sonra birbir ortaya çıktı, Mısır'da mesela, nekrofillik için yasa talep ettiler....solhaber)
“Baykuş İmparatorluğu” Cathy O’Brien’ın anıları olarak "Bir CIA Zihin Kontrolü Kölesinin Gerçek Yaşam Öyküsü" alt başlığı ile yayınlanan “Baykuş İmparatorluğu” kitabında Holywood yıldızları ile Amerikan yönetimin en üst düzeyden yetkilileri arasındaki ilişkiye dair pek çok ipucu yer almaktadır. Dünyanın egemen gücü olarak dünyanın her ülkesine müdahale etmeyi kendilerinin bir hakkı olarak gören ABD elitlerinin sapkın tercihlerini konu alan bu kitabı, dünyada olan biteni anlamak isteyen herkes okumalıdır. Kendisi de bir seks kölesi olarak programlanan yazarın, küçük kızının da daha çocuk yaşta seks kölesi haline getirilme sürecine sokulduğunu anlayan bir annenin, annelik fıtratının koruma içgüdüsü ile harekete geçerek ABD’yi yöneten elitin mahrem hayatının pisliklerini ortaya seren bu itirafları bir yönüyle tiksindirici unsurlar içerse de hayra hizmet açısından takdir edilmelidir. Bu anıları psikanalitik bir okumaya tabi tutarsak ABD’nin dünyaya yön vermek iddiasındaki isimlerinin; George W. Bush’dan Dick Cheney’e, Madeleine Albright’tan Hillary Clinton’a rezilane tablolar sergiledikleri görülür. İslam Ülkeleri Liderlerine Cinsel Tuzaklar Kitabın bir bölümünde ,Suudi Arabistan’ın ABD büyükelçisi olan Suud Kraliyet Ailesi’nden bir prensin (Bender bin Sultan bin Abdulaziz) cinsel ihtiyaçlarının resmi yönetimin bilgisi altında, bazı görevliler tarafından karşılanması hakkındaki bilgiler ile İslam ülkeleri yöneticilerinin cinsel içerikli şantajlara muhatap kalmasında, haklarında oluşturulan bu cinsel eğilim dosyalarının -ve muhtemel ki görüntü arşivlerinin- bir yeri olduğu kesindir.
Ülkesinin Washington’daki elçilik görevini üslendiğinde orada tam 22 yıl kaldı, bu süre zarfında Amerika’daki diplomasi ağının generali, Cumhuriyetçi partinin siyasilerinin özellikle de Baba ve oğul Bush’un yakın dostu oldu. Yazar Bob Woodward kitabında, Irak savaşının ayrıntılarına dönemin Savunma Bakanı Powell ve diğer bakanlar sahip olmadan önce Bender bin Sultan’ın bunları bildiğini yazmıştır. Sırada Suudi Arabistan vardır. Birinci sınıf prenslerin hayata gözlerini yumması ve geride kalıp tahta aday olanların önemli bir bölümünün yaşlanmasıyla birlikte Suudi Arabistan’da yönetim meselesi son derece rahatsız edici bir konu haline gelmiş durumda. Özellikle de Abdülaziz’in torunlarının sayısının bu kadar çok olduğu göz önüne alındığında. Bu net tablo içerisinde Prens Bender’in yükselişinin, Suudi Arabistan’ın etrafında ciddi siyasi dalgalanmalar yaşarken işin sonuna gelindiğini ya da bu yolda önemli adımlar atıldığını mı gösteriyor? Ve son olarak Prens Bender’in yeni görevine atanması, yavaş yavaş davulları çalınmaya başlanan savaşın göstergesi sayılabilir mi? Her halükarda durum oldukça ciddi! (basından Temmuz 2012)
(Son seçim sürecinde MHP’nin maruz kaldığı şantaja, hattâ CHP Genel Başkanlığı görevini terk etmek zorunda bırakılan Deniz Baykal’ın başına gelenlere bu açıdan bakılırsa net anlaşılabilecektir.!) Marilyn Monroe’dan Angelina Jolie’ye…
“Baykuş İmparatorluğu” kitabında O’Brien, Marilyn Monroe’yu Zihin Kontrolü operasyonuna tabi tutularak ABD başkanları için hizmete sunulmuş ‘seks kölelerinin ilk örneği’ olarak takdim etmektedir. Gerçekten de ölüm sebebi resmi evraklarda aşırı dozda yatıştırıcı ilaç alımı sonucu intihar olarak kayıtlara geçen Marilyn Monroe’nun ölümündeki sır hala gizemini korumaktadır. Zamanın ABD başkanı John F. Kennedy (ölümü ve sözde katili hala şüpheli !) ve başkanın erkek kardeşi Bobby Kennedy (ölümü şüpheli) ile sürdürdüğü eş zamanlı ilişkinin yol açtığı psikolojik ve siyasi sorunların CIA’yi harekete geçirerek Marilyn Monroe’nun 5 Ağustos 1962 tarihinde henüz 36 yaşında ölümü ile sonuçlanan sürecin düğmesine basıldığı yaygın bir kanaattir. Kendisi de ABD elitlerinin ‘hayvani’ zevklerinin tatmini için kullanılan Cathy O’Brien’ın anıları; Marilyn Monroe’dan sonra da devam ettiği anlaşılan ‘seks kölesi üretimi’ yanı sıra pek çok Holywood ve müzik sektörü yıldızının CIA operasyonlarında kullanıldığını göstermektedir. Bazı müzik yıldızlarının ülke içi turnelerinin eroin ve kokain sevkiyatı için önemli bir kanal haline getirildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra ABD başkanı olacak Bill Clinton’un daha Arkansas eyaleti valiliği sırasında bir kokain bağımlısı olduğunu dile getiren satırların arka planında CIA’nin ABD içerisinde kokain trafiğinin tam ortasında olduğu da ima edilmektedir. Cathy O’Brien’ın Bill Clinton ile ilgili anılarını içeren bölümde halen ABD Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton’un özel cinsel tercihleri ile ilgili satırlar da okunabilir. Angelina Jolie’nin bir süredir ABD’nin operasyon bölgelerinde aktif olarak “faaliyet” göstermesi konusuna bu itiraflar ışığında bakıldığında konunun ABD yönetimine uzanan ayaklarını görebiliriz. Afganistan’dan Etyopya’ya, Libya’dan Hatay’a her ‘üretilmiş kriz’ bölgesinde ‘bir halkla ilişkiler kahramanı’ olarak boy gösterip fotoğraf veren Angelina Jolie’nin bu çalışmalarını “bir iyi niyet meleği”nin naif çabaları olarak görmek için oldukça saf olmak gerek. Cinsel yöneliminin biseksüel olduğunu itiraf eden Jolie’nin aktif olarak sürdürdüğü bu faaliyetlerinden bir hayır ummak imkânsızdır.
VE İNANÇ YÖNÜ Kendilerini ,hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, "dini imanı bir" olarak tanıtarak ta tüm dünyayı kandırmaktadırlar. Ayrıca 3 semavi dinin tek bir ilah'a inanması , tek bir yerden çıkması onları hiç ama hiç ilgilendirmiyor, aksine ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bağnaz, fanatik ve gönderilen öğretilerle hiç alakası olmayan bu dincilerin finansal olarak desteklenmesiyle de "MUSEVİLİK, HIRİSTİYANLIK VE MÜSLÜMANLIK" , yani KISACA 3 dinin bütünün olan İSLAM "BARIŞ" DİNİ çok farklı bir şekillerde anlatılıp, insanların üzerinde bir antipati yaratma gayreti içindedirler. Çünkü onların yegane hedefi GÜÇ'tür, nereden ve nasıl geldiği önemli değildir. Kendileri hiçbir şekilde bu üç büyük dinden hiçbirine mensup değildirler. Gerçek dindar insanların (hangi dine mensup olursa olsun) buna kanmadığını da belirtmek gerek. Orta Doğu'da estirilen "Arap Baharları" nın birçok senaryoları mevcuttur. A planı tutmaz ise B planı, o da tutmaz ise C ve D planları ortaya sürülür.Bunlardan biri de Youtube 'da yayınlanan ve müslümanları galyana getiren , islamı karalayıcı, propaganda filmin nelere kadir olduğu görülmüştür. Bunu gören diğer dinlere mensup dindar olanlar da "Müslüman" olan herkesi barbar ve vahşi olarak algılar. Yani bu bohemci, illuminatici, yeni dünya düzenciler ,hedeflerine bu şekilde ulaşmaktadır..! Bu yüzden dikkatli olmalıyız. Tüm duyularımızı açık tutacak ve arkasında ne olduğunu düşünerek hareket edeceğiz. Hatta gördüğümüz, duyduğumuz ve okuduğumuz herşeye sorgusuz sualsiz inanmayacağız. Çünkü "yöneticiler", bildiğimiz "varlıklardan" değiller.
*ABD'nin Cesur Gazetecisi ALEX JONES ile BOHEMİAN GROVE (6 DK.)
*ABD'nin Cesur Gazetecisi ALEX JONES ile BOHEMİAN GROVE (1:31 DK.)
*MİCHAEL JACKSON uyanın diyor ! Medya'nın yalan söylediğini anlatıyor.(Büyük bir ihtimalle öldürüldü !)
*Bu konuyla ilgili bir film:
MANÇURYALI ADAY / The Manchurian Candidate
DENZEL WASHİNGTON - 2004 ABD
Körfez Savaşı'nda esir düşen bir Amerikan askerinin beyni yıkanarak ülkesi aleyhine kışkırtılır. Artık Ben Marco, ülkesine karşı bir görev üstlenmiştir. Burada bilincini kaybeden Marco, başkan adayı olan Raymond Shaw'ın bir kahraman olup olmadığı konusundaki soruları zamanla çözmeye başlar.
THE MANCHURIAN CANDIDATE/CASUSLARA KARŞI (1962)
Frank Sinatra , Angela Lansbury , John Frankenheimer
Soğuk Savaş döneminde anti-komünizm filmleri bilimkurgu filmleri olarak tasarlanırdı. Genelde dünyayı ele geçiren uzaylılar metaforuyla ABD'yi ele geçirmesi muhtemel "yabancı"lar ve elbette ki Amerikan yaşam tarzını ve düşünce sistemini kökten değiştirecek Kominizm "bela"sı işlenirdi.
Tam anlamıyla bir anti-komünizm filmi değil, film boyunca özdeşleşme yaşadığımız kişilerin arasında kominüzme pek de soğuk bakmayan insanlar da var. Öte yandan senaryonun izleyicinin nefretini ele geçirmeyi planladığı en önemli karakterler de anti-komünistler. Ama filmin ana teması komünistlerin Kore'de Amerikan askerlerinin beyinlerini yıkamaları sonucu gelişen olası felaketler olunca filmin dengesi de sağa doğru kayıyor ister istemez.!
BİR DOLARIN ÜZERİNDEKİ BAYKUŞ !
DOLARIN ÜZERİNDEKİ AYİNDEKİ TAŞBAYKUŞ !
Bu “sapkın dünya düzeni” heveslilerinin çirkin yüzleri...
DEMOKRASİ BİR YALANDIR...
VE TÜRKİYE'DE UZANTILARI VARDIR..!
GÖRENE ve ANLAYANA TABİİ...
"Amerikalılar dünyayı filmleri gibi sanıyorlar, kendi çektikleri filmlerde hep kendileri kazanıyorlar. Zannediyorlar ki her yerde öyle olacak." Attila İlhan
ÇOCUKLAR İÇİN ÇEKİLMİŞ MASUM BİR FİLM Mİ , YOKSA BİR ZİHİN YIKAMA MI ?
Halk bilimi alanında yapılan çalışmalar, folklor hareketlerinin ve folklorik verimlerin statik değil dinamik olduğunu göstermektedir. Bu dinamikliği ve sürekliliği doğuran sebeplerin en önemlileri ise insanın zihin yapısı, iç dünyasının temel işleyiş tarzı ve ihtiyaçlarının değişmez oluşudur. İnsan, her çağda, her çevrede, hayatın her safhasında bir takım bilinmezler ile kapasitesini aşan problemlerle karşı karşıya kalmakta, bu unsurlar karşısında, özde değişmeyen bir kısım farklı mücadele vasıtalarına müracaat etmekten de geri durmamaktadır. Bu doğrultuda, insanlık tarihi ile eşdeğer bir tarihi süreç içerisinde ele alınabilecek olan bilinmeyeni bilme ve gelecekte olacaklardan haberdar olma, merak ve isteğinden doğan gaybî ilimler ve dolayısıyla da fal içerikli türler, bu nitelikleri ile güncelliklerini, değişen şekil ve uygulamalarla günümüze değin sürdürmüştür. İnsanın kendini tanıma ve geleceğine ilişkin saptamalarda bulunulabilmesi hususunda, bir işaretler dizisi olarak ele alınabilecek olan bu türler, barındırdıkları kültürel unsurların yanında, yansıttıkları genel toplumsal beklenti, eğilim ve ilgi çekici açılımlarıyla da ilgiye değerdir. İnsanoğlu, dünden bugüne gerek kendisiyle gerek çevresiyle ve gerekse içerisinde yaşadığı kozmik âlem ile ilgili bilinmezleri anlayıp keşfetmeye, yarının neleri getirip neleri götüreceğini önceden öğrenmeye ve böylece kendi kaderine hükmetmeye çalışmıştır. Elbette ki bu yaklaşımda, sınırları tespit edilemeyen esrarengiz âlem ve bu âlemin meçhullerine karşı duyulan merak ve korku öğesinin payı büyüktür. Bir diğer ifade ile olağan ya da olağanüstü her şekle, her eyleme bir mana verme ve bir anlam yükleme insanın mekanik döngüsünün doğal bir özelliğidir. Bu özellik, insanoğlunun bilinmeze dönük ilgi, arayış ve beklentilerini, dün olduğu gibi bugün de sürekli güncel kılan en önemli etken olsa gerektir. Gelecek kaygısı ve bu kaygının kaynağı olan merak öğesi, insan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır adeta. Bu duygu, kimim, neyim, ne olacağımdan tutun da uğurlu-uğursuz saat tespitlerine, doğacak çocuğun cinsiyet tayinine varıncaya kadar yüzlerce çok bilinmeyenli denklem niteliğindeki sorular silsilesi ve bunların muhtemel cevapları ile somut bir nitelik kazanır. Bahsi geçen soruların cevaplarındaki büyük gizem, insanlığı dün olduğu gibi bugün de -bazen hiç olmadık- birtakım arayışlarla meşgul etmeye devam etmektedir ki bu meşguliyetlerden birinin, belki de en çok umut bağlanılanının fal olduğu açık bir gerçektir. İşte fal inancını besleyen ve bu işi meslek haline getirenleri toplum nazarında farklı kılan da başlangıcından günümüze insanın yapısında mevcut olan yarının bilinmezliğini anlama ve çözme gayreti ile dertlerinden bir an önce kurtulma isteğidir. Farklı inanç ve kültür dairesine mensup pek çok toplumda yaşam alanı bulmuş olan bu türden yaklaşım ve uygulamalar, muhataplarının toplumun hemen her katmanından olmasıyla, öncelikle sosyal daha sonra da ferdi bir kimlik taşımaktadır. Fal ve Falcılık Geleceği hem iyi hem kötü yönleriyle öğrenmek için farklı vasıtalara müracaat etme arayışlarının ortak adı olan fal, geçmişten günümüze değişen şekil ve uygulamalarla, yaşam alanı bulduğu toplumun medeni seviyesine adapte olarak insanın yaşadığı her yerde kullanılagelen bir pratiğin adıdır. ‚Fal: Uğur, talih, deneme, kahve fincanına, iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. Fal: 1. Gelecekte olacak şeyler hakkında bilgi sahibi olmak için başvurulan çeşitli yollar tefe’ül. Bakla falı, yıldız falı. 2. Uğur, talih. Fal açmak: Fala bakmak. Fal oku: Fala bakmak için kullanılan ok. Fal taşı: Atılarak fala bakılan taş. Fala bakmak: Gelecekte olacak şeyleri öğrenmek için çeşitli yollara başvurmak. İnsanlar, ilkçağlardan beri, geleceklerine kimi ön belirtilerden hareketle hükmedebileceklerine inanmışlardır. ‚Milattan önce 4000 yıllarında Mısır’da, Babil’de, Çin’de, Kalde’de astroloji ve el falı gibi metotların uygulandığını gösteren çeşitli belgeler, falın en eski menşe’inin muhtemelen Mezopotamya olduğunu destekler niteliktedir.Bununla birlikte, geleceği bilmeye yönelik çok sayıdaki tekniğin de Akkadlar döneminde gelişerek, daha sonra bütün Arap ve Akdeniz bölgelerine yayıldığı belirtilmektedir.Bu bölgelerde, ayna, kahve telvesi, bakla, iskambil kağıdı vb. gibi nesnelere bakmak ya da yıldızların devinimlerinden, kuşların seslerinden, uykuda görülen düşlerden anlamlar çıkarmak yoluyla çeşitli fallar vardı. Hemen hemen bütün mitolojiler de ünlü falcıların öyküleriyle doludur…Antikçağın Uythagoras, Platon vb. gibi ünlü düşünürlerinin bile fala ve falcılığa inanmış olmaları türün ehemmiyetini bu anlamda netleştiriyor olsa gerektir. Eski Yunan, Roma, Mısır, Kalde, Babil ve Çin medeniyetleri içerisinde de yaşam alanı bulmuş olduğu ifade edilen fal, insanlara sunmayı vaat ettiği gizemli içeriği ile daima dikkat çekmiştir. Mesela; ‚Aristo, yüzün çizgilerine bakarak kişinin karakterini okuma üzerine -fizyonomi- bir kitap yazmış, Yunan mitolojisinde, Tanrı Apollon, evlenmek istediği Kasandra’ya falcılık yeteneği bağışlamış, Sümerler kesilen kurbanların karaciğerlerine, Etiler kuşların uçuşlarına, bakmak suretiyle ileriye dönük değerlendirmelere müracaat etmiş, Fransız astrolog Nostradamus, miladi 3000 yılına kadar olabileceklerle ilgili kehânetlerde bulunmuştur. Kökü ve başlangıçtaki ilk manası belli olmayan fal, Arapça bir kelimedir. ‚Arapça’da fâl (fe’l): Uğur ve uğurlu şeyleri gösteren simge, anlamına gelir. Batı dillerinde umumiyetle ‘gelecekten haber verme (kehânet)’ anlamındaki Grekçe manteia ekiyle yapılan ve fal türlerine göre değişen kelimeler kullanılmaktadır… Fal genelde ya bazı alet ve vasıtalarla ya da bazı yöntemlerle tahminlerde bulunma, içinde bulunulan zamanla ve gelecekle ilgili yorumlar yapma işidir. İslamiyet’in mukaddes kitabı Kur’an-ı Kerim’de fal kelimesi geçmemekte, bu kavram yerine ‘tyr’ kökü geçmektedir. Bazı hadislerde fal ve tıyara kelimelerinin her ikisi de gelecekte olabilecek hadiselere dair işaret, manasında kullanılmış, daha sonraları kelimenin manası, geleceği hem iyi hem de kötü yönleriyle öğrenmek için bazı garip vasıtalara müracaat sonunda elde edilen neticeleri de içine alacak şekilde genişletilmiştir. ...
İslamiyet’ten önceki Türkler, fala bir hayli itibar etmişler, karşılaştıkları çeşitli meselelerin çözümü için, falcıdan yardım beklemişler, koç, keçi, at, sığır ve geyiklerin kürek kemiği, aşık kemiği, koyun tezeği, fasulye, nohut, ateş, yıldız, ok ve yay, köpük, kaşık, eldiven gibi nesneleri birer fal aracı olarak kullanmışlardır.
Örneğin; Eski Türk dünyasında, şamanların üstlendiği kehânet görevini, Osmanlılarda müneccimlerin, kısmi sınırlamalarla dahi olsa üstlenmiş olması, bu bakımdan dikkate değerdir. Hatırlatmak gerekirse; müneccimbaşılık, 15.yy sonları ile 16. yy başlarında ortaya çıkmıştır. Medrese mezunu olan ilmiye sınıfı mensupları arasından seçilen müneccimbaşılar, ileri gelen devlet adamlarının kullanımı için takvim, imsakiye ve zayiçe hazırlamaya başlamışlardır. Takvimler 1800 yılına dek Uluğ Bey Zici’ne göre, bu tarihten sonra da Jacques Cassini Zici’ne göre hazırlanmıştır. Evvela, tahta geçme olmak üzere, savaş, doğum, düğün, denize gemi indirilmesi gibi konularda müneccimbaşılar ve bazen de müneccimler uğurlu saatler tespit etmişlerdir.
Günümüzde fal kavramı, dünün koyu ciddi ve vazgeçilmez duruşundan kısmen de olsa uzaklaşmış gibidir. Modern ilim ışığında, günümüz insanının pek çok bilinmezi ifşaya muktedir olması, fala ilişkin tutum ve yaklaşımlarda da değişikliklere sebep olmuştur. Bu değişim, bilinmezlerin adım adım bilinir hale geldiği aydınlanma sürecinin doğal sonucu olsa gerektir.
Yalnız, yukarıda bahsettiğimiz gibi, fal ve fal içerikli uygulamalara yönelik yaklaşım değişimleri, türün ilgili toplumun bünyesinde daha farklı veya daha masum bir görüntü ile ortaya çıkmasını da engelleyecek bir boyuttan ve bilimsel zenginlikten şimdilik çok uzaktadır. Bilindiği üzere, insanın gerek kendisiyle gerek çevresiyle ilgili bilinmezleri anlayıp keşfetme mücadelesi, bu işi meslek edinen ve toplumda büyük itibar gören kâhin, müneccim, sihirbaz, büyücü ve şifacı adı verilen bir kısım zümreyi de doğurmuştur. Tarih boyunca bazı dinlerde din adamlarının dahi kâhinlik yaptıkları, milattan önce 4000 yıllarında Mısır’da, Çin’de, Babil’de ve Kalde’de falcı ve kâhinlerin olduğu bilinmektedir. Türk kültüründe yer tutmuş bir kısım fal çeşidine ve bunlara ilişkin bazı uygulamalara yer vermeden önce, bu uygulamaların özünde yatan ‚Gök Tanrı’‛ inancına, ana hatlarıyla temas etmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Şöyle ki; Altay halklarına göre, Tengri kendilerinden hoşnut kalmadığında, bu durumu kozmik işaretlerle gösterirdi: Kuyruklu yıldızlar, kıtlıklar, su baskınları vb. Bu durumlarda Tengri’ye dua edilir, at, öküz, koyun kurban edilirdi. Özellikle doğal afetlerde ve büyük yıkımlarda Gök Tanrılara kurban sunulması bulgulanan bir olgudur. Türk kültür tarihi içerisinde önemli bir köşe taşı olan Kutadgu Bilig, fal kavramını; iyi talih, baht, uğur kavramlarının karşılığı olarak anlamlandırır.Divan-ı Lugat’it-Türk’ün de fal karşılığı gelen ırk sözcüğünü; falcılık kâhinlik, bir kimsenin gönlündekini bilmek, olarak manalandırılması bu türün bizim kültürümüz içerisindeki duruşunu sergilemek adına kayda değer olsa gerektir. Türklerin Müslüman olmadan önceki dini törenlerinde ve günlük hayatlarında, falın önemli yeri vardır. Orta Asya Türkçesi’nde fal kavramı ‚ırk‛ kelimesiyle karşılanmıştır. Nitekim, Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lugat’it Türk’te bu kelimeyi; falcılık, kâhinlik, ve bir kimsenin içinden geçeni bilmek, şeklinde açıklar. Türklerde fal anlamına gelen kelimelerden biri de ‚tölge‛dir. Suya ve aynaya bakma, kurşun, köz ve tütsü, kürek kemiği, kahve, bakla falları, Türkler arasında yaygın olan fal türlerindendir. Şamanlar kayıp kişilerden haber almak için ayna kullanmışlardır. Kürek kemiğiyle fal bakma ise Asya’nın birçok bölgesinde yaygınlık kazanmıştır. Dede Korkud Hikâyeleri’nden ‚Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu‛nda, Dirse Han, kırk namerd yiğidine inanarak, bir av sırasında oğlunu okla vurur. Bu olayın ardından hanın eşinin, avdan yalnız dönen Dirse Han’a, oğlunun hayatından kaygı duyduğunu belirttiği soylaması esnasında karşımıza çıkan ‚segirmek‛ kelimesi, aşağıda bahsi geçecek olan inancın arkaikliğini ve tatbikini ortaya koyma bakımından dikkate değerdir. Örnekte görüleceği üzere, gözün seğirmesi, Boğaç Han’ın annesini, oğlunun başına kötü bir şey gelmiş olabileceği kanaatine götürmekle, ileriye dönük bir işaret niteliği kazanarak, aşağıdaki şekilde karşımıza çıkmaktadır. ‚Göksi gözel ala tağa ava çıkdun İki vardun bir gelürsin yavrım kanı Karanu dünde bulduğum oğul kanı Çıksun benüm görür gözüm a Dirse Han yaman segrir‛
Fal baktırmak, iptidai Şamanizm felsefesine göre; bütün kişioğlunun ruhunda bıraktığı ve tedavisi kabil olmayan hastalıklardan da biridir. Halk hekimi, büyücü, din adamı, ozan vb. pek çok vasfı şahsında toplayan şamanın kâhin olmak sıfatıyla, bu toplumlarda, diğer üyelere karşın bariz farklılıkları olması da gayet doğal karşılanmalıdır. Şamanlar, seçilmiş kişilerdir ve bu nitelikleriyle, toplumun öteki üyelerinin ulaşamadığı bir kutsal alana erişebilirler. Onların esrime deneyimleri, dinsel ideolojinin katmanlaşmasına, mitolojiye ve törenler sistemine güçlü biçimde etkide bulunmuş ve bulunmaktadır. Şamanın bütün diğer görevleri ile beraber esas misyonu, toplumu gizli bilgilerle tanıştırmak ve makro-kozmosla, mikro-kozmos arasındaki dengeyi korumaktır ki Şamanın yerine getirmekle yükümlü olduğu bu işlevler arasında, fala bakarak gelecekten haber vermek de vardır. Geleneksel Şamanist Türk toplumlarında, şamanın ilgi sahasına giren tören, ritüel ve uygulamalar aşağıda sıralanmıştır ki bunlar arasında, gelecekten haber verme maddesi konumuz açısından dikkate değerdir. 1. Hastaları iyileştirmek 2. Ölen adamın ruhunu öteki dünyaya götürmek 3. Kısırlığı tedavi etmek 4. Avın bol olmasını sağlamak 5. Fal bakarak gelecekten haber vermek 6. Evi kötü ruhlardan temizlemek 7. Kurban sunmak 8. Mevsim ritüellerini düzenlemek 9. Sığırlara ve atlara zarar veren ruhları kovmak 10.Kayıp şeylerden haber vermek vs.
İslamiyet öncesi Türk kültür ve edebiyatında olduğu kadar, İslamiyet’ten sonraki dönemlerde de muhtevası itibariyle öneminden hiçbir şey kaybetmediğini gözleyebildiğimiz fal nev’inden türler, zamanla başlı başına birer edebi tür niteliği kazanmıştır. Mit, masal, efsane, destan, halk şiiri ve divan şiiri içerisinde, değişen oranlarda kendisine yaşam alanı bulmuş olan fal, günümüzde de belki daha masum ama daha renkli bir kompozisyonla ciddi oranda muhataplar bulmaktadır. İnsanoğlu mevcut donanımıyla yaşamaya devam ettiği müddetçe, adı, şekli ve tatbiki ne kadar değişirse değişsin geleceğine ilişkin ön veriler sunduğuna inandığı bir kısım araca müracaat etmekten uzak kalamayacak gibidir. Bir diğer ifade ile ‚Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur‛ atasözünün özünü oluşturan ve insani bir özellik olan merak var olduğu sürece, insanın bilinmezi bilinir kılma mücadelesi de devam edecektir.
DR.Y.ZİYA SÜMBÜLLÜ
TUZLA ÜNİ.FELSEFE FAKÜLTESİ TÜRK DİLİ VE ED.BÖLÜMÜ/BOSNA-HERSEK
Orta Amerika'nın balta girmemiş ormanlarında kaybolup gitmiş bir uygarlık... Tarihte en çok merak edilen insanların soyu: Mayalar... Kimdi bu insanlar?... Nereden gelmişlerdi ve çağımıza hangi mesajları bırakmışlardı? İşte bu sorular; 1773 de şu meşhur şehir Palanque'nin kalıntıları bulununcaya kadar; yazarların, kaşiflerin, bilim adamlarının iki yüz yıl boyunca kafa yordukları sorulardan sadece birkaçıydı... Hala bile tamamen ortaya çıkarılamamış ve gün geçtikçe vahşi ormanın tehdidini üzerinde hisseden bu muazzam kent, yeni dünyanın en çok merak ettiği sırrıydı... Göz alıcı beyaz kireç taşıyla, Rönesans Masonları'nın bile kusur bulamayacağı mükemmellikte inşa edilmiş o piramitler, tapınaklar ve saraylar görenleri dehşet içinde bırakıyor... Ne yazık ki kentin en önemli binalarının duvarları üzerindeki şifrelerin çözülmesi ancak 20. Yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşebilmiş, bu hazinenin değeri ancak bu şekilde anlaşılabilmiştir. Bulgular bizden oldukça farklı bit toplumu gün ışığına çıkarıyor. Mayalar sadece Yeni Dünya Uygarlıkları'ndan değil, kendi dönemleri içinde yaşamış Eski Uygarlıklar'dan da çok farklıydılar. Yaşamsal gereçler haricinde pek fazla kişisel mala sahip değillerdi. Mısır ve diğer mahsulleri yetiştirmek için basit tarım araçları kullanırlar, bununla beraber toprağın verimliliğini sağlamak amacıyla, tuhaf ve acı verici majik ayinler düzenlenmesi gerektiğine inanırlardı. Bu majik nitelikli ayinler, doğayla barış yapmak adına harikulade süslü ve gösterişli giysileriyle rahipler ve kabile liderleri tarafından yürütülürdü. Maya kabilesi hiyerarşik bir toplumdu. Kanun adamları da köylüler de yerlerini bilirlerdi. Mayalar'ın, Avrupa'da aynı çağda yaşamış diğer karanlık çağ toplumlarından önemli bir farkları vardır: Mayalar Astronomi uzmanıdırlar... "Güneş'in 5. Çağı"nda yaşadıklarına, bizim devrenin insanına gelinceye kadar yeryüzünde "Dört Çağ" ve "Dört Irk"ın gelip geçtiğine inanırlardı. Onlara göre u dört ırk, büyük afetlerle yok olmuş, her çağdan geriye kalabilenler bu olup bitenleri anlatabilmişlerdir.
MAYA GÖZLEMEVİ
M.Ö. 12 AĞUSTOS 3114'den,
M.S 22 ARALIK 2012'ye...
Maya Kronolojisi'ne göre, yaşadığımız "5. Çağ" M.Ö. 12 Ağustos 3114 tarihinde başlar ve M.S. 22 Aralık 2012 tarihinde biter. Mayalar 2012'de dünyanın katostrofik (ağı hasarlı) depremlerle karşılaşarak, büyük bir "Tufan"a sahne olacağına inanırlar. Bu güne kadar Mayalar hakkında birçok kitap yayınlanmış fakat, hiç biri bu tuhaf ama dikkate değer takvimi incelemeye, bu kesin tarihleri neye dayandırarak ortaya koyduklarını araştırmaya cesaret edememiştir. Takvimlerin mekaniği hakkında pek çok şey yazılmasına rağmen, onları bu tarz komplike zaman sistemleri oluşturmaya iten sebepler hala karanlıktaydı. Artık kurdukları saatin alarmı çaldı çalacak... !?! Ve biz nihayet onların sadece kendi zamanları için değil, tüm insanlık için hayati önem taşıyan bu bilgilere sahip olduklarını görüyoruz.
MAYA TAKVİMİ
Uygarlıkları bizim standartlarımıza göre ilkeldi belki... Çağlayan nehirlerinden başka su sistemleri, yolları, arabaları, elektronik bilgisayarları yoktu... Ama diğer konularda engin bilgi ve altyapıya sahiptiler. Son araştırmaların gösterdiğine göre Mayalar, bizim düşünemeyeceğimiz, hatta tahmin bile edemeyeceğimiz tarzda fizik ötesi bilgi ve pratiği kullanabiliyorlardı. Bu esrarengiz insanlar, Avusturalya Yerlileri gibi rüyayı, geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında yorum ve kehanetler yapabilmek için kullanmışlar, gezegenleri ve yıldızları da modern araçlar olmamasına rağmen tuhaf bir biçimde doğru olarak takip edebilmişlerdir. Mayalar, kendi dinlerine çok sıkı bağlı olan bir toplumdu. Sırlarla dolu dinleri dıştan bakışta hiçbir şey anlaşılamayacak kadar şifreliydi. Ona ancak inisiye olanlar nüfuz edebilmekteydi. Dinlerindeki sırlar mitolojik anlatımlarında üstü örtülü bir şekilde dile getirilmiş durumdaydı. Ama mitolojilerindeki sembolik anlatom üzlubu da çözülemeden, bu bilgilere ulaşmak hiçbir zaman mümkün olamamıştır. Mayalar kelimenin tam anlamıyla gizemli bir toplumdu... İlk zamanlarından son zamanlarına kadar (M.S. 600 - 800 yılları arasındaki Post-Klasik dönem ve sonraki birkaç yüzyıl) dünyadaki en önemli sanat eserlerinden bazılarını üretmişlerdir. Fakat hala tam olarak anlaşılamayan bazı sebeplerden dolayı, Maya Uygarlığı çökmüş ve kabile, kentlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bir zamanlar muazzam piramitler inşa edip, yıldızlar ve gezegenler üzerine çalışma yaptıkları bölgenin büyük bir kısmı şu anda ormanın ve toprağın derinliklerinde yatmaktadır. Maya Uygarlığı'nın üzerinde yükselen Toltek ve Aztek kabileleri, bugünkü Mexico City'nin daha kuzey bölümlerine yerleşmişlerdir. Bununla beraber Maya Uygarlığı'nın en son temsilcileri güneydeki tepelere ve kuzeydeki Yucatan Yarımadası'ndaki düzlüklere dağılmışlar, asıl yerleşim merkezi olan orta kısım ise tamamen terk edilmiştir.
"MAYA KEHANETLERİ"; A. G. Gilbert, M. M. Cotterell kitabından...
NASA'DAN 21 ARALIK 2012 İLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Yani, Dünya'nın sonu değil, sadece çağ atlayacağız....
MAYALAR VE TÜRKLÜK ......
Araştırmasına gelelim.
Yrd. Doç. Dr. İsmail DOĞAN, Mayalarla ilgili araştırmaları için Meksika’da, başta Meksico City olmak üzere Ohaka, Merida, Çepaz, Tuhla Gutti, Palenque, Kankum, Tulum, Çetamalar şehirleri ve çevreleriyle beraber bütün Yukatan bölgesini tarayıp, Maya Antik şehirlerinde bulundu. Buralarda konuyla ilgili çalışmalar yapan Üniversite ve Araştırma Enstitüleri ile görüştü. Meksika içerisinde Palanque, Bonampak ve Merida’da yerli ahaliyle bizzat görüşmeler yaptı, soruşturma ve derleme metotlarıyla bilgi topladı ve ortaya bilimsel bir eser çıkardı. İsmail Doğan, ayrıca Belize’de bulunan 12 Maya Antik şehrinin tamamını görüp, müzelerde incelemelerde bulundu. Guatemala’da Tikal Antik Maya şehri başta olmak üzere, Yaşha, Flores, Peten bölgesinin tamamı, Atitlan ve Guatemala City ile Antik Guatemala şehirlerini gezdi, müzelerinde incelemelerde bulunup, özellikle Peten bölgesi Mayaları ile birebir görüşmeler yaptı. Araştırması süresince yaklaşık 10.000 resim çekti, 8.000 km yol katetti. Bu çalışmaların sonunda ise Türk bilim hayatına büyük katkı sağlayacağına inandığımız bu muhteşem eser ortay açıktı. Doğan, kitabın ‘söz başı’nda özetle şunları söylemektedir; “…Türklüğün Asya ve Avrupa kıtalarındaki izleri hakkında az ya da çok yazılı kaynaklar vardı. Üstelik bu coğrafyayı bildiğimizden, saha araştırmalarında nelerle karşılaşabileceğimizi, nerelerden yardım alabileceğimizi biliyorduk. Bu kez, Türk bilim adamı sıfatıyla Yeni Kıta’da da Türklüğün izlerini arayacaktık. Yeni Kıta’da Türklük dediğimizde, hemen karşımızda Kızılderililer ile ilgili bilen bilmeyen birçok kimsenin yorumlarda bulunduğunu, bu konuda müthiş bir bilgi kirliliği olduğunu gördük. Mayalar ile ilgili bilgiler ise daha çok işin mistik yönleri, bilinmezlikleri üzerine kurgulanan hayali ve uydurma bilgilerdi. İşe, konu hakkında daha önce yapılmış olan çalışmaları tespitle başladık. Bu çalışmalar içerisinde, bilim temeline dayanmayan uydurma havadisleri ve kaynakları elemeye çalıştık. Karşımıza çıkan tablonun çözülmesi oldukça zordu. Yurt dışında yayımlanan eserlerin çoğu, İngilizce ve İspanyolca idi. Bu eserlerde sömürgeci-istilacı güçler, Mayaları kendi ölçülerine göre ilkellik ve neredeyse yamyamlıkla tasvir etmekte, ancak, karşılarındaki medeniyet seviyesinin yüksekliği karşısında da zaman zaman samimi itiraflarda bulunmakta; sağlam bilgiler de vermekteydiler. Bu bilgileri elemek gerekiyordu. Konu hakkında Türkiye’de Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dil ve tarih çalışmaları sırasında yaptığı bir görevlendirme sonucu gelen, açık olmayan bilgilere dayalı görüşler bulunmaktaydı. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Meksika’ya 1932’de Büyükelçi olarak görevlendirdiği Tahsin Mayatepek’in raporları ve bu raporlarda bahsettiği James Churchward’ın 1931-1934 arası yayımladığı ‘Mu Kıtası’ ile ilgili teorilerinin yer aldığı kitaplardır. ATATÜRK, bahsi geçen bu eserleri Türkçe’ye çevirtip okumuş ve bir daha da ilgilenmemiştir. Buna rağmen bu konu, zaman zaman Türkiye’de, özellikle magazin haberleri arasında abartılıp, bilinmezlikler ardına atılan bir konu olmuştur.
Konu hakkında Türkiye’de bilinen, özellikle ATATÜRK ve Tahsin Mapatepek’in çalışmalarının esaslarını, bilim görüşü çerçevesinde kısaca ele aldık. Yaptığımız çalışma, özellikle bir Maya Tarihi, Etnografyası, Kültürü çalışması değildi. Dolayısıyla Mayaların tarihleriyle ilgili teferruatlı anlatımlara girmediğimiz gibi, Mayaların etnik yapısı, bilimlik araştırmalarındaki ayrıntılar, inanış sistemlerinin incelikleri gibi konular üzerinde de fazla durma ihtiyacını hissetmedik. Çalışmamızın temel amacı; Mayalar ile Türklük arasında bağlantı olup-olmadığına yönelikti. Bu sebeple Maya tarihi hakkında geniş bilgi vermek yerine, okuyucuya Mayalar hakkında fikir verebilecek ölçüde Mayaların tarihi, coğrafyası ve Mayalar hakkında verilen yanıltıcı bilgileri düzeltecek bilgileri sunmaya gayret ettik. Yine Maya bilim ve sanatı hakkında, Türklükle bağlantılar kurabileceğimiz konuları ele almaya çalıştık. Meksika’da bulunan Türkçe kaynaklı yerleşim birimlerinin adları hakkında kısaca bilgi verip, listesini de ekledik. Çalışmamıza, kendi hazırladığımız yaklaşık 2800 maddelik Mayaca-Türkçe bir sözlük de ilave ettik. Bibliyografya bölümünde, görüp kullandığımız eserler dışında, haberdar olduğumuz ya da konu ile ilgilenenlere hazır kaynak olması açısından 800′ü aşkın eser listelenerek okuyucunun hizmetine sunulmuştur. Albüm bölümünde ise Mayaların Kağıda Yazılı Eserleri, Heykel ve Abideleri, Seramik ve Altın İşleme Sanatlarının Örnekleri ile Maya çalgı aletlerini gösteren bölümler ilave edilmiş. Yine Albüm bölümünde, Maya Antik şehirlerinden görüntüler ile günümüz Mayaları hakkında bilgi verebilecek resimler eklenmiştir. Çok farklı dillerden oluşan kaynakça başta olmak üzere, sahanın zorluğu dikkate alındığında yaptığımız yanlışlıklar ve eksiklerin hoşgörüyle karşılanacağını umuyorum…”
MAYALAR VE TÜRKLÜK
Yrd. Doç. Dr. İsmail DOĞAN
Ahmet Yesevi Üniversitesi -Araştırma Görevlisi ,Kazakistan